Dış politika ve kadınlar – Sermin Özürküt

Geçtiğimiz günlerde, dünya ölçeğinde bir ’ilk’ gerçekleşti. Ilk kez, bir dışişleri bakanı, feminist politika uyguladığı için ödüllendirildi. Ödülü veren, Birleşmiş Milletler. Alan, Isveç Dışişleri Bakanı Margot Wallström. Ödülün veriliş nedeni, politikada feminizmi başarı ile uygulaması. Ödül verilen alan, dış politika.

Adı üstünde, dış politika, her devletin dışa dönük yüzü. Bu yüzü, iç politikadan farklı olarak tüm dünya görür. Bu nedenle de, dışişleri bakanları, hükümetlerin en önemli bakanlarındandır. Önemi, yükümlülük türünden ileri gelir. Yükümlülüğü ise, söz ve eylemleriyle, sınıf-cinsiyet-din farkı gözetmeksizin tüm ulusun çıkarını korumaktır. Bu sorumluluğu, dışişleri bakanlığı çalışanları ve meclils  dışişleri komisyon üyeleri ile işbirliği içinde yerine getirir. Bakan başta olmak üzere hep birlikte ülke ve ulusu, yurt dışında ilk elde, temsil ederler.

Bu denli önemli bir işlevi olan dışişleri bakanlarının ezici çoğunluğu, dünyamızda, erkekler arasından seçilmektedir. Dışişleri bakanı olan kadınlar parmak ile gösterilecek kadar azdır.  Bazı ülkelerde hiç yoktur, hiç olmamıştır. Örneğin Türkiye’de olduğu gibi. Bazı ülkelerde de bir değil birkaç tane vardır.  Isveç’teki gibi.

Isveç parlamento tarihinde yedi kadın dışişleri bakanı vardır. Ilk kadın dışişleri bakanı, bir sağ kanat partisinden seçilen Karin Söder’dir. Söder,  aynı zamanda ülkenin ilk kadın parti başkanıdır. Daha sonra merkez sağdan bir kadın daha dışişleri bakanı olmuştur.

Bu konuda, sol kanadın sicili çok daha iyi.  Sosyal demokratlar, beş kadın dışişleri bakanı çıkarmıştır. Bunların sonuncusu olan Margot Wallström, bugünkü sosyal demokrat parti (socialdemokratiska arbetarpartiet) liderliğindeki azınlık hükümetinin 2014’den bu yana dışişleri bakanıdır. Wallström’ü hem ülkesinde hem de dünyadaki diğer kadın dışışleri bakanlarından ayıran çok önemli bir özellik var. O da, Wallström’ün dünyanın ilk feminist dış politika uygulayan dışişleri bakanı olmasıdır.

Neden feminist dış politika ? Dünya genelinde, hala grup olarak kadınların, her alanda ve koşulda ikinci planda kalmayı kabul etmeleri beklenir.  Ekonomide böyle…Öyle olmasaydı kadın, dünyadaki mal varlıklarının sadece üçte birine sahip olmazdı. Sosyal alanda da böyle… Öyle olmasaydı kadın, çocuk ve yaşlı bakımının bir numaralı sorumlusu olarak görülmezdi. Psikolojik olarak da durum aynı. Öyle olmasaydı kadına yönelik  ayrımcılıktan hiç söz edilmezdi.

Kadın, bu ikinci planda kalmaya ’eyvallah’ demediğinde, ekonomik-sosyal ve psikolojik şiddete maruz kalıyor. Aile içi şiddet, aşağılamadan dayağa kadar uzanıyor ve cinayet ile sonuçlanabiliyor. Barış dönemlerinde aile içi şiddete karşı mücadele eden kadının savaş dönemlerindeki durumu daha da vahim. Seks kölesi olarak kullanılabiliyor. Cinsel taciz ve şiddete uğruyor. Düşmanı çökertme yöntemi olarak kadınlar, toplu tecavüzlere maruz kalıyorlar. Bu gerçekler ışığında feminist dışpolitika, barışta cinslerarası eşitliği hedefliyor. Savaşta ise, kadının salt kadın olmaktan dolayı karşılaştığı insan hakkı ihlallerine karşı güvenliğini sağlamayı amaçlıyor.

