Hafta SonuKöşe YazılarıManşetYazarlar

Karbon sıfır yolunda kömüre yer yok! Peki ya plastik?

Plastiklerin çoğunlukla petrol türevli ürünler olduklarını artık bilmeyen yok. Yani tüketilen her plastik tanesi aynı zamanda tüketilen petrol anlamına geliyor. Uzun süredir bu köşede bunu zaten anlatıyorum.

İşte bu özelliğinden dolayı da plastiklerin üretimlerinde ciddi bir ham madde ihtiyacı mevcuttur. Bu ham madde, ilgili üretici ülkenin idari sınırları içerisinde bulunmuyorsa, çoğunlukla başka ülkelerden ithalat yoluyla temin edilir. Türkiye’nin plastik meselesinde de durum tam olarak bu. Türkiye yıllık ortalama olarak yaklaşık 10 milyon ton civarında plastik mamul üretmekte ve bu üretimi karşılamak için gerekli olan ham madde ihtiyacını karşılamak amacıyla ihtiyacının %90’ını yurtdışından ithal etmektedir. Her yıl 2-2.5 milyon ton polipropilen, 2.5-3 milyon ton polietilen (yüksek ve düşük yoğunluklu) ve yine 1-1.5 milyon ton PVC ham madde ithalatı gerçekleştirilmektedir. Dolayısıyla bunu bilen uyanık yatırımcı da plastiğin ham madde ihtiyacına yönelik yapılan yatırımlarına ana gerekçe olarak cari açığın kapatılmasını sunabiliyor.

Mersin’den sonra Hatay’a da polipropilen tesisi

Nitekim daha önce iptal edilen Mersin’deki polipropilen yatırımı ve temelini cumhurbaşkanının attığı Adana/Ceyhan’daki yatırımın da ana gerekçesi bu. Dışa bağımlılıktan kurtulmak! Öyle ki bu fırsat kapısını gören yeni yatırımcılar yeni proje başvuruları da yapıyorlar.

İşte bunlardan en yenisi de Hatay/Erzin’de kurulması planlanan tesis. Yıllık 350 bin ton ham madde üretip bizi dışa bağımlılıktan kurtarma iddiasında. Oysa bu durum tam olarak doğru değil. Türkiye petrol kaynağı neredeyse olmayan bir ülke olduğu için plastiğin ham maddesinin üretilmesi için gerekli olan petrol ürünleri de ithal edilmek zorunda. Yani Hatay/Erzin örneğinde olan yatırıma konu polipropilen tipteki plastiğin ham maddesi için ana petrol ürünü olan propan kimyasalının da ithal edilmesi gerekiyor. Dolayısıyla genellikle boncuk şeklinde olan ve pelet olarak tabir edilen polipropilenin ithalatı yerine propan maddesinin ithalatı söz konusu.Üstelik doğrudan hem propan hem de polipropileni birlikte üreten ana üreticiden ham madde almak yerine araya giren aracılardan ham madde satın alınması durumu ile karşı karşıyayız. Hani tarlada 1 pazarda 10 olan tarımsal ürünlerde aradaki kazancın asıl sahibi olan aracılar var ya işte onun gibi! Üstelik burada işin içine bir de zehirli atıklar girecek. Ortada kayda değer bir cari açık kapanmasının söz konusu olmadığı yetmeyecek bir de zehirli atıklarımıza yenileri eklenecek.

Bu ham madde ithalatı azalacak cari açık kapanacak söylemindeki tutarsızlığı örneklendirmek gerekirse; 500.000 ton polipropilen üretebilmek için en az 650.000 ton sıvılaştırılmış propan alınması gerekiyor. Bu hesaba göre Erzin’de kurulması planlanan tesiste üretilecek olan polipropilen için yaklaşık 455 bin ton aşırı derecede patlayıcı ve yanıcı olan propan gazı ithal edilecek. Yani cari açık filan kapanacak değil.

Santralleri kapatırken çöp yakma tesisi açmak

COP26 toplantısı vesilesiyle tüm ülkeler tarafından kömürden çıkış, petrolden kaçış, güneşe hücum, rüzgârla dans hedefleri tek tek deklare ediliyor. Bunun için de çeşitli tarihler veriliyor. Ancak ortada bir mantık hatası olduğunu söylemeden edemeyeceğim. Örneğin kömürlü termik santrallerini tek tek kapatan Almanya bir yandan da devasa çöp yakma tesisleri inşa ediyor. Karbon sıfır programı açıklayan Avrupa Birliği sınırlarında çok sayıda yeni petrokimya tesisi inşa ediliyor. Paris iklim Anlaşması‘nı meclisten geçiren ve karbon sıfır için 2053 tarihini veren Türkiye bir yandan yeni termik santraller bir yandan da Hatay/Erzin’deki gibi petrokimya tesisleri inşa etmeye girişiyor. Bunlar karbon sıfır hedeflerinin ne kadar da ciddiyetten uzak olduğunun küresel olarak göstergesi.

Plastikler gerek üretim gerekse de tüketimleri aşamasında çevre açısından ciddi anlamda risk teşkil etmektedirler. Örneğin CIEL (2019) ortalama bir plastik fabrikasının 1.4 milyon tona kadar sera gazı salımına neden olabileceğini bildirmektedir. Yani karbon sıfır yolunda nasıl kömüre ihtiyaç yoksa plastiğe de ihtiyaç yok.

Petrol endüstrisi petrolden uzaklaşıldığını anlamış vaziyette ve yönünü de bu yüzden plastiğe çeviriyor. Yani bir yandan petrolsüzleşildiği algısı yaratılırken bir yandan da plastiğe geçiş için yeni yollar oluşturuluyor. Gerek Hatay/Erzin’de planlanan, gerekse de Adana/Ceyhan bölgesinde temeli atılan petrokimya tesisleri karbon sıfıra değil daha çok karbona katkı sağlamaktan başka bir işe yaramayacaktır. Türkiye yatırımını çöp olmaktan başka bir akıbeti bulunmayan plastiğe değil daha çevre dostu üretim biçimlerine yapmalıdır. Aksi takdirde gelecek şimdi olduğundan daha çetin ve zorlu olacaktır. Hele ki Akdeniz gibi iklim krizinden en fazla etkilenecek bir havzada yer alırken…

Kategori: Hafta Sonu