Ana Sayfa Blog Sayfa 692

[Şarm El-Şeyh’ten COP27 Notları-3] Türkiye emisyonlarını daha ne kadar artıracak?

Bildiğiniz gibi, Paris Anlaşması’na taraf olan ülkeler iklim değişikliğiyle mücadele için atmosfere saldıkları ve yeryüzünü ısıtan sera gazlarını önümüzdeki yıllar ne kadar azaltacaklarına dair hedeflerini kendileri belirliyorlar. Buna Ulusal Katkı Beyanı (NDC) (aslında Ulusal Düzeyde Belirlenmiş Katkı) deniyor.

Geçen yıl Paris Anlaşması’na taraf olan Türkiye de, uzun süredir beklenen yeni ve güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı COP27’de Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum’un bakanlar oturumundaki konuşmasıyla kamuoyuna açıkladı.

Türkiye, özetle 2030’da yüzde 41 artıştan azaltım ve 2038’de emisyonlarını tepe noktasına çıkarma hedefi verdi. Ancak aslında bu bir yüzde 41 azaltım hedefi değil, yüzde 33 artış hedefi. Beyanın detaylarını haberimizde okuyabilirsiniz.

Ancak ben bu yazıda Türkiye’nin hedeflerini yorumlamak için biraz işin temelinden, yani neye bakarak yeterli mi yetersiz mi anlayabiliriz, oradan başlamak istiyorum.

İPM’nin Net Sıfır raporundan

İstanbul Politikalar Merkezi’nde geçen yıl hazırladığımız ve Türkiye’nin ilk net sıfır raporu olan Türkiye’nin Karbonsuzlaşma Yol Haritası: 2050’de Net Sıfır başlıklı çalışmasında son derece gerçekçi ve makul sınırlarda bir baz senaryodan yola çıkmıştık. Baz senaryo, Türkiye’nin beklenen ekonomik büyümesini, elektrik talebindeki artışı ve tarihsel gidişata uygun olarak enerji verimliliğinde ve karbon yoğunluğunda beklenen gelişmeleri göz önüne alarak hazırlanan bir normal durum senaryosu anlamına geliyor.

Yani Türkiye, yenilenebilir enerjiye geçmek, emisyonlarını düşürmek, enerji verimliliğini geliştirmek için bugüne dek ne kadar bir dönüşüm yaptıysa o hızda devam eder, hiçbir ekstra iklim politikası veya yeşil dönüşüm ya da enerji dönüşümü patikası izlemez, kısacası bugüne kadar nasıl gittiyse öyle devam ederse sera gazı emisyonları nereye gelir, baz senaryo onu gösteriyor. Ekonominin normal gidişatını veri aldığı için de emisyonlar yükseliyor.

Kullandığımız ekonominin gidişatına ilişkin değişkenler şöyleydi: 2020-2030 arasında ortalama yüzde 3,7 yıllık büyüme hızı, elektrik talebinde yıllık ortalama yüzde 2,5 artış ve enerji verimliliğinde yılda binde 3 iyileşme. Tabii bu hesaba yıllık nüfus artış da dahildi.

Bizim hesaplamalar 2018’i baz alarak yapıldığı için, geçen dört yılda hesaplarımız tutmuş mu bunu görmek de mümkün. Bizim hesaplarımıza göre elektrik talebi 2023’te 353 terawatt saate çıkıyordu, 2021’de gerçekleşen 330 terawatt saat oldu. Beklediğimiz artış hızı sürerse 2023 değeri aşağı yukarı tutuyor. Aynı şekilde bizim hesaplarımıza göre sera gazı emisyonlarımız 2020’de 513 milyon tona çıkıyordu, aynı yıl gerçekleşen emisyon miktarı 520 milyon ton oldu, yani tahminlerimizin çok az (sadece yüzde 1,3) üzerinde. Yine tutturmuş sayılabiliriz.

Peki 2030 için baz senaryo neler söylüyor? Bu varsayımlardan yola çıkarak bizim hesaplarımıza göre elektrik talebi 2030’da 460 terawatt saate, sera gazı emisyonlarımız ise 655 milyon tona çıkıyor. Hem elektrik talebi hem de büyüme hızı tahminlerimizden biraz yüksek seyretse bile elektrik talebinin 500 terawatt saati, sera gazı emisyonlarımızın ise 700 milyon tonu geçmesi pek mümkün değil. Akılda kalıcı olması açısından sayıları yuvarlıyorum.

Türkiye’nin güncellenmiş NDC’si

Bizim rapora göre net sıfır hedefine ulaşmak için izlenmesi gereken senaryoda emisyonlar nasıl seyrederdi, bunu sonraya bırakıp bugün açıklanan Türkiye’nin güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’na (NDC) dönelim. Çünkü NDC’nin de benzer bir mantıkla hazırlandığını biliyoruz.

Türkiye hükümeti de dünyadaki bütün modelcilerin kullandığı yöntemi kullanarak 2030’a kadar olası nüfus artışını, büyüme hızını, elektrik talep artışını, bir de belki bizden fazla olarak sanayi sektörlerinde beklenen üretim artışını kullanmış olmalı. Bunun sonucunda bulmaları gereken baz senaryonun da net sıfır yolunda çıkacak patikanın da aynı ya da benzer olmasa bile en azından karşılaştırılabilir olması lazım.

Oysa yeni NDC hiçbir şey yapılmadığı takdirde emisyonların çıkacağı seviyeyi 2030’da 1.175 milyon ton kabul etmiş. Bizim modelimizde bu değer 655 milyon tondu ve 1.175 milyon tona ancak 2070’te çıkıyordu.

Herhangi bir beklenenden yüksek büyüme hızının ve elektrik talebi artışının emisyonları 1.175 milyon ton çıkarması mümkün değil.

NDC’de yer verilen azaltım senaryosu ise 1.175 milyon tondan 2030’da yüzde 41 azaltım yapıldığında 693 milyon tona denk geliyor. Yani hükümet bizim gayet makul baz senaryomuzdan 40 milyon ton daha yüksek bir emisyon düzeyine çıkmayı (ki bu 520 milyon ton olan 2020 seviyesinden yüzde 33 artış anlamına geliyor) azaltım hedefi olarak sunmuş durumda.

Ancak 2038’de tepe noktasına çıkma “hedefi” de emisyonların 693’te de durmaması, sonraki 8 yıl boyunca artarak muhtemelen 800 milyon tonu bulması ve ancak ondan sonra azalmaya başlaması demek. Bu da 2053’e kadar kalan 15 yılda emisyonları ortalama yüzde 13 azaltmayı gerektiriyor ki, bu da imkânsız. Dolayısıyla yani açıklanan yeni NDC, Türkiye’nin 2053’te net sıfır hedefine uygun olmadığı gibi bu hedefi yok sayıyor.

Net sıfıra uygun azaltım hedefi ne olmalı?

İPM’nin net sıfır senaryosuna göre oldukça gerçekçi ve net sıfır hedefine de uygun sayılabilecek bir patikayla Türkiye’nin sera gazı emisyonlarını 2018’e göre yüzde 32 azaltarak (diğer sera gazlarının hiç azalmadığı, hatta artmaya devam ettiği, sadece karbondioksit emisyonlarının azaltıldığı varsayılırsa) 445 milyon tona indirmesi mümkün.

Dünya Bankası’nın Türkiye için yaptığı net sıfır senaryosunda ise emisyonlar 400’ün de altına iniyor. Oysa yeni “azaltım” hedefimiz 693 milyon ton!

Bu da bize yeni Ulusal Katkı Beyanı’nın hiçbir modellemeyi ve bilimsel çalışmayı dikkate almayan siyasi bir hedef olduğunu gösteriyor.

