Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Almanya’da iklim satrancı: 1.5 derece neyimiz olur?

Almanya’da federal iktidarı hedefleyen Yeşiller, böyle bir taban hareketine hasretti: İki Almanya birleşirken bile ana akım gündemi pas geçip  “Herkes  Almanya’dan bahsediyor,  biz havalardan” diyerek iklim krizine dikkati çeken, bu “zamansız çıkış”ın bedelini 1990 seçimlerinde baraj altı / parlamento dışı kalarak ağır ödeyen Yeşiller tam da bunu bekliyordu: Bir iklim hareketi.

Nihayet 30 yıl sonra çıktı çıkmasına ama, rüzgarı Parti’nin yelkenlerini şişirmek bir yana, getirdiği hayli sert eleştiriler ile ‘can sıkıyor’: Aktivistler memleketler [1] düzeyinde partileşip kendi adaylarını çıkarmaya soyundu bile. Süper seçim yılında iklim pilavı daha çok su kaldıracak gibi duruyor.

1.5 derece krizi 

Almanya Birlik90/Yeşiller Partisi, Kasım ayındaki Kongre’de parti tarihinin “önümüzdeki on yılı taşıyacağı” ilan edilen dördüncü  programını kabul etti. Kongre öncesinde, programın iklim krizi hedeflerine dair paragrafının tek bir cümlesi üzerinde fırtınalar kopmuştu:

“Yüzyıl sonuna kadar ısınmayı 1.5 derece ile sınırlamak boynumuzun borcu ve temel varlık nedenimiz” midir, yoksa “Bu hedefe varmak için çok radikal önlemler alınması gerektiğinin altını çizen parti” mi olacağız ? Vurgu farkı ilk okuyuşta dikkate alınmayacak kadar ehemmiyetsiz görünüyor, oysa tipik bir “yukarı tükürsen bıyık aşağı tükürsen sakal” durumu sözkonusu ve tercih, Almanya’nın gelecek siyasi dengeleri üzerinde etkili olacak.

İyi düzenlenen kongre, beklendiği üzere üst yönetimin tercihinden yana davranarak ikinci, yani “yumuşak” formülasyonu tercih etti.[2] Bu elini taşını altına daha az koyan tercih, Parti yönetiminin 26 Eylül 2021’deki Federal Meclis (Bundestag) seçimleri için öngördüğü potansiyel hükümet ortaklığı stratejisi ile uyumlu. Son yılın kamuoyu yoklamaları sandıktan bir Hıristiyan Demokrat / Yeşiller koalisyonu çıkması ihtimalini güçlü kılıyor. Bu koalisyon modeli an itibari ile Almanya federasyonunu oluşturan 16 memleketin ikisinde, Baden Württemberg ve Hessen’de denenmekte. Bu ihtimal gerçekleşirse, federal ölçekte bir ilk olacak. Yeşil Parti yönetimi, muhalefet rahatlığı ile davranacak durumda olmadığı varsayımı üzerinden ilerliyor.

Yeni program, devletlerin Paris’te “ısınmayı 2 derecenin altında tutmayı ve 1.5 derece ile sınırlamak için çaba göstermeyi” taahhüt ettiği okuması üzerinden şekilleniyor: Programa göre, devletler bir “nokta hedef”ten çok bir “aralık” belirledi.

Yumuşak formülasyon, Parti üst yönetimini merkez basının bitmez tükenmez “Yeşillerin, Paris Anlaşması’nın ruhuna mı sadık olduğu, yoksa, uluslararası hukuk açısından bağlayıcı uzun ve kompleks bir anlaşma metni içinden bir ibareyi (1.5 derece !) cımbızlayan parti olmayı mı tercih ettiği” yollu kinayeli sorgulamalardan da kurtardı.

Partinin ‘düşünce havuzu’, olarak çalışan ve tabandan gelen, iklim meselesine hakim partililerden oluşan  Federal İklim Çalışma Grubu raporu da net 1.5 derece hedefini savunuyor. Ancak Parti kurullarının programı yazması ve kongreden geçirmesi hayli sancılı bir süreç oldu ve sonunda ‘aralık’ formülü geçti.

Bu kararla, genç iklim aktivistleri nezdinde Parti’nin “meşrebinin geniş”liği de onaylanmış oldu. Yeşiller tabandan gelen iklim hareketinin kendi yelkenlerini şişireceğini beklerken, işler giderek tersine dönmeye başladı. Zira iklim hareketinin etkinliklerinde, Paris’in “2100 yılına kadar ısınmayı net olarak 1.5 derece ile sınırladığı” yorumu tavizsiz bir biçimde yer alıyor.

