Ana Sayfa Blog Sayfa 635

Öldürülen gazeteci Güngör Arslan’ın davasında ağırlaştırılmış müebbet kararı

Ses Kocaeli Gazetesi‘nin sahibi ve yazı işleri müdürü Güngör Arslan’ın öldürülmesiyle ilgili altısı tutuklu 14 kişinin yargılandığı davada karar açıklandı. Arslan’ı öldüren Ramazan Özkan ve azmettirici Burhan Polat‘a ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilirken, cinayeti azmettirme suçlamasıyla yargılanan Ersin Kurt‘un beraatine karar verildi. Cumhuriyet savcısı, daha önce tutuklanan Avukat Ersin Kurt‘un cinayeti planladığı, azmettirdiği ve diğer şüphelilerin Kurt tarafından hazırlanan kurgu çerçevesinde hareket ettiğine kanaat getirmişti.

‣Gazeteci Güngör Arslan cinayetinde ağırlaştırılmış müebbet talebi
‣Silahlı saldırıya uğrayan gazeteci Güngör Arslan son yolculuğuna uğurlandı
‣RSF: Türkiye, gazetecileri korumak için acil önlemler almalı

DHA’nın haberine göre altısı tutuklu, 14 sanığın bulunduğu davanın karar duruşması bugün Kocaeli 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi heyeti tarafından Kandıra ilçesindeki Kocaeli Kapalı Cezaevleri Yerleşkesi‘nde görüldü. Duruşmaya 19 Şubat’ta ofisinde uğradığı silahlı saldırıda öldürülen gazeteci Güngör Arslan’ın ailesi, tutuklu ve tutuksuz sanıklar ve tarafların avukatları katıldı.

Duruşmada söz alan Güngör Arslan’ın kızı Nazlıcan Arslan heyetin karşısında bir avukat olarak değil babası öldürülen bir kız çocuğu olarak bulunduğunu söyledi. Babasının öldürülüşünü 50 kere izlemek zorunda kaldığını belirten Nazlıcan Arslan “Babam ofisinden dışarı çıktığında dizlerinden akan kana şahit oldum. Dizlerinin üzerinde duramayarak yıkılışına şahit oldum” dedi.

‘Daha önce birkaç kez elime silah almışlığım var’

Nazlıcan Arslan “Güngör Arslan 35 yıl boyunca bana namus olarak bellettiği gazetesinde öldürüldü. Tek talep ettiğim babamı mezarında rahatsız ettirmeyin. Benim boynumu ona karşı eğdirmeyin” diye konuştu.

Duruşmada mütalaaya karşı savunma yapan Ramazan Özkan, “Silahı tedbiren yanıma aldım. Güngör Arslan’ın öleceği aklımdan geçmezdi. Karakolda öldüğünü öğrendiğimde bile çok şaşırmıştım. Kötü niyetli biri olsam gelip kendim teslim olmazdım. Daha önce birkaç kez elime silah almışlığım var, ancak hiç kullanmadım. Pişmanım” dedi. Diğer sanıklar ve avukatları da savunmalarında beraatlerini talep etti.

Duruşmaya yaklaşık bir saatlik ara veren mahkeme heyeti, daha sonra kararını açıkladı. Olayın faili Ramazan Özkan’ın “Tasarlayarak Kasten Öldürme” suçunu işlediğine kanaat getiren mahkeme heyeti, ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası verilmesine hükmetti.

Mahkeme heyeti, Ramazan Özkan’ın “ruhsatsız silah taşımak ve bulundurmak” suçundan da yedi yıl hapis ve 40 bin TL adli para cezası ile cezalandırılmasına karar verdi.

Mahkeme heyeti, sanık Burhan Polat‘ın “Tasarlayarak Kasten Öldürmeye Azmettirme” suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis ile cezalandırılmasına hükmetti.

Cinayeti azmettirme suçlamasıyla yargılanan sanık Ersin Kurt‘un ise üzerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verildi.

Ferhat Yıldırım ve Hasan Emre Çelik‘in olayın faili Ramazan Özkan’a yol göstermesi ve yardım etmesi sebebiyle “Tasarlayarak Kasten Öldürmeye Yardım Etme” suçundan 20 yıl hapis, “ruhsatsız silah taşımak ve bulundurmak” suçundan yedi yıl hapis olmak üzere 27 yıl hapis cezası verildi.

Ramiz Saatçi‘nin ise “Tasarlayarak Kasten Öldürmeye Yardım Etme” suçundan beraatine hükmedilirken, ruhsatsız silah taşıma ve bulundurma suçundan yedi yıl hapis ve 40 bin TL idari para cezası ile cezalandırılmasına hükmedildi.

Sanıklar Özgür Taşkıran‘a “Suçluyu kayırma” suçunu işlemesi sebebiyle üç yıl altı ay hapis cezası verilirken, Can Yıldırım‘a aynı suçtan dolayı iki yıl altı ay hapis cezası verildi.

Erdal Tilki, Yadigar Başyurt ve Erdal Yıldırım‘a “Suç delillerini yok etme, gizleme veya değiştirmeye teşebbüs” suçunu işledikleri gerekçesiyle iki yıl üç ay hapis cezası verildi.

Sanıklar Emrah Yıldırım, Kadir Yıldırım ve Abdullah Yürük ise üzerlerine atılı tüm suçlardan beraatine karar verildi.

Ne olmuştu?

Kocaeli’de 19 Şubat’ta silahlı saldırı sonucunda hayatını kaybeden Ses Kocaeli Gazetesi İmtiyaz Sahibi Güngör Arslan’ın ölümüyle ilgili hazırlanan iddianame Haziran 2022’de kabul edilmişti.

Cumhuriyet savcısı, tutuklanan Avukat Ersin Kurt‘un cinayeti planladığı, azmettirdiği ve diğer şüphelilerin Kurt tarafından hazırlanan kurgu çerçevesinde hareket ettiğine kanaat getirmişti.

Savcı, Arslan’ı öldüren Ramazan Özkan, azmettiren Ersin Kurt ve Burhan Polat‘ın ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasıyla yargılanmasını talep etmişti.

Arslan’ı öldüren Ramazan Özkan, olaydan birkaç saat sonra yakalanarak, tutuklanmıştı.

Yürütülen soruşturma kapsamında gözaltına alınan Burhan Polat, Can Yılmaz, Emrah Yıldırım, Ersin Kurt, Ferhat Yıldırım, Hasan Emre Çelik, Özgür Taşkıran, Kadir Yıldırım ve Ramiz Saatçi de tutuklanmıştı.

Abdullah Yürük, Erdal Tilki, Erdal Yıldırım ve Yadigar Başyurt‘un ise tutuksuz yargılanmasına karar verilmişti.

Kocaeli 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen davanın ilk celsesinde sanıklardan Özgür Taşkıran, Can Yılmaz, Kadir Yıldırım ve Emrah Yıldırım tutuksuz yargılanmak üzere tahliye edilmişti.

