Ana Sayfa Blog Sayfa 525

Meteoroloj’den sağanak ve toz taşınımı uyarısı

Meteoroloji Genel Müdürlüğü (MGM) tarafından yapılan son değerlendirmelere göre: ülkenin kuzey, iç ve batı kesimlerinin parçalı yer yer çok bulutlu, Marmara, Ege, Batı Akdeniz, Doğu Akdeniz‘in Toroslar mevkii, İç Anadolu‘nun kuzey ve batısı, Batı ve Orta Karadeniz’in yağmur ve sağanak yer yer gök gürültülü sağanak yağışlı geçeceği tahmin ediliyor.

Yağışların Marmara’nın batısı ve Kıyı Ege’de yerel olarak kuvvetli olması bekleniyor. Bugün (4 Nisan) Güneydoğu Anadolu bölge geneli ile Malatya ve Elazığ çevrelerinde toz taşınımı bekleniyor.

Deprem bölgesinde toz taşınımı bekleniyor

Deprem bölgesinde ise Şanlıurfa’nın güney kesimlerinde yer yer kuvvetli olmak üzere Kilis, Gaziantep, Şanlıurfa, Adıyaman, Elazığ, Malatya ve Diyarbakır çevrelerinde Suriye kaynaklı toz taşınımı bekleniyor.

Meteoroloji uyardı

Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun eğimli ve yüksek kesimlerinde ise çığ tehlikesi riski bulunuyor.

Meteorolojiden Doğu Karadeniz’in iç kesimleri ile Doğu Anadolu’nun eğimli ve yüksek yamaçlarında çığ tehlikesi riski bulunduğundan dikkatli ve tedbirli olunması yönünde de uyarıda bulunuldu.

Yağışların Marmara’nın batısı ve Kıyı Ege’de yerel olarak kuvvetli olması beklendiğinden yaşanabilecek olumsuzluklara karşı (ulaşımda aksamalar, ani sel, yerel su baskını vb.) da dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği belirtildi.

Meteorolojiden rüzgarın güneyli yönlerden bu akşam ve gece saatlerinde Marmara’nın güneyi, Ege ve Göller yöresinde, Marmara’nın güneyi, Ege, Akdeniz’in iç ve batı kesimleri, İç Anadolu, Karadeniz‘in iç kesimleri ile Hatay çevrelerinde kuvvetli, Doğu Karadeniz’in iç kesimleri, Ege ve Batı Akdeniz‘in batısında zaman zaman kısa süreli fırtına (40 ila 80 zaman zaman 90 km/saat) eseceği tahmin edildiğinden yaşanabilecek olumsuz şartlara karşı (ulaşımda aksamalar, çatı uçması, ağaç ve direk devrilmesi vb.) dikkatli ve tedbirli olunması gerektiği yönünde de ayrıca uyarı yapıldı.

Bayraklı’da bir garip kentsel dönüşüm: İlkokulun yanındaki bina ortadan yıkılıyor, çocuklar maskeli

İzmir, Bayraklı’da bulunan Şehit Polis Fethi Sekin İlkokulu’nun karşısında bulunan, kentsel dönüşüm kapsamında gerçekleştirilen üç blokluk binanın yıkımı, eğitim öğretim dönemi sürerken başlatıldı. Veliler bir senedir yıkımı beklenen binanın eğitim öğretim sürecinde yıkılmaya başlanmış olmasına tepkili ve neden olacağı tehlikelerden dolayı tedirgin ancak seslerini duyurabilmiş değil.

Belediye yönetimine defalarca kez ulaşmaya çalıştıklarını ancak çabalarının karşılıksız kaldığını gören veliler, kendi aralarında imza da toplamaya başladı. Haftalardır yıkımın ara dönemde başlaması için İlçe Milli Eğitim Müdürlüğü’ne ve Bayraklı Belediyesi’ne taleplerini ileten velilerden biri de Avukat Burcu Karakoç.

Çocukların asbest olma ihtimalinden korktukları binanın yanı başında okula giderken yıkılmasına karşı harekete geçmiş ve belediyeyle iletişime geçmeye çalışmış olan Avukat Karakoç, belediyeden ismini vermek istemediği CHP’li bir meclis üyesinin kendisine şunu söylediğini belirtiyor:

“[Bayraklı Belediye Başkanı] Serdar Sandal buranın yıkılmasını çok istiyor. Artık uzun süredir bekliyor yıkılsın diye. Ama isterseniz kendisiyle randevu alın görüşün.”

Yıkımın ayrıca mevzuata uygun yapılmadığını da söylüyor Avukat Burcu Karakoç.

Üç bloktan oluşan 11 katlı binalardan biri yedinci kattan, kepçeyle oyuluyor. Bu kepçenin yıkıma ortadan başlamış olması çevrede büyük endişelere neden oluyor. Yıkım hem iş güvenliği ve işçi sağlığı açısından hem de ani bir yıkılma ihtimalini ortaya çıkarmasından dolayı oldukça tehlike arz ediyor.

Belediyeden cezai işlem kararı

Bugün (3 Nisan) belediye ekiplerinin yerinde yaptığı incelemeler sonucunda velilerin endişesinin haklı olduğu da ortaya çıkmış durumda. Belediye kaynakları tarafından Yeşil Gazete’ye yapılan açıklamaya göre; yıkım sırasında fenni kuralların ihlaline ilişkin, ilgili firmaya cezai işlem uygulanacak.

Ayrıca binada asbest bulunmadığı, bununla ilgili raporların yıkım izni öncesinde zaten belediyeye teslim edildiği yönünde açıklama da yapıldı.

‘‘Tek adam yönetimini’ çağrıştırıyor’

Yıkımın durdurulduğuna ilişkin karara yönelik olarak Avukat Burcu Karakoç, şunları söylüyor:

“Her ne kadar yıkım sakıncalı olsa ve ceza da kesilse bu ceza yıkımın yanlış yapılmış olmasını değiştirmiyor. Şu noktada yıkıma 11. kattan devam da edilse artık hassasiyet oluştuğunu biliyorlar. O yukarıda asılı kalan dört kata kepçe vurulduğunda zaten çökecek.

Belediye de bir şekilde zorla görevini yerine getirdi. Bunlar tamamen göstermelik. Hakkımızdan öte bir şey istemiyoruz. Sadece iki ay beklenecek. Niyetleri çok belli. Bu bana ‘tek adam yönetimini’ çağrıştırıyor.”

Öte yandan Bayraklı Belediyesi tarafından uygulanacağı belirtilen cezai işleme rağmen, şirket yıkımda fenni kuralları yerine getirilmesi durumunda yıkıma devam edebilecek. Tam da bu noktada, cezai işlem uygulaması kararının akabinde, velilere yıkımla ilgili okul aile birliğinden gönderilen bir mesaja ulaşıyoruz:

“Bayraklı Belediyesi ile yapılan görüşme sonucunda gelinen en son nokta şu: Yıkıma devam edilecek ancak bu giriş ve çıkış saatleri dikkate alınarak yapılacak. Sabah 08.00’den önce , öğlen 12.00-14.00 arası ve akşam 17.00’den sonra yıkım yapılmayacak.”

