Meydan ve mühür. Gezi’den 16 Nisan’a siyasal tedrisat – Orhan Esen

16 Nisan’da çok değerli bir şey öğrendik: Azınlık olmadığımızı. Bizler, bu toplumun, en azından yarısıyız. Büyük ihtimalle, yarıdan fazlasıyız da, bin bir türlü manevra ile bu bilginin resmen ortaya çıkması ilk aşamada engellenmiş oldu. Varsın öyle olsun, bunu bilmek de engelleyene dert olsun.

‘Azınlık değiliz artık’ derken, ‘Biz’ kim? Sözettiğimiz hangi ‘Bizlik’?

Hayır!la birlikte, Biz’in tanımı değişti. Hayır!dan beri Biz, artık bir yaşam tarzı kulübünün üyelerine işaret etmiyor. Bundan gayrı Bizlik, dar anlamı ile bir kültürel gettonun adı değildir, olamaz, olmamalıdır. Bunu idrak edebilecek, hakkını verebilecek miyiz ? Tarihsel fırsattır, becerebilirsek tahminimizden uzun, hayallerimizden hızlı yol alırız.

Bugün, Hayır!ımızla, yeni bir Biz’de buluştuk: Pek alışkın olmadığımız bir Biz. Bildiğimiz küçük-Bizlik’lerin içermediği, dahası dıştaladığı insanlarla kendimizi aynı safta bulduk: Isınabilecek miyiz?

Eski bizlerimizin Türk, Kürt, Müslüman, Seküler, Alevi, Gayrımüslim, Ateist, Solcu, Yeşil, Liberal, Feminist, Kemalist, İslamcı, Muhafazakar, Milliyetçi, … gibi şapkaları vardı, hala da var; bunlar duruma göre birbiri ile uyuşur, sıklıkla da hiç uyuşmaz, hatta didişirdi: Oysa baktık ki, hepsi aynı sandığa sığmış. Burdan hayırlısıyla müşterek bir zemin çıkarabilecek miyiz?

Hayır!ı tercih etmeden önce, rahattık, gündelik hayatlarımızı kendi muhitlerimizde yaşar giderdik; sosyal medyada olsun, birbirimize pek değmezdik. Sanal alemdeki takipçi ve arkadaş listelerimizde farklı insanlara ne kadar yer var ? Oralara her girişte malumlarımızı kendi benzerlerimize ilan ederek, duruşumuzu bizim gibi olanlara her gün yeniden onaylatarak devam etmiyor muyduk? Hayır! kampanyalarımızı bile ayrı ayrı götürdük. Ötekilerin Hayır!larını görmezden geldik. „En büyük Hayır!, Bizim Hayır!“dan şaşmadık. Küsurat Hayır!larımızı yan yana koyunca baktık ki, bir yarım-millet etmişiz.

Hayır!la biraraya geldik, de hayırlısına erdirebilecek miyiz ? Bize bağlı. Bu zeminde niçin birlikte durduğumuzu iyi anlar, anlatırsak yeni Biz’den iş çıkar.

Böyle birbirine benzemez bir takım, daha önce de biraraya gelmiştik. O buluşma daha teklifsiz, daha gayrı resmi idi: Birlikte durmayı ilk kez Gezi’de denemiş, gına getirdiğimiz otoriteye karşı ortak zeminde buluşmuştuk.

Gezide eski aidiyet kabuklarımızı da kırmaya başlamıştık, mikro-bizlerimizden kafamızı uzatıp komşu muhite gözatmayı, hal hatır sormayı orda öğrenmiştik. Sosyal ve siyasal açıdan farklı olana fiziken değmekten keyif bile almıştık, ortak mekanı paylaşmaktan heyecan duymuştuk. ‘Tayyörlü teyzeler’, ‘tarlabaşılı gençler’le halaya durmayı Gezide denemiş, antikapitalist müminler namaza dururken, ateist olanları güvenlik almıştı.

