Ana Sayfa Blog Sayfa 530

Boğaziçili akademisyenler depreme işaret ederek bilim ve liyakatın önemini hatırlattı

Boğaziçi Üniversitesi’nde bulunan, 29 bölüm ve üç enstitüde görev alan öğretim üyeleri, deprem bölgesindeki yıkımın büyüklüğüne işaret ederek bilimin araştırmanın ve liyakatin ne kadar önemli olduğunu hatırlatır nitelikte bir ortak açıklamada bulundu.

“Art arda geçirdiğimiz büyük depremler ve sonrasında yaşanan felaketler, ülkemizde bilim, araştırma ve liyakatın ne denli hayati olduğunu bir kez daha gözler önüne sermiştir” ifadelerinin kullanıldığı çağrı metninde usulsüz atanan ve/veya atanması planlanan akademisyenlere de seslenildi. Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Üzülerek belirtmek isteriz ki, üniversitemizde şeffaflıktan uzak ve konunun uzmanı olan öğretim üyelerinin bulunduğu birim ve fakültelerin hiçbir görüşü alınmadan tepeden inme akademik atamalar devam etmektedir.

Üniversitemizde yıllardır bölümlerde titizlikle uygulanan, kamuya açık akademik sunumları da içeren, şeffaf ve liyakata dayalı işe alım süreçleri tümüyle göz ardı edilmekte, kişiye özel ilanlarla hukuksuz ve kayırmacı atamalar yapılmaktadır.

Kurumumuza bu şekilde atanan akademisyenlere, kendi niteliklerinden bağımsız olarak hatırlatmak isteriz ki, şeffaf olmayan süreçlerin işletilmesine razı olarak girdikleri bu kurumu yıllardır Türkiye’nin en iyi kamu üniversitelerinden biri yapan etmenlerin başında titizlikle uygulanan işe alım süreçleri gelmektedir.

İşe alınmalarında bu prensiplerin ihlal edilmiş olması akademik etikten son derece uzak bir durumdur. Akademik birimlerin görüşü alınmadan veya bu görüşlerin hilafına yapılan atamalar adil değildir.

Saygın bir akademik kurumdaki görevlerine bu şekilde başlayan kişiler, yerleştirildikleri konuma emekle ve hak ederek gelmedikleri  izlenimini perçinlemekte, kendi kariyerlerine gölge düşürmektedirler.”

‘Usulsüz atanma süreçlerinin hukuken takipçisiyiz’

Aşağıda yer alan 29 bölüm ve üç enstitü tarafından yapılan açıklamayla akademisyenler, Boğaziçi Üniversitesi’ne bu şekilde atanmış ve atanması planlanan tüm akademisyenlere çağrıda bulunarak usulsüz atanma süreçlerinin hukuken takipçisi olduklarını ve olmaya da devam edeceklerini ileterek ekledi:

“İşe alınma süreçleri liyakata  dayalı, şeffaf ve demokratik yöntemlerle yürütülmüş olan tüm akademisyenlere ise kapımızın her zaman açık olduğunun da altını çizeriz.”

Bölümler
  1. Bilgisayar ve Öğretim Teknolojileri Eğitimi
  2. Eğitim Bilimleri
  3. Temel Eğitim
  4. Matematik ve Fen Bilimleri Eğitimi
  5. Yabancı Diller Eğitimi
  6. Batı Dilleri ve Edebiyatları
  7. Çeviribilimi
  8. Dilbilim
  9. Felsefe
  10. Fizik
  11. Kimya
  12. Matematik
  13. Moleküler Biyoloji ve Genetik
  14. Psikoloji
  15. Sosyoloji
  16. Tarih
  17. Türk Dili ve Edebiyatı
  18. Ekonomi
  19. Siyaset Bilimi ve Uluslararası ilişkiler
  20. İşletme
  21. Uluslararası Ticaret
  22. Turizm İşletmeciliği
  23. Yönetim Bilişim Sistemleri
  24. Bilgisayar  Mühendisliği
  25. Elektrik-Elektronik  Mühendisliği
  26. Endüstri  Mühendisliği
  27. İnşaat Mühendisliği
  28. Kimya Mühendisliği
  29. Makine Mühendisliği
Enstitüler:
  1. ATA enstitüsü
  2. Biyomedikal Mühendisliği Enstitüsü
  3. Çevre Bilimleri Enstitüsü

[Seçim Günlüğü] ‘Tayyip Bey panikte, kaybetme ihtimali arttığı için her yola başvuruyor’

Saadet Partisi Genel Başkanı Temel Karamollaoğlu, Cumhur İttifakı’nın Yeniden Refah Partisi (YRP) ve Hür Dava Partisi (HÜDAPAR) ile genişletilmesine yönelik girişimlerini değerlendirerek “Tayyip [Recep Tayyip Erdoğan] Bey’i şu an birazcık panik içinde görüyorum. Kaybetme ihtimalinin arttığını görüyorum. Onun için de her yola başvurmaya ihtiyaç duyuyor” ifadelerini kullandı.

Gazetecilerin gündeme ilişkin sorularını yanıtlayan Karamollaoğlu Yeniden Refah Partisi’nin Cumhur İttifakı’na katılmasının Millet İttifakı için olumlu yönde etkisi olacağı görüşünü aktararak şunları ekledi:

“Benim kanaatim şu; Tayyip Bey elbette Meclis’teki çoğunluğu da dikkate alacak ama esas itibariyle Cumhurbaşkanlığı seçimi. Cumhurbaşkanlığı seçimlerinde bu partilerden azar azar da olsa oy devşirebilirse bu kendi avantajına. HÜDAPAR için ortaya konan rakamlar belli. Buna demek ki ihtiyaç duyuyor. Onun için ben Tayyip Bey’in yaklaşımı, nerede küçük de olsa bir oy potansiyeli görüyorsa onu almak, 50 bin, 100 bin, 25 bin… Onu kazanabilmek için bir hamle yapmayı gerekli görüyor.”

‣ Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na katıldı

‘Daha fazlasını kaybetme ihtimali olabilir’

HÜDA PAR’ın ittifaka dahil olmasının Kürt seçmeni üzerindeki olası etkilerini değerlendiren SP lideri, “Yani Tayyip Bey orada somut bir tabanın oyunu almak istiyor. HÜDA PAR’a bugüne kadar oy vermiş olanlar bu seçimde Tayyip Bey’e oy verebilirler ama Kürt seçmen oraya oy verenlerin çok çok fevkinde bir seçmen adet olarak. Yani belli miktarda insanı buradan kazanacağız derken daha fazlasını kaybetme ihtimali de olabilir” dedi.

Temel Karamollaoğlu sözlerini şöyle sürdürdü:

Neticede Tayyip Bey’i şu an biraz panik içinde görüyorum. Kaybetme ihtimalinin arttığını görüyorum. Onun için de her yola başvurmaya ihtiyaç duyuyor, her çareyi arıyor. Bundan dolayı da insan çok rahatlıkla hata yapar. Hata da buradan kaynaklanıyor. Yani benim şu oyu alırken neyi kaybederim düşüncesi orada yürümüyor anladığım kadarıyla.

