Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) ve Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) enflasyon rakamlarını açıkladı. Oranlar arasında uçurum var. Enflasyon TÜİK’e göre yüzde 55,18 , ENAG’a göre yüzde 126,91.
TÜİK deprem felaketi nedeniyle, şubat ayında Gaziantep, Malatya ve Hatay bölge müdürlüklerine bağlı olan illerde “alan (saha) fiyatları” derlenemediğini belirtti.
TÜİK, bu üç bölge müdürlüğüne bağlı illerde “işyeri barkod tarama verileri” ve veri kazıma yöntemi ile “internetten derlenen fiyat verilerinin” kullanımına devam edildiğini söyledi.
Şubat ayında bir önceki aya göre artışın en yüksek olduğu ana grup yüzde 7,36 ile gıda ve alkolsüz içecekler oldu. Gıdayı yüzde 5,69 ile eğitim, yüzde 4,07 ile lokanta ve oteller grubu izledi.
Grafik: TÜİK
Şubat ayında giyim grubunda fiyatlar yüzde 1,76; alkollü içecekler ve tütün ise yüzde 0,43 geriledi.Yıllık bazda en yüksek artış yüzde 74,34 ile lokanta ve otellerde kaydedildi.Sağlık harcamalarında şubat ayında sağlık grubunda yıllık artış yüzde 70,08; gıda ve alkolsüz içeceklerde ise yüzde 69,33 oldu.
İstanbul Ticaret Odası‘nın (İTO) verilerine göre de şubatta İstanbul‘da perakende veriler geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 78,62 arttı. Şubatta İstanbul’da aylık enflasyon ise yüzde 3,83 oldu.
Akademisyenlerin ve ekonomistlerin bağımsız biçimde oluşturduğu Enflasyon Araştırma Grubu (ENAG) verilerine göre, şubat ayında tüketici fiyat endeksi yüzde 7,21 arttı. Yıllık enflasyon ise yüzde 126,91 oldu.
ENAGrup Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) Şubat ayında %7.21 arttı.
E-TÜFE’nin son 12 aylık artışı ise %126.91 olarak gerçekleşti.
ENAG Tüketici Fiyat Endeksi (E-TÜFE) ve TÜİK ana harcama grup enflasyon oranlarına göre, TÜİK alt grupları gösterge olarak alındığında en fazla aylık azalış yüzde -1,28 ile eğlence ve kültür, en fazla yükseliş ise yüzde 49,35 ile Sağlık kaleminde gerçekleşti.
TÜİK, ENAG’a yeni bir dava açtı. Davayı sosyal medya hesabından duyuran ENAG kurusucu Prof. Dr. Veysel Ulusoy, “Yine mi dava açtınız sayın TÜİK yöneticileri? Sahaya inip enflasyonu ve milli geliri doğru dürüst ölçseniz topluma yararınız olur belki. Bu defa mahkeme salonuna geleceksiniz ama, geçen sefer olduğu gibi kaçmak yok” ifadelerine yer verdi.
Yine mi dava açtınız sayın TÜİK yöneticileri?
Sahaya inip enflasyonu ve milli geliri doğru dürüst ölçseniz topluma yararınız olur belki.
Bu defa mahkeme salonuna geleceksiniz ama, geçen sefer olduğu gibi kaçmak yok.
— Prof. Veysel Ulusoy (@ekonomikanaliz) March 3, 2023
Ne olmuştu?
TÜİK, ENAG’ın yayınladığı enflasyon rakamlarıyla kurumun itibarının zedelendiği gerekçesiyle geçen yıl dava açmış ve ENAG’ın verilerinin yayınlanmaması için “ihtiyati tedbir” talebinde bulunmuştu.
Davanın duruşması 2022’de Ankara 15. Asliye Hukuk Mahkemesi‘nde görülmüş; duruşma hakimi, TÜİK’in açmak istediği davanın reddine karar vererek duruşmayı bitirmişti.
9 Eylül 1999’dan öncesi sigortalıları kapsayan emeklilikte yaşa takılanlarla (EYT) ilgili düzenlemeyle birlikte, bu tarih öncesinde sigortalanmış kişiler, kendi mevzuatı çerçevesinde yaşa takılmadan istisnasız emekli olabilme hakkına sahip olacak.
Çalışma ve Sosyal Güvenlik BakanlığıEYT kapsamında ilk maaşların Nisan 2023’te yatırılacağını duyurdu.
Bakanlık, “Vatandaşlar yasanın yürürlüğe girmesinin ardından başvuruda bulunabilecek ve başvuruyu takip eden ay maaşları hesaplarına yatacak” açıklamasını yaptı.
Düzenlemeyle birlikte işverene kıdem tazminatı için kredi desteği de sağlanacak.
EYT düzenlemesiyle 8 Eylül 1999 öncesinde sigortalı olup kadınlarda 20, erkeklerde 25 yıl sigortalılık süresini tamamlayanlar emekli olabilecek. Emekli olabilmek için işe başlama tarihine göre 5 bin ile 5 bin 975 gün arasında değişen prim günü şartını da tamamlamak gerekiyor.
e-Devlet üzerinden başvuru mümkün
İlk etapta 2 milyon 250 bin kişinin emekli olmasını sağlayacak düzenlemenin başvuru yollarından birisi e-Devlet Kapısı olacak.
e-Devlet’te EYT başvuruları için yeni düzenlemeler yapıldı. e-Devlet arama çubuğuna EYT yazıldığında doğrudan başvuru ekranına yönlendirecek. EYT emeklilik başvuruları il ve ilçelerdeki SGK merkezlerine yapılabilecek.
Postayla iadeli taahhütlü belge göndererek de başvuru yapılabilecek. Ancak SGK, tüm işlemlerin e-Devlet’ten yapılabileceğini belirterek vatandaşları internetten işlem konusunda uyardı.
EYT başvurularında emeklilik başvuru işlemi için işten ayrılma belgesi sunma şartı da aranmayacak.
Nasıl başvurulur?
Yurttaşlar başvurularını e-Devlet Kapısı’nda yer alan “Gelir, Aylık, Ödenek Talep Belgesinin Verilmesi” dijital hizmeti üzerinden gerçekleştirebilecek.
Hak sahipleri, e-Devlet Kapısı’nda yer alan arama çubuğuna EYT, gelir, aylık, ödenek veya emekli kelimelerinden birini yazarak hizmete erişebilecek. Ayrıca hizmete kolay erişilebilmesi için e-Devlet Kapısı ana sayfasında yer alan 4/A ve 4/B emeklilik başvuruları duyurusu üzerinden de dijital hizmete erişim sağlanabilecek.
“Gelir, Aylık, Ödenek Talep Belgesinin Verilmesi” başlıklı dijital hizmete erişim sağlandıktan sonra açılan ekranda “Yeni Başvuru” butonu tıklanıp, tahsis talep türü olarak “Yaşlılık Aylığı“nın seçilmesi gerekiyor.
Sonrasında dijital hizmette sigortalı türü olarak SSK kapsamında aylık talep edeceklerin “4A SSK“, Bağkur kapsamına girenlerin ise “4B Bağkur” seçeneğini işaretlemesi ve “Başvur” butonuna tıklaması gerekiyor. Devamında maaş ödemesinin yapılacağı banka ve şube bilgisi ile e-posta, cep telefonu numarası, adres bilgisini içeren iletişim bilgilerinin doldurulması önem taşıyor.