Kuraklık: Konya Ovası, obruklardan sonra yarıkların tehditi altında

Konya‘da Çumra, Karapınar, Emirgazi ve Tuzlukçu ilçelerinde yer altı su seviyesinde azalmaya bağlı oluşan yüzey yarığına Altınekin‘de de rastlandı.

Ek olarak Konya’da obruklar üzerine çalışma yürüten uzmanlar, geçen günlerde bugüne kadar derinliği bir metrenin üzerinde toplam 702 obruk tespit etti. 1920’lerden 2000’li yılların başlarına kadar yıllık bir ila iki obruk oluşumunun görüldüğü bölgede 2010’da toplamda yalnızca 17 obruk oluşurken bu rakam 2020’de 43’e kadar yükseldi.

2020’de 94 bilinmeyen ve daha önce oluşan yeni obruk tespit edilirken, geçen yıl daha önce oluşan ancak literatürde olmayan 1742 obruk belirlendi. Yapılan son tespitlerle geçmişten günümüze kaydedilen obruk sayısı iki bin 240 oldu.

Kuraklığın yanı sıra yer altı su seviyesindeki azalmaya bağlı oluşan yarıklar, obrukların yanı sıra Orta ve Batı Anadolu havzalarının önemli sorunlarından biri haline geldi.

Konya’da geçen yıllarda Çumra, Karapınar, Emirgazi ve Tuzlukçu ilçelerinde görülen yüzey bozulmaları, yerleşim yerlerinde ve yapılarda deformasyona neden oluyor. İki ay önce Altınekin’in Dedeler Mahallesi’nde oluşan yarıkları 2 kilometre uzunluğuna yaklaştı.

Konya Teknik Üniversitesi (KTÜN) Jeoloji Mühendisliği Bölümü Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yaşar Eren, iklim değişikliği ve kuraklığa bağlı yoğun yer altı su kullanımının, su seviyesinin hızla düşmesine neden olduğunu söyledi. Yer altı su seviyesindeki çekilmenin gevşek ve dik kayaçlarda sıkışma oluşturduğunu anlatan Eren, buna bağlı nedenlerle topografyanın düzensiz olduğu yüzeyde deformasyonunun meydana geldiğini dile getirdi.

Eren, yüzeydeki deformasyonların yarıklar ve faylanma şeklinde ifade edildiğini, Orta ve Batı Anadolu havzalarının tamamında bunun gözlendiğini belirtti:

Aydın’da geçtiğimiz günlerde yüzey faylanması haberleri düştü. Bugün de Altınekin Dedeler Mahallesi’nde yüzey yarıklarını görüyoruz. Yer altı su seviyesinin düşmesi zeminde diferansiyel sıkışma yüzey faylanması şeklinde deformasyonlar oluşturuyor. Buradaki henüz başlangıcı ancak gittikçe artıyor. Konya kapalı havzasının tamamında bunu görüyoruz. Buradaki, Altınekin havzasında ilk. Yüzey yarıkları, Konya kapalı havzasında; Tuzlukçu, Emirgazi, Karapınar, Çumra, Akşehir, Altınekin ile Aksaray Sultanhanı ve Afyonkarahisar Bolvadin’de görülüyor. Yüzey faylanmaları geçtiği yerlerde hatta il merkezindeki bazı yapılara zarar vermeye başladı.”

obruk
Fotoğraf: AA

Konya havzasında kilometrelerce uzunlukta yarıklar meydana geldi

Son yıllarda genellikle havza kenarlarında yarıkların oluştuğunu vurgulayan Eren, şunları kaydetti:

“Kilometrelerce uzunlukta, genişliği iki üç metre, derinliği de sekiz metreye ulaşan yarık ve faylanmalar oluşuyor. Bölge için bunlar bir tehdit oluşturuyor. Konya’nın çeşitli kesimlerinde yıllardır takip ettiğim yarıklar, hem yatay hem de düşey olarak devam ediyor. Yer altı su seviyesindeki azalma kayaçlarda sıkışma meydana getiriyor. Bu birdenbire olan ve hemen sona erecek olay değil. Yer altı su seviyesini dengede tutsanız bile onlarca yıl devam edebiliyor. Sıkışabilir killi kayaçların kalınlığı fazlaysa yüzey deformasyonu artarak devam edecektir.”

Eren, yer altı su seviyesindeki azalmanın obruk oluşumlarını hızlandığını sözlerine ekledi.

 

Yanlış su yönetimi ve kuraklıkla tamamen kuruyan Marmara Gölü’nde tarım…

Manisa‘da, kuraklık ve su kaynaklarının yanlış yönetimi nedeniyle Marmara Gölü geçen yıl tamamen kurudu. Bir zamanlar balıkçı kayıklarının dolaştığı gölde artık traktörler var.

‣DSİ, Marmara Gölü tamamen kuruyana kadar bekledi: Kurtarma projesi ihaleye çıkıyor 

Göl için yıllardır çağrılar yapılmasına rağmen göl, göz göre göre kurutuldu.  Kuş cenneti olan Marmara Gölü, geçen 10 yıllık süreçte yanlış tarım ve su politikaları nedeniyle yüzey alanının yüzde 98’lik kısmını kaybetti. Gölde su seviyesinin yüksek olduğu yıllarda, kış aylarında yaklaşık 65 bin su kuşu kışlıyor. Göl ekosisteminin yok oluşu buradaki kuşlar, balıklar ve insanların yaşam alanlarını kaybetmesi anlamına geliyor. Göl çevresinde yaşayan ve balıkçılıktan geçimini sağlayan halk, gölün kurumasıyla göç etmek zorunda kalıyor. Göl kıyısındaki sosyo-ekonomik yaşam ve biyoçeşitlilik bu yok oluştan olumsuz etkileniyor. Bir zamanların gölünde şimdi tarım faaliyetlerine başlanacağı duyuruldu.

‣Manisa’nın kuş cenneti, Marmara Gölü göz göre göre yok oluyor
‣Marmara Gölü için ‘köprüden önce son çıkış’: Göle su vermezseniz kaybediyoruz
‣Çevre aktivistlerinden ölüme terk edilen Marmara Gölü için çağrı: Acilen su bırakın!

Bir gölün yok oluş hikayesi

Tarım İşletmeleri Genel Müdürlüğü‘ne (TİGEM) tahsis edilen 35 bin dekarlık alanda organik buğday ve ayçiçeği yetiştirilecek.

Tahsis edilen 35 bin dekarın 28 bin dekarlık bölümüne buğday ekiliyor. Salihli ve Gölmarmara ilçelerinde alüvyal set gölüyken Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından 1945 yılında setlerle rezervuara dönüştürülen Marmara Gölü, zamanla 320 milyon metreküplük kapasiteye ulaştı.

Marmara Gölü
Fotoğraf: AA

Dolu olduğu dönemlerde yılda ortalama 150 milyon metreküp suyu Gediz Ovası‘na veren gölde su seviyesi, kuraklığın, kaçak sulamaların ve yanlış su yönetiminin etkisiyle her geçen yıl azaldı.