‣ 6284 pazarlığı: Bakan Yanık’tan ‘Tartışmaya açılması dahi kabul edilemez’ yanıtı

‘Kadına şiddete gerekirse idam cezası verilmeli’

6284 sayılı kadına şiddetin önlenmesi yasasıyla ilgili tartışmalara değinen SP Genel Başkanı, “İstanbul Sözleşmesi meselesi ile ilgili olarak her fırsatta dile getiriyoruz. Kadına şiddetin önlenmesi devlet için bir vecibe. Bunu mutlaka sağlamak icap eder” diye konuştu:

“Ama bugüne kadar alınan tedbirler bunu sağlamadı. Gerekirse daha yaptırım gücü fazla olacak tedbirlerin alınmasına ihtiyaç var. Ben misal olarak söylüyorum. Bir insan çıkacak, kendi çocuklarını, eşini hiç acımadan hunharca katletti. Gerekirse böyle durumlarda idam cezası bile getirilebilmeli.”

Karamollaoğlu’ndan ayrımcı aile tanımı

Öte yandan Yeniden Refah Partisi tarafından pazarlık unsuru haline getirilen 6284 sayılı kanunda değiştirilmesi gereken noktalar olacağını ifade eden Karamollaoğlu, savunduğu İstanbul Sözleşmesi’ne ters düşen yorumlarda bulundu.

İnsan haklarına aykırı söylemlerde bulunan ve LGBTİ+‘ları ötekileştirici, ayrımcı yorumlarda bulunan SP lideri, şunları kaydetti:

“Aile toplumun temelidir. Aile de bir erkek, bir kadın ve çocuklardan meydana gelir. İki kadın, iki erkek aile mevhumunun karşılığı değildir. Adına ne derseniz deyin bunu aile diye kabul etmem… Yani tek ebeveynli aileler. Annesi var, babası yok. Bu konuda toplumda hem ahlakın, ahlakla birlikte ailenin korunmasının elzem olduğunu düşünüyorum.”

‣ HÜDA PAR’ın parti programından: Karma eğitimden vazgeçilmeli, kadının önceliği evi olmalı

Karamollaoğlu, partisinin seçilebilir yerlerden kadın adayları olacağına işaret ederek “Bir defa önce seçilmemiz lazım. Genel İdare Kurulu‘nda yüzde 10-15 kadın yoğunluğu var, fazla değil ama bu sefer bizim mutlaka seçilebilecek yerlerden kadın adaylarımız olacak” diye konuştu.

Ulamış’ta sahne kadınların: Sanata dokunan eller kir bırakmaz

Video haber: Şirvan Oktay GÖRER

*

Seferihisar Belediyesi tarafından kurulan tiyatronun oyuncularının büyük bir bölümü tarlada, bağda, bahçede çalışan köy insanları. Çoğunluğu kadın oyunculardan oluşan tiyatronun yaş ortalaması 50. Tiyatronun en genci 10, en yaşlısı 76 yaşında:

“Kadın tiyatrosu kurma düşüncemiz bizi köy tiyatrosu oluşturmaya yönlendirdi.
İlk başlarda böyle bir işi yapılandırmak kolay değil. Sevgiyle sabırla onlara yardım ederek, onlara ‘gelin oynayın’ diyerek değil de ‘gelin bizi izleyin, bakın güzel şeyler yapıyoruz’ diyerek önce izleyici olarak çektik. Eğlenceli derslerle çektik. Sevgi ve sabırla, yapabildikleri doğrultusunda onları sahnede cesaretlendirdik.”

Seçmenin verileri manipülasyona açık: AKP sosyal medya reklamlarında ilk sırada

Yüksek Seçim Kurulu‘nun (YSK) Mart ortasında yayımladığı propaganda dönemi esasları ve yayın ilkeleri ağırlıkla TV yayıncılığına odaklanıyor. Uzmanlar ise seçim düzenlemelerinde “sosyal medya ve dijital pazarlamanın etkisinin gözardı edilmesinin” seçmenlerin manipülasyonu açısından endişe yarattığını söylüyor.

Facebook ve Instagram başta olmak üzere sosyal ağlar, kullanıcılarını tartışmalı bir şekilde yakından izleyerek oldukça detaylı profiller oluşturabiliyor. Bu verilerin reklam hedeflemesi için kullanılmasına mikrohedefleme adı veriliyor.

BBC Türkçe‘den Merve Kara-Kaşka‘nın aktardığına göre, reklam verenler arasında siyasi partiler de bulunuyor. Yani mikrohedefleme siyasi partiler için önemli bir propaganda aracı.

sosyal medya

‘AKP reklam harcamalarında ilk sırada’

Türkiye’de siyasi mikrohedeflemeleri inceleyen izleme kuruluşu Gözlemevi‘ne göre, Ağustos 2020’den bu yana Facebook ve Instagram’da siyasi ve sosyal meselelerle ilgili yaklaşık 26 milyon liralık reklam harcaması yapıldı.

Türkiye’de bu sürede siyasi ve sosyal meselelerle ilgili 1 milyardan fazla reklam gösterimi yapıldığı tahmin ediliyor.

AKP son 30 günde yaklaşık 300 bin lira harcayarak bu platformlarda en fazla reklam yatırımı yapan parti oldu.

Gözlemevi’ne göre “ikna gücü, prodüksiyon ve reklam bütçesi olarak en güçlü ve etkili” dijital reklam kampanyaları AKP tarafından oluşturuldu. Başka hiçbir siyasi parti, dijital reklamlarında seçime özel hazırlanmış yüksek bütçeli video prodüksiyonu kullanmadı.

sosyal medya

AKP’yi bu bütçe için yaklaşık 154 bin lira harcayan DEVA Partisi Genel Başkanı Ali Babacan izledi. En çok harcama yapanlar arasında üçüncü sırada 108 bin liralık harcamayla DEVA partisi ve dördüncü sırada 102 bin liralık harcamayla MHP var.

Verilere göre CHP ya da Millet İttifakı cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu adına Facebook ya da Instagram reklamları için son 30 günde reklam harcaması yapmadı.

Gözlemevi, bu sonuçları Facebook’un reklam kütüphanesinden derlediği verilere dayandırıyor. Kuruluş, bu reklam harcamalarını seçim reklamları 2023 websitesinde yayımlıyor.

‣ Sosyal medya seçim kazandırabilir mi? Cambridge Analytica’ya göre evet!

‘Mikrohedefleme ayrımcılığa ve kutuplaşmaya sebep olabiliyor”

Siyasilerin bu harcamaları yapmaları yasal yönden sorun teşkil etmiyor, ancak reklam içeriklerinin ne olduğu ve hedeflemelerin nasıl yapıldığı konularında soru işaretleri var.

Gözlemevi kurucusu ve eski Google çalışanı Handan Uslu, Türkiye’de dijital reklam harcamalarının dış mekanlar ya da TV reklamlarına göre bütçe açısından “korkutucu” olmadığını söylüyor ve sözlerine şöyle devam ediyor:

“Ama sokakta ya da TV’de herkes reklam gördüğünü biliyor, bu reklamlar kamuoyunda tartışılıyor, reklamların içeriğini YSK değerlendiriyor ve en önemlisi mikrohedefleme yapılamıyor. Reklamlar muhtemelen bu kadar çok kişiye ulaşamıyor.”

‣ 20 yılda 33 seçime müdahale eden dezenformasyon ekibi ‘Jorge Takımı’ ifşa edildi

Reklamların amacının minimum harcamayla maksimum gösterime ulaşmak olduğunu kaydeden Uslu, “Mikrohedefleme çok fazla ayrımcılığa ve kutuplaşmaya sebep olabiliyor” dedi ve ekledi:

“Yani halihazırda göçmenlerle ilgili hassasiyetiniz varsa, bu konuda daha kutuplaştırıcı reklamlar görmeniz daha olası hale geliyor.”

Kaynak: Gözlemevi

Handan Uslu içeriklerin Facebook tarafından yeterince denetlenmediğini savunuyor ve Bursa‘da LGBT haklarını destekleyen bir eyleme karşı Instagram’da “LGBT sapkınlığına” (!) karşı reklam kampanyası düzenlendiğine şahit olduklarını anlatıyor.

