Ana Sayfa Blog Sayfa 4030

En kalitesiz havasıyla “Bozkırdan Yeşile Ankara”

byaSeçimler yaklaştıkça adaylar yapacaklarını, zaten başkan olup tekrar görev almak isteyenler ise yaptıklarını ve yapacaklarını anlatmanın telaşına düştü. Yeni adayların yapacakları arasında bazı konuların inandırıcı gelmemesi normal, belki de işin doğasında. Peki halihazırda görevinin başında olan birinin yaptığını söylediği icraatların inandırıcı gelmemesi normal midir?

Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek, seçime yönelik propagandasının bir bölümünü de çevreye, yeşile ayırmış. ODTÜ Ormanı ve Atatürk Orman Çiftliği başta olmak üzere doğal ve ellenmemiş olarak gördüğü her noktanın üzerinden yol geçirmesiyle tanınan Gökçek’in buna ayrı bir hassasiyetle yaklaşması ve peyzaj çalısı büyüktür orman denklemini kurmaya çalışması normal. AKP adayının çevreye ayırdığı propaganda metinlerini “Yeşil Ankara” fikri üzerine kuruyor. Temel tezi ise son 20 yıl içerisinde Ankara’nın “Yeşil Ankara” olarak anılmaya başladığı… Tam olarak “Bozkır Ankara’dan, Yeşil Ankara’ya” olarak sloganlaştırmış olanları Gökçek.

Bu slogana ve döneminde olanlara biraz daha yakından bakmakta fayda var. Ankara’nın çevresini saran bozkıra doğru beton yumağı şeklinde büyüdüğü, bırakın 20 sene öncesini, 5 sene öncesinin bozkır olan geniş düzlüklerinde şimdi binaların yükseldiğini ortalama her Ankaralı kabul edecektir. Şimdi, bu beton yumağının içine atılan bir kaç peyzaj yeşili olduğu da görülüyor. Yol kenarı yeşillendirmesi, bir kaç park yeşillendirmesi yapılıyor. Bozkıra dikilen siteler de kendi yeşillendirmelerini gerçekleştirince oluyor bize bozkırdan, yeşile dönüşen Ankara. İthal ağaç ile bozkır yeşillendirmek çok kârlı bir iş ne de olsa. Kısaca bu açıdan bakınca, Ankara yeşerdi ama bozkırın ortasına kondurulan bir sitenin sulanmayan adeta suyu yutan çimleri ile yeşerdi Ankara. Fakat ormansızlaşma ve ormana karşı duyulan nefret de bu dönemde doruk noktasına ulaştı. Yukarda belirttiğim gibi Ankara’nın içerisindeki en büyük orman alanlarının sürekli saldırı altında olması bir tesadüf değil.

Bir de işin başka bir boyutu var. Bir kentin yeşil bir kent olarak anılması için ya da anılmasını bir yana bırakalım bu yönde propaganda yapılması için belli verilerin, belli bir yönde ortaya koyulması lazım. Türkiye’de hükümetin istatistiklerinin bile kapatamadığı bir gerçek var Ankara için. Ankara’nın havası pis. Hem de çok pis. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı, geçtiğimiz günlerde 2013 yılının hava kalitesi verilerini açıkladı. Bu verilere göre Ankara’nın Sıhhiye semti, Türkiye’nin en kalitesiz havasına sahip noktası çıktı. Ankara’nın Sıhhiye’sini sırasıyla Batman, Afyonkarahisar, Siirt, Bolu, Kahramanmaraş (Elbistan), Manisa, Sakarya, Ankara (Demetevler) ve Denizli izledi. Yani bozkırdan yeşile döndüğü iddia edilen Ankara, en kirliler listesine birisi termik santral bölgelerinden bile daha kirli iki noktasını sokmayı başardı. Gerçek bir belediyecilik başarısı bu olsa gerek. Türkiye’nin en kalitesiz havasına sahip olan noktasının isminden de anlaşılacağı gibi bir hastaneler noktası olduğunu da ifade etmek gerek.

Bu kadar pis bir hava ile yeşil kelimesinin yanyana gelmesi bile düşünülemez. Seçim için, propaganda için bile düşünülemez. Kuraklığın sardığı, nefes almakta zorluk çekilen, bir dizi hastalığa davet çıkartan bir kent Ankara. Yani Gökçek’in Yeşil Ankara’sı ne ulaşım için ne enerji ihtiyacı için ne de kentin yeşil dokusu için en ufak bir doğa dostu adım atmayan, ormansızlaşmasıyla kuraklığın da kapısına dayandığı bir Ankara. Hem havadaki parçacıklar, hem de insan gözü bunu net şekilde ortaya koyuyor.