Türkiye’nin emisyonlarını azaltmayı değil diğer bazı gelişmekte olan ülkeler gibi beklenenden daha az artırmayı (artıştan azaltım) hedeflemesini (her ne kadar iklim değişikliğiyle mücadeleye ve net sıfır hedefine aykırı olsa da) siyasi olarak anlaşılabilir bulabiliriz. Ancak bu kadar ulaşılması imkânsız, hayali bir baz senaryoyu devam ettirmeyi ve buradan azaltmış gibi yapıp emisyonları normalde çıkamayacağı bir noktaya “azaltmayı” hedeflemelerini anlamak mümkün değil. Bu sadece siyasi bir karar değil, anynı zamanda mantıksız ve anlamsız bir siyasi karar. Bu hedefi COP27’de hiçbir heyete anlatamazsınız.

O zaman da akla şu soru geliyor: Madem bu kadar yetersiz, öncekinden de fazla eleştiri alacak bir güncelleme yapacaktınız, o zaman neden bunu COP27’de beklenti yaratarak, büyük bir atılım yapmış gibi, Bakan’ın yaptığı konuşma sırasında duyurdunuz? Bu kadar yetersiz bir NDC’nin COP27’den çok önce, sessiz sedasız UNFCCC’ye teslim edilmesi çok daha anlaşılır olurdu. Bunun önemli bir atılım ve övünülmesi gereken bir güncelleme olduğunu fikrine nasıl kapıldıklarını her şeyden çok merak ediyorum.

 

 

 

[COP27] CHP’li vekiller İklim Zirvesi’nde ‘iklim adaleti’ çağrısında bulundu

Mısır’ın Şarm El-Şeyh kentinde düzenlenen Birleşmiş Milletler (BM) İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansı’na (COP27) katılan Türkiye Büyük Millet Meclisi Çevre Komisyonu Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Sözcüsü İzmir Milletvekili Murat Bakan ile Komisyon Üyesi İzmir Milletvekili Mahir Polat,  “Herkes için iklim adaleti” çağrısında bulundu.

CHP’li milletvekilleri, izlenimlerini aktararak COP27’nin geçen sene Glasgow’da düzenlenen COP26’ya nazaran, Mısır’ın izlediği politikalarla ilgili olarak daha az katılımla gerçekleştiğini söyledi.

‘Yine büyük büyük, tumturaklı laflar’

“Yine büyük büyük, tumturaklı laflar. ‘Kendi mezarımızı kazıyoruz’ deniyor yine. Baktığınızda Afrika ülkeleri için değişen bir şey yok. ‘Afrika boynuzu’ dediğimiz, Afrika’nın en yoksul kesiminde ciddi bir kuraklık var ve insanlar yoksullukla, açıkla karşı karşıya” diyen Bakan, Pakistan pavilyonunda, Pakistan Federal İklim Değişikliği Bakanı Senatör Sherry Rehman ile görüştüklerini belirtti.

Bakan, Rehman’ın “Çok büyük sözler söyleniyor ama Kayıp ve Hasarla ilgili atılan bir adım yok, iklim finansmanı konusunda adalet yok, Pakistan olarak iklim krizinden büyük zarar görüyoruz” dediğini aktardı.

Bakan, Türkiye’nin iklim kriziyle mücadelede konusunda attığı adımların ve politikalarının yetersiz olduğunu dile getirerek Türkiye pavilyonunda gösterilenlerin, yapılan sunumların ve anlatılanların aslında Türkiye’de olmadığına dikkat çekti.

‘Türkiye tarafında atılan somut bir adım yok’

Bakan, “Türkiye’nin dünyadan çok şey talep etmesi gerekiyor, çünkü iklim krizinden en çok etkilenecek ülkelerden birisi, özellikle kuraklık sebebiyle. Ancak Türkiye, yeterli iklim finansmanına ulaşamıyor. Geçen sene Glasgow’da kömürden çıkış koalisyonu oluşmuştu ve Türkiye buna imza atmamıştı. Kömürden çıkışa ilişkin, azaltım noktasında Türkiye tarafında atılan somut bir adım yok” dedi ve ekledi:

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı, çevre kısmında çalışıyor -çevreyle ilgili politikalarını da eleştiriyoruz- ama iklim kriziyle mücadele noktasında, diğer bakanlıkları koordine etmede yetersiz.

COP27’de yine büyük sözler söyleniyor; ama sonuç itibari ile insanlık için değişen bir şey olmayacak. Fosil yakıt üreticileri kendilerini anlatmaya gelmiş. Karbon yakalama, tutma ve depolama teknolojileri hâlâ konuşuluyor ama bu aslında fosil yakıtın devamlılığını sağlamak, yani petrol üretmeye, kömürü çıkarmaya ve kullanmaya devam etmek için atılan adımlar.

COP27, bizim gördüğümüz kadarıyla, yine insanlığın varoluş problemini çözecek adımlar atmaktan ve iklim adaletini sağlamaktan uzak. Burada iklim aktivistleri buna karşı mücadele ediyor.

Yeni karbonsuz ekonomik düzende Türkiye de yer almalı ve kendi ülkesinin geleceği için atması gereken adımları atmalı, uyum politikalarını geliştirmeli.

Öte yandan ise iklim krizinden en çok zarar gören ülkelerden birisi olarak iklim finansmanına ulaşma konusunda çaba sarf etmeye, mücadele etmeye ve bunun için hakkını aramaya devam etmeli.”

CHP’li Mahir Polat ise şunları aktardı:

“Afrika ülkelerinin çok derin beklentisi var. Karbon salınımı fazlalaştıran, iklim krizine sebep olan emisyonu yüksek ülkelerden beklentileri var. Desteklenmek istiyorlar. Katılım onlar açısından oldukça yüksek. Benim bu sene dikkatimi çeken; daha çok küresel finansa sahip olan vakıfların buralarda faaliyet gösterdiği; küresel ticarete sahip olan örgütlerin de buralara geldiği; yenilenebilir enerji, temiz enerjiyle ilgili yatırım ve kardan pay almak üzerine kurulu bir sistemlerinin olduğu; ana temanın su, gıda, tarım ve çevre olduğu bir COP27 yaşıyoruz.”

[COP27] Ümit Şahin: Türkiye’nin açıkladığı, azaltım değil artış hedefi

COP27 Üst Düzey Liderler Zirvesi’nde bugün konuşma yapan Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, merakla beklenen güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı‘nı açıkladı.

2030 yılı için yüzde 21 olarak açıklanan hedefi yüzde 41’e yükselttiklerini açıklayan Murat Kurum Türkiye’nin 2038′i de emisyon pik yılı olarak belirlediğini duyurdu.

İstanbul Politikalar Merkezi İklim Direktörü ve Yeşil Gazete yazarı Ümit ŞahinŞarm El-Şeyh‘ten yaptığı değerlendirmede “Türkiye kesinlikle bir mutlak azaltım hedefi vermedi” diyor ve durumu şöyle açıklıyor:

“Türkiye yüzde 41 azaltım hedefi açıklamadı aslında: Türkiye, yüzde 41 artıştan azaltım hedefi açıkladı. Yani emisyonları bugünküne göre azaltmayacak, artıracak. Detaylar açıklanmadı, ancak Türkiye’nin burada 2015’teki  baz senaryo (Standart İşleyiş (Sİ) senaryosunda), yani her şey olduğu gibi giderse şeklinde özetlenen senaryosundaki 2030 hedefini değiştirmediğini öğrendik.”

[COP27] İklim örgütleri: Açıklanan emisyon seviyesi öngörülerimizin iki katı

Türkiye’nin bu ilk hedefte, 2030’da kendi emisyonunu (hiçbir şey yapmadığı takdirde) 1175 milyon ton CO2e olarak hesapladığını ve bunun gerçekçi bir rakam olmadığını belirten Şahin şöyle devam ediyor:

“İPM olarak bizim hesaplarımıza göre ise Türkiye 2030 yılına kadar hiçbir şey yapmasa emisyonları, 655 milyon tona çıkıyordu ve 1175 gibi bir rakama ancak ancak 2070’de ulaşabiliyordu.

Azaltım ise bu rakam üzerinden yapılıyor ve yüzde 41 hesabıyla diyor ki, emisyonları 693 milyon ton C02e’ye indireceğiz.”

2020 verilerine göre ise Türkiye’de emisyonlar 520 milyon ton.