Reklamın on binlerce kişiye gösterildikten sonra Instagram tarafından topluluk kurallarına aykırı olduğu için kaldırıldığını söyleyen Uslu, düşük bütçeli bir çalışmayla nefret söylemi yaymanın mümkün olduğuna dikkat çekiyor.

‣ Binali Yıldırım’ın ekibi Ekrem İmamoğlu’nun ismini ‘satın aldı’

Facebook reklam kütüphanesinde Türkiye’de yüz binlerce kullanıcıya gösterildikten sonra topluluk standartlarına uymadığı için yayından kaldırılan siyasi reklamlar olduğunu görmek mümkün.

Handan Uslu, “Facebook şeffaf olduğunu söylese de kaldırılan reklamların neler olduğunu bilmiyoruz” diyor.

Facebook’ta kişisel ya da kurumsal kimliğini doğrulayan herkes siyasi reklam verebiliyor. Platform, kullanıcılarının oluşturduğu içerikleri yapay zeka ve insanların ortak çalışmasıyla denetleniyor.

sosyal medya

‘Verilerimiz manipülasyona açık’

Türkiye’de seçimleri düzenleyen mevzuatın önemli bir bölümünü 1980’lerde hazırlanmış yasalar oluşturuyor. Bu yasalar çerçevesinde propaganda yayınlarıyla ilgili TV ve radyo yakından izleniyor.

Bilişim ve Kişisel Verilerin Korunması Hukukçusu Umut Zorer, seçim Kanunu’nda sosyal medya ve dijital pazarlamanın etkisinin gözardı edilmiş olduğunu söylüyor ve platformların manipülasyona açık olduğu konusunda uyarıyor:

Kişiler hakkında ne kadar bilgi sahibiyseniz, onları manipüle etme şansınız da daha yüksektir. Avrupa‘da liberal demokratik sistemlerin devamlılığı kişisel verilerin korunmasına bağlıdır. Kişilerin iradesi yanıltılırsa demokrasinin işlemeyeceği anlayışı hakimdir. Bizdeyse bu veriler manipülasyona açık.

Türkiye’de kişisel verilerin kaydedilmesi 2004 yılında suç sayıldı ve 2010 yılında anayasanın 20. maddesine bir fıkra eklenerek kişisel veriler, “özel hayatın gizliliği ve korunması hakkı” kapsamında anayasal güvence altına alındı.

Düzenlemelere göre kişisel veriler, ancak kanunda öngörülen hallerde veya kişinin açık rızasıyla işlenebiliyor. Ancak sosyal ağlarda kişisel verilerin reklam için kullanılmasına yönelik açık rızanın oluşumu tartışmalı bir konu. Facebook, kullanıcılarının Kullanıcı Sözleşmesi‘ni kabul ettiklerinde reklam almayı kabul ettiklerini savunuyor.

sosyal medya

‘Mikrohedefleme demokrasiyi tehdit ediyor’

Buna karşın Avrupa’da gizlilik hakları alanında çalışan kampanya grubu noyb, mikrohedeflemenin demokrasiyi tehdit ettiğini söylüyor.

Almanya‘da siyasi partilerin yasalara aykırı biçimde mikrohedefleme yaptığını tespit ettiğini söyleyen noyd, 21 Mart’ta Berlin Veri Koruma Komisyonu‘na suç duyurusunda bulundu.

Grup, açıklamasında, “Federal Meclis’te temsil edilen tüm partiler 2021 federal seçimlerinde Facebook’ta siyasi mikrohedeflemeye başvurdu” denildi.

Partilerin seçmenlerini nasıl “hedeflediğine” ilişkin bilgilerin Facebook tarafından gizli tutulduğuna dikkat çeken grup, sadece partilerin değil, Facebook’un da kullanıcıların siyasi görüşlerini analiz ederek yasaları çiğnediğini belirtti.

Avrupa Birliği‘nin Genel Veri Koruma Yönetmeliği (GDPR), siyasi görüşlerle ilgili bilgileri, “özel kategorideki veriler” olarak sınıflandırıyor.

noyb, siyasi partilerin ya da Facebook’un bu verileri işlemek için kullanıcıların rızasını almadığını savunuyor.

sosyal medya

‘Siyasi partiler vatandaşlara SMS ve e-posta göndermemeli’

Türkiye’deki yasal düzenlemelere göre gerçek kişilerle bağlantısı kurulabilen her türlü veri “kişisel veri” olarak tanımlanıyor. Bunlar işleyen tüm kurumlar “veri sorumlusu” sayılıyor.

Kişisel Verileri Koruma Kurumu (KVKK) geçen haftalarda yaptığı açıklamayla siyasi partilerin de “veri sorumlusu” olduğunu hatırlattı. Buna göre siyasi partiler propaganda amacıyla sadece üyelerine sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar gönderebiliyor. KVKK bağımsız adayların “vatandaşların kişisel verilerini bu amaçla işlememeleri gerektiğini” belirtiyor.

55/B maddesinin ikinci fırkasında, “Vatandaşların, elektronik posta adreslerine gönderilecek mesajlarla, taşınabilir veya sabit telefonlarına sesli, görüntülü veya yazılı mesaj göndermek suretiyle propaganda yapılamaz. Ancak, siyasi partilerin kendi üyelerine gönderdiği sesli, görüntülü veya yazılı mesajlar her zaman serbesttir” deniliyor.

sosyal medya

Neler yapılabilir?

Türkiye’de 6112 sayılı Kanun’un, “Basın, iletişim araçları ve internette propaganda” başlıklı 55/B maddesinde seçim yayınlarının “tarafsızlık, gerçeklik ve doğruluk ilkelerine uygun olması şarttır” ifadeleri yer alıyor.

Avukat Zorer bu zorunluluğun sosyal ağlarda manipülasyon amaçlı “sahte haber” yayılmasına karşı bir sınırlama sayılabileceğini belirtiyor.

Zorer, buna karşın sosyal ağlarda bu içeriklerin tespitinin zor olduğunu belirtiyor. Ona göre bu sorunla mücadele ancak “yargı, Bilgi Teknoloji Kurumu (BTK) ve KVKK’nın tarafsızlığı ve bağımsızlığı ile” mümkün olabilir.

Gözlemevi, Facebook’un Twitter gibi siyasi mikrohedeflemeyi yasaklaması gerektiğini savunuyor. Bunun yanında siyasi partilerin tüm teşkilatlarında reklam standartları getirilmesinin gerekli olduğu belirtiliyor.

[Seçim Günlüğü] Kılıçdaroğlu kadınlara seslendi: Üç beş oy için kadınları yarı yolda bıraktılar

Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Genel Başkanı ve Millet İttifakı‘nın cumhurbaşkanı adayı Kemal Kılıçdaroğlu, sosyal medya platformu Twitter‘da kadınlara seslendiği bir video paylaştı.

Seçimlerde başarıya ulaşması halinde iktidarının ilk altı ayında kadın haklarına ilişkin uygulamaya koymayı planladığı politikaları açıklayan Kılıçdaroğlu, “Bay Kemal asla ama asla kazanımlarınızı kaybetmenize izin vermez. Bay Kemal asla ama asla kadın ve çocuk hakları üzerinden pazarlık yapmaz” dedi.

Genç muhafazakar kadınlara da seslenen CHP lideri, “Hangi konuda bana iftira attılarsa beni karaladılarsa hep o suçları kendileri işlediler. Genç muhafazakar kadının kazanımlarını masaya kendileri yatırdılar” diye konuştu.