Tepeli pelikan, küçük karabatak gibi nesli tehlike altında olan kuş türleri de dahil 20 bin su kuşuna ev sahipliği yapan ve bu özelliğinden dolayı 2017 yılında “Ulusal Öneme Haiz Sulak Alan” ilan edilen göl, geçen yıl tamamen kurudu.

İlk iklim davası…

Marmara Gölü aynı zamanda bir iklim davası olarak da önem teşkil ediyor. Altıparmak Hukuk Bürosu, Marmara Gölü balıkçılarının avukatlığını “pro-bono” yani toplum yararına bir hukuk hizmeti olarak üstlendi. Altıparmak Hukuk Bürosu; Marmara Gölü’nün, Türkiye’nin BM İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nden ve Paris İklim Anlaşması’ndan kaynaklı taahhütlerine tamamen aykırı politikaları sonucunda kuruduğunun ve bu kurumadan kamu idarelerinin sorumlu olduğunun tespiti için, Manisa İdare Mahkemesi’nde Türkiye’nin ilk iklim davasını açtı.

‣Marmara Gölü’nden arda kalan: Kuruyan göl arazisi işgal edilmesin diye artık komandolar nöbet tutuyor 

marmara golu jandarmalar

Öte yandan Gölün ana besleme kaynağı olan su, DSİ tarafından inşa edilen Gördes Barajı’nda tutuluyor. Gölü beslemek için inşa edilen besleme kanallarından göle su verilmiyor. Gölün kuruması ve balıkçılığın tamamen sona ermesi nedeniyle insanların sağlıklı bir çevrede yaşama hakları ihlal ediliyor.

Göl kururken imza atılan protokoller

Gölün rehabilitasyonu için Manisa Valiliği, DSİ Genel Müdürlüğü, Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü ile TİGEM arasında geçen yıl işbirliği protokolü imzalandı.

Protokolle, gölün güneydoğusunda sulama ve havzadaki biyolojik çeşitliliğin devamlılığı için temiz su depolama ve rezerv alanı oluşturulması, kuzeyinde göldeki yaban hayat için “Hassas Koruma Bölgesi“nin yer alması, bir bölümünde de organik tarım yapılması kararlaştırıldı. Rehabilitasyon çalışmaları kapsamında göl alanında kaçak tarım yapanlar men edildi.

Marmara gölü

Tahsisi yapılan yaklaşık 35 bin dekar alanda arazi sürme ve işleme süreçlerini bitiren TİGEM, 30 civarında traktörün çalıştığı bölgede organik buğday yetiştirmeyi planladığı parsellerdeki tohum ekimini neredeyse tamamladı.

Rezervuar ve hassas koruma bölgesi alanları için projelendirme çalışmaları ise devam ediyor.

TİGEM Bitkisel Üretim Dairesi Başkanı Noyan Avgın, toprak işleme ve ekim faaliyetlerinin sürdüğünü söyledi.

Önceden sulak alan, şimdi organik tarım bölgesi…

Kendilerine tahsis edilen 35 bin dekarlık alanın 28 bin dekarında buğday, 7 bin dekarında da ayçiçeği yetiştireceklerini belirten Avgın, şunları kaydetti:

“Tarımda sürdürülebilirliği sağlamak açısından burada organik tarım gerçekleştiriyoruz. Tamamen yüzde 100 organik üretim yapacağız. Organik buğday ekiyoruz şu anda, bir danışmanlık firmasının kontrolü altında. Şu anda yaklaşık 28 bin dekarda buğday ekiyoruz. Kalan kısımda da hazırlıklarımızı yaparak ilkbaharda organik ayçiçeği ekimi gerçekleştireceğiz. TİGEM bu faaliyeti yaparak, ülkemizin organik üretimine de büyük katkı sağlayacak ve bu konuda tohumculuk ve damızlıkta olduğu gibi öncü ve önder olacak.”

marmara gölü

Avgın, alanda buğday ekimlerinin neredeyse tamamlandığını dile getirerek, “Ekim sürecini yüzde 80-90 civarında tamamlamış bulunuyoruz. Allah nasip ederse birkaç gün içinde ekim faaliyetini bitirmiş olacağız. Önümüzdeki yaz döneminde de bu ektiğimiz organik ürünlerin hasadını gerçekleştireceğiz” dedi.

Yedikule bostanları için tek ses: Surlar, bostanlarıyla yaşasın!

Tarihi Yedikule Bostanları Koruma Girişimi, İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) tarafından 2022’de kara surlarında başlatılan restorasyon nedeniyle tarihi bostanların gördüğü zarara dikkat çekmek üzere bir basın açıklaması gerçekleştirdi.

Basın toplantısına koruma girişimi üyeleri, Harvard Üniversitesi‘nden Cemal Kafadar, Kültür Poltikaları ve Kültür Mirası Yönetimi Öğretim Üyesi Asu Aksoy, Ziraat Mühendisleri Odası Yönetim Kurulu Üyesi Gökhan Turan ve ekoloji ve tarım çalışmaları yapan Kiraz Özdoğan‘ın yanı sıra kent ve yaşam savunucuları, aktivistler katıldı.

yedikule bostanları

‘Surları korumak bostanları yok etmek değildir!’

Basın metnini Asu Aksoy‘un okuduğu toplantıda, sur restorasyonunun bostanlarla birlikte, bostanları ve bostancıları koruyarak yapılması gerektiğini söyleyen girişim üyeleri ön ve arka sur arasındaki peribolos bölgesinde yok edilen bostan alanlarına dikkat çekti:

Tarihi Yedikule Bostanlarını 2013’ten bu yana takip eden, bostancılar ile beraber söz konusu alanı yaşatmaya gayret eden, bu konuda araştırmalara imza atan, İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun deyişiyle “çevresini hisseden” bir grup olduklarını belirten girişim üyeleri, kara surları restorasyonu kapsamında yerinden edilen bostanlara ve bostancılara dair endişelerini ve üzüntülerini paylaştı. Açıklamada surların çevresinde varlığını sürdüren bostanlar şöyle anlatıldı:

yedikule bostanları

“İstanbul kara surlarının inşa edildiği günden beri bostancılık faaliyetlerine ev sahipliği yaptığını, tarihi belgelerden ve fermanlardan biliyoruz. Kara surları birbirine paralel örülmüş duvarlardan, bu duvarların arasında bırakılmış peribolos alanından, burçlardan (kuleler), hendekten ve kapılardan oluşmaktadır.

Bostanlar da yüzyıllardır bu tarihi savunma sisteminin içinde ve çevresinde varlığını sürdürmektedir. Bostanlar, surların çevresindeki mezarlıklar, anıt yapılar ve tarihi yerleşim dokusu ile birlikte Dünya Mirası Kara Surları’nın eşsiz bir kültürel peyzajla yaşamasına katkıda bulunmaktadır. Yedikule Bostanları ise Mevlanakapı ile Yedikule (Altınkapı) arasında, bu alanlarda yaşamakta, dört mevsim kente sebze sunmaktadır.”

