Doğa MücadelesiManşet

Halkın gündemi salgın, devletinki polipropilen

Haber: Abidin Yağmur

Mersinliler, bütün Türkiye gibi koronavirüs salgını riskiyle mücadele ederken Ankara’da sessiz sedasız bir karar alındı.  Tekfen’e bağlı Toros Tarım Sanayii’ne ait, yerleşim alanlarına ve tarım bölgelerine 60 metre mesafedeki arazi, polipropilen tesisi yapılmak üzere Mersin Toros Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi.  Tesisin ÇED raporuna da olumlu görüş verilince projenin önünde yasal engel kalmadı. Ancak Mersin’de çevreciler ve baro hemen pes etme niyetinde değil. Polipropilen tesisinin ÇED raporuna karşı idari dava açıldı. Son sözü mahkeme söyleyecek.

Tekfen bünyesindeki Toros Tarım Sanayi A.Ş, Mersin’de uzun süredir gübre fabrikası ile faaliyet yürütüyordu. Gübre fabrikasının bitişik parselinde mülkü bulunan Tekfen, bu arazide polipropilen tesisi kurmak için istedi. Bu amaçla hazırlanan polipropilen tesisi projesine ÇED olumlu raporu verildi, tesisin kurulacağı arazi de Özel Endüstri Bölgesi ilan edildi. Böylece polipropilen tesisi önemli devlet teşviklerinden yararlanma hakkını daha kurulmadan elde etti. Ancak Mersinli çevreciler ve hukukçular, tesisin denize, havaya ve yeraltı sularına vereceği zarar konusunda endişeli. Nitekim tesis önemli tarım alanları ve yerleşim birimlerine 60 metre mesafede ve denize sıfır konumda.

Devlet teşvik için kesenin ağzını açacak

Polipropilen; otomotiv sanayinde kullanılan parçalardan, tekstil ve yiyecek paketleme alanına kadar hemen hemen her türlü plastik ürünün ham maddesi olan termoplastik bir polimer.  Türkiye’de toplam polipropilen tüketiminin yaklaşık yüzde 50’si ambalaj,  yüzde 31’i elektrik, elektronik ve beyaz eşya, yüzde 8’i otomotiv sektörlerince gerçekleştiriliyor.

2016 yılı itibari ile yıllık tüketiminin yüzde 95’si ithalat ile karşılanan madde, yıllık 2,5 milyar dolar cari açığa neden oluyor. Mersin’de kurulacak tesisin önemli oranda devlet teşviki alacak olmasının nedeni de bu. Devlet, bu proje için yatırımcıya KDV istisnası, Gümrük vergisi muafiyeti, KDV iadesi, Kurumlar vergisi indirimi, 10 yıl sigorta primi işveren hissesi desteği, 10 yıl gelir vergisi stopajı desteği, nitelikli personel desteği, faiz desteği verecek.

Çevre Mühendisleri Odası Mersin Şubesi’nin hazırladığı ve oda başkanı Sinan Can’ın kentteki kurumları tek tek gezerek dikkat çektiği raporda ise, bu kadar devlet desteği alan polipropilen tesisinin, cari açığın kapatılmasına katkı vermeyeceği, aksine ithalata bağlı olacağı belirtiliyor.

ÇMO: Cari açığın miktarı değil yalnızca konusu değişecek

Çevre Mühendisleri Odası’ nın raporun ilgili bölümünde şu görüşlere yer veriliyor:

“Projenin, Türkiye’de polipropilen ithalatını azaltmayı amaçlamakta olduğu belirtilmekte fakat polipropilen üretimini sağlayabilmek için de fazla miktarda propan gazı ithal etmektedir. 500.000 ton/yıl polipropilen üretebilmek için en az 650.000 ton/yıl sıvılaştırılmış propan alınması gerekmektedir. ÇED raporunda propan gazının ithal edilmesinin yanında yurt içinden de aynı özellikte ve ekonomik olması durumunda temin edilebileceği ifadeleri yer almaktadır. Ancak, konu ile ilişkili olarak 16.09.2019 tarih ve 1542 karar sayısıyla bir Cumhurbaşkanlığı kararnamesi çıkarılmıştır. Kararname ile polipropilen tesislerinde kullanılmak üzere ithal edilecek olan propan gazlarında özel tüketim vergisi sıfıra indirilmiştir. Tesisin kuruluşuna konu olan ve tesisi gümrük vergisinden muaf tutucu teşvikler içeren 26.11.2018 tarih ve 385 karar sayısıyla çıkarılan Cumhurbaşkanlığı kararnamesi de hatırlandığında mevcut tesisin propan gazını yurt içinden temin değil yurt dışından ithal edeceği dolayısıyla cari açığı artıracağı gerçeğini ortaya koyacağı açıktır. Sonuç olarak, proje ile cari açığın miktarı değil yalnızca konusu değişecek olup, polipropilen yerine propan ithalatı cari açığın konusu olacak.”

Suyu Deliçay Deresi’nden mi gelecek?

