Ana Sayfa Blog Sayfa 867

Hollanda’da binlerce çiftçi hükümetin emisyon hedeflerini protesto için yolları kapattı

Hollanda hükümetinin nitrojen oksit ve amonyak emisyonlarını azaltım planlarını protesto etmek için ülkenin merkezinde binlerce çiftçi toplanarak protesto gösterisi yaptı.

Traktörlerini ülkenin dört bir yanına süren çiftçiler ana karayollarında trafiği kapattı.

Hollanda hükümeti emisyonları azaltmak için ülke çapında koyduğu hedefleri “kaçınılmaz bir süreç” olarak nitelendiriyor. Buna göre, korunan doğa alanlarına yakın birçok yerde yüzde 70, diğer yerlerde ise yüzde 95’e varan oranlarda emisyon azaltımı yapılması zorunlu kılındı.

Kararda, son yıllarda Hollanda mahkemelerinin emisyon hedeflerinin tutturulamaması nedeniyle altyapı ve konut projeleri için gerekli izinlileri engellemeye başlamasının da büyük etkisi oldu.

AP‘nin aktardığına göre, çiftçiler  ve tarımda çalışan binlerce insan ise geçim kaynaklarının tehlikede olduğunu iddia ediyor.

‘Çiftçi yoksa yemek de yok’

Eylemin organizatörleri, başkent Amsterdam’ın yaklaşık 70 kilometre doğusundaki küçük tarım köyü Stroe‘da yaklaşık 40.000 çiftçinin yeşil bir alanda toplandığını aktardı. Burada çocuklar dev bir şişme domuz içinde zıplarken, konuşmacıların kalabalığa hitap etmesi için bir sahne kuruldu ve müzik yayını yapıldı.

Çiftçiler ise tarlaya çıkarken traktörlerinin kornalarını çaldı. Göstericiler,   “Çiftçi yok, yemek yok” yazılı tişörtler giydi, pankartlara “Artık durdurulamayız” yazıldı.

Orta Utrecht eyaletinden 23 yaşındaki bir mandıra çiftçisi olan Marijn van Heun, hükümetin planlarının genç çiftçileri geleceklerinden mahrum ettiğini söyledi: “Yatırım yapamıyoruz. Babalarımız, amcalarımız geleceğe yatırım yapamaz. Ve genç çiftçiler olarak bizim de bir çiftliği devralma ihtimalimiz yok”

Sokakları dolduran traktör konvoyları gösteri yapılacak alana doğru ilerlerken, ulusal altyapı yetkilileri de diğer sürücüleri seyahatlerini ertelemeye çağırdı.

Çiftçiler, bundan önce Lahey‘de de benzer nedenle yaptıkları protesto eyleminde yine yolları kapatmıştı. İspanya ve Fransa‘da da tarım ve iklim politikalarını protesto etmek için tarım üreticileri sık sık sokaklara çıkıyor.

İlgili haber: Çiftçiler sokaklarda: Hakkımızı istiyoruz
İlgili haber: Fransa ve Almanya’da çiftçiler sokaklara döküldü

‘Kirlilik değil, gıda üreticisiyiz’

Traktörünü şehirdeki bir parkın kenarına park eden mandıra çiftçisi Jaap Zegwaard, “Kuralların yapıldığı yer burası” dedi. “Kirlilik üreticisi değil, gıda üreticisi olduğumuzu gösterebilmemiz için buraya gelip kahvaltı vermem istendi.”

Mark Rutte’nin başkanlık ettiği ve Halkın Özgürlük ve Demokrasi Partisi (VVD), Hristiyan Demokratik Temyiz (CDA), Demokratlar 66 (D66) ve Hristiyan Birliği‘nden (CU) oluşan iktidar koalisyonu, birçok çiftçinin hayvan sayısını büyük ölçüde azaltmasını veya onlardan tamamen “kurtulmasını”  sağlayacak değişiklikleri finanse etmek için fazladan 24,3 milyar Avro ayırdı.

Eyalet hükümetleri tarafından uygulanması gereken planlara, Başbakan Rutte’nin kendi partisinin üyeleri ve koalisyonunun diğer üyelerinin bile karşı çıktığı biliniyor. Hükümet eyaletlere azaltım hedeflerine ulaşmak için planlar oluşturmaları için bir yıl süre verdi.

Çiftçilik, geçen yıl yaklaşık 105 milyar Avro değerindeki ihracatla Hollanda ekonomisinde kilit bir sektör. Çiftçilerin emisyonları azaltmak için adımlar atmasına rağmen, halen istenilen ölçüde azaltım yapılabilmiş değil.

Çiftçi Zegwaard, çiftçilerin emisyonları nasıl azaltacakları hakkında konuşmaya hazır olduklarını, ancak suçun çoğunu kendilerinin üstlenmesine karşı çıktıklarını söyledi.

İngiltere, denizde ‘nükleer çöplüğü’ yapmak için yer arıyor

Birleşik Krallık hükümetinin Nükleer Atık Hizmetleri (NWS), bu yıl önümüzdeki aylarda Cumbrian Sahili açıklarında sismik araştırmalar yapmaya hazırlanıyor: Aranan, İngiltere‘nin nükleer reaktörlerinin ürettiği atıkları bertaraf edecek bir yer.

NWS tarafından yaptırılan araştırmalar, bir Jeolojik Bertaraf Tesisi (OGM) bulma olasılığını araştıracak. Deniz dibinin derinliklerindeki bu tesis, Birleşik Krallık’ın nükleer reaktörlerin yüksek oranda radyoaktif yan ürünleri olan yüksek seviyeli nükleer atıklardan kurtulmak için kullanılacak.

Yeni bir rapor ise, bu faaliyet için yapılacak sismik patlatmaların (yankılarla su altındaki kayaların haritasını çıkarmak için ses patlamaları üretmek) aleyhine veriler sunuyor. Sismik patlama için kullanılacak hava tabancası, yaklaşık bir aylık araştırma süresi boyunca her 10 ila 15 saniyede bir ateş edecek.