Üç devlet görmüş bostanların başına gelenler…

Üç devlet görmüş bostanların, yüzyıllar boyunca çeşitli idari kararlarla koruma altına alındığını ve surlarla bir bütün olarak gelecek kuşaklara, bostancılarına miras bırakıldığını hatırlatan komite üyelerince yapılan açıklamada, “Ancak, İstanbul’un çok yakın zamana kadar neredeyse her semtinde karşılaştığımız bostanlarının başına gelen, kara surları ile bütünleşik olarak gelişmiş bostanların da başına gelmiştir; maalesef pek azı aramızdadır. Yedikule Bostanları bunlardan biridir” denildi ve eklendi:

yedikule bostanları

“Bölgedeki bostanların yıkımı 1960’larda hızlanmış, 2000’lerde ise bostanları şehirden tümüyle silecek bir noktaya gelmiştir. Örneğin, 2013’te Yedikule Kapı ve Belgradkapı arasındaki Sur İçi bostanlarının bir kısmı moloza gömülmüştür ve hâlâ da molozun altında yatmaktadır. Bu bostanların molozlardan temizlenerek yeniden bostan haline getirilmesi için yetkililerle defalarca iletişim kurduk. Ancak bir sonuç alamadık.

Bostanların yerine rezidans ve villalar; otopark ve süs havuzlu park; restoran ve kafe gibi çeşitli tasarımlar geliştirildi. Moloza gömülen bostanlık alan yer yer araçların park etmesi için kullanılmaktadır. 2013’te moloza yığılmış bostanların yanı başında uzun zamandır ihmal edilmiş kara surlarında beklenen restorasyon 2021’de başladı. Bugün, üzülerek belirtmeliyiz ki Yedikule bostanları bir kez daha, parça parça yıkılıyor.”

Yüzelerce yıl sonra iş makinalarıyla yerinden edilmek…

İBB tarafından restorasyon doğrultusunda geliştirilen “Mevlanakapı Karakolu Restorasyonu ve Kara Surları Ziyaretçi Merkezi”, “Sulukule Kara Surları Restorasyon Uygulaması”, “Silivrikapı Hipojesi” ve “Belgradkapı T15-T19 Arası Kara Surları Uygulaması” projelerine işaret edilen açıklamada kara surlarında devam eden çalışmalar ve projeler ile ilgili şunlara dikkat çekildi:

“Mevlanakapı ve Yedikule arasında hayata geçirilmek istenen projeler aynı zamanda bostancıların halihazırda dört mevsim toprağı işlediği Tarihi Yedikule Sur Dışı Bostanları olarak adlandırdığımız alandan geçmektedir. Böylesi bir yanyanalık her şehre nasip olmayacak bir kültürel peyzaj değeri iken bu restorasyon çalışmaları sırasında bostancıların yerlerinden çıkarıldıklarını ve bostanların tahrip edildiklerini görüyoruz.
Restorasyon çalışmaları sırasında, 2021 başından günümüze kadar SilivrikapıYedikule Kapı arasında dokuz bostan yok edildi.

Aralık 2022’de yaptığımız ziyaretlerde, sur restorasyonunun Belgradkapı – Silivrikapı etabında, surların peribolos bölümünde iş makinelerinin bir süredir aralıksız çalıştığını, kepçelerle toprağın derin bir şekilde kazıldığını, zeminin yer yer üç ila dört metre aralığında düşürüldüğünü gördük. Bu çalışmalar için bostancılar bostancılık yaptıkları alandan çıkartıldılar. Daha yeni ekilmiş, toprakta büyümeyi bekleyen kış sebzeleriyle beraber bostanlar alt üst edildi. Yüzlerce yıldır burada yetişen marullar, maydanozlar ve yadigar tohumlar tarihin izlerini taşıyan ve bilimsel araştırmalar için bir arşiv barındıran bostan toprağıyla beraber yerlerinden edildiler.”

‘Bostancılık zanaatı hiçe sayılıyor’

Peribolos alanına, Mevlanakapı’da ve Silivrikapı Hipojesi’nin çevresinde yapılan peyzaj düzenlemesine benzer bir şekilde her daim sulanması ve bakılması gereken rulo çimlerin serilmesinden, saksıda zeytin ağaçlarının teşhir edilmesinden, bostanlarla yaşayan dokusunu kaybetmiş, taştan ibaret bir yere indirgenmesinden ve bu yaklaşımın ileride bütün surlar ve bostanlar için uygulanmasından endişeli olduklarını aktaran bostancılar, açıklamanın devamında şu ifadeleri dile getirdi:

yedikule bostanları

“1600 yaşındaki kara surlarının tarihi ve kültür mirası değeri savaşlar, fetih ve mimari yapım tekniklerinden ibaret değildir. Surların çevresinde manastırlar, camiler, bostanlar, mezarlıkların oluşturduğu peyzaj ve bu peyzaj etrafında oluşmuş bir yaşam hakimdi. Bu yeni projelerde kuşaktan kuşağa aktarılarak günümüze gelen ve bostancılarımızda yaşayan bostancılık zanaatı hiçe sayılmaktadır. Bostancılık, üzerinde yeşerdiği toprağın iş makinaları tarafından çiğnenmesi suretiyle fiziken yok olurken, resmi anlatılarda da dışlanmakta, unutulmaktadır. Eylül 2022’de açılışı yapılan Mevlanakapı Ziyaretçi Merkezi’ndeki Sur Tarihi panosunda ve Ziyaretçi Merkezi Haritası’nda bostanların ve bostancıların adı yok. Soruyoruz, neden?

Üzgünüz ve kızgınız. Çünkü İstanbullulara verilen vaatler tutulmadı. İBB’nin hazırlanmasında ön ayak olduğu Gıda Stratejisi Belgesi’nde, sağlıklı gıdaya erişimin artması ve yoksullukla, iklim kriziyle mücadele için İstanbul’da kent tarımının geliştirilmesi ve yaygınlaştırılması öneriliyordu. Yüzyıllardır hemen yanı başımızda, Yedikule Bostanları’nda kentsel tarım yapılmaktadır. Şehrin gıda egemenliğinin güvence altına alınmasını sağlayan, tüm dünyaya kent tarımını öğretebilecek bu alan köstekleniyor!”

‘Bostanlar, İstanbul’un ekolojik sisteminin hayati bir parçası’

Bostanların İstanbul’un ekolojik sisteminin hayati bir parçası olduğunun vurgulandığı açıklamada, “Bugün ekolojik ilişkilerin yok edilişinin bedelini hava kirliliği, yağmursuzluk ve gıda kıtlığı olarak hep beraber yaşıyoruz. Böyle bir zamanda Yedikule Bostanları’na sıkı sıkıya tutunmamız gerekmez miydi? Tüm bunların gıda enflasyonunun tavan yaptığı, çiftçilerin tarımı terk ettiği günümüzde gerçekleştiğini de aklımızda tutmalıyız. Üzgünüz ve kızgınız, çünkü katılımcı bir süreç işletilmiyor” denildi.