Yeşil Gazete yazıları ve diğer yazılar için: http://www.urbarli.net

https://twitter.com/Urbarli

[Özel Haber] Aliağa’daki petrokok yakıtlı termik santralin ÇED davasında “halkın katılımı” itirazı

İzmir Aliağa’da yapılması planlanan “Socar Power Termik Santrali Entegre Projesi”ne verilen ÇED kararının iptali ve yürütmenin durdurulması için EGEÇEP’in açtığı davada, mahkeme kurulundan bir üye ÇED katılım toplantısı süreci tam olarak yerine getirilmediği gerekçesiyle ÇED olumlu raporunun kabulune karşı oy kullandı. EGEÇEP adına davayı açan avukatlardan Arif Ali Cangı’ya göre bu itiraz sonraki çevre davaları için önemli bir emsal olabilir.

zHfIVGMBracGCoL-556x313-noPad

Socar Power Termik Santrali Entegre Projesi, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan 10 Temmuz 2013 tarihinde ÇED olumlu kararı almıştı. EGEÇEP, ÇED raporunun “hukuka aykırı olması ve işlemin uygulanmasının giderimi olanaksız zararlar doğuracak olması” nedeniyle öncelikle yürütmenin durdurulmasına, ardından projenin iptali için dava açtı.

“ÇED Halkın katılımı toplantısı aşaması yerine getirilmedi”

İzmir 3.İdare Mahkemesi 5 Şubat tarihinde verdiği ara kararında oy çokluğu ile bölgede keşif ve bilirkişi incelemesi yapılmasına, keşif ve bilirkişi raporu alındıktan sonra yürütmeyi durdurma konusunun incelenmesine karar verdi. Üç kişilik mahkeme üyesinden biri ÇED raporu sürecinin yerine getirilmediği gerekçesiyle karara karşı oy verdi. Karşı oy gerekçesi şöyle:

“Halkın katılımı toplantısının halkın tepkisinden dolayı yapılmayarak yalnızca tutanak düzenlendiği, toplantının güvenlik açısından yapılamayacağının anlaşılması halinde başka bir güne ertelenebileceği, ancak bir ertelenme kararı verilmeksizin yalnızca tutanak düzenlendiği, toplantının ve toplantıda öne sürülecek görüşlerin ÇED süreci yönünden önemli bir niteliği bulunduğu (..) bu haliyle ÇED sürecinin, halkın katılım toplantısı aşamasının yerine getirilmemek suretiyle tamamlandığı anlaşılmakta.halkın katılımı toplantısının yapılmaması, ÇED olumlu kararını hukuken sakatlayacağı dikkate alındığında, dava konusu işlemin bulunduğu aşama itibariyle yürütmesinin durdurulmasına karar verilmesi gerektiği görüşüyle, keşif ve bilirkişi yaptırılmasına yönelik çoğunluk kararına katılmıyorum”

22 Ekim 2013’te entegre tesis için ÇED halkı bilgilendirme toplantısı ilanı çıkmış, Aliağa halkının protestoları neticesiyle toplantı yapılmamıştı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Komisyonu, tutanak tutarak toplantının yapılmama nedeni olarak “halkın tepkisi”ni göstermişti.

dscn0086

“Bu azınlık oyunu çoğunluk oyu haline getirmeliyiz”

Avukat Arif Ali Cangı, itirazı şöyle yorumladı:
“Keşfe gerek kalmadan yürütmeyi durdurma kararı verilmesi gerektiğini söylüyor itiraz eden üye. İlk itiraz olarak önemli. Azınlık oyu olduğunun farkındayız ama bunu çoğunluk oyu haline getirmeliyiz. İdari yargının ÇED sürecinde halkın katılımını önemsemesinin çevre mücadelesine ciddi katkıları olacaktır.”

SOCAR petrokok yakacak

Aliağa’daki Demir Çelik Fabrikaları, Haddehaneler, Petro-kimya ve Gemi Söküm gibi tesisleri bölgenin yaşamı halihazırda tehdit ediyor. Bölgedeki en güncel tehlike ise yapılmaya çalışılan 10’a yakın termik santral. Bunlardan üç tanesi Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) iznini aldı, bir tanesinin inşaatı bitmek üzere.ÇED İznin alanlardan bir tanesi de rafinerinin artık ürünü olan Petrokoku yakacak olan SOCAR Power Termik Santrali.

Santralden yılda 96 bin ton kül çıkacak 

Santralden yılda 96 bin ton kül çıkacağı öngörülüyor. Söz konusu külün içinde kadmiyum, civa, kurşun, arsenik gibi ağır metaller bulunacak. Ayrıca santral alanının 400 metre gündeyinde bulunan ve endüstriyel atık düzenli depolama sahası olarak kullanılacak alan “orman sayılan alan” sınıfına giriyor. Soğutma amacıyla denizden çekilip ısınmış olarak geri verilecek olağanüstü miktardaki deniz suyu da santralin yaratacğı çevre problemlerinden sadece bir tanesi.

(Yeşil Gazete)

[Özel Haber] İmrahor Bostanı’nın önüne bariyer çekildi

Üsküdar Doğancılar Forumu’nun kurduğu İmrahor Bostanı‘nın etrafı bariyerlerle çevrildi. Bostan gönüllülerinin sorduğu soruya belediye kesin cevaplar vermiyor: kimine güvenlik gerekçe gösterildi, kimine çöp, kimine de molozların dökülmesini engelleme.

