Ana Sayfa Blog Sayfa 4017

Aydınlardan HDP saldırılarına karşı ortak tutum çağrısı

Son günlerde ülkenin farklı şehirlerinde HDP seçim bürolarına yapılan saldırılar karşısında 300’ü aşkın aydın, sanatçı ve yazar bir araya gelerek, yerel seçim öncesi gerçekleşen saldırılar karşısında hükümete anayasal görevine sahip çıkmaya ve saldırganların yargı önüne çıkarılması için çağrıda bulundu.

aydinler
Erol Katırcıoğlu ve Oya Baydar

Geçtiğimiz hafta Lamartine Otel’de gerçekleşen toplantıya bildirinin imzacılarından Oya Baydar, Ali Bayramoğlu, Erol Katırcıoğlu, Ufuk Uras, Fehim Işık, Mithat Sancar, Tatyos Bebek, Osman Kavala, Mustafa Avkıran ve HDP Eş Genel Başkan Yardımcısı Saruhan Oluç katıldı.

“HDP bayrağının resmi vinç aracıyla sökülmesi ciddi suçtur”

“HDP yalnız değildir” pankartının önünde basın açıklamasının okunmasının ardından söz alan Oya Baydar, “yerel seçimler yaklaşırken seçim meydanlarında linç kültüründen beslenen saldırganların kol gezmesini kaygıyla karşıladıklarını” ifade etti. Saldırıların Kürt sorununun demokratik çözümüne yönelik olduğunu ve barış sürecini tehlikeye düşürme kaygılarını arttırdığına vurgu yapan Baydar, Fethiye’deki aldırıda belediye görevlileri tarafından indirilen HDP tabelasını hatırlatarak: “Kamu görevlilerinin saldırganlara gösterdiği ‘anlayış’ tüyler ürperticidir. HDP tabelasının resmi vinç aracı ile indirilip yerine Türk bayrağı asılması seçimin meşruiyetine gölge düşürecek kadar ciddi bir suçtur” dedi.

“Zorbalık ve demokrasi bir arada olmaz”

Oya Baydar “Saldırganlar yargı önüne çıkarılmalı ve bundan sonra olası bütün saldırıları önceden engelleyecek önlemler acilen alınmalıdır. Zorbalık ve demokrasi bir arada olamaz.” açıklamasını yaptı.

10032014144437-bdp-dtk-hdp

“Çözüm süreci cehennemden çıkaracak tek köprü”

İmzacılardan yazar Ali Bayramoğlu da Fethiye’deki saldırıda “siyasi iktidarın işletmecisi olduğu devletin bir temsilcisinin bu davranışına göz yumuyor olmasının kabul edilebilir bir durum olmadığını” belirtti. Bayramoğlu, Kürt sorununun çözümünün Türkiye’nin içinde bulunduğu ‘cehennemden’ çıkabileceği tek köprü olduğunu belirterek “Bu saldırılara göz yummak bu can simidini kendi elimizle bıçaklamak olacaktır” dedi.

“HDP’yi yalnız bırakmak barış umudunu terk etmektir”

Prof. Dr. Mithat Sancar, AKP hükümetinin ırkçı saldırıları gerçekleştiren gerçek suçluları yakalayarak açık ve net tavır alması ve soruşturmalarda gerekli hassasiyeti göstermesi gerektiğini söyledi ve ekledi: “HDP’yi yalnız bırakmak Türkiye’de birlikte yaşama umudunu ve barış umudunu terk etmek demektir”

Ne olmuştu?

Yerel seçim öncesinde HDP’nin seçim büroları açtığı Aksaray, Dikili, Urla, Ordu, Giresun, Zonguldak ve Fethiye’de saldırılar gerçekleşmişti. Son bir hafta içinde farklı bölgedeki seçim bürolarına saldırı oldu. Yalova Çınarcık’ta HDP bürosuna kimliği belirsiz kişilerce taşlı saldırı düzenlendi. İstanbul’da HDP’nin Esenler’e bağlı Fatih Mahallesi’nde bulunan seçim irtibat bürosu, iki kişinin saldırına uğradı ve son olarak geçtiğimiz gün Niğde HDP İl Binası’na saldırı gerçekleşti.  Yanı sıra Adana’da HDP mitingi sonrası CHP seçim bürosuna saldırıldı.

(Yeşil Gazete)

Bathonea’nın yanında kampüs konutları

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, İstanbul Küçükçekmece Gölü’nün güney kıyılarında yer alan antik “Bathonea” yerleşim alanını da kapsayan arazinin İstanbul Üniversitesi tarafından TOKİ’ye devredilmesi üzerine bir basın açıklaması yayınladı.