‘Bostanlar ve surlar, birini diğerine tercih etmek zorunda kalmadan korunmalı’

Koruma Girişimi gibi toplumsal hareketlerin sürece dahil edilmediğine dikkat çekilen açıklamada “Halbuki bostanları kollayan katılımcı bir araştırma ve planlama süreci rahatlıkla kurgulanabilir” önerisinde bulunuldu ve şunlar aktarıldı:

“Yeniden söylüyoruz: Surlar ve bostanlar tarihsel bir bütündür; bostanlar kenti doyurmuş, burada toprakla, suyla, bitkilerle, uçan kuşla ortak bir tarih yaratarak günümüze ulaşmıştır. Bostanlar, kara surlarını biricik ve nadide kılmaktadır. Kara surlarındaki bu kültürel peyzaj bileşeni yok edildiği takdirde, İstanbul, dünyaya çok katmanlı bir miras alanının nasıl korunabileceğini gösterme fırsatını da tamamen kaybetmiş olacaktır.

Kara surlarının restore edilerek bu kültür mirasına sahip çıkılması hepimizi sevindiriyor. Hiçbirimiz restorasyona karşı değiliz. Ancak, hep vurguladığımız gibi: İstanbul’un bostanları ve surları, birini diğerine tercih etmek zorunda kalmadan beraber korunmalıdır.”

yedikule bostanları

İBB’ye seslenen girişim üyeleri diyalog kurma taleplerini yineleyerek şu çağrıda bulundu:

“Kara surları ile bostanları birlikte koruyan yaklaşımlar üretilebilir. Diyalog kapısının açılmasını, bostancıların bostanlarına kavuşmasını, bu çok katmanlı mirasımızın gelecek kuşaklara aktarılmasını istiyoruz. Sizleri de bu konudaki çalışmalarımıza destek vermeye ve bostanların sesi olmaya çağırıyoruz.”

Altı adımda çocuklarla iklim krizini konuşmak

İklim krizi, en çok bu krizde en az etkisi olan gelecek nesilleri ve bu krize hiçbir etkisi bulunmamış daha dünyaya gelmemiş nesilleri tehdit ediyor.

İnsan kaynaklı üretim ve tüketim şekilleri nedeniyle etkisi her geçen gün artan iklim krizine karşı en savunmasız olan bu genç nüfusun, yaşamlarını tehdit eden bu krize karşı bilinçlendirilmesi de bu anlamda çok büyük önem taşıyor. Peki çocuklarla bu kriz hakkında nasıl konuşulur?

Çocuklarla iklim krizini konuşmanın zor gelmesi çok doğal

Birleşmiş Milletler Çocuklara Yardım Fonu’nun (UNICEF) “İklim değişikliği yaşanıyor ve dünyadaki hemen hemen her çocuk bundan etkilenecek” dediği, oldukça ciddi olan bu sorun üzerine konuşmak eko-anksiyete de göz önüne alınınca zor gibi görünüyor olabilir ancak korkuya sevk etmeden anlatmanın birçok yolu da mümkün.

Öncelikle çocuklarla iklim değişikliğini konuşmanın size zor gelmesi, çocukları endişelendirmekten kaçınmak gayet normal.

Ancak çocuklar belli bir yaşı geçtiyse muhtemelen okulda, Internette veya arkadaşlarından iklim değişikliği hakkında birtakım şeyleri zaten duymuşlardır.

13 yaşındaki Bailasan ve annesi Maryam*, Kuzey Doğu Suriye’de, kuraklık, su krizi. Kaynak: Save the Children

Çocuklar, iklim değişikliği gibi belirsiz ve yıkıcı bir gerçek hakkında endişe, korku, üzüntü ve kızgınlık gibi çok doğal duygular hissedebilir.İklim değişikliği sorununu çocuğunuz için çözemeseniz de onun gerçekleri keşfetmesine, yalnız olmadığını bilmesine ve harekete geçmenin yollarını bulmasına yardımcı olabilirsiniz.

Sorunun gerçekliğini ve ölçeğini göz ardı etmeden iklim değişikliği hakkında nasıl dürüst ve umutlu bir konuşma yapılabileceğine dair UNICEF’in yol gösterici ipuçlarını sizler için listeledik:

1. Ödevinizi yapın

Hiçkimse iklim değişikliği ile ilgili tüm cevaplara sahip değil ve siz de bilmiyorsanız sorun değil. Bilimsel bilgiyi tazelemenize yardımcı olabilecek konuşmalar, videolar ve makaleler dahil olmak üzere birçok güvenilir çevrimiçi kaynak söz konusu. NASA‘nın konuyla ilgili çocuk dostu kaynakları bulunuyor. Ya da konuya çocuklarıyla nasıl yaklaştıklarını öğrenmek için diğer ebeveynlerle de konuşabilirsiniz.

Unutmayın: Çocuğunuzun yöneltebileceği soruları yanıtlayamamanız sorun değil – bunu yanıtları birlikte keşfetmek için bir fırsat olarak değerlendirebilirsiniz.

2. Dinleyin

Çocuğunuzla iklim değişikliği hakkında konuşmaya başlamak için, onun halihazırda bildiklerini ve konu hakkında ne hissettiklerini dinleyin.

Çocuğunuzun zaten ne kadar bildiğini ve ifade ettiklerini görünce şaşırabilirsiniz. Gezegenle ilgili korkularını ve umutlarını dinlemek için bunu bir şans olarak kullanın. Onlara tüm dikkatinizi verin ve sahip oldukları endişeleri göz ardı etmeyin veya en aza indirmeye çalışmayın. Herhangi bir şey hakkında konuşmak için her zaman size gelebileceklerini bilmelerini sağlayın.

3. Basit bilimi kullanın

Çocuğunuzu en iyi siz tanırsınız, bu nedenle bilgilerin onlar için uygun olduğundan emin olun.

İklim değişikliğini günlük yaşamlarıyla ilişkilendirmenin yollarını bulmak ve temel gerçekleri birlikte keşfetmek iyi bir başlangıç noktası olabilir.

Örneğin şöyle bir konuşma gerçekleştirilebilir:

“İnsanlar arabaları çalıştırmak, uçakları uçurmak ve evleri aydınlatmak için kömür ve petrol gibi fosil yakıtları kullanıyor. Bunların hepsi, atmosfere gezegeni bir balon gibi saran ve iklimi daha sıcak hale getiren sera gazları salıyor.

Daha sıcak bir gezegen, daha fazla sel ve daha fazla fırtına gibi hava koşullarındaki değişiklikler anlamına geliyor.

