Ana Sayfa Blog Sayfa 537

TÜİK: 3,5 milyon kişi işsiz

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) işgücü istatistiklerini paylaştı. Buna göre işsizlik oranı yüzde 10,4 seviyesinde gerçekleşti. TÜİK’in ortaya koyduğu verilere göre; geniş tanımlı işsizliği ifade eden atıl işgücü oranı, yüzde 21,3 oldu.

TÜİK verilerine göre; 15 ve daha yukarı yaştaki kişilerde işsiz sayısı 2022 yılında bir önceki yıla göre 337 bin kişi azalarak 3 milyon 582 bin kişi oldu.

İşsizlik oranı ise 1,6 puanlık azalış ile yüzde 10,4 seviyesinde gerçekleşti. Oranları ikili cinsiyet üzerinden yayınlayan TÜİK’in verilerine göre; işsizlik oranı erkeklerde yüzde 8,9 iken kadınlarda ise yüzde 13,4 olarak tahmin edildi.

İstihdam oranı yüzde 47,5

İstatistiklere göre; istihdam edilenlerin sayısı 2022’de bir önceki yıla göre 1 milyon 955 bin kişi artarak 30 milyon 752 bin kişi, istihdam oranı ise 2,3 puanlık artış ile yüzde 47,5 oldu. Bu oran erkeklerde yüzde 65,0 iken kadınlarda yüzde 30,4.

İşgücüne katılma oranı yüzde 53,1 TÜİK’e göre; işgücü 2022’de bir önceki yıla göre 1 milyon 618 bin kişi artarak 34 milyon 334 bin kişi, işgücüne katılma oranı ise 1,7 puanlık artış ile yüzde 53,1 olarak gerçekleşti.

İşgücüne katılma oranı erkeklerde yüzde 71,4, kadınlarda ise yüzde 35,1 oldu.

Genç nüfusta işsizlik oranı yüzde 19,4

TÜİK verilerine göre; 15-24 yaş grubunu kapsayan genç nüfusta işsizlik oranı 2022’de bir önceki yıla göre 3,2 puan azalarak yüzde 19,4 oldu. Bu yaş grubunda işsizlik oranı; erkeklerde yüzde 16,4, kadınlarda ise yüzde 25,2 olarak tahmin edildi.

İstihdamın yüzde 56,5’i hizmet sektöründe

İstihdam edilenlerin yüzde 15,8’i tarım, yüzde 21,7’si sanayi, yüzde 6,0’ı inşaat, yüzde 56,5’i ise hizmet sektöründe yer aldı. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında sanayi sektörünün istihdam edilenler içindeki payı 0,4 puan, hizmet sektörünün payı 1,2 puan artarken, tarım sektörünün payı 1,4 puan, inşaat sektörünün payı 0,2 puan azaldı.

2022’de 4 milyon 866 bin kişi tarım sektöründe, 6 milyon 663 bin kişi sanayi sektöründe, 1 milyon 846 bin kişi inşaat sektöründe, 17 milyon 378 bin kişi hizmet sektöründe istihdam edildi. Bir önceki yıl ile karşılaştırıldığında istihdam edilenlerin sayısı tarım sektöründe 82 bin kişi azalırken, sanayi sektöründe 520 bin, inşaat sektöründe 69 bin, hizmet sektöründe 1 milyon 450 bin kişi arttı.

Atıl işgücü oranı yüzde 21,3

TÜİK’in ortaya koyduğu verilere göre; geniş tanımlı işsizliği ifade eden atıl işgücü oranı 2022’de bir önceki yıla göre 3,1 puan azalarak yüzde 21,3 oldu. Zamana bağlı eksik istihdam ve işsizlerin bütünleşik oranı yüzde 14,6 iken, işsiz ve potansiyel işgücünün bütünleşik oranı yüzde 17,4 olarak gerçekleşti.

En yüksek işsizlik oranı Van, Muş, Bitlis ve Hakkari’de

İşsizlik oranı en yüksek bölge yüzde 19,2 ile TRB2 (Van, Muş, Bitlis, Hakkari) iken, işsizlik oranı en düşük bölge yüzde 6,2 ile TR82 (Kastamonu, Çankırı, Sinop) oldu.

En yüksek istihdam oranı yüzde 54,1 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük istihdam oranı ise yüzde 33,8 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.

En yüksek işgücüne katılma oranı yüzde 58,7 ile TR21 (Tekirdağ, Edirne, Kırklareli) Bölgesi’nde gerçekleşti. En düşük işgücüne katılma oranı ise yüzde 41,5 ile TRC3 (Mardin, Batman, Şırnak, Siirt) Bölgesi’nde oldu.

Jeolog Prof. Dr. Tüysüz, Çorum ve Amasya için deprem uyarısında bulundu

Jeolog Prof. Dr. Okan Tüysüz, Kuzey Anadolu Fayı üzerinde bulunan Çorum, Amasya ve Amasya’nın ilçesi olan Merzifon‘a dikkat çekti. Tüysüz, daha önce bu bölgedeki depremleri hatırlatarak depreme hazır olunmalı gerektiği yönünde uyarıda bulunmuştu.

Prof. Dr. Tüysüz, “Kuzey Anadolu Fayı Niksar’da iki kola ayrılır. Güneydeki kol 1939 Erzincan depreminin kırılan en batı ucunu oluşturur. Niksar’dan Taşova, Kargı ve Tosya’ya uzanan ana kol 1942 ve 1943 depremleri ile kırılmıştır” dedi.

Niksar’dan batıya doğru uzanan bir başka fay kolunun ise Esençay, Suluova güneyi, Hamamözü, Merzifon ve Laçin’den geçtiğini belirten Jeolog Prof. Dr. Tüysüz, “Merzifon ovasından Sıklık boğazına ve Çorum’a uzanan faylar da varsa da bunlar MTA haritasında pek aktif olmayan sınıfa konulmuşlardır” ifadelerini kullanarak şunları dile getirdi:

“Ancak bu faylar üzerinde zaman zaman küçük veya orta büyüklükte depremler olmaktadır. Emre vd (2020) Esençay fayının 3700 yıldır deprem üretmediğini 6.8 ile 7.3 arası deprem üretme potansiyeli olduğunu belirmektedirler. Bu tür çok geniş aralıklarla deprem üreten faylarda gelecekteki deprem zamanı olasılığını belirlemek çok zordur.

Aletsel dönemdeki önemli depremler; 25 Haziran 1910 Osmancık-Çorum (M=6.1), 2 Aralık 1942 Osmancık-Çorum (M=5.9), 11 Aralık 1942 Hamamözü Vadisi-Çorum (M=5.9) ve 14 Ağustos 1996 Mecitözü-Amasya (M=5.6) depremleridir. Ülkemizin diğer kesimleri gibi Çorum, Amasya ve Merzifon’un bu büyüklükte depremlere daima hazır olması gerekir.”