Açıklanan hedefin ne Dünya Bankası‘nın ne de İPM’nin çalışmasına yaklaşmadığına vurgu yapan Şahin, hesabı yapıyor:

O zaman yüzde 41 azaltım, aslında 2020 seviyesine göre yüzde 33 artış anlamına geliyor. Sivil toplum örgütleri yüzde 35 azaltım isterken, Türkiye yüzde 33 artış açıklamış oldu.

2038’i pik yılı ilan etmek, 2038’e kadar emisyonları artırmak demek. Yani Türkiye, 2038’e kadar emisyonlarda mutlak azaltım yapmayacağını, artırmaya devam edeceğini ilan etti.”

[COP27] ‘Fosil yakıtlardan birer birer çıkmak için artık çok geç’

Uluslararası İklim Eylem Ağı’nın (CAN International) koordinasyonu ile sivil toplum örgütlerinin UNFCCC toplantılarında yayınladığı ECO haber bültenininden başlıkları, Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) aracılığı ve Ayşe Bereket’in çevirisi ile paylaşıyoruz.

*

Artık Glasgow’da değiliz. ECO, geçen yıl İskoçya’da karar metninde kömürden “aşamalı çıkış” yerine kömürün “aşamalı olarak azaltılması” ifadesinin yer alması için ülkelerin yaptıkları kelime oyunlarını ve kömürü lanetlerken petrol ve fosil gazı mazur görmek için şekilden şekile girmelerini unutmadı. Bu bir başlangıçtı, şimdi gerisini getirmemiz lazım.

Halihazırda açılmış ve işletilmekte olan sahalardaki ve madenlerdeki petrol, gaz ve kömür yakılması sıcaklık artışını bırakın 1,5°C dereceyi, 2°C derecenin üzerine çıkaracak. Fosil yakıtlardan birer birer çıkmak için artık çok geç.

Hindistan

Bu nedenle ECO, Hindistan’ın COP27 nihai karar metninde tüm fosil yakıtlardan aşamalı olarak çıkılması ifadesinin yer alması çağrısına öncülük ettiğini görmekten memnuniyet duydu. Bu önemli bir hamle. Geçen yıl, birçok ülke Hindistan’ı COP26 nihai karar metninde kömürden aşamalı olarak çıkılması çağrılarına karşı çıktığı için eleştirmişti.

Ama şimdi Hindistan, topu hızlı bir şekilde kendisini eleştirenleri sahasına attı. Acaba diğer müzakereciler, özellikle Küresel Kuzey ülkeleri, bu topa karşılık verip fosil yakıtlardan aşamalı çıkış fırsatını kullanacaklar mı?

Wisting petrol sahası

ECO, Avrupa Birliği’nin fosil yakıtların aşamalı olarak kaldırılmasına yönelik desteğini de memnuniyetle karşılıyor. COP27’deki rekor sayıdaki petrol ve gaz lobicisi bulunmasına rağmen, fosil yakıtlardan aşamalı çıkışı savunanlar henüz yenilmiş değil. Hatta, geçen hafta önemli bir ilerleme kaydedildi. ECO’nun Norveç’teki arkadaşları, Arktik bölgesindeki devasa Wisting petrol sahası yatırımlarını yavaşlatmayı ve muhtemelen durdurmayı başardı.

Fotoğraf: Nature and Youth ve Greenpeace’den aktivistler Temmuz 2017’de Norveç Kuzey Kutbu’ndaki petrol üretim alanının genişletilmesini protesto ediyor. Kaynak: Christian Åslund/Greenpeace

Tanzanya, Kenya, Estonya ve Gine-Bissau dahil olmak üzere birçok ülke yüzde 100 yenilenebilir enerjiye geçme niyetlerini dile getirdi. Kolombiya, petrol ve gaz arama çalışmalarını durdurma planlarını açıkladı. Tuvalu, Fosil Yakıtın Yayılmasını Önleme Anlaşması‘nı (Fossil Fuel Non-Proliferation Treaty) onayladı.

Kayıp ve Zarar tazminleri

Birleşmiş Milletler’in Net Sıfır Emisyon Taahhütlerine İlişkin Üst Düzey İhracat Grubu, net sıfır emisyon taahhüt eden kurumların fosil yakıt çıkarma faaliyetlerini desteklememesi gerektiğini açıkça ifade etti –bu, zaten Net Sıfır Varlık Sahipleri İttifakı (Net Zero Asset Owners Alliance) tarafından da kabul edilmişti.

Finansman akışı fosil yakıtlardan uzaklaşıyor, hatta aksi yöne doğru kayıyor. Küresel GSYİH’nın yüzde 50’sinden fazlasını teşkil eden ülkeler, Atılım Gündemi (Breakthrough Agenda) kapsamında temiz teknoloji maliyetlerinin düşürülmesine yönelik 12 aylık eylem planı hazırladı.

Fosilden aşamalı çıkış

Son olarak, birkaç ülkenin açıkça fosil yakıtları işaret ederek kirleticilerin neden oldukları Kayıp ve Zarar’ı tazmin etmelerini talep etmeleri önemli bir gelişme. Büyük petrol ve gaz şirketlerinin “Dekarbonizasyon Günü“nde eskimiş basmakalıp sözleri tekrarlayıp durmaları hiçbir yeni fikirleri olmadığını ortaya koydu.

ECO önümüzdeki günlerdeki gelişmeleri ilgiyle izlemeye devam edecek. Glasgow Kamu Finansmanı Deklarasyonu‘nu imzalayan ülke sayısı artacak mı? Hindistan ve diğer ülkeler, fosil yakıtlardan aşamalı çıkışı COP27 nihai karar metninin manşetine taşımaktaki kararlılıklarını devam ettirecek mi?

Fotoğraf: UNFCCC/Kiara Worth

AB Ulusal Katkı Beyanını güncelleyecek mi?

AB, zararlı sera gazı emisyonlarını azaltma konusunda bazı ilerlemeler kaydetti. ECO’nun ruhu her ne kadar genç olsa da, AB’nin emisyon azaltım geçmişini bilecek kadar da yaşı var. 1990’dan bu yana AB, kişi başı emisyonlarını toplam yüzde 23 oranında azaltarak, Kyoto hedeflerini gerçekleştirdi.

AB’nin halihazırdaki katkı beyanı, 2030 yılı itibarıyla 1990 seviyeleri üzerinden en az yüzde 55 net emisyon azaltımını hedefliyor. 2022 yılında, AB “Fit for 55” olarak anılan iklim ve enerji mevzuatını güncelledi.

ECO, AB’nin COP27’de ulusal katkı beyanını “Fit for 55” müzakerelerine dayanarak güncelleme planlarını açıklayabileceğini duydu. Ancak Glasgow İklim Paktı, Taraflardan katkı beyanlarını 1,5°C derece hedefine göre güncellemelerini isterken, 2030 hedeflerini asgari düzeyde artırmalarını kast etmemişti. İşte kritik nokta burası: AB’nin ortaya koyduğu hedef payına düşenin çok altında kalıyor.

Adil Paylaşım

BM Çevre Programı’nın 2019 Emisyon Açığı Raporu, G20 ülkelerine 2020 ve 2030 yılları arasında yıllık emisyonlarını yüzde 7,6 oranında azaltmaları çağrısında bulundu; bu, doğrusal bir şekilde uygulanırsa, 2030 yılında AB’de en az yüzde 65’lik bir emisyon azaltımı demek. Bir diğer rapor, AB katkı beyanının, Adil Paylaşım‘la uyumlu olması için gereken çabaların yalnızca üçte birine denk geldiğini ortaya koydu.

AB’nin COP 27’de katkı beyanını güncellerken yüzde 55’in üzerine küçük bir artış yapmakla yetinmemesi ve hedefini en az 2030 itibarıyla yüzde 65’e çıkarması lazım.

Günün Fosili Ödülü yine ABD’ye

Yüzlerce aktivist iklim tazminatı için yürürken, ABD borcunu ödememe konusunda kararlılığını devam ettiriyor.