Bathonea_1

Neolitik dönemden Osmanlı dönemine kadar geniş bir zaman diliminin izlerini taşıyan Bathonea arkeolojik alanında 2009 yılından başlayan yüzey araştırmaları ve kazılarda Roma dönemine tarihlendirilen antik liman, yol, sur, büyük bir sarnıç vb. anıtsal yapı kalıntıların ortaya çıkarılmıştı.

Ören yeri olacağına Üniversite konutu olacak!

Kültür ve Turizm Bakanlığı 2013 yılındaki Bathonea kazı sonuçlarını görünce araziyi kamulaştırarak ören yeri statüsüne almak istedi. Bu yönde raporlar hazırlandı, bilimsel gerekçeler belirlendi. Bakanlık, İstanbul’un ilk ören yeri için İstanbul Üniversitesi’ne de görüşünü sordu. Üniversite arazinin elinden çıkacağını anlayınca TOKİ ile anlaşma yolunu seçti. 9 Ocak’ta yapılan protokole göre TOKİ üniversitenin Çapa ve Cerrahpaşa’daki binalarını yenileyecek, Avcılar’daki kampüste sosyal tesisler yapacak, bunun karşılığında da üniversiteye ait 7 parsele konut inşa edecek.

Rektörlük açıklama yapmıştı 

İstanbul Üniversitesi Rektörlüğü, bu haber ortaya çıktıktan sonra bir açıklama yapmış, Bathonea yerleşim alanını kapsayan 4440, 4441 ve 4450 parsel numaralı taşınmazların, “üzerinde özellikle herhangi bir yapı yapılması amacıyla TOKİ ye verilmediğini, daha büyük bir alan teşkil eden diğer parsellerin devamı niteliği taşıdığı için bir bütün olarak verildiğini” açıklamıştı.
Arkeologlar Derneği, önce sit alanı derecesi düşürülen, sonra sit kararı kaldırılan bölgede yapılması olası TOKİ inşaatlarının arkeolojik alanın da bulunduğu alana büyük zararlar vereceğini belirtiyor.

1. Derece sit alanıdır, inşaat kesinlikle yasaktır

Açıklamada şöyle deniyor:
“Arkeolojik yerleşmenin bulunduğu parselleri de içeren taşınmazın İstanbul Üniversitesi tarafından TOKİ’ye devredilmesi, bu alanın inşaata açılması tehlikesini doğurmuştur.

Arkeolojik önemi ve bir ören yeri olarak düzenlenmesi konusunda hiç bir akademik çevrenin kuşku duymadığı özgün arkeolojik kalıntıların bulunduğu bu yerde inşaat yapılması kabul edilemez. Alanın mülkiyetinin kime ait olduğuna bakılmaksızın, 2863 sayılı yasa ile güvence altına alındığı gibi, I. Derece Arkeolojik Sit Alanlarında inşaa faaliyetleri kesinlikle yasaktır. Ayrıca mülkiyet sahibi kurumun üniversite olması bu konuda daha duyarlı davranılması yönünde kamuoyunun beklentisini de yükseltmektedir.

Söz konusu parsellerden I. Derece Arkeolojik Sit Alanı ilan edilmiş olanlarda bir yapılaşma teorik olarak mümkün değildir. III. Dereceden kurul kararı ile düşürülmüş parseller ise 1. Derece arkeolojik site yakınlığından dolayı koruma ilkeleri gereği yapılaşmaya açılamaz.

Arkeolojik SİT’lerin çevresiyle korunması gerekir

Nitekim, arkeolojik sitlerin çevreleri ile birlikte korunması gerekir ve bu alanlarda yapılaşmaya gidildiği takdirde ortaya çıkacak rant baskısı, alt yapı, yol vb. gereksinimlerin karşılanması, hiç kuşkusuz hemen yakınında bulunan Arkeolojik Siti de olumsuz etkileyecektir.”

Arkeologlar Derneği İstanbul Şubesi, batıya doğru genişleyen şehrin içinde kalmış olan antik yerleşimin TOKİ’ye devredilmek yerine arkeolojik kalıntıların sergilenmesi için açık hava müzesi görevi görmesi gerektiğinin altını çizdi:

“Ülkemizin ilk arkeoloji bölümlerinden birini bünyesinde barındıran, köklü ve pek çok konuda öncü İstanbul Üniversitesi’nin, sahip olduğu arazide yer alan bu arkeolojik sit alanının bilimsel olduğu kadar toplumsal olarak da değerlendirilmesinde daha korumacı ve destekleyici davranması; burada yürütülen çok disiplinli bilimsel çalışmaları destekleyerek ve kent yaşamına entegre ederek bilimin toplumsallaşmasına da katkı sağlaması beklenmektedir.“