RTÜK, TV kanallarına ‘seçim öncesi hizaya getirme’ cezası yağdırdı

Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Halk TV, TELE1, Show TV ve FOX TV’ye ceza yağdırdı. Tele 1’e, Merdan Yanardağ ile Prof. Dr. Emre Kongar’ın “AKP’nin faşizan bir parti olduğu” yorumu ve kadın yürüyüşü yasağının eleştirmeleri nedeniyle para cezası verildi.

Dere yatağındaki yapılaşmanın ve yurtdışından aldığı ödeneklere karşın ıslah çalışması yapmayan Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin eleştirilmesi nedeniyle Fox TV’ye yüzde 3 para cezası verildi.

RTÜK’ün uyguladığı para cezalarının bir önceki ay elde edilen reklam gelirinin yüzde 3’ü ile yüzde 5’i arasında değiştiği biliniyor.

RTÜK’ten yapılan açıklamaya göre, Üst Kurul dün izleme raporlarını görüştü. Eski HDP Eş Başkanı Selahattin Demirtaş’ın öykü kitabının tanıtıldığı Halk TV’ye suçluyu övmekten beş kez yayın durdurma ve üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uygulandı.

‣ RTÜK Başkanı: Seçimlere yaklaşırken değerlerimize aykırı yayınlara müsaade etmeyeceğiz

Kanala ayrıca Turhan Çömez’in İskenderun’da jeneratör çalışmadığı için solunum cihazına bağlı insanların öldüğünü söylemesi nedeniyle “tarafsızlık ilkesine aykırılıktan” ceza verildi.

Yayımladığı bir dizide kadına yönelik şiddet sahneleri yer aldığı gerekçesiyle Show TV’ye beş kez program durdurma ve en üst sınırdan idari para cezası yaptırımı uygulandı. Habertürk TV’ye de idari para cezası uygulandı.

‣ Eksikliklere dikkat çeken deprem yayınlarına RTÜK’ten ceza yağmuru

‘Amaç, yayıncıları hizaya getirmek’

Verilen cezaları sosyal medya hesabından değerlendiren RTÜK üyesi İlhan Taşcı, “RTÜK seçim öncesi eleştirel yayın yapan yayıncıları hizaya getirmeyi hedeflediğini aldığı bu kararlarla çok net gösterdi. Ali Sunal’a ceza veremeyince Show TV’ye bir dizideki kadına şiddetten yüzde 5 para, beş kez de program durdurma cezası verdi. Oysa TRT’de kadına şiddetin âlâsı var” değerlendirmesini yaptı.

‣ RTÜK’ten Halk TV’ye ‘espri’ cezası
‣ RTÜK istedi, TELE1’in ekranları üç gün karartılıyor

‘Seçim öncesi sindirme politikası’

FOX TV Genel Yayın Yönetmeni Doğan Şentürk kanala kesilen cezaya ilişkin tepki gösterdi:

“Her şeyden önce komik. Denizin olmadığı bir yerde dalgıçlarla ceset arandı Şanlıurfa’da. Bu utanç yeter. Şanlıurfa Büyükşehir Belediyesi’nin ödenekleri alıp kullanmamasını eleştirmişiz. O ödenekler kullanılsaydı denizin olmadığı yerde ceset aratmazdı belediye başkanı. Bu cezalar seçim öncesinde sindirme politikası.”

‣ Siyasi kadrolaşmada RTÜK gibi olmak: Bakan Kurum’un öğretmen eşi RTÜK’te görevlendirildi

‘Otoriter zihniyet tarihe gömülecek’

Türkiye Gazeteciler Cemiyeti (TGC) Genel Sekreteri Sibel Güneş, “RTÜK, seçime giderken yurttaşın habere erişimi, gerçeğe ulaşmasını engellemek üzerine bir çalışma yürütüyor” değerlendirmesinde bulundu.

Bu cezaların hem anayasaya hem de kanunlara aykırı kararlar olduğunun altını çizen Güneş, “İktidar seçime giderken RTÜK eliyle basın emekçilerinin de iş güvencesini tehdit etmektedir. Kararları kınıyoruz” dedi.

Türkiye Gazeteciler Sendikası’ndan yapılan açıklamada ise şu ifadelere yer verildi:

“Bilinsin ki tüm bu baskılara rağmen gazetecilikten vazgeçmeyeceğiz. Halkın gerçekleri öğrenmesine engel olan otoriter zihniyet tarihe gömülecek. Basın hürdür, sansür edilemez.”

Mithat Sancar: Seçime Yeşil Sol Parti ile gireceğiz

Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Mithat Sancar, Halk TV canlı yayınında konuk olduğu “Liderler Masası” programında tarihin en kritik seçimine girildiğinin altını çizerek “Seçim süreci çok mühim. Bu iktidar değiştiğinde demokratik dönüşüm yakalanabilmesi için biz ittifaklarımızla en büyük güvence olduğumuza inanıyoruz. Böyle bir güçten yoksun bırakma hakkımız, şansımız yok. Yeşil Sol Parti‘yle seçime gireceğiz. Yeşil Sol Parti bizim bileşenlerimizdendir. Hızla örgütlenmesini tamamladı. Yeşil Sol Parti’yi engelleselerdi başka seçenekler çıkaracaktık” dedi.

Sancar, depremin ağır bedelinin aday çıkarma kararlarını gözden geçirmelerine neden olduğunu da belirtti. HDP Eş Genel Başkanı Sancar, “Bu deprem doğal afet değil sadece, siyasi bir felakettir. Bu felakette kayıplarımız çok büyüktü. Seçime az bir süre yaşadığımız bu ağır yıkım daha farklı bir yol izlememiz gerektiği konusunda yeterince acı bir mesaj oldu” dedi.

‘Binde bir ihtimal bile olsa kapatma riskinin olduğu bir sürece girmeyiz’

2021’de özellikle diğer muhalefet partileriyle görüşmelere açık olduklarını söylediklerini hatırlatan Sancar, “Biz altılı masa tarafından cumhurbaşkanı adayı belirlenirse kendisine destek vereceğimizi söylemiştik ama bu konuda karşılık alamadık. Bundan sonra parlamentoda nasıl bir yol izleyeceğimiz sık sık soruluyor. Kapatma davası var. Bu iktidarın bilinçli bir stratejisidir. Dava açıldığı zamanda bu değerlendirmeyi yaptık. Bu dava seçim dönemine sarkıtılır. Binde bir ihtimal bile olsa kapatma riskinin olduğu bir sürece biz kendimiz girmeyiz. Bunu parti meselesi olarak düşünmeyin” ifadelerini kullandı.