Fotoğraf: Peter Dejong/AP Photo

Bugünkü Günün Fosili Ödülü’nü, 5 milyarın üzerinde bir nüfusu temsil eden 130’un üzerinde gelişmekte olan ülkenin Kayıp ve Zarar finansmanı talebini açıkça reddetmeye devam eden ABD’ye veriyoruz.

Bugün, COP 27’nin bunaltıcı sıcağında yüzlerce sivil toplum delegesi iklim adaleti talep etmek için yürüdü ve hepimize zengin ülkeler iklim yükümlülüklerini ertelemeye ve dikkatleri dağıtmaya devam ederken gerçek insanları yaşamlarının ve geçim kaynaklarının tehlike altında olduğunu hatırlattı. Bu esnada, COP 27’ye katılan Amerika Birleşik Devletleri İklim Değişikliği Özel Temsilcisi John Kerry, ABD’nin Kayıp ve Zarar finansmanı konusundaki pozisyonuna ilişkin duyarsız ve duygusuz açıklamalarda bulundu.

Kerry açıklamasında, “ABD ve diğer birçok ülke, tazminat veya yükümlülük getirecek bir tür yasal yapı oluşturmayacak. Böyle bir şey olmayacak” dedi.

COP27’nin ilk haftasında Kırılgan Ülkeler sel, kasırga, ve deniz seviyesinin yükselmesi gibi iklim krizinin kaçınılmaz etkileri için Kayıp ve Hasar finansmanı talep edilmesi konusunda birleştiler.

Taviz vermeyen tek ülke

ABD, COP27’de Kayıp ve Zarar konusunda iyi bir çözüm bulmak için ortaklarıyla yoğun bir şekilde çalıştığını iddia ediyor ama aynı zamanda açıklamalarında hiç taviz vermiyor ve Kayıp ve Zarar için yeni bir fon veya imkân olmadığını söylemeye devam ediyor. İklim felaketleri arttıkça, gelişmekte olan ülkelerin daha fazla bekleyecekleri vakitleri kalmadığı da açıkça görülüyor. Bazı zengin ülkeler bir Kayıp ve Hasar fonu uygulaması fikrine açık oldukları gösterirken, ABD bu konuda hiçbir taviz vermemeye devam eden tek ülke olarak öne çıkıyor.

Fotoğraf: Brian Snyder/Reuters

Günün Fosili Ödülü’nü dünyanın en büyük tarihi kirleticisi olan ve iklim borcunu ödemeyi bu kadar açık bir şekilde reddederek iklim krizinde çok az sorumluluğu olan milyonlarca insanı iklim etkilerinin sonuçlarıyla karşı karşıya bırakan ABD’ye veriyoruz.

[COP27] İklim örgütleri: Açıklanan emisyon seviyesi öngörülerimizin iki katı

Mısır‘ın Şarm El-Şeyh kentinde 6 Kasım’dan bu yana devam eden Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi 27. Taraflar Konferansı’nda (COP27) Türkiye’nin ulusal katkı beyanı açıklandı. Türkiye, 2030 yılı için açıkladığı yüzde 41 emisyon azaltım hedefi ile emisyonlarını bugüne göre yüzde 30’den fazla artırmayı öngörüyor.

Türkiye adına Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı’nın sunduğu “yüzde 41 artıştan azaltım” hedefini değerlendiren sivil toplum ve düşünce kuruluşları ile gençlik hareketleri açıklanan hedefin “artıştan azaltım” olması nedeniyle, sera gazı emisyonlarını azaltmak yerine artıracağına dikkat çekti.

‘2053 net sıfır emisyon hedefi yolunda maliyeti artırdı’

Yapılan açıklamaya göre bu hedef, Türkiye’nin enerji dönüşümünü geciktirecek ve 2021 yılında Cumhurbaşkanı tarafından açıklanan 2053 net sıfır emisyon hedefine ulaşmanın maliyetini artıracak.

Kurum, COP27’de ulusal katkı beyanını açıkladı.

2038: Emisyonun tepe noktası

Bakanlığın 2038’i emisyon tepe noktası (pik yıl) kabul ederek bu tarihe kadar emisyonlarını artırmayı öngördüğünü vurgulayan kuruluşlar, azaltımın bugünden başlaması gerektiğini dolayısıyla tepe noktasının bugün olması gerektiğini belirtti.

Sivil toplumun yaptığı açıklamada, Türkiye’nin en güncel emisyon verisinin 2020 yılına ait 523,9 MtCO2e (milyon ton karbondioksit eşdeğeri) olduğu hatırlatıldı.

Bakanlığın 2030 için açıkladığı 500 MtCO2e indirme hedefi ile anlaşılanın, 2015’te verilen baz senaryodaki gibi Türkiye’nin emisyonlarının önce 1.175 MtCO2e’ye çıkarılacağı ve idarenin alacağı önlemlerle 700 MtCO2e civarına indirileceği olduğu belirtildi.

‘Bu bir azaltım hedefi değil’

Bakanlık açıklamasının bir azaltım hedefi olmadığına dikkat çeken kuruluşlar, aksine bu hedefin 2030’a kadar yüzde 30’dan fazla artışa neden olacağını ifade ediyor.

İklim alanında faaliyet gösteren sivil toplum ve düşünce kuruluşları, Mısır’daki müzakereler öncesinde Türkiye’nin güçlü bir 2030 iklim hedefi vermesi yönünde ortak bir çağrıda bulunmuş ve köklü değişikliklere gidilmeden, yüzde 35 mutlak azaltım ile emisyonların mevcut seviyesinden 340 MtCO2e seviyesine inebileceğini ortaya koymuştu.

‘Sunduğumuz öngörünün iki katı’

Verilen hedefi değerlendiren WWF-Türkiye İklim ve Enerji Programı Müdürü Tanyeli Sabuncu,  “Bakanlığın 2030’da ulaşmayı hedeflediği emisyon seviyesi 700 MtCO2e civarında. Bu, iklim STK’ları olarak sunduğumuz öngörünün (340 MtCO2e) iki katı”dedi.

Türkiye’nin 2015 yılında sunduğu hedefin de aynı yaklaşımla yüzde 21 oranında artıştan azaltım hedefi vererek emisyonları iki kat arttırmayı öngördüğünü hatırlatan Sabuncu “2053 net sıfır vizyonuna planlı ve daha az maliyetli şekilde ulaşmak ancak bugünden gerçekçi bir azaltım hedeflenerek mümkün” dedi.

‘Hedef, günümüzün gerçekleriyle uyuşmuyor’

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Derneği (SEFiA) Direktörü Bengisu Özenç, açıklanan hedefin günümüzün gerçekleri ve 2053 net-sıfır hedefi iddiasıyla uyuşmadığını vurgulayarak “Türkiye’nin son 30 yıldaki yıllık ortalama emisyon artışının yüzde üç olduğu düşünüldüğünde, azaltım senaryosunda öngörülen hedef basit bir şekilde tarihsel emisyon patikasından ayrılmayacağımız anlamına geliyor” dedi.

‘Tarihi bir fırsat kaçırıldı’

Özenç, açıklanan ulusal katkı beyanının, Türkiye’nin geçtiğimiz yıl açıkladığı 2053 net sıfır hedefi ile küresel iklim diplomasisi içerisinde edindiği yeri koruyabilmesi açısından kaçırılmış tarihi bir fırsat olarak değerlendirdi.

‘Bu hedef COP26’da alınan ‘daha güçlü 2030 hedefleri belirleme’ kararı ile uyumsuz’

Gerçek ve iddialı bir iklim hedefinin, mutlak emisyon azaltımı olması gerektiğini belirten İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği’nden Gülşah Deniz Atalar, “Emisyonları mutlak olarak, yani ‘bugünden itibaren’ azaltmayı hedeflememiz gerekiyor. Bunun için azaltım hedefi, en son ve en güncel veriden yola çıkarak hesaplanmalı. Bakanlığın hesaplamasına göre, 2030’a kadar hiçbir önlem almadan Türkiye’nin neden olacağı sera gazı emisyonları hesaplanıp, bu artan emisyon düzeyi üzerinden bir azaltım hedefi belirleniyor. Bu hedef geçtiğimiz Taraflar Toplantısı’nda alınan ‘daha güçlü 2030 hedefleri belirleme’ kararı ile uyumsuz” dedi.