‣ 6284 pazarlığı: Bakan Yanık’tan ‘Tartışmaya açılması dahi kabul edilemez’ yanıtı

Kılıçdaroğlu, iktidara gelmesi durumunda ilk altı ayda kadın haklarıyla ilişkili şu politikaları hayata geçireceğini açıkladı:

  • Aile Destekleri Sigortası üzerinden ev kadınlarının sosyal güvenliğinin sağlanması,
  • Kreş sayısının artırılması,
  • İstihdama kadının katılımını sağlayacak teşviklerde bulunulması,
  • Kadın girişimcinin desteklenmesi,
  • Halka açık şirketlerde kadınların yönetim kurulu kademesinde eşit biçimde temsil edilmesi,
  • Boşanan kadınlar için Yeni Başlangıçlar Fonu uygulanması,
  • Doğum iznine ayrılmış ve kanuni süre içerisinde işine dönememiş kadınların dönüşü için şirketlere teşvik sağlanması,
  • Yönetim kademelerinde kadın oranı yüksek olan şirketlere vergi kolaylığı sağlanması,
  • Kadına şiddetle mücadelede gerekli mekanizmaların ve bütünlükçü politikaların hayata geçirilmesi,
  • Kadın sağlığında reformlar yapılması.

‘Sizleri bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar’

Cumhur İttifakı‘nda yer alan partilerin kadın haklarına yönelik söylemlerine eleştiriler getiren CHP lideri, “Pazarlık masalarına oturdular ve sizleri bir çırpıda üç beş oy için yarı yolda bıraktılar” dedi.

‣ ‘Tayyip Bey panikte, kaybetme ihtimali arttığı için her yola başvuruyor’

Ne olmuştu?

Yeniden Refah Partisi (YRP), Cumhur İttifakı’na katılım için koşul olarak 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun’un değişmesini talep etmiş, ittifaka katılan Hür Deva Partisi (HÜDA PAR) da kanun değişikliğini desteklemişti.

‣ Yeniden Refah Partisi Cumhur İttifakı’na katıldı

HÜDA PAR Genel Başkanı Zekeriya Yapıcıoğlu, “İstanbul Sözleşmesi‘nin ailenin köküne kibrit suyu döktüğünü, 6284 sayılı yasanın isminin her ne kadar aileyi koruma kanunu olsa da şiddeti önlemediğini daha önce basınla paylaştık” diye konuşmuştu.

‣ HÜDA PAR’ın parti programından: Karma eğitimden vazgeçilmeli, kadının önceliği evi olmalı

Bu açıklamalar ve bu iki partinin kadın haklarıyla ilgili duruşları, Cumhur İttifakı’nın kadınlarla ilgili politikalarının tartışılmasına yol açmıştı.

[Seçim Günlüğü] Cumhurbaşkanlığı adaylığından çekilmeyen İnce’den Kılıçdaroğlu’na: Hoş geldiniz, güle güle

Millet İttifakı‘nın Cumhurbaşkanı adayı ve CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu, Memleket Partisi Genel Başkanı ve 100 bin imza toplayarak Cumhurbaşkanı adayı olmaya hak kazanan Muharrem İnce ile bir araya geldi.

Yaklaşık bir saat süren görüşmenin ardından Kılıçdaroğlu ve İnce basın açıklaması yaptı. Görüşmeyi kabul ettiği için İnce’ye teşekkür eden Kılıçdaroğlu, şunları söyledi:

“Doğal olarak deprem bölgesi olmak üzere pek çok sorunu görüştük. Yaşanan sorunlarla ilgili çözümleri de ifade ettik.”

CHP lideri, deprem bölgesinde yaşanan sorunları gidermek ve deprem bölgesinden ayrılan kişilerin tekrar bölgeye dönmelerini sağlamak için bir kanun teklifi üzerinde görüşüldüğünü ifade ederek ilerleyen günlerde bu teklifin meclise sunulacağını açıkladı.

Kılıçdaroğlu, “Halil İbrahim sofrasını büyütmeye çalışıyoruz. Sorunları masaya yatırmak, çözümler üretmek benim ve Sayın İnce’nin görevi” diye ekledi.

‘Hoş geldiniz, güle güle’

Memleket Partisi lideri İnce, adaylıktan çekilmeyeceğine işaret ederek “Siyasette ittifaklar olmalıdır fakat bu ittifaklar menfaat ittifakları olmamalıdır, ilke ittifakları olmalıdır. Bir, Atatürk’ü tartıştırmayız; iki, teröre karşı mesafeliyiz” dedi.

Son günlerde kadın haklarına yönelik çağ dışı söylemlerde bulunan Hür Deva Partisi ve Cumhur İttifakı‘na katılmak için 6284 sayılı Ailenin Korunması ve Kadına Karşı Şiddetin Önlenmesine Dair Kanun‘u pazarlık unsuru yapan Yeniden Refah Partisi‘nin kadın haklarına yönelik tutumu karşısında değerlendirmede bulunan İnce, “Kadın hakları konusunda çok kararlıyız, asla geri adım atmayız” ifadelerini kullandı.

‘İnandığımız bir şey var: Bu Erdoğan gitmelidir’

Mültecilerin ve sığınmacıların Türkiye‘den gönderilmesi konusunda çok kararlı olduğunu ifade eden Memleket Partisi lideri, şunları dile getirdi:

“İnandığımız bir şey var: Bu Erdoğan gitmelidir. Bu Erdoğan yorgundur. Erdoğan, ortak aklı temsil etmemektedir. Erdoğan kibirlidir. Akla inanmamaktadır, bilime inanmamaktadır, hukuka inanmamaktadır. Beş dakika dahi bu memleketi yönetmemelidir. Bu konuda da her türlü görüşümüzü açık, net bir şekilde ifade ediyoruz.”

İnce, konuşmasının ardından Kılıçdaroğlu’na teşekkür ederek, “Ayağınıza sağlık, hoş geldiniz, güle güle” ifadelerini kullandı.

Guardian’dan ‘kölecilik geçmişi’ nedeniyle özür

Birleşik Krallık‘ın köklü gazetelerinden The Guardian “kurucularının kölecilik geçmişi” nedeniyle özür diledi. ‘The Scott Vakfı‘ bünyesinde faaliyetine devam eden gazete ayrıca, kurucularının transatlantik kölecilikte oynadıkları rol nedeniyle on yıla yayılan ‘onarıcı adalet programını’ kamuoyuyla paylaştı.

Scott Vakfı, bu amaçla19. yüzyılda Guardian’ı kuranlarla bağlantılı olarak köleleştirilmiş olanların soyundan gelenler yararına 12 milyon dolardan fazla yatırım yapmayı planladığını da bildirdi.

Sözkonusu özür ve “onarıcı adalet” planı, 2020 yılında başlatılan araştırmanın bulgularına dayanıyor. Yaklaşık üç yıl önce ABD’de başlayan Siyahların Hayatı Değerlidir hareketine paralel olarak Birleşik Krallık kamuoyunda da kölecilikle yüzleşme talebi yükselmişti.

O günlerde gazetenin sahibi olan vakıf, akademisyenlerden oluşan bir grubun, 1821 yılında Guardian’ı kuran gazeteci ve pamuk taciri John Edward Taylor ve ona destek veren Manchesterli iş insanlarının köle ticaretiyle bağlantılarını araştırmasını istemişti.

‘Kurucularımızın insanlık suçlarıyla yüzleşiyoruz’

Dün yayımlanan araştırmanın sonuçlarına göre, Taylor ve ona mali destek sağlayan 11 kişiden en az dokuzunun kölecilikle, esas olarak pamuklu dokuma sektörü üzerinden ilişkili oldukları sonucuna varıldı.