Sancar, HDP ve seçime birlikte girecekleri Yeşil Sol Parti’nin logolarına ilişkin ise şunları söyledi:

“Yeşil Sol Parti ve HDP logolarının benzeştiği bir logo tasarlamıştık. Açıkçası kafa karışıklığına yol açmamak için bu logonun benzeşmesi konusunda bir kaygımız da yok. İttifak bileşenlerimiz kendi amblemleri ile gireceklerini yeniden söyledikleri için biz ısrar etmedik. MYK kararımızı sunduğumuzda arkadaşlar düşünme süresi istediler. Sonra kendileri kararlarını değiştirmek istemediklerini söylediklerine biz de tek liste kararımızı esnettik.”

‘Bütün dengeleri gözetiyoruz’

Kazanımları tehlikeye sokacak hiçbir yolun ittifakları tarafından benimsenmeyeceğini aktaran Sancar, şunları aktardı:

“Bütün dengeleri gözetiyoruz. Bu ittifak kolay kurulmadı. Genişleme çalışmalarımız da devam ediyor. Kısacası Emek ve Özgürlük İttifakı herhangi bir bileşenine kazanımlarını tehlikeye sokacak bir nedeni kabul etmez. En iyi sonucu alacak formülleri bulacağız. Ortak liste konusunda da bir mutabakatımız var. Diğer ittifaklarda koşulan formüllerden daha farklı formüllerle çalışıyoruz. Ayrıntıları vermem doğru olmaz. Ama gözetilen temel husus; daha önceki kazanımlarımızın daha altına düşmemek. Bu ittifakın yeni katılımlarla genişlemesi çalışmalarına da son güne kadar devam edeceğiz. Sol Parti de bunlardan biri. Görüşmelerimiz var.”

Sancar, 100’ün üstünde milletvekili çıkarmayı hedeflediklerini belirterek “Türkiye’nin felaket iktidarından kurtulmasını istiyoruz” dedi.

Demirtaş’tan ‘özgür yarınlar’ mesajı

Son olarak Edirne Cezaevi‘nde tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş, Halk TV yayınına sosyal medya hesabından bir mesaj gönderdi. Demirtaş’ın mesajında şu ifadeler yer aldı:

[22 Mart Dünya Su Günü] Guterres’ten suyu koruma çağrısı: Can damarımız damla damla zehirleniyor

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, Dünya Su Günü vesilesiyle yaptığı açıklamada suyun önemine değinerek temiz suya erişimin sürdürülebilir ve eşit bir şekilde sağlanması ve korunması için çağrıda bulundu.

22-24 Mart tarihleri arasında ABD‘nin New York kentinde düzenlenen BM Su Konferansı‘nın başlangıcını da belirleyen güne ilişkin yazılı açıklamada bulunan Guterres, suyun dünyanın “can damarı” olduğunu ve sağlık ve beslenmeden eğitime ve altyapıya kadar insan hayatı, ulusların ekonomik gelişimi ve refah için hayati öneme sahip olduğunu belirtti.

Antonio Guterres, “Ancak bu değerli can damarı damla damla kirlilikle zehirleniyor ve vampirvari aşırı kullanımla kuruyor ve su talebinin on yılın sonuna kadar arzı yüzde 40 oranında aşması bekleniyor” uyarısında bulundu.

‣ Küresel tatlı su ihtiyacı, 2030’a kadar sağlanabilen suyu yüzde 40 aşacak

İklim değişikliğinin suyun doğal döngüsüne zarar verdiğini hatırlatan BM Genel Sekreteri, “sera gazı kirliliğinin” tüm zamanların rekor seviyelerine yükselmeye devam ettiğini ve dünyanın iklimini tehlikeli bir hale getirdiğini kaydetti. Guterres, “Bu, suyla ilgili felaketleri, salgın hastalıkları, su kıtlığını ve kuraklığı kötüleştirirken altyapıya, gıda üretimine ve tedarik zincirlerine zarar veriyor” diye ekledi.

‣ Dünyada içme suyuna erişim iklim değişikliği nedeniyle zorlaşıyor
‣ 2022 su raporu: Küresel ısınma su döngüsünü değiştiriyor

‘Dünya Su Günü, bir hatırlatıcı’

Dünya Su Günü’nün bu başarısızlıkların güvenli su ve sanitasyona erişimi olmayan milyarlarca insan üzerindeki maliyetini hatırlatıcı rol oynadığını aktaran Antonio Guterres, günün insanlığın can damarını şimdiki ve gelecek nesiller için korumak ve sürdürülebilir bir şekilde kullanmak ve yönetmek için bireysel ve kolektif rollerimizi hatırlattığını belirtti.

BM Genel Sekreteri şunları kaydetti:

Dünya üzerindeki her 100 kişiden 25’i tüm suyunu açık akarsu ve göletlerden alıyor, aksi takdirde güvenliği şaibeli suları satın almak için yüksek fiyatlar ödüyor. Bu 100 kişiden 22’si tuvalet ihtiyaçlarını açık alanlarda gideriyor ya da kirli, tehlikeli ya da bozuk tuvaletleri kullanıyor. Ve 44’ü, atık sularının arıtılmadan tekrar doğaya aktığını ve feci sağlık ve çevresel sonuçları olduğunu görüyor. Kısacası, dünyamız 2030 yılına kadar herkes için güvenli bir şekilde yönetilen su ve sanitasyon hedefimize ulaşma yolundan dramatik -ve tehlikeli- bir şekilde sapmış bulunuyor.

Fotoğraf: VinayPanjwani / BM

‘Kaybedecek bir saniyemiz bile yok’

Guterres, BM Su Konferansı’nı “ulusal hükümetler, yerel ve bölgesel yönetimler, işletmeler, bilim insanları, gençler, sivil toplum kuruluşları ve topluluklar için güçlerini birleştirmek ve temizliğe ulaşmak adına herkes için temiz su ve sanitasyon çözümlerini birlikte tasarlamak ve bunlara yatırım yapmak için kritik bir an” olarak niteledi.

‣ Su Politikaları Uzmanı Yıldız: Kuraklık şiddetlenirse sanayi faaliyetleri de sekteye uğrayabilir
‣ Hidrobiyolog Dr. Kesici: Kuraklıkla mücadele kapsamında su kanunu çıkarılmalı

Hükümetler, işletmeler ve yatırımcıların sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlamak için çok daha cesur adımlar atması gerektiğini ve bunun için G20‘nin öncülük etmesi gerektiğini vurgulayan Guterres, “Gelişmekte olan ülkeleri her adımda desteklerken fosil yakıtlara olan bağımlılığımızı kırmalı ve yenilenebilir enerjiyi benimsemeliyiz” çağrısını yineledi.