‘Ciddi güvenlik, çevre ve sağlık riskleri taşıyan ithal seçeneklere bağımlı kılıyor’

Greenpeace Akdeniz Program Direktörü Sevil Turan, “Belirlenmiş bu emisyon azaltım projeksiyonu, 2053 için dile getirilen net sıfır hedefini tehlikeye atıyor ve ticari ve teknolojik yeterlilikleri sorgulanır olan karbon yakalama teknolojilerine ya da nükleer gibi ciddi güvenlik, çevre ve sağlık riskleri taşıyan ithal seçeneklere bağımlı kılıyor. Oysa, 2030 itibariyle kömürden çıkış ve iklim krizine karşı toplumsal direnci aktif olarak artıracak adil dönüşüm politikalarını üretme tercihi, somut bir çözüm olarak burada ve erişimimizde” dedi

Kömürün Ötesinde Avrupa Kampanyacısı Duygu Kutluay’ın değerlendirmesi ise şöyle:

‘’Enerji üretimi için kullandığı fosil yakıtların (petrol, gaz ve kömür) yüzde 78’ini ithal eden Türkiye’nin fosil yakıt ısrarı, bize enerjide dışa bağımlılık, yüksek faturalar, giderek kötüleşen hava, su ve toprak kirliliği ile artan sağlık sorunları olarak geri dönüyor. Türkiye’nin bu iç içe geçmiş krizlerden çıkabilmesi için bir an önce iklim için adım atması gerekiyor. ‘Artıştan azaltım’, bu sorunları çözmek yerine, daha değerli kamu kaynaklarının uzun süre bu şekilde boşa harcanmaya devam edeceğini gösteriyor.”

Türkiye, 2015 yılında Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi Sekreteryasına (BMİDÇS) Ulusal Katkı Niyet Beyanı’nı sundu. Buna göre 2030’a kadar mevcut politikalar senaryosuna kıyasla emisyonlar için en az yüzde 21 artıştan azaltım azaltım hedefi verdi.

Artıştan azaltım yaklaşımı ile yapılan bu hesaplamaya göre Türkiye’nin sera gazı salımı, hiçbir önlem alınmadığı durumda 2030 yılında ulaşacağı 1.175 MtCO2e’den, iklim eylemleri ile alınacak önlemler sayesinde 2030 yılına gelindiğinde 929 MtCO2e düşürülecekti. Bir başka deyişle, önce iki katı artacak, sonrasında yüzde 21 azalacaktı.

Türkiye, Paris Anlaşması’nı onayladığı için Ekim 2021’de bu hedefini Ulusal Katkı Beyanı olarak tekrar sunmuştu.

2015 yılında verilen hedefin referans yılı olan 2012’de sera gazı emisyonu 430 MtCO2e’ydi ve 2030 yılında 1.175 MtCO2e’ye çıkması öngörüldü.

Milas’ta mermer ocağı için iki ÇED başvurusu

BA DE Grup Madencilik İnşaat ve Ticaret Limited Şirketi, Milas Korucuk Mahallesi’nde mermer ocağı için iki farklı Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) sürecini başlattı. Şirket, 24.58 ve 24.86 hektarlık iki farklı alan için iki ayrı ÇED başvurusunda bulundu.

Cumhuriyet‘ten Şeyda Öztürk’ün aktardığına göre; birbirine paralel iki alanın da tamamı ‘Orman Alanı – Önemli Doğa Alanı ve İçme ve Kullanma Suyu Uzun Mesafeli Koruma Alanı’ndan oluşuyor.

ÇED yönetmeliğine göre ise 25 hektara kadar olan alanlar için ÇED’e gerek duyulmuyor. Söz konusu yöntem şirketler tarafından süreci hızlandırmak için kullanılırken çevre örgütleri tarafından eleştiriliyor.

Maliyet: Yedi milyon TL

ÇED raporunda ise orman sayılan alanlar için izinlerin alınacağı bilgisine yer veriliyor. Yaklaşık 70 futbol sahasına eşdeğer alanda etkili olacak iki projenin toplam maliyeti 7 milyon 320 bin TL olarak belirlendi.

Ayrıca şirket iki alanda da 300 bin metreküp arazi kazısından yüzde 10 verimlilikle yılda 30 bin metreküp mermer üretmeyi planlıyor.

Öte yandan yüzde 90 oranında yani yaklaşık 270 bin metreküp ise pasa oluşacak. Projelerin gerçekleştirilmek istendiği bölge Tapu ve Kadastro Genel Müdürlüğü’nün verilerine göre, en yakın tarımsal faaliyet gösteren alana 300 metre, diğer tarım faaliyetleri alanına ise 1.5 kilometre mesafede bulunuyor.

Nordic Talks’ta Türkiye ve İsveç arasında yeşil dönüşüm raporu açıklandı

Kuzey ülkelerinin, Türkiye’nin yeşil dönüşüm sürecine katkı sağlamak için hayata geçirdiği Nordic Talks etkinliklerinin ikincisi, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu ile İsveç Ticaret ve Yatırım Ataşeliği’nin ev sahipliğinde düzenlendi. ‘Pioneering Green Transition in Turkey/Türkiye’nin Yeşil Dönüşümünde Öncü Bir Partner’ başlığıyla, İsveç İstanbul Başkonsolosluğu’nda gerçekleşen etkinlikte, Türkiye ve İsveç arasında yeşil dönüşüm alanındaki potansiyel iş birlikleri değerlendirildi.

Nordic Talks etkinlikleri kapsamında açıklanan ‘Pioneering Green Transition in Türkiye/ Türkiye’nin Yeşil Dönüşümünde Öncü Bir Partner’ raporu da İsveç’in çevresel sürdürülebilirliğe yaklaşımına, sürdürülebilirlik alanındaki öncü İsveç şirketlerinin Türkiye’de uygulanan sürdürülebilir teknoloji çözümlerine ve Türkiye’deki yeşil dönüşüme potansiyel katkılarına odaklanıyor.

‘İklim kriziyle mücadele, ancak döngüsel ekonomiye geçiş ve iş birliğiyle mümkün’

Etkinlikte konuşan İsveç İstanbul Başkonsolosu Peter Ericson, “İklim kriziyle mücadele, ancak global çapta döngüsel ekonomiye geçiş ve ülkeler arası iş birliğiyle mümkün. Sürdürülebilirlik alanındaki çalışmaları çok eskilere dayanan ve yeşil dönüşümünün öncülerinden olan İsveç şirketleri, bu alandaki yerel ve global birikimlerini, inovatif ve iklim dostu teknoloji çözümlerini Türkiye ile paylaşmaktan memnun” dedi.

Türkiye’deki İsveçli şirketler iyimser

Nitekim Türkiye pek çok farklı sektörde, 125’ten fazla İsveçli şirkete ev sahipliği yapıyor. 400’den fazla İsveçli şirketin distribütörü, acentesi de Türkiye’de faaliyet gösteriyor.

2019’da yayınlanan ‘İsveçli Şirketlerin Türkiye’deki Değer Yaratımı’ raporunda, İsveç şirketlerinin Türkiye’de 77 binden fazla istihdam yarattığına dikkat çekiliyor.

Öte yandan İsveç tarafından Nisan 2022’de gerçekleştirilen bir ankete göre, Türkiye’deki İsveç şirketleri, buradaki faaliyetleriyle ilgili olumlu beklentiler içinde. Ankete katılanların yüzde 77’si 2021’de kar ettiklerini, yüzde 63’ü de 2022 yılında cirolarında artış bekledikleri belirtiyor.