Nottingham ve Hull üniversitelerinden araştırmacıların çalışmasına göre, Taylor’ın, tekstil imalatçısı Oakden & Taylor ve Amerika kıtasında köle emeğiyle üretilen çok büyük miktarlarda pamuğu Birleşik Krallık’a ithal eden Shuttleworth, Taylor & Co şirketlerindeki hisseleri dolayısıyla kölecilikle ilişkili.

Guardian’ın ilk finansörlerinden biri olan, Batı Hindistanlı tüccar Sir George Philips de Jamaika, Hannover’deki Success şeker plantasyonunun ortaklarından biriydi. 1835’de İngiliz hükümetinden, ‘mülkiyetindeki 108 insanın kaybı’ için tazminat talep etmeye çalışsa da başarılı olamamıştı. Philips’in ortağının ise en iyimser tahmine göre bugünkü değeriyle yaklaşık 200 bin pound ( Yaklaşık 4 milyon 720 bin Türk Lirası) tazminat talebinde bulunduğu da araştırmada ortaya çıktı.

Guardian’ın genel yayın yönetmeni Katharine Viner dün yayınlanan makalede “Kurucumuzun ve onu finanse edenlerin servetlerini insanlık suçu sayılan uygulamalar sayesinde edindikleri gerçeğiyle yüzleşiyor ve bunun için özür diliyoruz” dedi. Viner, “Bir haber kuruluşu olarak üçüncü yüzyılımıza girerken, bu korkunç tarih, gazeteciliğimizi ırkçılığı, adaletsizliği ve eşitsizliği ifşa etmek ve güçlüden hesap sormak için kullanma kararlılığımızı pekiştirmeli” değerlendirmesi yaptı.

Scott Vakfı da bu araştırmayla ” köleciliğe maruz kaldığı belirlenen topluluklar ve onların soyundan gelenlerin” yanı sıra, gazetenin, o yıllarda pamuk endüstrisini, dolayısıyla da köleleştirilmiş insan emeği sömürüsünü destekleyen yayın politikalarından dolayı da özür diledi.

‘Onarıcı adalet’ projesi nasıl işleyecek? 

Scott Vakfı’nin açıkladığı onarıcı adalet programı kapsamında harcanacağı açıklanan 12 milyon doların bir kısmıyla, bölgede köleleştirilmiş insanların torunlarıyla çalışmalar yürütülecek. Fon, topluma ve tazminat konusunda uzmanlara danışıldıktan sonra önümüzdeki 10 yıl boyunca Jamaika ve Gullah Geechee bölgelerinde geliştirilecek projelere gidecek.

Vakıf, bu programa bir yönetici ve bir danışma-denetim kurulu tayin edecek ve 12 ay içerisinde bu projelere ne kadar para yatırılacağını da netleştirecek.

Kalan fonlar ise dört alana yönelecek:

  • Deniz aşırı köle ticareti ve mirası konusunda hem Manchester’da hem de dünya çapında başka kuruluşlarla ortak çalışmalarla yaşananlar konusunda bilinç artırılacak
  • Medyada çeşitliliği desteklenecek
  • Yeni akademik çalışmalar başlatılacak
  • Guardian’ın habercilik yelpazesi ve yeni haberlere erişim genişletilip güçlendirilecek

Guardian gazetesi de İngiltere, ABD, Karaipler, Güney Amerika ve Afrika’da yaşayan siyah toplumlarla ilgili haberciliğini güçlendireceğini, bu amaçla siyahlardan oluşan 12 yeni muhabirlik kadrosu yaratacağını ve siyah okurlara daha iyi hitap etmeye yönelik yeni editoryal politikalar benimseyeceğini açıkladı.

Türkiye dahil 45 ülkeden 2050’ye kadar denizcilikte sıfır emisyon hedefi

Birleşmiş Milletler Uluslararası Denizcilik Örgütü (IMO) iklim stratejisini iyileştirmek üzere Oturumlar Arası Çalışma Grubu Görüşmeleri için 20-24 Mart tarihlerinde İngiltere‘nin başkenti Londra’da bir araya geldi.

IMO, 2050 yılına kadar deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonları yarıya indirmeyi hedefliyor ve bu hedefi Temmuz 2023’e kadar artırmayı taahhüt ediyor.

Yapılan oturumlarda Türkiye de dahil olmak üzere 45 ülkenin 2050 yılına kadar denizcilik sektöründe net sıfır emisyon hedefini desteklediği açıklandı.

Geçtiğimiz ay, Uluslararası Havacılık Teşkilatı (ICAO) nezdinde 10 yılı aşkın süredir Türkiye Cumhuriyeti Daimi Temsilcisi olarak görev yapan Suat Hayri Aka, IMO’nun en üst düzey görevi olan IMO Genel Sekreterliği için Türkiye’nin adayı olarak belirlenmişti.

Toplantıda toplam 45 ülke, 2050’ye kadar sıfır emisyon hedefinin benimsenmesini desteklerken, giderek artan sayıda ülke de 2030 (37 ülke) ve 2040 (43 ülke) için ek emisyon azaltma hedefleri için ısrarcı oldu. Daha küçük, ancak ısrarcı 13 ülkeden oluşan bir grup ise IMO’nun hedefinde herhangi bir artış yapılmasına karşı çıkıyor.

IMO deniz taşımacılığı eylemi için en iddialı öneri ABD, Birleşik Krallık, Kanada ve yüksek iddialı Pasifik ülkeleri tarafından ortaya atıldı. Buna göre, denizcilik kaynaklı emisyonlarının yaşam döngüsü bazında 2008 baz yılına kıyasla 2030 yılına kadar en az yüzde 37 ve 2040 yılına kadar yüzde 96 oranında azaltılması çağrısında bulunuyor.

‣ IMO: Deniz taşımacılığı sıfır karbon hedefliyor

Bu hedefler, Paris Anlaşması tarafından belirlenen 1,5°C iklim ısınma sınırı ile uyumlu Bilim Temelli Hedefler dekarbonizasyon yoluna dayanıyor.

Şu anda 2050 yılına kadar gemilerden kaynaklanan emisyonları sadece yarıya indirmeyi hedefleyen iklim stratejisini gözden geçirme sürecinde olan IMO, bu hedefi Temmuz 2023’te yapılacak zirvede artırmayı kabul etti. Müzakereler haziran ayında devam edecek.

Hangi ülke hangi pozisyonu destekliyor?

Şu anda ülkelerin denizcilik emisyonlarına ilişkin aldıkları tavır şöyle:

  • 45 ülke ‘2050’ye kadar Sıfır’ seçeneğini destekledi: AB, ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Japonya, Fiji, Marshall Adaları, Solomon Adaları, Vanuatu, Meksika, Norveç, Bahamalar, Yeni Zelanda, Avustralya, Kiribati, Tonga, Panama, Cook Adaları, Türkiye.
  • Ek 2030 hedefi lehine 37 ülke: AB, ABD, Birleşik Krallık, Kanada, Fiji, Solomon Adaları, Marshall Adaları, Tuvalu, Kiribati, Tonga, Singapur.
  • 43 ülke ek bir 2040 hedefi lehinde görüş bildirdi: AB, Birleşik Krallık, ABD, Kanada, Japonya, Fiji, Marshall Adaları, Solomon Adaları, Vanuatu, Meksika, Singapur, Norveç, Tuvalu, Tonga, Yeni Zelanda, Kiribati, Singapur.
  • 13 ülke daha yüksek bir hedefe karşı çıktı: Birleşik Arap Emirlikleri, Arjantin, Ekvator, Çin, Hindistan, Bangladeş, Brezilya, Suudi Arabistan, Mısır, Uruguay, Peru, Rusya Federasyonu, Güney Afrika.

