Ana Sayfa Blog Sayfa 551

Pınar Gültekin davasında, Cemal Metin Avcı’ya indirimsiz ağırlaştırılmış müebbet

Yeniden görülen Pınar Gültekin davasında, katil Cemal Metin Avcı, ‘canavarca hisle eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan, haksız tahrik hükümleri uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezasına çarptırıldı. Avcı’nın kardeşi Mertcan Avcı ise ‘suç delilerini gizleme, değiştirme ve yok etme’ suçunda dört yıl hapis cezası aldı.

Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi‘nde, 20 Haziran’da görülen davanın 13’üncü duruşmasında mahkeme heyeti Cemal Metin Avcı’ya önce ağırlaştırılmış müebbet hapis vermiş; ardından haksız tahrik indirimi uygulayıp, cezayı 23 yıl hapse düşürmüştü. Ağırlaştırılmış müebbet cezası istenen tutuksuz yargılanan kardeşi Mertcan Avcı ile suça iştirak ettikleri öne sürülen, annesi Ayten Avcı, babası Selim Avcı, boşandığı Eda Karagün ve ortağı Şükrü Gökhan Orhan‘ın ise beraatine karar verilmişti.  Gültekin ailesinin avukatı Rezan Epözdemir ve Muğla Cumhuriyet Başsavcılığı kararı istinafa taşımıştı.

İzmir Bölge Adliyesi Mahkemesi, Pınar Gültekin cinayeti davasının yeniden görülmesine karar vermişti.

Kadınlar: Ayrımcı indirimler, kadın cinayetlerinin önünü açıyor 

Duruşma öncesinde bir basın açıklaması yapan Kadın Cinayetlerini Durduracağız Platformu üyesi Tülin Polat şunları söyledi:

“Pınar Gültekin öldürüldüğünde, Türkiye’nin dört bir yanında meydanları dolduran kadınlar olarak Muğla’da görülen davanın da yıllarca peşinde olduk. Bugün ise Muğla’da verilen hukuksuz kararın bozulması ve adaletin sağlanması için İzmir Bölge Adliyesi’ndeyiz. Reddettiği erkek tarafından boğularak, yakılarak ve üstüne beton dökülerek öldürülen Pınar Gültekin’in faili Cemal Metin Avcı’ya hiçbir somut dayanak olmadığı halde haksız tahrik indirimi uygulandı. Cinayet yardım ve delilleri karartmaktan yargılanan diğer tüm sanıklar hakkında ise tüm somut deliller hiçe sayılarak berat kararı verildi.

Bölge adliye mahkemesindeki ilk durulmada savcı katil Cemal Metin Avcı’nın tasarlayarak, canavarca hisle öldürme suçundan cezalandırılmasını, haksız tahrik indirimi uygulanmamasını istedi. Savcı, kardeşi Mertcan Avcı’nın ise suça iştirakten cezalandırılmasını istedi. Her zaman söylediğimiz gibi yeniden ifade ediyoruz. Kadın davalarında verilen ayrımcı indirimler, kadın cinayetlerinin önünü açıyor. Erkekler bu karardan cesaret alıp aynı bahanelerle kadınları öldürüyor. Adaleti de etkin hukuki süreçlerin işletilmesini de kadınların özgürce yaşamasını da mücadelemizle sağlayacağız” dedi.

Bu kez indirim yok

İzmir Bölge İdare Mahkemesi 4’üncü Ceza Dairesi’nde bugün görülen duruşmada, kararını açıklayan mahkeme, Cemal Metin Avcı hakkında ‘Canavarca hisle eziyet çektirerek ve tasarlayarak öldürme’ suçundan haksız tahrik hükümleri uygulanmadan ağırlaştırılmış müebbet, kardeşi Mertcan Avcı hakkında ise ‘suç delilerini gizleme, değiştirme ve yok etme’ suçunda dört yıl hapis cezasına hükmetti.

Failin suç ortağı olmakla suçlanan annesi, babası, eski eşi ve iş ortağının ise beraatine karar verildi.

Ne olmuştu? 

Muğla Sıtkı Koçman Üniversitesi İktisadi ve İdari Bilimler Fakültesi İktisat Bölümü öğrencisi Pınar Gültekin, 16 Temmuz 2020’de kaybolmuş; soruşturma kapsamında beş gün sonra gözaltına alınan Cemal Metin Avcı, çıkan kavgada Gültekin’i boğarak öldürdüğünü, cesedini bağ evindeki varile koyup yaktığını, üzerine de beton döktüğünü itiraf etmişti. Avcı’nın gösterdiği yerdeki varilde, Gültekin’in kısmen yanmış bedenine ulaşılmıştı.

Avcı ve kardeşi tutuklanmış; Mertcan Avcı 15 Şubat 2021’deki duruşmada imza yükümlülüğü ve yurt dışı çıkış yasağıyla şartlı tahliye edilmişti. Gültekin’in ailesinin avukatları anne Ayten Avcı, baba Selim Avcı, boşandığı eski eşi Eda Karagün ile ortağı Şükrü Gökhan Orhan’ın da “delilleri yok etmek, gizleme veya değiştirme” suçlamalarıyla tutuklanmasını talep etmişti.

Davanın 24 Ocak 2022’de görülen 9’uncu duruşmasında savcı, mütalaasını açıkladı. Savcı, Pınar Gültekin’in hayattayken yakıldığını oy birliğiyle kabul edildiğini belirterek, Cemal Metin Avcı’nın, ‘Canavarca hisle öldürme’ suçundan cezalandırılmasını talep etti.  Mertcan Avcı’nın ‘Suç delillerini gizleme ve değiştirme eyleminde bulunması’, Cemal Metin Avcı’nın eski eşi Eda Karagün, iş ortağı Şükrü Gökhan Orhan, annesi Ayten ve babası Selim Avcı’nın da ‘Suç delillerini yok etmek ve gizlemek’ suçlarından cezalandırılması istendi.

Gültekin ailesinin avukatı Rezan Epözdemir’in başvurusuyla Mertcan Avcı, 21 Şubat’ta, ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme suçuna iştirak’ten tutuklandı.

Muğla Cumhuriyet Başsavcı Vekili Ali Cenk Düzgün tarafından hazırlanan iddianamede, Mertcan Avcı’nın, ağabeyini engelleyecek hiçbir eylemde bulunmadığına yer verilerek, ‘Canavarca hisle ve eziyet çektirerek öldürme suçuna iştirak’ suçundan ağırlaştırılmış müebbet hapis cezası istendi. İddianame, Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi‘ne gönderildi. Mahkeme heyeti, suça doğrudan etki edebilecek nitelikteki delillerin toplanmadan hazırlandığı gerekçesiyle iddianamenin iadesine karar verdi. Düzgün, iade kararına itiraz etti. Savcılığın itirazını değerlendiren Muğla 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi, iddianameyi kabul etti.