“Aylık alıyor mu?” sorusuna “Evet” veya “Hayır” yanıtı verildikten sonra son aşamaya geçilecek. Son aşamada “Başvur” butonuna basılarak başvuru tamamlanmış olacak.
Reuters ajansının, uluslararası döviz kurları analistleriyle yaptığı anketin sonucunda, Türk Lirası’nın dolara karşı altı ay içinde yüzde 12 değer kaybetmesinin beklendiği ortaya çıktı.
Anket, 28 Şubat – 3 Mart tarihleri arasında 150 uzmanın katılımıyla gerçekleştirildi.Gelişmekte olan ülkelerin para birimleri arasında, Türk Lirası’nın geçen yılın en fazla değer kaybeden para birimi olduğunu hatırlatan ajans, altı ay sonrası için dolar/TL kurunun 21,68 olarak beklendiğini yazdı.
Bu sonucu Reuters’a değerlendiren ABD merkezli uluslararası finans şirketi Wells Fargo’nun uluslararası ekonomisti Brendan McKenna “Merkez Bankası’nın bağımsız olmaması ve para politikalarında geleneksel yaklaşıma aykırı hareket edilmesi, Mayıs ayındaki Cumhurbaşkanlığı seçiminde bir rejim değişikliği olmadığı sürece, öngörülebilir gelecekte liranın değer kaybetme eğiliminin sürdürmesine yol açacak” dedi.
CHP, İYİ Parti, Saadet Partisi, DEVA, Gelecek Partisi ve Demokrat Parti’den oluşan Millet İttifakı’nın liderleri, dün (2 Mart) cumhurbaşkanı adayını belirlemek için bir araya geldi. Toplantı Saadet Partisi lideri Temel Karamollaoğlu’nun ev sahipliğinde yapıldı.
Karamollaoğlu, CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, İYİ Parti lideri Meral Akşener, DEVA Partisi lideri Ali Babacan, Gelecek Partisi lideri Ahmet Davutoğlu ve Demokrat Parti lideri Gültekin Uysal’ı kapıda karşıladı.
Toplantı öncesi Kahramanmaraş merkezli depremler için mevlit okutan İYİ Parti, Saadet Partisi çevresinde mevlit şekeri dağıttı. Akşam saatlerine dek süren toplantıda liderler, “adaylık konusunun yanı sıra milletvekilleri listeleri, güçlendirilmiş parlamenter sisteme geçiş süreci, deprem çalışmaları” gibi konuları da ele aldı.
Toplantıda ilk gündem, 11 ili derinden sarsan deprem felaketi oldu. İttifak partilerinin üyelerinin sahada gerçekleştirdiği çalışmalar ve eksikliklere yönelik tespitler ele alındı.
Akşener’in adayın, kamuoyu anketlerine de bakılarak belirlenmesi gerektiğini belirterek, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Mansur Yavaş ve İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun da ismini masaya getirdiği, ancak Kılıçdaroğlu’nun “belediye başkanlarının görevine devam etmesi gerektiği” görüşünü masada da dile getirdiği öğrenildi.
Tüm genel başkanların partisinden tam yetki alarak katıldığı toplantıda, ortak cumhurbaşkanı adayı belirlendi. Toplantı sonrası yapılan açıklamada şu ifadeler kullanıldı:
“Millet İttifakını oluşturan siyasi partilerin genel başkanları olarak 28. Dönem TBMM ve 13. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde ortak Cumhurbaşkanı adayımız ve geçiş süreci yol haritası konusunda ortak bir anlayışa ulaşmış bulunuyoruz. Genel başkanların partilerinin yetkili kurullarını bilgilendirmeleri sonrası nihai açıklamayı 6 Mart 2023 tarihinde kamuoyu ile paylaşmak üzere Saadet Partisi’nin ev sahipliğinde tekrar bir araya geleceğiz.”
Dört partinin Kılıçdaroğlu’nu desteklediği, İYİ Parti’nin ise yetkili kurullarına danışmak istemesi nedeniyle Altılı Masa‘nın bir kere daha 6 Mart’ta toplanma kararı aldığı belirtildi.
Açıklamayı sosyal medya hesabından paylaşan Kılıçdaroğlu, “Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener” mesajı verdi.
"Birlik ve beraberlik; ölümden başka her şeyi yener." Toplantımıza ev sahipliği yapan Sayın @T_Karamollaoglu başta olmak üzere tüm genel başkanlara teşekkür ederim. pic.twitter.com/IN43eOAm6H
Toplantıda öne çıkan bir diğer gündem maddesi ise cumhurbaşkanlığı ve TBMM seçimlerine hazırlık oldu.
Zirvede liderler, ittifakın cumhurbaşkanı adayı konusunda istişarelerde bulundu. Seçimi ilk turda kazanmanın önemine işaret eden liderlerin, bu potansiyele sahip bir adayla hareket edilmesi gerektiğini vurguladığı kaydedildi.
Toplantıda ayrıca, masadaki liderlerle uyum içerisinde hareket edecek, istişareye önem veren, “güvenilir bir isim” üzerinde anlaşılması gerektiği vurgulandı. Liderlerin büyük çoğunluğunun adaylık için CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nu önerdiği ve yetkili kurullarda onayın alınmasının ardından pazartesi günü konunun resmiyet kazanacağı ifade edildi.
‘Aday konusunda da bir sürpriz beklenmiyor’
Masa kurmayları, “Masaya gelirken tüm genel başkanlar aday belirleme konusunda yetki almıştı. Hatta Kemal Bey’in adını vererek yetki veren partiler de olmuştu. Meral Hanım’ın ise sadece adayın konuşulmasıyla ilgili partiden yetki aldığı görülüyor. Kemal Bey’in adının görüşülmesi için tekrar partisine danışacağı görülüyor” dedi.
Kılıçdaroğlu dışında bir ismin masaya gitmediğini de söyleyen kurmaylar, “Aday konusunda da bir sürpriz beklenmiyor” yorumunu yaptı. İYİ Parti kaynakları ise “Masaya gelen isimlerin değerlendirilmesi için tekrar partinin yetkili kurullarının toplanacağını” belirtti. Bu kapsamda İYİ Parti GİK’in yarın bir araya gelmesi bekleniyor.
‘Pazartesiyi bekleyin’
Kılıçdaroğlu, liderler toplantısı sonrası partisinin genel merkezinde kurmaylarıyla görüştü. Toplantıya ilişkin bilgi veren kurmaylar, “Genel başkanın görüşünü bekledik. ‘Hayırlı olsun’ dedik. O da ‘Pazartesiyi bekleyin’ dedi. Bir sorun görünmüyor” açıklaması yaptı.
İYİ Parti Mali İşler Başkanı Ümit Dikbayır, sosyal medyadan “Millet 5’ten büyüktür” paylaşımını yaptı.
İYİ Parti Grup Başkan Vekili Erhan Usta ise katıldığı televizyon yayınında “Bir isim üstünde uzlaşılmamış diye düşünüyorum” dedi.
‘İletişim kazası oldu’
Toplantı başladıktan sonra partiler tarafından servis edilen bir fotoğrafta İYİ Parti lideri Akşener’in görünmemesi dikkat çekti. Saadet Partisi kaynakları, yaşanan durumun “bir iletişim kazası olduğunu” söyledi.
Öte yandan toplantı sürerken Saadet Partisi Genel Merkezi’ne gelen bir grup genç, “Bizim adayımız Muharram İnce” yazılı pankart açmak istedi. Pankartın açılmasına izin verilmedi. Saadet Partili yetkililer şikâyetçi olmadıklarını söyledi.