Gezide uzun süre birarada kalamadık, bırakmadılar. İhtimal, ortaya karışık halimizden işkillendiler. Otokratik iktidar, farklı Biz’lerin ayrı durmasını yeğler. Yavaştan kabuklarımıza çekildik. Tadı damakta kalmıştı, ikinci fasıl 16 Nisan’a nasip oldu. Geziden çok daha geniş bir yelpaze bu kez referandum sandığından  çıktı. Hayır, burdaki çoğulluk Gezinin aynısı değil, sadece nitelikçe ve nicelikçe daha zengini, daha belirgini, toplumsal meşruiyet zemini daha sağlamı. Daha donanımlısı, daha akıllısı. Daha kafa karıştıranı.

Gezide yeniydik, tecrübesizdik. Bizlerden bir biz mesela, baskın çıktı: Taksim Hepimizin! şiarını, belki farkına bile varmaksızın, Taksim Bizim!e çevirdik. O güne dek kendi adına siyaset yapmayan, alanını korumayı vasilerine bırakmış bir kesim sivil siyasette artık biz de varız, burası da bizim alanımızdır, hodri meydan ! demiş oldu. Üç açıdan sorunlu idi: Birincisi oraya gelenlerin hepsi illa ki O Biz’den değildi. İkincisi, toplumun tümü ile diyalog kuramayacağımızı baştan kabulleniyor, sadece kendimize ait bir özel alan talep ediyorduk, üçüncüsü, İktidar, bunun üstüne atladı: Madem öyle, odası da benim’e oynadı. Manasız otoritesine haklı karşı çıkışı manipüle etmeye girişti. Bugünün mesafesinden bakınca daha iyi görülüyor ki, gezi direnişi, toplumu kutuplaştırma siyasetinin bahanesini sunmuş.

16 Nisan sandığı yoluna Gezi derslerini iyi çalışarak girdiğimizi kaydedelim, bununla gurur duyalım. Bu kez duygusal kutuplaştırmadan kaçındık, basitçe bir „anti“ olarak algılatamadılar bizi, o tuzağa ikinci kez düşmedik. Derdimizi tane tane, sakin sakin benzemezimize anlatmanın yolunu aradık, bulduk da. İyi kötü semeresini gördük, ikna ettik. Edemedikse de kafalarda sorular uyandırdık. Umacılarımızı başımızdan defettik, özgürleştik özgürleştirdik, kendimizi azınlık kuyusundan çıkartacak ışığı bulduk.

16 Nisan için her mahalle kendi Hayır! kampanyasını ayrı yürüttü, ama sonunda herkes gelip aynı tercih mührünü bastı, aynı sandığa attı. Gezi yazı’ndan sonra, muhitlerimize kulüplerimize geri çekildikti, peki bu sefer arkasını getirebilecek miyiz? Tarih buna olumlu yanıt versin diyorsak şurdan başlayabiliriz: Tercih mührünü Hayır!a basanları bir istemezükçüler güruhundan ayırd eden şeyi bir kez de hepbirlikte ifade edebilecek miyiz? Hayır!ı otoriteye itirazdan, ya da otoriteyi cisimleştiren şahsa itirazdan bir adım öteye taşıyacak söylemi hep birlikte inşa edebilecek miyiz? Hayır!ın içindeki farklılıklar kuşkusuz ciddi, bunları yok saymaksızın asgari müştereği tanımlayabilecek miyiz? Becerebilirsek eğer, bir imkan var önümüzde: ‘Hayırcı Biz’ derinden bölünmüş bir toplumu yeniden kuracak özne olabilir, ‘Hepimiz’i isimlendirebilir: 16 Nisan akşamı, bu gücü farkettik, yaşayarak hissettik.