Wuppertal Enstitüsü ve kabus rapor

Peki 1.5 derece hedefini siyasete tahvil etmek ifade edildiği kadar kolay mı ? Yeşillerin uykularını kaçıran dokümanı 13 Ekim’de dönüşüm araştırmaları konusunda saygın bir kurum olan Wuppertal Enstitüsü yayınladı. “2035’e kadar Karbon-nötr: 1.5 derece hedefine Almanya’nın katkısı” [3]  raporu, Almanya’nın 1.5 derece hedefini tutturmak için neler yapması gerektiğini listelemiş: Tüm iç hat uçuşlara veda, otomobilli yolculukların yarıya indirilmesi, şimdikinin dört misli binanın enerji yenilenmesinden geçmesi (eşittir ciddi kira artışları),  ton başına CO2 fiyatının 2025 için planlanan 55 euro yerine 180 euroya yükseltilmesi, dört ila beş misli daha fazla rüzgar türbini,  fuel oil yakmanın yasaklanması…

Hayata geçirilmesi zor hedefler belirleyen raporu sahiplenen aktivistler, partiyi ekim ayından beri sert eleştiriyor. Yeşillerin yönetimi ise bu raporu sahiplenmenin, 2021’de hükümete gelmek şöyle dursun, siyasi intihar niteliğinde olduğunu düşünüyor.

Kritik seçim yılında ‘İklim Listesi’ ve ‘Radikal: İklim’ etkisi

 26 Eylül 2021’deki Federal Meclis seçimlerinden önce 14 Mart’ta Baden-Württemberg‘de (BW) Memleket Meclisi (Landtag) seçimleri yapılacak. Bavyera ile birlikte Almanya’nın en zengin iki memleketinden biri olan, otomotiv sanayiinin merkezi BW, iki dönemdir Yeşiller tarafından yönetiliyor.  Tüm siyasi partiler federal seçimler için Şansölye adaylarını nisan ayında, Yeşiller’in kalesi sayılan Baden Württemberg seçimlerinin sonucuna göre belirleyeceğini açıkladı. Yeşillerin eşbaşkan Habeck‘i Federal Şansölye adayı göstermesi ihtimali konuşuluyorsa kartlar  BW seçimlerinden önce açılmayacak. Almanya’da parti başkanları otomatikman Başbakan (memleketlerde) veya Şansölye (federasyon düzeyinde) adayı olmuyor.

Yıl içinde farklı tarihlerde dört ayrı memleketin daha meclisi ve hükümeti yenilenecek.[4] Süper seçim yılında bir diğer kritik seçim, Federal seçimlerle aynı gün Berlin‘de.

BW’de üçüncü dönem Yeşil hükümeti hali hazırda çantada keklik değil ve buradaki yeşil sürecin sekteye uğraması federal dengelere olumsuz etki edebilir: İklim aktivistleri, 2020 baharında tekil belediye seçimleri düzeyinde başladıkları Yeşiller’den ayrı bir “İklim Listesi” çıkarma stratejisini geliştirdi. Kendini “öğrenciler, bilim insanları, çıraklar, iş çevreleri ve her yaştan aktivistlerin adem-i merkeziyetçi taban oluşumu” olarak tanımlayan hareket[5] daha oluşma halinde iken  belde (Gemeinde) ve yöre (Landkreis) meclislerine hızlıca yerel listeler ile aday oldu, doğaçlama kampanyalar işe yaradı, hemen nerede aday oldularsa meclislere girdiler.  Erlangen gibi orta boy bir şehrin ötesinde Düsseldorf gibi bir metropolün meclisine de temsilci sokunca ses getirdiler.

İklim Listesi 20 Eylül 2020 itibari ile ilk kez BW’de parti statüsü aldı [6] ve burada 14 Mart 2021’de yapılacak memleket seçimlerine gireceklerini deklare ederek kamuoyu önünde “Düzen partileri”ne, ama besbelli ki öncelikle Yeşillere “Hodri Meydan” dedi. Listede yer alanlar hali hazırda 16 memleketin 10’unda bu ad altında [7], Berlin’de ise “Radikal:İklim” adı altında partileşti; [8] Radikal:İklim, 26 Eylül’deki Berlin Temsilciler Meclisi seçimlerine aday göstereceğini açıkladı. Pandeminin ikinci dalgasında Hıristiyan Demokratların ciddi bir çıkış yakaladığı Yeşillerin oy oranının Berlin kamuoyu yoklamalarında eylülden aralığa %26 dan %18’e gerilediği, Parti’nin ikinci sıraya düştüğü, üçüncü SPD ile arasında çok az fark kaldığı bir ortamda Radikal:İklimcilerin karın ağrılarına neden olduğu açık.