Bu arada Mertcan Avcı’nın tutukluluğuna yapılan itiraz sonucu, Muğla 3’üncü Ağır Ceza Mahkemesi, sanığın yeniden tahliyesine karar verdi.

Anne Gültekin’e dava

Cemal Metin Avcı’ya, 14 Şubat’ta görülen davanın 10’uncu duruşmasında hakaret ettiği gerekçesiyle Pınar Gültekin’in annesi Şefika Gültekin hakkında dört yıl dört ay hapis cezası istendi  İddianame mahkeme tarafından kabul edildi, anne Gültekin hakkında kamu davası açıldı.

Haksız tahrik indirimiyle 23 yıl hapis

Davanın 16 Mayıs’ta görülen 12’nci duruşmasında savcı, esasa ilişkin mütalaasında iki kardeş için ağırlaştırılmış müebbet hapisle cezalandırılmasını talep etti.

Mütalaada Eda Karagün, Şükrü Gökhan Orhan, anne Ayten ve baba Selim Avcı’nın da ‘Suç delillerini gizlemek ve yok etmek’ suçundan iki yıldan beş yıla kadar hapisle cezalandırılmaları istendi.

İzmir’de yeniden 

Dosyayı görüşen İzmir Bölge Adliye Mahkemesi 4’üncü Ceza Mahkemesi, davanın yeniden görülmesine karar verdi. 16 Şubat’ta görülen duruşmada esas hakkında mütalaasını açıklayan savcı, Avcı kardeşler için ağırlaştırılmış müebbet hapis istedi. Savcı, Mertcan Avcı’nın olay yerine Gültekin varilde yakılmaya başladığında geldiğini ve uzunca bir süre sanık olan ağabeyle varildeki yanma işleminin tamamlanmasını beklediklerini söyledi.

Savcı, Cemal Metin Avcı’nın olay yerinden bir süreliğine ayrıldığı sırada kardeşi Mertcan Avcı’nın varildeki alevlerin tamamen sönmesini beklediği vurgulandı. Savcı, mütalaasında ayrıca Cemal Metin Avcı’nın ilişkisinin açığa çıkmasından korkup, plan yaparak Gültekin’i bağ evine götürdüğü ve burada etkisiz hale getirdikten sonra metal varile koyduğu, odun parçaları ve daha önceden temin ettiği benzinle yaktığını belirtti. Mertcan Avcı’nın varilin içerisinde maktulün olduğunu bilmediğine yönelik savunmasının da inandırıcı olmadığına da mütalaada yer verildi.

 

Çevresel denetim faaliyetleri OHAL kapsamında ertelenecek

6 Şubat’ta meydana gelen depremler sonrasında 8 Şubat’ta Adana, Adıyaman, Diyarbakır, Gaziantep, Hatay, Kahramanmaraş, Kilis, Malatya, Osmaniye ve Şanlıurfa illerinde üç ay süreyle ilan edilen olağanüstü hale (OHAL) dayanarak, çevre mevzuatı kapsamında yerine getirilmesi kritik öneme sahip bazı yükümlülüklerin ertelenmesinin önü açıldı.

Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) Genel Müdürlüğü tarafından yapılan bir açıklamada, yükümlülüklerin ertelenmesi kararı ile ÇED mevzuatının “deprem bölgesi ağırlıklı olmak üzere ülkemiz genelinde uygulanması konusunda yaşanacak sıkıntıların önüne geçilmesinin” amaçlandığına yer verdi.

Buna göre, “geçerli bir mazeret” sunulması halinde, bazı faaliyetler, OHAL’in sona erdiği gün olan 8 Mayıs’a kadar ertelenebilecek. Bu faaliyetlerden öne çıkanlar şu şekilde:

  • Çevre Yönetimi Hizmetleri Hakkında Yönetmelik hükümlerince yeterlik belgesi alan çevre mühendisleri/yetkilendirilmiş kişiler, çevre danışmanlık firmaları ve çevre yönetim birimlerinin hizmet verilen işletmeler ile ilgili Yönetmelik kapsamında yerine getirilmesi gereken yükümlülükleri kapsamında aylık çalışma takvimlerinin hazırlanması
  • Bu takvime istinaden hizmet verilen işletmelere yapılacak aylık ziyaretler ve yıllık iç tetkik ziyaretleri,
  • Çevresel konularda eğitim programlarının düzenlenmesi ve raporların hazırlanması,
  • Bakanlık tarafından yetkilendirilen kurum ve kuruluşlar tarafından çevre mevzuatı kapsamında il içinde ve il dışında faaliyet gösteren tesisler ile ilgili olarak yapılacak emisyon ve atık su ölçümü, yerinde anlık ölçüm, yerinde analiz, numune alma, atık denetimi gibi uygulama faaliyetlerinin yerine getirilmesi.

Bu kararlarla OHAL kapsamındaki illerde çevreyi korumak adına alınması gereken önlemler, yapılması gereken denetim ve incelemeler ve bunların raporlaştırılma süreçleri, OHAL bitimine kadar ertelenebilecek.

ÇED

‣ Ekoloji örgütlerinden çağrı: OHAL yerine toplumsal dayanışma ve örgütlenme
‣ Eko Afet Grubu deprem bölgesinde: Yıkımın nedenlerden biri de tarım arazilerinin yapılaşmaya açılması
‣ Deprem sonrası kimyasal sızıntı ihtimali: Bir ekolojik felaket yaşıyor olabiliriz

ÇED süreçlerinde ‘şeffaflık’ rafa kaldırılıyor

Yine geçerli bir mazeret gösterilmesi halinde, OHAL kapsamındaki illerde planlanan projelere ilişkin ÇED Yönetmeliği kapsamında sunulacak rapor, bilgi ve belgeler için yönetmelikte belirtilen sürelere 90 gün ilave edilebilecek.

Aynı illerde ilk etapta 8 Mayıs’a kadar yapılması planlanan Halkın Bilgilendirilmesi ve Sürece Katılımı Toplantılarının tamamı iptal edildi.

Yeni toplantı tarihleri Bakanlık ve İl Müdürlükleri tarafından belirlenerek yazılı olarak bildirilecek. Ancak İl Müdürlüğü, yetkili müşavir firma veya proje sahibi tarafından talep edilmesi durumunda bu illerde planlanan projelere ilişkin Bakanlıkta yapılması planlanan İnceleme ve Değerlendirme Komisyonu Toplantıları da iptal edilebilecek.

