Köşe Yazıları

Almanya’da enerji dönüşümü – Alper Öktem

almanya güneş enerjisi..Almanya’da 1999 yılındaki seçimden sonra kurulan Sosyal Demokrat – Yeşil koalisyonun hazırladığı ve 2000 yılında kabul edilen Yenilenebilir Enerji Yasası (EEG= Erneuerbare Energien Gesetz) farklı kaynaklardan üretilen elektriğin, hangi önceliklerle, ulusal şebekeye verileceğini düzenlemektedir. Aynı zamanda üreticilere, şebekeye verilen elektrik karşılığı bu yatırım için belirlenen fiyatı belli bir süre için sabit tutmayı garanti etmektedir. Bu yasanın öncüsü 1991 yılında kabul edilen, şebekeye cereyan verme yasası (Energieeinspeisegesetz) dünyanın ilk Eko Cereyan Yasası olarak kabul edilmektedir. 90 lı yıllarda örneğin 1000 Çatı programı ve 1999-2003 arasında 100.000 çatı programı federal düzeyde uygulanmıştır, ayrıca eyalet hükümetlerinin de özgül programları olmuştur. Bu tür destekler kısmen hibe dahi içermekte iken, Yenilenebilir Enerji Yasası örneğin güneş enerjisinde yatırımcının 20 yıl önünü görmesini, yatırımın geri döneceğine kani olmasını sağlamıştır. Çatı programları ise başından itibaren GES için çatıların esas alındığını gösteriyor. (Yasa tüm yenilenebilir kaynakları ele almıştır. Bu yazıyı güneş enerjisi ile sınırlı tutuyorum)

EEG (Yenilenebilir Enerji Yasası) o zamandan beri defalarca fiyatlar ve diğer açılardan şartlara uyum sağlayacak şekilde değiştirildi. Burada tahmin edileceği gibi bir pazarlık söz konusu. Yani farklı gruplar arasında, farklı enerji üreticileri, sendikalar, siyasi partiler arasında bir çekişme, bir güce bağlı, lobilere bağlı kararlar, karar değişiklikleri söz konusu.

Almanya’da meseleyi anlamak için, partileri ve lobileri anlamak gerekiyor. Kömür lobisi Almanya’da çok güçlü. Bir yandan Sosyal Demokrat Parti(SPD)  ile çok güçlü maden işçileri sendikası ile diğer yanda Hıristiyan Demokratlar(CDU) kömürün yanında özellikle nükleer güç santrallerini işleten tekellerin çıkarlarına, beklentilerine daha ağırlık veriyorlar. Herkes bol bol üretmek, herkes bol bol satmak istiyor. Paylaşım politikanın bir alanı. Bu konudaki regülasyonlar politikanın bir alanı. Fakat bir de yenilenebilir enerjiler alanında yine çıkar çelişkileri ve bunların siyasetle ilişkisi var. Çelişki büyük yatırımcı ile küçük yatırımcı arasında. (Burada küçük yatırımcıyı güneş enerjisinde 10 kW sınırı ile ifade etmek yerine, bireysel/doğrudan olmasını ya da kooperatif biçiminde olduğu gibi küçüklerin örgütlenmesini esas alıyorum.)

Yenilenebilir Enerjilere inanmayan ve yıllarca yatırım yapmayan tekeller bariz bir şekilde pazar payı kaybettiler. Şimdi hükümet (Hristiyan Demokrat – Sosyal Demokrat koalisyonu) desteğiyle pazar payını büyütmeye çalışıyorlar. Bunun için de üretim maliyeti düşük devasa rüzgar enerji santrallerini denizde kurmak (off shore) yolunu tuttular. Çok büyük kapasiteli devasa santraller, rüzgar çiftlikleri. Bunları bir enerji kooperatifinin yapması söz konusu değil. Burada hükümetin ya da hangi hükümet başta ise onun önceliklerini görebiliyoruz. Desantralize, yerinde üretim mi? Yoksa Enerji tekelleri mi?  Bayan Merkel tekellere yakın politikayı temsil ediyor. Bu politikaya karşı ilginç bir noktada direniş var.  Bu enerjinin Güney Almanya’ya dek yüksek gerilim hattıyla nakledilmesi lazım ve insanlar çevrelerinden kasabalarından bunun geçmesini istemiyorlar.