Üsküdar Doğancılar Forumu 26 Ocak‘ta İmrahor’da bulunan atıl arazinin bostana dönüştürülmesi için çağrıda bulunmuş, çalışmalar başlamıştı. Ekim yapmak amacıyla arazinin temizlendiği günlerde belediyenin bostan etrafını sac bariyerlerle kapattığı haberi geldi. Üzerinde herhangi bir bilgi levhasının bulunmadığı bariyerlerin neden kapatıldığını belediyeye soran bostan gönüllüleri, arazinin Fen İşleri tarafından kapatıldığını öğrendi. Fakat nedeni konusunda net bilgi yok;  güvenlik sorunu ve çöpü engellemek verilen cevaplar arasında.

bostan

Arazi yıllardır çocuk parkı olmayı bekliyordu

Lalelili 3. Mahmut Han adına kurulmuş bir vakfa ait olan bostan arazisi Üsküdar Belediyesi tarafından çocuk bahçesi yapılmak üzere kiralanmış; sonrasında bahçe yapılmadığı gibi başka şirketlere belediye tarafından kiralanmıştı. Son olarak oduncu olarak kullanılan arazi bir süredir atıl durumda bekliyordu.

Doğancılar Forumu, araziyi fark ettiğinde alanın çocuk parkı olması konusunda belediyeye baskı yaptı ve imza topladı. Belediye, 2014- 2015 sezonun konuyu gündeme alacaklarını söyledi fakat forum aktivistlerinin aktardığı kadarıyla süreç başlatılmadı; bunun üzerinde forum araziyi kent bostanı haline getirdi.

9bf4eba16ad24344bdbf072c1d6566b7-480x268

“Aylardır molozla dolu araziyi biz temizleyince güvenlik sorunu oldu”

Forum aktivistlerinden İpek Turhan güvenlik gerekçesiyle ilgili şöyle diyor: “Aylarca girişi açık, içi moloz yığınları ile dolu ve önüne koyulan devrilmiş çöp konteynerleri ile hiçbir sorun teşkil etmeyen arazi, yaptığımız temizlikler sonucunda ekime hazır hale gelmek üzereyken “güvenlik” sorunu teşkil etmeye başladı.”

Giriş kapatılsa da Üsküdarlılar her Pazar saat 12.00’de bostanı kurmaya devam ediyor. Bu süreçte arazinin çocuk parkı olana kadar bostan olarak kalması için hem ıslak hem de online imza topluyorlar.

İmza kampanyasına şu adresten ulaşabilirsiniz.

Üsküdar Forumu ve bostanla ilgili gelişmeleri şuradan takip edebilirsiniz:

* Twitter
* Facebook

(Yeşil Gazete)

Alakır’da iki HES’e ÇED olumlu raporu verildi

Antalya Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, Alakır 1 ve Alakır 2 adlı yeni HES’ler için ÇED raporunun kabul edildiğini duyurdu.

DIGITAL CAMERA

Antalya ‘nın Kumluca ilçesi Büyükalan köyü sınırları içerisinde, Ado Madencilik Elektrik Üretim San. ve Tic. A.Ş. tarafından yapılması planlanan ‘Alakır-1 Regülatörü ve HES (3,968MWm/3,790MWe)’ ile ‘Alakır-2 HES-Kurulu gücü 4,389 MWm/4,18 MWe-Malzeme Ocağı, Kırma Eleme Tesisi ve Hazır Beton Üretim Tesisi’ projelerine ilişkin olarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığı Komisyonu, inceleme ve değerlendirme sürecini tamamladı. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı İnceleme Değerlendirme Komisyonu kararına ilişkin İl Müdürlüğü’nden 26 Şubat’ta yapılan duyuruda, her iki ÇED raporunun nihai olarak kabul edildiği, inceleme ve değerlendirme süreçlerinin sona erdirildiği açıklandı.

‘ÇED olumlu’ anlamına gelen duyurularda, raporların Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü hizmet binasında 10 işgünü süresince görüşlere açıldığı, projelere ilişkin soru ve önerilerin Antalya Valiliği veya Bakanlık Çevresel Etki Değerlendirmesi İzin ve Denetim Genel Müdürlüğü’ne yazılı olarak bildirilmesi gerektiği belirtildi.

Alakır Nehri Kardeşliği mahkemeye gidecek

Bakanlığın Alakır’da kurulması planlanan HES’lere karşı mücadele yürüten Alakır Nehri Kardeşliği, her iki HES için de ‘ÇED Olumlu’ kararı verilmemesi için internet üzerinden 30 binin üzerinde imza toplayarak Bakanlığa iletmişti. Alakır Nehri Kardeşliği üyeleri, her iki raporun nihai kabul edilmesi üzerine bu kararların iptali için mahkemeye gidileceğini belirtti.