Saatlere ilişkin ise Bayraklı Belediyesi tarafından Valiliğe işaret edilerek bir teyitleme yapılamadı.

‘Yeterli tedbir alınmadı’

Velilerin endişeleri bina yıkılırken havaya çıkacak toz bulutunun okuldaki öğrencileri etkileyeceği yönünde. O nedenle talepleri yıkımın yalnızca iki ay ertelenerek tatil sürecinde gerçekleştirilmesi. 300’ün üzerinde imza toplayan veliler yarın da bir basın açıklaması gerçekleştirecek. Verilen cezai işlemin yeterli olmadığı ve mücadelelerine devam edecekleri yönünde konuşan Avukat Burcu Karakoç, şunları dile getiriyor:

“Bugün bir arkadaşımın çocuğu sırada fenalaştı, nefes darlığı yaşayarak hastaneye kaldırıldı. Çünkü bu binalarda yıkım ortadan başlandı. 11 katlı binada yıkım 7. kattan başlandı. Yönetmelik diyor ki; tepeden aşağı yıkılmalı, enkazın güvenli biçimde kayak sistemiyle indirilmesi gerekir, binanın üstü kaplanması bile gerekebilir… Doğrudan ortadan yıkıma başladılar; üstteki dört kat aşağı insin mantığıyla…

Sadece üç parmaklı bir kepçe binayı ortadan ufak ufak yıkıyor ama hiçbir su tazyiği görünmüyor. Bayraklı çok rüzgarlı bir yer. Şu an çok ciddi anlamda rüzgar esiyor. Su bile tutulsa bu su çok zayıf tazyiği düşük ve tek bir kaynaktan geliyor. Tek bir arazöz mevcut. Şu aşamada yeterli tedbir alındığını düşünmüyorum.”

Avukat Karakoç, 13 Ocak’ta Milli Eğitim Müdürlüğü’ne yıkıma ilişkin sorularını yönelttiklerini ve 16 Ocak’ta okuldan kendilerine binanın yıkılacağı yönünde bilgi geldiğini aktarıyor.

‘Ne yana yıkılacağı belli değil’

İşçi güvenliğine dair ise tek bir kepçeyle ortadan girilen binanın üstte kalan dört katının aniden çökme ihtimali tedirginlik yaratıyor, Karakoç şunları söylüyor:

“Orada binanın yıkım çevresinde bir iş makinesi duruyor, kamyonun içinde bekleyen işçiler var. Yine aynı yıkım çevresinde ve üstelik bu binanın nereye doğru yıkılacağı da belli değil. Rüzgar var ve yakında yağmur da başlayacak. Binalar zaten zayıf olduğu için yıkılıyor. Kentsel dönüşüme girdi bu bina da. Bu aşamada doğa koşulları zaten onu yıkmak için bütün çabayı sarf ediyor. Bir gün çok rahat bir biçimde tık diye ne tarafa devrileceği belli değil, kendi haline terk edilmiş durumda.”

‘Çocukları okula maskeyle yolladık’

Çocuklarını okula maskeyle yolladıklarını söyleyen Avukat Burcu Karakoç, lokal olarak tatil yapılabilir diye de düşündüklerini belirterek “Ama işte niyet önemli. Şu anda o çocuklar o tozun altında eğitim öğretime devam ediyorlar. Okul binasında hem ilkokul hem ortaokul öğrencileri var. İlkokul öğrencileri 12.50-18.00 arasında okuldalar, sabahtan da 07.30’da okula giren misafir, Çamkıran Ortaokulu öğrencileri var. Yaklaşık iki bin öğrenci” diyor.

Talepleri karşısında belediyeden hiç ses çıkmadığını belirten Burcu Karakoç, “Bize sadece ‘Yıkım hafta sonu olacak, çok ciddi denetleyeceğiz. Kesinlikle zarara yol açmasına izin vermeyeceğiz’ denildi. Ama şu an hiçbir denetim olmadığı gibi göz de yumulmuş durumda. Ayrıca yoğun trafiğe sahip bir yer; okul olmasa bile tehlike yaratıyordu ki bir de okul var” diyor ve asbest korkularını dile getirerek son olarak şunları ifade ediyor:

“Serdar Sandal her fırsatta kendisinin bir eğitimci olduğunu vurguluyor ama şu noktada değil gelecek nesillere sağlıklı bir hayat sunmak, bir öğretmen olarak dahi herhangi bir hassasiyet sergilemiş değil. Biz kendisiyle görüşmek için çok çaba sarf ettik, iyi niyetimizi tamamen sergilemek istedik. Yürütmeyi durdurma davası da açabilirdik. Fakat karşı taraftan hiçbir adım yok.

Oyalama taktiği… Bize çocuk muamelesi yapılıyor. Süreci yavaşlatıp tepkileri söndürüp akabinde bildiklerini yapmak istiyorlar. Tek isteğimiz iki ay sonra yapılması.”

Samandağ’da enkaz döküm alanına karşı yaşam nöbeti başladı

6 Şubat depremlerinden en çok etkilenen illerin başında gelen Hatay‘da, belirlenen enkaz döküm alanlarına ilişkin tepkiler sürüyor. Samandağ ilçesinde yerleşim yerlerinin, tarım arazilerinin hemen yanına dökülen enkazlara ilişkin bugün (3 Nisan) “yaşam nöbeti” başlatıldı.

Çiğdede Mahallesi’ndeki, çadır kentin kurulduğu Samandağ Deniz Stadyumu’nun hemen bitişiğindeki enkaz döküm alanında bir araya gelen Samandağlılara, siyasi parti ve sivil toplum temsilcileri de destek verdi. Döküm alanına giden moloz yüklü kamyonların geçtiği yolu kesen vatandaşlar adına açıklama yapan Dr. Bilge Köylü “Depremden sağ kurtulan halkın acil ihtiyaçlarını karşılamada çok geç kalan, geçici barınma sorununu depremin üzerinden iki aya yakın zaman geçmesine karşın ağırdan alan devlet kurumları, enkazların kaldırılması konusunda inanılmaz bir acelecilik sergiliyor” dedi.

Köylü, enkazın bilimsel yöntemlere aykırı şekilde kaldırılması ve molozların boşaltılması faaliyetleri nedeniyle ‘geniş çaplı ve ciddi’ halk sağlığı riskleri ve ekolojik yıkımlarla karşı karşıya kalındığını da vurguladı.

