Ana Sayfa Blog Sayfa 708

Enflasyon TÜİK’e göre yıllık yüzde 85, ENAG’a göre yüzde 185

Türkiye İstatistik Kurumu’nun (TÜİK) bugün açıkladığı verilere göre Ekim ayında Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) bir önceki aya göre yüzde 3,54;bir önceki yıla göre yüzde 85,51 arttı.

Bir önceki yılın aynı ayına göre artışın en yüksek olduğu ana grup yüzde 117,15 ile ulaştırma olurken onu yüzde 99,5 ile gıda ve alkolsüz içecekler takip etti. Ev eşyalarında ise yıllık enflasyon yüzde 93,63 oldu.

2022 yılı Ekim ayında aylık bazda artışın en yüksek olduğu gruplar sırasıyla yüzde 8,34 ile giyim ve ayakkabı, yüzde 5,09 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 4,38 ile ev eşyası oldu.

ENAG: Enflasyon yılbaşından bu yana yüzde 115 arttı

Enflasyon Araştırma Grubu verilerine göre ise ekimde aylık bazda yüzde 7,18 artış kaydedilirken yıllık enflasyon ise yüzde 185,34 oldu; enflasyon yılbaşından bu yana yüzde 115.82 arttı.

ENAG verilerine göre ana harcama grupları arasında aylık bazda en yüksek artış yüzde 21.5 ile giyim ve ayakkabı grubunda gerçekleşti. TÜİK bu veriyi yüzde 8,34 olarak açıkladı.

ENAG verilerine göre bunu yüzde 11,5 ile kokanta ve oteller, yüzde 8,85 ile çeşitli mal ve hizmetler takip etti.

TÜİK’in aylık bazda yüzde 5,09 olarak açıkladığı gıda ve alkolsüz içecekler enflasyonu ENAG’a göre yüzde 8,46 oldu.

 

 

Kazma Bırak Konferansı: Dostluk ve kardeşlikle ilerlemeye kararlıyız

İklim Adaleti Koalisyonu ev sahipliğinde, 6-18 Kasım tarihleri arasında Mısır‘ın Şarm El-Şeyh’de gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi (UNFCC) 27’inci Taraflar Konferansı (COP27)  öncesi düzenlenen ve 4 Kasım’a kadar sürecek olan Uluslararası İklim Konferansları’ndan ikincisi olan Kazma Bırak da 31 Ekim-1 Kasım 2022 tarihlerinde gerçekleştirildi, konferansta şunlar vurgulandı:

“Kuruluşundan bu yana sadece iki yıl geçmesine karşın, bileşenler olarak Kazma Bırak tecrübelerinden çok şeyler öğrendik; belirli bir temaya odaklanmanın fark yaratan etkisini ve uluslararası dayanışmanın somut faydasını deneyimledik.

Düşmanın dışarıda olmadığını, çok uluslu şirketler ve işbirlikçileri popülist hükümetlerin yıkıcı etkilerini, aşırı üretim-tüketim döngüsünün dünyayı yaşanmaz hale getirdiğini ve iklim adaletini kavramsallaştırmanın önemini kavradık.”

COP27’ye doğru uluslararası iklim konferansları başlıyor
Halkların İklim Anlaşması Konferansı: Yıkımın boyutu cinayetten öte imhaya ulaştı

Kazma Bırak Konferansı‘nda Doğu Akdeniz ve Karadeniz’de fosil yakıt çıkartılmasına ve bunun etrafında çokuluslu şirketlerin de dahliyle ülkeler arasında savaş tehdidine dönüşen gerilimlere karşı Kıbrıs, Yunanistan ve Türkiye’den ekolojistlerin bir araya geldiği Kazma Bırak Kampanyası’nın önümüzdeki dönem çalışmaları  planlandı.

2023 yılında yapılacak çalışmaların konuşulduğu konferans, panel ve yuvarlak masa toplantılarıyla gerçekleştirildi. Konferans kapsamında gelecek yıla dair çalışmalar için çeşitli öneriler getirildi.

Konferans iklim adaleti hareketi ve sosyal hareketlerdeki tüm kurumlara açık olarak düzenlendi. Gazhane’de bir araya gelinen konferansın ardından paylaşılan basın bildirisi şöyle:

Kazma Bırak nedir?

Kazma Bırak kampanyası Eylül 2020’de, Türkiye’nin Karadeniz’de doğalgaz bulunduğunu ilan etmesinin ardından, sondaj çalışmalarına tepki olarak başladı.

Ancak Karadeniz’de yeterli ilgi bulmayan kampanya, Doğu Akdeniz’e yöneldi ve Yunanistan’la Kıbrıs’tan büyük destek gördü.

Kazma Bırak, ana mücadele konusu olarak İsrail’den İtalya’ya uzanacak dünyanın en derin ve en uzun doğalgaz boru hattı olması beklenen East-Med projesini hedefledi.

Yeni El Dorado olarak görülen, Doğu Akdeniz’in zengin doğalgaz rezervleri, hükümetleri tarafından yıllardır husumetin körüklendiği Türkiye ve Yunanistan arasında yeni bir gerilime yol açtı ve artan gerginlik silahlanma yarışını körükledi.

Savaş tehditlerinin ve ekolojik yıkımların yaşandığı bu coğrafyada Kazma Bırak, doğal tahribatın savaşa, savaşın doğal tahribata neden olacağı bir kısır döngü riskiyle karşı karşıya olduğumuza dikkat çekiyor.

Türkiye’den dört imzacı örgütle başlayan ve yeni katılımlarla büyüyen örgütlenme, Yunanistan’dan daha da zengin katılımla güçlendi.

Bugün Kazma Bırak kampanyası, Türkiye, Yunanistan ve Kıbrıs’tan 70’e yakın ekoloji örgütünü, ‘fosil yakıt karşıtlığı‘ ana teması çevresinde bir araya getiriyor.

Savaşa hayır: Nükleerdeki bir sızıntı felakete yol açacak

Kazma Bırak, savaş naralarının atıldığı bu coğrafyada ‘savaşa hayır‘ diyerek, uluslararası dayanışmanın önemini vurguluyor ve bir ülkenin enerji faaliyetlerinin ekolojik ve sosyal bedelini komşularının da ödeyeceğinin altını çiziyor; Sinop’ta ve İğneada’da yapımı planlanan nükleer santrallerde bir sızıntı tüm Karadeniz ülkelerinde ve Balkanlarda, derin deniz aramaları sonucu tetiklenebilecek bir deprem, komşu ülkelerde felaketlere yol açacak.

Enerji krizi, deregülasyonlar ve özelleştirmeler

Ülkeler özelinde yaşananlara göz atarsak; Yunanistan büyük bir enerji kriziyle karşı karşıya. Bu kriz kısmen Rusya-Ukrayna savaşından ve artan doğalgaz fiyatlarından kaynaklansa da kökeninde neoliberal politikalara dayalı deregülasyonlar ve enerjide özelleştirmeler yer alıyor.

Yunanistan aslında doğru bir karar alarak verimi düşük ve çok kirletici olan linyit kömürü kullanımını sonlandırdı. Ancak kömürü ikame etme yöntemi, doğalgaz ithalini artırmak oldu. Bu da enerji maliyetlerinin, ardından elektrik fiyatlarının artmasına yol açtı.

Devlet rüzgâr ve güneşe dayalı yenilenebilir enerjiyi genişletme yolunda adımlar atsa da yerel halkın tepkileri ve ekolojik etkiler göz ardı ediliyor.

Yangınlardan sonra açılan ormanlık alanlar kısa süre sonra rüzgâr santralleri ile doluyor.

Enerji, piyasada satılan ve şirketlere kazanç sağlayan bir meta olarak algılanıyor. Aynı zihniyeti denizlerde ve karada doğal gaz sondajlarında da görüyoruz; ekolojik zenginliği yüksek olan bölgelerde yapılan sondajlar ‘ulusal menfaatler‘ yoluyla gerekçelendiriliyor:

Meşrulaştırılan doğalgaz boru hatları

Ülkeyi bir uçtan diğerine parçalayan doğalgaz boru hatları, Yunanistan’ın bir enerji merkezi olacağı ve enerji bağımsızlığı için bunların gerekli olduğu anlatısıyla meşrulaştırılıyor.

İki ülke arasındaki gerilimler, Türk ve Yunan emekçilerini ekonomik krize ve enerji yoksulluğuna sürüklerken, ABD Yunanistan’a yüklü miktarda silah satışı yaparak ve kendi ürettiği kaya gazını pazarlamaya çalışarak bu gerilimlerden nasıl en yüksek kazancı sağlayacağının hesabını yapıyor.

Biliyoruz ki günün sonunda kazançlar asla emekçi halka gitmiyor! Yine biliyoruz ki kapitalistler doğal varlıkları hiçbir zaman barışçı yollarla ve kamu yararına değerlendirmeyecekler.

