İnsanlığın gıda paradoksu – Pelin Cengiz

Birleşmiş Milletler’in uzman kuruluşlarından biri olan Gıda ve Tarım Örgütü FAO’nun (Food And Agriculture Organization) kuruluş yıldönümü olan 16 Ekim, her yıl Dünya Gıda Günü olarak kutlanıyor. Bu yılki tema, “Gıda Güvencesi ve Beslenme için Sürdürülebilir Gıda Sistemleri” olarak ilan edildi. FAO’nun bu kapsamda yayınladığı verilere göre, dünya ekosisteminin yüzde 60’ı gıda üretimi için verimsizleşmiş ya da sürdürülebilirliğini kaybetmiş durumda. Dünyada tarım arazilerinin, tarım dışı amaçlarla kullanıma açılmasının gıda güvenliği ve sağlıklı gıda açısından büyük tehdit oluşturduğu malum. Küresel iklim değişikliğinin giderek daha fazla kontrol edilemez hâle gelmesi, buna bağlı olarak doğal afetlerin daha aşırı şekilde felaketlere yol açması, küçük çiftçilerin açgözlü büyük üreticilere bağımlı kılınması ve insanların bir türlü vazgeçmek istemediği tüketim alışkanlıkları da buna eklenince gıdaya erişim daha zorlaşıyor.

İklim değişikliğinin yıkıcı etkileri gelecek nesillerde çok daha fazla hissedilecek, özellikle de gıdaya erişim konusunda. Dolayısıyla, gıdaya erişim tam da günümüzün meselesi.Küresel ölçekte yaklaşık bir milyar insan açlık çekiyor, beş yaşın altındaki her dört çocuktan biri ki, bu da 165 milyon çocuk demek, yetersiz beslenme sebebiyle fiziksel ve zihinsel gelişimini tamamlayamıyor. İki milyar dünyalı, insan vücudunun ihtiyaç duyduğu vitamin ve mineralleri alamazken, 466 milyon kişi aşırı gıda tüketimi ve obezite kaynaklı sağlık sorunları riski taşıyor. Yetersiz beslenmenin küresel ekonomiye maliyeti, verimlilik kaybı ve doğrudan sağlık giderleri olmak üzere yılda 3,5 trilyon dolar olarak ifade edilirken, bu oran kişi başı 500 dolara denk geliyor.

Tüm dünyada yoksulluk ve eşitsizlikle mücadele eden Oxfam International’ın “Growing Disruption: Climate change, food, and the fight against hunger” raporuna göre, her sekiz kişiden biri yatağa aç giriyor. 2050’de açlık riskiyle karşı karşıya olan insan sayısı yüzde 10-20 daha fazla olacak. Araştırmalara göre, son 30 yılda iklim değişikliğinin etkileri olmasaydı, buğday ve mısır fiyatları yüzde 3,8 ila yüzde 5,5 daha ucuz olacaktı. Beklentiler 2030’da tahıl ürünleri fiyatlarının şimdikinin iki katından fazla artacağını ortaya koyuyor. Bu arada, gelişmekte olan ülkelerin gelişmiş ülkelere oranla gıda güvenliği konusunda çok daha kırılgan olduğunu da hatırlatmakta fayda var.

FAO’ya göre, ekosistemin sürdürülebilirliği için tarım alanındaki tüm faaliyetlerde her damla suyun ve her karış toprağın verimli olarak kullanılması büyük önem taşıyor. Bunlara ek olarak, yanlış uygulamaların, iklim değişikliği ile birlikte, tarım alanlarının ve temiz suların yetersizleşmesine, toprağın verimsizleşmesine, biyolojik çeşitliliğin azalmasına, orman ve deniz kaynaklarının tükenmesine yol açtığı vurgulanıyor.

IPCC’nin raporunda da, insan kaynaklı tüm seragazı emisyonlarının yüzde 14,5’inden endüstriyel hayvancılık sektörünün sorumlu olduğu tespiti yer almıştı. Bir milyar civarında insan yeterli gıda bulamazken, dünyadaki tahılların yüzde 60’ı çiftlik hayvanlarını beslemek için kullanılıyor. Hayvansal gıda üretimi için 11 kat daha fazla tarım arazisine ihtiyaç duyuluyor. Bir kilogram biftek üretebilmek için yedi kilogram tahıl tüketiliyor. Dünyada yapılan toplam tahıl ticaretinin yüzde 50’si hayvan besini ya da biyolojik yakıtlar için gerçekleştiriliyor.

Düşünün ki, her yıl üretilen 756 milyon ton tahıl ve mısırla, 220 milyon ton soya 1,5 milyardan fazla insana yeterli besin sağlayabilecekken, daha az sayıda insanın tüketmesi için yetiştirilen hayvanlara yem olarak kullanılıyor. Aslında iklim değişikliğinin etkilerini azaltacak, tarım arazilerinin verimli kullanımını sağlayacak, çölleşme, kuraklık, sel felaketleriyle mücadele edebilecek uzun vadeli stratejiler ortaya konulurken, gıda üretmek için hayvan yetiştirilmesinin belli bir seviyede tutulmasıyla gezegende açlık ve yetersiz beslenme sorunu çeken pek çok insan yeterli besin bulabilir.

Zengin dünya başta hayvansal gıdalar olmak bu tüketim modelinden vazgeçmediği sürece fakir ülkelerin açlık sorunu asla bitmeyecek. Bu döngü devam ettiği sürece çok daha fazla insan açlık tehlikesiyle karşı karşıya kalacak. Bir yanda obezite ve israf diğer yanda ise açlık ve yoksulluk insanlığın dönüp dolaşıp geldiği yer, böyle bakınca epey acıklı görünüyor.

Pelin Cengiz – Taraf