‣ Büyük küresel perakendecilerden deniz taşımacılığında sıfır karbon kararı

2030 ve 2040 iklim hedefleri belirsizliğini koruyor

Temiz Deniz Taşımacılığı Koalisyonu, IMO görüşmelerinin sonucuna ilişkin yorumlarını içeren bir basın bülteni yayımladı.

Açıklamada, “Ülkeler, temmuzda Uluslararası Denizcilik Örgütü’nde yapılacak olan önemli iklim zirvesi öncesinde, 2030 yılından önce küresel deniz taşımacılığından kaynaklanan emisyonların azaltılmasını taahhüt etmeleri için BM üzerindeki baskıyı sürdürmelidir. Denizcilik ancak bu şekilde BM’nin küresel sıcaklık artışını 1,5°C ile sınırlama hedefine ulaşabilir” ifadelerine yer verildi.

‣ Deniz taşımacılığında karbon emisyonları azaltma hedeflerinin ele alınması kabul edildi

Son IPCC Sentez Raporu‘nun iklim değişikliğinin 1.5°C ile sınırlandırılmasının bu on yıl içinde tüm sektörlerde derin ve acil emisyon azaltımı gerektirdiği konusundaki uyarısını hatırlatan koalisyon, iklim değişikliğinin halihazırda doğaya ve insanlara zarar verdiğini ve insanlığın bunu sınırlandırmasının ve yaşanabilir bir gelecek sağlamasının tek yolunun acil eylem olduğunu vurguladı:

IMO üyesi devletler IPCC’ye kulak vermeli ve acilen 2030 yılına kadar gemilerden kaynaklanan sera gazı emisyonlarını yarıya indirmeyi ve 2040 yılına kadar sıfır emisyona ulaşmayı taahhüt etmelidir. Ayrıca, savunmasız devletler üzerindeki orantısız etkiler göz önüne alındığında, bu geçişin adil ve hakkaniyetli olmasını sağlamalıdır.

Ülkelerin ve sektörün, denizciliğin 1,5°C’ye uyumlu geçişini sağlamak için ihtiyaç duydukları tüm araçlara sahip olduğu kaydedilenn açıklamada, gemilerin enerji ve operasyonel verimliliğinin artırılması, yavaş seyir, elektrifikasyon ve rüzgâr destekli tahrik gibi tedbirlerle emisyonların bugünden üçte bir oranında azaltabileceğini belirtildi.

Koalisyon, şunları ekledi:

“IMO tarafından kabul edilen ve zaman içinde artan emisyon azaltımlarını teşvik eden bir yakıt sera gazı standardı ile birlikte en az ton başı 100 dolarlık sera gazı vergisi, sıfır emisyon teknolojilerinin geliştirilmesini finanse etmek ve iklim değişikliğinin etkilerini ele alma konusunda en savunmasız ülkelere yardımcı olmak için milyarlarca dolar yaratacaktır.”

Uzmanlar ne diyor?

Temiz Deniz Taşımacılığı Koalisyonu‘ndan John Maggs: “Türkiye’nin ‘2050’ye kadar net sıfır denizcilik’ kulübüne katılmasını memnuniyetle karşılıyoruz ancak bu tek başına küresel ısınmayı tehlikeli seviyelerin altında tutmayacaktır. Bunun için denizcilik de dahil olmak üzere tüm sektörlerden kaynaklanan emisyonların 2030’dan önce hızla düşmesi gerekiyor ve IMO’da üst düzey görevlerde gözü olan herkes en azından bu konuda taahhütte bulunmalıdır.

IMO’nun 2018’deki ilk sera gazı stratejisi ciddi bir şekilde hedefi ıskaladı ve denizcilikte iklim eylemsizliğiyle geçen beş yılın boşa gitmesine neden oldu. Tarihin tekerrür etmesine izin verilmemeli. Sadece 2050 yılına kadar net sıfıra ulaşmayı hedeflemek denizciliği 1,5°C’lik bir yola sokmayacaktır. ABD, Kanada, Birleşik Krallık, Pasifik ülkeleri ve AB gibi yüksek hırslı ülkeler, engelleyicilere karşı koymak için kalan zamanı kullanmalı ve nihai anlaşmanın 2030’dan önce gemi emisyonlarının yarıya indirilmesi için gerekli taahhüdü içermesi konusunda ısrar etmelidir. Bu yapılmadığı takdirde IMO yine başarısız olacaktır.”

‣ Dünyanın en büyük deniz taşımacılığı şirketi de ‘sıfır emisyon’ kararı aldı

Seas At Risk‘ten Lucy Gilliam: Suriye ve Türkiye’de yakın zamanda yaşanan trajik olaylar bize, yıkıcı depremlerden iklim değişikliğinin neden olduğu sel, deniz seviyesinin yükselmesi ve muson mevsimlerinin giderek şiddetlenmesi gibi aşırı olaylara kadar doğal afetlerin ne kadar yıkıcı ve öngörülemez olabileceğini gösteriyor. Türkiye’nin, dünyanın başka yerlerinde gelecekte yaşanabilecek felaketleri önlemek için deniz taşımacılığının iklim değişikliğindeki rolünü ele almaya başladığını görmek cesaret verici, ancak daha fazlasının yapılması gerekiyor. Türkiye, 2030 yılı için yüzde 50 emisyon azaltım hedefini desteklemelidir.

IMO’nun gemisini toparlaması gerekiyor. IPCC, iklim güvenliği için 2030 yılına kadar emisyonların yarıya indirilmesinin gerekli olduğu konusunda bizi açıkça uyarıyor. Emisyonları hızla aşağı çekmezsek, geri dönüşü olmayan devrilme noktalarına tehlikeli bir şekilde yaklaşıyoruz. Rotanıza rehberlik edecek net yol işaretleri belirlemeden bir yolculuk planlamaz mısınız? IMO delegeleri, hedefimize ulaşmak için net bir rota belirlemezsek neden hedefimize ulaşabileceğimizi düşünüyorlar?”

Transport & Environment’tan Faig Abbasov: “Bu on yılda net ve derin bir emisyon azaltımı içermeyen bir stratejinin 1,5°C ile uyumlu olduğu meşru bir şekilde iddia edilemez. Bu da 2030 yılına kadar en az yüzde 37 ila yüzde 50 oranında emisyon azaltımı anlamına geliyor. Avrupa’nın iklime karşı hassas ülkelerin yanında durma ve deniz taşımacılığı için bilime dayalı karbonsuzlaştırma yolunu benimseme konusunda ahlaki bir sorumluluğu var. 2050’ye kadar sıfır emisyon artık tek başına yeterli değil!”

Ocean Conservancy‘den Delaine McCullough: “Gelişmekte olan ülkeler, özellikle de en az gelişmiş ülkeler ve küçük ada devletleri, hem coğrafi konumları hem de iklim kaynaklı hava olaylarına yanıt vermek için sınırlı kaynaklara sahip olmaları nedeniyle iklim bozulmasından kaynaklanan orantısız risklerle karşı karşıya. Bu faktörler aynı zamanda sıfır emisyonlu deniz taşımacılığına geçişte daha yüksek maliyetlerle karşılaşmalarını ve buna tam olarak katılmakta zorlanmalarını daha olası hale getirmektedir. İklim krizine neden olmak için çok az şey yapmış olan bu uluslar ve halkları, denizciliğin emisyonları azaltması için 30 yıl bekleyemezler; IMO, sera gazı emisyonlarını 2030 yılına kadar yüzde 50 ve 2040 yılına kadar yüzde 100 oranında azaltacak Paris ile uyumlu hedefler belirleyerek eşitlikçi bir geçiş sağlamalıdır.”