60 kilometrelik Alakır Vadisi’nde 12’şer megawattlık, herbiri ortalama 10 km uzunluğunda 6 adet HES projesi bulunuyor.
(arkitera/Yeşil Gazete)

Yeni dersler, yeni okuma parçaları – Ömer Madra

Merhaba sınıf. Hadi hafızalarımızı tazeleyelim: Geçen ay, Matematiğe Giriş (M -101) ve Ekonominin Temel İlkelerine Başlangıç (E -101) derslerine girmiştik. Temel ders kitabımız: Bill McKibben’ın, Oil and Honey adlı yeni eseriydi. (Dağlarca’dan hafif esinlenerek “Yeryağ ve Bal” diye de çevirebiliriz.)

Geçen dönemde yeryüzünün en önemli 3 rakamını öğrenmiştik. Tekrara lüzum yok, ama sonuç önemli; hatırlayalım: ya fosil yakıtçılar acayip kâr etmeyi sürdürecek, ya da hasarlı ama çifte kavrulmamış bir gezegenle idare edecektik. İkisi birden olmuyordu.

14 kuruyan_gol...

Aklımızda bu rakamlarla biraz vakit geçirdik. Dersler devam etti. Az gittik, uz gittik… Bir de ne görelim: Durum her zamankinden kötü değil miymiş? Kuzey yörelerimizde anormal hararet: Oslo sakinleri tarihlerinde belki de ilk kez Noel’i orman yangınları aydınlığında kutluyor, Alaska ahalisi de Şubat ayında orman yangınlarına hayatlarında ilk kez tanık oluyordu. Kısacası, Avrupa’da ve Amerika’da insanlar (ve muhtemelen bütün hayvanlar) şaşı bakıp şaşırıyordu.

Öte yandan, ABD’nin meyve ve sebzesinin neredeyse yarısını sağlayan Kaliforniya’da belki 500 yıldır görülmeyen, ama uzaydan görülebilen kuraklık Federal hükümetin sulama desteğini hepten kesmesine yol açıyor, sürüler tasfiye ediliyor, geniş araziler zorunlu nadasa bırakılıyor, yer altından çıkan gömülerde çok değerli eski sikkeler bulunmaya başlıyordu.

(Yardımcı okuma: John SteinbeckGazap Üzümleri; yardımcı görsel malzeme: ŞarloAltına Hücum – sessiz film.)

Güney Amerika’da: Brezilya’da en az 50 yılın en feci kuraklığı, yeryüzünün akciğerleri sayılan Amazon yağmur ormanları havzasını kavuruyor, yazın dünya futbol kupasının yapılacağı şehirler de dahil olmak üzere yüzlerce yerleşim merkezinde sürekli olarak aralıklı su kesintilerine gidilmesini zorunlu kılıyordu. Ama aynı anda, Amazon’un bir kolu olan Madeira nehri taşıp ortalığı sel sularına boğuyor, ulaşım yolları tamamen kapanıyor, binlerce kişi sefil oluyordu.

(Yardımcı okuma: Eduardo GaleanoGölgede ve Güneşte Futbol.)

Batı Avrupa’da Britanya’da kayıtların tutulmasından bu yana (neredeyse 250 yıldır) görülmüş  en korkunç taşkın ve seller vardı, ülkenin zenginlerinin bile o güzelim evlerinin kapısından içeri lağımla karışık sular doluyor, leş gibi kokudan geçilmiyordu.

(Yardımcı Okuma: Kitab-ı Mukaddes, Yaratılış 6:5-8:

“RAB baktı, yeryüzünde insanın yaptığı kötülük çok, aklı fikri hep kötülükte. İnsanı yarattığına pişman oldu. Yüreği sızladı. ‘Yarattığım insanları, hayvanları, sürüngenleri, kuşları yeryüzünden silip atacağım’ dedi, ‘Çünkü onları yarattığıma pişman oldum.’ Ama Nuh RAB’bin gözünde lütuf buldu.”)

Pasifik’te durum farklı değildi. Tarihinin en sıcak yılını geçiren Avustralya’da hem ağaçlar, hem de açık ocaklarda kömür yangınları bitmek tükenmek bilmedi, yeryüzünün en önemli kültürel doğal miraslarından biri sayılan Büyük Mercan Resifi’ne de ülkenin en büyük kömür ihracat limanının hafriyat molozlarının atılması planlandı.

(Yardımcı Okuma: Bill GammageThe Biggest Estate on Earth (“Yeryüzünün En Büyük Emlakı” diye çevirebiliriz belki.)

Ortadoğu’da da öyle: Büyük bir kuraklığın yol açtığı iç göçlerin gerginliği ile başlayan ve tarihin en kanlı iç savaşlarından birine sahne olan Suriye’den kaçan mülteci sayısı bu yılın sonuna kadar 4 milyona ulaşacak ve dünya rekorunu Afganların elinden alacak. Ayrıca, her 12 dakikada bir insanın can verdiği ülkede iç savaş başından beri 150 bine yakın insan öldü.