BW’de son iki dönemdir başbakanlığı yürüten ve Yeşillerin kurucu kuşağının son temsilcilerinden ve tipik bir “realo” (“gerçekçi”) siyasetçi olan Winfried Kretschmann ise özellikle partinin Berlin ve kuzeyde örgütlü yenilikçi kanadının boy hedefi haline gelmiş durumda.  Daha üç ay önce, “Seçimleri alması garanti” denilirken, şimdi kendisi “koyu yeşil” muhalefetin “ciddi bir mesele” olduğunu, “oyları bölerek yeşilleri iktidardan indirebileceğini” açıkça beyan etti. Seçime üç aydan az kala, ‘muhafazakar Yeşiller’in kalesinde alarm zilleri çalmaya başladı.[9]

İklim hareketinin yıl içinde kalan beş memlekette de partileşmesi ve bunların bir federal çatı partisine evrilmesi an meselesi. En geç o aşamada uluslararası ses getireceği ise kesin gibi.

İpleri koparan ‘Danni direnişi’

Federal hükümete bağlı otoyol idaresinin, Hessen‘deki Dannenröde (“Danni”) ormanını tıraşlayarak otoyol geçirmeye girişmesi üzerine Hessen’de Hristiyan Demokratlarla birlikte iktidarda bulunan Yeşiller’in ormanı işgal eden aktivistlerle birlikte davranmak şöyle dursun, hükümet ortağı sıfatı ile direnişe polis eliyle sert müdahalesi tabanda büyük tepki toplamıştı. Otoyol karşıtı aktivistler Yeşilleri ‘polis terörü’nün sorumlusu olarak gördüklerini her fırsatta dile getiriyor.

Hessen izciler birliği  yayınladığı açık mektupta, Yeşilleri “yeşilliğini bilmeye” çağırıyor: “Birlik90Yeşiller geriye kalmış inanılırlıklarını da tümden yitirmek istemiyorlar ise inşaatı durdursunlar.”

Baden Württemberg: Yeşil Kale’den kritik seçime

BW, Federal Almanya’nın kuruluşundan beri sadece iki parti; Hıristiyan Demokratlar ve Liberaller tarafından yönetilmiş, Sosyal Demokratların geleneksel olarak çok zayıf olduğu muhafazakar bir memleket. Ama aynı zamanda Yeşiller’in 80’lerde  ilk kez meclise  girdikten sonra düzenli olarak ülke ortalamasının üstünde oy aldığı, bir hükümete ilk  kez girdiği ve tarihinde ilk kez en büyük parti haline geldiği yer de burası. BW, ayrıca Yeşillerin ‘realo’  kanadının biçimlendiği ve muhafazakarlar ile ortak iktidar modelinin test sürüşlerinin de yapıldığı memleket de.  

BW’de son iki dönemdir başbakanlığı yürüten Kretschmann, Yeşillerin kurucu kuşağının son temsilcilerinden. 68 hareketinde Maocu olan, Yeşillerin kurucu döneminde eko-liberter çizgiyi savunan Kretschmann, mütedeyyin bir Katolik olarak  Yeşillerin Berlin Başbakan adayı Bettina Jarasch gibi, Almanya Katolikleri Merkez Komitesi‘nin yönetim kurulunda yer alıyor. Federal düzeyde siyasete hiç soyunmayan Kretschmann, partinin daha çok Berlin ve kuzeyde örgütlü yenilikçi kanadının da boy hedefi: Özellikle göç politikası konusunda parti içinde sert eleştiri aldı.

Kretschmann, 2011 de ikinci gelen partisini, o dönemdeki taze Fukuşima faciası nedeni ile izole olan Hıristiyan Demokratları ekarte ederek üçüncü SPD ile koalisyona sokmuş ve Yeşillerin çıkardığı ilk Başbakan olmuştu. Bu rüzgarla 2016’da birinci konuma yükselen Yeşiller, bu kez ikinci sıradaki Hristiyan Demokratlar ile hükümet kurmuştu. Sarsılmaz konumu ile üçüncü dönem başbakan adaylığına parti içinden muhalefet çıkmadı ise de, rakipsiz girdiği aday yoklamasından beş yıl öncesine göre 5 puan eksiği ile çıktı.