Antonio Guterres, çağrısına şunları ekledi:

“Kaybedecek bir saniyemiz bile yok. 2023’ü insanlığın can damarı için dönüşüm ve yatırım yılı yapalım. Herkesin suya eşit erişimini korumak, sürdürülebilir bir şekilde yönetmek ve sağlamak için harekete geçelim.”

su
Fotoğraf: Bram Janssen / AP

BM Su Konferansı

Hollanda ve Tacikistan‘ın ev sahipliğinde iki gün boyunca birçok etkinlikle sürecek olan BM Su Konferansı 22 Mart Dünya Su Günü’nde başladı.

Konferansın açılışı BM Genel Sekreteri Guterres, Hollanda Kralı Willem-Alexander ve Tacikistan Cumhurbaşkanı İmamali Rahman‘ın katılımıyla gerçekleştirildi.

‣ Dünyanın su kaynakları kuruyor

BM’nin ilk Su Konferansı niteliğini taşıyan organizasyon, BM 2030 Sürdürülebilir Kalkınma hedefleri çerçevesinde “suyu daha iyi anlama, suya daha fazla değer verme ve yönetme” bilincini artırmayı ve uluslararası mutabakat sağlanarak su ile ilgili hedeflere ulaşımı teşviki amaçlıyor.

[22 Mart Dünya Su Günü] Avrupa İklim Eylem Ağı kömüre karşı uyardı: Su kaynaklarını kirletiyor, kurutuyor

Avrupa İklim Eylem Ağı (CAN Europe) tarafından hazırlananKömüre Dayalı Enerji Politikasının Su Etkisi’bilgi notu Dünya Su Günü’nde yayımlandı. 

22 Mart tarihi, 1993 yılında, Birleşmiş Milletler (BM) tarafından Dünya Su Günü olarak kabul edildi. O tarihten bu yana her yıl farklı bir su teması ile 22 Mart’ta su kaynaklarının önemi vurgulanıyor. Bu yılın teması “su ve sanitasyon krizini çözmek için değişimi hızlandırmak” olarak belirlendi. 

Türkiye kişi başına düşen bin 544 metreküp kullanılabilir yıllık su miktarıyla su stresi (baskısı) yaşayan ülkeler arasında yer alıyor. 6 Şubat’ta yaşanan depremlerin ardından deprem bölgesinde hala pek çok temel insani ihtiyaca erişim sağlanamıyor. Bu insani krizde su ve sanitasyon da öne çıkan acil ihtiyaçlardan. Savaş, depremler gibi kriz süreçlerinde daha belirgin hale gelen su ihtiyacı, su varlıklarının ve su varlıklarını koruyacak planlama süreçlerinin önemini gösteriyor. 

kömür
Fotoğraf: Servet Dilber / CAN Europe, 2018

CAN Europe’un hazırladığı bilgi notu, yoğun su tüketimine neden olan kömürden elektrik üretim sürecinin su varlıkları üzerindeki etkilerine dair bilimsel verileri derliyor, Türkiye’de suyun yönetişimi hakkında bilgiler paylaşıyor ve politika önerileri sunuyor. 

‣ 2020’de su kaynaklarından çekilen 18,2 milyar metreküp suyun yarısı termik santrallere

Bilgi notunda kömürün su etkilerine dair öne çıkan bazı bilgiler şöyle: 

  • Uluslararası Enerji Ajansı’nın analizine göre; elektrik sektörü her sene yaklaşık 285 milyar metreküp su çekiyor ve 15 milyar metreküp suyu tüketiyor.
  • Kömür madenciliğinde, kömürün güvenli şekilde çıkarılması için maden sahasının susuzlaştırılması, yani sahadaki yeraltı sularının tamamen boşaltılması gerekiyor. Susuzlaştırma, akarsu havzalarının su rejiminin bozulması ve asit maden drenajı olmak üzere iki büyük riski beraberinde getiriyor.
  • Maden atığı ve kömür stok sahalarındaki sızıntılar ile kömürün termik santralde yakılmasından önce hazırlanması ve zenginleştirilmesi esnasında ortaya çıkan atık sular da yer altı ve yüzey sularında kirlenmeye neden oluyor. 
  • Çırpılar Termik Santrali’nin ÇED raporunda termik santralin su tüketiminin saatte 459 metreküp olduğu görülüyor. Bu senede 3,5 milyon metreküp su anlamına geliyor. Bu miktar TÜİK’in 2020’ye ait verilerine göre 43 bin kişinin bir yıllık su tüketimine eşit. 
  • Yatağan Termik Santrali’nin bir yılda 45 bin nüfuslu Yatağan ilçesinin toplam kentsel su tüketiminin 7,5 katından fazla su tüketiyor. 
  • Yeniköy Termik Santrali’nin yıllık tüketimi, soğutma suyunu kapalı çevrim olarak kullanmasına rağmen, 132 bin nüfuslu Milas ilçesinin yıllık kentsel su tüketiminin 2,5 katına yakın.
  • Kömür yakıldıktan sonra küle dönüştüğünde, yanmadan önceki haline göre çok daha yüksek konsantrasyonda ağır metal içeriyor. Bu ağır metal yoğunluklu küller rüzgarla uzun mesafeler kat ederek yer altı ve yer üstü sularına karışıyor ve kolayca besin zincirine de dahil oluyor. 
  • Kömür yakılması sonucu atmosfere doğrudan cıva salınmasının yanında uçucu küllerle de karaya ve yüzey sularına cıva karışıyor. Türkiye’de termik santral emisyonlarında cıva için bir sınır değer yok ve ölçümü yapılmıyor. Hesaplamalara göre, Yatağan, Yeniköy ve Kemerköy Termik Santrallerinden, her yıl doğaya 1 tondan fazla cıva salınıyor.
‣ Türkiye’deki kuraklık termik santralleri de susuz bırakacak
‣ Nallıhan Kuş Cenneti’nin önemli su kaynağı termik santral nedeniyle kirleniyor

Bilgi notunda termik santraller kaynaklı su kirliliğine dair bir örnek olarak “Yeniköy Termik Santrali, Kül Depolama Sahası ve İkizköy Açık Kömür Ocaklarının Su Kaynaklarına Etkilerinin Değerlendirme Raporu” özeti de yer alıyor. 