Asbest tehlikesine de dikkat çeken Dr. Köylü şunları söyledi:

“Enkaz kaldırma çalışmaları bu şekilde sürdürülmeye devam ederse Samandağ halkı 10 sene sonra asbestozis, akciğer kanseri, akciğer zarı kanseri gibi yeni sağlık sorunlarıyla karşı karşıya kalacaktır. İyi bir yalıtkan olan asbestin ülkemizde 2010 yılından beri kullanımı yasaktır. 2010 yılı öncesi inşaat sektöründe çok fazla kullanılması nedeniyle asbest, kaldırılan enkazın içerisinde büyük miktarda bulunmaktadır. Ülkemizde geçerli yasa ve yönetmeliklere göre enkazların asbestten arındırılarak ve çıkan asbestin ‘tehlikeli atık’ olarak ayrıca depolanması gerekirken bu yapılmamaktadır.”

Bilimsel kural tanımayan halkı ve doğayı hiçe sayan bu uygulamalarla suç işlemektesiniz” diyen Köylü, bu yasa dışı uygulamalara izin verenler hakkında suç duyurularında bulunacaklarını belirtti.

“Moloza dur de, yaşamı savun” ve “Birleşe birleşe kazanacağız” sloganlarının atıldığı eylemde konuşan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Samandağ İlçe Eş Başkanı Naim Özbek de “Buraya moloz dökmek Samandağ halkının yaşamını hiçe saymaktır” dedi.

Samandağlılıların talepleri şöyle:

  • Tüm enkaz kaldırma ve moloz depolama faaliyetleri derhal durdurulsun.
  • Konuyla ilgili uzmanların enkaz kaldırma ve kalıcı moloz depolama alanlarına yönelik yapılan çalışmaların tüm ekosisteme etkilerini dikkate alarak yapacakları çalışmalar yerel halkın onayına sunulsun. Enkazın ne zaman kaldırılacağına ve nerede depolanacağına Samandağ halkı karar versin.
  •  Kalıcı depolama alanları halkın onayından geçtikten sonra tekrar başlatılacak olan enkaz kaldırma faaliyetlerinde aceleciliğe son verilsin,  bilimsel yöntemlerin ve tüm yönetmeliklerin titizlikle uygulanılmasının sağlansın, kuralsız uygulamalar cezalandırılsın.

Yapılan açıklama sonrası yol kapatma eyleminin devam etmesi üzerine alana gelen İlçe Emniyet Müdürü Asuman Karacık ise çalışmaların durdurulacağını söyledi. Hafriyat kamyonları ve kepçelerin çalışması dursa da vatandaşlar eylemlerini halen sürdürüyor.

Öte yandan, benzer tepkilerin ardından çalışmaların sonlandırıldığı Samandağ’ın Yeşilköy Mahallesi’nde enkaz dökümüne tekrar başlandığı da belirtildi.

 

Depremlerden iki ay sonra, altı il daha afet bölgesi kapsamına alındı

6 Şubat’ta merkez üssü Kahramanmaraş olarak gerçekleşen depremler sonrasında afet bölgesi ilan edilen 11 ile ek olarak bugün (3 Nisan) Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde ve Batman illeri de afet bölgesi kapsamına alındı.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) tarafından yapılan bir açıklamada, deprem felaketi nedeniyle yaşanan yıkım ve can kayıpları üzerine, 11 ilin ve Sivas‘ın Gürün ilçesi haricinde, depremden etkilenen Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde ve Batman illerinin de genel hayata etkili afet bölgesi kabul edildiği kaydedildi.

‣ Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi nedir?

Açıklamada şu ifadelere yer verildi:

“Söz konusu depremler 11 ilimiz dışındaki bazı illerimizi de etkilemiş olup, hasar tespit çalışmaları neticesinde; Bingöl, Kayseri, Mardin, Tunceli, Niğde ve Batman illerimizde yer alan bazı yerleşim birimlerinde az, orta veya ağır derecede hasar gören binalar olduğu tespit edilmiştir.

‣ Greenpeace raporu: Deprem sonrası adil ve yeşil bir gelecek nasıl inşa edilir?

Bu nedenle, bahsi geçen illerimizde hasar meydana gelen binaların bulunduğu yerleşim yerleri de Genel Hayata Etkili Afet Bölgesi kabul edilmiştir.”

Kızılay skandallarında yeni perde: Stratejik Planı da intihalden geçilmiyor

Haber: İrfan TUNÇÇELİK

*

Cumhuriyet Halk Partisi Grup Başkanvekili Özgür Özel, Kızılay’ın 2021-2030 Stratejik Planı’nın başka kurumların planlarından “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hazırlanmış olduğunu duyurdu. Özel, 16 Mart’ta Meclis’te düzenlediği basın toplantısında “Stratejik planda intihal olur mu? Vallahi olmaz diyorsun, olmuş. Kızılay’ın Stratejik Planı baştan aşağı intihal” demişti.

Yeşil Gazete,  başka kurumların planlarından “kopyala-yapıştır” yöntemiyle hazırlanan intihallerin tespit raporuna ulaştı. 

Raporda göre, Bingöl Üniversitesi, Galatasaray Üniversitesi, Gaziemir Belediyesi, Alanya Belediyesi’nin stratejik planlarından noktası virgülüne kadar intihal tespit edilmiş.

Yazım hatalarıyla, anlatım bozuklukları ile birebir kopyalanmış. Hakemli makaleler, Wikipedi, Gıda Mühendisleri Dergisi‘nden intihallerin olduğu Kızılay’ın 10 yıllık stratejik planında, MHP Tokat Milletvekili Reşat Doğru‘nun 2013’teki Meclis konuşması da kopyalanıp yapıştırılmış.

Deprem sırasındaki skandallarla gündeme gelmişti

6 Şubat Maraş’ta meydana gelen depremlerden sonra, afet bölgesinde barınma ve gıda başta olmak üzere birçok temel ihtiyaç gündeme gelmişti.  Sivil toplum örgütleri, yerel yönetim ve gönüllüler, bölgedeki en hayati ihtiyaçlardan biri olan çadır ve konteyner konutlar için çağrıda bulundu.

Bölgedeki çadır krizi devam ederken Cumhuriyet yazarı Murat Ağırel, 25 Şubat 2023’te Kızılay’ın depremin üçüncü günü Ahbap’a 46 milyon TL tutarında çadır sattığını gündeme getirdi.

Kızılay’ın Ahbap ve Türk Eczacılar Birliği’neçadır satmasının öğrenilmesinin ardından bir skandal daha ortaya çıkmış; Ahbap Derneği Kurucusu Haluk Levent Kızılay’dan konserve de satın aldıklarını söylemişti. Birgün gazetesi de Kızılay’ın maden suyunda yoğun miktarda arsenik tespit edildiğini ortaya çıkarmıştı.

Kopyala-yapıştır planlar

Skandallarla gündeme gelen Kızılay’ın bu kez 2021-2030 Stratejik Planlarında intihal olduğu ortaya çıktı.