Gezegen ısındıkça kutuplardaki buzullar eriyor ve deniz seviyeleri yükseliyor. Bu ciddi bir sorun, ancak birçok bilim insanı ve birçok genç çözüm bulmak ve olumlu değişiklikler yapmak için çok çalışıyor. Ayrıca yapabileceğimiz birçok şey var.”

Görsel: Shaw Nielsen

Resimler, haritalar ve videolar sorunu görselleştirmeye ve daha somut hale getirmeye yardımcı olabilir.

Climate Visuals bunun için keşfedilecek harika bir kaynak; iklim etkilerinden iklim çözümlerine kadar konuyla ilgili görsellerden oluşan bir kitaplık derliyor.

4. Dışarı çıkın

Çocuğunuzu mümkün olduğunca doğayla tanıştırmaya çalışın. Onları dışarıda oynamaya teşvik etmek, doğadan keyif almalarına ve doğaya saygı duymalarına yardımcı olur.

Birlikte dışarıdayken, bir ağaç, bir bulut, bir örümcek ağı veya bir kuş gibi ilginç manzaraları gösterin.

Fotoğraf: Fabio De Paola/The Guardian

Bir anlığına hayatı yavaşlatmak ve doğaya minnettar olmak için zaman ayırmak gibi basit bir eylem, çocukların doğal dünya için bir merak duymalarına ve hayranlık geliştirmelerine yardımcı olabilir. Bir şeyin yoktan nasıl büyüdüğünü görmek için birlikte tohumlar ekin.

5. Çözümlere odaklanın

Tartıştığınız her sorun için bir çözüm göstermeye çalışın. Çocuğunuzla birlikte iklim değişikliğini ele almanın yolları üzerinde çalışan insanların örneklerini keşfedin. Haberlerde veya kendi topluluğunuzda gördüğünüz olumlu ve ilham verici hikayeleri tartışın.

Evinizdeki atıkları azaltmak, su tasarrufu yapmak, geri dönüşüm veya kullanılmayan ışıkları ve cihazları kapatmak gibi bir aile olarak hangi adımları attığınız üzerine konuşun. Bu, herkesin iklim değişikliğini ele almak için bir şeyler yapabileceği fikrini güçlendirmeye yardımcı olur.

Fotoğraf: ABC News: Cate Grant

Aile olarak veya topluluk içinde alabileceğiniz diğer önlemler için fikirleri tartışın:

Arabaya binmek yerine yürümeyi veya bisiklete binmeyi tercih edebilir misin? Bir ağaç dikebilir misin?

6. Eylemi güçlendirin

Dünyanın dört bir yanındaki gençler iklim eylemini kendi ellerine alıyor ve hükümetlerin kapısına kadar getiriyor. Diğerleri enerjiyi daha verimli kullanmanın yeni yollarını inşa ediyor, sosyal medyada çözümleri paylaşıyor ve haftalık iklim yürüyüşleri yapıyor.

Çocuğunuza, birçok gencin gezegenimiz için ayağa kalktığını söyleyebilir ve onların da bunu yapabileceğini bilmelerini sağlayabilirsiniz. İlgi gösterirlerse, onlara iklim değişikliği aktivistlerinin hikayelerini anlatabilirsiniz.

Gençler hakkında bilgi sahibi olmak ve onlardan haber almak, çocuğunuzun daha az yalnız hissetmesine ve kendi başına harekete geçme konusunda daha güçlü olmasına yardımcı olacaktır.

Çocuğunuzun iklim hareketi ve bu harekette oynamak istediği rol hakkında söyleyeceklerine açık olun.

Onlara bu yolu zorluyormuş gibi görünmemeye dikkat edin, bu da ister istemez bunalmış, endişeli veya sorumluluk altında ezilme duygularına neden olabilir.

Daha aktif bir şekilde bunun içinde yer almak istiyorlarsa size gelmelerine izin verin ve yerel eylemle başlayan küresel bir sorumluluk olarak iklim değişikliğiyle mücadelenin önemini vurgulayın.

İlk konuşma zor olabilir, ancak bu konuşmaları devam ettirmek önemlidir. Devam eden iletişim, her çocuğun geleceğini şekillendiren bir konu etrafında kritik öneme sahiptir.

 

Sıcaklık rekorları kırılan Birleşik Krallık’ta çiftçiler fındık bahçeleri oluşturuyor

Sıcaklıklar arttıkça, ürün çeşidi de değişiyor

Adanın iklimi giderek ısınıyor, geçen yıl kaydedilen en sıcak yıl olmuştu; yaşanan uzun ve kuru bir yaz, birçok mahsulün yetiştirilmesini zorlaştırdı ve birçok çiftçi kuraklık sırasında büyük mahsul kayıpları yaşadıklarını bildirdi.  2011 de ülkede ölçülen en sıcak ikinci yıl olarak kayıtlara geçmişti.

Fındık ağaçları, ilk dikildiğinde sulamaya ihtiyaç duysa da, sıcak havalarda iyi performans gösteriyor ve kurak yazlarda hayatta kalma olasılıkları çok daha güçlü. Singh-Watson, yakın zamanda fındığın önemli bir ürün olduğu İtalya‘daki, Nutella‘nın üreticisi Ferrero şirketine ev sahipliği yapan Piedmont’u ziyaret ettiğini; bu ülkedeki aşırı sıcak ve kurak yaza rağmen fındıkların büyümeye devam ettiğini söyledi.

Fındığın ayrıca çiftliklerdeki biyoçeşitlilik için de faydalı olduğuna dikkat çekiliyor: Kökleri toprağın suyu emme kabiliyetini ve kapasitesini geliştirerek rüzgar erozyonu riskini azalttığı için toprak sağlığını iyileştiriyor.

Warwickshire‘da 30 yıldır ceviz yetiştiren Tom Tame de daha sıcak ve kuru iklimin fındık, ceviz gibi ürünlerin yetiştirilmesine olanak sağladığını söyledi. Tame artık Kuzey Kutup Dairesi’ne kadar uzanmış durumda olan cevizlerin, bundan böyle eskiden daha soğuk olan bölgelerde ‘mutlu’ şekilde büyüyeceğini, ancak daha kuzeyde daha az ürün alınacağına dikkat çekti.

Kent‘te yetişen ve geleneksel olarak kurutulmak yerine taze olarak yenen bir fındık türü olan Hindistan cevizi üretimi yapan çiftçi Tom Cannon da cevizlerin kabuklarını kırmak ve kavurmak için daha fazla ekipman yatırımı yaptıklarını söyledi.

İngiliz tarım sektörü, özellikle ülkenin yüksek kaliteli ve çok talep gören ceviz üretiminin artmasından memnun. Çiftçiler ise karlı bir ürün üretmenin yanı sıra küçükbaş hayvanları sıcaktan korumak için de fındık ve ceviz bahçelerine güveniyor.

Mahsul verimi açısından şu anda dünyanın en iyi ceviz çeşitlerinin çoğu daha sıcak bir iklimi tercih ediyor” diyen Tate, “Chandler çeşidinin ortalama olarak yaklaşık 25C’yi tercih ettiği belirtiliyor. Geçen yaz ortalama 24.8C’ye ulaştık, yani sonunda o bölgeye giriyoruz” ifadelerini kullandı. 