Kılıçdaroğlu SOL Parti ve TİP’le görüşecek
Kemal Kılıçdaroğlu’nun bugünkü programına SOL Parti ve TİP’e ziyaretler eklemesi ise dikkat çeken bir diğer nokta oldu. Kılıçdaroğlu, bugün (3 Mart) 13.30’da SOL Parti Başkanlar Kurulu Üyesi Önder İşleyen’i SOL Parti Genel Merkezi’nde ziyaret edecek. 14.30’da ise TİP Genel Başkanı Erkan Baş ile Meclis’te bir araya gelecek.
Kılıçdaroğlu, SOL Parti’nin Kadıköy’deki ‘Hükümet istifa’eylemine polis müdahalesi sonucu 77 üyesinin gözaltına alınmasının ardından telefon açarak dayanışma mesajını iletmişti.
TBMM Genel Kurulunda, Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonuçlarının araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına ilişkin önerge oy birliği ile kabul edildi.
Genel Kurul’da, Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonuçlarının tüm yönleriyle araştırılması, depreme dirençli yapı stokunun oluşturulması ve kentsel dönüşüm uygulamalarının etkinliğinin artırılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis’te grubu bulunan partilerce TBMM Başkanlığına sunulan önergeler birleştirilerek görüşüldü.
Önergeler üzerine söz alan HDP Grup Başkanvekili Hakkı Saruhan Oluç, deprem komisyonu kurulmasına “hayır” diyemeyeceklerini belirterek, “Deprem komisyonunu laf olsun diye kurmamamız gerekiyor; hakikaten etkili bir iş yapması ve bu yapılan işin de takip edilmesi gerekiyor” diye konuştu.
Depremle ilgili siyasi, hukuki, idari sorumluluğun iktidarda olduğunu söyleyen Oluç, AFAD‘ın alandaki çalışanlarının fedakarca çalıştığını ancak kurumun yönetiminin bütçesinin, ekipmanının, personel sayısının konuşulması gerektiğini söyledi.
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş ise Kahramanmaraş merkezli depremde hiçbir önlemin alınmadığını belirtti.
Fay hatları üzerine yönetmeliklere aykırı denetimsiz binaların yapıldığını söyleyen Beştaş, “Gözünü beton bürümüş bu iktidar inşaat ya da Resulullah şiarıyla yandaşlarının ceplerini doldururken yüz binlerce insana memleketlerini mezar etti” dedi.
‘Hükümet, afetin felakete dönüşmesinin tek sorumlusudur’
İYİ Parti Grup Başkanvekili Erhan Usta, depremin bir felaket haline gelmesinin zamanında alınacak tedbirlerle önlenebileceğini dile getirdi.
İktidarın deprem sonrası arama kurtarma ekiplerini koordine edemediğini, enkaz altında kurtarılmayı bekleyen vatandaşlara ulaşmada eksik kaldığını savunan Usta, “Hükümet, afetin felakete dönüşmesinin tek sorumlusu olarak karşımızdadır. On binlerce vatandaşımızın hayatını kaybettiği, yüz binlerce vatandaşımızın yaralandığı, şehirlerimizin yıkıldığı, canlarımızın böylesine yandığı bir felaketin sorumluluğundan helallik isteyerek kurtulamazsınız” değerlendirmesini yaptı.
Bu depremi felaket haline getiren tüm sebep ve sonuçların siyasetle ilgili olduğunu söyleyen Usta, “Çok katlı binalara izin vermek ve dikey yapılaşma siyasetle ilgilidir; imar yönetmeliğini uygulamamak ve oy kaygısıyla imar affı çıkarmak siyasetle ilgilidir; bölgede oluşacak deprem açıkça öngörülmesine rağmen AFAD ve ilgili bürokratik kurumların yetersiz bırakılması siyasetle ilgilidir; enkaz altındaki vatandaşlarımız sosyal medya üzerinden yardım çağrısında bulunurken sosyal medyayı kapatmak siyasetle ilgilidir” diye konuştu.
‘Depreme hazırlıklı olmak bina kalitesiyle alakalı’
MHP Kahramanmaraş Milletvekili Sefer Aycan, deprem senaryolarının, afet planlarının yeniden gözden geçirilmesi gerektiğini belirterek, “Neyi eksik yapıyoruz? Neyi yapamıyoruz? Doğru yaptıklarımız neler? Bunları gözden geçirmemiz gerekir” dedi.
Depremlerdeki hizmeti deprem öncesi ve sonrası yapılacaklar diye ikiye ayırmak gerektiğini belirten Aycan, şunları kaydetti:
“Depreme hazırlıklı olmak bina kalitesiyle, güvenli bina yapmakla alakalı, yoksa zamanını bilmiyoruz. Evet, deprem Türkiye’de olacak ama zamanını, ne büyüklükte olacak bilmiyoruz ama deprem olduğunda, elbette, koordineli olarak afete müdahale edeceğiz. İyi şeyler de yapıldı benim gördüğüm kadarıyla. Hasta nakli konusunda, acil müdahale konusunda ve enkazdan çıkarılanların cerrahi müdahalesi konusunda hiçbir sorun yaşanmadı. Bütün hastalar nakledildi, bütün yaralılar nakledildi ve operasyonları yapıldı. Yüz binden fazla insanın nakli yapıldı ve bu insanların cerrahi müdahaleleri yapıldı. Tabii, ilk zamanlar bunlar lazım. Sonra kalan insanları da yaşatmamız lazım”
Türkiye’nin deprem bölgesi olduğunu ve mutlaka yeniden planların yapılması gerektiğini vurgulayan Aycan, “Bütün varımızı, gücümüzü kentsel dönüşüme vermemiz lazım. Kahramanmaraş deprem bölgesi, en büyük sorunu kentsel dönüşüm ama burada hem gerekli bütçeyi oluşturmak, desteği oluşturmak zorundayız hem de herkesin aklını başına alması lazım. Uygun zemine yapılaşmamız gerekiyor, uygun zemine uygun bina yapmamız lazım” ifadelerini kullandı.
‘İmar afları Türkiye’nin gündeminden çıkarılmalı’
CHPAdana Milletvekili Müzeyyen Şevkin, deprem sonrası sahra hastanesi kurulmamasını eleştirdi.
Diri fay hatlarının kısa zamanda belirlenmesi gerektiğini söyleyen Şevkin, “İmar planlarına bu fay hatları işlenerek bir an önce kentler taşınmalı, deprem vergisi kentleri iyileştirmek için, sağlıklı hale getirmek için kullanılmalı. Türkiye’de bir an önce Afet Bakanlığı kurulmalı, imar afları Türkiye’nin gündeminden çıkarılmalı. Kentsel dönüşüm ranta dayalı olmayacak. Yapı denetimini, adam gibi bir yapı denetimini sigorta firmaları yapacak. Doğru düzgün bir DASK sistemi getirmek zorundayız. Sorumluluğu sadece üç müteahhide vererek altından sıyrılamazsınız” değerlendirmesinde bulundu.
CHP İstanbul Milletvekili Fethi Açıkel ise şu ifadeleri kullandı:
“Depremin olduğu ilk gün akşam saatlerinde aynı zamanda memleketim olan Hatay’a vardığımızda, maalesef sarayın 20 yıldır çok ama çok övündüğü ulaşım, haberleşme ve sağlık altyapısının her anlamıyla çöktüğünü, iflas ettiğini ve AKP’nin yaklaşık çeyrek yüz yıllık şuursuzluk ve ihmaller zincirlerinin büyük sıkıntılara yol açtığını gördük. Bu rant rejiminden vazgeçmediğimiz sürece, önce vatan, önce vatandaş, önce vatandaşlarımızın can güvenliği demediğimiz sürece, kurumlarımızın üstüne kene gibi, sülük gibi yapışan oligarklar, liyakatsiz kadrolar ve rantiye rejimi kaldırılmadığı sürece bu tür acıları yaşamaya devam edeceğiz.”