Sandığın işi bitti görünüyor, sayılar son itirazlarla iki aşağı üç yukarı oynasa da genel tablo ortada. Sıra söylem savaşına geldi; önümüzdeki dönemin siyasal denklemi ve söylem hegemonyası 16 Nisan aritmetiğine getirilecek yorumlar üzerinden kurulacak. Mücadelenin bu aşamasında iktidar, Hayır! üzerinden oluşan sandık ittifakını yamalı bohçadan saymaya, böylece değersizleştirmeye çalışacak. Hayır! koalisyonunun ipe sapa gelmez bir benzemezler yığını olduğuna toplumu ikna etmek için elindeki bütün medya gücü ile yüklenecek. Bu yığının birarada durmasının mantıksız, gereksiz, ve beyhude olduğuna dair propagandayı malum belaltı araçları da kullanarak başımızdan aşağı boca edecek, Bizler’i yeniden eski muhitlerimize kovalamaya, oralara tıkıştırmaya çalışacak. Sandıkta birleşen kesimlerin olası ortaklığını gülünçleştirmeyi hedefleyen provokasyonlar şaşırtıcı olmayacak. Şerbetlendik artık, ama yine de sıkı duralım. Yamalı bohça tanımını ısrarla reddedelim.

Hayır!ın olumlu bir geleceğe işaret eden iradi duruşunu vurgulama gereği hala güncel, hala elzem. Yarın yine referandum varmış gibi: Kampanyaya devam!

Hayır! herşeyden önce güçler ayrılığı ilkesine seçmenin ilk kez bilinçle sahip çıkışıdır. Bu ilkeye Türkiyeli yurttaşın en zor koşullar altında atfettiği asgari net değeri ifade eder. Tarihçiler Osmanlı/Türkiye anayasa tarihini 1808’e Sened-i İttifak’a çeker, doğrudur da. Bu gerçeğin öteki yüzü ise şudur: Demokratik bir anayasanın olmazsa olmazı olan güçler ayrılığı ilkesi 1961’e kadar anayasal geleneğimizde yer bulamamıştır. Bu anlamda Meşrutiyetten 1961e dek siyasal rejimlerimizi çeşitli varyasyonları ile (sultanlı-sultansız, tek ya da çok partili, meclisli ya da danışma organlı) anayasal devletçi rejimler olarak adlandırabiliriz.

1961 darbe anayasası güçler ayrılığı ilkesini bu sisteme ilk kez „monte etti“. Ancak bunu yine bir devlet içi kriz anında, kendi devletçi mantığı uyarınca ihsan etmiş oldu. Güçler ayrılığı 1961’de bir toplumsal taban hareketi ile kazanılmış olmadı. Tabiri caizse yan cebimize kondu, oracıkta duradurdu. Arada bi yokladık hala yerinde mi diye, ne de olsa bize verilmişti. Bu iyi tanımadığımız nesneyi kaybederiz, çaldırırız diye ürkmüş olabiliriz, çok da fazla kurcalamadık, unuttuk yan cepte. Ara yolda birileri çıktı elbisenin üstümüze bol geldiğinden dem vurdu. 1980 darbesi ile elbise çok sıkı bi pens yedi gırtlağımıza dek daraldı, yan cebimize sağlamca yerleşen elleri de hissettik. Bu kez cebimizdekinin değerini biraz olsun farketmiştik; uğraştık didindik, elbiseyi yine içinde iyi kötü hareket edilebilir hale getirdik, yan cebe de daha bir dikkat eder olduk. Şimdi ise ceplerinde her ne varsa boşaltıp ceketimizi alıp kaçırmaya kalkıştılar. 1960 darbecileri urbamıza ceplerinin muhtevası ile birlikte topyekun göz dikenler karşısında ne yapılacağını yazmayı unutmuştu, onu da biz arayıp bulduk. İcabını elimizden geldiğince yerine getirdik.