Muhabirimiz Fırat Bulut, serbest bırakıldı: Gerçekleri duyurmaya devam edeceğiz

Kahramanmaraş merkezli depremlerden hemen sonra depremden etkilenen şehirlere giderek bölgedeki gerçekleri tüm çıplaklığıyla ilk günden bu yana göstermeye çalışan muhabirimiz, gazeteci Fırat Bulut,  “alenen bilgi yaymak” suçlaması ile dün gece (9 Mart) saat 23.00’da alındığı gözaltının ardından, 14.50’de serbest bırakıldı. Bulut’a yönelik soruşturma Dezenformasyon Yasası‘nın 217/A maddesine konu olan ‘alanen yanıltıcı bilgi yayma‘ suçlamasıyla sürdürülecek.

Fırat Bulut’un avukatı Kerem Altıparmak, Bulut’un deprem bölgesinden yaptığı haberler nedeniyle halkı yanıltıcı bilgiyi alenen yayma suçu kapsamında Çubuk’ta segbis yoluyla ifade verdiğini ve savcılığın Bulut hakkında talep ettiği adli koruma tedbirlerini reddettiğini bildirdi. Fırat Bulut’un serbest bırakılmasına karar verildi.

Fırat Bulut’un “alenen yanıltıcı bilgi yayma” kapsamında suçlandığı haberleri arasında Yeşil Gazete‘ye yayımlanan “Eksi 15 derecede yaşam mücadelesi: Malatya, Doğanşehir’de acilen çadıra ihtiyaç var” başlıklı haberi ile asbesti konu alan haberi de bulunuyor. Fırat Bulut, serbest bırakılmasının ardından şu mesajı paylaştı:

“Gözaltına alındığım ilk andan itibaren durumumu takip eden TGS, Disk Basın-İş ve çalıştığım kurumlar Gazete Duvar, Yeşil Gazete, Munzur Press’e ve dayanışma gösteren tüm meslektaşlarıma  doğa ve hak savunucularına teşekkür ederim.”

Yargılama süreci devam eden Gazeteci Fırat Bulut, “Gerçekleri duyurmaya devam edeceğiz” dedi.

Erdoğan imzaladı, seçim 14 Mayıs’ta

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan, Cumhurbaşkanı Seçimi ve 28. Dönem Milletvekili Genel Seçimi’ne ilişkin açıklama yaptı.

Seçimin 14 Mayıs’ta yapılmasına ilişkin ilişkin kararı imzalayan Erdoğan,  “Anayasamızın 116’ncı maddesinin verdiği yetkiyle, 18 Haziran 2023’te yapılması gereken seçimlerin 14 Mayıs’ta yenilenmesi kararını imzaladım” dedi.

Seçim kararı Erdoğan’ın konuşmasının hemen ardından, 1. Mükerrer Sayısı’nda Resmi Gazete‘de yayımlandı. 

Seçimlerin tarihinin 14 Mayıs olarak güncellenmesini kamuoyuyla paylaştıklarını söyleyen Erdoğan, seçim tarihini öne alma kararının sebeplerini de şöyle sıraladı:

  • 18 Haziran üniversite sınav takvimiyle çakışan bir tarihti. Bu tarih yurtiçinde ve yurtdışında yüzbinlerce vatandaşımızın Hac farizasını ifa etmek için mübarek topraklara gittiği bir döneme denk geliyordu. İlk ve orta dereceli okullar tatile girmesi sebebiyle milyonlarca vatandaşımız tatile ve memleketlerine gitmek için yola çıkacaktı.
  • Alternatif olarak da 14 Mayıs’ı teklif ettik. Demokrasi geçmişimiz bakımından anlamlı bir yıldönümüne tekabül eden bir tarihin hüsnü kabül gördüğünü biliyoruz. Ülkemizin 6 Şubat’ta yaşadığı deprem seçim tarihiyle ilgili tartışmaları gündemimizden çıkardı.

Konuşmasında, dün Meclis’te sert bir konuşma yapan CHP Hatay Milletvekili Suzan Şahin‘i de hedef alan Cumhurbaşkanı, “Hanımefendi konuşuyor. Öyle senin konuştuğun gibi değil. Hatay Milletvekili olmak seni bir yere kadar bağlar. Cumhurbaşkanı olarak biz, 11 ilin 11’inde de çalışmalarımızı sürdürüyoruz” dedi.

Deprem bölgesinde ilk günden beri parti olarak bulunduklarını iddia eden Erdoğan, AKP‘den aday olacaklara da AFAD‘a bağış şartı getirdi:  “Partimize adaylık başvurusu yapacak herkes önce, belirlenecek asgari tutarı AFAD’ın deprem yardım hesaplarına bağış olarak yatıracaktır”

Erdoğan, Cumhur ittifakı olarak hazırladıkları bütün müzikleri yasakladıklarını ve müziksiz bir kampanya yürüteceklerini de söyledi.

Süreç nasıl yürüyecek?

YSK’nin, seçim kararının ardından iki karar alması bekleniyor.

1- Önceki seçimlerde de olduğu gibi bu kararlar; istifa etmesi gereken kamu görevlileri ile illerin çıkaracağı milletvekili sayılarının ilanına ilişkin olacak. Seçim takvimi ise daha sonra ilan edilecek.

2- YSK kamu görevlilerine ilişkin kararında, hangi kamu görevlilerinin vekil adaylığı durumunda ve hangi süre aralığında istifa etmesi gerektiğini belirtecek. Bu süre aralığının ise 11-16 Mart tarihleri arasında olması bekleniyor.

 

 

İklim Adaleti Koalisyonu: Enkazlar zeytinliklere ve deniz kenarlarına dökülüyor

77 iklim ve çevre örgütünün oluşturduğu İklim Adaleti Koalisyonu (İAK), Maraş depremlerinin büyük yıkıma neden olduğu Hatay’da, yıkılan binaların enkazlarının Altınözü ilçesindeki zeytinliklerin olduğu alana ve Samandağ’da deniz kenarına döküldüğünü duyurdu.

“Hatay’da olan heyetimiz enkaz döküm alanlarını görüntüledi, basınla paylaştı. Antakya’nın enkazlarının döküldüğü Altınözü’ndeki alan zeytinliklerle dolu bir vadi. ‘Acilen doğayı koruyun’ çağrısını yineliyoruz” denilen Koalisyon’un açıklamasında şu ifadelere yer verildi:

“Samandağ: Enkazlar Mileyha Sulak Alanı’nın koruma sahasının, çadırkentin yanında deniz kenarına dökülüyor. Yetkililer ‘daha uygun bir yer’ bulamadıklarını söylüyorlar. ‘Acilen doğayı, halk sağlığını koruyun’ çağrısını yineliyoruz.