‘Bu süreçten çıkarmamız gereken dersler olacak’
AKPGaziantep Milletvekili Ali Şahin, bugüne kadar depremle ilgili bilinenlerin yaşanan felaketin sonuçlarını tanımlayabilecek, açıklayabilecek türden olmadığını söyledi.
Depremde sadece son yüz yıl içerisinde inşa edilen değil, asırlardır ayakta duran mabetlerin ve kalelerin de yerle bir olduğuna dikkati çeken Şahin, “Tabii, mutlaka bu süreçten çıkartmamız gereken dersler olacak, çıkartmak da zorundayız. Eksikliklerimiz var mıdır? Muhakkak ki olmuştur ama bunları bir vicdan ölçeği içerisinde, gerçekten de doğruları ortaya koymak adına ölçümleyerek yapmamız gerekir” dedi.
Depremin 11 ilde ve 62 ilçede aynı anda meydana gelmesinin müdahale etmeyi, yönetmeyi zorlaştırdığını belirten Şahin, konuşmasını şöyle sürdürdü:
“Diğer önemli bir husus, şehir merkezlerinin yıkılmış olması ve şehir merkezlerindeki depreme müdahale edecek olan itfaiye, belediye, emniyet, sağlık ekiplerinin de depremzede durumuna düşmüş olması. Bugün görüşerek formüle edeceğimiz Meclis araştırması da ilerleyen süreçte bu felaket sürecini muhakkak ki tüm boyutlarıyla ortaya koyacaktır. Elimizi taşın altına koyarak, bütün gerçeklerimizi ortaya koyarak, bu işten bir siyasi menfaat ve çıkar elde etme çabası içerisine girmeden önümüzdeki yüz yıllarımızı müemmen hale getirmek adına bu çalışmaları yapmak hepimizin borcu.”
AKP Sakarya Milletvekili Recep Uncuoğlu da art arda meydana gelen ve jeofiziksel açıdan ender görülen ikili deprem özelliğindeki depremlerin Türkiye tarihinin en büyük deprem afeti olarak asrın felaketini yaşattığını belirtti.
Deprem bölgesinde 271 bin personelin görev aldığını aktaran Uncuoğlu, şunları söyledi:
“Afet bölgesinde başta iş makineleri olmak üzere, toplam 15 bin araç çalışmalarını devam ettirmektedir. Türk Silahlı Kuvvetlerimize, Sahil Güvenlik Komutanlığına, Jandarma Genel Komutanlığına, Emniyet Genel Müdürlüğüne, Sağlık Bakanlığına ve Orman Genel Müdürlüğüne bağlı 115 helikopter, 78 uçak ve 38 gemi bölgede görev almıştır. Afet, barınma, beslenme, psikososyal destek grupları oluşturulmuştur. Ayrıca, deprem bölgesinin ihtiyacı olan birçok alanda, aziz milletimizin yardım seferberlikleriyle bölgeye herkes elindekini ulaştırmaya çalışmıştır.”
Konuşmaların ardından yapılan oylamayla Kahramanmaraş merkezli depremlerin sonuçlarının araştırılması için Meclis Araştırma Komisyonu kurulmasına oy birliğiyle karar verildi.
Antalya’nın Kemer ilçesinde bulunan 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı statüsündeki koruma alanı olan Phaselis Antik Kenti, iki ayrı plaj işletmesi yapılması için doğal alanların ve tarihi öneme sahip yapıların tahribatı riskiyle karşı karşıya.
20 Şubat’tan beri doğal ve arkeolojik açıdan koruma altındaki alana girişine izin verilen iş makineleri günlerdir tahribata yol açıyor ve Akdeniz sahillerindeki doğal ve kültürel mirası tehdit ediyor.
Ateş yakmanın, çadır kurmanın, bir çivi dahi çakmanın yasak olduğu sit alanında iş makineleri mekik dokurken yol açma, yolu genişletme, ağaç kesme gibi çalışmalar sürüyor.
Toplam 85 bin metrekarelik alanda uygulanması planlanan proje kapsamında kafeterya, otopark, karşılama merkezi, cankurtaran ünitesi, duş ve tuvaletler gibi günlük kullanımlara yönelik yapıların inşası için büyük miktarda betonun yanı sıra, PVC, demir ve alüminyum ve ahşap malzemelerin de kullanılması öngörülüyor.
Kültür ve Turizm Bakanlığı, kafeterya, otopark, karşılama merkezi, cankurtaran ünitesi, duş ve tuvaletler gibi günlük kullanımlara yönelik proje için özel bir inşaat ve restorasyon şirketine ihale verdi. Projeyle ilgili ihale dosyasında yer alan bilgilere göre arazide 2 bin 892 metreküplük derin kazı yapılacak ve bin 139 metreküp beton kullanılacak. Beydağları Sahil Milli Parkı sınırları içinde bulunan arazinin içerisinde tarım arazileri de yer alıyor.
Alacasu ve Bostanlık Koyu‘ndaki çalışmadan, bölge halkının 20 Şubat tarihinde iş makinelerini görmesiyle tesadüfen haberdar olduğunu kaydeden Phaselis’e Dokunma Hareketi’nin gönüllülerinden Erdal Elginöz, yürütülen projenin detaylarını Yeşil Gazete’ye değerlendirdi.
Bakanlık, bölgedeki aktivistlere Phaselis’te görülen kirlilik ve güvenlik endişelerinin yanı sıra buradaki sahillere gelen ziyaretçi sayısının hafifletilmesi gerekçesiyle, “koruma amaçlı” bir adım attığının ifade etmiş.
Ancak Elginöz, “Biz, bu alanların başka türlü korunabileceğini düşünüyoruz. Bu ‘Phaselis’in yükünü azaltalım, Phaselis’e günde on bin kişi geliyor, onların bir kısmını bunu bu tarafa kaydıralım’ diye bir gerekçeyle bu işe girişilmiş ama bunca yıl içinde böyle yapılan yerlerin kullanımının arttığını gördük. Bu bence Phaselis’e fazladan bir yük de oluşturacak” diyor:
“Projede restoran, kafeterya, tuvalet alanları, idari binalar, otoparklar, foseptikler gibi yapılar olacağı görülüyor. Otoparkın zemini de düzeltilecek ve bir çeşit bir maddeyle kaplanması gerekecek. Malzemeyle otopark zemininin de kaplanması gerekecek.”
‘Buyrun yapın’ izni verilmiş
Antalya Anıtlar Kurulu’ndan ve Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’ndan alınan faaliyet izninde, söz konusu alana otopark, yönetim binası, su deposu, su ve elektrik altyapısı oluşturulması, geniş alanda yapılaşmanın başlatılması gibi çalışmaların izninin olduğu belgeler gösterilmiyor. Alınan izin, sadece yolun kıyıya göre düzenlenmesini kapsıyor.
Öte yandan antik kalıntılar harap ediliyor; tarihi poligon taşlarının yeri değiştiriliyor veya iş makinesi ile yerinden sökülüp başka yere gömülüyor.