Hayır! kampanyaları Gezi derslerini doğru okuyarak gelişti, güçlendi. Tepkisel kişi karşıtlığından itina ile uzak durdu, yönetim tekniği meselesine yoğunlaştı. Bu argümanı işlemeye devam etmekte fayda var. Geniş ölçüde kentleşmiş, sanayileşmiş, bir taraftan da sanayi sonrası toplumunun sancılarını yaşayan orta gelir düzeyindeki bir ülkenin „bir aile şirketi“ ya da „çiftlik“ gibi yönetilemeyeceğini ısrarla anlatmaya devam edebilir, ‘kampanyayı sürdür’ebiliriz. Ortak aklımızın öteki yarısı da iktidarın siyasal tabanına sıkışmış durumda: Makul fikirlere kulak aralamaya hazır hale geldi.  Yürütme Görevlisi bir (rakam ile:1) Kişinin bu işin altından kalkamayacağını onlar da hissediyor artık.

An itibari ile geçici bir sandık ittifakı gibi duruyor olabiliriz, iktidar zaten bizi böyle göstermeye çalışacaktır. Daha kötüsü şu olurdu: Bizzat kendimiz ittifak içindeki ‘doğal’ farklılıklarımıza gereksiz bir -olumsuz- anlam yükleyebilir, ve toplumun yarısını kapsayan bu tarihsel bloğu geçici ve tesadüfi bir durum olarak algılayabiliriz. Bu algımız iktidarın gökte ararken yerde bulacağı „Allahın lütfu“ olur. Bunu mu lütfetmek istiyoruz? Direniş ve konfor hattımız budur, mekanını kendi zihinlerimizden başka bir yerde aramak beyhudedir.

İktidarın 16 Nisan sonrası stratejisini boşa çıkarmak, iktidarın söylem hegemonyasını kendi zihnimizde kırmakla başlayacak. Sandık ittifakını Bizleştirecek makul, gerçekçi ve gerekli zemin nedir? Sandıkta Hayır!ın taşıdığı pozitif anlamı 16 Nisanın ötesine nasıl taşıyacağız ?

16 Nisanın hayrı, bizi demokratik bir toplum sözleşmesine taşıyacak ittifakı görünür kılmış olmasıdır. Teslim etmek lazım, Gezi dersi duygusal nedenlerle  zordu, öğrenmesi birkaç yılımızı aldı, 16 Nisan dersini daha hızlı geçebileceğimize dair emareler ise, zuhur etti.

16 Nisan sandık ittifakında, iktidar blokundan oy kaymaları ile birlikte -Gezi’den farklı olarak- temsil edilmemiş herhangi bir altkimlik kalmadı. Kimi hayli güçlü, kimi daha zayıf bayrak gösterse de, her kesimden birileri var aramızda. Kimisi ana gövdesi ve ana akım örgütleri ile burda, ve biraz da ikiye katlanmanın şaşkınlığı içinde. Diğeri, hasarlı fireli de olsa sağ salim bu düze çıkabilmiş olduğuna memnun, burayı bir toparlanma pozisyonu olarak görüyor. Bir başka kesim bildiği siyasetin tıkandığı noktadan çıkış ararken yarı örgütlü refleksle katıldı kervana. Mantıksız seçim barajının marjinalliğe itelediği irili ufaklı, her görüşten eğilimler  referendumu safları sıklaştırma fırsatı bilmiş, tam kadro hazırlar. Bir kısım ise, bireysel ve vicdani bir kararla burda. Arkasında örgütlü bir siyaseti yok. Tersine riskini alarak alıştığı kırk yıllık siyasal yuvasını terketmiş, biraz da sudan çıkmış balık misali, sahipsiz kalakalmanın tedirginliğini içinde, yeni etrafına şaşkın ve öksüz bakışlar atıyor.