Gerekli önlemlerin alınması ve sorularımıza yanıt verilmesi için yazdığımız dilekçeyi Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı Hatay İl Müdürlüğü’ne teslim ettik. Dilekçeyi bakanlığa Ankara’dan da teslim edeceğiz.”

Amedspor’a saldıran Bursaspor’a seyirci yasağı ve para cezası getirildi

Türkiye Futbol Federasyonu (TFF) Profesyonel Futbol Disiplin Kurulu‘nun (PFDK), Amedspor maçındaki ırkçı saldırı nedeniyle Bursaspor‘a dokuz maç seyircisiz oynama ve 326 bin TL para cezası verdi.

PFDK, sekiz maç saha olayları ve talimatlara aykırı eylem nedeniyle, bir maç da merdiven boşluklarının boş bırakılmamasından dolayı seyircisiz oynama cezası verdiğini açıkladı.

‣ Bursaspor-Amedspor karşılaşması: ‘Futbol değil savaş alanı, oyuncularımızın ölmesi mi gerekiyordu?’

PFDK tarafından yapılan açıklamaya göre; Bursaspor 5 Mart 2023 tarihinde oynanan TFF 2. Lig Beyaz Grup müsabakasında, taraftarlarının neden olduğu çirkin ve kötü tezahürat nedeniyle ve bu eylemin aynı sezon içinde ev sahibi kulüp olduğu müsabakada beşinci kez gerçekleştirilmesinden dolayı 1 resmi müsabakayı kendi sahasında seyircisi oynama ve 6 bin TL para cezası ile cezalandırıldı.

Merdiven boşluklarının boş bırakılmaması ve bu eylemin aynı sezon içinde üçüncü kez gerçekleştirilmesi, Bursaspor’a 40 bin TL ilave para cezası getirdi.

PFDK, “Aynı müsabakada Bursaspor Kulübü’nün, taraftarları ile mensuplarının neden olduğu saha olayları ve talimatlara aykırı eylem nedeniyle FDT’nin 52/2., 46. ve 10/2. maddesi uyarınca sekiz resmi müsabakayı kendi sahasında seyircisiz oynama ve 280 bin TL para cezası ile cezalandırılmasına” da karar verdi.

Söz konusu karşılaşmada görevli olan Aşkın Değirmenci ve Aybars Türkkan da rakip takım mensubuna yönelik saldırıları nedeniyle 90 gün hak mahrumiyeti ile cezalandırıldı.

amedspor

Ne olmuştu?

TFF 2. Lig Beyaz Grup 23. hafta maçında 5 Mart’ta Bursaspor ile Amedspor karşı karşıya geldi.

Karşılaşma öncesi Bursasporlu oyuncular Amedsporlu oyunculara saldırdı, maç sırasında Amedsporlu oyunculara bıçak, demir, mermi, su şişesi atıldı.

Amedspor oyuncuları sahaya indiği esnada “Şehitler ölmez vatan bölünmez”, “Ne mutlu Türküm diyene”, “Vatanına göz dikeni ez oğlum” ve “İntikam” gibi sloganlar atıldı.

Bursasporlu taraftarlar, “Beyaz Toros” fotoğrafları ile “Yeşil” kod adlı JİTEM‘ci Mahmut Yıldırım‘ın olduğu pankartlar açtı.

Maç sırasında Amedspor oyuncularına yapılan saldırılara rağmen maç tatil edilmemiş, oyuncular atılan cisimlere rağmen oynamak zorunda kalmış, hakemin maçı ertelememesi büyük eleştirilere sebep olmuştu.

Amedspor Başkanı Selahattin Yıldırım, TFF’nin yanı sıra UEFA ve FIFA‘ya da gereken başvuruları yapacaklarını açıklamıştı.

Çin, uzun vadeli karbon hedefleri için yargının rolünü güçlendiriyor

Çin‘in en yüksek mahkemelerinden biri, yargıçları iklimle ilgili davaları dinlemeye ve ülkenin emisyon azaltım hedeflerine ulaşmasına yardımcı olmak için karbonun etkilerini değerlendirmeye teşvik etti.

Önemli bir yasal müdahaleye imza atan Yüksek Halk Mahkemesi, yargıçların davalar hakkında karar verirken kalkınma ile kurumsal emisyon azaltımı arasında denge kurması gerektiğini belirten yeni yönergeler yayımladı.

Climate Home News‘ten Isabella Kaminski‘nin aktardığına göre, 24 maddeden oluşan belge, ülkedeki tüm mahkemelere enerji tasarrufu ve emisyon azaltımı, düşük karbon teknolojisi, karbon ticareti ve yeşil ekonomi ile ilgili davaları görmeleri ve iklim değişikliğinin hafifletilmesini ve adaptasyonu teşvik etmeleri için yeşil ışık yaktı.

‣ Çin, endüstriyel sektörler için ‘yeşil kalkınma planı’ yayımladı

Belgede, sözleşmelerle ilgili sorunlar, karbon emisyonu kotalarının uygulanması, hava kirliliği eğilimi ve ormansızlaşma gibi, hakimlerin karşılaşabileceği iklimle ilgili 11 dava örneği yer alıyor. Belge, mahkemelerin son yıllarda çok çeşitli hukuki tartışmalara konu olan karbon ticareti piyasasına özellikle odaklanılması gerektiğine dikkati çekiyor.

Medyaya yaptığı açıklamada, çevre ve kaynaklar konusunda Yüksek Halk Mahkemesi Karar Kurulu Baş Çevre Yargıcı Liu Zhumei, yeni yönergelerin Çin Komünist Partisi 20. Ulusal Kongresi’ne sunulan raporda yer alan çevre koruma taahhütlerini uygulamak için önemli bir adım olduğunu söyledi.

Zhumei, “Kılavuz ayrıca, üst mahkeme tarafından en yüksek karbon miktarı ve karbonla ilgili davaların görülmesini düzenleyen ilk adli belge” diye ekledi.

Bu adım, düşük karbonlu endüstrileri destekleme ve kaynakların piyasaya dayalı tahsisi için sistem geliştirmenin yanı sıra çevresel zararların da azaltılabileceği anlamına geliyor.