(Yardımcı okuma: Yale arkeologlarından Harvey Weiss ve arkadaşlarının Tell Leilan kadim şehri kazıları sonucunda yazdıkları: Hayalet İmparatorlukAkad’ın Laneti, Ortadoğu’da Tekrarlanan Kuraklık Belası vb. kitap ve makaleleri…)

Türkiye de öyle: Neredeyse tüm bölgelerde binlerce kişinin sürekli çıktığı yağmur ve kar duaları… Kuruyan nehirler, göllerde, baraj göllerinde, göletlerde çekilen sular ve birdenbire beliriveren hayalet şehirler, bazilikalar, minareler, saraylar, sur kalıntıları… Yağmayan yağmurlar, çalışmayan kayak tesisleri, kuruyan tarlalar, endişeli duyurular, yakarılar, bilim insanlarından bölgesel çatışma ihtimali üzerine uyarılar… Son 12 yılda 164 bin hektar (Kayseri büyüklüğünde) orman kaybedildiği açıklandı. En çok kaybedenler, en çok inşaat yapan Antalya ve İstanbul illeri olmuştu.

Derken, Orman ve Su İşleri Bakanı konuştu. Ve o şöyle dedi: “Baraj ve göletlerde su seviyelerinin gerilemesi konusunda kırmızı alarm vermedik. Büyükşehirlerde hiçbir problem yok… İstanbul’da su kesintisi yapmayı düşünmüyoruz. Çünkü aksi takdirde ben bıyıklarımı kesmek durumunda kalacağım.”

Bütün bu durumlar karşısında muhalefeti temsil eden kişi ve kurumlar ne dediler peki: “Hükümet istifa, erken seçim,” vesaire dediler ve buna benzer şeyler söylediler.

Son olarak, önümüze şu haber düştü: “Taksim’de eylem yapılacağı haberleri üzerine Gezi Parkı kapatıldı. Park çevresinde geniş güvenlik önlemleri alan polis, “ikinci bir emre kadar” kimsenin parka alınmayacağını bildirdi.”

Habere eşlik eden görüntüyü tanımlayan “fotoğraf üstü yazısı”nda da şöyle deniyordu: “Gezi Parkı’nın girişinde 2 dozer, 4 Hafriyat kamyonu, 1 TOMA, 2 su tankeri hazır bekliyor.”

Yani, tanımı gereği kamusal alan kavramının ta kendisi olan doğa parkı, emir komuta zinciri içinde kamunun kullanımına mutlak olarak kapatılırken, hafriyat ekonomisinin dünyadaki yükselen yıldızı ve “poster çocuğu” Türkiye, kamusal alanı kamunun tasallutundan korumak için buldozerler, hafriyet kamyonları gibi inşaat, kazı ve iş makinelerini seferber ediyor. Ha, bir de, kurak İstanbul’da, su püskürtmek için, su tankerleriyle… E, yani, bravi!

O halde, sınıf, Dil, Tarih & Coğrafya’ya giriş (DTC -101) dersi için temel okuma kitabı olarak önce Dante Alighieri’nin 700 yıl önce yazdığı epik şiir İlahi Komedya okunacak. Yardımcı okuma parçası da Thomas Gray’in 1750’de tamamladığı Elegy Written in a Country Churchyard (Kilise Mezarlığında Yakılmış Ağıt) şiirinin şu son dizeleri olsun bari:

“Elem asla gecikmez,

mutluluksa uçup gider.

Düşünce berhava eder

çünkü onların cennetlerini.

Yetti ama o zaman:

Cehalet saadetse eğer

Alıklıktır akıllılık.”

 

Sınıf, ders paydos.

Bu yazı ilk olarak acikradyo.com.tr/ de yayınlanmıştır

77 Ömer Madra

 

 

Ömer Madra

Gözaltına işkence nedeniyle intihar eden Onur’un annesi de hayatına son verdi

2011’de Narkotik Şube’de iki kez ifade verdikten sonra, gözaltında çırılçıplak soyulduğunu ve kötü muamele gördüğünü söyleyen ve üçüncü kez çağrılınca intihar eden Onur Yaser Can’ın annesi Hatice Can da hayatına son verdi.

onur-yaser-can-in-annesi-canina-kiydi_normal_4868704

ODTÜ mezunu mimar Onur Yaser, esrar satın aldığı gerekçesiyle, İstanbul Harbiye’de 2 Haziran 2010’da, İstanbul Narkotik Şube Müdürlüğü ekiplerince yakalanmıştı.

Onur Yaser iki kere ifadeye çağrılmış, nezarete alınarak çırılçıplak soyularak işkence ve cinsel istismara maruz bırakılmış, bu sırada acı içinde polislere yalvaran genç bir insanın sesi dinletilmiş; fiziksel ve psikolojik şiddete uğrayarak muhbirliğe zorlanmıştı.

Onur Yaser, Üçüncü kere ifadeye çağrıldığı günün gecesinde İstanbul’da yaşadığı evin penceresinden atlayarak intihar etmişti.

Davanın savcısı Muammer Akkaş işkenceye takipsizlik verdi 

Annesi Hatice Can ile babası Mevlüt Can, hem polisler hakkında hem de Onur Yaser kendini camdan attıktan sonra müdahalede geciktiklerini söylediklerini doktorlar hakkında suç duyurusunda bulundu.

