Etnik gerilim ve ulus devlet- Sermin Özürküt

İspanya’daki etnik gerilim, son günlerin dış politika gündeminden düşmüyor. Gündemin İspanyası, ispanyol imparatorluğunun ulus devlete dönüşmüş devamıdır. Her ulus devlette olduğu gibi İspanya’da da çoğunluk ve azınlık etnisiteleri, ispanyol yurttaşlığı şemsiyesi altında birleşiyor. Birliğin ilke ve kuralları ise, başta anayasa olmak üzere yasal bir sistem ile düzenleniyor.

Bu düzenleme, meşruiyet içinde işlerken İspanyanın özerk bölgelerinden Katalonya, önce bağımsızlık  bildirisi’ni onaylıyor. Sonra da özerk meclis tarafından referanduma gitme kararı alınıyor. Halkoylaması teklifini, İspanya anayasa mahkemesi iptal ediyor. İptal kararına rağmen bağımsızlık bildirisi, katalanların onayına sunuluyor. Katalanlar, bağımsızlığa ’evet’ diyor. İspanya, bu ’evet’li sonucu, merkezi hükümet ile uzlaşılmadığı için geçersiz sayıyor. Bunun üzerine Katalonya, tek taraflı bağımsızlık kararı alınca İspanya, anayasanın 155. maddesine dayanarak bölgenin özerkliğini askıya alıyor. Ayrıca, yeni hükümetin kurulabilmesi için, 21 Aralıkta seçime gidileceğini ilan ediyor. Bu arada da, seçim sonrası bir anayasa reformunun politik işaretleri veriliyor.

James Buchanan (1791-1861)

Bütün bunlar, İspanya’nın, bölünmeyi önlemek için yasal çerçeveyi aşmadan yani meşruiyet içinde, başvurduğu çarelerdir. Bu durumu, ABD eski başkanlarından James Buchanan,  Kongre’ye yaptığı ’yıllık ulusa sesleniş konuşması’nda şöyle açıklıyor: ”..Birliğimiz, halk iradesine dayanır. Bu birlik, hiçbir zaman iç savaş ile yurttaş kanı akıtarak pekiştirilemez. Birliği korumak için Kongre’nin elinde uzlaşmaya dayalı birçok olanak vardır. Ancak, bu olanaklar arasında birliği, şiddet kullanarak korumayı amaçlayan bir kılıç yoktur..”.

Abraham Lincoln’dan önceki başkan Buchanan,1860 yılında yaptığı bu konuşmada, 1789 anayasası ile uzlaştırılan değişik ırk ve etnisiteleri sükunete davet ediyor. Kongre’ye de Amerikan yurttaşlığında uzlaşıldığını hatırlatarak bu uzlaşmanın meşruiyet içinde korunmasını istiyor. Yakın tarihte, bu görüşün devamını eski Yugoslavya Federal Sosyalist Cumhuriyeti’nde görmek mümkün. Ancak, Yugoslavya’da yasal çerçevedeki çareler tıkanıyor ve meşruiyet bunalımı ortaya çıkıyor. Bu bunalım da iç savaşa dönüşüyor. Böylece federal yapı ile sağlanan etnik uzlaşma, yerini, etnik uzlaşmazlık ile başlayan etnik çatışmaya hatta etnik temizliğe bırakıyor. İç savaştan önce Yugoslavya, Avusturya-Macaristan imparatorluğunun yıkıntıları üzerine kurulmuş bir ulus devlet iken, iç savaş sonrası sekiz parçaya bölünüyor. Bu sekiz parçanın bugünkü adları şöyle sıralanabilir: Sırbistan, Hırvatistan, Slovenya, Bosna-Hersek, Karadağ (Montenegro), Kosova ve Makedonya.

O günün Yugoslavyası ile bugünün İspanyası arasındaki fark, etnik sarmalı çözme yöntemlerinden kaynaklanıyor. İspanya, özerk bölge yapısını, Yugoslavya federe devlet yapısını seçiyor. Her iki yöntemin de amacı, etnik uzlaşmayı sağlamaya dayanıyor. İspanyanın meşruiyet içinde karşı çare aradığı katalanların yerini, o günün Yugoslavyasındaki hırvatlar alıyor.

Hırvatlar, kendi ulus devletlerini kurmayı içeren talepleri federal hükümete iletiyorlar. Hükümet de federe devlet Hırvatistanın istemlerini, bölünmemek amacı ile karşılamaya çalışıyor. Başaramıyor.  Federal anayasa, buna uygun değil. Çünkü, o günkü anayasa, etnisite ile dini birbirine karıştırıyor. Yugoslavya federal devlet anayasasında, ”Sırplar, Hırvatlar ve Müslümanlar” deniyor. Oysa islam dini, musevilik ve hristiyanlık gibi dünyadaki üç büyük tek tanrılı dinden bir tanesidir. İslam dinine inanan müslümanların da   sırplar ve hırvatlar gibi etnik kimlikleri vardır. Bu gerçek, iç savaş sonrası parçalanan Yugoslavya Sosyalist Federal Cumhuriyeti yerine kurulan devletlerde açıkca görülüyor.

Bu devletler arasında bir ”Müslümanlar Devleti” yok. Onun yerine Bosna-Hersek var. Kosova var. Kosova’nın çoğunluk etnisitesi arnavutlardan, azınlık etnisitesi boşnaklardan oluşuyor. Bosna-Hersek’te ise, boşnaklar çoğunlukta bulunuyorlar. Azınlıkta ise, sırp ve hırvatlar var.

Her meşruiyet bunalımı, Yugoslavya’da olduğu gibi iç savaşa dönüşmek zorunda değil. İç savaş bir yana, tek hayatın bile heba edilmediği çözümler de mümkün. Avrupanın yakın tarihinde yaşanan Çekoslovakya bölünmesi buna örnek gösterilebilir. O günün Çekoslovakyası da Yugoslavya gibi Avusturya-Macaristan imparatorluğunun ulus devlete dönüşmüş bir diğer devamıdır. Çekler de Yugoslavyadaki gibi federal yapıyı seçiyor. Bölünmeden önce Çekoslovakya’da çekler çoğunlukta; slovaklar, azınlıkta bulunuyor. Bu iki etnisitenin ayrılma süreci, meşruiyet içinde gelişiyor. Her iki taraf liderleri, bölünme konusunu birkaç ay görüşüyorlar. Görüşmeler uzlaşma ile sonuçlanıyor. Böylece, Slovakya, Çekoslovakya’dan bağımsızlığını alıyor ve ayrılıyor.

Ulus devletlerin etnisite sarmalını, Avrupa’da çözen de var; çözülen de.. Her çözülen iç savaş ile çözülmek zorunda değil. Her çözen de iç savaşı yaşamak zorunda değil. Bir tarafta Yugoslavya, öbür tarafta Çekoslovakya. Bu iki uç arasında ise, çeşitli yapısal uzlaşmalar ve Avrupa Konseyi’nin etnik çoğunluk-azınlık anlaşmaları yer alıyor. İspanya, hem yapısal bir uzlaşma olan özerkliği seçen hem de konsey anlaşmalarını imzalamış olan bir ulus devlettir. Bu durumda, ne olursa olsun, önemli olan, Buchanan’ın ta 1800’lerde dediği gibi, ’meşruiyet içinde çare tükenmez’ diyebilmektir. 

 

Sermin Özürküt

İsveç Sol Parti Eski Milletvekili

İsveç Parlamentosu AB Komisyonu Eski Üyesi

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page