Radiation Free Lakeland (RFL) tarafından hazırlanan rapor, NWS tarafından yapılan etki değerlendirmesinin “son derece yetersiz” ve “uygun bilimsel ve akademik titizlikten yoksun” olduğunu iddia ederek bu planların ertelenmesi çağrısında bulunuyor.

NWS’nin ‘bilimsel araştırma’ için bu çalışmayı yürüttüğü belirtilse de RFL, çalışmaların bilimsel araştırma için yapılmadığını, nükleer atıkları bertaraf etme planı olduğunu söylüyor.

Euronews Green‘in haberine göre, kampanya grubunun kurucusu Marianne Birkby, “Nükleer atık endüstrisinden sismik testlere ‘invaziv olmayan bilimsel araştırma’ diyen PR dönüşüne karşı koymamız gerekiyor” diyor ve planın bilimsel amaçlı sismik patlatma yerine, “nükleer atık için derin bir nükleer çöplük” için ticari bir girişimi kolaylaştırmak için yapıldığını savunuyor:

“Denizin bu bölümünün sahip olduğu koruma statülerine rağmen, bağımsız çevresel etki değerlendirmelerinin yapılmamış olması bir rezalet. Nükleer atık endüstrisi derin bir nükleer çöplük yapmak istediğinde korumaların hiçbir anlamı yok.”

 

 

UNESCO: Akdeniz’de 30 yıl içinde tsunami olasılığı yüzde 100, İstanbul riskli

Birleşmiş Milletler Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO), 30 yıl içinde Akdeniz‘deki büyük şehirleri ya da çevrelerini etkileyebilecek bir tsunaminin meydana gelme olasılığının yüzde 100’e yakın olduğunu açıkladı. Marsilya, İskenderiye ve İstanbul; UNESCO’nun riskli gördüğü kentler arasında.

Örgüt, 27 Haziran-1 Temmuz tarihlerinde Portekiz‘in başkenti Lizbon‘da düzenlenecek BM Okyanus Konferansı‘nda “Tsunamiye Hazır” adlı programını duyuracak. Bu program, 2030 yılına kadar tsunami riski taşıyan sahil toplumlarını, olası afete karşı eğitmeye yönelik geniş kapsamlı çalışmanın bir parçası.

UNESCO Direktörü Audrey Azoulay küresel tsunami uyarı sisteminin çok hızlı tespit yaptığını ancak alarm vermenin yeterli olmadığını, hayat kurtarmak için kıyı topluluklarının da doğru şekilde eğitilmesi gerektiğini söyledi.

Örgütün raporuna göre, “tsunamiye hazır” olmak için riski azaltma planları geliştirilmeli, tsunami tehlikesi olan bölgeler belirlenmeli ve haritalandırmalı, eğitim materyalleri hazırlanmalı, kamu dostu tsunami tahliye haritaları ile bilgiler halka açmalı.

İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) 2018’den beri Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) ile yaptığı işbirliği sonunda 2020 yılında “İstanbul Tsunami Bilgi Kitapçıkları” çalışmasını tamamlamıştı. Tsunami riskiyle ilgili analiz ve tahliye planlarının yer aldığı bu kitapçıklara çevrim içi olarak ulaşılabiliyor ve indirilebiliyor.

Geçen yıl İstanbul Büyükşehir Belediyesi Deprem Risk Yönetimi ve Kentsel İyileştirme Daire Başkanı olan ve şu anda Gezi davası’nda aldığı mahkumiyet yüzünden cezaevinde bulunan Tayfun Kahraman olası İstanbul depreminde heyelan ya da tsunaminin de meydana gelebileceğini göz önünde bulundurduklarını kaydederek şunları söylemişti:

‘Tsunami bugüne kadar Türkiye’de bir gerçeklik değildi; ama İzmir depremi bize tsunamiyi hatırlattı, İstanbul için de bir gerçeklik, bunların tespitleri yapılıyor, erken uyarı sistemi çalışmalarımız, bizim iştiraklerimiz İGDAŞ ve Kandilli Rasathanesi’yle birlikte ortak projelendiriliyor. 5 ilçede mikro bölgelendirme çalışmalarımız devam ediyor. Anadolu yakası bitmiş durumda, Avrupa yakasındaysa Beylikdüzü’nden itibaren eksiklerimiz var, bunları gideriyoruz. 2024 yılında görev süremizin sonuyla birlikte İstanbul’da planlamaya altlık teşkil edecek mikrobölgeleme çalışmamız tamamen bitirilmiş olacak. Şu anda İstanbul’un 961 mahallesine ilişkin hem tahmin çalışmalarını hem tsunamiden etkilenecek 17 ilçemize ilişkin tsunami çalışmalarını hem de heyelan bölgelerinde bulunan ilçelerimiz için heyelan çalışmalarımıza ilişkin mahalle mahalle tüm verilere İstanbullular ulaşabilir durumdalar.’

Mayıs ayı sonunda da, İBB’nin Tsunami Eylem Planını kapsamında şehrin 17 ilçesinde, deniz kıyılarına uyarı tabelaları konulmaya başlandı.

‘Hazırlıklar var ama eksik’

Akdeniz kıyılarını vuracak bir tsunami riskinin deniz seviyeleri yükseldikçe artacağı tahmin ediliyor. UNESCO yetkilileri, tsunaminin meydana geldiği Pasifik ve Hint Okyanusu‘ndaki toplulukların genellikle tehlikelerin farkında olduğunu, ancak Akdeniz de dahil olmak üzere diğer kıyı bölgelerinde bu felaketin hafife alındığını söylüyor.

Gelecek yıl Akdeniz’de risk altındaki dört sahil kenti (Marsilya, İskenderiye, İstanbul, Cannes) ve İspanya’nın Atlantik kıyısında bulunan Cádiz yakınlarındaki Chipiona kasabası, 21 ülkedeki 40 “tsunamiye hazır” kasaba ve şehir arasına katılacak.

Guardian‘a konuşan UNESCO’nun tsunami uzmanı Bernardo Aliaga, “2004 ve 2011’deki tsunamiler, uyarı işaretiydi. 2004’ten bu yana çok yol kat ettik. Bugün daha güvendeyiz” dedi. 