Kıbrıs ve Türkiye’de de durum farklı değil; Kıbrıs’ta mavi bayraklı olmalarıyla övünülen plajlar, doğal gazın çıkarılmasından sonra ortadan kalkacaklar.

Halbuki aramalar sırasında bu gazın, ‘barış gazı’ olduğu ve Kıbrıs’ın kuzey kesiminin de bundan faydalanacağı gibi inandırıcılıktan uzak söylemlerle halklar kandırıldı. Türkiye’de ise ülkeyi boydan boya delik deşik eden doğalgaz hatlarına son dönemde yenileri eklendi; Azerbaycan gazını Avrupa’ya taşıyan Trans Anadolu doğal gaz hattı (TANAP) Türkiye için bir fiyat avantajı getirmiyor.

Rus gazının Ukrayna’yı devre dışı bırakarak Avrupa’ya ihracını sağlamak için Trakya’nın ormanlarını ve verimli tarım alanlarını tahrip eden Türk Akım hattının taşıdığı gazdan ise Türkiye yararlanmıyor.

Ayrıca endemik canlı türlerini barındıran ve dünyada kendi kendini temizleyen ender sucul ekosistemlerden olan Saros körfezinde, Yunanistan sınırındaki Enez’de yapılan FSRU (Yüzer sıvılaştırılmış doğal gaz Depolama ve Gazlaştırma Ünitesi) limanı da burada ciddi ekolojik tahribata yol açıyor ve bu limana Katar’dan gelecek olan sıvılaştırılmış doğalgaz (LNG) Türkiye’nin ihtiyacı için kullanılmayacak. Bu projenin bir benzeri sınırın karşı tarafındaki Dedeağaç’ta yapılıyor.

Yunanistan, Kıbrıs ve Türkiye’nin doğalgaz ekstraktivizmine yönelik deneyimleri pek çok alanda birbirine benzerlik gösteriyor. Ortak sorunlar, birlikte mücadeleyi daha da anlamlı ve kaçınılmaz hale getiriyor.

Romanya ise ihtiyaç duyduğu doğalgazı büyük oranda ülke içinde çıkardığı için gaza ulaşım yönüyle diğer ülkelerden daha şanslı. Ancak Karadeniz’deki gazın çıkarılması ve satışında çok uluslu fosil yakıt şirketlerinin ağır baskısı altında ve Karadeniz’de küçük bir adadaki doğal gaz rezervleri yüzünden Ukrayna ile çatışmalar yaşanıyor.

‘Çekişmelerin arkasında yönetici sınıfların körüklediği milliyetçilik de var’

Bunca çekişmenin arkasında elbette yönetici sınıfların körüklediği milliyetçiliğin önemli payı var.

Yükselen milliyetçilik, artan gerilimle birlikte savaşa dönüşme tehlikesini barındırıyor. Bu bağlamda mücadelemizde öne çıkacak başlıca felsefi altyapı ve yöntemler; ekstraktivizmin politikayla ilişkisini ve savaşkan söylemlere yol açtığını dile getirmeliyiz, özellikle de orduların tükettikleri anormal enerji miktarlarını kamuoyuna duyurmalıyız.

‘Hükümetlerin söylemlerindeki kandırmacayı ifşa etmeye özen göstermeliyiz’

Enerji alternatiflerini vurgulamalıyız, doğayla barışık enerji kurulumunu ve enerjinin kamulaştırılmasını savunmalıyız. İnsanları mücadelemize kazanmak için her zaman gerçeği dile getirmeye ve hükümetlerin söylemlerindeki kandırmacayı ifşa etmeye özen göstermeliyiz.

İklim adaletini ve sosyal adaleti savunarak, yenilenebilir enerjiyi kapitalizm dışı bir sistemde devreye almayı savunmalıyız. Ekolojiyle samimi olarak ilgilenen gençlerle anti-kapitalist, anti-emperyalist politikaları nasıl oluşturabileceğimizi konuşmalıyız.

Toplumu ikna etmek için bu konularda somut öneriler getirilmeli. Emekçilere, kabaran elektrik ve doğalgaz faturaları üzerinden gerçek maliyetleri ve sermayeye aktarılan fahiş kazançları göstermeliyiz.

Yeni kervan önerileri

Saros’tan Dedeağaç’a, Ege’den Karadeniz’e giden uluslararası kervanlar düzenleyerek, gençleri bu kervanlara davet etmeliyiz.

Bu uluslararası konferansta gerçekleştirilen atölyede, Kazma Bırak kampanyasının devamına yönelik önerilen çalışma temalarından öne çıkanlar şöyle;

  • Kazma Bırak’ın ana odak noktasının ekolojik yıkımlar olarak korunması, adil geçişe vurgu yapılması ve savaş karşıtlığının bunu destekleyen bir gerekçe olarak kullanılması.
  • Ekstraktivizmden sağlanan gelirlerin hiçbir zaman halkın geçim ekonomisine yansımadığının kamuoyuna duyurulması.
  • Savaş karşıtlığı dile getirilirken, askeri harcamaların tartışmaya açılması ve anti-emperyalizm vurgusu yapılması. Ayrıca kendi ülkemizde yapılmasa bile başka ülkelerden ithal edeceğimiz doğalgaz için ekstraktivizm yapılmaya devam edileceği ve aynı dünyada yaşadığımız gerçeğine yönelik farkındalık oluşturulması.
  • East-Med projesinde doğal gaz çıkarmak için fırsat kollayan şirketlerin bağlı oldukları ülkelerde kamuoyuna, bu şirketlerin Doğu Akdeniz’de verecekleri tahribatın boyutlarının ifşa edilmesi.
  • Kazma Bırak’ın faaliyet alanı olarak sadece doğal gaza karşı değil, tüm fosil yakıtlara ve nükleer enerjiye karşı duruş sergilemesi. Coğrafi olarak ta Rusya, Romanya ve Ukrayna’dan ekoloji örgütlerini bünyesine katarak, Karadeniz’deki doğalgaz sondajlarına karşı mücadeleye yer vermesi.
  • Enerji talebinin tartışmaya açılması ve enerji tüketimini sınırlamaya yönelik taleplerde bulunulması. Enerji meselesinin hükümetler tarafından milliyetçi söylemleri körüklemek için kullanıldığı yönünde farkındalık oluşturulması. Öte yandan enerji konusunda esas vurgunun fosil yakıtlara karşı duruşa yapılması ve alternatif enerji önerilerine fazla vakit harcanmaması.
  • Uluslararası dayanışma dinamiğinden beslenen hareketin, aynı temelden yola devam etmesi; dayanışmayı güçlendirmek için ortaklaşa sınır ötesi ve sosyal medya eylemleri organize edilmesi, iletişime geçilen gruplarda kesişimselliklere odaklanması, her ne kadar farklı ağlarda ve farklı ihtiyaçlara yönelik mücadele ediliyor olsa da dayanışma temelli iş birliğinin her zaman korunması,
  • Özellikle Türkiye organizasyonunda yerelde örgütlenmenin genişletilmesine ağırlık verilmesi,
  • Bilginin ortak kullanımı için gayret sarfetmesi; yerel seviyede kendimize yönelik eğitimler organize edilmesi ve yerel temsilciler seçilmesi, düzenli aralıklarla raporlamalar yapılması, üretilen bilgilerin yerel halklara anlaşılır bir dille sentezinin yapılması, hazırlanan bildiri ve raporların 3 dile çevrilmesi,

Kazma Bırak kampanyasında yer alan farklı ülkelerden ekoloji örgütlerine iletilmek üzere önerilen araç ve metotlar ise şöyle;

  • Askeri harcamaların eleştirisi, enerji yoksulluğunun vurgulanması gibi öncelikli konularda ortak basın açıklamaları yapılması. Basın açıklamalarında yer alan çarpıcı ifadelerin sosyal medyada ve halka dağıtılacak bildirilerde kullanılması.
  • Bilgi alış-verişini ilerletmek, dayanışmayı geliştirmek ve yerel hareketlerin de gerektiğinde birbirleriyle doğrudan temasa geçmelerini (Enez-Dedeağaç halkaları arasında FSRU karşıtı dayanışma, kömürden çıkış grupları arası dayanışma gibi…) sağlamak için mail listesi oluşturulması.
  • Yüz yüze buluşmalara devam edilmesi ve gelecek buluşmayı Kıbrıs’ta yapılması.
  • İletişim çalışma grubu ve ulusal seviyede Kazma Bırak hareketlerinin güçlendirilmesi için yerel çalışma grubu kurulması. İhtiyaca göre yeni gruplar eklenmesi (rüzgâr santrallerine yönelik çalışmalar, kömürden çıkış…)
  • 16 ocakta Kardak krizinin 2.yıldönümünde ortak basın açıklaması yapılması,
  • Türkiye hükümetinin KKTC vatandaşlarının ülkeye girişine koyduğu sınırlamalara yönelik basın açıklaması yapılması.
  • Alınan kararların uygulanma durumunu takip için bir ekip oluşturulması.
  • Ulusal düzeyde ekoloji örgütleri ile teması güçlendirmek için bir iletişim ağı grubu oluşturulması.
  • Mücadeleye kazanmak için Karadeniz ülkeleri öğrencileri ile temasa geçilmesi.
  •  Ortak kervan organizasyonları için koordinasyon grubu oluşturulması.
  • Türkiye’de genel seçimler yaklaşırken, siyasi partilerde ekstraktivizm karşıtı lobi faaliyetleri yapılması.