‣ Çin 2060 yılında karbon nötr olma hedefini açıkladı

Çin’in ‘iki yönlü karbon’ hedefleri

Çin Başkan Şi Cinping geçtiğimiz günlerde, ülkesinin 2030’dan önce karbondioksit emisyonlarını zirveye çıkaracağına ve 2060’tan önce karbon nötr olacağına dair “iki yönlü karbon” hedefi olarak bilinen taahhüdü yineledi.

Ancak uzmanlar, ülkenin karbonsuzlaştırılmasının büyük bir zorluk olacağını söylüyor.

Küresel Enerji Monitörü ve Enerji ve Temiz Hava Araştırma Merkezi (CREA) tarafından yayımlanan yakın zamanlı bir rapor, Çin’de kömür için izin onayı, inşaatı ve yeni proje duyurularının geçen yıl “önemli ölçüde” hızlandığı ve yeni izinlerin 2015’ten bu yana en yüksek seviyeye ulaştığı ortaya koydu. Çin’de yapımına başlanan kömürlü termik santral kapasitesi, dünyanın geri kalanının toplamından altı kat daha büyüktü.

‣ Analiz: Beş soruda Çin’in 2060 yılında karbon nötr olma hedefi

Rapora göre, merkezi hükümet yeni projeleri destekliyor gibi görünüyor ve ülkenin enerji düzenleyici kurumu 2022-23’ten itibaren 165 gigawattlık kömürlü termik santral inşaatına sahip olmayı hedefliyor. Çin şehirlerinin de gelecek yıl enerjilerini hem kömür hem de yenilenebilir enerji karışımına odaklayacağı tahmin ediliyor.

Çin, pazar günü Ulusal Halk Kongresi‘nin yıllık toplantısının başında sunduğu bir hükümet çalışma raporunda, kömürün yerel enerji güvenliğinde önemini koruduğuna işaret etti.

‣ Küresel Karbon Bütçesi: Emisyonların azaldığına dair bir belirti yok

İlk iklim dostu adımlar atıldı, son olmayacak

Diğer birçok ülkenin aksine, iklim değişikliğiyle mücadele etmek için özel bir mevzuatı olmaması nedeniyle Çin’de iklime ilişkin davaların yürütülmesi zor. Ancak yargı, attığı bu adımla konuyla ilgilenmeye istekli olduğunun sinyallerini vermiş oldu.

2021’de onaylanan Kunming Deklarasyonu, mahkemeleri iklim değişikliğini ele almada proaktif bir rol oynamaya çağırmıştı ve yerel ve yabancı hukuk arasındaki koordinasyonun artırılmasını teşvik etmişti. 2022’de ise kripto para madenciliğine ilişkin bir karar, Çin’in karbonda zirve ve karbon nötr hedeflerinden ilk kez açıkça bahseden bir nihai etki kararıydı. Ancak hükümetlerin kripto para madenciliği ve kripto para piyasasındaki yasaklama kararları, daha çok bu piyasanın denetlenememesi ve bu nedenle de vergi tahsis edilememesi olarak değerlendiriliyor.  Uzmanlar bu tür kararların devamının geleceğini düşünüyor.

Lancaster Üniversitesi Hukuk Fakültesi Mülkiyet Hukuku Kıdemli Öğretim Görevlisi Lu Xu, yeni yönergelerin Çin’deki yargı sisteminin halihazırda yapmakta olduklarını büyük ölçüde özetlediğini, ancak alt mahkemelere güçlü bir sinyal gönderdiğini söyledi.

Xu, şunları ekledi:

“Yönergeler kanun değildir, ancak şu açıktır ki alt mahkemeler tümünü dikkate alacak. Buna karşılık, alt mahkemeler davalara bariz bir şekilde karşı koyarak karar vermek istemeyeceğinden, bu da davacılar üzerinde kılavuz ilkelerin değerlerini kabul etmeleri veya uyum sağlamaları için baskı yaratacaktır.”

Uzmanlardan kuraklık uyarısı: Temmuzda ‘eyvah’ diyeceğiz

Türkiye, tarımdan hayvancılığa sanayiden kent yaşamına kadar farklı alanlarda büyük ve ciddi bir kuraklık kıskacında. Boğaziçi Üniversitesi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi Yönetim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Murat Türkeş’e göre ülkenin büyük bölümünde şu anda orta ve şiddetli kuraklık yaşanılıyor.

Uzun süredir uzmanlar tarafından yapılan uyarılara rağmen kuraklık tehlikesinin henüz tam olarak anlaşılmadığını söyleyen Türkeş, “Maalesef depremlerde binlerce vatandaşımızı kaybettik. Şehirler harap oldu. Bizim her alanda afetlere hazırlıklı olmamız, risk azaltım planlarını güçlü şekilde uygulamamız gerekiyor. Bu, deprem için de kuraklık için de geçerli” dedi.

‣ Tarımda ‘meteorolojik kuraklık’ günleri: Bir damla su bile israf edilmemeli

‘Hâlâ bir tehlike yokmuş gibi davranıyoruz’

Hürriyet‘ten Emre Eser‘in aktardığına göre Türkeş, günden güne büyüyen kuraklık tehlikesiyle ilgili olarak şunları kaydetti:

“Kasım ayından itibaren çok kısıtlı yağış aldık. Her bölge için tehlike söz konusu. Hâlâ bir tehlike yokmuş gibi davranıyoruz. Ciddi adım atan, bu durumun farkında olan bir kurumumuz yok. Temmuz ayı geldiğinde ‘eyvah’ diyeceğiz. Sulama suyu ihtiyacımız o zaman daha çok ortaya çıkacak. Şu an hububat için durum idare edilebilir ama bol su isteyen sebze-meyveler için yazın sıkıntı büyük olacak. Genel olarak kuraklık tehlikesine karşı alınmayan önlemlerin ve atılmayan adımların faturası da kabarık olacak. Maliyeti büyük olacak.”

‣ Ülkenin doğusundan batısına kuraklık endişesi sürüyor

Yanlış ürünler, yanlış sulama yöntemleri…

Prof. Dr. Türkeş, başta İç Anadolu Bölgesi ve Güneydoğu Anadolu Bölgesi olmak üzere belirli alanlarda yanlış ürün seçimiyle üretimin yapıldığını aktararak ülkede tarımsal kuraklık yaşandığını ve yeterli su bulmakta zorlanıldığını hatırlattı. Buna rağmen yanlış tarımsal ürünlerin üretildiğini kaydeden Türkeş, şunları söyledi:

“Yıllardır yapılan uyarılara rağmen hâlâ belirli bölgelerde bol su isteyen mısır ve şeker pancarı üretimi yapılıyor. Üstelik çoğu yerde bu teşvik ediliyor. Çok büyük bir yanlış. Ürün desenimiz yanlış ve buralarda vahşi sulama yapılıyor. Yeraltı suları kullanılıyor. Sonra da binlerce yılda oluşan obruklar 20 yılda oluşmaya başlıyor. Fiziki coğrafyayı bile değiştiriyoruz. Hemen doğru yerde doğru ürün üretimine geçmeliyiz.”