Buna rağmen hazırlıklar konusunda eksiklikler olduğuna dikkat çeken Aliaga, “Uyarıların ziyaretçiler ve toplumlar tarafından anlaşıldığından emin olmamız lazım” diye konuştu.

2004’te, şimdiye kadarki en ölümcül tsunami Hint Okyanusu‘nda meydana gelmiş; 14 ülkede yaklaşık 230 bin kişi hayatını kaybetmişti. 2011’de ise Japonya‘da yaklaşık 40 metre yüksekliğe ulaşan 9,1 büyüklüğündeki deprem ve ardından yaşanan tsunami 18 bin kişinin ölümüne yol açmıştı.

İstanbul’da ise 14 Eylül 1509’daki büyük depremin ardından tsunami yaşandı. Tsunamide Galata’da pek çok ev sular altında kalmıştı.

Yüzümüzde yaşayan akarlar evrim geçirip insanla simbiyotik hale geliyor

Bilim insanlarına göre, insanların yüzlerinde yaşayan ve cilt dokusu üzerinde çiftleşen küçük parazitler, insanlarla simbiyotik yaşam paylaşan canlılara evrimleşiyor.

İnsan yüzünde, saçlarında ve meme uçlarındaki kıl köklerinde yaşayan 0.3 milimetre boyutundaki ‘Demodex folliculorum’ isimli akarların şimdiye dek insanlarla, yalnızca onların fayda sağladığı tek yönlü bir parazitik ilişki içinde oldukları düşünülüyordu. Ancak yapılan yeni bir araştırmaya göre DNA’sı değişmeye başlayan Demodex folliculorumların vücudumuzdaki varlığının karşılıklı fayda sağlanan sembiyotik bir ilişki olduğu ortaya çıktı.

UV ışınlarından koruyan genlerini zaman içerisinde kaybeden ve bu sebeple geceleri faaliyet gösteren yüz akarları, insanlar uyurken cilt dokularına girip burada ürüyor ve yavruluyorlar.

İnsanların yüzde 90’ı, yüzlerindeki bu akarlarla birlikte yaşıyor. Genellikle doğum sonrasında anneden bebeğe geçen bu akarlar fark edilmeden uzun yıllar boyunca insanlarla birlikte varlıklarını sürdürebiliyor. Yalnızca yüksek sayıda üremeleri durumunda cildi kurutarak kızarıklık ve kaşıntı gibi rahatsızlıklara sebep olabiliyorlar.

Şimdiye dek bir anüse sahip olmadıkları için dışkılarını ölene dek vücutlarında biriktirerek, öldüklerinde deri iltihabına sebep olmakla suçlanan yüz akarlarının aslında anüse sahip oldukları iddia edildi.

Gözeneklerin tıkanmamasını sağlıyorlar

Reading, Valencia, Viyana ve San Juan Ulusal üniversitelerinden bilim insanlarının yaptığı ve Moleküler Biyoloji ve Evrim dergisinde yayımlanan araştırma makalesi, yüz akarlarının haksız yere cilt enfeksiyonuyla suçlandığını ortaya koydu.

Tıpkı yüz akarlarının insanlardan faydalandığı gibi, insanların da yüz akarlarından faydalandığına işaret eden San Juan Ulusal Üniversitesi’nden Dr Henk Braig, “Akarlar birçok şeyle suçlandılar. Ancak insanlarla uzun süredir devam eden birliktelikleri, yüzümüzdeki gözeneklerin tıkanmaması gibi basit ama önemli faydalı rollere sahip olabileceklerini düşündürebilir” dedi.

Akarlar üzerinde yapılan ilk gen dizilimi çalışması özelliği taşıyan araştırma yüz akarlarının izole varlıkları ve kendi aralarındaki çiftleşmelerinin, gereksiz gen ve hücreleri zaman içerisinde kaybetmelerine ve yakında insan konaklarıyla bir bütün olmalarını sağlayacak daha basit organizmalar haline gelmelerine neden olduğunu ileri sürüyor.

Reading Üniversitesi’nde görev yapan biyolog Dr. Alejandra Perotti, “Bu akarların, insan cilt gözeneklerinin içerisinde korunaklı bir yaşama adapte olmalarından dolayı, diğer benzer türlere göre farklı bir vücut parçası genleri düzenine sahip olduğunu bulduk” diye konuştu. Perotti’ye göre ‘akarların DNA’larındaki bu değişiklikler, bazı olağandışı vücut özellikleri ve davranışlarıyla sonuçlanırken’, bu sonuçlar arasında yalnızca üç hücreli kaslardan oluşan küçük bacaklar geliştirmek de bulunuyor.

Gözeneklerimizde çiftleşiyorlar

Hayvanların gün ışığıyla uyanmalarını sağlayan genden ve UV ışınlarına karşı korunmadan yoksun olan yüz akarları, bu sebeple kendi başlarına melatonin üretemiyor. Bunun yerine büyümek için ihtiyaç duydukları melatonini, gece insan cildindeki gözeneklerden elde ediyorlar.

Araştırmacıların gece boyunca çiftleşme’ diye andıkları süreç, yüz akarlarının insan cildinde bulunan kıl kökleri ve gözeneklerin içerisine girerek burada beslenmeleri, çiftleşmeleri ve yavrulamaları anlamına geliyor.

 

CHP çocukları dinledi: Paralı eğitim son bulsun, ayrımcılık bitsin, yeşil alan artırılsın

CHP İnsan Haklarından Sorumlu Genel Başkan Yardımcısı Gülizar Biçer Karaca, “Çocukları Dinliyoruz” çevrimiçi toplantısında 45 Belediyenin Çocuk Meclisleri ve Kent Konseylerinden 80 çocuğun talep ve önerilerini dinledi.

CHP Çocuk Hakları Politika Belgesi kapsamında sonuçları raporlaştırılarak MYK’ya sunulan toplantıda çocukların öne çıkan tespitleri ‘çocukları ilgilendiren kararlarda çocuk katılımı’ ilkesinin gözetilmediği, çocukların yoksulluk, barınma, eğitim, sağlık, çevre, sosyal haklar konularında yaşadıkları sorunlar, oyun hakkı, yetişkinlerin çocuk haklarını önemsememesi gibi konular üzerineydi.