Jeoloji Mühendisi Hasan Kırmızıtaş tarafından hazırlanan rapor, Yeniköy Termik Santrali, bu santrale ait kül depolama sahası ve bu santrale kömürün sağlandığı İkizköy ve Sekköy kömür sahalarının etki alanındaki su kaynakları inceliyor. 

kömür
Fotoğraf: Servet Dilber / CAN Europe, 2018

Bilgi notunda özetlenen raporun çıktılarında Yeniköy santralinin düzenli kül depolama tesisi bulunmaması öne çıkıyor. İnceleme yapılan sahada derelerin kömür madenciliği ve kül depolama nedeniyle kirlendiği rapor tarafından tespit ediliyor. 

Bilgi notunda, Türkiye’deki suyun yönetişimine dair sorunların temelinin bir su kanunu olmamasından kaynaklandığına dikkat çekiliyor. Tüm elektrik üretim süreçleri arasında suya en çok ihtiyaç duyan üretim şekli olan kömürden elektrik üretiminin, derinleşen iklim krizi ile birlikte Türkiye’de daha yoğun hissedilen su stresi ile birlikte değerlendirilmesi gerektiği belirtiliyor.

‣ Termik santral tarafından suları kesilen İkizköylülerden açıklama: Korkuyoruz
‣ ‘Özelleştirilen 13 termik santral, kirletmeye devam ediyor’

Bölgede yaşayanlar tanıklıklarını aktarıyor

 

“Bu kömür ocakları kazılmaya başladığından beri sularımız kayboldu. Şu camiden çıkan su bütün köyün ovasını sulardı, bütün tarlaları. O kadar çok su vardı. Diktiğimiz sebzeleri, meyveleri, her şeyi… Millet evinde hazır su içiyor artık. Su azaldı, eskisi gibi bahçe eken yok. Kuyusu olan ekiyor; yoksa ekemiyor. Bunlar eğer oraları (maden için şirket tarafından satın alınmak istenen 93 parsel zeytinlik alanı) da kazarlarsa suyumuz temelli gidecek.” (CAN Europe, 2019).

Muğla Yatağan’ın Turgut köyünden Şerifan Hanım

 

 “Arkada bir benim acı gölüm var. Güzelliğine dayanamazsın, zarafetine, ama külden oluştu, sülfürik asitli göl. Bir gün genç kızlar gelmiş girmişler bu göle, ‘Muhtar amca yandı ayaklarımız’ dediler.” (CAN Europe, 2019).

Yatağan’dan Kapubağ Muhtarı Kemalettin Bey

‘Dünyanın en yalnız gorili’ Bua Noi için 120 bin imza toplandı, Bua Noi hala hapis…

Dünya basınında ‘Dünyanın en yalnız gorili’ başlığıyla hakkında birçok haber yapılmasına rağmen goril Bua Noi, Bangkok’taki alışveriş merkezinin içinde bulunan hayvanat bahçesindeki kafeste tek başına 30 yıldan fazla bir süredir adeta bir hapis içerisinde yaşıyor.

Bua Noi’nin özgür kalması için Change.org adlı web sitesinde adına başlatılan imza kampanyası 120 bin imzaya ulaştı. Web sitesi atılan imzaların 150 bine ulaşması halinde ‘en fazla imzalanan’ kampanyalardan biri olacağını vurguladı.

Hayvanları koruma amacı taşıyan sivil toplum kuruluşu PETA, Bua Noi ile ilgili geçen yıl yaptığı bilgilendirme açıklamasında bu tip gorillerin, türlerinin diğer üyeleriyle birlikte gelişen sosyal hayvanlar olduğunu vurgulayarak buna rağmen onlarca yıl boyunca yalnız yaşadığını belirtti.

Aralarında şarkıcı Cher ve aktris Gillian Anderson‘ın da bulunduğu dünyanın dört bir yanındaki aktivistler, uzun süredir Bua Noi’nin hayvanat bahçesinden taşınması için kampanya yürütüyor ancak henüz bir sonuç alınmadı.

Kampanyayı linkten imzalayabilirsiniz.

Bursa’da yalnızca 80 günlük su kaldı

Bursa Teknik Üniversitesi‘nce (BTÜ) “22 Mart Dünya Su Günü” kapsamında Mimar Sinan Yerleşkesi‘nde düzenlenen “İklim Değişikliği ve Doğal Afetler” konferansında, Bursa Valisi Yakup Canbolat, Bursa’da 80 günlük su kaldığını söyledi.

Vali Canbolat, konferansın açılış oturumunda, dünya genelinde sel, fırtına, hortum, deprem, heyelan, orman yangını, kuraklık gibi doğal afetlerde ciddi artışlar yaşandığı, bunun en önemli etkenlerinden birinin iklim değişikliği olduğunu söyledi.

Aşırı yağış ve şiddetli rüzgarların yol açtığı felaketlerdeki artışlara değinen Canbolat, ülke genelindeki aşırı kuraklığa dikkat çekerek Bursa’nın su varlığına ilişkin şunları aktardı:

“Bursa’nın su ihtiyacının yüzde 85’i Nilüfer ve Doğancı barajlarından, yüzde 15’i de durağan kaynaklardan sağlanmaktadır. Barajların yıllık su kapasitesine baktığımızda Nilüfer Barajı’nın 60 milyon, Doğancı Barajı’nın da 125 milyon metreküp olduğunu biliyoruz. Bursa’da günlük 425 bin metreküp su tüketilmektedir. İçme suyu barajlarımızdaki doluluk oranı dikkate alındığında ve barajlara herhangi bir su girişi olmaması durumunda Bursa’nın bugün itibarıyla 80 günlük ihtiyacını karşılayacak su rezervi bulunmaktadır.”

Bursa Su Kolektifi’nden Çevre Bakanlığı’na dilekçe: Nilüfer zehir akıyor, izleyecek misiniz?
Nilüfer Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 1’e düştü
Nilüfer Çayı’nda ‘kalite kodu değişikliği’, suyu temizledi!
Kaynak: BUSKİ – Doğancı ve Nilüfer Barajlarının yıllara göre doluluk oranlarını gösteren grafik. 2014-2023 (Grafik, 22 Mart 2023 tarihinde alındı)

Bursa Su ve Kanalizasyon İdaresi (BUSKİ) verilerine göre; 2023’ün ilk üç ayında Nilüfer Barajı’ndaki doluluk oranı yüzde 10’da kaldı. Doğancı Barajı’ndaki mevcut oran ise yüzde 40 civarında.

BUSKİ tarafından Şubat sonunda kuraklığa dikkat çekilerek vatandaşlara su tasarrufu yönünde uyarıda bulunulmuştu

“Değerli vatandaşlarımız kış dönemini kurak geçiriyoruz. Suyumuzu daha dikkatli kullanmamız gereken günlerdeyiz. Kesinti yapmadan günlük su ihtiyacınızı karşılamak için her adımı atıyoruz. Lütfen suyumuzu dikkatli kullanalım”

Canbolat, Büyükşehir Belediyesince Çınarcık Barajı’nın da devreye alınmasıyla Bursa’nın içme suyu ihtiyacının kesintisiz olarak 2050’ye kadar karşılanacağının öngörüldüğünü sözlerine ekledi.