‘Suyu kirletene tolerans tanınmamalı’

Türkiye’nin ciddi bir yağış ihtiyacı olduğuna değinen iklim bilimci, “Bizim toprağımıza düşen her damla suya sahip çıkmamız lazım. Ülkemiz su zengini değil. Yağışlardan elde ettiğimiz suyumuzun önemli bir bölümünü de kaybediyoruz” diye devam etti.

Bazı bölgelerin çölleşme riskiyle karşı karşıya olduğunun altını çizen Türkeş, “Acilen su toplama havzalarımıza, ormanlarımıza bu gözle sahip çıkmalıyız. Bu alanları koruyup genişletmeliyiz. Ayrıca konutlar gibi sanayide de ciddi bir su kullanımı var. Daha kötüsü sanayi, atığını temiz sulara bırakıyor. Böylece az miktardaki temiz suyumuz da kirleniyor. Artık bunlara tolerans tanınmamalı” diye ekledi.

‘Türkiye iki yıl sürecek kuraklığa hazır değil’

Artık Türkiye’nin afetler konusunda bekleyecek vakti olmadığının altını çizen Türkeş, deprem ve kuraklıkla ilgili çok sayıda çalışma olmasına rağmen ciddi adımlar atılmadığını ifade ederek “Belediyeler sorun yokmuş gibi davranıyor. Türkiye iki yıl ve üzeri sürecek bir kuraklığa hazır değil. Belki su kullanımıyla ilgili kısıtlamalar gündeme gelebilir. Suyu çok dikkatli kullanmalıyız” dedi.

Her afete karşı dirençli kentlerin inşa edilmesi gerektiğini savunan Türkeş, “Kentlerimiz kuraklığa da dirençli olmalı” diyerek deprem bölgesinde yeniden yapılan konutlar yağmur hasadına göre inşa edilmesi önerisini dile getirdi. Türkeş, Türkiye’de hem eğitim sisteminde hem de politika yapıcıların arasında mutlaka coğrafya bilen uzman isimlerin daha fazla yer alması gerektiğini de vurguladı.

‣ Ege Bölgesi’nde kuraklık: Yağışlar yüzde 31 oranında azaldı

Ege’yi kuraklık bekliyor

Kış aylarında yağış ortalamasının düşüşüyle İzmir, Manisa ile iç Ege’de yaşanan kuraklık resmi verilere de yansıdı. Ege’nin verimli ovaları, ihracatta önemli paya sahip gıda ürünleri ile birlikte çiftçilerin geleceğini de tehdit eden bu durum devam ettiği takdirde Türkiye’yi karanlık günler bekliyor.

Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından açıklanan ve son altı aylık ve üç aylık dönemi kapsayan yağış raporlarına göre orta kurak ve şiddetli kurak kuşağında yer alan Ege’nin büyük bölümü su konusunda alarm veriyor.

Standart Yağış İndeksi Metoduna Göre 2023 Ocak Ayı Meteorolojik Kuraklık Durumu
3 Aylık Değerlendirme. Kaynak: MGM

Cumhuriyet‘in aktardığına göre, sıcaklıkların mevsim normallerinin üzerinde seyrettiği ve üst üste rekorlar kırılan bölge genelinde son verilere göre; metrekareye yılda 206 mm yağış düşen Ege’de bu rakam yüzde 42 oranında azalarak 120 mm’ye kadar düştü. Suya hasret geçen ve ılık günler yaşanan kış mevsiminde ise ortalama yağışlı gün sayısı yüzde 60 oranında düşerek 10 güne kadar geriledi.

Bilim insanlarına göre en sıcak yaz mevsiminin kapıya dayandığı ve Akdeniz ikliminin etkili olduğu bölgede baraj doluluk oranları da tablonun ciddiyetini gözler önüne serdi. Bölgenin en büyük ili İzmir’de barajlardaki ortalama doluluk oranı yüzde 40’lar seviyesinde iken bu rakam geçen yıla göre yüzde 25 oranında geriledi. Manisa’da yüzde 20 seviyelerine gerileyen doluluk oranları, Aydın’da ise yüzde 12 ile yüzde 30 arasında seyrediyor.

‘Şu an tezgahlar dolu ama bu böyle gitmeyecek’

Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği Ziraat Mühendisleri Odası İzmir Şubesi Başkanı Hakan Çakıcı, mevsim normallerinin üzerinde seyreden hava sıcaklıkları nedeniyle kış sebzeleri ve buğday gibi ürünlerin çabuk geliştiğini aktardı. Çakıcı, şu uyarılarda bulundu:

“Kar yağmadığından ötürü yeraltı sularında da yakın zamanda sıkıntı başlayacak. Yeraltı sularında da seviye düşüyor. Tüm bu faktörler verimliliğe yansıyacak. Rekolteler düşecek. Yaza yaklaşırken fiyatlar da yükselecek ve bazı ürünleri bulamayacağız. Şu anda tezgâhlar dolu, ürün bol fiyatlar düşük gibi ama bu böyle gitmeyecek. Karşımızdaki bu kuraklığın asıl etkilerini önümüzdeki yaz göreceğiz.”

Barajlar, göller ve göletlerin daha az dolacağını ve barajlarda su seviyesinin düşmesinin tarımın da olumsuz etkilenmesi anlamına geldiğini ifade eden Çakıcı, “Barajlardaki suyun yüzde 70’i tarımda kullanılıyor. Geçen sene bile kanallardan verilen sularda kısıtlamaya gidildi, bu sene çiftçi çok daha büyük sıkıntı yaşayacak” dedi.

‘Ekmekte bile sorun yaşayabiliriz’

Çakıcı, mısır, pamuk gibi ürünler ile buğday, sebzeler ve arpa gibi ürünlerde verim kayıpları ve yaz başlangıcında ani fiyat çıkışları olabileceğini kaydederek “Ekmekte bile sorun yaşayabiliriz” diye konuştu.