Çocuklar sadece çocuklar konusunda değil, ihmal ve istismar, çocuğa yönelik şiddet, gelecek kaygısı, çocuk işçiliği, ayrımcılık ve ötekileştirmenin yanı sıra Türkiye’nin içinde bulunduğu duruma değindi.

Gülizar Biçer Karaca, çok verimli bir toplantı gerçekleştirdiklerini belirterek “çarpıcı ve gerçekçi yorumlarıyla ülkenin içinde bulunduğu durumda, çocuklar için çocuklarla birlikte politikalar geliştirmek temel hedefimizdir” dedi.

Çocuklar ne istiyor: Haklarını

İşte çocukların dile getirdiği bazı cümleler:

“Sen çocuksun sus anlamazsın deniyor.

“Çocuklar arasında ayrımcılık yapılıyor. Mesela erkekler bazen kızlardan daha üstün görülüyor.”

“Bazen de ailelerin maddi durumu kötü olduğu için bazı çocuklar çalışmak zorunda kalıyor. Çalışmak yerine onların da okula, parka gitmesini istiyorum.”

“Herkesin eşit olmasını istiyorum, mesela babam bana bir şey alabiliyorsa arkadaşımın babası da ona aynı şeyi alabilmeli”

“Doğada daha fazla vakit geçirebilmeyi istiyorum. Çünkü eğitim sadece okulda verilmemeli. Puan, karne, sınav, ödev bunlar çok fazla zorluyor bizi ve kendimize zaman ayıramıyoruz. Kendi zamanımızı özgürce yaşama hakkımız elimizden alınıyor. Bilgi kaynaklarımız sadece kitap ve okullar olmamalı. Okul merkezli yaşamak istemiyorum. Doğayla bağ kurmak istiyorum.”

Büyükler çocuklardan çok şey öğrenebilir

Çocukların kendi ifadeleriyle CHP’den ve yetişkinlerden beklentileri ise şöyle:

  • Çocuklarla el ele olunmalı, büyükler çocuklardan çok şey öğrenebilir.
  • Çocuk işciler sorunu çözülmeli.
  • Daha çok söz hakkı sağlanmalı, ‘sen çocuksun sus’ denmemeli.

Devlet – özel okul ayrımı ortadan kaldırılmalı.

  • Çocuk kütüphane ve hastaneleri artırılmalı.
  • Okul servis denetimleri sıkı yapılmalı.
  • Çocukların özel hayatına, özel alanlarına saygı duyulmalı; müdahale edilmemeli, izinsiz günlükleri okunmamalı.
  • Disleksi çocuklar için uzman öğretmenler olmalı.
  • Gen tedavi yöntemleri kullanılmalı.

  • Akran zorbalığı ve şiddet engellenmeli.
  • Seçmeli dersler dayatılmamalı, öğrenciler kendileri ders seçebilmeli.
  • Oyun hakkı kısıtlanmamalı. Oyun alanları artırılmalı.
  • Mülteci karşıtlığı yapılmamalı.
  • Başarı, ırk, cinsiyet ayrımı sona ermeli.
  • Yetişkinler, çocukların hayallerine müdahale etmemeli.
  • Çocuklar, açık alanlarda vakit geçirebilmeli.
  • Çocuk Hakları Eylem Planları Belediyeler tarafından hazırlanmalı.
  • Park, kütüphane vb. yapımlarında, çocuk projelerinde anketlerle çocuklara danışılmalı.
  • Eğitim sistemi ezbercilikten kurtarılmalı, LGS kalkmalı.
  • Birleşmiş Milletler Çocuk Haklarına Dair Sözleşme uygulanmalı.
  • Devlet çocuğa karşı ihmal, istismar ve şiddete karşı önlem almalı.
  • Sağlık hakkı ve ücretsiz temiz suya erişim hakkı sağlanmalı.
  • Yaşam alanları, şehirler “güvenli” hale getirilmeli.

Paralı eğitim son bulmalı.

  • Kurslar, atölyeler düşük ücretli/ücretsiz her çocuğa sağlanmalı.
  • Yıkılan okullar yerine yenileri yapılmalı.
  • Taşımalı eğitim sisteminden vazgeçilmeli.
  • Evsizler için barınma imkanları sağlanmalı.
  • Çocuk Meclisleri kararları hayata geçirilmeli.
  • Sanat ve kültür merkezleri, bilim merkezleri açılmalı.
  • Seçme yaşı 15’e indirilmeli.
  • Çocuk Köyleri kurulmalı.
  • Anlamsız savaşlara son verilmeli.
  • İşsiz anne babalar para kazanabilmeli.
  • Tüm belediyeler UNICEF Çocuk Dostu kent olmalı.
  • Fabrikalar, yaşadığımız yerlerden uzak olmalı.
  • Teknoloji entegrasyonu sağlanmalı.
  • Üniversite mezunu işsizler için devlet bünyesinde en az 1 yıl deneyim kazandıracak belge verilmeli.
  • Her alanda adalet sağlanmalı, tüm çocuklar eşit olmalı.

Yeteneğe göre okullara alım yapılmalı, her çocuk istediği mesleği yapmalı.

  • Tüm Türkiye’de Çocuk Belediyeleri hayata geçirilmeli.
  • Okul Meclisleri’nde çocuklara ve yetişkinlere çocuk hakları öğretilmeli
  • Fırsat eşitsizliği sona ermeli
  • İstismara karşı çocuklar güçlendirilmeli, psikoloji ve savunma dersleri verilmeli

Çocukların önerileri: 

  • Çocukların doğrudan ulaşabileceği 153 gibi şikâyet hatları oluşturulmalı.
  • 18 yaşına dek her birey çocuktur, tüm çocuklar için ulaşım ücretsiz olmalı.

Çocukların tüm Türkiye’yi tanıması için geziler düzenlenmeli.

  • Devlet özel okul ayrımı kalkmalı, devlet okullarında yabancı dil eğitimi artırılmalı.
  • Okul bahçeleri otopark olarak kullanılmamalı
  • AVM gibi kalabalık yerlerin girişlerine çocuk hakları tabelaları asılmalı.
  • Çocuk hakları eğitimi verilmeli özellikle de anaokulu, ilkokul ve ortaokullarda öğrenme ve pekiştirilme yapılmalı.
  • Kriz afet planı hazırlanmalı.