Kızılay’ın yapmış olduğu intihallerle ilgili CHP’nin hazırladığı rapordaki liste şu şekildi:

  • Kızılay, 10 yıllık stratejik planının Durum Analizi’nde; Gaziemir Belediyesi’nin 2019 yılında hazırladığı stratejik planı ve Galatasaray Üniversitesi stratejik planı (2018-2022) kopyala- yapıştır yapılmış.
  • Tespit ve İhtiyaçların Belirlenmesi bölümünde; 21 Nisan 2015’te hazırlanan Merkezi İdareler Stratejik Planlama Kılavuzu’ndan intihal yapılmış.
  • Yoksulluk ve Açlıkla Mücadele Etmek bölümünde; Akdeniz Üniversitesi Mühendislik Fakültesi Gıda Mühendisliği Bölümü Öğretim üyeleri Mustafa Erbaş ve Sultan Arslan’ın Gıda Mühendisliği Dergisi’nin 36’ncı sayısına yazdığı makaleden intihal yapılmış.
  • Yoksulluk başlığını taşıyan bölümde; Yoksulluk tanımı wikipedia’dan intihal yapılarak verilmiş.
  • Göç Mağduru İnsanlara Destek Olmak adlı bölümünde; Kalkınma Bağanlığı 11’nci Kalkınma Planı Özel İhtisas Komisyon Raporu’ndan ve Yıldız Teknik Üniversitesi Dr. Fulya Memişoğlu’nun Zorunlu Göç Hareketleri ve Yerel Yönetimler makalesinden intihal yapılmış.

  • Toplumun Temelli Çalışmalar ile Toplumun Afetlere Karşı Direncini Artırmak bölümünde; 24 Ocak 2011 yılında Afete Hazırlık ve Deprem Eğitimi Derneği’nin (AHDER) Afet sözlüğünden, wikipedia ve AFAD’tan intihaller yapılmış.

  • Sağlıklı Yaşayan ve Yaşlanan Toplum için Çalışmak bölümünde; Sağlık Bakanlığı Halk Sağlığı Genel Müdürlüğü, Sağlıklı Beslenme ve hareketli hayat Dairesi Başkanlığı’ndan ve Akademisyen Bülent Karakuş’un 2018’de hazırladığı “Türkiyede yaşlılara yönelik hizmetler ve kurumsal yaşlı bakımı ve kurumsal yaşlı bakımında illerin durumu” adlı çalışmasından intihaller var.
  • Eğitime Erişime Destek Olmak adlı bölümünde; Birleşmiş Milletler Küresel İlkeler Sözleşmesi’nden intihal yapılmış.

  • Daha Yaşanabilir Bir Çevre İçin Çalışmak adlı bölümde sayfa 84’te yer alan ifadelerde; 17 Ocak 2013’te MHP Grubu adına söz alan Tokat Milletvekili Reşat Doğru’nun başka bir kaynaktan alarak okuduğu sözlerinden ve Kütahya Dumlupınar Üniversitesi 12. Ulusal Ekoloji ve Çevre Kongresi’nin tanıtım toplantısından intihal yapılmış.
  • Daha çevik yenilikçi ve hesap verebilir bir yönetim mekanizması kurmak adlı bölüm; Akademisyenler Yusuf Yalçın İleri ve Yasemin Soylu’nun 2010 yılında “BİR REKABET ÜSTÜNLÜĞÜ ARACI OLARAK ÇEVİKLİK KAVRAMI VE ÖRGÜT YAPISINA OLASI ETKİLERİ”, Düzce Üniversitesi Girişimcilik Ders Notlarından intihal yapılmış.
  • Katılımcı ve ilkeli çalışmalar ile güçlü paydaş ilişkileri kurmak bölümü; Mersin Üniv. Stratejik Planlama Çalışması (5 Eylül 2006), Türkiye Mesleki ve Sosyal Bilimler Dergisi’nden intihaller yapılmış.

  • Finansal Sürdürebilirliği Sağlamak adlı bölümde; AB Başkanlığı Sivil Toplum Sektörü Raporu’ndan intihaller yapılmış.
  • İzleme ve Değerlendirme adlı son bölümde; Üniversiteler için Stratejik Planlama Rehberi (Bartın Üniversitesi, 21 Haziran 2016)

BAE’den iklim konferansı öncesi uyarı: Protesto etmeyin, şirketleri eleştirmeyin

Birleşik Arap Emirlikleri’nin (BAE) başkenti Abu Dabi‘deki bir iklim ve sağlık konferansına katılan konuşmacılar, hükümeti protesto etmemeleri ve şirketleri eleştirmemeleri konusunda uyarılarla karşılaştı.

Organizatörlerin geçen ay Abu Dabi’de düzenlenen Sağlıklı Gelecek Tahmini etkinliğinde panelistlere “BAE yasalarının farkında olmalarını ve bunlara saygılı olmalarını” tavsiye ettiğini ve “İslam’ı, BAE hükümetini, şirketlerini veya bireylerini eleştirmeyin” ve “protesto etmeyin” uyarısında bulunduğunu bildirdi.

Yapılan uyarılar, kasım sonu itibarıyla Dubai‘de yapılacak olan BM İklim Konferansı’nda (COP28) bir petrol ülkesi olan BAE’nin iklim kriziyle mücadele konusunda gerekli adımları atma konusundaki kararlığına ilişkin endişelerin artmasına neden oldu.

Financial Times’tan Aime Williams ve Attracta Mooney‘nin aktardığına göre, panelistlere verilen yazılı kılavuzda şu açıklamalar yer aldı:

İklim değişikliğinin tartışmalı bir konu olabileceğini anlıyoruz ve program gündemi boyunca sivil söylemde yer alan tüm bakış açılarını ve görüşleri memnuniyetle karşılıyoruz. Birleşik Arap Emirlikleri’nde protesto yasa dışıdır ve her türlü rahatsız edici protesto yerel makamlar tarafından ele alınacaktır.

‣ Guterres ülkeleri uyardı: İklim cehennemine giden yoldayız, ayağımız gazda

iklim

‘Bu üslup COP28’de kabul edilemez’

İklim aktivistleri, kısıtlamaların Birleşik Arap Emirlikleri’nde sansürü teşvik ettiğini ve BAE’nin BM’nin iklim zirvesine ev sahipliği yapmaya uygunluğu hakkında daha fazla soru işareti ortaya çıkardığını söylüyor.

Politika yapıcıları ve karar alıcıları iklim kriziyle mücadele yanlısı kararlar almaya itmeyi amaçlayan protesto ve eylemler, COP konferansları için önemli bir yere sahip. 2021’de Birleşik Krallık’ın Glasgow kentinde yapılan COP26 sırasındaki gösterilere yaklaşık 100.000 kişi katılmıştı.

ABD’li bir iklim grubu olan Oil Change International‘dan Collin Rees, durumun “son derece endişe verici” olduğunu söyledi: “Burada dolaşan üslup, iklim müzakerelerinde kabul edilemez. Bu konuda güçlü bir geri adım atılmalı ve BM yaklaşan COP için mümkün olduğunca güçlü bir yer sağlamalı.”