‣Yeni rapor: Büyük moda şirketleri yeşil hedeflerde geride kalıyor

Türkiye’nin Yeşil Dönüşümünde Öncü Bir Partner’ raporuna göre ise bununla birlikte pek çok İsveç şirketi halihazırda Türkiye’nin yeşil dönüşümüne katkı sağlıyor:

  • “Systemair, Türkiye’de Yaşam Döngüsü Analizi’ni uygulayan ilk iklimlendirme şirketi olarak bu teknolojiyi Türkiye’den ihraç ediyor.
  • Tetra Pak, 1995’ten bu yana Türkiye’de 9,7 milyon adet karton ambalajın geri dönüşümüne katkı sağladı.
  • H&M, enerji uzmanları ve Uzman Enerji Verimliliği Programı ile Türkiye’deki tedarikçilerine enerji verimliliği konusunda rehberlik ediyor.
  • Epiroc ise geliştirdiği teknolojilerle hem karbon ayak izini azaltmayı hem de madencilik sektöründeki güvenliği artırmayı hedefliyor.
  • Sürdürülebilir doğal yaşam ve taşımacılık alanlarında Türkiye ile yakın iş birliği içinde olan Viacon Türkiye’nin Ankara-Eskişehir Yüksek Hızlı Tren (YHT) hattı üzerine inşa ettiği köprü, Türkiye’nin ilk ekolojik demiryolu köprüsü olma özelliği taşıyor.
  • 2030’da sadece elektrikli otomobil üretimine geçmeyi, 2040’ta ise iklim nötr olmayı amaçlayan Volvo, bu yıl tümüyle elektrikli modeli XC40 Recharge’ı Türkiye’de satışa sundu.”

Yeşil Mutabakat Eylem Planı iş birliği fırsatı yaratıyor

Ayrıca ‘Türkiye’nin Yeşil Dönüşümünde Öncü Bir Partner’ çalışmasında, yeşil dönüşüm ve sürdürülebilirlik yolunda Türkiye’nin attığı en önemli adımlardan birisinin, 2021 Yeşil Mutabakat Eylem Planı olduğu vurgulanıyor. Türkiye’nin dünyadaki rekabet gücünü artırmayı, global tedarik zincirindeki yerini güçlendirmeyi ve ülkeye yeşil yatırım çekmeyi amaçlayan eylem planı hem çevresel hem ekonomik açıdan önem arz ediyor.

Rapora göre, kamu ve özel sektör dahil, Türkiye’deki tüm paydaşlar için hedef ve aksiyonlar içeren Yeşil Mutabakat Eylem Planı’nda yer verilen, üretim malzemelerinin değerini korumayı ve atık miktarını azaltmayı hedefleyen döngüsel ekonomi, yeşil enerji ve sürdürülebilir akıllı taşımacılık, İsveç ile iş birliği fırsatları sunan üç alan.

Bu üç alanda Türkiye’nin çalışmaları halihazırda devam ediyor. ‘Türkiye’nin Yeşil Dönüşümünde Öncü Bir Partner’ raporunda da Türkiye’nin Sıfır Atık Projesi’nden, döngüsel ekonomiye geçişteki önemli girişimlerinden biri olarak söz ediliyor. Yine çalışamaya göre, Türkiye, Avrupa’nın kurulu yenilenebilir enerji gücü sıralamasında beşinci, üretimde ise yenilenebilirin payı yüzde 54. Bununla birlikte yeşil dönüşüme hem merkezi yönetim hem aralarında Ankara, İstanbul ve İzmir’in de bulunduğu şehirlerdeki yerel yönetim ve inisiyatifler destek veriyor.

Türkiye’nin Yeşil Mutabakat Eylem Planı çerçevesinde, fosil yakıtlara bağımlılığı azaltacak yerli otomobil projesi TOGG ile yeşil hareketlilik dönüşümü ile akıllı ulaşımda altyapı ve tedarikçi ağının geliştirilmesine katkı sağlayacağı da vurgulanıyor.

Dünya nüfusu sekiz milyara ulaştı, peki ya iklime ne olacak?

Birleşmiş Milletler (BM) dünya nüfusunun sekiz milyarı aştığını bildirdi. BM, iklim değişikliği nedeniyle halihazırda kaynak kıtlığı yaşayan bölgeleri daha fazla zor günlerin beklediği konusunda uyarıda bulundu.

BM projeksiyonlarına göre, gıda, su, pil veya yakıt fark etmeksizin 2080’de 2,4 milyar daha artması beklenen dünya nüfusu için çok daha az kaynak dolaşımda olacak.

Afrika’daki nüfus tehdidi yaşamı da iyice zora sokabilir

Reuters‘den Gloria Dickie‘nin aktardığına göre; Biyoçeşitlilik Merkezi nüfus ve sürdürülebilirlik direktörü Stephanie Feldstein, “Her insanın yakıta, oduna, suya ve evim diyebileceği bir yere ihtiyacı var” dedi.

Fotoğraf: Adnan Abidi – Reuters

Uzmanlar, kaynak baskısının özellikle nüfus patlamasının beklendiği Afrika ülkelerinde ürkütücü boyutlara ulaşacağını söylüyor. Afrika’daki ülkeler aynı zamanda iklim etkilerine karşı en savunmasız ve iklim finansmanına en çok ihtiyaç duyan ülkeler arasında yer alıyor.

Ekonomi ve Barış Enstitüsü‘ne göre, yaklaşık 738 milyon insanın halihazırda yeterli gıda kaynağı olmadan yaşadığı Sahra-altı Afrika‘da, nüfusun yüzyılın ortasına kadar yüzde 95 oranında artması bekleniyor. Düşünce kuruluşu, Ekim’de yayınladığı bir raporda, Sahra-altı Afrika’nın büyük bölümünün yüzyılın ortasına kadar sürdürülemez hale geleceği konusunda uyarıda bulunmuştu.

Fotoğraf: Mohammad Ponir Hossain – Reuters

11 yılda bir milyar insan

Küresel olarak sekiz milyar nüfus, sadece son 11 yılda gezegene dahil olan bir milyar insana işaret ediyor.

BM nüfus biriminin direktörü John Wilmoth, sekiz milyar insana ulaşmanın insan başarısının bir sonucu olduğunu ama aynı zamanda rakamın gelecek için de büyük bir risk olduğunu kaydetti.

Çoğunlukla Asya’da bulunan orta gelirli ülkeler, 2011’den bu yana yaklaşık 700 milyon yeni nüfusla bu büyümenin çoğunluğunu oluşturdu.

Hindistan’da nüfus artarken ABD’de de geriliyor

Hindistan’ın nüfusuna yaklaşık 180 milyon insan eklendi ve ülke nüfusuyla gelecek yıl dünyanın en kalabalık ülkesi olarak Çin’i geride bırakmaya hazırlanıyor.

Bununla birlikte, Amerika Birleşik Devletleri, Avrupa ve Japonya’da doğumlar istikrarlı bir şekilde azalıyor. Çin de Tek Çocuk Politikası programının mirasıyla mücadelede ve geçen yıl ailelere ikinci ve hatta üçüncü çocuk sahibi olmaları yönünde çağrılarda bulundu. Çin hükümeti aynı zamanda doğum oranlarını artırmak için kürtaj konusunda vatandaşları caydırma ve doğurganlık tedavilerini erişilebilir kılma kararı almıştı. Ek olarak tıbbi açıdan gerekli olmayan kürtajlara erişimi de sınırlama kararı alındı.

Rakam yüksek ancak oran düşüyor: Bir çağ bitiyor

Küresel nüfus her zaman yeni zirvelere ulaşsa bile, demograflar büyüme oranının istikrarlı bir şekilde yılda yüzde 1’in altına düştüğünü belirtiyor. Bu orana göre dünyanın 2037’ye kadar dokuz milyar insana ulaşmasının mümkün olmaması gerekiyor. BM, nüfusun 2080’lerde yaklaşık 10,4 milyara ulaşacağını ve 2100’e kadar bu seviyede kalacağını tahmin ediyor.

Wilmoth, “Bu hikayenin büyük bir kısmı da dünyanın yüzyıllardır bildiği bu hızlı nüfus artışı çağının sona eriyor olması” dedi.

Küresel nüfus zirveyi görmeden önce önce eklenecek 2,4 milyar insanın çoğu Sahra altı Afrika’da doğacak, bu da Çin ve Hindistan’nın artık yoğun nüfus konusunda o kadar da ön planda olmayacağı anlamına geliyor.