Yani nasıl ki kömür, nükleer güç santrali ve yenilenebilir enerjiler alanında bir çekişme, politika farklılıkları varsa aynı şekilde yenilenebilir enerjilerin mülkiyeti ve bir üretim aracı olarak tekellere ya da halka ait olup olmaması da farklı politikalarla kendisini ifade ediyor.

Almanya’da bir milyonun üzerinde, küçük ölçekli tabir ettiğimiz yenilenebilir enerji santrali var. Küçük ölçekli yani evin çatısında üç beş kilowatt kurulu gücü olan bir güneş paneli olarak, veya bir iki rüzgar gülü ve bir kaç yüz kW kurulu gücü olan güneş enerji santrali sahibi bir kooperatif .  Ya da bir köylü, hayvan barınaklarını, tüm çiftlik evlerini, tüm çatılarını kullanarak belki 40- 50 kilowatt kurulu güce ulaşabiliyor. Bunları küçük ölçekli sayıyoruz. Ve bunlar ile; offshore üreten tekeller veya büyük sahra çöllerinde üretip Avrupa’ya nakletme hayalleri kuran tekeller arasında çelişki var. Bu çelişki de politik bir olay. Bazı çelişkiler kendiliğinden çözülüyor, hammaddesi yani güneş Afrika çöllerinde olduğu gibi Avrupa’da da bedavaysa, bunun nakliye masrafını düşünmek lazım.

2000 yılında çıkan yasa o zaman mevcut ve 2001 yılına dek kurulacak olan GES lere 50,6 Eurocent fiyat belirlemişti. 2015 yılındaki yasa değişikliği ile örneğin Ağustos 2015 te kurulan 10 kW ye dek kurulu gücü olan çatı tipinde (bunun için Y.E.S. tanımını tercih edelim, Yurttaşın Enerji Santrali) 12,36 Eurocent olarak belirlenmiştir. Bu fiyat satmak için ekonomik değil. Tüketilen 1 kWsaat elektriği 15 cente alıp üretileni 50 cente satmak artık yok. Ama desantralize ve çok sayıda insanın elinde bulunan, deyim yerinde ise bu demokratik ve halkçı enerji için yaratıcı çözümlerin sınırı yok. Meskenler için elektrik fiyatı çok kabaca 25 Eurocent olunca öztüketim için üretim yapmak çekici oluyor. Bunun dışında aynı trafoya bağlı bir komşunuza da elektrik satmanıza bir engel yok. Şebekeye 12,36 cente vermek yerine 19 cente komşuya satınca siz memnunsunuz, tüketici komşunuz da memnun 6 cent daha ucuza aldığı için.

Enerji dönüşümünün diğer alanı ise nükleerden çıkış. SPD ve Yeşiller hükümeti 2000 yılında uzun yıllara yayılmış bir nükleer santralleri tasfiye planını yasalaştırdılar. Daha sonra gelen Merkel hükümeti bunu iptal etti. 2011 Fukuşima faciasından sonra bayan Merkel aynı kanunu tekrar uygulamaya koydu. Arada olan sadece Fukuşima nükleer kazası değildi: Kazadan sonra Almanya’da 800 yerleşim biriminde sürekli antinükleer gösteriler sürdürüldü. İşte bu antinükleer mücadele 90’lı yıllardan başlayarak yenilenebilir enerjileri tanıtan, çatısına kuran, en azından bir kooperatife ortak olan aktivistleriyle enerji dönüşümünün motoru oldu. Termik santral karşıtı hareket, iklim hareketi, alternatif otomobil kulübünden bisiklet trafiğine öncelik isteyenlere dek hepsini saymak lazım.

Alper ÖktemAlper Öktem