Su bulunamaması nedeniyle çok su tüketen bir ürün olan mısırdan vazgeçilebileceğini ancak bu durumun da dolaylı yoldan hayvancılığı etkileyeceğini belirten Çakıcı, böylelikle hayvancılık kaynaklı ürünlerin fiyatlarının da yükseleceğini vurguladı ve “Bundan kaçamayacağız” dedi. Şube Başkanı, sözlerine şunları ekledi:

“Pamuk yine düşüşte. Çiftçiler bunların yerini daha az su tüketen ayçiçeğine yöneldi. Var olan su kaynaklarımızı da kirlettiğimiz için iyice zorlanacağız. Ekili tarım alanlarının miktarı gün geçtikçe düşüyor. Çiftçi üretimden kopmaya devam ediyor. Bu sene geçtiğimiz yıldan daha da kötü günler yaşıyoruz.”

‘Kuraklıkla ilgili hiçbir eylem planı yok’

Ziraat Mühendisleri Odası Manisa Şube Başkanı Evren Yar, çiftçinin buğday gibi su istemeyen ürünlere yöneldiğini belirterek, “Eğer kış böyle geçmeye devam ederse Manisa da Konya gibi olacak. Kuraklık ile ilgili hiçbir eylem planımız yok” dedi.

Çiftçilerin kuraklık tehdidine göre yönlendirilmediğini dile getiren Yar, “Suyu daha fazla tüketen ürünlerin ekilmemesi ya da daha az su tüketen ürünlere yönelmeleri için bir tavsiye amacıyla bir uyarı yapılmadı. Devletin üreticiye bu konuda yardımcı olması gerekiyor. Yönlendirme yapılması lazım” diyerek yetkililere çağrıda bulundu. Yar, şunları aktardı:

“Manisa’da çiftçiye ve tarlaya Demirköprü Barajı’ndan su geliyor. Resmi rakamlara göre barajın su seviyesi eksi 9’a kadar düştü. Böyle gittiği takdirde önümüzdeki aylarda çiftçilere su veremeyecekler. Çiftçilerin bir bölümü yaşanan su sıkıntısı ve kuraklık nedeniyle buğday gibi su istemeyen ürünlere yöneldi. Pamukta ve domateste büyük bir sorun yaşayabiliriz. Özellikle bölgemizin esas ürünü olan domateste bu yıl zorlu bir dönem bizi bekliyor.”

‣ Kuraklık: Bir ayda 5,2 kg yağış düştü, Meriç ve Tunca’da su seviyeleri kritik düzeyde

‘Acil planlama yapılmalı’

Aydın Ziraat Odaları Koordinatör Başkanı Mehmet Kendirlioğlu, kentte tarımın genelde yazın yapıldığına ve bol su isteyen ürünlere dayandığına dikkati çekerek “Bu koşullarda kaliteli ve yeterli mahsul alamayız. Pamuk, mısır, hayvansal yem bitkilerinden yana endişeliyiz. Eğer beklediğimiz yağışlar gelmezse ve kuraklık devam ederse Aydın ve ülkemiz ekonomisi için karamsar bir tabloyla karşı karşıyayız demektir” ifadelerini kullandı.

Küresel ısınma, yağışlardaki düzensizlik ve havaların ılık geçmesinin tarımı olumsuz etkilediğini vurgulayan Kendirlioğlu, “Elimizdeki kıt kaynağın, az miktardaki suyun üreticiye nasıl ulaştırılacağıyla ilgili acilen bir planlama yapmamız gerekiyor. Bu yazı nasıl atlatabiliriz onu şimdiden düşünmemiz gerek” diyerek eylem çağrısını dile getirdi:

En büyük tedirginliğimiz bu kuraklığın önümüzdeki yıllarda da devam etmesi. İki yıl üst üste kuraklığın yarattığı zararla başa çıkamayız. Bu sorunların tek çözümü vardır. O da vahşi sulamadan derhal vazgeçilmesi ve modern sulama sistemlerine geçilmesidir.

‣ Gözler yağmur bulutlarında: Trakya ve Karadeniz’de tarımsal verim kuraklık riski altında

‘Arıcılıkta verim gün geçtikçe düşüyor’

Aydın Arı Yetiştiricileri Birliği Başkanı Ayhan Özdemir, kuraklık nedeniyle verim konusunda sorun yaşadıklarını anlatarak arıcılıkta kötü bir yıl geçirildiğini ve üretimin gün geçtikçe düştüğünü kaydetti.

Özdemir, arıcıların iklim değişikliği ve kuraklık nedeniyle endişeli olduğuna işaret ederek “Gelecek yıl ne yapacağımızı bilemiyoruz çünkü şu anda önümüzü göremiyoruz. Arı kolonileri tüm bu sebeplerden olumsuz etkileniyor, kayıplarımız var” diye konuştu.

Mevsim normallerinin üzerindeki sıcaklık nedeniyle bu kış arıların uyumadığını açıklayan Özdemir, “Arılar uyumadığı için bu durum üretime ve verime olumsuz yansıdı. Sektör olarak zor durumdayız. Kurak geçen yıllarda çiçekli bitkiler, yeterli polen veremeyince arılar da beslenemiyor. Üreticiler üretimden kopmaya devam ediyor” dedi.

Muhabirimiz Fırat Bulut, gözaltına alındı: Depremde yoktular, soruşturmayla susturmaya çalışıyorlar

Kahramanmaraş merkezli depremlerden hemen sonra depremden etkilenen şehirlere giderek bölgedeki gerçekleri tüm çıplaklığıyla ilk günden bu yana göstermeye çalışan muhabirimiz, gazeteci Fırat Bulut,  “alenen bilgi yaymak” suçlaması ile dün gece (9 Mart) saat 23.00’da gözaltına alındı. Bulut, o saatten beri adliyede ifade vermek için bekletiliyor.

Bingöl Sulh Hakimliği tarafından soruşturma açılan Bulut, Ankara Esenboğa Havalimanı’nda gözaltına alındı.

“Depremde yoktular, soruşturma ile susturmaya çalışıyorlar” diyerek suçlamaya tepki gösteren Fırat Bulut, hakkında açılan soruşturmaya ve gözaltına ilişkin şu ifadeleri kullandı:

“Gerekçeyi bilmiyorum ‘alanen yalan bilgi yaymak’ suçlaması ile
Bingöl Sulh Hakimliği soruşturma başlatıp yakalama kararı çıkarmış. Bana herhangi bir tebligat göndermediler. Gönderseydiler gider ifade verirdim dün akşam 23.00’dan beri gözaltındayım.”

Saatlerdir Çubuk Adliyesi’nde ifade için bekletilen Bulut, şunları dile getirdi:

“Ben gazeteciyim, haberlerimizi kamu yararı, toplumsal fayda amacı ile yapıyoruz. İfadeye çağırmayıp gözaltı yapmak kendi başına sorun. Dayanışma gösterenlere teşekkürler.”