Soruşturmayı tamamlayan Cumhuriyet Savcısı Muammer Akkaş bilirkişilerin bu raporu üzerine, 4 polis hakkında işkence suçundan takipsizlik kararı verdi. Savcı, “soyut iddialar dışında, kesin ve inandırıcı delil elde edilemediğini” belirtti.

Onur Yaser Can’ın davası AİHM‘de devam ediyor.

Hatice Can: Emniyet görevliler oğlumuzun yaşamına kıyması sürecini hazırladı

Dün intihar eden anne Hatice Can dava sürecini şöyle anlatmıştı:

“Nice emeklerle yetişen, ressam, müzisyen, sporla uğraşan, mimarlık mesleğinde son derecede başarılı oğlumuzun, 11.4 gram esrar bulundurduğu yargılama sonucunda kanıtlansa bile, Onur Yaser’imiz, denetimli serbestlik ve koruyucu önlemlerden faydalanarak sapasağlam genç bir adam olarak yaşamını sürdürecek, nice güzellikler ve sevdalar yaşayacak, nice eşi bulunmaz eserler yaratabilecekken, emniyet görevlileri, onun kendi yaşamına kıymasına neden olacak süreci hazırladı.”

(Yeşil Gazete)

3 Mart 2014

6 ayın en yüksek enflasyonu

Şubat’ta enflasyon aylık yüzde 0,43 yükseldi. Yıllık enflasyon ise yüzde 7,89 ile altı ayın zirvesine ulaştıTüketici Fiyat Endeksi (TÜFE), şubatta yüzde 0,43, Yurt İçi Üretici Fiyat Endeksi (Yİ-ÜFE) yüzde 1,38 arttı. Yıllık enflasyon ise tüketici fiyatlarında yüzde 7,89, yurt içi üretici fiyatlarında yüzde 12,40 olarak gerçekleşti.

Bakan çocukları ve Zarrab’ın tahliyesi meclis gündeminde

CHP, 17 Aralık soruşturması kapsamında cezaevinde bulunan eski bakan çocukları Barış Güler, Salih Kaan Çağlayan ve işadamı Reza Zarrab’ın tahliyesini Meclis’e taşıdı. Nöbetçi Hakim İslam Çiçek’in Adalet Akademisi Başkanı ile 27 ve 28 Şubat’ta birer telefon görüşmesi yapıp yapmadığını; tahliye talimatını Akademi Başkanı’nın verip vermediğini; tahliyelerin neden asıl hakim izindeyken yapıldığını sordu.

Mersin’de sel

Mersin’de etkili olan sağanak yağış yaşamı felç etti. Gece başlayan ve etkisini sabah saatlerinde arttıran yağış nedeniyle kentin bazı mahallerinde sele dönüştü. Kentin kenar semtlerindeki tek katlı ev ve işyerlerini su basarken trafik akışı da durma noktasına geldi.

Ethem Sarısülük’ün babasına 12 yıl hapis istemi

Ethem Sarısülük’ün babası Muzaffer Sarısülük, oğlunun ölümünden sonra Çorum’un Sungurlu ilçesinde tepki için bir trafonun altında ateş yakıp diş polikliniğinin kapısına “Maddi Tıp şeytandır” diye yazınca hakkında ‘kamu malına zarar vermek’ iddiasıyla ve 12 yıla kadar hapis cezası istemiyle iki dava açıldı. Ethem Sarısülük’ü öldüren polis memuru hakkında ise yalnızca 5 yıla kadar hapis istenmişti.

(Yeşil Gazete)

Körler Sağırlar – Mehmet Ali Elçin

3 Aralık Dünya Engelliler Günü, tüm dünyada olduğu gibi ülkemizde de çeşitli etkinliklerle kutlanıyor. Ben kendi kendime “3 Aralık dışında da ara sıra engellilerle ilgili bir şeyler yazayım” dedim. İnşallah kimse düğün değil bayram değil sorusunu sormaz.  “Kutlanıyor” sözcüğünü de bilerek yazdığımı belirteyim. Çünkü gündüz toplantı, akşam üç yıldızlı otelde yemek… Hepsi bu. Daha çok, gündüz şehrin orta halli bir salonunda körler, sağırlar, tekerlekli sandalyeliler ve birkaç zihinsel engelliler bir araya gelirler. O gün şehrin valisinin önemli bir işi vardır, yerine birini yollar. Şehir büyükse büyük şehir reisinin de mutlaka bir yerlerde balık yeme işi vardır. Yanında da viski… Balıkları bile şaşırtan bir yeme içme şekli. Neyse ne diyorduk? Ha özürlüler. Öyle demeyim mi? Neden? Engelli engelli. Özürlü dediğim için özür diliyorum. Yahu bizde de hiç insaf yok.

Ama siyasiler bu fırsatı kaçırmazlar. Sunucunun gözü de zaten bu siyasilerdedir, protokoldedir. Körleri topalları kim ne yapacak. Evet evet şu anda sunucunun sesi geliyor. Duymuyor musunuz?