Daha üç ay önce, “Seçimleri alması garanti” denilirken, şimdi kendisi “koyu yeşil” muhalefetin “ciddi bir mesele” olduğunu, “oyları bölerek yeşilleri iktidardan indirebileceğini” açıkça beyan etti. Seçime üç aydan az kala, muhafazakar Yeşillerin kalesinde alarm zilleri çalmaya başladı.[10]

Fridays for Future partileşiyor mu ?

 Hayır, FFF veya XR “partileşmiyor”.  Hareketler partiler üstü konumlarını muhafaza konusunda son derece titiz. Ama bu örgütlenmelerde iklim aktivizmi yapanlar, şimdiye dek siyaset dışı kalmış bilim insanlarını yanlarına alarak, bulundukları yerlerde siyasi örgütlenmeye girişti. Yerleşik partilerin hiçbirini iklim hedefleri açısından yeterli bulmuyor, baskı yapmayı zorunlu görüyorlar.

BW kanunları gereği, Memleket Meclisi’ne aday olmak için parti statüsü almak gerekli oldu. Bu adımı çok da içlerinden gelmeksizin attıklarını gizlemiyorlar. “Şimdi tüzük ve program yazmakla uğraşmak yerine sahada Danni’de olmayı tercih ederdim” diyor Jessica Stoltenberger[11]. Luisa Neubauer de  “Bana kalırsa, Yeşiller panik yapıyor” diye konuşuyor: “Anlaşılır da, çünkü kaç kere ‘daha fazla ekoloji istedikleri için’ son dakikada bir iki puan kaybettiler. FFF’nin ‘kutsal yüzde yirmi’lerine zarar verdiğini düşünüyorlar”.

Neubauer genç iklim aktivisti kuşağın vitrinde duran yüzlerinden. TAZ yazarları Bernhard Potte ve Ulrich Schulte Yeşiller’in 1.5 derece formülasyonunu tartışmalarına yer verdiği yazıları kapsamında Neubauer ile görüşmüş: “Kendisiyle konuştukça hareket ile parti arasındaki uyuşmazlğın giderek büyüdüğü hissine kapılmamak imkansız. Olay, artık Dannenröde ormanı kavgası ile de sınırlı değil.” [12]

Yazılarının başlığı da iklim aktivisti hareket ile parti arasındaki ilişkiyi tanımlıyan bir bir kelime oyunu: Almancadaki Gratwanderung (bıçak sırtında yürümek) ifadesini Gradwanderung (derece üstünden yürümek) olarak dönüştürmüşler. Neubauer, “ekolojiden anladığı” varsayılan partisinden hayal kırıklığına uğramış durumda: “Eğer Paris Anlaşması ile uyumlu politika önermeyi bile beceremeyecek ise, neye yarar ki bu parti ?” Üyesi olduğu partiye olabilecek en sert eleştiriyi getirerek, “Yeşil göründüğünü ama öyle olmadığını,” ve “ısınmayı 1.5 derece ile sınırlama hedefini ciddiye almadığını” söylüyor. Gerçekten de öyle mi? Bu zor sorunun yanıtı, muhtemelen çok katmanlı.

Güven bunalımı büyüyor

2019’da Bielefeld’de yapılan Yeşil Parti Kongresi’nin kabul ettiği “Eylem, şimdi !” dökümanında ise yok yok [13]: 2030 yılında 100% yenilenebilir kaynaklardan elektrik, kömürden çıkışı öne -hemen 2022’ye- çekmek, fuel oil’in yasaklanması, bir dizi kanun ve yönetmelikte değişiklikler,  CO2 fiyatınının yükselmesi, tüm kanunların taranarak iklim etkisi açısından yeniden değerlendirilmesi ve akla gelebilecek başka ne varsa: Paris Anlaşması tüm bakanlıkların eylemine yön veren birinci düstur olacak. Hatta Almanya için en zor konu olan; otomotiv lobisinin ve geleneksel popülist siyasetin bir numaralı direnç noktası,[14]  hız sınırı tanımayan otoyolları yavaşlatmak da var.  

Aktivistler açısından, bu listeden heyecanlanmak bir yana, güven bunalımı büyüyor. İklimi kimse konuşmazkan ısrarla gündeme taşıyan Yeşiller buruk.  Parti yönetiminin ruh halini Genel Sekreter Michael Kellner‘in tabana basın yolu ile verdiği mesaj özetliyor: “Eğer şimdi Paris’in lafzı ile oynamaya başlarsak anlaşmayı ve böylelikle iklim krizi ile mücadeleyi zayıflatmış oluruz. Zaman daralıyor: Artık işleri ele almalı, bunun için iktidara gelmeliyiz”.