Pacific Environment’tan Jim Gamble: “Bilim net: herkes için yaşanabilir, sürdürülebilir bir gelecek sağlamak için kaybedecek zamanımız yok. Bu da okyanus taşımacılığının 2030 yılına kadar emisyonları yarıya indirme ve 2040 yılına kadar yüzde 100 sıfır emisyona geçme hedeflerini hızlandırması gerektiği anlamına geliyor. Denizcilik endüstrisi, kirletici gemilerle malları dünyanın dört bir yanına kârla taşırken, bunun maliyetini savunmasız uluslar üstleniyor. Gemiyi tersine çevirmenin ve denizcilik sektörünü fosil yakıtlardan sonsuza kadar kurtarmanın zamanı geldi.”

Dünyanın dört bir yanında yüzlerce deniz canlısı neden karaya vuruyor?

ABD’nin Florida eyaletinde ölü balıklar, New Jersey‘de karaya vuran balinalar; Yeni Zelanda‘da kıyıya vuran deniz kestaneleri, denizyıldızları ve kerevitler; Avustralya taşrasında bir nehri tıkayan milyonlarca çürüyen balık; Polonya‘da toplu balık ölümleri…

Dünyanın dört bir yanında çok sayıda tatlı su ve deniz canlıları ölerek karaya vururken, uzmanlar durumun nedenlerini açıklamaya çalışıyor.

Bazı durumlarda bilim insanları, iklim değişikliğinin daha fazla alg patlamaları ve balıkları oksijensiz bırakan diğer olaylara yol açabileceğini söylüyor.

The Washington Post‘un aktardığına göre, ısınan okyanuslar ve denizleri de etkileyen sıcak dalgaları, deniz canlılarını normal yaşam alanlarından uzaklaştırıyor. ABD’deki son deniz memelisi ölümlerinde kıyı taşımacılığı da dahil insan faaliyetlerinden şüpheleniliyor.

Fotoğraf: Andrew West / AP

Ölümcül kızıl gelgit

Kızıl gelgit adı verilen zararlı alg patlamaları, geçtiğimiz haftalarda güneydoğu Florida’da çok sayıda ölü balığın karaya vurmasına neden oldu. Benzer bir kızıl gelgit olayı, geçen yaz San Francisco Körfez Bölgesi‘nde binlerce balığı öldürmüştü.

Çok sayıda algin suyu kızıla boyaması nedeniyle bu adla anılan bu zehirli alg patlamaları, okyanus yüzeyinden esen rüzgarların bu suyu uzaklara iterek ve daha derinlerdeki, besin açısından zengin suları yüzeye çıkarmasıyla meydana geliyor. Bu süreç, alglerin sayısında patlama yaşanması için ideal koşulları yaratıyor.

Algler, balıkları ve onları yiyen deniz kuşlarını öldürebilen ve insanları hasta eden toksinler üretiyor. Ayrıca güneş ışığının su altı bitkilere ulaşmasını engelleyerek balıkların oksijensiz kalmasına yol açıyor.

Çevre Koruma Ajansı (EPA), iklim değişikliğinin kıyılarda meydana gelen yukarı yükselim durumunun zamanlamasını ve yoğunluğunu değiştireceğini ve muhtemelen Batı Kıyısı boyunca daha fazla alg patlamasına yol açacağını tahmin ediyor. EPA, iklim değişikliğinin yol açtığı denizlerdeki sıcaklık artışının, diğer zararlı alg türlerinde de artışa yol açabileceğini belirtiyor. Zehirli mavi-yeşil algler, daha yüksek sıcaklıkları tercih ediyor.

Bilim insanlarının gelecekte daha da kötüleşeceğini öngördüğü fırtınalar ve aşırı hava olayları da besinlerin karadan suya akmasına neden olarak alg patlamalarına yol açabilir. Uzmanlar, şubat ayında Güney Yarımküre’deki fırtınalı bir yaz gününde Yeni Zelanda’nın doğu kıyısına vuran deniz kestanesi, denizyıldızı ve kerevit gibi deniz hayvanlarının ölümünden de bir alg patlamasının sorumlu olduğunu düşünüyor.

Bilim insanları, zararlı alg patlamaları riski altındaki bölgelerin sadece kıyılar olmadığını aktarıyor. İklim değişikliği nedeniyle daha sık hale gelebilecek kuraklıklar, deniz yosunlarının tatlı su sistemlerini işgal etmesine neden olabilir. Bu durum son on yıllarda ABD’deki tatlı su göllerinde birkaç kez meydana geldi.

Alg patlamaları insanlar kaynaklı da olabiliyor. Alman araştırmacılar, geçen yaz Almanya ile Polonya arasındaki sınırda uzanan Oder Nehri‘nde toplu balık ölümlerine yol açtığı düşünülen nadir görülen altın algin, nehre deşarj edilen endüstriyel atıklardan kaynaklanmış olabileceğini tahmin ediyor.

Fotoğraf: Sanka Vidanagama / AP

Yüzlerce küçük penguen karaya vurdu

Haziran ayında yüzlerce ölü küçük penguen Yeni Zelanda kıyılarına vurduğunda, yerel koruma görevlileri iklim değişikliğinin penguenleri yiyecek aramak için daha derin ve daha soğuk sulara girmeye zorladığının, bunun da onların yuva yapmasını, üremesini ve yiyecek bulmasını zorlaştırdığının muhtemel olduğunu, bu nedenle küçük penguenlerin derin okyanus yırtıcılarına maruz kalmış olabileceğini söyledi.

Bilim insanları, Avustralya’nın güneydeki ada devleti Tazmanya‘da bazı deniz canlılarının Güney Okyanusu‘nun buzlu sularına göç edemediği için artan sıcaklıklardan kaçmak için gidecek hiçbir yeri olmadığını ifade ediyor.

Tazmanya Üniversitesi‘nden deniz ekolojisti Graham Edgar’ın yakın zamanda Conversation’da yayımlanan bir makalesine göre, araştırmacılar gözlemledikleri alanlarda yaygın görülen deniz ejderlerinin (Phyllopteryx taeniolatus) popülasyonunun son on yılda yüzde 57 oranında düştüğünü tespit etti. Edgar, deniz yıldızları ve deniz kestanelerinin de aynı dönemde “hızlı nüfus düşüşleri” yaşadığını aktardı.

Geçen yıl yürütülen bir araştırma, insanların neden olduğu fazla ısının okyanuslar tarafından emilmesi nedeniyle 300 yıl içerisinde tüm deniz hayvanlarının kendi yaşam alanlarında canlı canlı pişerek yaklaşık üçte birinin yok olabileceğine işaret ediyor. Daha 2021’e gelindiğinde okyanuslarda görülen ısı enerjisi, altmış yıl önce kayıt alınmaya başladığından bu yana rekor seviyeyeye ulaşmıştı.

Fotoğraf: Seth Wenig / AP

Balina ve yunuslar kıyıya vurduktan sonra ölüyor

Bu kış da Kuzeydoğu‘da çok sayıda balina ve yunus ölümü gerçekleşti. Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi verilerine göre, bir düzineden fazla kambur balina ve nesli kritik ölçüde tehlike altındaki birkaç Kuzey Atlantik buzul balinası, aralık ile mart başı arasında Kuzey Carolina‘dan New York‘a uzanan sahillerde veya yakınında karaya vurdu. Yakın zamanda New Jersey’de de sekiz yunus da karaya vurdu.