Projenin ihale dosyalarında, verilen izinlerdeki muğlaklık göze çarpıyor. İhale dosyasında yer alan bilgiye göre 85 bin metrekare içinde tek bir plaj yapılacağı bilgisi olmasına rağmen, hali hazırda iki ayrı plaj tesisisin yapılacağı görülüyor. Plaj tesisi, hem Bostanlık Koyu hem de Cennet Koyu (Alacasu) planlarında mevcut. Ancak dosyadaki 85 bin metrekarelik alanın, sadece Bostanlık Koyu arazisindeki parsellerin toplamına denk gelmesi nedeniyle, projenin toplam metrekaresi henüz belirsiz.
Konuya ilişkin olarak Antalya Bölge Koruma Kurulundan alınan iki kararı inceleyen Elginöz, konuyu şöyle özetliyor:
Bu kurul kararlarında inşaat yapılacağına, beton döküleceğine izin verildiğine dair bir detay yok. Yazılı olarak ‘Buraya beton dökmenize izin veriliyor veya burada kepçeyle şu işlemi yapmanıza izin veriliyor’ gibi bir ifade yok. Dolayısıyla iş biraz muğlak. ‘İznimiz var’ diyorlar, ama biz projeleri de göremediğimiz için neye izin verildiğini bilmiyoruz. Ancak Koruma Kurulunun verdiği izinde yeterli detay yok. Halbuki örneğin sit alanında bir şey yapacaksanız, tamir edecekseniz önce bir proje çizmeniz, onu götürmeniz gerekir, izin belgesinde de yapabileceklerinizin tek tek yazması gerekir. Normalde işleyiş böyle. Ama bu ‘Buyrun yapın’ izni olmuş. Net değil. O yüzden bir düzeltmeye gidilecek diye düşünüyoruz.
Birinci derece sit alanı kapsamındaki iki bakir koyun yoğun beton ve yapılaşma sürecine girmesinin, çevresel bozulmaları da beraberinde getireceği düşünülüyor. El değmemiş alanlarda korunması büyük önem arz eden bitki ve hayvan türleri yaşam sürüyor.
Elginöz, Phaselis’teki doğal yapıyı tehdit eden zararlara değinerek burada Phaselis lalesi olarak bilinen bir baklagil türünün endemik bir tür olduğuna dikkati çekiyor. Başka hiçbir yerde yetişmeyen bir tür olması nedeniyle, bitkinin bölgede yapılan tahribat nedeniyle zarar görmesinden veya yok olma riski bulunabileceğinden endişeleniyor.
Alacasu’yun küçük bir kumsal olduğunu ve caretta caretta yoğunluğunun fazla olmadığını belirten Elginöz, projenin yapılacağı diğer alan olan Bostanlık’ın ise caretta carettalar için önemli bir üreme noktası olduğunu açıklıyor. Projenin hayata geçirilmesinin ise korunması gereken deniz kaplumbağaları için sorun teşkil edeceğini düşünüyor: “Gece de plajlar açık olacağı için bu sahil ışıklandırmaları gece de olacak. Bu tür durumlarda deniz kaplumbağaları ışıktan rahatsız oluyor ve gelip yumurtlamıyor. Onlar için bir olumsuz bir etkisi olacaktır.”
“Sorun şu” diyor Elginöz: “Buradaki ormanlık alanlar zaten kullanılıyordu diyorlar, ama bu tür bir kullanımla burada çok daha büyük bir kullanım baskısı oluşacak. Bir sürü araç gelecek. Habitat parçalanması yaşanacak. Tabii sonuç olarak yapılan inşaat alanın tamamını kapsamıyor ama alanda yeni yol açılması gerekecek. Hatta yolu muhtemelen çift yönlü yapacaklar çünkü şu anki yolda iki aracın aynı anda geçmesi çok zor. Bu yüzden ikinci bir yol açılacak ve burası yoğun bir habitat parçalanmasına uğrayacak. Her yeri beton kaplayacaklarını iddia etmiyoruz; ama kullanım yoğunluğu ve habitat parçalanması burada sorun olacak.”
Projelerin geleceğine dair endişeler
Elginöz, bir halk plajı işletmesi olarak yapımına başlanan projenin geleceği için de endişelerin yaygın olduğunu ifade ediyor. “Buraya otel yapılacak demek için elimizde bir kanıt yok, böyle bir şey söyleyemeyiz” diyen Elginöz, “Ama bunun daha önceden yaşanmış emsalleri var. Bu yüzden birçok insan beni arayıp projenin otel yapımı için ilk hamle olup olmadığını soruyor. Bakanlık bunu hiçbir şekilde kabul etmiyor. Ama emsalleri olduğu için insanlar endişelere kapılıyorlar. Bu konuda çok insan gibi bizim de endişelerimiz var” diye ekliyor.
‘Verilen izin geçerli değildir’
2015’te Phaselis’te iş insanı Fettah Tamince’ye ait Rixos Oteller Grubu’na tahsis edilen 180 dönümlük alandaki otel projesi iptal edilmişti. 2021 yılında da Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından özel bir firmaya 20 yıllığına kiralanan Alacasu’daki (Cennet Koyu) yapılaşmaya karşı çıkmış, “Birinci derece arkeolojik sitlerde de yapılaşma mümkün değil. Biz gerekli uyarıları da yapıyoruz şu anda” demişti:
Bakanın dediğine aynen katılıyorum; burada şu anda yapılan binaların yapılması imkansız bir şey. Bunlar için bir izin verilmişse bu izin yanlıştır. Koruma Kurulunun böyle bir izin vermeye yetkisi yoktur” diyen Elginöz, izinleri bir analoji ile açıklıyor: “Bu, bir hakimin bir kişiye ‘sen hırsızlık yapabilirsin’ diye izin vermesine benziyor; bir hakimin böyle bir izin verme yetkisi yoktur, verdiği izin de geçerli değildir. Hiçbir kurum kendisini bağlayan kuralları çiğneyen bir izin veremez. Bizim zaten dava açma sebebimiz de budur. Buraya verilen izin yetki dışı verilen bir izindir. Böyle bir izin mümkün değildir.
‘Doğal sit statüsü kaldırılmış olabilir’
Bu tür izinlerin nasıl verilebileceğini araştıran Elginöz, edindiği en son bilgileri aktarıyor: “En son aldığımız bilgiye göre buranın doğal sit statüsü kaldırılmış. Bunun doğruluğunu henüz araştırıyoruz. Eskiden doğal sitti burası, sonra yeniden değerlendirildi ve doğal sitler Cumhurbaşkanlığı kararnameleriyle tekrardan ilan edildi. O esnada Alacasu ve Bostanlık koylarındaki doğal sit derecesi ya düşürülmüş ya kaldırılmış.”
Aktivist, bu durumun, Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığını da ilgilendiren bir durum olacağını ekliyor.
‘Sit alanında kepçeyle kazı yapılması canımızı acıtıyor’
Phaselis Antik Kenti’nin geçirmesi planlanan bu değişimden çevrenin yanı sıra tarihi ve kültürel varlıkların da etkileneceği tahmin ediliyor. “Arkeologlar dışarıda bekliyorlar” diyen Elginöz şöyle konuşuyor: “Ülke kuralları gereği birinci derece sit alanında kepçeyle çalışma yapamazsınız. Bugün çalıların arasında dolaştık, orman bürümüş halde duvar kalıntıları var. Alacasu’yun arka tarafında bir kilise varmış, o da orman bürümüş haldeymiş. Yeni açılması düşünülen yol oralardan geçecek. O esnada ne olacak bilmiyoruz ama güvenmek de istiyoruz. Sonuçta müze başında bekleyecek. Tarihi ve arkeolojik öneme sahip yapıların zarar görmeyeceğini ümit ediyoruz. Ama yine de sit alanında kepçeyle kazı yapılması bizim canımızı acıtıyor.”