Büyükşehir Belediye Başkanı Alinur Aktaş ise Bursa’ya bu sene düşen yağış miktarında geçen yılın aynı dönemine göre yüzde 41 azalmanın söz konusu olduğunu belirtti.

Buna rağmen su kesintisi yapmadıklarını aktaran Aktaş, her kurum ve kuruluşun, herkesin suyu tasarruflu kullanma noktasında üzerine düşeni yapması gerektiğini ifade etti.

[22 Mart Dünya Su Günü] Su Politikaları Uzmanı Yıldız: Kuraklık şiddetlenirse sanayi faaliyetleri de sekteye uğrayabilir

22 Mart, 1993’ten bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor. Her yıl bu tarihte dünyada yaşanan su krizine ve temiz suya erişimi olmayan insanlara dikkat çekilmeye çalışılıyor.

Bugün Birleşmiş Milletler (BM) Eğitim, Bilim ve Kültür Örgütü (UNESCO) tarafından yayımlanan Dünya Su Raporu‘nda, su krizinin farklı bölgeleri de etkisi altına alarak artacağı ve halihazırda yeterli su kaynakları bulunan Orta Afrika, Doğu Asya ve Güney Amerika‘nın bazı bölgelerini de etkileyeceği öngörülüyor. Raporda, Orta Doğu ve Sahel gibi içme suyu sıkıntısının günümüzde hissedildiği bölgelerde bu durumun daha da ağırlaşacağı vurgulanıyor.

BM, dünyada yaklaşık iki milyar insanın güvenli bir biçimde içme suyuna erişimi olmadığına dikkati çekiyor. Yaklaşık 3,6 milyar insan ise hijyen standartlarına uygun bir kanalizasyon sisteminden mahrum yaşıyor. Veriler, dünyada yaklaşık üç milyar insanın her yıl en az bir ay su kıtlığı yaşadığını gösteriyor.

‣ Dünyada içme suyuna erişim iklim değişikliği nedeniyle zorlaşıyor
su
Fotoğraf: Kibae Park / BM

Rapora göre, dünya genelinde su tüketimi son 40 yıldır, yılda yüzde 1 oranında artıyor ve 2050’ye kadar da bu hızda artmaya devam edeceği tahmin ediliyor. Dünyadaki nüfus artışı, sosyoekonomik gelişim ve değişen tüketim alışkanlıkları bu artışa neden oluyor. Ayrıca içme sularının kirletilmesi sonucu su kalitesinin düşmesi de sorunu tırmandırıyor. Rapor, yoksul ülkelerde ana problemin kanalizasyon sistemlerindeki yetersizlik, sanayi ülkelerinde ise yer altı sularının endüstriyel tarım nedeniyle kirlenmesi olduğunun altını çiziyor.

UNESCO, yaşanan bu sıkıntılar karşısında su yönetimine ilişkin yerelden uluslararası kurum ve kuruluşlara uzanan ve sınırları aşan bir şekilde birçok aktörün ortaklık ve iş birliği içinde çalışmasının önemi vurguluyor.

Raporun, 22-25 Mart tarihlerinde, ABD‘nin New York kentinde yapılacak olan BM Dünya Su Konferansı’ndaki tartışmalar ve görüşmeler için bir temel olması hedefleniyor. Son 46 yıldır BM tarafından organize edilen ilk su konferansı olması ile önem kazanan zirvede, 6’ıncı Sürdürülebilir Kalkınma Hedefi olan ve temel insan hakkı olarak nitelendirilen, ‘suya ve sıhhi tesislere erişim‘in uygulamaya geçirilmesi hedefleniyor.

‣ İklim krizi: 2070’te her üç kişiden biri iklim göçmeni olabilir
su
Fotoğraf: UNECE

Türkiye, 2030’da su fakiri bir ülke olabilir

Dünya Doğayı Koruma Vakfı (WWF) verilerine göre Türkiye, kişi başına kullanılabilir su miktarı göz önünde bulundurulduğunda, su stresi çeken bir ülke olarak kabul ediliyor. Günümüzde bin 519 metreküp olarak tahmin edilen kişi başına düşen su miktarının 2030’da 100 milyonluk nüfusla bin 100 metreküpe düşeceği ve Türkiye’nin su fakiri bir ülke olacağı öngörülüyor.

Artan nüfusa ek olarak iklim krizinin, Türkiye’yi de kapsayan Akdeniz havzasındaki su sıkıntılarını tırmandırıcı bir rol oynayacağı tahmin ediliyor. Bu da ülkede hızla suya yönelik politikalar geliştirilmesi ve bu politikaların uygulanmasının hayati bir öneme sahip olduğunu gösteriyor.

Su Politikaları Derneği Başkanı Dursun Yıldız, Türkiye’nin tarımsal ve endüstriyel alanlardaki su politikaları ile 6 Şubat Kahramanmaraş depremlerinden etkilenen afet bölgesindeki suya erişim koşullarını Yeşil Gazete’ye değerlendiriyor.

su

‣ Rapor: Küresel tatlı su ihtiyacı, 2030’a kadar sağlanabilen suyu yüzde 40 aşacak

‘Tarımsal sulamada stratejik hedefe yönelik birbirini tamamlayan adımlar atmalıyız’

2021’e ait verilere göre, Türkiye’de tatlı su kaynaklarının yüzde 72’si tarımsal sulamada kullanılıyor. Bu oran, halihazırda su stresi çeken bir ülke olmasının yanı sıra, iklim değişikliği nedeniyle dünyanın diğer bölgelerinden daha hızlı ısınmakta olan Akdeniz bölgesinde olan Türkiye için kuraklık alarmı anlamına geliyor. Uzmanlar, yıllardır Türkiye’nin tarımsal sulama alanında ciddi adımlar atılmasının hayati önem taşıdığını söylüyor.

Tarımsal sulama konusunda atılacak en öncelikli adımın, su kullanıcı birliklerinin ve sulama kooperatiflerinin kurumsal kapasitesinin geliştirilmesi ve katılımcı sulama yönetimine dahil edilmesi olduğunu ifade eden Yıldız, bu yapılırken modern sulama sistemlerine geçişin önündeki finansman sağlama konusundaki teşviklerin de artırılması gerektiğine değiniyor.