Federal Parti, Paris Anlaşmasını radikal bir şekilde yorumladığı takdirde, siyasi saldırılara açık olmaktan çekiniyor. Kellner, seçim kampanyasında daha çok tüm devletlerin ortak çizgide davranmasını, insanlığın ortak inisiyatifi temasını ön plana çıkarmaktan yana. ‘İnsanlık olarak tüm gücümüzle, hep birlikte başaracağız”.[15]

Gerçekçi ol imkansızı iste: Almanya Yeşilleri yol ayrımında

Süleyman Demirel, Almanya’da yaşamadı. “Siyasette dün’ün dün, bugün’ün bugün olduğu”nu hatırlatan ses de yine BWden yükseldi, görev Kretschmann’a düştü. ‘Oy bölme’ hayaldi, Aralık ayında yapılan BW Başkenti  Stuttgart seçimlerinde gerçek oldu: Yeşiller, Sosyal Demokratlar ve İklimciler toplam oyları daha fazla olmasına rağmen, bir çatı adayında anlaşamadı. Belediye Hıristiyan Demokratlara gidince, siyaset kurdu Kretschmann, ikiletmeden 14 Mart seçim manifestosuna “tavizsiz birbuçuk derece!” düsturunu yazdı, ‘Kömürcü’ Sosyal Demokratlar ve Sol Parti de birebir taklit edince İklim Partisi’nin yegane özgün argümanı boşa düştü, parti orta yerinden çatladı.

Parti kurucularından iki genç kadın Jessica  Stolzenberg ve Jessica Hubbart, “Partinin gerekli baskıyı oluşturarak misyonunu gerçekleştirdiğini, düzen partilerini yola getirdiğini, sırf arıza çıkarmış olmak için iklim oylarını bölmenin gereksiz olduğunu” söyleyerek adaylıktan çekildi ve partiden ayrılarak FFF’de aktivizme devam edeceklerini açıkladılar.[16]

Kalanlar gidenlere “Yeşillere satılmışlık”, gidenler kalanlara “akıldışılık” sıfatını layık buladursun, Federal Yeşiller  önümüzdeki on yılı taşıyacağını öngördükleri yeni programı daha altı ayı çıkmadan delip eylül seçimlerine  hazırlık sürecininde “net 1.5 derece” düsturunu taşa kazırlarsa sürpriz olmayacak. İklim Partisinin Yeşiller için bir tür “dışarıdan Parti kongresi” işlevi gördüğü bu olağanüstü yol ayrımında, doğru realo çizgi belki de fundi (‘köktenci’) tarafa hamle etmektir, kim bilir? Bahara kokusu çıkar.

*

[1]Türkçede yanlış olarak Eyalet olarak yerleşmiş olan şey karşılığı Memleket kullanıyorumç
[2]Paragrafın bütünü şöyle: “Siyasetimizin temelini Paris İklim Sözleşmesi ve Dünya İklim Konseyi’nin 1.5 derece sınırı oluşturur. Bunlar, iklim sisteminin çökmesinde anahtar rolü oynayacak eşikler açısından her bir ondabir derecenin dahi önemine işaret etmektedir. Bu nedenle bizi 1.5 derece hedefine ulaştıracak bir yola girmemiz önemlidir. Bu amaçla önümüzdeki yıllarda doğrudan hedefe yönelik ve temelden önlemler alınması kritik önemdedir. Daha çok yenilenebilir enerji kullanımı, sadece daha ucuz ve daha sürdürülebilir değildir: Yüzyıl ortasından önce yakalamak zorunda olduğumuz Avrupa ölçeğinde iklim nötrlüğü hedefine varmanın yolu da budur.”
[3]https://www.wupperinst.org/a/wi/a/s/ad/5169/
[4]Almanya/nın (yerel seçimler hariç) 2021 seçim takvimi şöyle: 14 mart Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz, 25 Nisan Thüringen, 6 Haziran Sachsen-Anhalt, 26 Eylül Federal Meclis, Berlin ve Mecklenburg-Vorpommern
[5]https://www.klimaliste.de/
[6]https://klimaliste-bw.de/FAQ/
[7]https://www.klimaliste.de/
[8]https://www.radikalklima.de/
[9]https://www.swr.de/swraktuell/baden-wuerttemberg/kretschmann-klimaliste-gruene-100.html
[10]https://www.swr.de/swraktuell/baden-wuerttemberg/kretschmann-klimaliste-gruene-100.html
[11]https://www.suedkurier.de/baden-wuerttemberg/klimaliste-will-auch-in-suedbaden-den-gruenen-stimmen-abjagen;art417930,10673773
[12]https://taz.de/Fridays-for-Future-und-die-Gruenen/!5727724/
[13]https://www.gruene.de/service/beschluesse-der-bundesdelegiertenkonferenz
[14]  Otoyolları paralı hale getirme gibi basit bir talep ise, “muhafazakar” Yeşil parti bir yana, radikal iklimcilerin bile ufkunda değil. Dillendirilmesi aforoz nedeni olabilir. Kent merkezine otomobilli girişi paralı hale getirme ise iklim listelerinin sıkıca sahip çıktığı yaygın bir talep.
[15]https://www.zeit.de/politik/deutschland/2020-06/klimakrise-die-gruenen-grundsatzprogramm-fossile-energie-klimaneutralitaet-autoverkehr?utm_referrer=https%3A%2F%2Fwww.ecosia.org%2F
[16]https://taz.de/Vor-Landtagswahl-in-Baden-Wuerttemberg/!5744124/