Konferansta son olarak “Kazma Bırak, politik içeriğiyle birlikte, dünya deneyimini öğrenmek ve uluslararası bağları geliştirmek için kapılarını açıyor. Çıktığımız yolda dostluk ve kardeşlikle ilerlemeye kararlıyız ve yöneticilere sesleniyoruz ; bizler başka ülkelerle savaşmak istemiyoruz, ancak siz savaşta ısrar ediyorsanız bu bir ‘sınıf savaşı‘ olacaktır” denildi.

COP27’ye doğru yapılan konferanslardan sonuncusu Uluslararası Ekokırım Konferansı bugün (3 Kasım) başladı ve yarın(4 Kasım) son bulacak.

30 günde 34 kadın cinayeti işlendi, 26 kadın şüpheli şekilde ölü bulundu

Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu (KCDP), her ay düzenlediği raporunu yayımladı.

Buna göre Ekim 2022’de 34 kadın cinayeti işlendi, 26 kadın şüpheli bir şekilde ölü bulundu. Kadınların yüzde 53’ü evli olduğu erkek tarafından yüzde 59’u kendi evinde, yüzde 59’u ateşli silahlarla öldürüldü.

Öldürülen 34 kadından 2’si ekonomik bahanelerle, 11’i boşanmak istemek, barışmayı reddetmek, evlenmeyi reddetmek, ilişkiyi reddetmek gibi kendi hayatına dair karar almak istemesi bahanesi ile öldürüldü. 21’inin ise hangi bahaneyle öldürüldüğü tespit edilemedi.

Sanık ve katiller caydırıcı cezalar almıyor, önleyici tedbirler uygulanmıyor: Şiddet büyüyor

Platform, “21 kadının hangi bahaneyle öldürüldüğünün tespit edilememesi, kadına yönelik şiddetin ve kadın cinayetlerinin görünmez kılınmasının bir sonucudur.Kadınların kim tarafından, neden öldürüldüğü tespit edilmedikçe; adil yargılama yapılmayıp şüpheli, sanık ve katiller caydırıcı cezalar almadıkça, önleyici tedbirler uygulanmadıkça şiddet boyut değiştirerek sürmeye devam ediyor” dedi.

Ekim ayında öldürülen kadınların yüzde 6’sı, 2022 yılında öldürülen kadınların  ise yüzde 7’si failleri hakkında uzaklaştırma kararı aldığı halde öldürüldü. 

Ekim ayında öldürülen 34 kadının 18’i evli olduğu erkek, 1’i eskiden evli olduğu erkek, 2’si birlikte olduğu erkek, 1’i eskiden birlikte olduğu erkek, 2’si akrabası, 2’si babası, 1’i kardeşi, 6’sı tanıdığı kişiler tarafından, 1’i tanımadığı biri tarafından tarafından öldürülmüştür.

Bu ay kadınların %53’ü evli olduğu erkek tarafından öldürüldü.

Kadınların 20’si evinde, 7’si sokakta, 2’si işyerinde, 1’i arazide, 1’i otelde, 1’i eğlence mekanında, 1’i yol üzerinde otomobilinin önü kesilerek öldürülmüştür. 1 kadının nerede öldürüldüğü tespit edilemedi.

Bu ay öldürülen kadınların %59’u evlerinde öldürüldü.

Hakkında açılan kapatma kararını da hatırlatan Platform, şunları söyledi:

“Hukuksuz kapatma davası ve sansür yasası gibi yıldırma politikalarına rağmen yetkililerin yapması gereken görevi biz kadınlar yapmaya devam ediyoruz.

Ezgi Zerkin’i başından vurarak öldüren ve 28 Temmuz’dan beri yakalanmayan Deniz Özarslan için 25 ilde “Katil Aranıyor” afişleri astık. İhmaller yüzünden hala yakalanmayan bir diğer katil ise Hülya Şellavcı’yı ateşli silahla vurarak öldüren Kaffar Yeğin. 22 Ekim’den beri bulunamayan fail hakkında Hülya Şellavcı 4 kez uzaklaştırma kararı almıştı. Her bir kararı ihlal eden fail için olan zorlama hapis kararı ise Hülya öldürüldükten 4 gün sonra çıkarıldı.

Kadınlar, kendilerini koruması için devlete başvuruyor fakat yetkililer görevlerini yerine getirmiyor. 2022 yılında öldürülen kadınların %7’si failleri hakkında uzaklaştırma kararı aldığı halde öldürüldü.

İstanbul Sözleşmesi ve 6284 uygulanmadığı için bu kadın cinayetleri önlenemedi. İstanbul Sözleşmesinden vazgeçmeyeceğiz, 6284’ü uygulatacağız!

LGBTİQ+ Hakları, insan haklarıdır!

LGBTİQ+’ LGBTİQ+ların haklarını hedef alan siyasi iktidar ve gerici grupların desteğiyle gerçekleştirilen nefret yürüyüşlerine de dikkat çeken Platform, anayasal değişiklik teklifine de değindi:

“Cumhurbaşkanı yaptığı açıklamalarda yıllardır sözlü olarak yaptıkları ayrımcılığı yasalaştırmak istediklerini belirtti. Bu doğrultuda LGBTİQ+lara ayrımcılık yapmayı hedefleyen bir anayasa değişikliği yapmaya çalışıyorlar. Ayrıca LGBTİQ+ ailelere de saldırarak heteroseksist ve patriyarkal tahakkümünü sürdürüyorlar.

Siyasi iktidar, LGBTİQ+ların insan haklarını seçim stratejisi olarak kullanıyor. Böylece gerici grupları ve kendi tabanlarını kin ve düşmanlığına sevk ederek oy kazanmaya çalışıyorlar. Bu yapılan nefret suçudur, insan haklarının ihlalidir.

Siyasi iktidar “güçlü aile” kavramını savunup dururken birçok ailede kadınlar ve çocuklar öldürülüyor. Kadınlar en çok evlerinde öldürülüyor. Ekim ayında da 20 kadın evinde öldürüldü.

Ekim ayında öldürülen 34 kadının yaşam mücadelesi hikayeleri

İstanbul’da yaşayan 53 yaşındaki Hacer Yılmaz, kızı Aysel Kübra Yılmaz’ın hakkında uzaklaştırma kararı aldığı Serdar Atış tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Kızı Aysel Kübra ise ağır yaralandı. Failin daha önce Aysel Kübra’nın işyerine ve evine gidip taciz ettiği öğrenildi.

Isparta’da yaşayan 30 yaşındaki 2 çocuk sahibi Yadigar Işık, evli olduğu Sezer Işık tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü.

Ankara’da yaşayan 3 çocuk annesi İlksen Tüzün, evli olduğu Serkan Tüzün tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü ve fail daha sonra intihar etti. İlksen’in annesi failin kızına yıllardır işkence gösterdiğini ve şiddet uyguladığını ifade etti.

Ankara’da 40 yaşındaki Dilek Çorap, evli olduğu 77 yaşındaki Muzaffer Çorap tarafından kıskançlık bahanesiyle ateşli silahla vurularak öldürüldü.

İstanbul’da 32 yaşındaki Burcu Tokaç, 5 ay önce boşandığı Ersin Müezzin tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Failin daha önce sürekli eve gelerek rahatsızlık verdiği ve bunun üzerine Burcu Tokaç’ın kardeşinin evine taşındığı öğrenildi.

Kocaeli’de yaşayan 17 yaşındaki Büşra Kabataş, Taner Yaylacı tarafından bıçaklanarak ve boğularak öldürüldü. Fail daha sonra delilleri karartmak amacıyla evde yangın çıkardığı öğrenildi.

Ankara’da yaşayan 40 yaşındaki Bahtınur Karabacak ve 21 yaşındaki kızı Havvanur Karabacak, Bahtınur’un eskiden evli olduğu Muammer Karabacak tarafından ateşli silahla vurularak öldürüldü. Fail cinayeti işledikten sonra intihar etti.

Ankara’da yaşayan 42 yaşındaki Zuhal Uğur boşanma aşamasında olduğu ve uzaklaştırma kararı bulunan Mehmet Uğur tarafından evinde bıçaklanarak öldürüldü. Çocuklarını görmek bahanesiyle eve gelen Mehmet Uğur Zuhal Uğur’u bıçakladıktan sonra 12 yaşındaki kızı Tuğçe Uğur ve 9 yaşındaki oğlu Yusuf Uğur’u da bıçaklayarak öldürdü ve intihar etti.

