İklim değişikliğinin varlığından emin olmasak bile!

Ben yoruldum artık tüm cehaletleri içinde hala “iklim değişikliği olduğuna dair bir bilimsel kanıt yok” diye ortalığı bulandırmaya çalışanlarla mücadele etmekten, bu sebeple tek tek cevap vermekle uğraşmak istemiyorum, hepimizin hayatta yapacak çok daha faydalı işlerimiz var. Ancak arada kalanlar için temel birkaç konuyu anlatmaya çalışacağım.

Öncelikle, 1896′da İsveçli bir bilim adamı olan Svante Arrhenius basit bir deney yapmış: Bir silindirin içine karbondioksit gazı doldurup kızılötesi ışımanın bu gazın içinden geçip geçmediğini görmek istemiş. Sonuç basit, karbondioksit kızılötesi ışımanın geçmesini engellemiş. Bu neredeyse bilimle uğraşan herkesin çok rahatlıkla tekrar edebileceği bir deney, eğer Arrhenius’a güvenmek istemezseniz, ben böylesi basit bir konuda güvenmeyi tercih ederek devam ediyorum.

İkinci konumuz dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı. 1958 yılından bu yana Scripps Enstitüsü’nden bilim adamları Hawai’nin en yüksek tepelerinden birinde atmosferdeki karbondioksit miktarını ölçüyorlar. Bu miktar 1958 yılında milyonda 310 parçacık seviyesindeyken bugün 393 parçacık seviyesine çıktı. Yani dünya atmosferindeki karbondioksit oranı ciddi miktarda artıyor.

Üçüncü konumuz dünya atmosferindeki karbondioksit miktarı ile dünya sıcaklığı arasındaki ilişki. Bilim adamları yıllardır çeşitli metotlar kullanarak buzul çağları sırasında atmosferdeki karbondioksit miktarı ile atmosferin sıcaklığı arasındaki ilişkiyi ortaya koyuyorlar. Bu ilişki de basit, karbondioksit miktarının yüksek olduğu devirlerde dünyanın sıcaklığı da yüksek, tersine karbondioksit miktarının düşük olduğu zamanlarda dünyanın sıcaklığı da düşük oluyor (burada bir sebep sonuç ilişkisi çıkartmıyorum, sadece biri olduğunda diğeri de oluyor).

Dördüncü konumuz temel fizik; nesneler sıcaklıklarına bağlı olarak ışıma yaparlar. Sıcak cisimler görünür dalga boylarında, daha az sıcak cisimler ise kızılötesi dalga boylarında ışıma yaparlar. Mesela güneşin sıcaklığı 5800 derece civarındadır ve güneş sarı-beyaz bir ışık verir, dünyanın ortalama sıcaklığı da 15 derece civarındadır, dünya da kızılötesi dalga boylarında ışıma yapar.

Bu temel bilgileri herhangi bir lise öğrencisine verip bir sonuç çıkartmasını istersek çok zorlanacağını sanmıyorum. Dünyanın atmosferindeki karbondioksit miktarı artıyor, bu artış dünyanın yaydığı kızılötesi ışımanın atmosferden çıkışını güçleştirerek dünyayı ısıtır. Tüm bunları kavramak yukarıdaki birkaç satırda anlatılandan fazla bilim gerektirmez, ama kafaları karıştırmak için gayet derin bilimsel çabalara başvurulabilir, zengin petrol şirketleri paraları ile kişileri satın alıp istedikleri yönde konuşturabilir, ancak temel gerçeği değiştiremez çünkü bu lise seviyesinde bilim öğrenmiş herkesin kolayca kavrayabileceği bir konudur.

Şimdi gelelim başlıktaki konumuza, velev ki emin değiliz atmosferdeki karbondioksit miktarındaki artışın a) insan kaynaklı olduğuna, b) bize zarar verip vermeyeceğine. Diyelim dünyadaki tüm bilimcilerin bir ağızdan “her geçen gün biraz daha fazla fosil yakıtı tüketiyoruz, bu da doğal olarak atmosferdeki karbondioksit miktarını arttırıyor” demelerine inanmıyorsunuz ve hala atmosferdeki karbondioksit miktarının durduk yerde kendi kendisine artabileceğini düşünüyorsunuz. Diyelim ki gerçekten körsünüz ve kendi yaşam alanlarınızda iklimin nasıl değiştiğini ve her geçen senenin bir önceki seneye göre nasıl daha sıcak olduğunu fark etmiyorsunuz. O zaman şunu dinleyin: İklim değişikliğ hakkında elimizdeki bunca bilginin daha çok azına sahipken 172 ülkenin liderleri Rio’da biraraya geldiler ve ortak bir karar aldılar, dünyadaki 192 ülkenin tamamı da bunun altına imza attı, kabul etti, meclislerinden geçirdi.

“Geri dönülemez ve çok ciddi sonuçlara yol açabilecek iklimsel değişikliklerin varlığı konusundaki kanıtlar kesin konuşmaya imkan vermese bile böylesi kanıtların varlığı harekete geçmek için yeterlidir ve daha fazla kanıta sahip olma noktası beklenmemelidir (Madde 3).”
Sonuçları bu kadar vahim olabilecek bir konuda elimizdeki bilgiler herhangi bir insanın rahatça anlayıp karar verebileceği kadar açık ve basitse bu konuyu bulandırmaya çalışmak en azından sorumsuzluktur, akıl sahibi her kişinin de temel görevi doğaya en az zarar verecek şekilde yaşayarak bu sorumsuzluklara kulak asmamaktır.

Bu yazı ilk olarak iklimbu.wordpress.com/ da yayınlanmıştır.

 

Prof. Dr. Levent Kurnaz

Boğaziçi Üniversitesi
İklim Değişikliği Çalışma Grubu

Share on Facebook0Tweet about this on TwitterShare on Google+0Share on LinkedIn0Email this to someonePrint this page