Nasıl oldu da Türkiye’nin en adaletli fındığı İstanbul’a geldi – Umut Kocagöz

Türkiye, fındık üreticilerinin sorunları, hasat dönemi, açıklanan fındık fiyatları, fındık üreticilerinin basın açıklamaları ve 3 gün süren adalet yürüyüşleri ile beraber, hareketli ve sıcak bir yaz geçirdi[1]. Bu sıcaklar özellikle hasatta olan fındık emekçilerini vurdu; son dönemde ortaya çıkan külleme hastalığı yanına, cep doldurmayan fındık fiyatlarını da ekledi.

Çiftçi Sendikaları Konfederasyonu’nun (Çiftçi-SEN) bir üyesi olan Fındık Üreticileri Sendikası, her sene olduğu gibi bu sene de “fındık raporu” hazırladı. Bu raporda, 2017 yılı için fındık üretiminin mevcut durumu ele alınıyor, bu sene fındık fiyatlarının 15TL olması gerektiği ifade ediliyordu[2].

Bu açıklamadan yaklaşık 2 hafta sonra, Tarım Bakanlığı, fındık için referans fiyatı açıkladı. Bu açıklamaya göre Fındık[3] fiyatları, fındık üreticileri için “psikolojik eşik” olan 10TL olarak belirlendi ve fındıkta bu fiyatın altına düşülmeyeceği ifade edildi. Ancak, piyasayı düzenleme ve belirleme gücü bulunmayan Tarım Bakanlığı, sonuç olarak fındık üreticilerinin bir miktar fındığını 10TL ve civarı fiyattan alabilme yeteneği göstermiş olsa da, bir çok yerde fındık fiyatlarının 7.5 TL – 9.5 TL bandında seyrettiğini gözlemledik.

Yakın dönemde dolanan bir çok haber, Tarım bakanlığının fındık üzerinde kayda değer bir politika geliştirmediği yönünde. Bunlardan en kayda değerlerinden bir tanesi, devletin “aracılık” yaparak çiftçilerin tarlalarını şirketlere kiralayabileceği. Bir diğer husus, zaten küresel şirketlerin egemenliği altında olan fındık piyasasının, yine bu şirketlerin manipülasyon ve baskılarına maruz kalması. En büyük tehdit, Türkiye’nin üretim ve ihracatta birinci olduğunu da göz önünde tutarsak, küresel şirketlerin başka pazarlara yöneleceğine dair sinyaller vererek Türkiye’deki üreticileri tehdit etmesidir.[4]

FİSKOBİRLİK’te yaşanan “büyük dönüşüm”, üreticilerin elini kolunu bağladı. Eskiden, bir çok nedene de bağlı olarak, piyasa düzenleyicisi, üreticilerin garantörü, aynı zamanda ürünleri işleyen ve pazarlayan FİSKOBİRLİK, bugün bir tür mağazalar zincirinden fazlası değil. Dolayısıyla kamu, fındık sektöründe üretici-işleyici-düzenleyici rolünden çıktı. Devlet, artık bir “aracı” olarak faaliyet göstermekte, dolayısıyla güçsüz olduğundan da kaynaklı, pek başarılı olamamaktadır. Şirketler ise, yaptıkları basınç ve manipülasyonlar, piyasadaki iyi çalışmaları ve piyasayı düzenlemeleri ile fındıkta adaletsizliğin kaynağı konumundadır.[5]

İşte bu koşullar, adaletsiz fındık üretimini ortaya çıkarmaktadır. Fındık, adaletsiz bir üründür. Küçük üretici piyasa basıncı altında, mevsimlik tarım işçileri ise güvencesiz ve insanlık dışı çalışma koşulları, etnik ayrımcılık ve çeşitli sömürü mekanizmalarıyla ezilmektedir.