New Jersey’deki yetkililer, okyanus sıcaklığındaki ve su kimyasındaki iklim değişikliği kaynaklı değişikliklerin balinaların yediği balıkları karaya daha yakın bölgelere çekerek balinaların nakliyat gemileriyle çarpışma riskini artırıyor olabileceğini söylüyor. Otopsi incelemeleri, çoğu balina ölümünün gemi çarpmalarından kaynaklandığının muhtemel olduğunu gösteriyor.

Koruma aktivistleri, deoffshore rüzgar türbinlerinin inşası öncesi faaliyetlerin balina ölümlerinden sorumlu olabileceğinden şüpheleniyor. Ancak hükümetin bilim insanları offshore rüzgar faaliyetlerini balina ölümleriyle ilişkilendiren hiçbir kanıt olmadığını söylüyor. Türbinlerin, 2016’dan beri olağandışı sayıda kambur balinanın öldüğü ve bilim insanlarının ve federal yetkililerin, Kuzey Atlantik buzul balinasının neslinin tükenmesini önlemek için çalışmalar yaptığı bir bölgede inşa edilmesi planlanıyor.

Yüzlerce karabalina, geçen yıl sadece birkaç gün arayla iki farklı günde Yeni Zelanda’nın Chatham Adaları‘nda karaya vurdu. Bundan yaklaşık iki hafta önce ise Tazmanya’da yaklaşık 200 balina ölmüştü.

Fotoğraf: Samara Anderson / EPA-EFE

Milyonlarca ölü balık, nehirleri tıkadı

Yetkililer, yükselen sıcaklıklar ve yakın zamanda meydana gelen sellerin yol açtığı oksijen yetersizliğinin bu ay güneydoğu Avustralya’daki bir nehirde milyonlarca balığın ölmesine neden olduğunu, ancak yerel halkın suyu iyi yönetemediği için hükümeti sorumlu tuttuğunu aktardı.

Ölen milyonlarca balık, kalın, gümüş renkli bir halı gibi suyun yüzeyini kaplarken bölge sakinleri, çürüyen balık leşlerinin kokusundan şikayetçiydi.

Sidney Üniversitesi‘nden su hayvanları sağlığı uzmanı Joy Becker, yaşanan taşkınlar nedeniyle çok fazla organik maddenin nehir sistemine girmesiyle oluşan bir “karasu olayı” olarak nitelendirdi. Becker, bu durumun ardından, nehirde “çok düşük oksijen olayına” yol açan “yoğun hava sıcaklıkları” dönemi yaşandığını aktardı. Yetkililer, balıkların daha yüksek sıcaklıklarda hayatta kalabilmesi için daha fazla oksijene ihtiyacı olduğunu belirtti.

Becker, “Neden bu kadar çok sel meydana geliyor ve neden bu kadar aşırı hava sıcaklıkları yaşıyoruz? Gördüğümüz şey iklim değişikliğinin bir sonucu” diye konuştu.

Küçükçekmece’de kedilere eziyet eden Koyuncu’ya tahliye ve hastaneye sevk

İstanbul‘un Küçükçekmece ilçesinde de bir kediye şiddet uygulayan ve hayvan hakları savunucularına hakaret eden Aytuğ Koyuncu hakkında açılan davanın ilk duruşması bugün Küçükçekmece Adalet Sarayı‘nda görüldü.

Sanık, savunmasında sitenin güvenlik kameralarına yansıyan şiddet görüntülerine rağmen kediye şiddet uygulamadığını; bina girişinde dışkı kokusu olduğu için hayvanı dışarı çıkarmaya çalıştığını ve kendisinin de hayvansever olduğunu söyledi.

Mahkeme heyeti, sanığın tahliyesine ve suçun anlam ve sonuçlarını anlama yetisine sahip olup olmadığına dair bilgi edinmek üzere hastaneye sevkine karar verdi.

Koyuncu hakkında şikâyetçi olan Hayvanları Çaresizlik ve İlgisizlikten Koruma Derneği (HAÇİKO), konuya ilişkin “Hayvanlara uygulanan şiddet ve tacizlerin cezasız kalmaması için davada taraf olduğumuzu tekrar hatırlatmak isteriz” açıklamasında bulundu.

Ne olmuştu?

Kedilere yaptığı eziyetle sosyal medyada tepki seline yol açan Koyuncu‘nun, cinsel taciz, hayvana şiddet, çocuğa taciz de dahil olmak üzere 45 ayrı suç işlediği, üstüne üstlük kendisine tepki gösterenlere cinsel organını göstererek mahalle sakinlerine meydan okuduğu belirtilmişti. Küçükçekmece’de toplanan vatandaşlar “bu adamın ceza almasını istiyoruz” diye konuşmuştu.

5 Ocak’ta Küçükçekmece’deki Atakent Mahallesi‘nde bulunan sitenin içindeki bina girişinde bekleyen kedi, bina sakini Koyuncu tarafından dakikalarca şiddet görmüş, kediyi darbeden kişinin farklı tarihlerde site bahçesinde yürürken önüne gelen kedilere tekme attığı da güvenlik kameralarına yansımıştı.

‣ İstanbul’da kedilere eziyet eden şahıs çocuk tacizcisi çıktı

Koyuncu, 2019 yılında da aynı sitede kedileri zehirlediği iddiasıyla gündeme gelmişti. Bir sitede kedilere baktığı için Sevgi Yılmaz‘ın, Koyuncu tarafından bıçakla tehdit ve hakaret edildiği iddiasına ilişkin şikayette bulunmuştu. Koyuncu şikayet üzerine gözaltına alınmıştı.

Açılan davada mahkeme, sanığa “hakaret” suçundan bin 740 lira para cezası verirken, “silahla tehdit” suçundan ise bir yıl sekiz ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetmişti.

5 Ocak’ta yaşananların ardından göz altına alınan Koyuncu, verdiği ifadede “Benim aslında kedilere karşı bir nefretim yok. Ancak site yönetimi benim kedilere karşı olan hassasiyetimi bildiği için bilinçli olarak 25, 30 kediyi site içerisinde besliyor, onların dışkılarını ve spermlerini gelip benim duvarlarıma sürüyorlar. Benim orada kediye zarar verme niyetim yoktu. Ancak site yönetiminin bana kediler üzerinden yaptıklarına karşı orada kediyi görünce site yönetimine karşı vermiş olduğum bir tepkiydi. Bir fırça olsaydı onunla onu dışarıya çıkaracaktım ancak benim verdiğim tepkiyle kedi öyle yukarı sıçrayınca o görüntüler oluştu. Zaten sonra dışarıya çıkarmaya çalıştım. Bu yaşananlardan dolayı çok üzgünüm” demişti.

‣ Küçükçekmece’de kedilere eziyet eden Aytuğ Koyuncu tutuklandı

Koyuncu, emniyetteki işlemlerinin ardından adliyeye sevk edilmiş, 31 Ocak’ta Küçükçekmece Nöbetçi Sulh Ceza Hakimliği tarafından adli kontrol şartıyla serbest bırakılmıştı.

Küçükçekmece Cumhuriyet Başsavcılığı ise karara itiraz etmişti. Nöbetçi sulh ceza hakimliği tarafından şüpheli hakkında tutuklamaya yönelik yakalama kararı çıkarılmıştı. 2 Şubat’ta tekrar gözaltına alınan Koyuncu, tutuklanarak cezaevine gönderilmişti.