Yunanistan’da Syriza, İspanya’da Podemos, İngiltere’de Yeşiller – George Monbiot

the Guardian‘da George Monbiot imzası ile yayınlanan yazıyı Yeşil Gazete gönüllü çevirmeni Eray Uygur‘un çevirisi ile paylaşıyoruz

* * *

Neoliberal görüş birliğinin ani çöküşüyle birlikte taktiksel oy kullanmayı bir kenara bırakıp istediğimizi seçmenin vakti geldi.

Siyasetin ilk kuralı şudur : İstediğine oy vermezsen kazanamazsın. Bize her seçimde bütün olumsuzluklara kulak tıkamamız, yetersizlikleri ve ihanetleri bir kenara bırakıp daha kötünün korkusuyla İşçi Partisi’ne oy vermemiz söylendi. Ve elbette gelecekte de hep daha kötü bir şeyler olacak. Peki biz ne zaman piyasa köktendinciliğinin (dini imanı para olanların) iki versiyonundan birini seçmekten vazgeçip istediğimize oy vermeliyiz? Bu yüzyılda mı yoksa bir sonrakinde mi? Kulak tıkayıcıların tavsiyelerini dinlersek sonsuza dek Bermuda İşçi Partisi Üçgeni’nde kaybolacağız.

Belki bir zamanlar bu çaresizlik tavsiyeleri kulağa mantıklı geliyordu. Ama artık sökmez. Bütün Avrupa aydınlanıyor. Güney Amerika’da olduğu gibi, sadece birkaç yıl önce imkansız görünen siyasi değişimler şimdi tüm kıtayı sallıyor. Başka bir dünyanın mümkün olduğunu biliyorduk ve şimdi görünüşe göre o bir başka dünya yanı başımızda: Neoliberal fikir birliğinin ani ölümü. Sol cenaha yakın olduğunu iddia eden ama bunu idrak edememiş tüm partiler artık bitmiştir.

Syriza, Podemos, Sinn Fein ve SNP’den sonra şimdi İngiltere’de de Yeşiller’in İşçi Partisi’nin neredeyse söndürdüğü radikal alevi canlandırmasıyla parlak bir ışık yanıyor. Yeşiller’in İngiltere ve Galler’deki üye sayısı 50.000’i geçti. Bir sene önce bu sayı 15.000’in altındaydı. voteforpolicies.org.uk internet sitesinin 500.000 bin kişiyle yaptığı ve partilerin siyasi pozisyonlarının sorulduğu araştırmaya göre Yeşiller Partisi politikaları diğer tüm partilerden daha bilinir ve popüler. İnsanlar istedikleri partilere oy verselerdi, hükümeti oluşturan parti Yeşiller olurdu.

İlustrasyon: Sebastien Thibault

İlustrasyon: Sebastien Thibault

Bu ani yükselişin birçok sebebi var ama bunlardan biri diğer hepsinden önde geliyor. Yeşiller Partisi’nin politikaları demokratik bir şekilde belirleniyor. Tartışmalarla ortaya çıkan gelişmelere çoğunlukla genç üyeler önderlik ediyor. Diğer büyük partiler 1980’lerde takılıp kalmış gibi görünürken bu gençler zamanlarının hakkını veriyorlar.

Size Yeşiller Partisi’nin gerçekleştirmeyi amaçladığı siyasi dönüşümden biraz bahsedeyim. Bugün bildiğimiz anlayışta bir başbakan ya da bakanlar olmayacak. Bunun yerine parlamento başkanlarını sırayla atayacak idare komiteleri seçecek. Aynı zamanda parlamento başkanlar komitesine başkanlık edecek Birinci Başkan’ı da seçecek. Bir başka deyişle, parlamento kraliyet ayrıcalıklarına sahip bir başbakanın suistimallerine tabi olmak yerine egemen olacak. Liderler parlamentonun tüm öğeleri tarafından seçilecek ve parlamentoyu oluşturan farklı pozisyondaki partiler uzun yıllar süren gönülsüz birliktelikler yerine birlikte çalışmakla yükümlü olacaklar.

Yerel yönetimler kendi vergilerini kendileri belirleyecekler. Birçok geri kalmış bölgede dönüştürücü etkileri kanıtlanmış (bkn. Bernard Lietaer’ın The Future of Money (Para’nın Geleceği) kitabı) yerel para birimleri tedavülü zorunlu para birimi olacak. Özel bankalar daha fazla para yaratamayacaklar (bankalar şu an bizim paramızın %97’sini borç adı altında bize satıyor). Limited şirket çalışanlarının etkin bir oylama sonucunda ve ulusal bir yatırım bankası desteği ile şirketi satın almak ve kooperatif kurmak için yasal hakkı olacak.  Korkunç derecede adaletsiz olan vergi sistemi arazi vergilendirmesi ile değiştirilecek. Böylece şu an sadece az sayıda kişi tarafından tekelleştirilmiş kuramsal kazançlardan herkes faydalanabilecek. Tüm vatandaşlar güvensizliğe, korkuya ve hak sahiplerini neredeyse birer köleye dönüştüren sosyal yardımlara iliştirilmiş cezai yaptırımlara son verecek bir temel gelir sahibi olacak.