Böylesi koşullar, bize iki temel şeyi gösteriyor: birincisi, tüketiciler olarak “iyi” fındık yemek istiyorsak, bu fındığı üreten üreticileri bulmak, çoğaltmak, desteklemek zorundayız. Türkiye’de ilaç kullanmadan, ekolojik yöntemlerle üretilmiş fındık bulunmaktadır, ve böyle üretim yapan üretici sayısının artması, bu üretimin desteklenmesine bağlıdır. Dolayısıyla, meşhur atasözüleşmiş sözde olduğu gibi, “her şeyi devletten beklemeyeceğiz”. Kendimiz yapacağız.

İkincisi, doğru tarım politikalarını üretecek bir kamucu siyaset talep edeceğiz. Fındıkta ve diğer ürünlerde, kamu faydası gözeten, kamuyu merkeze alan, kamucu örgütlenmeleri ve bu örgütlenme çabalarını desteklemek, yenilerini inşa etmek durumundayız. Bu, Türkiye’nin kısa ve orta vadede düştüğü durumdan çıkmasının ve kazanmasının tek çıkar yolu.

Peki, gerçekten nasıl oldu da Türkiye’nin en “adaletli” fındığı, Doğu Karadeniz bölgesinden kalktı, İstanbul’a geldi?

Öncelikle, “adaletli fındık” ne demek? Burada, yazın fındık üreticilerinin yaptığı yürüyüş’e atıfta bulunarak, onurlu bir yaşam koşullarını sağlayan bir fiyatla değerlenmiş fındıktan bahsediyoruz. Bu fiyatı Fındık-SEN’in yaptığı açıklamaya istinaden düşünecek olursak, bugün 15TL’ye alınmış bir fındık “adaletli” fındık olarak değerlendirilebilir. Tabi burada önemli olan temel şeylerden biri, bu fiyatın “küçük aile çiftçiliği” fiyatı olmasıdır. Biz, bir ailenin, kendi emekleri sonrası almaları gereken fiyattan bahsediyoruz.

Geçtiğimiz günlerde Fındık-SEN’in facebook üzerinden yaptığı açıklamada, Fındık-SEN üyesi bir çiftçi ailenin fındığını 15TL fiyatı ile Kadıköy Kooperatifi ve Koşuyolu Kooperatifi Girişimi’ne sattığı haberi yayınlandı.[6] Bugün, Kadıköy Kooperatifi’nin Caferağa mahallesindeki küçük dükkanına gittiğinizde, bu “adil” fındıktan satın alabilir, yahut Koşuyolu Kooperatifi’nin paket çalışmasına katılarak başka ürünlerle beraber fındık da alabilirsiniz[7].

O zaman soruyu tekrar soralım. Nasıl oldu da, İstanbul’un küçücük bir dükkana sahip bir kooperatifinde ve henüz çalışmaları yeni yeni biçimlenen bir kooperatif girişiminde Türkiye’nin en adalet sahibi fındıkları bulunmaktadır? Belki de, mümkündür, ne dersiniz?

[1] Bu yürüyüş hakkında bir değerlendirme için bknz: https://www.karasaban.net/findik-ciftcileri-ne-icin-yurudu/

[2] Açıklama için bknz: https://www.karasaban.net/findik-sen-findik-referans-fiyati-15-tl/

[3] Bakınız: https://www.findiktv.com/fakibabanin-findik-bahceleri-kiralanacak-aciklamasina-sert-cikti.html

[4] Değerlendirme için bakınız: https://www.dunya.com/kose-yazisi/findikta-yatirim-savasi-basladi/387687

[5] Daha ayrıntılı bir değerlendirme için bknz: https://yesilgazete.org/blog/2017/08/25/findiginizi-nasil-alirdiniz-findikta-mevcut-durum-umut-kocagoz/

[6] Bakınız: https://www.facebook.com/findiksen/posts/1920206961564180

[7] Koşuyolu Kooperatifi etkinliği için bknz: https://www.facebook.com/kosuyolukoop/posts/1605066339516748

 

 

Umut Kocagöz

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page