Streç filmler, alkil fenoller ve iyi bir hayat – Bülent Şık

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

Önce referandum sonuçlarına dair bir not düşmek istiyorum.

Referandum sonucunda evet çıkması AKP açısından bir zafer değil. Seçim ülkenin rejimini değiştirecek bir anayasa oylamasının çok daha geniş bir mutabakatla, uzlaşıyla yapılması gerektiği gösterdi en çok. Onca baskı, mutlak bir propaganda gücü, HDP’nin seçim çalışmalarından bütünüyle alıkonulması ve yapılan usulsüzlüklere rağmen elde edilen sonuç ortada. Toplumun yarısı rejim değişikliğini istemiyor. Değişiklikleri yürürlüğe koymak olanaksız ve bu konudaki ısrarın zamanla çok daha ciddi sorunlara, iktidar bloğunda çatlaklara yol açacağını ummak da mantıklı. Toplumsal barış ve adalet özlemi duyanlara düşen görev bu çatlakları derinleştirmek.

Toksik kimyasal maddeler insan hakları, çocuk sağlığı, doğal hayatın sağlığı ve korunması çalışmaları ile yakından ilgili. Bu tehlikeli kimyasal maddelerin kullanılması, saklanması, taşınması, atıkların depolanması ve arıtılması gibi süreçlerle kamusal çıkarların korunması arasında çok güçlü bir bağlantı var. Ama AKP hükümetlerinin geçmiş on beş yıllık karnesi bu açıdan berbat. İcraatlarını kamusal çıkarları korumak değil de tahrip etmek üzerine kuran ve yarattığı tahribatı abuk sabuk bir kalkınma anlayışı ile de meşru kılan bir siyasal iktidar oldu AKP. Bir toplum ürettiği sorunları ne kadar ötelerse ötelesin, ne kadar görmezlikten gelirse gelsin er veya geç yüzleşmek zorunda kalır. Ağır bir ekolojik tahribat ve toksik kimyasal kirliliğinin yol açacağı sorunların ne kadar hayati olduğu önünde sonunda fark edilecek. Bu sorunları görünür kılmak, belirginleştirmek, siyasal iktidarın icraatları ile ilişkili olduklarını ortaya sermek, farkındalığı artırmak yapılacak şeylerden biri.

Doğru bildiğimiz şeyleri yapmaya devam etmeli o zaman…

Son birkaç haftadır plastik esaslı malzemelerin yol açtığı sorunları az bilinen toksik kimyasallar üzerinden ele almaya çalışıyorum. Bu yazı geçtiğimiz haftalarda yazdığım fitalatlar ve bisfenoller yazısı ile birlikte değerlendirilmeli. Plastik esaslı ürünlerde dikkate alınması gereken bir diğer sorun alkil fenol bileşikleri ve bu haftaki yazıda bu konuyu ele alacağım.

Alkil fenol bileşikleri

Alkil fenol bileşiklerinin başında oktil fenol ile nonil fenol geliyor. Kullanılan miktarın yüzde 80’ini nonil fenol oluşturuyor. Bu bileşikler plastik esaslı ambalaj materyalleri, deterjanlar, temizlik malzemeleri, saç bakım ürünleri ve saç boyaları, boyalar, tekstil ürünleri ve tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerin imalatında kullanılıyor. Özellikle boya, deterjan ve tekstil endüstrisinin çıkardığı atık sular nonil fenol kalıntısı içermesi açısından önem taşıyor.

Bu kimyasal maddeler sularda uzun süre toksik etkisini yitirmeden kalabiliyor; bu nedenle yeraltı ve yerüstü su varlıkları için önemli bir kirletici unsur olarak niteleniyor. Sularda yaşayan canlılar için çok yüksek düzeyde toksik etkiye sahipler.