Araştırma: Sadece et, süt ürünleri ve pirinç, 1,5 derece iklim eşiğinin aşılmasına neden olacak

Yüksek metan kaynağı gıdalarla ilgili önlemler alınmadığı takdirde, yalnızca gıda sistemi kaynaklı emisyonlar, iklim değişikliği ile mücadele için ısınmayı 1,5°C ile sınırlama hedefinin aşılmasına neden olacak.

ABD‘deki Columbia Üniversitesi Yer ve Çevre Bilimleri Bölümünde yapılan bir araştırmaya göre, kontrol altına alınmadığı takdirde et, süt ürünleri ve pirincin ağırlıkta olduğu gıda üretiminden kaynaklanan emisyonlar tek başına 1.5°C’lik kritik küresel hedefin aşılmasına neden olacak.

Nature Climate Change dergisinde yayımlanan araştırma, bugünkü gıda emisyonlarının aynı seviyede devam etmesi durumunda, halihazırda meydana gelmiş olan 1°C artışın yanı sıra, yüzyılın sonuna kadar en az 0,7°C ilave ısınmayla sonuçlanacağını tahmin ediyor.

Bu, fosil yakıtların devasa etkisini göz ardı edecek olursak bile, yalnızca gıdadan kaynaklanan emisyonların dünyanın 1,5°C eşiğini aşmaya zorlayacağı anlamına geliyor.

iklim

‣ Rapor: Et endüstrisindeki karbon ayak izini azaltmak, Latin Amerika’nın net sıfıra ulaşmasının anahtarı

‘Sıcaklık artışı yüzde 55 azaltılabilir’

Çalışma, gıda kaynaklı ısınmanın yüzde 75’inin, sığır gibi geviş getiren hayvanlar ile çeltik tarlaları gibi yüksek metan kaynağı olan gıdalardan kaynaklandığını gösteriyor.

Ancak bilim insanları, kalkınmış ülkelerdeki et tüketimini tıbbi olarak tavsiye edilen seviyelere indirerek, çiftlik hayvanları ve onların gübrelerinden kaynaklanan emisyonları azaltarak ve gıda sisteminde yenilenebilir enerji kullanarak sıcaklık artışının yüzde 55 oranında azaltılabileceğini gösteriyor.

Daha önce yürütülen araştırmalar, özellikle et ve süt ürünleri olmak üzere gıda üretiminin çevre üzerindeki büyük etkisini gösterdiyse de, yeni çalışma, sektörün emisyonlarının neden olabileceği sıcaklık artışlarına ilişkin tahminler sunuyor.

Öte yandan, çalışma hayvansal ürün tüketiminin gelecekte aynı seviyede kalacağını varsaydığından ancak bu seviyenin 2050 yılına kadar yüzde 70 oranında artacağı tahmin edildiğinden, bu oldukça eksik bir tahmin olabilir.

Fotoğraf: Michael Probst / AP
‣ Yeni araştırma: 13 süt ürünleri şirketinin sera gazı emisyonu Birleşik Krallık’a eşit
‣ ABD’nin metan emisyonu azaltma planı, hayvancılık sektörüne yeterince etki etmiyor

‘Gıda sistemimiz, iklim hedeflerimizle uyumlu değil’

Araştırmayı yürüten bilim insanı Catherine Ivanovich, “Metan, gıda sistemlerine ilişkin ısınmayı belirlemede gerçekten baskın bir role sahip” dedi ve ekledi:

“Bugün sahip olduğumuz gıda üretimi modelini sürdürmek, 1,5°C sıcaklık eşiğinin korunmasıyla uyumlu değil. Bu, özellikle yüksek metanlı gıda gruplarından kaynaklanan emisyonların azaltılmasını çok önemli kılıyor.”

Ivanovich “Küresel nüfusumuzu iklim açısından güvenli bir gelecekle uyumlu bir şekilde sürdürmeyi hedeflemeliyiz” dedi.

Araştırmacılar, gıda sıcaklık artışının engellenebileceğini belirtiyor. İnsanlar, Harvard Üniversitesi Tıp Fakültesi tarafından önerilen ve haftada bir porsiyon kırmızı et tüketilmesine izin veren sağlıklı beslenme şeklini benimsedikleri takdirde, sıcaklıktaki artış 0,2°C azaltılabilir.

Bu tür bir diyet, zengin ülkelerdeki et tüketiminde büyük bir azalma anlamına gelirken, bazı fakir ülkeler için artış anlamına gelebilir.

iklim

‣ ‘Bitki bazlı et, açık ara en iyi iklim yatırımı’

‘Kırılgan nüfusların gıda güvenliği güvence altına alınabilir’

Yemlerdeki katkı maddeleri ve daha iyi bir gübre yönetimi ile sığırlardan kaynaklanan metan emisyonlarında 0,2°C daha azaltım yapılabilecekken, gıda sisteminde yeşil enerjiye geçiş de 0,15°C’lik ilave azaltım sağlayabilir.

Ivanovich, çalışmaya dahil edilen emisyon azaltım seçeneklerinin günümüzde mümkün olduğunu, üstelik gelecekteki teknolojik ilerlemelerle emisyonların daha da azaltılabileceğini söyledi.

Birleşik Krallık’ta bulunan Aberdeen Üniversitesi‘nden Prof. Pete Smith, “Hayvancılık üretiminin iklim değişikliğine orantısız bir katkısı olduğunu zaten biliyoruz” diye konuştu ve şunları aktardı:

“2021’de geleneksel ölçü birimleri kullanarak bile gıda sistemindeki emisyonların yüzde 57’sinin hayvancılıktan kaynaklandığını göstermiştik. Bu son derece detaylı çalışma, tarımdan kaynaklanan metan emisyonlarının sıcaklık artışları üzerindeki orantısız etkisini gösteren basit bir iklim modeli kullanıyor ve gıda sistemi kaynaklı metan emisyonlarını azaltmanın önemine ışık tutuyor.”

Dünya ülkelerinin yalnızca üçte biri, BM Paris Anlaşması kapsamında sundukları iklim planlarında tarım kaynaklı emisyonları azaltmaya yönelik politikalara yer verdi.

Araştırmacılar, çalışmalarının küresel gıda tüketiminin, küresel ısınma üzerindeki gelecekteki etkisinin anlaşılmasını artırmayı amaçladığını belirtti.

Ayrıca Ivanoviç, emisyonları azaltmaya yönelik politikaların, kırılgan nüfusların gıdaya ve geçim kaynaklarına erişimini de güvence altına alacağını aktardı.