Köy Enstitüleri modelindeki gibi, sınava dayalı değil; tarım, hayvancılık, sanayi vb için uygulamalı/pratik eğitim sistemi getirilmeli.

  • Çocuk Belediyeleri kurulmalı.
  • Çocuk Bakanlığı kurulmalı.

 

 

‘BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedefleri kağıt üzerinde kaldı’

Birleşmiş Milletler (BM) 2015 yılında 2030’a kadar ulaşılması gereken 169 hedef arasında 17 Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi‘ni (SKH) kabul etmişti.  Bunlar, yoksulluğun ve sosyal eşitsizliğin azaltılması ve iklimin korunması dahil olmak üzere çok çeşitli konuları kapsıyordu. Ancak altı yıllık uygulamadan sonra, en hafif tabirle ilerleme son derece yavaş oldu, çoğu hayata geçirilemedi.

SKH’ler, küresel hedefler belirleyen ilk çaba olmasa da, BM’nin sürdürülebilir kalkınmayı ilerletmek için açık ara en kapsamlı ve ayrıntılı girişimi olarak kayıtlara geçmişti. Bu hedefler kapsamında hükümetler, diğer iddialı taahhütlerin yanı sıra 2030 yılına kadar açlığı sona erdirmek, biyolojik çeşitlilik için finansmanı artırmak ve yoksulluk içindeki insan oranını yarıya indirmek için anlaştı.

Ancak bu küresel hedefler hükümetlerin ve iş dünyasının liderlerinin eylemlerini etkiledi mi? Yeni bir çalışma, “Pek değil” diyor.

‘Farkındalar ama yapmıyorlar’

Araştırmacılar, 2016 ile 2021 yılları arasında SKH’lerin siyasi etkilerini araştıran 3.000 çalışmayı inceledi. 

Sonuçları Nature Dergisi’nde yayımlayan yazarlar, herhangi bir siyasi sistem üzerindeki etkiyi tanımlamak için, SKH’lerden kaynaklanan üç tür siyasi değişime dair kanıt aradı. Bunlar, siyasi tartışmalardaki söylemsel değişiklikler, düzenlemelerde, politikalarda veya bütçelerde yapılan düzenlemeler ve yeni bölümlerin oluşturulması veya mevcut olanların yeniden düzenlenmesi gibi kurumsal değişikliklerdi.

Çalışmanın baş yazarı Frank Biermann, The Conversation‘a, “Hükümet, SHK’lerin öngördüğü birçok kesişen dönüşümü gerçekleştirmek için yasalarını değiştirdi mi? Bu hükümetlerde herhangi bir bakanlık SKH’lerin uygulanması için yeni programlar oluşturdu mu? Eğer öyleyse, buna dair çok az kanıt var. Bunun yerine söylemde bir takım değişiklikler bulduk. Bu, politika yapıcıların bu hedeflerin farkında olduklarını gösteriyor – sadece onları takip etmiyorlar” diye yazdı. 

Çıkarlara uyan hedefler seçiliyor

Araştırmacılar, örneğin politika beyanlarında bir referans noktası olarak benimseyerek, SKH’lerin siyasi etkisinin çoğunlukla söylemsel olduğunu buldu. Hükümetler SKH’lerden bahsediyor ve hatta bunları uygulayacak birimleri bile var. Şirketlerinse ayrıca, özellikle ekonomik faaliyetlerine daha az zarar veren hedeflere atıfta bulunduğu tespit edildi. 

Çalışmada genel olarak, fonların yeniden tahsisine, yeni yasa ve programların oluşturulmasına, kurumsal yeniden düzenlemeye veya daha katı politikalara yol açan hedeflerin oldukça sınırlı olduğu belirlendi. Çoğu hükümet, halihazırda öncelik verdikleri politikaları destekleyen hedeflere göre seçici olarak hareket ediyor ve SKH’lerin uygulanmasında geride kalıyor.

SKH’ler çevresel ve iklim krizini ele almaya çalışırken, çalışma bu yönde hayata geçirilen çok az değişiklik kanıtı buldu. Bu aynı zamanda SKH’lerin söylem ve eylem arasındaki uyumsuzlukla eşitsizlikleri ele alma girişiminde de geçerli: Savunmasız insanlar ve ülkeler söylemsel olarak önceliklendirilmesine rağmen normatif değişiklikler göz ardı edilebilecek kadar sınırlı kaldı: 

“SKH’ler, aktörlerin hedefleri farklı ve sıklıkla kendi çıkarlarına göre yorumlamaları için çok fazla hareket alanı sağlamak üzere bilinçli olarak tasarlanmış, yasal olarak bağlayıcı olmayan ve gevşek bir senaryo. Bu nedenle, birçok aktör, SKH’leri belirli şekillerde yorumlayarak veya seçici bir şekilde uygulayarak kendi amaçları için kullanıyor gibi görünüyor.”

Bulgular çok iyimser olmasa da araştırmacılar, söz konusu hedeflerin 2030 tarihine kadar hala sekiz yıl olduğunun altını çizdi.

Ege’de asbest tehdidi: Yönetim, asbestin varlığını bilerek gizledi

Asbest Söküm Uzmanları Derneği ve Ege İşçi Birliği, İzmir’deki Aliağa Gemi Söküm Tesisleri‘nde parçalanan “Gökhan Han” adlı gemide asbest tespit edildiğini duyurdu. Konuyla ilgili hazırladığı raporu açıklayan dernek, asbestin havaya dağılmasını engelleyen donanımla işçiler için koruyucu kıyafet ve ekipman olmadan sökümü yapan Kılıçlar Gemi Söküm Firması’nın üretiminin durdurularak işçilerin sağlık taramasından geçirilmesini istedi. Dernek, “Firmanın işçileri ile asbesti söken işçilerin birlikte yemek yemesi engellenirken, yönetim tarafından asbestin varlığı bilinmekte ve alenen gizlenmektedir” açıklamasını yaptı.