 

Kategori: Hafta Sonu

ManşetDünyaKöşe YazılarıYazarlar

Berlin’de ‘kiralara üst sınır’da ikinci aşama başladı: Koalisyon ortaklarının işi zor

Almanya’nın başkenti Berlin’de toplam nüfusun %85 i kiracı. Son yıllardaki orantısız kira artışlarına müdahale etmek için kabul edilen, halk arasında “Mietendeckel”/“kira kapaklama” kanunu olarak adlandırılan, kiralara üst sınır getirme uygulamasının ikinci aşaması 23 Kasım’da başladı.

Berlin Temsilciler Meclisi’ndeki Sosyal Demokrat Parti (SPD), Yeşiller/Birlik90 ve Sol koalisyonu tarafından önerilen “Kira Sınırlamasına İlişkin Kanuni Hükümlerin Yeniden Düzenlenmesine Dair Kanun” 23 Şubat 2020’de yürürlüğe girmişti.

Söz konusu yasanın 23 Şubat’ta uygulamaya konulan dokuz aylık ilk aşamasında kiralar 18 Haziran 2019 tarihindeki düzeylerinde dondurulmuş, mal sahiplerinin yeni kiralamalar dahil olmak üzere, bu tarihteki kirayı aşan kira talep etmeleri yasaklanmıştı.

Kira indirimi ve zam yasağı

Yasanın 23 Kasım tarihinden itibaren uygulamaya giren ikinci aşaması ise ev sahiplerinin resmi kira üst sınırlarını yüzde 20’den fazla aşan konutların kirasını azaltmasını gerektiriyor. Ayrıca kiralara beş yıl boyunca zam yapılamayacak.

Berlin’de yer alan 1,5 milyon konutun uygulamadan etkileneceği ve yaklaşık 340 bin konutun ise kira indirimine gitmek zorunda kalacağı belirtiliyor. Yeni yasaya uymayan ev sahipleri ise ağır para cezalarıyla karşı karşıya kalacak.

Kira üst sınırı nedir, nasıl hesaplanır?

Resmi kira düzeyi hesabı (“Mietspiegel”) Berlin’de kamunun sunduğu bir hizmet. Kiracılar, belediyenin web sitesi üzerinden ilgili sayfaya ulaşarak ev adreslerini girmek suretiyle, kiraladığı dairenin içindeki donanıma ve diğer özelliklerine bağlı olarak m2 bazında minimum ve maksimum kira rayicini bulabiliyor. Kontrat, başka bir bedel üstünden bile imzalanmış olsa, eğer kiranız buradaki üst sınırı %10’dan fazla aşıyor ise. daha sonra mahkeme yolu ile kiranızı indirtmeniz mümkün.

Ancak söz konusu değerler daha çok “tavsiye” niteliğinde ve bireysel şikayete tabi. Çok göç alan ve kiralık konut pazarı hayli daralmış bir şehirde bu imkan kağıt üstünde kalıyor. Yeni kanun bunu bireysel başvuruya ve hakim takdirine bağlı bir keyfiyet olmaktan çıkarıp üst sınırın %20 üstünü herkes için bağlayıcı kanuni “kapak rayiç” haline getirdi ve cezai müeyyideler öngördü.