ÇMO’nun raporunda polipropilen tesisi projesinin çevreye olası etkileri de ÇED raporunda yer alan bilgiler ve değerler dikkate alınarak değerlendiriliyor. ÇMO’nun dikkat çektiği konuların başında tesisin denize, akarsulara, yeraltı sularına ve havaya olası etkileri geliyor.

Projenin ÇED Nihai Raporunda tesiste kullanılacak olan soğutma sistemi proses suyunun saatte 300 m3, günlük 7.200 m3, yıllık ise 2.400.000 m3 olacağı, soğutma suyunun proseste 42 dereceye kadar ısınıp soğutma kulesi havuzunda 32 derece kadar soğutulacağı ve doğrudan Akdeniz’ e deşarj edileceği belirtiliyor. ÇMO’nın karşıt raporunda ise soğutma suyu ile ilgili olarak şu uyarılar yer alıyor:

“…Bu durumda hiç kuşkusuz bu suyun deniz ekosistemini bozucu etkileri olacaktır. Deniz ekosisteminde yaşanabilecek bu gelişmeler balıkçılık sektörünü de olumsuz etkileyecektir. Bu olumsuz etki ilerleyerek balıkçı kasabası olarak bilinen Karaduvar bölgesine ilerleyen zamanlarda büyük zarar verebilecektir. Projede, su tüketim talebi net olarak ortaya konmasa da su talebinin nereden karşılanacağı ifade edilmiştir. Su kaynağı olarak Deliçay Deresi ve yeraltı suları gösterilmiştir. Deliçay deresi ve çevresinin hidrolojik etüt potansiyelinin ne olduğu, halihazırda hidrolojik çalışmaların ortaya konulmadığı görülmektedir. Deliçay Deresi’nden 9.000.000 m3/yıl su kullanımı talebi eğer uygun akış sağlanamadığı ve temin edilmediği takdirde yeraltı suyundan takviye yapılması öngörülmektedir. Bu durum hali hazırda üreticilerde şikâyet konusu olan tarım alanlarında yeraltı su çekilmelerini artırıp yeraltı su kalitesini olumsuz yönde etkileyebilecektir. Taban suyunda var olan bu çekilme deniz sularının bu alanlara etkisini artıracak dolayısıyla taban suyunun tuzlanmasını hızlandıracaktır. Taban suyunun tuzlanması beraberinde tarım alanlarının tuzlanmasını dolayısıyla toprağın çoraklaşmasını neden olabilecektir. Bu durum ürünlerde verimlilik kayıplarını, üreticilerde ise gelir kayıplarını doğuracağı açıktır…”

ÇMO raporunda ayrıca Tarım ve Orman Bakanlığı’nın 2018 yılında hazırladığı, “Doğu Akdeniz Havzası Kuraklık Yönetim Planı” raporuna da gönderme yapılıyor. Doğu Akdeniz alt havzasının, sanayi sektörü açısından kuraklıktan en fazla etkilenecek alt havza olarak tanımlandığını hatırlayan raporda, “Bu riskler öngörülmeden yapılacak bir yatırım suyun tarım, sanayi ve hane halkları arasında paylaşımını zora sokabilecekken, tesise yeterli su girdisi sağlanmadığında üretim kayıplarına neden olarak tesiste atıl kapasite yaratabilecektir” deniliyor.

‘Hava kirliliği riskleri ÇED raporunda yok’

Raporda tesisin yerleşim alanlarına ve tarım alanlarına 60 metre mesafede olduğu da vurgulanarak şu ifadeler kullanılıyor:

 “Atık gaz yakma tesisi, ilgili yatırım kapsamında yakma tesisi kurulacağını göstermektedir. Yakma tesisleri havayı kirletici gazlar salacağı ancak bu kirliliğin derecesi konusunda net bir öngörü yapılamadığı görülmektedir. Tesise en yakın yerleşim yeri 60 metre doğusundaki Karaduvar Mahallesi’dir. Yerleşim yerine bu kadar yakın ve kirletici etkisi olabilecek bir sanayinin bulunması halk sağlığını tehdit edecektir. TEKFEN Holding ÇED Nihai Dosyasında;  Proje sahası için yer alternatifi bulunmamaktadır” denilmiştir. Ancak polipropilen üretim tesisi özel kimyasal ürünlerin üretilebileceği bir organize sanayi bölgesinde kurulması gerekirdi. Ancak, proje yeri olarak Organize Sanayi Bölgesi (OSB) altyapısı olmayan bir bölge seçilmiştir. Bu açıdan bakıldığında proje yer seçimi tartışma konusudur.”

Baro ve çevre dernekleri dava açtı

Mersinli çevre örgütleri ve Baro ise projenin hayata geçirilmesini engellemek için hukuk mücadelesi başlattı. Mersin Barosu Başkanı Bilgin Yeşilboğaz, MERÇED Başkanı Sabahat Aslan ve Mersin Barosu Kent ve Çevre Komisyonu üyesi Semra Kabasakal, ÇED olumlu raporunun yürütmesinin durdurulması ve iptali istemiyle Mersin İdare Mahkemesi’ne dava açtı.