ANKA Haber Ajansı‘ndan Abdullah Çelebi‘nin aktardığına göre; Asbest Söküm Uzmanları Derneği ve Ege İşçi Birliği, Aliağa Gemi Söküm Tesisleri’nde parçalanan “Gökhan Han” adlı gemide, insan sağlığı açısından son derece zararlı “asbest” tespit edildiğini duyurdu.

Belirlenen asbeste ilişkin raporu paylaşan dernek, “Beş hafta kadar önce Kılıçlar şirketinin getirdiği Gökhan Han gemisinde işçi arkadaşlarımız asbest şüphesiyle birliğimize ulaştı. Asbest Söküm Uzmanları Derneği’nin de çabalarıyla gemiden numune alınarak laboratuvarda yapılan test sonucunda asbest tespit edildi” denildi.

‘Zarar asbestten değil şirketin/devletin denetimsizlik ve tedbirsizliğinden’

Açığa çıkan bu gerçeğin kendi türleri arasında tehlikeli olan amosit sonucuyla birleştiğinde zararın boyutunun büyüdüğüne dikkat çekilen açıklamada “Ancak zararın kendisi asbestten değil, bizzat patronların tedbirsizliği ve devletin denetimsizliğinden kaynaklanmaktadır. Beş haftadır söz konusu Gökhan Han gemisinin söküp ayıklaması için dışarıdan işçi getirildiğini, asbestin bertaraf edilmesine dair hiçbir kurala uyulmadığını biliyoruz. Sökümde asbestin tozuyarak havaya dağılmasını engelleyen donanımın, sökümü gerçekleştirenlerin koruyucu kıyafet ve ekipmanının olmadığı böylesi koşullarda söküme başlanmıştır ve hala bu şekilde sürdürülmektedir” ifadelerine yer verildi. 

 ‘Yönetim, asbestin varlığını bilerek gizledi’

Kılıçlar Gemi Söküm Firması bünyesinde çalışan işçilerin asbest sökümünde yeterli bilgi ve ehliyete de sahip olmadığı vurgulanan açıklamada, “Birçok görüntü ve sözlü şahitlikle bu işçilerin çıplak elle, maske dahi kullanılmadan hiçbir tedbirin alınmadığı koşullarda çalıştırıldığı, Kılıçlar işçilerinin de aynı ortamda aynı kötü etkenlere maruz kaldığı biliniyor. Öyle ki firmanın işçileri ile asbesti söken işçilerin birlikte yemek yemesi engellenirken, yönetim tarafından asbestin varlığı bilinmekte ve alenen gizlenmektedir. Kılıçlar’da yapılanlar insanlık suçudur” denildi.

Ege’de asbest tehdidi

Gemi söküm havzasının işçi ve toplum sağlığını hiçe saydığı, çevreyi tehdit ettiği belirtilen açıklamada bu sorunların sadece Aliağa’yı değil tüm İzmir’i, Ege bölgesini etkilediği ifade edilerek şunlar aktarıldı:

“Yaralanma ve iş cinayetleri sıradanlaştırılmış, cezasızlık son 10 yılda 70 işçinin ölümünü getirmiştir.

Keza işçiler asbest, kurşun gibi zehirli maddelere yıllarca maruz kalıyor, bu nedenle kanser vakaları hızla artıyor, gemi söküm işçisi adeta ölüme koşuyor. Bunun temelinde patronların kar hırsı nedeniyle tedbirlerin alınmaması yatarken, kuralsızlık ve devletin sistematikleşmiş denetimsizliği sorunların büyümesindeki en önemli etkenlerdir.”

Birliğin talepleri ise şöyle:

  • Asbestin tespit edildiği Kılıçlar Gemi Söküm’de derhal üretim durdurulsun. Detaylı inceleme ve işçilere sağlık taraması yapılsın. Gemi’nin denetimi ve atıkların temizliği sağlansın. Duruş boyunca işçilerin yevmiyeleri tam ve eksiksiz ödensin.
  • Gemi Söküm tesislerine gelen her gemi, konusunda uzmanların yer aldığı bağımsız bir heyetin denetimine açılsın.
  • Denetim sonucunda her geminin söküm sürecine tam hazırlığı gerçekleştirilsin. Asbest, kurşun, atık yağ, yakıt, kereste, patlayıcı ve yanıcı diğer maddeler gemilerden uzman kişiler tarafından ayrıştırılsın. Dönüşüm ve bertaraf süreci takip edilsin.
  • Asbest, kurşun, atık yağ ve benzeri tüm atıklar sadece gemi söküm işçilerine değil, Aliağa halkına da zarar vermektedir. Bu nedenle atıkların taşınma süreci boyunca çevreye zararının önüne geçilmelidir.
  • Kılıçlar Gemi Söküm başta olmak üzere tüm şirketler denetlensin, asbest bertarafı kurallarına uymayan şirketlerin patronları ve bu süreçte denetimsizlikte sorumluluğu olan kurumlar hakkında soruşturma başlatılsın.

Kuzey Kutbu’ndaki erimenin fotoğraflarla vahameti : Yüz yıl önce yüz yıl sonra

1918’de, Norveç Kutup Enstitüsü‘nden araştırmacılar, Svalbard kentindeki o zamanlar iklim değişikliğinin etkilerin maruz kalmamış Blomstrand Buzulu‘na ulaştılar ve yakındaki dağları kucaklayan devasa bir buz duvarını gösteren destansı bir fotoğraf çektiler. Fotoğrafta sadece tepeler ve sanki parmak uçlarında duruyormuş gibi görünüyordu.

Fotoğrafı bir yüzyıl ileri sardığımızda manzara kökten farklı görünüyor.  Fotoğrafçı Neill Drake, orijinal fotoğrafın çekildiği noktaya gitti ve aynı açıyı kullanarak, küresel ısınmanın Kuzey Kutbu buzullarına ne kadar zarar verdiğini gösteren, düşündürücü karşılaştırmayı belgeledi. .