Alkil fenol bileşikleri hormonal sistem üzerinde yıkıcı ya da bozucu etkiler gösteren en önemli kimyasal maddelerden biri. Dolayısıyla hem sağlık üzerindeki olumsuz etkileri ve hem de kullanım alanlarının bu kadar yaygın olması oktil ve nonil fenol bileşiklerinin sularda ve gıda ürünlerinde kalıntısının olup olmadığı sorusunu akla getiriyor. Bir başka deyişle bu kimyasal maddelerin yediğimiz gıda ürünlerinde kalıntısı var mı ve varsa ne düzeyde var? sorusu yanıt bekliyor.

Su ve gıda ürünlerinde kalıntıları araştırılmalı

Ülkemizde gıdalarda ya da sularda Alkil fenol kalıntılarının olup olmadığı araştırılmıyor. Örneğin tarımsal üretimde kullanılan pestisitlerle birlikte gıdalara oktil ya da nonil fenol bulaşması ihtimali var. Pestisitler bünyesinde bu bileşikleri içeriyor çünkü. Gıdalarda pestisit kalıntısı analizleri yapılırken alkil fenol bileşiklerinin kalıntısının da olup olmadığı ise araştırılmıyor.

Oktil ve nonil fenol bileşiklerinin kullanım alanının yaygınlığı hem gıdalarda ve hem de sularda kalıntısının izlenmesini gerekli kılıyor. Ülkemizde bu konuda yapılmış bir çalışma yok ama İngiltere’de gıda ürünlerinde nonil fenol kalıntılarının bulunup bulunmadığının araştırıldığı 2010 yılında yapılan bir çalışma var.

İngiltere’de yapılan bir çalışma

Çalışmada PVC ve Polistiren ambalaj materyallerinin nonil fenol içerip içermediği ve bu ambalajlarla muhafaza edilen bazı gıda ürünlerine nonil fenol bulaşıp bulaşmadığı belirlenmeye çalışılmış. Araştırma sonucuna göre PVC ve Polistiren ambalaj materyallerindeki nonil fenol miktarları 1 kilo ambalaj materyalinde 4 gram düzeyine kadar çıkabiliyor. Miktar bu kadar yüksek olunca gıdalara da bulaşma ihtimali artıyor. Çalışmada bulaşmanın ne düzeyde olduğunu anlamak için de peynir ve hazır kek ürünlerinde testler yapılmış.

Peynir örnekleri PVC esaslı bir ambalaj materyali olan streç filmle kaplanarak 20 derecede dört gün boyunca bekletilmiş. Sonuçta peynir örneğindeki nonil fenol miktarının bir kilo peynir ürünü için 800 mikrogram gibi çok yüksek bir değere ulaşabileceği saptanmış. Aynı deneme hazır kekler ile de yapılmış ve dört günün sonunda hazır keklerdeki nonil fenol miktarı kilogramda 600 mikrogram değerine kadar çıkmış.

Bunlar çok yüksek değerler. Nonil fenol vücudumuza ne miktarda girerse sağlık sorunlarına yol açar sorusunun net bir yanıtı yok ama Danimarka Toksikoloji ve Güvenlik Enstitüsü vücudumuza girecek nonil fenol miktarına kilogram başına 5 mikrogram olarak sınırlama getirmiş. Buna göre 10 kg ağırlığındaki bir çocuğun vücuduna girecek nonil fenol miktarı 50 mikrogramı aşmamalı. Streç filmlerle sarılarak ya da PVC esaslı ambalaj materyalleri ile muhafaza edilmiş gıda maddeleri gün içinde sıklıkla yenildiğinde bu değer kolayca aşılabilir. Plastik ambalaj materyallerinin gıda ambalaj materyali olarak geniş ölçekte kullanılması bu tespiti güçlendirici bir etki yapacaktır.

İngiltere’de yapılan çalışma bulgularına göre ülkemizde başta peynir ürünleri olmak üzere gıda maddelerinin streç filmlere sarılarak muhafaza edilmesi uygulamasından vazgeçilmesi bir gereklilik olarak görünüyor.