Bir COP28 BAE sözcüsü ise yanıt olarak konferansın “kamu ve özel sektörden, sivil toplumdan, bilimsel topluluktan, kadınlardan ve gençlerden tüm paydaşları dahil eden kapsayıcı bir yaklaşım izleyeceğini” ve “uzlaşmayı kolaylaştıran kapsayıcı, yapıcı diyalogları memnuniyetle karşılayacağını” söyledi.

BAE, COP28 zirvesi öncesinde petrol üretim faaliyetleri ve bunların neden olduğu çevresel zararlar nedeniyle eleştirilmiş ve ev sahibi olarak uygunluğuna ilişkin birçok şüphe dile getirilmişti.

‣ BAE’deki zirvede fosil yakıt endüstrisinden yetkililer de çalışacak

iklim

Dünyanın en büyük petrol üreticilerinden biri olan Körfez ülkesinin Abu Dabi Ulusal Petrol Şirketi (ADNOC) Genel Müdürü Sultan Al-Jaber‘i iklim için son derece önemli olan zirvenin başkanı olarak ataması da derin tartışmalara yol açmıştı.

‣ COP28’in başkanı petrol şirketi CEO’su Al Jaber oldu: Ya kenara çekilsin ya istifa etsin!
‣ Sivil toplum’dan BM’ye mektup: COP28’i fosil yakıt şirketi CEO’su yönetemez

Antakya’da tarihi yapıların korunması için enkaz çalışmarının durdurulması çağrısı

Türkiye‘deki kültürel ve tarihi miras unsurlarının korunmasına destek veren birçok koruma platformu, Antakya Tarihi Kent Merkezi‘ndeki tarihi yapıların korunmasını mümkün kılan adımların atılabilmesi için 6 Şubat’ta yaşanan depremler sonrası enkaz kaldırma çalışmalarının acilen durdurulmasına yönelik başvuruda bulundu.

Kültür ve Turizm Bakanlığı ile Çevre, Şehircilik ve İklim Değişikliği Bakanlığı‘na yapılan başvuruyu, toplam 24 koruma platformu imzaladı.

İmza veren sivil toplum kuruluşları, bir basın açıklamasında henüz tescilli yapılar bile koruma altına alınamamışken, ağır iş makinalarıyla, çok hızlı bir enkaz kaldırma çalışması yapıldığını belirtti.

‣ Hatay’daki 659 yıllık St.Georgios Kilisesi için yıkım kararı: Tarihi eser değil
‣ Deprem Diyarbakır’da tarihi yapılara da zarar verdi: Acil müdahale edilmeli

“Temizlenmekte” olan alanlarda tescil kaydı bulunmasa dahi tescile değer olan bin 500’e yakın yapı olduğunu vurgulayan STK’lar, alanın Kentsel Sit1’inci Derece Arkeolojik ve 3’üncü Derece Arkeolojik Sit Alanı statüsünde olduğuna dikkati çekti.

Açıklamada, kalıntıların büyük özenle ve uzmanlar eşliğinde kaldırılması halinde pek çok özgün tarihi yapı duvarı, dolaplar, tavanlar ve oymalı taşlar gibi değerli mimarî unsurların yeniden onarımlarda kullanılabileceği vurgulandı.

Koruma Platformları “acil” vurgusuyla tanımladıkları taleplerini şöyle sıraladı:

  • 1 Nisan 2023’ten itibaren Kentsel Sit ve 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ile 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içindeki enkaz kaldırma işlerinin durdurulması;
  • Antakya Koruma Amaçlı İmar Planı ile tespit edilmiş tüm tescilli ve geleneksel (tescile önerilen) yapıların emniyet bandı ve tabelalarla işaretlenerek enkazlarının koruma altına alınması;
  • Kentsel ve 1. Derece Arkeolojik Sit Alanı ile 3. Derece Arkeolojik Sit Alanı sınırları içinde yapılacak tüm enkaz kaldırma yetkisinin Kültür ve Turizm Bakanlığı yetkisinde yürütülmesi;
  • Tüm enkaz kaldırma iş ve işlemlerinde Kültür ve Tabiat Varlıklarını   Koruma Kanunu‘nda öngörülen, kural ve koşullara uygun davranılması.

Bu istekleri, enkaz alanının büyüklüğünü, iş gücü yetersizliğini, enkaz altında halen cenazeler olmasının yarattığı zorlukları bilerek yaptıklarını söyleyen STK’lar, ülkenin tüm yetişmiş kadrolarına bu konuda destek vermek çağrısı yaptı.

‣ Camiye çevrilen kilise depremde hasar gördü
‣ Hataylı depremzedenin ‘126 endişesi’: Gitmek mi zor, kalmak mı?

Bakanlık başvurusuna imza koyan 24 STK arasında Hatay Ortak Meselemiz Platformu, Ortak Akıl Antakya, Hatay Turizm Derneği, Hatay Fotoğraf Sinema Derneği, Buradayız Hatay Derneği,  Yeniden Antakya Platformu, Antakya Kültürel Mirası Koruma Derneği, Kadim Antakya Dostları Platformu, NEHNA, ALİKEV, Ayhan Kara Vakfı, Hatay Kültür Sanat Edebiyat Platformu, Antakya Medeniyetler Korosu, Hatay Sosyal Kültürel Kalkınma Derneği, Koruma Restorasyon Uzmanları Derneği, Mimarlar Derneği 1927, ÇEKÜL, Türk Serbest Mimarlar Derneği, Docomomo Türkiye Ulusal Çalışma Grubu, Europanostra Türkiye, Arkeologlar Derneği, Tarihsel Çevre ve Yapı Korumacıları Derneği, Anadolu Sanat Tarihçileri Derneği ve İklim Adaleti Koalisyonu yer alıyor.

Dersim’in gizli hazineleri fotoğraf karelerinde: Bir çiçeğin, bir kanat sesinin peşindeki ömürler…

Foto Haber: Müjgan HALİS

*

Dersim’i fotoğraflamak onlar için bir tutku, bir misyon, bir görev… Malik Kaya ve İsmail Ateş’ten bahsediyoruz.

Pülümürlü Malik Kaya (64) ağabeyinden kalma fotoğraf stüdyosu işini devralarak başladığı fotoğrafçılığı, yıllar içinde karanlık odadan çıkararak doğaya taşıdı. Pek çok kimse bilmese de Malik Kaya, Dersim doğasını ilk fotoğraflayan isim. Dersimliler bile, coğrafyalarındaki pek çok dağı, gölü, çiçeği, hayvanı onun fotoğraflarıyla keşfetti.