Denizli’de yaşayan 30 yaşındaki Nadia Nori birlikte olduğu Sabour Sakhizadeh tarafından evinde öldürüldü. Fail Nadia Nori’nin ellerini koli bandıyla, ayaklarını da plastik kelepçeyle bağlayıp fare zehiri verip işe gitti. Döndüğünde hala Nadia’nın ölmediğini görünce boğazını sıkarak öldürdüğü, battaniyeye sardığı cesedi yaklaşık iki kilometre el arabasıyla taşıyıp araziye attığı belirlendi.

Antalya’da 67 yaşındaki Gazele Aktaş, boşanma konusu nedeniyle husumetli olduğu akrabası M.T. tarafından sokak ortasında, pompalı tüfek ile öldürüldü.

Ankara’da 17 yaşındaki Gamze Açar 7 Kasım 2020’de iş görüşmesi için otele gitmiş sabaha karşı otelin 5. katından düşüp şüpheli şekilde ölmüştü. Gamze Açar’ın otelde görüştüğü ve kendilerini devre mülk şirketi çalışanları olarak tanıtan Mustafa Emre Demiral ve Rıza Doğan tarafından öldürüldüğü ortaya çıktı.

Sivas’ta 46 yaşındaki 2 çocuk annesi Sultan Önder oğlu tarafından yanında evli olduğu Süleyman Önder ile birlikte evinde ölü bulundu. Süleyman Önder tarafından öldürüldüğü ve ardından Süleyman Önder’in intihar ettiği belirlendi.

Adana’da 39 yaşındaki Bahar Torun barışma teklifini reddettiği bahanesiyle eskiden birlikte olduğu Burak Acar tarafından, sokak ortasında, 11 yaşındaki oğlunun gözü önünde öldürüldü.

Elazığ’da 45 yaşındaki Yasemin Uçar boşanma aşamasında olduğu Yaşar Uçar tarafından oğlunun düğününde başından vurularak öldürüldü. Fail kızı Merve Güreli’yi de bacağından vurup yaralayıp kaçtı.

Elazığ’da 29 yaşındaki Hüsniye Keskinbaş birlikte olduğu Nadir Üstün tarafından darp edilerek öldürüldü. Nadir Üstün, jandarmadaki işlemlerinin ardından çıkarıldığı mahkemece tutuklanarak cezaevine gönderildi. Üstün’e yardım eden Ö.D. ise adli kontrol şartıyla serbest bırakıldı.

Elazığ’da 51 yaşındaki Vahide Duran henüz bilinmeyen bir sebeple tartıştığı erkek kardeşi M.K. tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

İstanbul’da 39 yaşındaki, bir çocuk annesi Nursel Bircan bakıcılığını yaptığı yaşlı kadının oğlu Kamil Hakan Karabulut tarafından çocuğunun gözleri önünde kafasına çekiçle vurularak öldürüldü. Nursel Bircan’ın tanınmayacak hale gelmesi nedeniyle 8 yaşındaki çocuğundan alınan DNA örnekleri karşılaştırılarak kimlik tespitinin yapıldığı öğrenildi.

Kayseri’de yaşayan 2 çocuk annesi 39 yaşındaki Nazan Çatbaş, evli olduğu erkeğin husumeti bulunan Mustafa Kayakıran tarafından evinin önünde bıçaklanarak öldürüldü.

Kocaeli’de 23 yaşındaki hemşire Beyza Sorguç, boşanma aşamasında olduğu Ömer Sorguç tarafından ateşli silahla öldürüldü. Fail Beyza’nın babasını da öldürdü. Olay günü Beyza’nın, failin tehdit mesajları üzerine Aile ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı Şiddet Önleme ve İzleme Merkezi‘ne gittikleri, evlerine döndükleri sırada da öldürüldüğü öğrenildi.

Yozgat’ta 53 yaşındaki 5 çocuk annesi Nazife Talas, evli olduğu Salih Talas tarafından bıçaklanarak öldürüldü.

Şanlıurfa’da 31 yaşındaki 4 çocuk annesi Hena Şeyh Muhammed, evli olduğu Fariz Alhilal tarafından önce çocuklarının gözü önünde darp edildi. Hena balkondan yardım isterken ise Fariz Alhilal tarafından ateşli silahla öldürüldü. Failin 3 ayrı kişiyle evli olduğu ve poliste yaralama suçundan 8 adet suç kaydı olduğu öğrenildi.

Ankara’da 2 çocuk annesi, güvenlik görevlisi Eda Eke, boşanma aşamasında olduğu Serkan Eke tarafından ateşli silahla öldürüldü. Eda’nın fail hakkında uzaklaştırma kararı aldırdığı ve şiddet nedeniyle boşanma davası açtığı öğrenildi. Fail, Eda’nın babasını da öldürdü.

İzmir’de ayakkabı nakış atölyesi bulunan ve 2 çocuk annesi Hülya Şellavcı Yeğin, hakkında uzaklaştırma kararı çıkardığı ve boşanma aşamasında olduğu Kaffar Yeğin tarafından vurularak öldürüldü. Failin uzaklaştırma kararını 4 kez ihlal ettiği fakat disiplin hapsi kararının Hülya’nın ölümünden sonra çıktığı öğrenildi.

Manisa’da 65 yaşındaki Huriye Zeybek evli olduğu Zafer Zeybek tarafından kesici bıçakla öldürüldü. Fail gözaltına alındı.

İstanbul’da 65 yaşındaki Mevlüde Aluçlu komşusu Baran Ü. Tarafından boğazı kesilerek öldürüldü. Baran Ü.’nün olay esnasında yalnız olmadığı ve Mevlüde Aluçlu’nun bileziklerini çalmak için eve girdiği öğrenildi. Baran Ü. adliyeye sevk edildi.

İstanbul’da 34 yaşındaki Emine Cin sokakta yürürken boşanma aşamasında olduğu Levent Cin tarafından silahla vuruldu. Emine Cin, faili beş kez polise şikayet etmişti. Ayrıca uzaklaştırma kararı da eylül ayında bitmişti. Failin çok sayıda suç kaydı bilgisi edinildi. Fail tutuklandı.

Manisa’da 21 yaşındaki Hilal Sultan Cingöz kendisini kaçırmaya çalışan ve daha önce direksiyon dersi aldığı Önder Lafçı tarafından tabancayla vurulmuştu. Hilal Sultan Cingöz 48 gündür verdiği yaşam mücadelesini kaybetti. Fail tutuklandı.

Erzurum’da 38 yaşındaki Yasemin S. evli olduğu E.S. tarafından silahla vurularak öldürüldü. Fail tutuklandı.

Kırklareli’nde 44 yaşındaki altı çocuk annesi Songül Akbaş evli olduğu ve hakkında uzaklaştırma kararı bulunan Zeynel Abidin Akbaş tarafından silahla vurularak öldürüldü. Songül uzun süredir failden şiddet görüyordu. Fail gözaltına alındı.

İstanbul’da 67 yaşındaki Fadime Çiftçi evli olduğu Yüksek Çiftçi tarafından silahla vurularak öldürüldü. Fail çocuklarını arayarak suçunu itiraf etti ve intihar etti.

Van’da 45 yaşındaki Nurhan İlhan akrabası M.İ. tarafından bıçaklanarak öldürüldü. Fail gözaltına alındı.

Ankara’da 72 yaşındaki Huriye Coşkun evli olduğu Zekayi Coşkun tarafından yedi kez bıçaklanarak öldürüldü. Fail tutuklandı.

20’nci Filmmor Kadın Filmleri Festivali, 23 ülkeden 38 filmle başlıyor

2002’de Kadınlar Sinema Yapıyor diyerek başlayan, yirmi yıldır aralıksız her yıl yapılan, 65 gezici festivalde 937 filmi seyirciyle buluşturan Uluslararası Gezici Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nin yirmincisi 5 Kasım – 18 Aralık arasında online adresinden seyirciyle buluşacak.

20’nci Filmmor Kadın Filmleri Festivali’nde, Kadınların Sineması, Damdaki Sinemacılar, Jin Zendegî Özgürlük, Kadın Cinayetleri Önlenebilir, Yersiz Yurtsuz, Parola: Barış, Feminist Bellek bölümlerinde 23 ülkeden 38 film izleyiciyle buluşacak.

Film ekipleriyle söyleşiler ve buluşmaların yanı sıra Film Toplayan Kadınlar, Kadın Cinayetleri Önlenebilir, Yersiz Yurtsuz Sinemacılar, 120 Yıldır Bitmeyen Mücadele: Kadınların Siyasal Temsili forumları da gerçekleşecek.

5 Kasım – 18 Aralık arası yedi ayrı bölümde film gösterimleri, söyleşiler ve forumlar üye olan ve her program için ön kayıt yaptıran herkese Türkçe altyazı ve çeviri dahil olmak üzere ücretsiz sunulacak.