Yeraltı sularının kullanımının da tarımsal su politikalarında önemli bir yeri olduğuna işaret eden Dursun Yıldız, “Özellikle yeraltı sularının tahsisleri daha dikkatli yapılmalı ve kullanım miktarları kuyulara takılacak sayaçlarla kontrol altına alınmalıdır. Yeraltı sularının beslenim kullanım dengesi su kullanıcı birlikleri ve sulama kooperatifleri ile işbirliği içinde gözetilmelidir” tavsiyelerinde bulunuyor.

Suya göre tarımsal ürün deseni seçiminin önemine vurgu yapan su politikaları uzmanı, bu seçimlerin akılcı politikalarla uygulamaya geçirilmesi gerektiğini ifade ederek şunları ekliyor:

Tüm bunların başarılı bir şekilde uygulanabilmesi için nehir havzası ölçeğinde bütünleşik su yönetimi yapacak etkin ve güçlü bir kurumsal yapı oluşturulmalıdır. Nehir havzası canlı bir sistem. Bunu yönetmek için sistem düşüncesine ihtiyacımız var. Stratejik hedefe doğru giden yolda birbirini tamamlayan adımlar atmalıyız.

su

‣ Hidrobiyolog Dr. Kesici: Kuraklıkla mücadele kapsamında su kanunu çıkarılmalı

Kuraklık şiddetlenirse sanayi faaliyetleri sekteye uğrayabilir’

Sanayi, yüzde 12’lik bir oranla Türkiye’deki tatlı su kaynaklarının önemli bir kısmının harcandığı alanlar arasında yer alıyor. Suyun büyük bir kısmının kullanılmasının yanı sıra sanayide kullanılan atık suların dereler, nehirler, göller gibi su kaynaklarına deşarj edilmesi ise kullanılan suda ek zararların doğmasına yol açıyor. Bu konuda uzmanlar, atık suların arıtımının ve geri dönüşümünün önemine işaret ediyor.

Dursun Yıldız, arıtılmış atık suyun tekrar kullanımının sanayi suyu kullanım politikalarının öncelikli konusu olması gerektiğini savunuyor ve sanayi suyunun arıtılarak tekrar kullanımının özellikle organize sanayi bölgelerinde yenilikçi finansman modelleri ile teşvik edilmesi gerektiğini belirtiyor:

“Özellikle büyükşehirlerin sanayi bölgelerindeki su taleplerinin belediyelerin su idareleri tarafından karşılanması zora girmektedir. Atık suların geri dönüştürülerek kullanımı ve suyun çevrimiçi olarak verimli kullanımı bu artan sorunu büyük oranda çözer.”

Sanayi bölgeleri dışındaki sanayi tesislerinin sularını genellikle yeraltı suyundan çektiğini aktaran Yıldız, “Bu kuyularda da çekimin kontrolü için sayaç kullanma zorunluluğu var. Bu anlamda kısmen kontrol altında diyebiliriz” bilgisini paylaşıyor.

Devlet Su İşleri (DSİ) tarafından yapılan toplam yeraltı suyu tahsislerinin yüzde 9’unun (yılda 1,5 milyar metreküp) sanayi sektörüne tahsis edildiğini söyleyen uzman, kuraklığın şiddetlenmesi durumunda su sıkıntısı nedeniyle bazı sanayi faaliyetlerine kısıtlama getirilmesinin mümkün olduğunu belirtiyor:

Yeraltı suları görünmez kaynaklar olduğu için kurak dönemlerde su seviyelerinin düşmesi gündem olmuyor. Bu nedenle çekimler devam edeceğinden sanayi faaliyetleri de devam eder. Kuraklık yaygın ve şiddetli hale gelirse büyük kentlerdeki şebekelerden tahsis edilen sular da kısıntıya gidilebilir.

su

‣ Dünyanın su kaynakları kuruyor

‘Afet bölgesinde mobil su arıtma tesislerinin sayısı hızla artırılmalı’

6 Şubat’ta Kahramanmaraş‘ta meydana gelen ve 10 ilde ağır yıkıma neden depremlerin ardından, zarar gören altyapı ve tedarikte yaşanan sorunlar nedeniyle temiz suya erişim, afet sonrası en kritik ihtiyaçlardan biri oldu.

Diğer illerden pet şişelerle yapılan su yardımlarının ise depremzedelerin gıdaları yıkamak ve kendi hijyenlerini sağlamak noktasında yetersiz kalması, afet sonrası patlak verebilecek salgın hastalık endişelerinin güçlenmesine yol açmıştı.

Su politikaları uzmanı Yıldız, şiddetli ve geniş coğrafyalara yayılan depremlerden sonra en büyük tehlikenin temiz su temini ve hijyen koşullarının sağlanamaması nedeniyle yaşandığını, zira bu koşulların salgın hastalık tehdidi oluşturduğunu hatırlatıyor. Depremden etkilenen bölgedeki su sıkıntısını değerlendiren Yıldız, şunları söylüyor:

“Deprem bölgemizde deprem öncesinde geçici barınma bölgelerinin tespiti, çadır, su ve tuvalet gibi ihtiyaçlar konusunda gerekli tedbirler alınmadığından uzun bir dönem büyük sıkıntılar yaşandı. Özellikle Kahramanmaraş, Hatay ve Adıyaman kentlerimizde su şebekesi altyapısı büyük oranda tahrip oldu. Diğer kentlerde de kısmi hasarlar var. Bu nedenle bazı belediyeler tarafından çeşme sularının kullanılmaması çağrıları yapıldı. Onarım çalışmaları yürütülüyor ancak uzun sürebilir. Zaten yeni kentlerin yeni yerleşim alanları da değişecek.”

Yıldız’a göre, öncelikle çadırkentlerde yaşayanların, deprem bölgesi dışından evlerine dönmek isteyenlerin, dükkanını açan küçük esnafın, bazı sanayi işletmelerinin su talebini karşılamak gerekiyor.

Afet bölgesindeki uygun yerlere mobil su arıtma tesisleri kurulmasını önerdiğini ve bu kurulumların başladığını bildiren uzman, “Halen çoğu çadırkentlerde 1,5 milyona yakın depremzede barınıyor. Bizim hesaplarımıza göre sadece içme suyu için bu bölgeye her gün 200 TIR dolusu ambalajlı su sevkiyatı gerekli. Bölgeye sevkiyat devam ediyor ancak bunun uzun süre sürdürülebilir olması zor” diyor ve mobil su arıtma tesislerinin sayısının ivedilikle artırılmasını tavsiye ediyor.

su

‣ Himalaya buzulları eridikçe Güney Asya’daki su krizi derinleşiyor

‘Sıcaklıklar artmaya başlamadan su ve atıksu ile hijyen sorunu çözülmeli’

Soğuk havalarda su kaynaklı salgın hastalık risklerinin nispeten daha az olduğuna işaret eden Yıldız, “Bölgede sıcaklıklar artmaya başlamadan su ve atıksu ile hijyen sorunu çözülmeli” çağrısı yapıyor.