Farklı halet-i ruhiyelerle burdayız. Kimimiz korkularımız ile sığınarak geldik, kimimiz direniş ruhu ile, kimimiz meraktan, kimimiz için son çıkışı, kimimiz için ise gerçek bir umudu temsil etti bu zemin. Şu an hüzünlü, aldatılmış, yenik, ya da buna da şükürcü, gururlu, … olabiliriz. Ortak yönümüz, herbirimiz farklı gerekçelerle de olsa bir akşam önce tedirgin birer azınlığın mensubu idik. 16 Nisan’da kendimizi toplumun bir yarısı olarak bulduk, tedirginliklerimizden arınıp kendimize geldik. Artık azınlık değiliz.

Kendiliğinden sandık ittifakımızın bir anlamı olacak ise, yeni bir toplum için oyun kuruculuğu olurdu; farklılıklarımız ile hepbirlikte yaşama iradesini bu zeminden hareketle cisimlendirmek. Bu iradeyi gösteren bir toplumun gelecekte nasıl işleyeceğine dair ortak kurallara, demokratik bir anayasaya ihtiyacı olacaktır: Bizler ortak evin kurallarını -hayli didişsek de- birlikte yazma çizgisinde anlaşabilecek olanlarız, Hayır!ımızla buna niyet etmiş olduk. 16 Nisanın yazdığı kadük olacaktır, çok sürmez: Yeni bir anayasayı aşağıdan yukarıya yazacak dinamik ise bu zeminde vücut bulabilir. 7 Haziran sonrası tıkaçlanan süreci kaldığı yerden ilerletecek bir cevherimiz var, ve bu kendiliğinden ittifakın içinde gizli…bulup çıkartabilecek, yeni bir Biz’e doğru evrilebilecek miyiz?

Bu mümkün, ve niyetimiz bu aşamaya evrilebilirse tarihsel bir misyonu taşımış olacağız. İrademizi asgaride müşterekleştirmeyi becerebilirsek, ilk sivil anayasa sürecine damga vurabilir, Türkiye’yi demokratik bir ülke olarak inşa görevini üstlenebiliriz. Sandık İttifakının kurucu bir akıma dönüşmesi için başlangıç derslerini geçmesi, rüştünü ispat etmesi gerekir: Gelecekte nasıl bir Türkiye istiyorsak, burası da aynen öyle bir yer olmalı. Ülkeyi 16 Nisan’a getiren siyasal yöntemle işimiz olamaz. Orda bir anayasa dayatıldı, bizimkini müzakere edeceğiz. Çok zorlansak da -ki öyle olacak- yola müzakere ile devam edeceğiz. Dayatılan anayasa hepimizi kapsamıyor, bunu dert edinmiyor bile. Bizler, soyunursak eğer bu işe, hiçbirimizi dıştalamayacak bir anayasayı hayata geçirmek için titizlenmeliyiz..

Bastığı mühürle ortaklaşmış bir tür yarım-milletiz şimdilik; bu süreçte kendi içimizdeki eşitsiz güç dengelerini veri almayıp, aramızdaki yarı-örgütsüzleri, tam-temsiliyetsizleri de dikkate alan bir incelikle davranabilecek miyiz ? Geçmişte bizim adımıza davranmış vasilerin ‘ötekiler’e reva gördüğü muameleden farklısını geliştirebilicek miyiz ? Bugün yeni egemenlerin kendileri dışındaki herkese reva gördüğü muameleden farklısını ? İki yüzyılık siyasi kan davasına dönüşerek kangren olmuş bir meseleye ortak geniş ufku görecek zaviyeden bakabilecek miyiz ? Herbirimizin kendi politikalarımız, kuşkusuz çok önemli, ama bir de ortaklığı kurmanın politikası var. Oyunun kurallarını belirlemenin politikası. Zahmet ve gayret edip edip buna da bir bakacak mıyız ? Becerirsek, hayrımız bizlerden fazlasına, hepimize dokunacak. Nereden baksak bu ülke, hepimizin.

Orhan Esen

(Bu yazının basılı kopyasına aylık Birikim Dergisi, 337 nolu Mayıs 2017 sayısından erişilebilir)

 

 

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page