Kadınlar, dünya nüfusunun yarısını oluşturuyor. Ancak, barış ve savaş gibi önemli konuların karar mekanizmalarında bu oranda temsil edilmiyorlar. Bu eşitsizlik, parlamentolardaki kadın sayısının az oluşundan kaynaklanıyor. Temelde, parlamenter politikadaki kadın temsil oranının artışı amaçlanırken feminist dışpolitika uygulamasında önemli bir adım atılıyor. Kadın politikacılar, barış elçiliği ve iç savaş ile savaş tehlikesi içeren büyük uzlaşmazlıklarda arabuluculuk yapabilmek için özel olarak eğitiliyor. Ulusal ordu mensuplarına da cinslerarası eşitliğin önemi ve uygulama yöntemleri konusunda verilen eğitim kursları var. Ayrıca, her ülkeye yaklaşımda kadının karar organlarındaki temsil oranı ve buna ayrılan kaynaklar gözden geçiriliyor. Örneğin proje ortaklığından insani yardıma kadar yapılan her katkıdan ne kadarının kadınlara ayrıldığı sorgulanıyor. Her dış politika ögesinin sorgulanması sonucunda küçük de olsa başarı elde ediliyor. Örneğin BM üyesi yirmi ülke, daha şimdiden cinslerarası eşitliği yasalaştırmış durumda. Bu ülkelerdeki yüze yakın yerel yönetim de kadına yönelik bir şiddet türü olan kadın sünnetini yasaklamayı gerekli görüyor.

Devlet yönetimleri, feminist dışpolitikaya olumlu yaklaştıkça bu ve benzeri örnekler de artacaktır kuşkusuz. Ancak, Birleşmiş Milletler (BM) üyesi devletlerin çoğunluğunda dış politika, feminizm açısından değerlendirilmiyor. BM’e üye 153 ülke arasında feminist dış politikayı beğenen de var yeren de. Beğenenler, sosyalist-feminist ve çevreci sol kitle partilerinin bulunduğu ülkeler. Feminist dışpolitikanın dünya barışına ve cinslerarası eşitliğe katkıda bulunacağına inanıyorlar.  Iskandinav ülkeleri başı çekiyor. Yerenler, sosyalist-feminist ve çevreci düşünce sistemlerinin parlamentolara hiç yansımadığı ülkeler. Kadının dünyadaki militarizme ayak uyduramayacağını öne sürerek  feminist dışpolitikayı saflık ve ikiyüzlülük olarak niteliyorlar. Suudi Arabistan ve benzeri ülkeler başı çekiyor.

Beğenilse de yerilse de yadsınamayacak bir gerçek var. Dünyamızda ilk kez bir dışişleri bakanı feminist dış politika uyguluyor. Kendi alanındaki her ’ilk’ gibi bugüne dek hiçbir hükümet üyesinin yapmadığı, yapamadığı bir şeyi yapıyor.  Ve gene her ’ilk’te olduğu gibi, açılan yeni yolda ağır aksak ilerlenilecek. Zaman içinde değeri anlaşılacak ve uygulama yaygınlaşacak. Wallström, bu gerçeği, Mahatma Gandhi’nin sözleriyle açıklıyor: ”Önce görmezden gelirler. Sonra küçümser ve alay ederler. Sonra yenik düşmen için herşeyi söyler ve yaparlar. Sonra; sonra yenersin”.

 

Sermin Özürküt

İsveç Sol Parti eski milletvekili

Isveç Parlamentosu Dışişleri Komisyonu eski üyesi

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn8Email this to someonePrint this page