Dava dilekçesinde, ÇED raporunda tesiste aşırı su kullanımının sağlayacağı negatif dışsallıkların ele alınmadığı,  projenin etkileyebileceği tarım ve gıda sektörlerine olan etkilerin göz ardı edildiği, verimli ve 1. derecede tarım alanlarına yakın olmasının, bölgede zeytinliklerin bulunmasının bilerek göz ardı edildiği kaydedildi.

Tesisin Mersin Limanı, Serbest Bölge ve Karaduvar Balıkçı Barınağı’nın işlevlerini kısıtlayabileceği de vurgulanan dava başvurusunda,  ÇED raporları hazırlanırken kümülatif etkinin de hesaplanması gerektiğine işaret edildi:  

“Mahkeme kararlarında ÇED kararlarının tesis edilmesi sürecinde ÇED raporuna konu projenin çevresel etkilerinin yanı sıra, bölgede planlanan ve yapılmış olan projelerin de dikkate alınarak çevresel etkinin değerlendirilmesi gerektiğine dikkat çekilmiştir. Bu kararlar Danıştay tarafından da onaylanmıştır.  Projenin yer seçiminin doğru olmadığını, bölgede halihazırda kent ve çevre sorunları yaşanıyorken ciddi çevresel ve ekolojik problemlere neden olabilecek bir projenin bölgeye yapılmak istenmesi doğru olmadığından işbu davanın açılması zorunluluğu hasıl olmuştur.”

Kent Konseyi: Akla ve vicdana sığacak kararlar değil

Kurulmak istenen polipropilen tesisi için Özel Endüstri Bölgesi ilanı karantina günlerine rastladı ancak kamuoyunun gözünden de kaçmadı. Şehirde halkın ve yerel yönetimlerin gündemi salgınla mücadele olsa da çevreciler, hukukçular ve kent konseyleri süreci yakından izliyor.

Mersin Kent Konseyi, tesisin yapılacağı alanın Özel Endüstri Bölgesi ilan edilmesinin ardından yaptığı açıklamada şu görüşlere yer verdi:

“Ülke olarak koronavirüs salgını mücadelesi verirken, Serbest Bölge ve Karaduvar arasında kalan Tekfen grubuna ait olan ve Polipropilen Fabrikası yapılması planlanan alanın, Özel Endüstri Bölgesi ilan edilmesi düşündürücüdür.  Mersin’in üzerinde kirlilik ve olumsuz çevresel etkileri ile yük olmuş olan tesislerin varlığına ilaveten, aynı bölgede Polipropilen tesisisin yapılması, Karaduvar halkının geçim kaynağı olan balıkçılık ve sebze yetiştiriciliği faaliyetlerini sona erdirecektir. Bölgenin çevre yükünü daha da arttırıp, Mersin yerelinde halk ve çevre sağlığını olumsuz yönde etkilemesi ise kaçınılmazdır. Daha da önemlisi Liman ve Serbest Bölge gelişimini sekteye uğratarak, her anlamda Mersin’in geleceğini katledecektir.  Halkın haklı taleplerine, sivil toplum kuruluşlarının uyarılarına, ilgili kurum ve kuruluşların itirazlarına rağmen, bu projeyi hayata geçirecek adımların atılması akla ve vicdana sığacak kararlar değildir.”

‘Sızıntı riskinin önüne geçebilmiş tesis yok’

Bu tür tesislerin tarım ve gıda üretim alanlarının ortasında yapılmasının prensip olarak yanlış olduğuna işaret eden Çukurova Üniversitesi’nden  Doç. Dr. Sedat Gündoğdu, benzer plastik hammadde fabrikalarındaki en büyük riskin, sızıntı olduğunu vurgulamış; bu tür kirletici yatırımların en aza indirilmesi için neler yapılabileceğine ilişkin de şunları söylemişti: 

 “…Türkiye’de çok ciddi bir plastik üretimi ve tüketimi söz konusu. Bu denli tüketim ve üretim olmaya devam ettikçe bu hammaddelerin de ithal edilmesi/üretilmesi kaçınılmaz. Ortada var olan parasal boyut da yeni yatırımlarla bu ithalatı azaltmanın yollarını arayan girişimcilere fırsat doğuruyor. Türkiye yılda 11 milyon ton plastik üreten bir plastik endüstrisine sahip. Bu plastiğin de çoğunluğu iç piyasaya sunuluyor. Yani tesis aslında biraz da bizim tüketim çılgınlığımızın bir sonucu olarak oluşan bir ihtiyaca binaen yapılıyor. İzmir/Aliağa’da Petkim’e ait bir fabrika var. Bunun yanında Adana/Ceyhan’da da böyle bir fabrika kurulması planı söz konusu. Bu plastikten 1.8 milyon tona yakın ithal eden Türkiye, önemli bir ithalatçı. Fabrika ekonomi için faydalı ekoloji için tehlikeli.”