‘Proje, seçim öncesine yetişmez’
Yolu açan şirketin elinde bulunan iznin ihaleden önce verildiğini vurgulayan Elginöz, durumu “ilginç” diye yorumluyor: “Şu an Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet (NuriErsoy) Bey’in bu işi şahsen takip ettiği biliyoruz. Çok önemsediğini biliyoruz. Ancak bize projenin seçim öncesine yetiştirilmeye çalışıldığına dair bilgiler geliyor. Zaten normal proje takvimine göre on dört, on beş gün sonra da teslim edilmesi lazım. Bu durumda yetiştiremeyecekler gibi görünüyor.”
Yürütmeyi durdurma davaları açıldı
Erdal Elginöz, projenin iptal edilmesi ve yürütmenin durdurulması için diğer aktivistlerle birlikte dava açtıklarını aktarıyor: “Davadan başka çaremiz yok. Türkiye’de gelinen noktada bir izin verildi diye burada çalışan insanlara karşı burada büyük bir kitlesel eylem yapmak büyük bir sonuç vermiyor maalesef. Pek çok yerde nöbet tutuyor arkadaşlar. Biz burada en azından kepçelerin girmesine engel olmaya çalışıyoruz ve bu projelere ilişkin yürütmeyi durdurma kararları almayı ümit ediyoruz.”
Mahkeme bilirkişi tayin edeceği için hukuki bir başarı elde edeceklerini düşündüğünü ifade eden Elginöz, “Biz haklıyız; bu tür yapılar birinci derece sit alanında yapılamaz. Dolayısıyla şimdilik mücadelemiz basın ve sosyal medya yoluyla fikirlerimizi açıklamak, durum hakkında sürekli güncelleme yapmak, ve davamızın delillerini daha da kuvvetlendirmeye çalışmak şeklinde. Önümüzdeki günlerde başka şeyler düşünülebilir” diye ekliyor:
“Dün, Koruma Kurulundaki yetkililer, projenin yeniden değerlendirileceği yönünde bir açıklamada bulundu. Önümüzdeki günlerde yeni bir inşaat çalışmasına girişmeden, belki de proje daha portatif, betonarme içermeyen, çok büyük yapılar olmayan, daha basit doğaya daha uyumlu bir düzenlemeye dönüşür diye umuyoruz.”
‘Betonsuz ve ekolojik çözümler hâlâ mümkün’
Phaselis’te aslında koruma altında olması gereken yerlerde bazen kirlilik ve güvenlik sorunlarının görüldüğünü teyit eden Elginöz, projenin muazzam maliyetine de dikkati çekerek işletme oluşturulması yerine daha ekolojik çözümlerin bulunduğunu kaydediyor:
Bu projenin toplam bedeli 60 milyon liraya yakın. Dolayısıyla bu paraya bu koylara birkaç tane bekçi koyarak buralar 30-40 yıl civarında korunabilir ve temiz tutulabilirdi ve böylece doğal hali de korunurdu. Basit birer portatif tuvalet, duş gibi şeyler de koyarak, belki küçük bir giriş ücreti konulabilirdi, hiçbir şekilde bozmadan bir şezlong da koymadan, devasa otoparklar da yapmadan…”
‘Öncelik işletme değil koruma olmalı’
Halkın kullanımına açık ve girişleri ücretsiz dahi olsa sahillerdeki işletmeler veya “halk plajları” genellikle alanda kullanılan şezlong, şemsiye gibi kiralanan eşyaların yanı sıra su, diğer içecekler ve yiyeceklere fahiş fiyatlar koyabiliyor.
Bu sebeplerin yanı sıra çevresel ve kültürel değerlerin korunması için bölgedeki halkın plajda işletme olmasını istemediğinin altını çizen Elginöz, “Bu tür işletmelerin girmediği 30-40 kilometrelik bir kumsal bandımız kaldı. Buranın daha iyi korunarak, daha temiz bakılarak, böyle kalmasını istiyoruz, bizim talebimiz bu. Bakanlık önce burada koruyucu tedbir almıyor, sonra da koruma için böyle bir şey yapılıyor. Bu bize inandırıcı gelmiyor” diyor:
“Biz yıllardır burası böyle kalsın diye uğraşıyoruz” diyor Elginöz. “Buraları yine olduğu gibi koruyarak çok daha basit, çok daha güzel bir düzenleme yapılabileceğine inanıyoruz biz, hâlâ yapılabileceğine inanıyoruz. Bu kadar büyük bir proje bizi ürkütüyor ve böyle bir kullanımı burada doğru bulmuyoruz. Şu anda görüldüğümüz kadarıyla geri dönülmesi hâlâ mümkün. Buradaki betonlar da yıkılır, bir tanesi kalır tuvalet olarak. Benim talebim hepsinin sökülmesi, buraya yalnızca portatif bazı çözümler sunulması. Engelliler için de portatif tuvalet var. Ufak bir alana bir taş döşeyerek engeller içinde bir şeyler yapılabilir. Bizim talebimiz burada çok daha küçük çaplı şeylerin yapılması.”
Bu noktada Bakanlık’ın gelir elde etme kaygısı bulunduğunu hatırlatan Elginöz, “Ama bu bir şirket değil, bakanlık. Görevi önce kar elde etmek değil, önce kültür varlıklarımızı korumak, geliştirmek. O nedenle biz buralarda daha basit koruma önlemleriyle temizliğinin ve düzenlemesinin yapılabileceğini düşünüyoruz” diyor: “Buraya kurulacak işletmeyi kimin çalıştıracağı belli değil. Muhtemelen Turaş, yani Turizm Bakanlığının kendi şirketi çalıştıracak ama birilerine kiraya verip vermeyeceğini bilmiyoruz.”
Phaselis’te yürütülen projenin çizimlerinden bir görüntü.
Bakanlık: Doğaya veya tarihi eserlere zarar verilmiyor
Kültür ve Turizm Bakanlığı’ndan tartışmalara ilişkin yapılan açıklamada ise şunlar kaydediliyor:
“Antalya Phaselis Antik Kenti’nin bulunduğu alan, Birinci Derece Arkeolojik Sit Alanı olarak tescil edilmiştir. Phaselis Antik Kenti’nin tarihi ve doğal değerlerinin korunarak kontrollü ve sürdürülebilir bir şekilde sergilenebilmesi için söz konusu alanın kuzeyindeki Alacasu ile güneyindeki Bostanlık Koyu’nun ‘Phaselis Ören Yeri ve Bütünleyici Kıyı Alanı Çevre Düzenlemesi’ ile bu değerlerin gelecek nesillere aktarılması hedeflenerek projeler hazırlanmış ve bu projeler Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu’nun 13 Ekim 2022 tarih ve 14634 sayılı ve 15 Kasım 2022 tarih ve 14780 sayılı kararları ile uygun bulunmuştur.
Phaselis’te yürütülen projenin çizimlerinden bir görüntü.
Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu Kararları ile uygun bulunan projelerin uygulanması işi Bakanlığımızca ihaleye çıkılmış, SA-FA Restorasyon Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti. firması işin yapımını üstlenmiş, 14 Şubat 2023 tarihinde sözleşme imzalanarak işin yapımına başlanmıştır.