Uzun soluklu bir tahribata tek sloganla bakmak: İklimi değil sistemi değiştir

Video haber: Mehmet TEMEL

*

Son yıllarda iklim değişikliğinin kendini daha çok hissettirmesi, bununla birlikte çözüm yollarınının tıkanması ile beraber iklim için harekete geçilmesi hedefiyle ortaya koyulan eylemler de arttı. Hem ulusal hem de uluslararası artan eylemlerle birlikte birçok protesto, slogan ve tepki de kayıtlara geçti. Bu eylemlerin hedefleri arasında iklim krizi karşısında ulusal ve uluslararası aktörlerin fosil yakıtı ve dolayısıyla krizi besleyen fonlamaları ve yönetimlerini iklim için harekete geçirmekten, kriz karşısında ekonomik, coğrafik, ırk, cinsiyet, yaş ve yönelim gibi nedenlerle dezavantajlı konumda olan topluluklar için iklim adaleti istemeye kadar birçok neden bulunuyor. Çoğunluğunu gençlerin oluşturduğu iklim krizi eylemlerinde hedefler tek bir cümleyle slogana dönüştürülmüş durumda ve biz de tam olarak tüm Türkiye’de bunun izini sürüyoruz:

“İklim değil, sistemi değiştir!”

2022’de kimi zaman iklim krizlerine karşı finansmanına devam edilen fosil yakıtlara, uluslararası iklim toplantılarında vadedilen net sıfır taahhütlerine karşı hükümetlerin hala yeterli eylemliliği göstermiyor olmasına, ormansızlaşmaya, yerinden edilmelere karşı dünyanın bir eylem sahnesine dönüştüğü de söylenebilir.

Özellikle Avrupa’da iklim aktivistlerinin ulusal ve önde gelen sanat galerilerinde Vincent Van Gogh‘un Ayçiçekleri‘nden Johannes Vermeer‘in dünyaca ünlü başyapıtı İnci Küpeli Kız’ına kadar birçok tablo üzerinden gerçekleştirdiği eylemler dünya gündemine damga vurdu. Türkiye’de ise gençler İstanbul’da iklim grevi yaparken iklim aktivistleri ülke çapında kervanlar yaparak olay yerinde fosil yakıt kullanımlarına, üretimlerine ve desteklemelerine yerelde en yakında maruz kalan insanların yanında tepki gösterdi.

İklim krizine karşı eylemlilik bu kadar artarken aynı zamanda iklim krizinin sonuçları, aşırı hava olayları birçok ülkede geniş çapta zararlara yol açtı.

Hava koşullarının ekstrem seyretmesi can kayıplarına, yerinden edilmelere, iklim göçlerine, ekinlerin zarar görmesine, kültür miraslarının tahribatına, mali kayıplara ve kaygılara sebep oldu. Bu başlıkların her biri kendi özelinde dünya ve üzerinde barınan canlılar için oldukça ağır etkilere sebebiyet verdi. Ancak ekstrem hava koşullarının sıklığını ve yoğunluğunu artıran iklim krizine karşı geri dönüş için eylemlilik de devam etti.

Türkiye özelinde Trakya’dan Erzincan’a kadar iklim krizinin etkilerini kayıt altına aldığımız videoda, aynı zamanda üniversiteden sokağa “İklimi değil, sistemi değiştir” sloganını özümseyen kişilere mikrofon uzattık.

İçinde bulunduğumuz bu duruma nasıl bakılıyor, sorun nasıl ele alınıyor ve çözüm yolları nasıl görülüyor… Bir slogan üzerinden bu soruları ‘Doğanın Çocukları’ndan Beyda Ceylan‘a, TTB’den Prof. Dr. Gamze Varol‘a, iklimBU’dan Prof. Dr. Levent Kurnaz‘a, İklim Adaleti Koalisyonu‘ndan Levent Büyükbozkırlı‘ya ve Avukat Özlem Altıparmak‘a sorduk.

Üniversite öğrencisi ve iklim aktivisti Beyda Ceylan şunları söylüyor:

“İklimi değiştirenler egemenler, yoksulların, işçilerin bu konuda payı çok çok az.”

“İklimi değil, sistemi değiştir” sloganı üzerinden konuştuğumuz halk sağlığı uzmanı Prof. Dr. Gamze Varol ise şunları aktarıyor:

“Sağlıklı olabilmek için sağlıklı bir çevrede yaşamamız şart ve bu sağlıklı çevre içinde bulunduğumuz sistemle sürdürülemiyor.”

İklim Adaleti Koalisyonu‘ndan Levent Büyükbozkırlı ise sistemi değiştirmeye geldiklerini söylüyor:

“Bu slogan bir nevi meydan okuma, bırakın artık iklimi değiştirmeyi, biz artık sistemi değiştirmeye geliyoruz.”

Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi’nden Prof. Dr. Levent Kurnaz ise sorunun kaynağına işaret ediyor:

“Çoğu çevresel problem, bizim doğaya verdiğimiz zararların bedelinin ürünlere yansımamasının bir sonucu.”

Son olarak çevre avukatı Özlem Altıparmak ise ne yapılabileceğine dair şöyle bir yol sunuyor:

“Sürdürülebilir ekonomi, sürdürülebilir kalkınma gibi kavramlar kullanıyoruz ama artık sürdürülebilir yaşam kavramını kullanmalıyız.”

 

‘Aşırı sıcak ve kuraklığın bileşik etkisi dünya nüfusunun yüzde 90’ını vuracak’

Nature Sustainability’de yayımlanan araştırma sonuçları, 2022’de Londra’dan Şanghay‘a kadar görülen rekor sıcaklıkların, dünya çapında artarak devam edeceğini öngörüyor.

Wuhan Üniversitesi’nden misafir araştırmacı Dr. Jiabo Yin ve Oxford Profesörü Louise Slater‘ın makalesine göre, bağlantılı sıcaklık ve kuraklık tehditleri birlikte değerlendirildiğinde, toplum ve ekosistemler için her iki tehdidin bağımsız olarak ele alındığı duruma göre çok daha yüksek bir risk oluşturuyor.

‘Daha yoksul insanlar, daha kurak kırsal alanlar’

Bu ortak tehditler ise  daha yoksul insanlar ve kırsal alanlar üzerinde daha ciddi etkiler anlamına geliyor. Araştırmacılar bunun sosyo-ekonomik eşitsizlikleri ağırlaştırabilecek ciddi sosyo-ekonomik ve ekolojik etkileri olacağını vurguluyor. 

Araştırmaya göre, “En yüksek emisyon senaryosunda, aşırı bileşik tehlikelerin sıklığının, ısınmanın ve karasal su depolamasındaki azalmanın birleşik etkileri nedeniyle küresel olarak on kat artacağı tahmin ediliyor.

