Yükselen Anti-Semitist Dalga ve Kamuoyu Gemisi

Amerikan iç siyasetiyle ilgili olarak sıkça dile getirilen bir durum vardır. ABD’nin Ortadoğu politikası konusunda ve özellikle İsrail’in Filistin’e karşı tutumu hakkında en ufak bir eleştirinin, başta ülke politikasında her zaman ciddi ağırlığı hissedilen Yahudi lobileri olmak üzere, pek çok medya unsuru ve kamuoyu tarafından “anti-semitizm” suçlamasıyla yaftalanıverir.

Nuray Mert ise Radikal’deki 8 ve 10 Haziran tarihli yazılarında, bugün Türkiye’de tam tersi yönde bir dalganın varlığına; yani yükselen anti-semitik tansiyona işaret edip itidal çağrısı yapanların “İsrail destekçisi” ve “siyonist” yaftası yediğine işaret ediyor.

Gerçekten de İsrail’in Mavi Marmara’ya yönelik kanlı ve kanunsuz saldırısının ardından Türkiye kamuoyunda olağanüstü bir anti-semitik dalga belirdi. Bu dalga hükümet tarafından da sonuna dek kışkırtıldı.

Şüphesiz, İsrail’in saldırısı ve olayın sonrasındaki tutumu -resmi ve gayrıresmi, her yönüyle- tek kelimeyle mide bulandırıcı idi. Dolayısıyla verilen tepkilerin büyük kısmı İsrail’in hakettiği ölçüdeydi.

Ancak, tepkilerin toplantılarda Hitler’in resmi ile Nazi sloganlarını kullanma ve -Nuray Mert’in dikkatimizi çektiği gibi- oluşan anti-semitik dalga karşısında gık diyeni siyonist ilan etme noktasına evrildiği şu günlerde, işin hayli çığırından çıkmaya başladığı söylenebilir.

Benzeri bir anti-semitist feveran dalgası Başbakan Erdoğan’ın ünlü “One Minute” çıkışının hemen ardından da gelmişti. Bu dalga o dönem o kadar büyük oldu ki dolaylı mağdurlarından biri de ben oldum.

Nasıl oldu bu derseniz…

Şahsen, müziğe ve özellikle perküsyon enstrumanlarına karşı yoğun bir ilgim var. Bu çerçevede 2008’de, “one minute” olayından bir kaç ay önce, o tarih itibarıyla bir kaç yıldır İstanbul’da yaşamış olan ve bu sürede bir kaç tane albüm yaparak Türkiye’nin müzik hayatına renk katan, İsrail’li virtüöz perküsyonist Yinon Muallem’den perküsyon dersleri almaya başlamıştım. Sırf bu dersler için ayda bir veya iki kez Ankara’dan İstanbul’a günü birlik gelip gidiyordum.

Sonra, Davos 2008 geldi çattı ve “one minute” olayı gerçekleşti. Olayın hemen ardından yükselen anti-semitik dalga sonucu Yinon’un konserleri, dinletileri, turneleri vb. iptal edilmeye başlandı. Kendisi ve yeni evlendiği Türk eşi ciddi sıkıntılar yaşamaya başladılar. Ve nihayet, 2009 Yaz’ının son günlerinde, yeni doğan çocuklarıyla birlikte Türkiye’den ayrılıp İsrail’e gittiler.

Türkiye güzel ve yetenekli bir müzik insanını kaybetti; ben de değerli hocamı…

Sanıyorum bu hikaye büyük (makro) siyasi gelişmelerin, sıradan insan hayatları üstünde nasıl (mikro) sonuçları olabileceğine dair hazing ve ilginç bir örnektir. Ayrıca, “hadi canım, hangi anti-semitizmden bahsediyorsun” diyenlere karşı da iyi bir yanıt olacaktır.

Yukarıda değindiğim gibi Amerikan kamuoyunda İsrail ve ABD’nin Ortadoğudaki tutumlarına yönelik her türlü eleştirinin anti-semitizm olarak yaftalanması, artık bu ülke iç siyasetinin olmazsa olmaz bir alamet-i farikası. ABD’de etkin olan Yahudi lobisi nedeniyle artık ABD siyasi hayatının yapısal bir unsuru.

Ama Amerikan kamuoyunun tersine, Türkiye kamuoyu İsrail konusunda kağıttan bir gemi gibi. En ufak esintide, içinde yüzdüğü su birikintisinin bir o yanına bir bu yanına sürüklenip duruyor. Hakeza, “One Minute” olayıyla, Mavi Marmara’ya saldırısı arasındaki yaklaşık 1,5 yılda yükselen anti-semitist dalga tekrar sakinleşmiş, İsraille ilişkiler ortak askeri tatbikat yapmak noktasına varmıştı. Sonra birden gündeme Mavi Marmara düştü.

Evet! Yaşanan çok üzücü bir felaket. İsrail’in pervasızca gerçekleştirdiği devlet terörünün bir yeni somut örneği. Ancak topraklarında ciddi sayıda Yahudi vatandaşları yaşayan Türkiye’nin bu anti-semitist dalgayı daha da büyümeden akil bir çerçevede kontrol altına alması gerekiyor.

Maazallah, sonra kamuoyu gemisi su birikintisinin kenarına iyice savrulup karaya oturmasın… Günler yeni 6-7 Eylüllere, yeni Aşkalelere gebe kalmasın…

Gökçen Özdemir.

Ankara