Fotoğraf, orijinaliyle neredeyse yılın aynı zamanında, Kuzey Kutbu yaz mevsiminde çekildi. Bu, görüntülerden de açıkça doğrulanabiliyor, çünkü güneş yaz aylarında Kuzey Kutbu’nda her zaman ufkun üzerinde ve her gün bir kez Kutup’u çevreleyip gün boyu tam güneş ışığı sağlıyor. Bunun yanı sıra, bu noktaya yılın herhangi bir zamanında ulaşmak imkansız çünkü eskiden tekneyle seyahat edilen buzlu fiyortlar sadece yaz aylarında eriyor.

İlk rekonstrüksiyon değil

Drake o gün düzinelerce çekim yaptı. Sonuç, açı, aydınlatma ve kamera merceği açısından neredeyse mükemmel bir 1’e 1 yeniden yapılandırma oldu.

Neill Drake, Newsweek’e verdiği demeçte yaptığı çalışmayı şöyle anlatıyor: “Tüm fotoğraflarda, onu en iyi şekilde sıralamamıza yardımcı olan çok belirgin bir özellik vardı. Daha önceki fotoğraflarda fark ettiğim sağ dağ zirvesinde salıncak şeklinde kar var. Aynı pozisyonda olmaya yakın olduğumuzu bilmek için görsel ipucum buydu. Tepelerin özelliklerinden dolayı, salıncakların bazı kısımları gizlenecek veya aynı görünmeyecektir. Ardından, her iki tekneyi de orijinallerine en çok benzeyecek şekilde doğru konuma getirme meselesi haline geldi.”

Bu, Blomstrand buzulunun ilk rekonstrüksiyonu değil. İsveçli foto muhabiri Christian Åslund da geçen yüzyılın başlangıcından itibaren cesur kaşiflerin ayak izlerini takip etmiş ve bir zamanlar devasa buzulun gölgesinde kalan yalnız teknenin ikonik resmi de dahil olmak üzere arşivlerde bulduğu birçok cesur eski fotoğrafı yeniden yaratmıştı. 

Yine de bu, Drake’in kutuplara ilk yolculuğu değil. Antarktika’da rehber olarak çalışan fotoğrafçı, aşık olduğu buzlu kıtaya pek çok yolculuk yaptı ve buradaki vahşi yaşamın korunmasını teşvik etmeyi amaçlayan keşif gezilerine katıldı:

“Fotoğraflarımı bu muhteşem yerin güzelliğini göstermenin ve insanların neden korumaya değer olduğunu anlamalarına yardımcı olmanın bir yolu olarak kullanıyorum. ‘Görüş dışı, akıl dışı’ zihniyetini ortadan kaldırmaya çalışıyorum. Antarktika’nın ne kadar güzel ve bozulmamış olduğunu ne kadar çok gösterirsem, belki insanlar aklını başlarına alırlar.”

İklim değişikliğinin vahim kanıtları

Güney Kutbu’nda bir rehber olarak geçirdiği zamanda iklim değişikliğinin yıkıcı etkilerini de gözlemleme fırsatı bulan Drake, dünyanın en güneydeki kasabası olarak da bilinen Arjantin‘in Ushuaia kentindeki Martial Buzulu‘nu ilk kez 2016’da ziyaret etmişti. Bu buzul, şimdi neredeyse tamamen yok oldu.

Arktik, atmosferi ısıtan karbon emisyonları nedeniyle küresel ortalamanın iki katı oranında ısınıyor. Buradaki deniz buzu her eylül ayında minimuma ulaşıyor ve şu anda 1980-2010 ortalamasına göre on yılda %13 oranında azalmaya devam ediyor.

Grafik, uydu gözlemlerinden elde edilen, 1979’dan bu yana her Eylül ayındaki yıllık Arktik deniz buzunu gösteriyor.

Son 30 yılda, Kuzey Kutbu’ndaki en eski ve en kalın buz yüzde 95 oranında azaldı. Uydu kayıtları 1978’de başladığından beri, eylül ayındaki yıllık minimum Arktik deniz buzu miktarı kaybı ise yaklaşık yüzde 40.

Hem Kuzey Kutbu hem de Antarktika, dünyanın enerji sistemini soğutmaya ve gezegenin okyanuslar gibi çok fazla ısıyı emen diğer kısımlarını dengelemeye yardımcı olan dünyanın buzdolapları olarak düşünülebilir.  Çoğunlukla karla kaplı olduklarından, gelen güneş ışığının çoğu uzaya geri yansır. Bilim insanları kutuplardaki buzların erimesi halinde yansıyan güneş enerjisi gezegenin hava sisteminde kalacağı için güçlü fırtınalar, sel ve sıcak dalgaları gibi daha aşırı hava koşullarının artmasına neden olacağı konusunda yıllardır uyarıda bulunuyor.

Eriyen buzulların bariz bir sonucu ise deniz seviyelerinin yükselmesi.  Orijinal Blomstrand Buzulu fotoğrafının çekildiği zamandan beri, küresel ortalama deniz seviyesi yaklaşık 7,5 inç (19 cm) yükseldi ve daha da kötüye gidiyor.

Neill Drake’i web sitesinde ve Instagram’dan takip edebilirsiniz.

 

Marmaris yanıyor: Soylu, yangının kaynağıyla ilgili ‘tespitimiz var’ dedi

Marmaris’te yangın devam ediyor. Muğla’nın Marmaris ilçesinde çıkan ve 400 hektarı aşkın alanda etkili olan orman yangını, üçüncü günde, beş ayrı noktada ilerliyor.

Yangın bölgesinde gazetecilere açıklamalarda bulunan İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ilk kez TSK envanterinde bulunan ve bir kerede 10 tona kadar su atabilen CH-47 Chinook tipi helikopterin söndürme çalışmalarında görev aldığını kaydetti ve ekledi:

“Yangının nasıl çıktığına yönelik bir tespitimiz ve bir kimliğimiz var. Arkadaşlarımız üzerinde çalışıyorlar.”

İlgili haber: Marmaris’te yaban hayatı sahasının yüzde 20’si yandı: ‘Korunan’ hayvanlar kaçıyor

Hisarönü Mahallesi‘nin Bördübet mevkisinde Küfre Koyu‘ndaki kızılçam ağaçlarıyla kaplı ormanda, hala devam eden yangın 21 Haziran’da saat 20.02’de başladı. Çubucak, Okluk Koyu ve Hisarönü Körfezi olmak üzere üç noktada etkili olan yangına ilk etapta bir helikopter, dört arazöz, yedi dozer ve 160 orman işçisiyle müdahale edildi.