Söz konusu çalışmalar, Antalya Kültür Varlıklarını Koruma Bölge Kurulu kararları doğrultusunda Bakanlığımız ile Müze ve Kazı Başkanlığı‘nın denetiminde devam etmektedir. Doğaya veya tarihi eserlere herhangi bir şekilde zarar verme söz konusu değildir.”
Kim bu SA-FA?
30 Ocak 2023 tarihinde sonuçlanan ihale,İstanbul merkezli SA-FA Restorasyon Sanayi İnşaat Ticaret Ltd. Şti. firmasına verildi.
SA-FA, AKP‘nin kurucularından ve eski Bayındırlık ve İskan Bakanı Zeki Ergezen’in bir akrabasına ait. Ergezen’in ihale yasaklısı kardeşi Ali Haydar Ergezen‘in de bir dönem yöneticiliğini yaptığı şirket, 10 yılda kamudan toplam 242 milyon TL değerinde 34 ihale aldı.
Çanakkale‘nin içme suyu ihtiyacını karşılayan Atikhisar Barajı‘nda kuraklık nedeniyle su miktarının iyice azalması üzerine Çanakkale Belediyesi, encümen kararıyla su kullanımına yönelik bazı yasaklar getirdi.
Çanakkale Belediye Encümeni tarafından, tüm dünyada ve ülkede yaşanan küresel ısınmanın etkisiyle su kaynaklarının azaldığını, yaşanmaya başlanan sıkıntılar göz önünde bulundurularak, kentin tek su kaynağı olan Atikhisar Barajının sürdürülebilirliğini sağlamak, yaşam kaynağı olan suyu korumak gerekçesiyle kenti yakından ilgilendiren önemli kararlar alındı.
Encümen kararları doğrultusunda konut ve işyeri önlerinin ve içlerinin hortumla yıkanması, halı ve kilim yıkamaları, şehir şebeke suyu ile hortumla araba yıkanması yasaklandı.
Ayrıca yüksek su tüketimi olan sanayi tesislerinde suyun tasarruflu kullanılabilmesi için mevcut kullanımlar göz önüne alınarak kısıtlamaya gidildi.
Sayaçlar sayesinde yeraltı suyu kullanımı tespit edilecek
Oto kuaför-yıkama işletmelerinde su tüketiminin ayda en fazla 20 metreküp olarak uygulanması; oto kuaför-yıkama, halı yıkama, hamam, tuvalet gibi su tüketimi yüksek olan işyerlerinde ön ödemeli elektronik sayaç takılması, yeraltı suyu kullanımı varsa mekanik sayaç takma mecburiyetinin getirilmesi ve böylece yeraltı su kullanımının tespitinin yapılması da alınan kararlar arasında bulunuyor.
Kararlar, sulama işlemlerine de kısıtlamalar getiriyor. Buna göre, bahçe sulamalarının sabah ve akşam, mümkünse kuyu suyu ile ve yağmurlama/damlama sistemleri kullanılarak yapılması; park, bahçe, yeşil alan, tarımsal maksatlı üretim yapılan yerlerde sulamaların kısıtlanması; acil sulama ihtiyacı olan yerlerin yağmurlama, damlama sulama ile su kullanımının minimuma indirilmesi yönünde kararlar alındı.
Uymayanlara cezai işlem uygulanacak
Alınan bu kararların su kaynağı rezervinin yeterliliğine göre, Belediye Encümenince yeniden değerlendirilmek üzere 30 Nisan 2023 tarihine kadar geçerli olmasına, kontrol ve denetimin Belediyenin ilgili müdürlükleri tarafından yapılmasına, encümence alınacak su tasarrufuna yönelik bu kararlara uymayanlar hakkında “5326 Sayılı Kabahatler Kanununca” cezai işlem yapılmasına oy birliği ile karar verildi.
Merkez üssü Kahramanmaraş ve Hatay olan toplam 10 ili içine alan büyük depremlerin ardından tarifi zor zamanlar geçiyor. Biz de yıkımı yerinde görmek, tanıklık etmek ve kayıt altına almak için yola çıktık. Uzun bir yolculuk sonrası gece yarısı Hatay’a vardık. Defne ilçesine bağlı Armutlu Mahallesi, Uğur Mumcu meydanında karanlıkta gördüğümüz yıkıntılar gündüz saatlerinde daha da belirginleşti. Meydanda hasar görmüş ama yıkılmamış binalar varken arka sokaklarda binaların tamamı yerle bir olmuştu.
Sabah saatlerinde bölgeyi dolaşmaya, çekim ve röportaj yapmaya başladık. Daha üç gün önce hayatlarının felaketini ve travmasını yaşamış insanlardan röportaj istemek çok zor. Deprem bölgesinde kaldığımız süre içinde 20’ye yakın insanla görüşme gerçekleştirdik. İnsanlar bir taraftan sağ olarak kurtulmalarına sevinirken enkaz altında kalan tanıdıkları, akrabaları, arkadaşlarının acısını hissettiklerinde o sevinç yerini gözyaşlarına bırakıyor. Ortak cümle, depremin ilk üç gününde devletin yardıma gelmemiş olması. Enkaz altında kalan yakınlarının sesleri duyarak bir şey yapamamanın verdiği çaresizlikle ölümlerine şahit olduklarını anlatıyor çok sayıda kişi.
‘Devlet neden yoktu?’
Yanına gittiğimiz orta ölçekli bir işletmenin 30’lu yaşlarındaki sahibi genç, kırtasiye ürünlerinin olduğu depodaki malzemeleri çalışanlarıyla birlikte kamyona yüklemeye çalışıyor.
Hasar almış ama yıkılmamış bir binanın zemin katındaki kırtasiye deposundan canlarını hiçe sayarak kurtardıkları her bir koli malzeme, onun gelecek yaşamını kurmak için bir yaşam garantisi anlamına geliyor. Geleceği yeniden inşa etmek için çalışanlarıyla birlikte enkazın içine girerek bir bedel daha ödediğini anlatan işveren genç, yaşadıkları şeyin büyük bir yalnızlık hissi olduğunu söylüyor. Bu yalnızlık hissinin sadece bugüne ait olmadığını, bu coğrafyada yaşayan insanlar olarak yüzyıllardır yaşanan bir duygu olduğunu da ilave ediyor. Bu, depremin ilk üç günü için “Devlet neden yoktu?” sorusunun cevaplarından biri:
“Biz bu coğrafyada doğduk, kaçmayı seçmedik. Ama şu an seve seve kaçıyoruz. Demek ki zamanında kaçmamız gerekiyormuş, aynı kavimler göçü gibi. Bir şeyleri önceden gördük ama konfor alanımız bizi hep korkuttu. Şimdi konfor alanımız; kimi ‘ilahi’ der, kimi ‘jeolojik’ der, bir şekilde yok oluyor. Avrupa’da olsam malımı düşünmem, devlet arkamda olur. Ama ben devlete güvenmiyorum, güvenmediğim için de tekrar kendi çabalarımla bir şeyleri var etmeye çabalayacağım.”
“Biz neden tek bayrak altındayız? Bu günler için. Ama bugün biz bayrağın altında yalnızız ve bayrağı yine biz havada tutuyoruz. Devlet bunu bizim için yapmıyor. Bu gerçekten çok acı, yalnızlık hissi tam olarak bu abi…”
Sadece bizim şahit olduğumuz, 24 saat yol kenarında bekleyen tüm aramalarına rağmen yetkililerden kimsenin gelip almadığı cesetlerin yanında konuştuğumuz orta yaşlardaki kadınlardan biri “Devlet böyle bir anımda yanımda olmayacaksa neden var ki” diye soruyor, devamında “O zaman neden ona saygı duyayım ki” diye ilave ediyor.