– Değerli konuklar, Cumhur Kalk Partisinin il başkanı da aramızda. Herkes ayağa kalksın. Duymayanlar ve ayağı sakat olanlar hariç. Kendilerine hoş geldiniz diyor bu mutlu günde aramızda görmekten – bazılarımız görme engelli olsa da- mutluluk duyuyoruz ,her ne kadar bazılarımız işitme engelli olsa da. Hatta mutluluktan bazılarımız (yürüyemiyorsak da) uçuyoruz.  Evet uçuyoruz. Neredeyse başımız göğe değecek. Aha şu anda milletvekilimiz sayın falan filanoğlu da aramızda. Biraz sonra Cumhur Kalk Partisinin değerli başkanı bize” sakat kalmak engelli olmak vatan içinse gerisi fasa fiso diyecek. Ulu önder Atatürk ne demiş ‘benim sakatım düşman sakatına  benzemez. Onlar rahat yaşarlar bizimkiler rezilliğe katlanır.’ Mayın size vız gelir. Kolun da kopsa ayağın da kopsa aldırış etme. Kahramanlık Hareket Partisinin de ilçe başkanı aramızda. Belki biraz sonra “Siz halinize şükredin. Çanakkale’de sakatlananlar vatan sağolsun demedi mi” diye bizleri azarlayacak.” Pak Partinin de Allahın izniyle il başkanı ilçe başkanı da buradalar. Allah onlardan dört buçuk milyon kere razı olsun. Şu ayağı tek olanlara getirdiğimiz ayakkabıları da dağıtın. Yalnız kutularını atmayın. İsraf haramdır. Bakın bir çift ayakkabıdan iki kişi faydalanıyor. Onlar da “Takdiri ilahi deyip kadere inanmadığımız için bize bağırıp çağıracaklar.”

İşte,  bütün partilerin kadın kolları da geldi. Yanlış anlaşılmasın sadece kolları değil bütün organlarıyla geldiler. Çoğu da sarışın sarışın. Saçlar yaptırılmış. Ooo belediye başkanımızın yardımcısının muavini de buradalar. Halkı ve engelliyi düşünmek bu mutlu günde mutluluktan mutluluk gözyaşı akıtmak ne güzel. Çiçekler kuşlar ne güzel.Dağlar ne güzel, kayak yapmak soğukta kanyak içmek ne güzel. Soğuktan it gibi titreyenleri kömür yaktı diye azarlamak ne güzel. Gök mavi, tarla sarı memleketimiz ne güzel. Mevla neylerse güzel eyler. “Eskileri atın, biz yenileri getirin” diyen  aday adayları da hepsi buradalar. Sizler de hoş geldiniz. Daha doğrusu eski ve yeni aday adaylarımız topyekün olarak hoş geldiniz.

Sonra mı? Her aday, her siyasi, ellerine geçirdikleri körler ve bedensel engellilerle fotoğraf çektiriyor. (Sağırlarla nedense kimse fotoğraf çektirmiyor.) Engelliler dernek başkanı konuşmaya başladığında, sarısı, boyalısı, kahramanı, demokratı, diktatörü, tüm kadın ve gençlik kolları -sadece kolları değil bütünüyle hepsi- aday adayları, vekiller ve tüm başkanlar salonu terk ediyor. Kalıyoruz zihinsel engelliler, bedensel engelliler, körler, sağırlar biz bize. Sonraki konuşmaları körler ve sağırlar yapıyor. İşte “körler sağırlar birbirini ağırlar” sözünün çıktığı yer tam da burası. Kusura bakmayın siyasiler. Fotoğraf çektirip çektirip hemen gittiğinizden dolayı sizlerin söyleyeceklerinizi tahmini olarak yukarda yazdık. Beğenmiyorsanız kalaydınız da siz konuşsaydınız.

13 Mehmet Ali Elçin

 

 

Mehmet Ali Elçin

Zihinsel Engelli Birey Velisi

3 Mart 2014

Kırım fiili olarak Rus ordusunun kontrolünde
Rusya, Batı ülkelerinin geri çekilme çağrılarına karşın Kırım’daki askeri kontrolünü sıkılaştırdı. BBC’nin Sivastapol’da bulunan muhabiri Marc Lowen her ne kadar silah sıkılmamış olsa da Kırım’ın fiili olarak Rus ordusunun kontrolünde olduğunu belirtiyor. Haftasonu Ukrayna donanmasının başına yeni getirilen Tümgeneral Denys Berezovsky, Kırım Özerk Cumhuriyeti’nin emrine girdiğini açıklamıştı. Bu arada Rusya’nın G8 ortakları, Rusya’yı Ukrayna topraklarındaki askeri hareketliliği nedeniyle kınadı.Rusya hariç G8 ülkeleri, Haziran ayında Soçi’de yapılması planlanan G8 zirvesinin hazırlıklarını da askıya aldı.