Muğla Orman Bölge Müdürlüğü ekipleri, alevlere müdahale ederken İzmir, Antalya, Burdur ve Denizli‘den arazöz ve takviye ekip bölgeye sevk edildi. Alevlerin yaklaştığı Bördübet ve Değirmenyanı bölgesinde 31 ev, görevlilerin uyarısıyla boşaltıldı.

Havanın kararmasıyla alevlere karadan müdahale edildi. Değirmenyanı Koordinasyon Merkezi‘nde de söndürme çalışmaları yapıldı. Yangının ikinci gününde Tarım ve Orman Bakanı Vahit Kirişci,  yangının büyük oranda kontrol altına alındığını açıklamış ardından Marmaris Belediye Başkanı Mehmet Oktay, yangının kontrol altına alınamadığını açıklamıştı. Yangın üçüncü gününde havadan görüntülendi.

İlgili haber: Marmaris Belediyesi: Yangın kontrol altına alınmadı

İlgili haber: Yangın sezonuna ne kadar hazırız? Cihan Erdönmez: Ormanlar lunapark gibi işletiliyor

Bölgede üçüncü günde 400 hektarı aşkın alanda etkili olan yangın, Değirmenyanı, Bördübet, Amazon Yedi Adalar, Okluk Koyu ve Çubucak mevkilerine ilerledi.

Orman Genel Müdürlüğü’nden bölgede rüzgarın saatte 23 kilometre hızla estiği, sıcaklığın ise 27 derece olduğu öğrenildi.

İlgili haber: 30 OGM yetkilisi hakkında suç duyurusu: Yangınların söndürülmesini imkansız hale getirdiler

Tarım ve Orman Bakanı Kirişci, dün gece, Orman Genel Müdürlüğü mobil izlemenin bulunduğu Küfre Koyu‘nda yaptığı açıklamada son durumla ilgili bilgi vererek şunları söylemişti:

“An itibarıyla yangının kontrol altına alındığını ifade ettim ve şu eklemeyi yaptım. Önümüzdeki saatlerde hava sıcaklığı ve rüzgarın hızına bağlı olduğunu söylemiştik. 1-2 lokasyonda tam da dediğimiz gibi hava sıcaklığı arttı ve rüzgarın hızı 60 kilometreye çıktı. Hava araçları ve yer araçları her iki noktada değerlendirmelerimizi yaptık. Rüzgar olumsuz etkiledi, tedbirler alındı, müdahale sürüyor.”

İlgili haber: Geçen yıl ‘hurda’ denilen THK’nin yangın söndürme uçakları bu yıl kullanılacak

2021’deki yangınlara işaret eden Kirişçi “Ülke olarak edindiğimiz çok önemli bir tecrübe var. 1945’ten bu yana en büyük orman yangını olmuştu. O tecrübeyi de arkamıza alarak ciddi bir çalışma yürütüldü. Geçtiğimiz sene üç tane uçağımız vardı bu yıl 20. Yer aletleri çok çok önemli. Bir anlamda kara kuvvetleri çok önemli. Bugün itibarıyla helikopter ve uçak sayımız 41’e çıktı. 52 haneden 152 vatandaşımızı yerleşim yerlerinden tahliye etmek zorunda kaldık. Tamamen emniyet amaçlı. Alınması gereken tüm önlemler alındı” şeklinde konuştu.

 

Avrupa’da doğal gaz fiyatları iki haftada yüzde 60 arttı

Rusya‘nın Avrupa ülkelerine gönderdiği doğal gaz miktarını düşürme kararı sonrası iki haftada yaklaşık yüzde 60 oranında fiyat artışı oldu.  ABD’nin Teksas eyaletinde bulunan Freeport LNG terminalinin yangın nedeniyle işlevsiz kalması da küresel gaz fiyatlarındaki artışın nedenlerinden biri olarak gösteriliyor.

Avrupa’da 8 Haziran’da 79,40 eurodan işlem gören doğal gazın megavatsaat fiyatı dün yüzde 60 artarak 127,17 avroya yükseldi. Hollanda merkezli sanal doğal gaz ticaret noktası TTF‘de işlem gören temmuz vadeli gaz kontrat fiyatı ise dün megavatsaat başına 124,60 eurodan güne başladı.

31 Mart’tan bu yana en yüksek seviyede

Avrupa çapında 8 Haziran’da 79,40 eurodan işlem gören doğal gazın megavatsaat fiyatı, Rusya-Ukrayna savaşının başlamasından bu yana son dört ayın en düşük kapanış seviyesini gördü. Böylece, dün 127,17 euroya çıkan doğal gazın megavatsaat fiyatı iki haftada yüzde 60 arttı. Doğal gazın megavat fiyatı, 16 Haziran’da günü 124,36 avrodan tamamlayarak 31 Mart’tan bu yana en yüksek kapanış seviyesini görmüştü.

Rus enerji şirketi Gazprom, 14 Haziran’da yaptığı açıklamada, Kuzey Akım hattı üzerinden Avrupa’ya gaz sevkiyatının 167 milyon metreküpten 100 milyon metreküpe düşürüldüğünü bildirmişti. Gazprom ayrıca, 16 Haziran itibarıyla hat üzerinden günlük 67 milyon metreküpe kadar doğal gaz sağlanabileceğini duyurmuştu.

Şirketten daha önce yapılan açıklamada ise Yamal-Avrupa üzerinden sevkiyatların durdurulduğu, Ukrayna üzerinden sevkiyatların da yaklaşık yarı yarıya düştüğü belirtilmişti. Gazprom, Avrupa’ya gaz akışını Kuzey Akım, Yamal-Avrupa boru hattı ve Ukrayna’daki boru hatları üzerinden sağlıyor.

Gazprom rubleyle ödeme yapmayı reddettikleri gerekçesiyle Polonya, Bulgaristan, Danimarka, Finlandiya, Hollanda ve Fransa‘ya doğal gaz sevkiyatını durdurdu.