Kira ve gelir arası uçurum

Yeşiller Partisi tarafından paylaşılan verilere göre Berlin’de arsa değerleri 2008 yılından bu yana yüzde 870 arttı. Bu artış kiralara yansıdı: Şehirde kiralar ikiye katlanırken, gelirler ise yalnızca yüzde 25 civarında artış gösterdi. Son iki yılda yeni kiralanan dairelerin ortalama kira artışı yıllık %35 ortalamasında. Bu durum  Berlin’i dünya üstünde kiraları en hızlı artan şehir konumuna getirdi.

Berlin’deki her altı haneden biri konut giderleri için net gelirinin yüzde 40’ından fazlasını veriyor. Kabul edilen resmi sınırlara göre bu oranın maksimum 1/3’ü aşmaması gerekiyor. Şehirde yaşayanların neredeyse yarısı düşük gelirli, hane geliri 2 bin Euro’nun altında. Özellikle düşük gelir grupları için kira yükünün 1/3’ün üstüne çıkması kabul edilebilir bulunmuyor.

Sorun nereden kaynaklanıyor?

Soğuk savaşın bitimiyle birlikte genellikle Sosyal Demokratların yönetiminde olan Berlin Senatosu kamuya ait olan yüzbinlerce kiralık konutu bloklar halinde büyük yatırımcılara satarak özelleştirdi. Emlak pazarında kartel oluşturan büyük yatırımcıların spekülatif davranışları gayrimenkul fiyatlarını ve kiraları uçurdu: Soylulaşma süreçleri giderek orta gelir gruplarını bile şehrin dış çeperlerine göç etmeye zorladı. Toplumda biriken öfke çeşitli tepkilere yol açtı.

Berlin: Tarihsel kira mücadelesi geleneği ve kamulaştırma talebi

Kira üst sınırı uygulaması ev sahipleri tarafından tepkiyle karşılanırken yapılan bir anket ikametgahı Berlin’de olan vatandaşların yüzde 70’inin bu uygulamayı desteklediğini ortaya koyuyor.

Yeni uygulama Berlinliler tarafından yürütülen uzun soluklu kira mücadelesinin yarattığı baskı ortamında kızıl-kırmızı-yeşil koalisyon tarafından kabul edildi. 19’uncu yüzyıl ortalarına kadar uzanan mücadele tarihinde Berlinliler defalarca protestolar düzenlemiş, kira grevlerine çıkmış ve konut işgalleri gibi eylem stratejileri geliştirmişti.

Bu ortamda “DW kamulaştırılsın!” halk inisiyatifi ortaya çıkarak 3000’den fazla konuta sahip tüm mal sahibi firmaların kamulaştırılmasını talep etti.  Kiraları kapaklama kanunu Sosyal Demokratlar tarafından bu ortamda gündeme getirildi. Almanya’nın diğer şehirlerinin sakinleri Berlin’den gelecek haberlere kulak kesilmiş durumda.

Uygulamayı durdurma girişimleri

Ev sahipleri birlikleri ise kiralara üst sınır getirmenin Berlin’deki konut sorununu çözmeye yetmeyeceği gibi sonunda konut kıtlığına yol açacağını ve yatırımcıları da korkutacağını ifade ederek uygulamaya karşı çıkıyor. Ayrıca şu anda birçok kiracının ev sahiplerine yönelik yaptırımlar sebebiyle “gölge kira” seçeneğine zorlandığı belirtiliyor.

Hıristiyan Demokratlar ve Hür Demokratlar da yasanın malsahiplerinin temel haklarını ihlal ettiği gerekçesi ile yasanın iptali için Berlin Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu. Mahkeme, başka memleketlerdeki* benzer yasal gelişmeleri de göz önüne alarak konuyu Federal Anayasa Mahkemesi’ne havale etti. Karlsruhe’deki federal mahkeme konuyu önümüzdeki bahar aylarında esastan görüşerek Federal memleketlerin bu nitelikte bir yasa çıkarmaya yetkili olup olmadığını karara bağlayacak.  

Partilerden bağımsız olarak bir grup mal sahibi mağdur oldukları gerekçesi ile ekim ayında acil yürütmeyi durdurma talebi ile Federal Anayasa Mahkemesi‘ne başvurdu. Konuyu değerlendiren yüksek mahkeme mağduriyet oluştuğu iddiasını abartılı bularak, müştekilerin talebini reddetti ve esas kararın beklenmesini istedi.  Yüksek Mahkeme yasa esastan iptal edilirse, birikmiş alacaklarını geriye rücu ederek tahsil edebileceklerini hatırlattı.