Rabat Vadisi – Fotoğraf: Malik Kaya

2000 yılında başladığı doğa fotoğrafçılığında pek çok zorlukla karşılaştığını anlatıyor:

“Doğrusunu söylemek gerekirse insanların kapılarının önüne çıkmaya korktuğu çatışmalı dönemlerde bile; doğaya olan sevdam nedeniyle ve coğrafyamızın sadece kan-gözyaşıyla anılmaması için fotoğraf çekme konusunda ısrar ettim. Çünkü bu güzel coğrafyanın görünmeyen, gizli kalmış yüzünü mutlaka birilerinin görmesi gerekiyordu. 2000 yılında gittim, dönemin paşasından izin aldım ve doğaya çıktım, o görüntülerle ilk belgeselimi yaptım. Adı Tunceli Doğa ve Kültür Belgeseli oldu. Ekipmanım çok iyi değildi, amatör çekimlerdi ama epey ses getirdi.”

Cemişgezek Tağar Köprüsü – Fotoğraf: Malik Kaya

Üç gün boyunca kar içinde vaşakları çekti

O dönemde fotoğraf çekimlerini de aralıksız sürdürdüğünü söyleyen Malik Kaya; Dersim coğrafyasının zor bir coğrafya olduğunu, fotoğraf çekimleri sırasında vahşi hayvanlarla karşı karşıya kaldığını, uçurumlardan düşme riskleri atlattığını belirterek şöyle konuşuyor:

“2012’de üç vaşakla karşılaştım. Üç gün üst üste çektim onları. Neredeyse zatürre oluyordum, suyun karşı tarafına geçip karın içinde bekliyordum onları. O yıl Dersim’e iki metre kar yağmıştı, belli ki çok açlardı ve bir domuz leşine gelmişlerdi. İlk gün beni hiç umursamadılar, karınlarını doyurmakla meşgul oldular. İkinci gün benden kaçmaya başladılar.”

Reşo Deresi – Fotoğraf: Malik Kaya

2011’de “Saklı Kent Tunceli” adlı ikinci bir belgesele imza atan ve bu kez daha uzun soluklu, daha profesyonel bir çekim yaptığını anlatan Malik Kaya; o yıllarda kendi çabalarıyla Dersim Atlas dergisini çıkarmış ama tamamen maddi nedenlerle dergi uzun soluklu olamamış. Şimdiye kadar ne valilik ne belediye ne Kültür Bakanlığı hiçbir yerden destek görmeden Dersim doğasını kayıt altına alan Kaya; “İnsanlar kapısının önüne çıkamazken, tek başıma bu coğrafyanın gerçek yüzünü gösterdim” diye gururla anlatıyor, bir yandan da.

Çektiği fotoğraflarla Dersim’e ilginin uyandığını ve Dersim Gezginler Grubu’nu kurduğunu söyleyen Kaya; Dersim’i gezdirirken de ticari bir kazanç elde etmediğini, gelenlerden sadece masraflarını alarak pek çok kişiye Dersim’in gizli cennetlerini gezdirdiğini söylüyor:

“En başta amacım bu coğrafyanın turizme açılması, Dersim’in bir turizm kenti olmasıydı. Artık bayramlarda 90 bin aracın geldiği bir kent oldu. Şimdiki sıkıntımız ise, burayı korumak. Artık bütün dünya Dersim’in doğasını tanıyor.”

Dağ keçileri artık insanlara sokuluyor

Malik Kaya

Doğa fotoğrafçılığına ilk başladığı yıllarda Dersim’in ünlü, çıkışı 11 saat süren Buyer Baba Dağı’na tırmanırken, ilk defa 300-400 dağ keçili bir sürüyle karşılaştığını ve o dönem dağ keçilerinin kendilerinden kaçtığını hatırlatan Kaya, “Şimdi artık onlar da insanlara alıştı, avcılar eskisi gibi ellerini kollarını sallayarak Dersim’e gelemiyorlar ve dağ keçileri de insanlara daha fazla güveniyor, şimdi onlarla selfie çekecek kadar yakınız” diyor ve şöyle devam ediyor:

“Biz dağ keçilerini görüntüledik, ekrana getirdik, hatırlattık ve bir sevgi seli oluştu. İnsanlar daha çok sahiplenmeye başladı onları, yasaklar geldi, caydırıcı cezalar çıkarıldı, şimdi artık eskisi kadar pervasız olamıyorlar ve hayvanlar da bunu anlıyor, bu yüzden daha fazla çoğaldılar.”

Buyer Gölü – Fotoğraf: Malik Kaya

Dersim’in tarihi mekanlarının neredeyse hepsini de görüntülediğini kaydeden Malik Kaya; “Kilisesi, köprüsü, camisi, çeşmesi, türbesi hepsini çektim. O zamanlar hazine avcıları tarafından büyük kısmı darmadağın edilmiş durumdaydı. Şimdi birçoğu tescillendi, koruma altına alındı, ilk koçbaşı mezarları çektiğim zaman köylüler bile farkında değildi, şimdi o köylere gittiğimiz zaman hemen etrafımızı sarıyorlar” diye konuşuyor.

Kırk Merdiven Şelaleleri – Fotoğraf: Malik Kaya

Birçok kişinin sadece Hakkari’de yetiştiğini sandığı ters laleyi de Dersim’de ilk görüntüleyen kişi Malik Kaya, “Sadece ters lale değil, Dersim’de öyle bitkiler var ki, botanikçiler bile varlığını bilmiyor. Bir-iki tanesiyle çıktık, isimlerini bilmiyorlardı. Sahipsiziz ama kendi kabuğumuzda yaşıyoruz maalesef” diyor.

Ters lale – Fotoğraf: Malik Kaya

Dersim’in dışında Bingöl, Erzincan, Elazığ’da da fotoğraf çekimleri yaptığını aynı zamanda TBMM ve Avusturya’da fotoğraf sergileri açtığını söyleyen Kaya kendisi için Dersim’in en nefes kesici noktasının ise çözüm sürecinde ilk kez o kadar kuytularına girebildiği Ali Boğazı olduğunu vurguluyor:

“150 kişiyle gittik Ali Boğazı’na, hepimiz açısından bir ilkti. Şimdi orada bir karakol var, tek bile giremiyoruz.”

Kırk Merdiven Şelalesi – Fotoğraf: Malik Kaya

Bir başka unutulmaz yerinin ise Tağar Çayı olduğunu; o bölgedeki şelalelerin, vadilerin, derelerin unutulmaz bir görüntüye sahip olduğunu söyleyerek Ovacık’taki Karagöl, Pülümür Bağır Dağı eteğindeki göller, Nav Gölü, Hel Dağları‘nın içindeki Yeşil Göl gibi pek çok yerin adını paylaşıyor.