Depremle birlikte devletle vatandaş arasında gerçekleşen kopuş, bölgede elle tutulur bir halde. Bu kopuş önce isyanı sonra kabullenişi ardından yalnızlık ve değersizlik hissini doğuruyor. Devletin konuya dahil olmasıyla birlikte “ilahi ya da jeolojik” diye tarif edilmeye çalışılan deprem gerçeği, yerini binlerce yıllık derin bir sorgulamaya bırakıyor.
Enkazın altında annesi ve kardeşlerinin olduğunu söyleyen, konuştuğumuz kişilerden bir diğer isim ise kurtarma ekiplerinin mesai yapar gibi gecenin bir saatinden sonra ışıkları kapatıp gittiklerini ve enkaz altında kalan yakınlarını kurtarmak için zamanın daraldığını söylüyor.
Yakınlarını sağ olarak kurtarmak umudu yerini “en azından cesetlerine ulaşalım” gibi daha düşük bir beklentiye bırakıyor. “Ne yapalım bırakıp gidelim mi” diye soruyor.
Sözlük CEO’su Başak Purut kararı sosyal medya hesabından, “ekşi sözlük erişim engeli kararı an itibariyle mahkeme tarafından kaldırıldı. geçmiş olsun!” ifadeleriyle duyurdu.
ekşi @sozluk erişim engeli kararı an itibariyle mahkeme tarafından kaldırıldı. geçmiş olsun!
Ekşi Sözlük tarafından yapılan açıklamada da “Yaptığımız itiraz Ankara 4. Sulh Ceza Hakimliğince kabul edildi ve erişim engelinin kaldırılmasına karar verildi. Kararın uygulanması için yetkililerle iletişime geçiyoruz. Hukuka inanmaya devam edeceğiz” denildi.
yaptığımız itiraz ankara 4. sulh ceza hakimliğince kabul edildi ve erişim engelinin kaldırılmasına karar verildi. kararın uygulanması için yetkililerle iletişime geçiyoruz. hukuka inanmaya devam edeceğiz.
Ekşi Sözlük’e Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK) tarafından yapılan paylaşımlar nedeniyle 21 Şubat’ta erişim engeli getirilmişti. Konuya ilişkin Ekşi Sözlük’ün Twitter hesabından paylaşılan açıklamada, “Bilgi sahibi değiliz, yetkililerden bilgi almaya çalışıyoruz” denilmişti.
6 Şubat’ta meydana gelen depremlerin yaraları hâlâ sarılmaya çalışılırken Türkiye’nin farklı bölgelerinden ekokırım haberleri de eksik olmuyor. Depremin ilk günlerinde binlerce kişi enkaz altında kurtarılmayı beklerken ve bölgede iş makinelerine ihtiyaç duyulurken, İkizköy’deki şirketler maden çalışmalarına tam gaz devam etti. Avdan’da zeytin ağaçları yine kömür madeni uğruna söküldü. Köyceğiz’deki sığla ormanlarında ağaçlar kesilip yakıldı.
İkizköy’de maden çalışmaları, bir gün bekleyebildi
1,5 yıla aşkın süredir Akbelen Ormanı’nı korumak için nöbetlerine devam eden İkizköylüler, depremin şokunu atlatamadan 7 Şubat Salı günü Akbelen Ormanı’nda maden çalışmalarının devam edildiğine şahit oldu. Öte yandan, bölgede orman parselasyon işlemleri ve zeytinlikler arasında yol inşaatı da başlatıldı.
İkizköy Akbelen mücadelesinin avukatlarından İsmail Hakkı Atal, şunları söyledi: “İkizköy’de depreme rağmen ekokırım faaliyetleri durmadı. Deprem bölgesine göstermelik olarak gönderdikleri birkaç iş makinesine karşılık, Akbelen Ormanı’nın yanı başındaki kömür sahasında (deprem bölgesine göndermediği iş makineleri, kamyonları, vinçleriyle) doğaya, ülkeye ve insanlığa karşı suç işlemeye devam ediyorlar. 7.02.2023’te alanda zeytin yasasını ihlal ettiklerini de yerinde gördük ve yok ettikleri Işıkdere Köyü’nden on binlerce ton hafriyatı zeytinliklerin üzerine dökerek, zeytinlerin üzerinde bir hafriyat tepesi oluşturduklarını ve zeytinlikleri diri diri gömdüklerini tespit ettik. İkizköylülerin yaşam alanlarının ve Akbelen Ormanı’nın (aynı zamanda birçok çimento fabrikası olan) kömür uğruna yok edilmek istenilmesi ve köylülerin kente göçe zorlanması bugün yaşadığımız büyük deprem felaketine giden sürecin somutlaşmasıdır.”
29 Zeytin ağacı rant uğruna yerinden söküldü
24 Şubat Cuma günü ise, Akbelen Ormanı’nın içindeki zeytinliklerde zeytin söküldüğü haberini alan İkizköylüler, zeytin kanununa göre yapılanın suç olduğunu söyleyip durumu jandarmaya bildirdi. Olay yerine gelen jandarma ekipleri 29 zeytin ağacının söküldüğüne ilişkin tutanak tuttu. İkizköy Çevre Komitesi, “Şirket pandemi, yangın ve deprem gibi felaketler ile uğraştığımız zamanlarda fırsatçılık yapmaktan geri durmuyor. Biz de mücadelemizden, zeytinliklerimizden, köyümüzden ve Akbelen Ormanı’ndan asla vazgeçmeyeceğiz” diyerek destek çağrısında bulundu.
Depremden sonra Denizli’de de zeytinleri söktüler
Daha önce Cumhurbaşkanlığı kararnamesi ile acele kamulaştırılan Denizli-Avdan‘da da deprem gündemine rağmen kömür madeni uğruna zeytin ağaçları söküldü. Avdan Platformu sözcüsü avukat Hasan Ozan Orpak, “Depremin üzerinden günler geçmesine rağmen içimizdeki ateş sönmüyor. Bu acılı günlerimizde ne yazık ki şirketler de uyumuyor ve ekokırıma devam ediyorlar. Denizli, Avdan’da daha arama kurtarma faaliyetleri devam ederken, kalbimiz oradayken, bizim diğer can kaynağımız zeytinlerimizi sökmeye devam ettiler. Bizim bir olmamız gerekirken bizim ciğerimizi kökleyenlerle de hukuk önünde mücadelemize devam edeceğiz” dedi.
Köyceğiz’de sığla ağaçları kesilip yakıldı
Muğla Köyceğiz’de içerisinde yüzlerce sığla ağacının bulunduğu ve orman vasfını koruyan özel ormanlık alanın bir kısmı, orman tahdit sınırları dışına çıkarılmıştı. Bu parsellerdeki sığla ağaçları, ağaç kesimi için Orman İşletme Müdürlüğü’ne başvurularak, orman işletme personeli tarafından kesilmek üzere işaretlenmişti.
Sığla Ormanları Savunması, 25 Şubat günü tüm ülke deprem gündemiyle yoğunken dünya mirası kapsamında koruma altında olan Sığla Ormanı’nda ağaçların kesilip yakıldığını açıklayarak güvenlik güçlerinin ve savcılığın bu katliama acilen müdahale etmesini istedi.