20. Filmmor’un Damdaki Sinemacılar bölümü 5 Kasım Cumartesi 16:00’da, iki kez infazı yakılarak cezaevinde tutulan oyuncu, yapımcı, yönetmen Sabite Kaya’nın Bedensiz Ruhlar filmi ile başlıyor. Birçok şehirde öğretmenlik yaptıktan sonra Sinema-TV okuyan, kısa filmler çeken, seçilmiş Varto Belediyesi eş-başkanıyken kayyım sürecinde tutuklanan Sabite Kaya, 2016’dan bu yana cezaevinde. Bedensiz Ruhlar, Ayşe Tükrükçü’nün hayatı üzerinden, zorla alıkonan ve çalıştırılan kadınların fuhuş sektöründen kurtulmak için verdikleri mücadeleyi anlatıyor.

18.00’de, yönetmenliğini Ahu Öztürk’ün, yapımcılığını Gezi Davası’nda çekmediği Gezi Direnişi filmi için 18 yıl hapis cezası aldığı için cezaevinde olan Çiğdem Mater’in üstlendiği Toz Bezi filmi var. Toz Bezi, İstanbul’da ev işçiliği yapan, anlamaya, değiştirmeye ve var olmaya çalıştıkları hayatın tozunu da almak durumunda kalan Nesrin ve Hatun’un hikayesi.

Aynı davada yargılanıp 18 yıl ceza verilen Mine Özerden’in Osmanlı’dan günümüze, İstanbul’un ünlü zilcileri ve zillerinin hikayesini anlattığı Zilname de 16.00 senasında. Seans sonunda söyleşi de yapılacak.

6 Kasım Pazar programı, 16.00’da, şair, yazar, ressam, sinemacı, modern İran şiiri ve sinemasına ilham veren Füruğ Ferruhzad’ın kapatıldıkları yıllarda cüzzamlıların gündelik hayatını anlatan Ev Karadır filmiyle başlıyor.

Ardından, kadınları ve ataerkiyi özgün bir sinema diliyle anlatan Rahşan Beni-İtimad’ın Bizim Zamanlar filmi var. Belgesel, İran 2001 cumhurbaşkanlığı seçimlerinde reformcu adaya destek vermek için kampanya başlatan sinemacı kadınları, kadın hakları için cumhurbaşkanlığına aday olan Arzu’yu izliyor.

İranlı yönetmen ve kadın hakları aktivisti Mahnaz Mohammadi’nin Oğul-Ana filmi ise 18.00’de. Saat 20:00’de yönetmenle söyleşi var.

 

Hatay’da 23 milyar TL’lik polipropilen tesisinde bilirkişi keşfi: Karşımda kepçeler çalışıyor

Hatay, Erzin’de bölge halkının tepkilerine rağmen çalışmalarına devam edilen, uğruna yaban hayatına aldırış edilmeden sazlıkların yakıldığı belirtilen Propandan Polipropilen Üretme Tesisi, Su Alma Yapısı ve Derin Deniz Deşarjı projesi için bugün Erzin’de bilirkişi keşfi gerçekleştirildi.

Hatay’daki mücadeleyi keşfe katılan davacı yurttaş Akif Hoca, davacı olan sivil toplum kuruluşlarının avukatı Ümit Arif Özsoy, başından beri direnişini sürdüren Hatay Çevre Koruma Derneği Başkanı Nermin Kara ve CHP İlçe Kadın Kolları’ndan Nazlı Yıldız, Yeşil Gazete‘ye anlattı.

Polipropilen nedir, neden istenmiyor?

Öncelikle nedir bu polipropilen, bir ona bakalım…

Mikroplastik kirliliğe sebebiyet veren polipropilen (pp) en yaygın kullanılan plastik türlerinden biri. Polipropilen, sert ve dayanıklı olması sebebiyle başta otomotiv sektörü olmak üzere birçok sektörde kullanılıyor.
Polipropilen üretimi projesi kapsamında çevresel açıdan çeşitli riskler bulunuyor.

Bilirkişi keşfinden önce yurttaşlar keşif alanında bekliyor.

Çukurova Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Su Ürünleri Temel Bilimleri Bölümü Öğretim Üyesi ve Yeşil Gazete yazarı Doç. Dr. Sedat Gündoğdu da polipropilenin çevreye etkilerine ilişkin şunlara işaret ediyor:

  • Polipropilen üretimi aşırı derecede su tüketimi olan bir prosesler zincirine sahip. Açılması planlanan su kuyularından temin edilecek suyun kullanım şekli bölgenin yeraltı su rezervleri üzerindeki baskının artmasına ve uzun vadede yer altı suyunun tuzlanması veya daha derinlere çekilmesi problemlerine neden olabilir.
  • Polipropilen üretimi, üretim esnasında önemli miktarda zehirli gazların salındığı bir üretim sürecine sahip.
  • Kimyasallarla beraber bu su tekrar deniz ortamına bırakılarak deniz ortamında kimyasal kirlilik meydana getirecektir.
  • Diğer bir tehlike de ısınan suyun körfez suyunun sıcaklığının artmasına katkı sağlaması durumu.
  • İsken, Egemen vb tesisler tarafından kullanılan ve ısıtılarak denize bırakılan sıcak sular nedeniyle körfezin özellikle Kurtpınar ve Su gözü kıyılarında müsilaj oluşumu gözlenmekte.
  • 500 bin ton polipropilen üretebilmek için en az 650 bin ton sıvılaştırılmış propan alınması gerekir. Bu hesaba göre Erzin’de kurulması planlanan tesiste üretilecek olan polipropilen için 455 bin ton aşırı derecede patlayıcı ve yanıcı olan polipropilen gazı ithal edilecektir.

‘Şu an karşımda kepçeler ve kamyonlar hala çalışmaya devam ediyorlar’

Uzun bir süredir yurttaşlar “Erzin halkı zehir solumak istemiyor” diyerek direniyor. Tesise camından iş makineleri görünecek kadar yakında evi bulunan, tesise karşı direnen isimlerden biri de Nazlı Yıldız. Yıldız, durumu şöyle anlatıyor:

“Fabrikanın yapımını durdurmak, önlemek için direniyoruz. Sazlıklarımıza kadar yaktılar, yaban hayvanları yandı. Benim evimin ön kısmına bu fabrika kuruluyor. Sahilimiz kum. Caretta carettalar bile yaşıyor orada. Şu an karşımda kepçeler ve kamyonlar hala çalışmaya devam ediyorlar. Hiçbir sıkıntı yok adamlarda.

Burası benim yaşam alanım, [yapılırsa] ben dünyanın en kötü gazını soluyacağım, denizime gidip gelemeyeceğim, yaşayamayacağım, sahilimi kullanamayacağım. Evimi kullanamayacağım. benim deniz yolumun önüne adamlar fabrika kuruyorlar. Denize asla girilmeyecek”

‣Mersin’in polipropilen sınavı
‣Halkın gündemi salgın, devletinki polipropilen
‣[2021’in ardından] Çöpler, müsilaj, ithalat yasağı, lobi faaliyeti, Mersin polipropilen zaferi ve dahası…
Karbon sıfır yolunda kömüre yer yok! Peki ya plastik?

Keşifte neler yaşandı?

Bugün saat 10.30’da Erzin’e bağlı Burnaz’da bilirkişi keşfi gerçekleştirildi. BYPORT Petrol Ürünleri Terminal Hizmetleri Anonim Şirketi’nin yapmak istediği polipropilen üretim tesisinin sahasına yakın bölgede sazlıkların yakıldığı daha önce çevre aktivistleri tarafından görüntülenmişti.

İskenderun Çevre Koruma Derneğince Körfez sitesi karşısında yer alan sazlıkların 22 Ekim’de yakıldığı paylaşımı yapılmıştı:

Byport ve 23 milyar TL’lik projesi

Projenin bedeli tam 1 milyar 250 milyon ABD doları. Mevcut kurla 23 milyar 274 milyon 625 bin TL’ye karşılık gelen bu dev projenin 760 sayfalık  nihai ÇED raporu Nisan’da çıktı. Raporda projenin bedeli o zamanki kurla altı milyar TL geride kalmış görünüyor.

Tesiste imal edilecek kimyasallar içerisinde Hidrokarbonlar, Alkoller, Asitler, Aldehitler, Ketonlar, Sentetik Gliserin, Azot Fonksiyonlu Bileşikler, Etil Alkol, Sitrik Asit bulunuyor.

Birincil formda polimerlerin imalatı yapılacak tesisteki kimyasal türevlere Etilen, Propilen, Stiren, Vinil Klorür, Vinil Asetat, Vinil Esterleri, Akrilik Vb. Polimerleri de dahil.

Ayrıca petrol ürünleri ve gaz taşımacılığı ile su ve diğer ürünlerin taşımacılığına yönelik karada ve deniz altında uzun mesafe boru hattı çekilmesi planlanıyor.

Devasa projenin şirketi Bybort A. Ş.’nin tesisleri 7 Temmuz’da Resmi Gazete’de yayımlanan kararla özel endüstri bölgesi olmuştu.