GSYİH’nin en düşük emisyon senaryosunda bile dünya nüfusunun yüzde 90’ından fazlası, gelecek iklim koşullarında bileşik risklere maruz kalacak.

Dr. Yin, araştırmalarında kullandıkları yönteme ilişkin, “Büyük bir modelden elde ettiğimiz simülasyonlar ve yeni bir makine öğrenimi ile oluşturulmuş karbon bütçesi veri kümesi kullanarak, ekosistem üretkenliğinin küresel ölçekte ısı ve su stres etkenlerine tepkisini ölçüyoruz” dedi. 

Jin, bunun bileşik tehditin dünya ve uluslararası ekonomiler üzerindeki yıkıcı etkisini gösterdiğini savundu: “Sınırlı su mevcudiyeti, “karbon yutaklarının” – doğal biyolojik çeşitlilik bölgelerinin-  emisyonları emip oksijen yayma kabiliyetini vuracaktır.” 

Profesör Slater ise “Isınan bir Dünya’daki bileşik tehlikeleri anlamak, BM Sürdürülebilir Kalkınma Hedeflerinin (SDG’ler), özellikle de iklim değişikliği ve etkileriyle mücadele etmeyi amaçlayan SDG13’ün uygulanması için çok önemlidir” dedi: “Atmosferik dinamikleri ve hidrolojiyi birleştirmek,  su ve enerji bütçelerinin bu uç noktalara nasıl neden olduklarını gösterecektir.” 

 

Meslek örgütlerinden İzmir Belediyesi’ne açık çağrı: Urla İskelesi’ni rahat bırakın!

Haber: Ahmet SOYSAL

*

İzmir’in Urla ilçesi, İskele Mahallesi’nde muhtelif parsellere yönelik mülk sahiplerinin talebiyle hazırlanan plan/plan değişikliğinin İzmir Büyükşehir Belediye Meclisince uygun görüldü. TMMOB Mimarlar Odası İzmir Şubesi ve Şehir Plancıları Odası İzmir Şubesi, askı sürecinde yaptıkları itirazın dikkate alınmadığını belirterek, Meclis’e açık bir çağrı yaptı.

İzmir Büyükşehir Belediye Meclis üyelerine aldıkları hatalı karardan vazgeçmek için hala vakitleri olduğu vurgulanan açıklamada şunlar denildi:

İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06/06/2018 tarihli ve 7593 sayılı Kararı ile; Urla ilçesi, İskele Mahallesinde muhtelif taşınmazların bulunduğu alanın “1. Derece Arkeolojik Sit Alanı”ndan çıkartılarak, “3.Derece Arkeolojik Sit Alanı” tescil edilmesi sonrasında daha öncesinde teklif edilen plan/plan değişikliği önerileri İzmir Büyükşehir Belediye Meclisinin 14.10.2021 tarihli ve 05.1171 sayılı kararı ve 11.11.2021 tarihli ve 05.1297 sayılı kararlarıyla yürürlükte bulunan plan kararları ile uyumsuz ve yoğunluk artışı getirdiği gerekçesiyle reddedilmiştir.

Ancak benzer içerikteki teklifin daha sonrasında anılan ret kararlarına rağmen uygun görülmesinin kurumsal iç tutarlılık, şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve kamu yararına açıkça aykırı olduğu bütün kamuoyunun malumudur.”

Açıklamada bir alanın sit statüsünün düşürülmesinin o alanın konut ve konuta hizmet edecek kullanımlara çevrilmesi gerektiği anlamına gelmeyeceği, aksi durumda benzer nitelikteki tüm alanların yapılaşmaya açılması anlamına geleceğini savunmak bilimsel olarak kabul edilemeyeceği vurgulandı.

İyon antik kenti üzerine kurulu

Urla’nın İskele Mahallesi, 12 İyon kentinden biri olan Klazomenai Antik Kenti’nin üzerine kurulu. Bu nedenle de I. derece arkeolojik sit alanı kapsamında. Ancak bu sit derecesi  İzmir 1 Numaralı Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulunun 06.06.2018 tarihli ve 7593 sayılı kararı ile 3.derece arkeolojik sit alanına düşürüldü.

Bu değişikliğin, bölgedeki bazı mülk sahiplerinin isteği üzerine yapıldığı belirtiliyor. Aynı plan değişikliği teklifi daha önce kabul edilmemişti.  İmarı artıran plan değişikliği 2863 sayılı Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kanunu’na göre, Koruma Bölge Kurulu tarafından incelenecek ve eğer kurul tarafından onaylanırsa, Büyükşehir Belediyesi’nin de onama işlemini kısa sürede tamamlaması bekleniyor. İtirazlar ve açılabilecek iptal davalar da mahkemelerce kabul edilmezse kısa süre içinde bölgede inşaatlar başlayacak ve İzmirliler ortalama 20 dakika içinde ulaştığı tarihi Akdeniz kasabası Urla’nın İskele semtini yitirecek.

 

 

Riva deresi yine siyah akıyor, Çevre bakanlığı ‘bakıyor’

İstanbul Beykoz‘dan Karadeniz’e dökülen ve ‘Çayağzı Deresi’ olarak da bilinen Riva Deresi’nin suları yine siyaha dönüştü.

Deredeki renk değişiminin yanı sıra, kıyıya yakın noktalarda su yüzeyinde görülen yağ benzeri katmanlaşmalar ve kıyı çevresine bırakılmış atıklar da dikkat çekti.

Kötü bir kokunun da yayıldığı dereyle ilgili artan şikayetler üzerine Çevre Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na bağlı ekipler derenin belirli noktalarından su ve zemindeki çamurdan numune alarak çalışma başlattı.

Derede görülen siyah rengin nedeninin laboratuvarda yapılacak testler sonucunda ortaya çıkacağı açıklandı.

Riva Deresi yeniden siyaha döndü: Kanalizasyon gibi akıyor
Kanal Riva projesine ‘ÇED gerekli değil’ kararı
Riva Deresi’nden yüzlerce ölü balık akıyor

İstanbul Beykoz sınırlarında bulunan dereye akıtılan atıklar nedeniyle yaşanan kirlilik yıllardır sürüyor. 2020’de, Beykoz Belediyesi her yıl büyük ölçekte balık ölümlerinin yaşandığı ve renginin atıkları göre renk değiştirdiği derenin üzerine “Kanal Riva” yapacağını açıklamış ve proje için “ÇED gerekli değil” kararı verilmişti.

Belediye’nin o dönem 63 milyon TL’ye mal olacağını açıkladığı Kanal Riva Projesi kapsamında dere çevresine tema park adı altında restoranlar ve ticari alanlar gibi çok sayıda yapı inşa edileceği belirtilmişti.

Yaklaşık 32 kilometre uzunluğundaki Riva Deresi’nin Ömerli Barajı ve İSKİ Paşaköy İleri Biyolojik Atık Su Arıtma Tesisleri ile bağlantısı bulunuyor.