Konteyner kentlerde bu sorunun çözümü daha kolay ancak depremzedeler o evlere geçene kadar içme ve kullanma suyu temini ile çevre sağlığı konusu çok kritik bir konu olacak. Su kalitesi ölçümleri sürekli olarak yapılmalı ve depremzedeler, özellikle çocuklar kirli sudan uzak durmaları konusunda uyarılmalı. Bölgede uzun bir süre su ve atıksu konusunda kriz yönetimine ihtiyaç olacak. Tedbirler alınırken bölgeye yapılacak olan yardımların da devam etmesi gerekiyor.

su

Kriz anlarında su yönetimi nasıl yapılmalı?

Maraş depremlerinin ardından yaşanan ağır can kayıpları ile depremzedelerin kış koşullarında barınma, gıda ve su gibi temel ihtiyaçlarına erişememesi gibi durumlar, hem hükümet hem de arama kurtarma ve yardım faaliyetlerinden sorumlu kuruluşları, kriz yönetimine ilişkin eleştirilerinin odağına koydu.

Afet yönetimi için asıl olan çalışmaların afet öncesi risk azaltma çalışmaları olduğunun altını çizen Yıldız, afetler meydana geldikten sonrasında yapılabilecek tek şeyin ortaya çıkan krizin yönetilmesi olduğunu kaydediyor ve ekliyor:

“Afet öncesinde her türlü riski azaltmaya yönelik çalışmalar ne kadar eksik kalırsa kayıp o kadar artar ve felaket yaşanır. Krizi yönetmeye çalışarak bunu kısmen çözebilirsiniz. Sorunların çözümü uzar ve riskler artar.”

Uzman, depremdeki su temini ve hijyen ihtiyacı için çadır stokları ve geçici barınma bölgelerinin ele alınarak deprem öncesinde hazırlıkların yapılması gerektiğini bildiriyor. İl Afet Risk Azaltma Planı raporlarında da yer alan bu hazırlıklara ek olarak geçici barınma bölgelerinin seyyar tuvaletler, su deposu, pompa ve ekipmanlar ile birlikte hazır tutulması gerektiğini ifade eden Yıldız, bazı kuyuların deprem sonrasında kullanılmasına yönelik hazırlanmasının da faydalı olabileceğini ekliyor ve içme suyu arıtma tesislerinin depreme dayanıklı hale getirilmesinin önemini vurguluyor.

Yıldız, şunları aktarıyor:

Bu depremin şiddeti çok büyüktü ve çok geniş bir alanda art arda yaşandı. Bu doğru ancak hazırlıklar ve koordinasyon olarak yetersiz ve eksik olduğumuz da ortaya çıktı. Suyun yönetimi konusunda afet öncesinde risk azaltma çalışmaları ile ilgili eksikliklerimiz var. Doğa bizi çok zor bir sınava soktu. Maalesef çok büyük kayıplar verdik ve birçok kurum ve kuruluş olarak enkaz altında kaldık. Toplumsal afet bilincine ve birçok konuda düşünce sistemimizin radikal olarak değişmesine ihtiyacımız var.

Küresel ısınma: Van Gölü’ndeki çekilme, inci kefalini vurdu

Son yıllarda etkili olan kuraklığın yanı sıra aşırı buharlaşma nedeniyle seviyesinde düşüş yaşanan Van Gölü‘nün kıyılarındaki çekilme devam ediyor. Çekilme inci kefalin göç yolculuğunu dahi etkileyecek boyutta.

Suyun sığ olduğu bazı noktalardaki çekilme, her yıl Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı suyundan tatlı sulara göç eden binlerce inci kefalinin göç yolunu da uzatacak. Daha önce su seviyesinin yüksek olması sayesinde kısa sürede akarsu yataklarına ulaşan balıkların, bu yıl çekilme nedeniyle tatlı sulara göç yolunda daha uzun mesafeyi aşması gerekecek.

Fotoğraf: AA

AA‘dan Necmettin Karaca‘nın aktardığına göre; Van Yüzüncü Yıl Üniversitesi (YYÜ) Su Ürünleri Fakültesi Doktor Öğretim Üyesi Mustafa Akkuş, Van Gölü’nün tuzlu ve sodalı sularında yaşayan inci kefallerinin her yıl gerçekleşen zorlu göç yolculuğuna sayılı günlerin kaldığını söyledi.

Suyun akışının tersine yüzen ve karşısına çıkan engelleri adeta uçarak aşan balıkların korunmasına yönelik tedbirlerin her yıl alındığını belirten Akkuş, “Göçün başlamasına sayılı günler kaldı ama hepimizin aklında şöyle bir soru var; Van Gölü’nün bazı bölgelerinde neredeyse 2-3 kilometreye varan çekilmeler yaşandı, akarsuların debilerinde düşüşler görülüyor, bu çekilme ve su seviyesindeki düşüş balıkları nasıl etkileyecek?” diye sordu.

Fotoğraf: Necmettin Karaca – AA

Bölgede çok sayıda kişinin balıkçılıktan geçimini sağladığına işaret eden Akkuş, “Balıkçılığın devam etmesi, üreme döneminde inci kefallerinin akarsulara gerçekleştireceği yolculuğa bağlı” dedi.

Fotoğraf: Necmettin Karaca – AA

‘İnci kefalini zorlu bir göç yolculuğu bekliyor’

İnci kefalinin kentin ekonomisi kadar turizmi için de önemli olduğunu vurgulayan Akkuş, şunları kaydetti:

“Balıkların göç yolculuğu uzadı. Geçmişte akarsuyun göle döküldüğü noktanın bugün göle uzaklığı nerdeyse 2-3 kilometre. Dolayısıyla geçen seneye göre inci kefalleri 2-3 kilometre daha fazla mesafeyi aşmak zorunda kalacak. Akarsuların yukarı kesimlerine gitmek için geçen sene girdikleri noktadan daha uzak bir noktadan göle giriş yapmak zorundalar. Tek sıkıntı bu değil.

Yine küresel ısınmaya bağlı olarak su debilerinin düşmesi en büyük sorunlardan biri. Bu nedenle geçen yıllara göre inci kefalini daha zorlu bir göç yolculuğu bekliyor. Akarsuların debilerinin hızlıca düşmesi sıcaklığı artırıyor ve oksijen seviyesi azalıyor. Bu noktada bizim yardımcı olmamız gerekiyor. Başta kaçak balıkçılık olmak üzere akarsulardaki ani su kesintilerinin önüne geçmemiz gerekiyor. Yağışların artmasını ve bu sayede akarsu debilerinin yükselmesini ümit ediyoruz.”