Byport A.Ş., Enerji Piyasası Denetleme Kurumu (EPDK) 6 Aralık’ta 15 yıl süreli LPG depolama lisansı vermişti. Hatay’a kurulmak istenen tesis de yine LPG ve akaryakıt için hizmet vermiş olacak.

Aynı sınav Mersin’de de verildi

Ancak yurttaşlar projeye aktarılan milyarlarca liraya karşı doğayı savunuyorlar. Hatay’dakine benzer bir sınav daha önce de Mersin’de verilmiş ve kamuoyu tepkisi sonucunda Mersin halkı kazanmıştı.

Petrokimya Sanayi A.Ş.’nin Mersin’de yapacağı polipropilen tesisi için Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı tarafından onaylanan ÇED raporunun iptaliyle ilgili açılan davada yürütmeyi durdurma kararı verilmişti. Ancak aynı telaffuzu zor üretimin tesisi bu kez de Hatay’da kendini gösterdi.

Erzin’de halk “Halkın katılım toplantısı”nın yapılmasına izin vermemişti ancak şirketin ÇED raporundan alınan bu fotoğraf, raporda halkın katılım toplantısının yapıldığı belirtilerek kayıtlara geçilmiş durumda: ÇED Raporunu hazırlayan En-ÇEV Enerji ile birlikte yöre halkı katılmıştır.

‘Mahkemenin aynı bölgeye ilişkin geçmiş kararları var’

Erzin Ernar Tarımsal Kalkınma Kooperatifi, Erzin Sulama Kooperatifi, Yeşilkent Sulama Kooperatifi, Erzin Gönülüler Derneği ve iki yurttaş tarafından açılan davanın avukatı olan ve kooperatifler ile Erzin Belediyesi tarafından açılan iki dava kapsamında bugün gerçekleştirilen bilirkişi keşfine katılan Ümit Arif Özsoy, keşfe ilişkin şunları aktarıyor:

“Keşif heyeti olarak tespit edilen Adıyaman Üniversitesi’nden bilim insanları bugün sahayı gördüler, bizim itirazlarımızı ve karşı tarafın iddialarını not aldılar. Genelde rapor iki ay içerisinde çıkıyor. Keşifte herhangi bir görüş vermiyorlar. Her iki tarafın iddialarını yapıcı bir şekilde dinlediler. Hatay İdare Mahkemesi‘nin aynı yere ilişkin kararları var.”

Keşif bekleyişi.

‘Daha önceki projeler iptal edilmişti’

Erzin’in ekolojik anlamda özel bir durumu olduğunu vurgulayan Avukat Ümit Arif Özsoy, “Bölgede önceden beş adet termik santral projesi vardı. Onlara karşı ÇED raporu iptal davası ve lisans iptali davası açmıştık. Daha önce mahkemeler bunları bölgenin birinci sınıf tarım arazisi olması, bölgede sulak alanlar olması, İskenderun kertenkelesi koruma alanı olması nedeniyle iptal etmişti. Bunun da iptal edilmesi gerekir diye düşünüyoruz. Aynı parseller” diyor.

‘Demir fabrikası, termik santraller, maden ocakları’

Bir de bölgeyi Hatay Çevre Koruma Derneği Başkanı Nermin Kara’dan dinliyoruz. Kara’nın ilk cümleleri şöyle:

“Bu bölge halihazırda yeterince kirleticilerin etkisi altında. Demir fabrikası, termik santraller, maden ocakları…”

Caretta carettalar, İskenderun kertenkelesi ve diğerleri: Ciddi tehlike altında

Son bir yıl içerisinde Erzin’de yapılacak olan polipropilen tesisinin ve bunun yedi kilometre uzağındaki Türkiye Varlık Fonu‘na (TVF) ait olan Doğu Akdeniz Petrokimya Tesisi‘nin bölge için artık geri dönülemez bir nokta olduğunu ve bu bölgedeki kirlilikle hastalığı beslediğini söyleyen Kara, sözlerine şöyle devam etti:

“Burada yaşayan insanlar olarak bunu kabul etmiyoruz. Körfez’de zaten Atlas İskenderun Termik Santrali, Organize Sanayi Bölgeleri (OSB) var, hayat çok kirli, İskenderun Körfezi kirli… Deniz suyunu ısıtıyorlar. Balık popülasyonuna ciddi sıkıntı veriyorlar. Akdeniz çanağının içerisinde ciddi bir ısınmanın söz konusu olduğunu bilim insanları söylüyor.

Erzin ve Dörtyol narenciyenin kalbi. Biz burada ‘narenciyeye nasıl katma değer yaratılır’ın belki güzergahını çizmek isterken mera alanına, deniz kaplumbağalarının yaşadığı alana, kumların içerisine, İskenderun kertenkelesinin yaşam alanının üzerine devasa bir şirketin kuruluyor olmasını mücadeleye yeterli sebep olarak görüyoruz. Bölgenin kümülatif olarak değerlendirilmesi lazım. Körfez’in Aliağa’dan Dilovası’ndan geri kalır yanı olmayacak.”

Keşif bekleyişi…

Son olarak umutlu bir isimle konuşuyoruz. Davacı Akif Hoca, bugün keşfe katılanlar arasında yer aldı, keşfe dair izlenimlerini sorduğumuz Hoca şunları söylüyor:

 “[Bugün keşifte] 20 yıldan beri burada oturduğumuzu, burada yüzlerce meyve ve sebzenin yetiştiğini ama özellikle buradaki termik santralden sonra bunların olmadığını, yeni kurulan tesisin de her ne kadar ‘bacamız var’ dese de iş üretime geçince böyle olmayacağını, evimizin buraya 400 metre mesafede olduğunu, sahildeki kumsalın derinliğini, hepsini izah ettik. Alternatif yer de söylendi. Yani endüstriye karşı değiliz. Burada tarıma elverişsiz yerler var, insanların kullanmadığı, oralara yapılması söylendi.”

‘Kapalı kapılar arkasında bir şeyler yapılırsa bilemeyiz tabi ama şu anda ümitliyiz

Hoca “Yakın bölgelerin de ne kadar kıymetli olduğunu, kumsal olduğunu izah etmek için, hatta caretta caretta yumurtalarının olduğu yerleri göstermek için hakim, başkan ve bilirkişiler sahile de indiler” diyor ve ekliyor:

“Bilirkişilerin sorduğu sorulardan da onların bu işi gerçekten doğru olanı yapmaya niyetli olduklarını imajı oluştu bende. Kapalı kapılar arkasında bir şeyler yapılırsa bilemeyiz tabi ama şu anda görünürdeki durumdan ümitliyiz. Burada mahkeme yürütmeyi durdurma kararı alır gibi geliyor bana.”

Avrupa, küresel ortalamanın iki katı daha fazla ısınıyor

Dünya Meteoroloji Örgütü‘nün (WMO) son raporuna göre, Avrupa‘da sıcaklıklar son 30 yılda küresel ortalamanın iki katından fazla arttı.

Bu ısınmanın etkileri kıta genelinde meydana gelen kuraklıklar, orman yangınları ve buz erimeleriyle şimdiden görülüyor. AB‘nin Copernicus desteğiyle hazırlanan Avrupa İklim Durumu raporu, ısınma eğilimi devam ederken olağanüstü sıcaklık, orman yangınları, sel ve diğer iklim bozulması sonuçlarının toplumu, ekonomileri ve ekosistemleri giderek daha fazla etkileyeceği konusunda uyarıyor.

1991’den 2021’e kadar, Avrupa’daki sıcaklıklar on yılda ortalama 0,5C civarında arttı. Bunun sonuçları ise, Alp buzullarının 1997 ve 2021 yılları arasında 30 metre buz kalınlığı kaybetmesi, Grönland buz tabakasının erimesi, deniz seviyesinin yükselmesi gibi gözle görünür pek çok olayda görüldü. Aşırı hava olayları sonucunda çok sayıda insan ve hayvan yaşamını yitirdi.

Rapor, 2021’de yüzde 84’ü sel ve fırtına olan yüksek etkili hava ve iklim olaylarının yüzlerce ölüme yol açtığını, 500.000’den fazla insanı doğrudan etkilediğini ve 50 milyar doları aşan ekonomik zarara yol açtığını söylüyor.

WMO genel sekreteri Prof Petteri Taalas, “Avrupa, ısınan bir dünyanın canlı bir resmini sunuyor ve bize iyi hazırlanmış toplumların bile aşırı hava olaylarının etkilerinden güvenli olmadığını hatırlatıyor” dedi: “Bu yıl, 2021 gibi, Avrupa’nın büyük bir kısmı yoğun sıcak dalgalarından ve kuraklıktan etkilenerek orman yangınlarına sahne oldu.  2021’de yaşanan olağanüstü sel olayları, çok sayıda  ölüm ve yıkıma sebebiyet verdi.”