Çin’deki saldırıda 29 kişi öldü 

Çin’in güneybatısındaki Kunmig kentinde bir tren istasyonunda meydana gelen bıçaklı saldırıda 29 kişi öldü, en az 130 kişi yaralandı. Çinli yetkililer, saldırıdan Şincanlı ayrılıkçıları sorumlu tutuyor. Şincan’da yaşayan birçok Uygur, baskı altında olduklarını, dini özgürlüklerinin ihlal edildiğini söylüyor ve özerklik istiyor.

Taliban Pakistan’da ateşkes ilan etti 

Pakistan Talibanı hükümetle barış görüşmelerini canlandırmak amacıyla bir aylık ateşkes ilan ettiklerini duyurdu.Örgütün sözcüsü Şahidullah Şahid , hükümetten taleplerini kabul etmelerini istedi. Taliban’ın talepleri arasında Amerikan insansız uçaklarının saldırılarının durması ve Şeriat ilan edilmesi var. Öte yandan bugün İslamabad’da bir intihar bombasının terör eylemi sonucu 11 kişi hayatını kaybetti.

Venezuela’da eylemler devam ediyor, hükümet BM’yle görüşecek

Venezuela’da üç hafta önce başlayan hükümet karşıtı gösteriler sürüyor. En az 18 kişinin öldüğü Caracas’taki eylemlere haftasonu yaklaşık 500 otomobil ve motosikletli de katıldı. Eylemciler, tutuklanan aktivistlere yönelik “işkence ve baskının” sona ermesi, tutukluların serbest bırakılması talebinde bulundu. Venezuela’nin Birleşmiş Milletler Daimi Temsilcisi Jorge Valero, Dışişleri Bakanı Elias Jaua ve Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Ban Ki Moon’un salı günü bir araya gelerek, ülkedeki gelişmeleri görüşeceklerini açıkladı.

Oscar’da en iyi film ’12 Yıllık Esaret’

86. Oscar ödülleri sahiplerini buldu. Törende ’12 Yıllık Esaret’, yılın en iyi filmi seçilirken ‘Yerçekimi’ ise en iyi yönetmen dahil yedi ödüle layık görüldü. 12 Yıllık Esaret, film, en iyi yardımcı kadın oyuncu (Lupita Nyong’o ) ve en iyi senaryo uyarlaması (John Ridley) dallarında da ödül aldı.Filmin İngiliz yönetmeni Steve McQueen, ödülü ‘geçmişte kölelik ızdırabını çekmiş olan’ kişilerle ‘bugün hala köleliğe maruz kalan 21 milyon insana’ adadığını söyledi. En iyi kadın oyuncu ödülünü Woody Allen’ın yönettiği ‘Mavi Yasemin’ adlı filmle Cate Blanchett, en iyi erkek oyuncu ödülünü ise ‘Dallas Buyers Club’ filmiyle Matthew McConaughey kazandı.

Sporcu Pistorius’un davası başlıyor
Kız arkadaşını öldürmekle suçlanan Güney Afrikalı ampute atlet Oscar Pistorius’un davası bugün başlıyor.Ünlü sporcunun 29 yaşındaki kız arkadaşı, manken Reeva Steemkamp 14 Şubat 2013’te çiftin Pretoria’daki evlerinde ölü bulunmuştu.

(Yeşil Gazete)

Hafızanın peşindeki yönetmen Alain Resnais öldü

Fransız Yeni Dalga sinemasının en önemli yönetmenlerinden Alain Resnais, 91 yaşında hayata veda etti.

‘Hiroshima Mon Amour’ ve “Geçen Sene Marienbad’da” gibi unutulmaz filmlere imza atan Resnais, sinema kariyerine kısa film ve belgesellerle başlamıştı.

resnais

Nazi konsantrasyon kamplarıyla ilgili “Sis ve Gece” filmiyle tanınmaya başlayan Resnais, tanındıktan sonra 2012’de vefat eden İngiliz yönetmen Chris Marker’la işbirliği yapmıştı.

Filmlerinde hafıza kavramına bolca yer veren yönetmenin bu konuda en önemli filmlerinden biri “Hiroshima Mon Amour”, Resnais’ye uluslararası bir başarı getirdi. Ardından gelen 1961 yapımı “Marienbad’da Geçen Sene” filmi de benzer bir ilgiyle karşılandı.

Sinemadaki kurgusal anlatımı yeniden şekillendiren yönetmen 1968 yılına kadar, Vietnam ve Cezayir gibi önemli politik meseleleri filmlerine konu etti.

70’lerin başında bilim kurgu denemeleri yapan Resnais’in “Je T’aime, Je T’aime” isimli filmi bu dönemde yapılmıştı. Drama, uyarlama ve komedi türlerinde filmler çeken Resnais, daha sonra tiyatro öğelerini de filmlerine katmaya başladı.

Resnais yönetmenlik kariyeri boyunca Cesar, Venedik ve Berlin festivallerinde ödüller kazandı; 2009’da Cannes Festivali’nden “Yaşam Boyu Başarı” ödülü aldı.

Alain Resnais, Alan Ayckbourn’un bir kitabından uyarlanan “Aimer, Boire,Chanter” isimli filmi bu sene içinde bitirmişti. 

(euronews/Yeşil Gazete)