Daha fazla Afrikalı için daha fazla iklim krizi tehdidi

New York Şehir Üniversitesi’nde demografi alanında araştırmacı olan Deborah Balk, “Afrika şehirleri ortalama olarak büyüyecek” dedi.

Fotoğraf: Anushree Fadnavis/Reuters

Bu, milyonlarca daha fazla insanı yükselen deniz seviyeleri gibi iklim tehditlerine maruz bırakacak.

Dünya genelinde, “kıyı bölgesi orantısız bir şekilde kentseldir” diyen Balk, “Her 10 kişiden biri alçak kıyı bölgesinde yaşıyor” ifadelerini kullandı.

Örneğin Nijerya’nın kıyı kenti Lagos’un yüzyılın sonuna kadar dünyanın en büyük şehri olacağı tahmin ediliyor.

Kitlesel göç ve çatışma sinyali

Uzmanlar, hızlı nüfus artışının iklim değişikliğinin etkileriyle birlikte önümüzdeki yıllarda büyük olasılıkla kitlesel göçlere ve çatışmalara neden olacağını öngörüyor.

İnsanlar su, gıda ve yaşama alanı için vahşi yaşamla rekabet ederken, gezegende daha fazla insana sahip olmak doğa üzerinde daha fazla baskı oluşturuyor. Ancak insanların bu kaynağı ne kadar tükettikleri de eşit derecede önemli, bu da politika yapıcıların tüketim modellerinde bir değişikliği zorunlu kılarak büyük bir fark yaratabileceğini gösteriyor.

Fotoğraf: VOA/Public Domain

Zengin/fakir emisyonu

Stockholm Çevre Enstitüsü ve kar amacı gütmeyen Oxfam International tarafından 2020’ye ilişkin bir analizine göre, en zengin yüzde 1’in veya yaklaşık 63 milyon insanın karbon emisyonları, 1990 ile 2015 yılları arasında insanlığın en fakir yarısının karbon emisyonlarının iki katından fazlaydı.

Wilmoth, insanlığın doğal dünya üzerindeki etkisinin kaç kişi olunduğundan çok nasıl davranıldığıyla ilikili olduğunu kaydetti.

[COP27 Liderler Zirvesi-7] Türkiye güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı açıkladı: Emisyon azaltım hedefi yüzde 41 oldu

İkinci haftanın başında devam eden COP27 Üst Düzey Liderler Zirvesi’nde bugün konuşma yapan Türkiye Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanı Murat Kurum, merakla beklenen güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı‘nı açıkladı.

2030 yılı için yüzde 21 olarak açıklanan hedefi yüzde 41’e yükselttiklerini açıklayan Murat Kurum Türkiye’nin 2038′i de emisyon pik yılı olarak belirlediğini duyurdu.

Yüzde 41 emisyon azaltım hedefi 2030 yılına kadar yaklaşık 500 milyon ton sera gazı azaltımı anlamına geliyor.

Bakan Kurum, yeni belgenin tüm kurumlar ve özel sektörl istişare edilerek bilimsel verilerle hazırlandığını söyledi ve ekonomi genelinde yedi emisyon azaltım sektörünü ve uyum bileşenini içerdiğini belirtti.

Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefiyle yeşil dönüşümde yeni bir dönem başlattığını söyleyen Kurum, konuşmasında İklim Değişikliği Kanunu taslağından ve yerli otomobil TOGG’dan da bahsederek “çevre insan ve doğayı merkeze alan Türkiye Yüzyılı’nın amacının hiç kimseyi geride bırakmamak olduğunu” söyledi:

“Paris Anlaşmasını uygulamak artık bir tercih değil tüm ülkeler için zaruriyettir. Bu anlamda hepimiz etkin politikalar üreterek ülkelerimizdeki yeşil dönüşümü başarıyla gerçekleştirmek zorundayız.”

Neler vardı, neler bekleniyordu?

Türkiye, 30 Eylül 2015’de Niyet Edilen Ulusal Katkı (NEUK) raporunu göndermişti. Bu rapora göre, 2030’da standart işleyişin (Sİ) yüzde 21’e kadar altında bir sera gazı düşürme hedefi (arazi kullanımı, arazi kullanımı değişikliği ve ormancılık (AKAKDO) bulunuyordu.

Tüm ekonomiyi hedef alan azaltma planları dahilinde, Türkiye’nin NEUK verileri, standart işleyişe göre 2030’da 255 MtCO2e’ye kadar düşüş hedefliyordu.

Climate Action Tracker,  (İklim Eylem Takipçisi) Türkiye’nin hedefini “yetersiz” olarak değerlendirmişti ve şu yorumları yapmıştı:

“Türkiye’nin taahhütü, 2°C’lik bir yayılma yoluna ulaşmak için gereken “adil” yöntem değerlendirmeleriyle uyuşmuyor. Bunun anlamı, ısınmayı 2°C’nin altıyla sınırlama konusunda istikrarlı olmayacağıdır: şŞyet tüm ülkeler bu düzeyde bir girişimde bulunsaydı, küresel ısınma 21. yüzyılda muhtemelen 3-4°C artmış olurdu. Isınmayı 2°C’nin altında tutma konusunda geçerli bir katkıda bulunmak için Türkiye’nin 2020 sonrası hedefini ikiye, hatta üçe katlaması gerekir.”

COP27 öncesinde iklim aktivisti gruplar, Türkiye’nin sunmaya söz verdiği güncellenmiş Ulusal Katkı Beyanı’nı ve 2053 net-sıfır kararına uygun olarak mutlak azaltım hedefiyle hazırlaması gerektiğinin altını çiziyordu.

En büyük ortak talep Türkiye’nin 2053 net sıfır hedefine ulaşabilmesi için 2030’da (2020 seviyesine oranla) en az yüzde 35 mutlak emisyon azaltımı hedeflemesiydi. Buda Türkiye’nin emisyonlarını 2020 yılındaki 523,9 MtCO2e (milyon ton karbondioksit eşdeğeri) seviyesinden 340 MtCO2e’ye indirmesi anlamına geliyor.

İklim Değişikliği Politika ve Araştırma Derneği (IDPAD) Yönetim Kurulu Üyesi Gülşah Deniz Atalar şöyle demişti:

“Türkiye dahil tüm ülkelerin, net sıfır hedefine ulaşabilmek için hedeflerini iyileştirmeleri, daha iddalı hale getirmeleri gerekiyor. Türkiye yüzde 35 azaltım gibi gerçekçi bir mutlak azaltım hedefi vererek önemli bir adım atacaktır.”

Son IPCC raporuna göre, iklim değişikliğinin en şiddetli etkilerini önlemek için emisyonların 2025 yılına kadar zirve yapması, yani bu tarihten itibaren düşüşe geçmesi gerekiyor. 2030’a kadar küresel emisyonlar azalmaya başlaması küresel ısınmanın 2 dereceden fazla yükselmesini önlemek için yeterli değil.

Türkiye, daha önce hiç emisyon pik yılı belirlememişti. Emisyonların zirve yapacağı yılı açıklamak, o yıldan itibaren emisyonların azalacağına dair bir beyan vermek anlamına geleceği için, daha önce azaltıma dair net sözler vermeyen Türkiye için önem arz ediyor.

Ulusal Katkı Beyanı (NDC) nedir?

Paris Anlaşması‘nın ve uzun vadeli iklim hedeflerine ulaşılmasının merkezinde yer alan Ulusal Katkı Beyanları (NDC’ler), her ülkenin kendi koşullarına göre ve gönüllü olarak belirlediği ulusal emisyonları azaltma ve iklim değişikliğinin etkilerine uyum sağlama çabalarını somutlaştıran bildirimlerdir.

Paris Anlaşması’nın 4’üncü Maddesi, taraf her ülkeden 2020 sonrası iklim eylemlerini özetlemesini ve NDC’ler olarak iletmesini talep ediyor.

Paris Anlaşmasının 193 Tarafını temsil eden ve 2019 yılı için tahmin edilen toplam küresel emisyonların yüzde 94,9’unu oluşturan 52,6 gigaton CO2 eşdeğeri emisyonu kapsayan mevcut 166 NDC var.