Bir iyi bir kötü haber

Rapora göre, gelece için tahmin edilen daha fazla hava felaketi ile bu eğilimin devam etme olasılığı yüksek. Tüm Avrupa kıtasında sıcaklıkların, geçmiş gözlemlere benzer şekilde, küresel ortalama sıcaklık değişimlerini aşan bir oranda artacağını tahmin ediliyor. Dünya, 1.5C’nin üzerine doğru ısındıkça, aşırı hava olayları hızlanacak ve sürekli azalan yaz yağışlarının yıkıcı kuraklıklara neden olması da muhtemel. Akdeniz hariç tüm bölgelerde ilerleyen aylarda aşırı yağış ve sel baskınları bekleniyor.

Rapor ürkütücü bir gelecek çizse de iyi haberler de var. Buna göre, birçok Avrupa ülkesinin sera gazı emisyonlarını azaltmada oldukça başarılı. 1990 ile 2020 arasında AB emisyonları %31 azaldı.  Avrupa ayrıca insanları iklim acil durumunun en kötü etkilerinden korumak için harekete geçti ve aşırı hava uyarı sistemleri kurdu. Sıcaklık sağlık eylem planları ise birçok hayat kurtardı.

Taalas, “Kıtadanın sera gazı emisyonlarını azaltmadaki iyi temposu devam etmeli ve hırs daha da artırılmalıdır. Avrupa, Paris Anlaşması’nın gereklerini yerine getirmek için yüzyılın ortasına kadar karbon nötr bir topluma ulaşmada kilit bir rol oynayabilir” diye konuştu.

Neden Avrupa daha çok ısınıyor?

Avrupa’nın dünyanın diğer bölgelerine göre daha hızlı ısınmasının birkaç nedeni var. Kıta, denizden daha hızlı ısınan yüksek bir kara kütlesi yüzdesine sahip. Kuzey Kutbu ve genellikle yüksek kuzey enlemleri aynı zamanda küresel olarak en hızlı ısınan bölgeler ve Avrupa’nın nispeten büyük bir kısmı kuzey enlemlerinde bulunuyor.

Geri besleme sistemleri de ısınmaya katkıda bulunuyor: Örneğin nemini kaybetmiş toprak, sıcaklıkların daha hızlı yükselmesine neden oluyor ve bu da toprağı daha fazla kurutuyor. Bunun başka bir örneği de Avrupa’nın çift jet akımlarına karşı savunmasızlığı. Bu “çifte” etki, bir jet akımı geçici olarak ikiye bölündüğünde ve iki kol arasında aşırı sıcaklığa neden olan zayıf rüzgarlar ve yüksek basınçlı hava alanı bıraktığında meydana geliyor. Bu çifte akışlar, yaz başlarında kara kütlesi ısındıkça daha olası hale geliyor.

Temmuz 2022’de, Nature Communications’da yayımlanan bir araştırma, çift jet akımlarının sıcaklık değişkenliğinin yaklaşık %35’ini oluşturması nedeniyle Avrupa’nın bir “sıcak dalgası sıcak noktası” olduğunu ortaya koymuştu.

Raporu memnuniyetle karşılayan bilim insanları Avrupa şehirlerinin “ısı adaları” oluşturduğunu ve bu nedenle de aşırı sıcaklıkları daha fazla hissettiklerini belirtti. Bristol Üniversitesi, Cabot Enstitüsü ve Yer Bilimleri Okulu‘ndan Prof Daniela Schmidt şunları söyledi:

“Küresel ısınmaya ilişkin odak noktası her zaman şu anda 1.1C olan küresel ortalamadır. Ancak okyanusların çoğunun daha az ısınması, kutuplara doğru gidildikçe daha fazla karaya sahip olunması gibi nedenleriyle bu ortalamada büyük farklılıklar oluşur. Bunun üzerine şehirlerimiz, çoğumuzun bu sıcak yaz aylarında hissettiği gibi ısı adaları oluşturur. Birleşik Krallık‘ta, bu yazın sıcak dalgası 65 yaş üstü insanlar arasında yaklaşık 3.000 ek ölümle sonuçlandı. Isı ve kuraklık birlikte ulaşımı Avrupa nehirlerini, enerji üretimini, ekosistemlerimizi ve insanlarımızı etkiledi. Bu riskler ısınma arttıkça büyüyecek ve biz bekledikçe bu riskleri azaltmak daha da zorlaşacak.”

Papa’ya çağrı: Emisyonların azalması için Katoliklerin ‘etsiz cumalar’ını geri getir

Yeni bir çalışma, Papa‘nın Katolikleri cuma günleri etten vazgeçmeye çağırarak küresel karbon emisyonlarını azaltabileceğini öne sürüyor.

Bin yıldan fazla bir süredir birçok Hristiyan Cuma günleri etten kaçınıyor.

Euronews‘in aktardığına göre, son yıllarda, bazı ulusal kilise yetkililerinin bin yıllık bu geleneği gevşettiğine dikkat çeken Cambridge Üniversitesi‘nin araştırması, bu yöntemi geri getirmenin büyük çevresel faydalar sağlayabileceğini iddia ediyor.

Üniversitenin Arazi Ekonomisi araştırmacısı Shaun Larcom, “Et tarımı, sera gazı emisyonlarının başlıca itici güçlerinden biridir. Eğer Papa küresel olarak tüm Katoliklere etsiz cuma zorunluluğunu yeniden hayata geçirme çağrısına Katoliklerin sadece belirli bir kısmı uysa bile bu, düşük maliyetli emisyon azaltımlarının önemli bir kaynağı olabilir” dedi.

Bin yılı aşkın süredir uygulanıyor

Hristiyanlar için ‘etsiz cuma’ günleri uygulaması en az 1100 yıl öncesine dayanıyor. 9. yüzyılda Papa I. Nicholas, Mesih‘in ölümü ve çarmıha gerilmesi anısına cuma günleri inananların “et, kan veya ilik” yemekten kaçınmaları gerektiğini ilan etti.

Araştırmacılar, antik geleneğin çevresel faydalarını belirlemek için Birleşik Krallık‘ta bir vaka çalışmasının etkisini değerlendirdi. 2011 yılında, İngiltere ve Galler‘in Katolik piskoposları, cemaatlerini etsiz Cuma günlerine dönmeye çağırdı. Bölgedeki 5 milyon Katolik’in sadece dörtte birinin beslenme alışkanlıklarını değiştirmesine rağmen, yılda 55.000 tondan fazla karbon tasarrufu sağlandığı ortaya çıktı. Bu, bir yıl boyunca Londra‘dan New York‘a 82 bin daha az uçuşa eş değer.

Dünyada 1,3 milyar insan kendini Katolik olarak tanımlıyor.

Canva
Papa’dan, “İklim değişikliğine karşı harekete geçin!” çağrısı
[COP26] Papa’dan dünya liderlerine çağrı: Her birimiz iklim değişikliğine karşı dünyamızı koruyabiliriz

Bir Papalık kararnamesiyle tüm küresel kiliselerde ‘etsiz cuma’ları yeniden hayata geçirme zorunluluğunu yeniden getirilmesi, milyonlarca ton sera gazı tasarrufu sağlayabilir.

Çalışmanın yazarları, “Örneğin, yalnızca ABD Katolik piskoposları davayı takip etse bile, faydaları muhtemelen Birleşik Krallık’takinden 20 kat daha fazla olacaktır” diyor.

Katolik Kilisesi’nin iklim politikası

Papa Francis, 2015 tarihli ‘Laudato Si‘ başlıklı mektubunda, iklim değişikliğine karşı mücadeleyi “ahlaki bir zorunluluk” olarak nitelendirmiş,  yaşanan krize karşı radikal tepkiler verilmesi çağrısında bulunmuştu. Francis şunları söylemişti:

“Ortak evimizi son iki yüz yılda olduğu kadar hiç incitmemiştik ve kötü muamelede bulunmamıştık. İnsanlar bunun sonuçlarına katlanmak zorunda kalacaklar. Bu vicdan ve sorumluluk eksikliği unutulmayacaktır.”

Nisan 2019’da İsveçli iklim aktivisti Greta Thunberg‘le görüşen Francis, geçen temmuz ayında da, gençleri gezegene yardım etmek için daha az et yemeye çağırmıştı.

KAOS GL’den RTÜK’ün ‘nefret mitingi’ için kamu spotuna dava

Kaos GL Derneği, İstanbul Saraçhane’de 18 Eylül’de düzenlenen “Büyük Aile Buluşması’ mitingiyle ilgili çağrının Radyo ve Televizyon Üst Kurulu’nca (RTÜK) kamu spotu olarak yayınlamasına dava açtı.

İstanbul Valiliği izni ve RTÜK’ün desteğiyle LGBTİ+’lara yönelik nefret yürüyüşü!