Haramidere Vadisi, Ovacık – Fotoğraf: Malik Kaya

Ayılarla karşılaşma

Malik Kaya şu ana kadar güvenlik nedeniyle hiç giremediği Axpanos Vadisi ile Ali Boğazı’nın derinliklerini, en çok görüntülemek istediği yerler olarak belirtiyor ve ‘mucize’ olarak ifade ettiği iki ayı karşılaşmasını bizimle paylaşıyor:

“Uzaktan ayıyı gördük arkadaşımla, onun bizi görmesi imkansızdı. Tam hizasına geçip fotoğraf çekecekken, bağırarak bize doğru koşmaya başladığını fark ettik. Meğer anne ayıymış ve rüzgârdan bizim kokumuzu almış, yanında iki yavrusu vardı. Bize çok yakın bir noktadayken, birden geri dönüp ormana kaçtı. Sonra fark ettik ki, yavrularından biri kendisiyle gelmediği için bizi bırakmış.

Ali Boğazı – Fotoğraf: Malik Kaya

Bir keresinde de tesadüfen çok yükseklerde bir mağaranın önünde dinlenirken; içeride üç tane ayının olduğunu gördük, onlar bizden korktu, biz onlardan.”

Ayılarla karşılaşma – Fotoğraf: İsmail Ateş

Farklı bir şey gördüğü zaman çok heyecanlandığını, adeta kendisini kaybettiğini söyleyen Malik Kaya bir uçurumdan inerken o güne kadar hiç görmediği bir çiçeği görüntülemek için düşmeyi bile göze almış:

“Bir daha o çiçeği hiç görmedim. Kim bilir belki de o çiçek benim hayatımı kurtardı, çünkü çıkışı olan ama inişi neredeyse imkânsız olan bir yoldaydık. Çiçeği gördüm, onunla konuştum, ona dokundum, hayatımı kurtardı sanki o çiçek. Sonra sakinleştim ve ağır ağır da olsa o uçurumdan indim.”

Pişmanlıkları da var Malik Kaya’nın daha doğrusu keşkeleri de. “Keşke” diyor; “doğayı ilk görüntülediğim yıllarda çektiğim yerlerin isimlerini yazmasaydım, yayınlamasaydım, bu kadar kirletileceğini bilseydim yapmazdım, kendimi çok suçluyorum bu yüzden.” Ve şimdi o yüzden yeni keşfettiği yerleri herkesten gizliyor.

Fotoğraf: İsmail Ateş

Dersim’in her şeyini fotoğrafladım, insanını da canlısını da’ 

İsmail Ateş; Dersim’in doğasının her santimini çeken bir başka doğa fotoğrafçısı. Sadece Dersim değil, Türkiye’nin neredeyse bütün dağlarına çıkmış:

“Dersim dağlarına tırmanırken büyük bir duygusal bağ oluştuğunu fark ettim. Büyük bir enerji veriyordu bana oradaki yaşanmışlıklar, bitki örtüsü ve doğal hayat. Sanki dağla aramızda büyük bir aşk oluşturuyordu. Daha sonra ufak tefek fotoğraflar çekmeye başladım, zaman geçtikçe çektiğim amatör fotoğraflardan büyük bir haz aldığımı fark ettim ve fotoğrafçılık kursuna giderek teknik detayları da öğrendim.”

Fotoğraf: İsmail Ateş

Munzur Vadisi’nin her karışını biliyor İsmail Ateş ve vadideki anlarını şu sözlerle özetliyor:

“Munzur Vadisi özellikleri itibariyle bölgenin en yoğun hayvan popülasyonuna ev sahipliği yapıyor, bu vadide neredeyse her çeşit hayvanı bulmak mümkün. Bölgede yaşayan bütün hayvanları fotoğrafladım. Dersim’de nesli tükenme tehlikesi altında olduğu için IUCN kırmızı listesinde yer alan koruma altında bulunan vaşağı belgesel tadında görüntüledim.

Fotoğraf: İsmail Ateş

Dersim kültüründe doğada yaşayan her canlının mutlak bir sahibi olduğuna inanılır. Onlar doğadaki her varlığa bu gözle bakar, onun içindir ki bu vadide yaşayan dağ keçileri ve şamualara ‘Xızır’ın davarı’ denmiştir ve kem gözle bakılmamış, bu hayvanlar kutsal sayılmışlardır. Ben de yıllardır büyük bir sevdayla bu doğada yaşayan hayvanları fotoğrafladım ve fotoğraflamaya devam ediyorum.

Vaşak – Fotoğraf: İsmail Ateş

Alevi inanç merkezi olan bu kutsal topraklarda Alevi inancını fotoğrafladım, kendine özgü Dersim giysisiyle Dersim kadınlarını fotoğrafladım, yüz yıllardır Munzur dağlarında konaklayan Şavaklıları fotoğrafladım. Kısacası Dersim doğasında yaşayan bütün doğa olaylarını fotoğrafladım.”

Dağ keçileri – Fotoğraf: İsmail Ateş

Dersim’i görüntülemek bir aşk’

Ama fotoğraflamakla da yetinmemiş İsmail Ateş, doğayı ve doğadaki canlıları korumak için elini taşın altına da koymuş:

İsmail Ateş

“Yalnızca fotoğraflamak yetmezdi; bu coğrafyadaki dağ keçisine, şamuaya, kurda, kuşa, balığa karşı müthiş bir sevdaya tutuldum ve dışarıdan gelen avcılara karşı, yangınlara karşı, afetlere karşı Munzur Doğal Yaşamları Koruma Derneği adı altında bir dernek kurduk.

Şamua – Fotoğraf: İsmail Ateş

Yaklaşık 500 üyesi olan derneğimiz KHK ile kapatıldı, ancak mücadelemiz daha da artarak devam etti. Bu doğada yaşayan hayvanları korumak için elimizden geleni yaptık. Hatta bir keresinde avcıları protesto ettiğimiz için gözaltına alındık, yangın söndürdüğümüz için para cezası yedik ama ne acıdır ki ne bir kurum ne de sivil toplum örgütü bize destek çıkmadı, hiçbir belediye başkanı yanımızda olmadı. Yine de yılmadık, mücadelemize devam ettik ve avcılığı neredeyse bitirdik. Ondandır ki bu doğaya karşı büyük bir sevdayla bağlılığımı bir kez daha ifade etmek isterim. Bir hayvanı ya da bir doğa parçasını çekerken büyük bir aşkla çekiyorum, güzel bir fotoğraf karesi yakaladığım zaman o anı anlatamam o an kendimde değilim sanki, büyük bir duygu yoğunluğu yaşıyorum.”

Fotoğraf: İsmail Ateş

‘Karun hazinelerine değişmem’

İsmail Ateş aynı zamanda ödüllü bir fotoğraf sanatçı:

“Daha önce Dersim doğasında çektiğim yangın fotoğraflarım ve özellikle ‘yanan kaplumbağa’ fotoğrafım Türkiye’deki büyük bir fotoğraf kulübünün ikincilik ödülüne değer bulundu. Ovacık ilçesinde Türkiye ve dünyanın çeşitli yerlerinden katılan 505 fotoğraf sanatçısının arasında üç adet fotoğrafım ödüle layık görüldü. İki kez Dersim Seyit Rıza Meydanı‘nda fotoğraf sergisi açtım. İstanbul Sanat ve Antika Fuarı‘nda çektiğim birkaç Dersim kadını portrelerim sergilendi.”