Ekim 2021’den bu yana 24’ü COP26’dan sonra olmak üzere toplam 39 taraf ülke, yeni veya güncellenmiş NDC beyanında bulundu.

Türkiye, 2015’te BM Sekretaryası’na sunduğu Ulusal Katkı Beyanı çerçevesinde emisyon artışını 2030 itibarıyla yüzde 21 azaltma taahhüdünde bulunmuştu.

Ne olmuştu?

İskoçya’nın Glasgow kentinde geçen yıl gerçekleştirilen COP26 öncesinde BM 76. Genel Kurulu’nda Türkiye’nin Paris Anlaşması’na taraf olacağını, hemen akabinde de ülkenin 2053 net sıfır emisyon ve yeşil kalkınma hedeflerini açıklamıştı.

Anlaşma, 6 Ekim 2021’de TBMM’de onaylandı. 7 Ekim 2021’de Resmi Gazete’de yayımlanan Türkiye’nin Paris Anlaşması’na ilişkin onayı 11 Ekim 2021’de BM Sekreteryası’na bildirildi.

Türkiye’nin yeni yol haritasını belirlemede itici güç olan bu hedefler doğrultusunda sürdürülebilir kalkınmayı, yeşil ekonomiyi ve yeşil teknolojileri destekleyen stratejik bir planlama sürecine girildi.

Çalışmalar kapsamında 29 Ekim 2021’de “Çevre ve Şehircilik Bakanlığı”nın adı “Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı” olarak değiştirildi ve bakanlık bünyesinde İklim Değişikliği Başkanlığı kuruldu. İklim Değişikliği ve Uyum Koordinasyon Kurulu da yeniden yapılandırıldı.

İPM: Türkiye, Ulusal Katkı Beyanı’nda bu kez iddialı olmalı ve 2030 için mutlak azaltım sözü vermeli

İstanbul Politikalar Merkezi (İPM), Türkiye Ekonomi Politikaları Araştırma Vakfı (TEPAV) ve İktisadi Kalkınma Vakfı (İKV) ortak deklarasyonunda Türkiye’nin en geç 2035’e kadar kömürden çıkması taleplerini hatırlatarak, net-sıfır hedefiyle uyumlu politikaların faydalarına dikkat çekmişti.

Yakın zamanda yayımlanan Uluslararası Çalışma Örgütü (ILO) çalışmasına göre Türkiye’de enerji verimliliği, elektrik şebekesi, rüzgâr ve güneş enerjisi alanında ilave yatırımların 2030’a kadar GSYH’da yıllık 8 milyar dolar ek katkı ve 300 bin ilave istihdam yaratma potansiyeli var.

Demans nedeniyle tahliye edilen Tuğluk hakkında yeni iddianame

Demans hastalığının tetiklediği hafıza kaybından dolayı Adli Tıp Kurumu’nun (ATK) “cezaevinde kalamaz” raporu vermesiyle tutuklu bulunduğu cezaevinden geçen günlerde tahliye olan Kürt siyasetçi Aysel Tuğluk’a bir açık “tanığın” ifadesi nedeniyle “örgüt üyeliği” suçlamasıyla Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yeni bir iddianame hazırlandı.

Aysel Tuğluk tahliye oldu
‣ Demans hastası Çevik Bir’e tahliye; Aysel Tuğluk’a ifade mecburiyeti
‣ ‘Demans hastası Aysel Tuğluk’a zorla savunma yaptırmak işkencedir’

MA‘nın aktardığına göre; DAİŞ’in 2014’te Kobenê’ye saldırması sırasında yaralanan ve örgüt üyesi olduğu iddia edilen Turgut Taşkıran isimli kişinin olayın üzerinden yaklaşık sekiz yıl geçtikten sonra Adana Cumhuriyet Başsavcılığına verdiği iddia edilen beyanında Tuğluk’un kendisine yardım ettiğini öne sürdü.

Adana Cumhuriyet Başsavcılığı’na 17 Ocak 2021 tarihinde verdiği ifade iddianameye yansıyan Taşkıran, 2014’te DAİŞ’in saldırıları sırasında bulunduğu evi değiştirirken yaralandığını ileri sürdü.

Bacağından yaralandığını belirten Taşkıran, YGP’lilerin kendisini getirip sınırda Türk askerine teslim ettiğini ve Suruç Devlet Hastanesi’nde tedavi altına alındığını söyledi.

Tedavi sırasında o dönem Halkların Demokratik Partisi (HDP) milletvekili olan Tuğluk ve Faysal Sarıyıldız’ın kendisini ziyarette geldiğini ileri süren Taşkıran, tedaviden sonra nereye gitmek istediğini sorduğunu savundu.

Kendisinin Diyarbakır’a gitmek istediğini ilettiğini söyleyen Taşkıran, ancak annesinin Diyarbakır’daki evlerine gelmesi halinde tutuklanacağını belirtmesi üzerine Tuğluk ve Sarıyıldız’ın kendisini Kamışlo’da bulunan bir hastaneye yatırma teklifinde bulunduğunu öne sürdü. Taşkıran, daha sonra Tuğluk ve Sarıyıldız tarafından Cizre’ye götürüldüğünü öne sürdü. Aynı tarihte fotoğraf teşhisi yaptırılan Taşkıran, kamuoyunun yakından tanıdığı Tuğluk’u teşhis etti.

Tuğluk’un “örgüt üyesi” suçlamasıyla yedi yıl altı ay ile 15 yıl arası değişen hapis istemiyle cezalandırılması istenen iddianame, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi’nde Tuğluk hakkında aynı suçlamayla açılan dosya ile birleştirilmesi talep edildi. Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcılığının birleştirme talebi, Diyarbakır 4’üncü Ağır Ceza Mahkemesi tarafından kabul edildi.

Ne olmuştu?

 Demans teşhisine rağmen 596 gün tutukluluğu devam eden Kürt siyasetçi, eski HDP milletvekili ve avukat Aysel Tuğluk, 27 Ekim’de cezaevinden tahliye edilmişti. 

Tuğluk’un avukatlarından Reyhan Yalçındağ, Tuğluk’un yaklaşık iki yıldır Tuğluk’un tedavisinin geciktirildiğini belirtmişti. 

Yalçındağ, “Bu aşamadan sonra maalesef tedavi edilebilir bir hastalıkla karşı karşıya değiliz” demişti. 

 Dönemin HDP Genel Başkan Yardımcısı Aysel Tuğluk Aralık 2016’da DTK Eş Başkanlığı döneminde yaptığı açıklamalar ve faaliyetleri nedeniyle “terör örgütü yöneticiliği” suçlamasıyla tutuklanmıştı. 

Tuğluk, hakkında hazırlanan iddianamede, suçlanmıştı.

Ankara 17. Ağır Ceza Mahkemesi, Mart 2018’de Tuğluk’a üzerine atılı suçtan 10 yıl hapis cezası vermişti.

2017 yılında annesi Hatun Tuğluk’u kaybeden Aysel Tuğluk, cezaevinden izinli çıkarılarak annesinin Ankara’daki cenazesine katılmıştı. 

Vasiyet üzerine İncek Mezarlığı’na defnedilen cenaze, “protesto” etmeye gelen grubun saldırılarının mezara yönelmesi yüzünden toprak açılarak gömüldüğü yerden çıkarılmış ve başka bir yere defnedilmişti.

Cenazeye saldıran bir kişinin emniyette İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ile fotoğrafı ortaya çıkmıştı.

15 Mart 2021’de İzmit Seka Devlet Hastanesi, bu olayın ardından hafıza kaybı yaşamaya başlayan Aysel Tuğluk’a Alzheimer tanısı koymuştu. 

Temmuz 2021’de Kocaeli Üniversitesi Adli Tıp Kurumu (ATK), Tuğluk için “hastalığı nedeniyle hayatını tek başına devam ettiremeyeceği ve cezaevinde tek başına kalamayacağını, cezasının ertelenmesi” yönünde rapor vermişti.