RTÜK’ün Fikirde Birlik ve Mücadele Platformu’nun çağrısıyla LGBTİ+’lara yönelik nefret etkinliğine çağrıyı kamu spotu olarak önermesine dava açan Kaos GL Avukatı Kerem Dikmen, şunları söyledi:

“Bu videoda Türkiye Cumhuriyetinin eşit yurttaşları olan lezbiyen, gey, biseksüel, trans, interseks ve diğer kimliklerin ( LGBTİ+ ) veya onlara dönük hak ihlallerine karşı mücadele eden toplum kesimlerinin yaptıkları eylemlerin görüntülerine yer verilmekte, tamamı LGBTİ+’ları sembolize eden gökkuşağı bayrak ve flamalarının hedefte olduğu görüntülerde LGBTİ+ karşıtlığının mesajı verilmektedir.”

‘Karar iptal edilmeli’

RTÜK Başkanı Ebubekir Şahin’in üst kurulun onayı veya kararı olmadan 8 Ekim’den itibaren videoyu kamu spotu olarak kurul sitesinden yayınladığını, Şahin’in video yayınlandıktan sonra üst kurula taşıdığını ve onay aldığını hatırlatan Kaos GL, üst kurulun kararının iptal edilmesini talep etti. Dernek, RTÜK’ün nefret söylemini önleme görevini hiçe sayarak nefret söylemi içeren bir videoyu yaygınlaştırarak “insan hakları karşıtlığının bir devlet politikası olduğu” mesajını verdiğini, işlem gerçekleşmiş olsa da hukuka aykırı olduğunun tespit edilmesi gerektiğini kaydetti.

Hedef gösterilen LGBTİ+’lar: Faşist çetelerin önü bizzat devlet eliyle açıldı

Şahin’in Twitter hesabından da nefret söylemini yaygınlaştırdığını dilekçeye ekleyen Kaos GL, “Bu arada belirtmek isteriz ki RTÜK Başkanının tweet atmak için kullandığı, ekli ekran görüntüsünden anlaşılan iPhone, genel müdürü bir erkek eşcinsel olan Apple şirketi tarafından üretilmektedir” dedi.

Dilekçede, Avrupa Konseyi Bakanlar Komitesi, Anayasa Mahkemesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararlarını da hatırlatıldı.

Çağrıda ne deniliyordu?

RTÜK’ün kamu spotu olarak tavsiye ettiği mitingin çağrı videosunda şu ifadeler yer alıyor:

“Dijital çağda tüm dünyayı ve ülkemizi bir virüs gibi saran LGBT propaganda ve dayatmalarına karşı ben de varım diyorsan, cinsiyetsizleştirmek, insan neslini azaltmak, aile kurumunu yok etmek isteyen küresel ve emperyalist lobilere dur demek istiyorsan, ailemizi, çocuklarımızı gelecek nesillerimizi korumak için büyük aile buluşmamıza sen de katıl. Tarih: 18 Eylül 2022 Pazar. Buluşma Fatih Saraçhane Parkı.”

Nefret mitingi il il geziyor

İstanbul Saraçhane’de yapılan LGBTİ+ karşıtı, nefret mitingleri İstanbul’un ardından ekim ayında Urfa, Konya ve Ankara‘da da yapıldı. Şanlıurfa Aile Platformu çağrısıyla ilk olarak Urfa’da gerçekleşen mitingte TBMM’ye sunulacak dilekçe için imza toplama çalışmasının devam ettiği duyuruldu. Konya’daki mitinge Konya Büyükşehir Belediye Başkanı Uğur İbrahim Altay da katıldı. Ankara’daki mitingde ise İstanbul Sözleşmesi ve çizgi filmler hedef alındı.

‘Kutsal aile yürüyüşçüleri’ ne tür bir kent ve kent toplumu düşlüyor?

Başbakan Sunak’tan geri adım: Birleşik Krallık COP27’ye katılacak

Birleşik Krallık Başbakanı Rishi Sunak, Mısır‘da 6-18 Kasım’da düzenlenecek Birleşmiş Milletler (BM) 27. Taraflar Konferansı‘na (COP27) katılmama kararından geri adım attı ve gelecek hafta toplantıya katılacağını açıkladı.

Başbakan Sunak, “Bu nedenle (geçen yıl COP26’nın düzenlendiği) Glasgow’un güvenli ve sürdürülebilir bir gelecek inşa etme mirasını yerine getirmek için önümüzdeki hafta COP27P’ye katılacağım” dedi.

Başbakan Truss istemedi: Kral 3. Charles COP27’ye katılmayacak

Muhalefet tepki göstermişti

Başbakanlık Ofisi 10 Numara‘dan bir sözcü, geçen hafta yaptığı açıklamada Sunak’ın, sonbahar bütçesi dahil diğer ülke içi mevzulara ilişkin acil yükümlülükler nedeniyle Mısır’a gitmeyeceğini açıklamıştı.

Ana muhalefetteki İşçi Partisi‘nin Gölge İklim Bakanı Ed Miliband da Sunak’ın toplantıya katılmama kararını eleştirerek, kararı “korkunç” olarak nitelemişti.

Bu tür zirvelerin önemli olduğunu söyleyen Miliband, “Dünya olarak karşı karşıya olduğumuz en büyük sorun için harekete geçme mekanizmalarını zorluyorlar” demişti.

Greenpeace UK yetkililerinden Rebecca Newsom da söz konusu kararın, “Sunak’ın iklim değişikliğini yeterince ciddiye almadığını” gösterdiği değerlendirmesi yapmıştı.

Birleşik Krallık, geçen yıl Glasgow‘da dünya liderlerini iklim değişikliğiyle mücadele için her yıl bir araya getiren COP’un 26’ncısına ev sahipliği yapmıştı.

Zonguldak’ta madenci heykeli maviye boyandı, belediye ‘eseri ihya ettik’ dedi

Zonguldak‘ın Kozlu ilçesindeki madenci heykeli belediye tarafından yağlı boya ile boyandı. Eserinin tahrip edildiğini söyleyen Heykeltraş Metin Yurdanur’a Kozlu Belediye Başkanı, “İhya ettik” diye yanıt verdi.

Heykel, 1991 yılındaki Büyük Madenci Yürüyüşü anısına Hacettepe Üniversitesi Güzel Sanatlar Fakültesi Öğretim Üyesi ve Heykeltıraş Metin Yurdanur tarafından yapılmıştı.  Kozlu girişindeki heykelin yeri 2020 yılındaki yol düzenlemesi sırasında değiştirilerek kavşaktaki orta refüjün içerisine konulmuştu.

27 Ekim’de ise bronz heykel, belediye tarafından yağlı boya ile boyandı. Heykeldeki madencinin eli ve yüzünün siyaha, kıyafetlerinin maviye çizmesinin de sarıya boyandığı görüldü.

Heykeltraş Yurdanur: Bilgi verilmedi, eserim tahrip edildi 

Eserinin kendisine bilgi verilmeden boyandığını öğrenen Heykeltıraş Metin Yurdanur ise duruma tepki gösterdi.  Twitter hesabından bir açıklama yapan Yurdanur, “Kozlu’da yer alan Madenci Anıtı boyanarak tahrip edilmiştir” dedi.

Hem eser hem de maden emekçileri itibarsızlaştırıldı

“Anıt heykel tanınmayacak şekilde boyanmış ve bu yolla hem sanat eseri hem de maden emekçileri itibarsızlaştırılmaya çalışılmıştır” diyen sanatçı, telif  kanununa göre haklarının çiğnendiğini belirtti:

“Bilgim, iznim ve onayım olmadan yapılan bu yanlıştan bir an önce dönülmesini hem kendi adıma hem de canlarını maden ocaklarında yitiren binlerce maden işçisi adına diliyorum.”

Madenci heykelinin boyanmasına tepki - 1

Belediye Başkanı: Restorasyon yapıp ihya ettik

Sosyal medyadan gelen eleştirilerin ardından Kozlu Belediye Başkanı Ali Bektaş belediyeye ait sosyal medya hesabından bir açıklama yaptı. Heykelin dış etkenler nedeniyle zarar gördüğünü söyleyen Bektaş, “Bu nedenle gerekli restorasyon çalışmaları yapılarak madenci kentimizin sembolü madenci heykeli ihya edilmiştir”  dedi.

Bektaş, “Restorasyon çalışmalarında yıllardır maden işçi kıyafeti olan renkler özellikle dikkate alınmış bu husustaki hasasiyetimize rağmen son günlerde bazı basın yayın organlarında bu konuda spekülasyonlar yapılmaktadır” ifadelerini kullandı:

“Ne mutlu ki; Kozlu’da tüm sorunları çözdüğümüzün kanıtı madencinin çizmesinin rengi tartışma konusu oldu. Madenci kenti olan Kozlumuz’da bugüne kadar şehit olan tüm madencilerimizin isimlerini ölümsüzleştiren anıtı yine 263 maden şehidimiz anısına yapılan anıtı ve diğer madenler ile ilgili anıtlar ve meydan düzenlemeleri tarafımızdan yapılmıştır. Bu vesile ile Amasra’da meydana gelen kazada şehit olan 41 madencimizi ve tüm şehitlerimizi rahmet ve şükranla anıyoruz.”