Bu umut vizyonunu İşçi Partisi’nin korku politikaları ile karşılaştırın. City ve Daily Mail tarafından büyülenmiş, Tory kesintilerini ‘on yıllarca önceden’ sağlamayı ve ‘Başbakan’ın beceremediği görevi (bütçe açığını ortadan kaldırmayı) bitirmeyi’ söz vermiş parti ile karşılaştırın.

Çok geç olmakla birlikte, eski bir İşçi Partisi bakanı olan Peter Hain bütçenin ne kadar dengelenmesi gerekse de bunun sonu gelmeyen kesintiler yerine bir finansal işlem vergisi ve ulusal sigorta düzenlemesi ile halledilebileceğini itiraf etti. Bu fırsatlar 2008’den beri İşçi Partisi’nin gözünün önünde duruyordu ama bankaları ve büyük şirketlerin gazetelerini yatıştırmak milyonların acılarını ve sıkıntılarını önlemekten daha önemli addedildiği için bu önlemler alınmadı. Hain, kemer sıkma politikasının bir dolandırıcılık, ortak zenginliğimizi elitlerin tasarrufuna sunan sosyal düzenlemenin bir yeniden yazımı olduğunu belli ki daha yeni fark etmiş. Bakanların kimseyi dinledikleri yok.

Genel seçimleri kazansın ya da kaybetsin, İşçi Partisi bitmiştir. Partilerinin değerlerini yerle bir eden Blair ve Brown’a izin veren şakşakçıları değiştirmek için yeni bir jenerasyon gerekiyor. O zamana kadar da tarih olacaklardır. Eğer İşçi Partisi Mayıs’ta kazanırsa kemer sıkma politikasına devam edilmesiyle birlikte, kendilerini, kaybetmeleri durumundan çok daha hızlı bir şekilde yok edeceklerdir. Avrupa’dan aldığımız ders budur.

Korkuyla yönlendirilen seçimler tüm siyasetin yönünü sağa doğru kaydırıyor. Tony Blair’in kurumsal güçlere boyun eğmesi koalisyonun şimdi sürdürdüğü kötü ve yıkıcı politikalara yol açtı. Aynı miras muhalefetteki İşçi Partisi’ni de susturuyor ve karşı durmaları gereken politikaların birçoğuna öncülük ediyorlar. Bunun nedeni bizim zamanında kulaklarımızı tıkamamızdı ve şimdi sıkıntı daha da büyüyor. Peki bu korku atmosferi yüzünden Tory politikasının sulandırılmış versiyonuna oy vermeye devam edecek miyiz? Yoksa gerçekten istediğimiz partiye oy vermeye başlayacak mıyız? Bu ulusun insanları yüzyıl önce korkudan medet umanlara kulak asmış olsaydı, biz hala Liberal Parti’nin evrensel sağlık hizmetlerini ve refah devletini tesis etmesini bekliyor olurduk.

Toplum çerçevesinin sınırlarından hareket eder, merkezinden değil. Değişim isteyenler kendilerini sınırda olan ve taşın altına elini sokmak zorunda olan insanlar olarak görmelidirler. Öncü hareket hemen başarılı olamayabilir ama en nihayetinde köklü değişiklikleri başlatacaktır. Onlara oy vermediğimiz sürece, bize ihanet eden partilerin alternatiflerini yaratmaya da başlayamayız. Yürümeye başlıyor muyuz yoksa bir gün çıkacağımız yolculuk hakkında konuşmaya devam mı edelim?

Güç şu an son derece önemli. Bu seçimleri hangi büyük parti kazanırsa kazansın, kimsenin istemediği politikaları devam ettirerek kendini yok etmesi işten bile değil. Evet, bir beş sıkıntılı yıl daha geçirebiliriz ama hızlı dünyamızda bunun o kadar süreceğinden  de şüpheliyim. Ardından önümüz açık. İşte bunun için gayret göstermeliyiz. Mayıs ayında, taktiksel değerlendirmelerden bağımsız olarak, bize samimi bir alternatif sunan partilere oyumuzu vererek başlayacağımız bir süreç bu. Değişim sağlam ve samimi bir inançtan doğar. Korkuyla oy vermeyi bırakın. Umut için oy vermeye başlayın.

 

George Monbiot

Yazının İngilizce Orjinali

Yazar: George Monbiot

Yeşil Gazete için çeviren: Eray Uygur

(Yeşil Gazete, Guardian)