Fotoğraf: İsmail Ateş

Ateş’e son olarak Dersim’i fotoğraflamak hakkındaki duygusunu tarif etmesini istiyorum, şöyle konuşuyor:

“Bu topraklara yürekten bağlı olmadan sadece bir fotoğraf karesi hiçbir anlam ifade etmez diye düşünüyorum. Ben Dersim doğasını fotoğraflarken bu topraklardaki büyük yaşanmışlıklarla, yüz yıllardır yaşanan acılarla empati kurarak, o anı yaşayarak, bu topraklara o gözle bakarak fotoğraflıyorum.

Dersim dağlarını bahar yağmurları gibi adımlayıp dolanırken çiçeğine, ağacına, taşına ayrımsız elim değsin isterim. Munzur dağlarına her tırmanışta yalnızca selam verip geçtiğim Munzur’un cümle sakinleriyle bir nefeslikte olsa ciran (komşu) olmanın o mutlu ve tarifsiz anını Karun hazinelerine değişmem.”

 

 

 

Paris’te kiralık elektrikli scooter’lar yasaklandı

Fransa’nın başkenti Paris‘te, hafta sonu yapılan referandumda, elektrikli scooter kiralama hizmetinin devam etmesi yüzde 89,3 oranında oyla reddedildi. Yaklaşık 100 bin kişinin oy kullandığı referandum sonuçlarına göre, en erken 1 Eylül’den itibaren kentte scooter kiralama hizmetlerinin yasaklanacak.

Fransız basınındaki haberlere göre, Parisliler, kentte yaklaşık 200 noktada kurulan sandıklarda oy kullandı.  Belediyenin girişimiyle yapılan ve kent sakinlerinin yüzde 8’inin katıldığı referandumdan yüzde 89,3  oranında “hayır” çıktı. Böylelikle “Avrupa’da elektrikli scooter kiralama hizmetinin yasaklandığı ilk şehir” Paris oldu.

1 Eylül’e kadar yürürlüğe girecek 

Paris Belediye Başkanı Anne Hidalgo, Twitter’dan yaptığı açıklamada, 100 binden fazla kişinin oy kullandığını belirterek “Bu, yerel demokrasi için büyük bir zaferdir.” ifadesini kullandı.

Hidalgo, yasağın 1 Eylül’e kadar yürürlüğe gireceği bilgisini paylaştı.

Paris’te elektrikli scooter kiralama hizmeti veren Dott, Lime ve Tier Mobility şirketleri ise katılımın az olması nedeniyle referandumu eleştirerek temsiliyet oranının kapsayıcı olmadığını açıkladı.

Şirketler, yasaktan her ay yaklaşık 400 bin kullanıcının etkileneceğini savundu.

Fransa’da yılda 2,5 milyon kişi, elektrikli scooter hizmetinden yararlansa da scooter’lar, caddelere bırakıldığı ve yaya geçişlerini engellediği gerekçesiyle tepki çekiyordu.

Daha çok gençlerin ve turistlerin tercih ettiği elektrikli scooter’lar kazalara da karışıyordu.

Kentte scooter’ların yanı sıra bisiklet, günlük hayatta en çok tercih edilen iki tekerlekli ulaşım aracı olarak öne çıkıyor.

Orca Lolita’nın 52 yıllık esareti bitiyor

50 yılı aşkın bir süredir, ABD‘nin Florida eyaletindeki Miami Seaquarium‘da esaret altında tutulan Orca Lolita, Pasifik Okyanusu’na geri gönderilmeye hazırlanıyor. 

57 yaşındaki Lolita, 1970 yılında, dört yaşındayken annesi ve yedi kardeşinin yanından Seaquarium’da gösteri yapmak için okyanustan alınmıştı. Lolita için Miami Seaquarium 5.500 Euoro ödemişti.

Söz konusu tesis, birçok hayvanın ölümüyle gündeme geldi. 24 metre uzunluğundaki ve on metre genişliğindeki Lolita’nın tankı, “Dünyanın en küçük Orca tankı” olarak biliniyor. Kendisinin sadece dört katı büyüklüğündeki tankta yaşamaya zorlanan Orca, geçen yıl hastalanana dek gösteri yapmayı sürdürdü. 

Şimdi, onu annesinin hâlâ yaşadığına inanılan okyanusa geri döndürmek için anlaşma sağlandı.

Washington‘daki yerli Lummi kabilesinin yaşlılarından, kendini balinanın özgürlüğünü korumaya adamış, kar amacı gütmeyen Friends of Toki’nin yöneticilerinden Raynell Morris, “Kaçırıldığında dört yaşındaydı. Avlanmayı yeni öğreniyordu. Yani ailesinin şarkısını biliyor, hatırlayacaktır ama zaman alacak. Yine de okyanusa salındığında onları bulabilir” dedi.

Amerikan Futbol takımı Indianapolis Colts’un sahibi Jim Irsay de hayvanın okyanusa gönderilmesi için mali destek vereceğini açıkladı.  Taşınma sürecinin yaklaşık iki yıl sürmesi bekleniyor.

PETA

Lolita için uzun bir süredir aralarında Johnny Depp, Lindsay Lohan ve Harrison Ford gibi ünlülerin de bulunduğu çok sayıda kişi ve aktivist kampanya yürütüyordu.  Ancak hayvanın çektiği acıya nihayet son veren, ABD Tarım Bakanlığı tarafından yapılan bir teftiş oldu.

Hayvan hakları örgütü PETA‘nın Başkan Yardımcısı ve Baş Hukuk Müşaviri Yardımcısı Jared Goodman, “Bakanlığın hazırladığı rapor,  hayvanların Seaquarium tanklarında gördükleri yetersiz bakım nedeniyle acı çektiğini ve öldüğünü gösterdi” dedi.

Yunus familyasından

Orkalar,  2005 yılında nesli tükenmekte olan bir tür olarak kabul edilmişti.

Annesini bulabilecek mi?

Lolita’nın annesi olduğuna inanılan Ocean Sun adlı orka, L pod olarak bilinen klanlarının diğer üyeleriyle birlikte özgürce yüzmeye devam ediyor ve 90 yaşından büyük olduğu tahmin ediliyor. Uzmanlar, hayvanın okyanusa geri gönderilmesinden sonra ailesini bulabileceğini umuyor.

Orca Lolita, önce uçakla Washington ve Kanada arasındaki sularda bulunan bir okyanus sığınağına nakledilecek. Burada eğitmenler ve veterinerler ona balık tutmayı öğretecek. Başlangıçta büyük bir ağ içinde kendi başına yüzecek olan Lolita’nın, uzun yüzme mesafeleri için kaslarını da geliştirmesi gerekiyor.

Lolita’yı esir tutan The Dolphin Company, Meksika, Arjantin, Karayipler ve İtalya‘da 27 park daha işletiyor.