Ülkemizdeki gıda ürünleri üzerinde kapsamlı bir çalışma yapılmadığı sürece bu konudaki sorunun ne boyutta olduğunu bilemeyeceğiz. Kamusal çıkarları korumakla bu çalışmaları yapmak birebir ilişkili şeyler. Ama bu noktada meseleye nasıl bakmalı?

Kamusal çıkarlar biliniyor mu?

Bu sorunlara bakarken konunun sadece tek bir kimyasal madde ile ilgili olmadığını fark etmek çok önemli. Gıda ürünleri farklı özelliklere sahip birden fazla toksik kimyasal madde kalıntısı içerir. Son üç yazıda ele aldığımız gibi plastik esaslı ambalaj malzemelerinde gıdalara aynı zamanda fitalatlar, bisfenoller ve alkil fenol bileşikleri bulaşabilir. Yapacağımız kalıntı analizlerinde bulaşma ihtimali olan her kimyasal madde kalıntısının araştırılması bu nedenle zorunludur. Bu çalışmaları yapmak kamu kurumlarının asli görevlerinden biridir. Ama işin aslına bakılırsa çoğu durumda ortada analiz yöntemleri bile yoktur. Örneğin alkil fenol bileşikleri 1940’lı yıllardan beri kullanılıyor ve son 20 yıldır kalıntılarının doğurduğu sorunlar üzerinde ciddi tartışmalar yapılabiliyor; daha önce gıdalarda ya da sularda kalıntılarını tespit etmeye yarayacak geçerli analiz yöntemleri konusunda bile problemler vardı. Yani ne yaptığımızı, hangi sorunlara yol açtığımızı yeterince bilmiyor ve izleyemiyorduk. Belirsiz bir konu üzerinden kamusal bir tartışma yaratmaksa çok zordur.

Bu çalışmaları yapmak kamu kurumlarının her ne kadar asli görevi olsa da sonuçta bir şey yapılmadığı da aşikâr. Belki kamusal çıkarları korumak için devletten bağımsız organizasyonlar oluşturmak ve bu organizasyonların nasıl işler kılınacağı üzerinde düşünmek gerekli. Ama bu yapılsa bile, olası çözümler için çerçeveyi genişletmek ve iyi bir hayatı nasıl mümkün kılacağız sorusuna yanıtlar aramak şart görünüyor.

İyi bir hayat mümkün mü?

Herkes bu sorunlarla yüz yüze olsa da en çok çocuklar olumsuz etkileniyor.

Güvenli bir hayat bir yanılsama. Güvenli teriminin kendisi bir sorun. Toksik kimyasallar söz konusu olduğunda ne korunaklı siteler ne de steril mahalleler bir güvenlik ya da koruma sağlayabilir. Nerede durduğumuzun, gelirimizin ne olduğunun, sıfatlarımızın ya da yaşadığımız semtlerin hiçbir önemi yok bu açıdan.

Mevcut sistem buzdağının görünür kısmındaki, ucundaki meselelerle uğraştırır bizleri. Bir gün teflon tavanın yol açtığı sağlık sorunlarını tartışırken sonraki gün ekmek yemeli mi yememeli mi meselesini konuşur buluruz kendimizi ve belki de yaratılan bu karmaşa nedeniyle konuştuğumuz meselelerin aynı buzdağı içine gömülü olduğunu bile fark edemeyiz.

Güvenli değil iyi bir hayata özlem duymalı. Bu özlemi gerçekleştirmek için yapacağımız şeyler bireysel tercihlerle ya da bilinçli tüketiciler olmakla çok az; iyi bir hayatı kendimiz için değil toplumun geneli için istememizle ise çok fazla ilgili. Sadece hiç tanımadığımız insanların değil varlığından haberdar bile olmadığımız sayısız canlı türünün iyiliğine de yakından bağlı bir şey bu. Belki de en çok onlara…

İyi bir hayat ne? Çok uzağa mı gitmeli mi yanıt için. Temas ettiğimiz insanların hayatını iyileştirmeye çabalamak… İyi hayat denilen şey için başlangıç noktası bu benim için.

Bu yazı bianet.org/ dan alınmıştır

 

Bülent Şık

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page