Uygulama nasıl gidiyor?

Bugünlerde pek çok kiracı oturdukları kiralık konutu yöneten firmalardan şöyle mektuplar alıyor: 

“Berlin temsilciler meclisinin kabul ettiği, kira üst sınırı kanunu bildiğiniz gibi kasım itibarıyla yürürlüğe girmiştir. Öncelikle bildirmek isteriz ki Federal Anayasa Mahkemesi bu kanunun Anayasaya uygunluğunu incelemeye almıştır. Mal sahibiniz ne geçmiş ne de gelecek itibari ile, kira talebinden vazgeçmiş değildir. Kanunun anayasaya aykırılığının tespiti halinde, eksik ödenmiş kiralar mahkemenin öngörüsüne uygun olarak kısman veya tümü ile tarafımızdan geriye doğru geçerli olmak üzere talep ve tahsil edilecektir. Ancak an itibari ile geçerli kanuna uyum sağlamak adına kiranızda indirim yapmağa ve bu bildirimi tarafınıza iletmeye yükümlüyüz. İndirimli kira, işletme ve ısınma masrafları hesabınızı aşağıda bulabilirsiniz. Aralık ayından itibaren bu indirimli kiranın ötesinde bir kira almamız yasaklanmıştır.. Lütfen bankanıza düzenli ödeme emirlerinizi buna uygun olarak ayarlayınız. Fazla ödediğiniz meblağlar olursa tarafınıza iade edilecektir”

Siyasi arka plan ve olası gelişmeler

Kanun öncelikle koalisyonun hali hazırdaki büyük ortağı Sosyal Demokratların siyasi tercihini yansıtıyor. Sol (Parti) ve Yeşiller ortaklarına destek vermekle birlikte farklı seçenekleri de gündemde tutuyor.

Önümüzdeki 26 Eylül’de hem genel seçimler hem Berlin seçimleri var. Berlin seçimlerini belirleyecek temel konu arazi, gayrimenkul ve kiralık konut politikaları. Sosyal Demokratlar, kira kapaklama’yı halk inisiyatifinin önerdiği kamulaştırma kanununa alternatif olarak, Sol ve Yeşiller ise bunun tamamlayıcısı olarak düşünüyor. Sosyal Demokratlar sağ muhalefetle aynı çizgide, kamulaştırmaya karşı. Sol, inisiyatifin talep ettiği gibi ölçek üzerinden, 3000 konut ve üstüne sahip tüm mal sahiplerinin kamulaştırılması politikasını desteklerken, Yeşiller ölçek yerine davranış kriteri getirmeyi, “büyüklerin değil kötülerin kamulaştırılması”nı savunuyor.

Halk inisiyatifi gerekli sayıda imza toplayarak kendi kanun teklifinin Temsilciler Meclisi‘nin önüne gelmesini sağladı, konu ocak 2021 de Meclis’te görüşülecek. Şu anda koalisyon partileri inisiyatif ile pazarlık yürütüyor. Meclis’in inisiyatifi tatmin edecek bir karar çıkarmaması durumunda, inisiyatif dört ayda 170 bin imza toplama yoluna gidebilir. Bu takdirde kamulaştırma kanunu 26 eylül seçimleri ile aynı günde halkoyuna sunulacak. Seçimlerden az önce Anayasa Mahkemesi de kapaklama kanunu konusunda kararını açıklamış olacak.

Yeşiller işi mecliste çözmek ve halkoylamasına bırakmamak, Sol ise halkoylamasına bırakmak stratejisi güdüyor. Halkoylaması ile kanun koymak mümkün, ancak halkın koyduğu kanunu Anayasa Mahkemesi’nin Anayasaya aykırı bulması olasılığı da var.

Üç hükümet ortağının bakış açıları Berlin’de en temel siyasi mesele olan barınma sorununda temelden ayrışıyor. Toplam oylarını arttırarak koalisyonu sürdürmelerine kesin gözü ile bakılan üç koalisyon partisi arasındaki iç dengelerin belirlenmesinde bu iki kanun çerçevesindeki gelişmeler başrolü oynayacak.

(*) “Memleket” kavramı, yazar tarafından Amerika Birleşik Devletleri, Federal Almanya Cumhuriyeti… gibi federal siyasi üstyapıların temelini oluşturan siyasi yapıları tanımlamak için, Türkçede yanlış yerleştiğini düşündüğü “eyalet” sözcüğüne alternatif olarak önerilmektedir. 

Kategori: Manşet