(Yeşil Gazete)

AF Örgütü, seçim adaylarını zorla tahliyeye karşı önlem almaya çağırıyor

Uluslararası Af Örgütü, yerel seçimlere iki hafta kala, seçime katılacak tüm adaylara zorla tahliyelere neden olan kentsel dönüşüm projelerinden vazgeçmeleri ve insan haklarına saygı gösteren kent projelerine imza atmaları konusunda çağrı yaptı.

uaokentseldonusum

Af Örgütü, son dönemde uygulanan kent politikalarının Türkiye’nin taraf olduğu konut hakkı uygulamalara ters olduğunu, projelerin özel şirketlere verilerek şefaf bir süreç uygulanmadığı, dönüşüm projelerinin ülkenin yoksul ve dışlanmış gruplarını hedef aldığını vurguladı.

Alternatif barınma imkanları sunulmadı

“Geçimini kendi sağlayamayan kişiler için yeterli tazminatın veya uygun maliyetli alternatif barınma imkânının sunulmaması, mahalle sakinlerini daha da fakirleştirmiş ve bir kısmını mevcut standartların daha da altında barınma koşullarında yaşamaya zorlarken, diğerlerini de evsiz bırakmıştır.”

Af Örgütü’nü yerel seçim adaylarından taahhüt istediği konular şöyle:

• Kiracılar ve tapusuz evlerde yaşayanlar da dahil olmak üzere, herkese bilgi vermek ve tahliyelerle ilgili tüm seçenekleri birlikte değerlendirmek,
• Eğer en makul seçenek tahliye ise, tahliyelerden etkilenen herkese, tüm tahliye süreçleri, tazminat ve alternatif barınma seçenekleriyle ilgili anlaşılır bir dille ve anlaşılır şekilde doğru bilgi vermek,
• Etkilenen herkese, dönüşüm projelerine dair “danışma-bilgilendirme ve karşılıklı fikir alışverişi süreci”nin sonuçları ve sorunlarına nasıl eğilineceğini açıklamak,
• Kentsel dönüşümden etkilenen herkese; tahliye sebeplerini izah eden, tahliye zamanını ve tarihini, yeniden iskan ve haklarını arama yolları ile ilgili yeterli bilgilendirmeyi sözlü ve yazılı olarak yapmak,
• Tahliye sonucu hiç kimseyi evsiz ya da diğer insan hakları ihlallerine karşı savunmasız bırakmamak,
• Tahliye tarihinden önce tüm şikayetleri çözüme kavuşturmak ve alternatif barınma seçenekleri sağlamak,
• Alternatif konutlara dair ödeme planları, konumu ve alanı gibi konuların uluslararası standartlarla uyumlu olması,
• Tahliye edilenlerin içinde bulundukları şartların, insan hakları ihlallerine karşı daha da savunmasız kalmamaları için denetlenmesi.

Uluslararası Af Örgütü’nün çağrısına cevap veren ve taahütte bulunan partiler Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) , Demokratik Sol Parti (DSP),Halkların Demokratik Partisi (HDP) ve Liberal Demokrat Parti (LDP) oldu.

(Yeşil Gazete)

3. köprüyü en çok destekleyenler karşıya geçmeyenler, trafik sorununun çözümü metronun arttırılması

Kuzey Ormanları Savunması’nın girişimiyle hazırlanan ve İstanbul’da ulaşım koşulları ve yaşam algısını araştıran anket çarpıcı sonuçları ortaya koydu.Özellikle yapılması olası 3. Köprü’yle ilgili İstanbulluların algısını ilk defa ortaya çıkaran anketteki sonuçlara göre kentliler 3. Köprü’nün trafiğe olumlu katkısını, normaldeki katkısından üç kat fazla olacağını düşünüyor. Köprünün yapılmasını en çok isteyenler iki yaka arasında hiç yolculuk yapmayanlar, ulaşım sorununu çözmek için önerilerde birincilik metroyu geliştirmekken, köprü yapımı ancak 7. Sırada geliyor.

IMG_2834

İstanbulluların en büyük sorunu ulaşım

Doç. Dr. Haluk Levent ve Sosyolog Güven Dağıstan’ın hazırladığı, İstanbul’da 34 ilçeden 3019 kişiyle yapılan görüşmelerden ortaya çıkan veriler geçen hafta TMMOB toplantı salonunda kamuoyuyla paylaşıldı. KONDA kamuoyu araştırma şirketinin katkılarıyla hazırlanan anketten elde edilen sonuç, %68,45’lik kesimin en büyük sorun olarak ulaşım/trafik sorununu görmesi, ikinci sırada %31,08’lik oranla nüfus artışı / göç geliyor, su sorunu ise %1,33’le son sırada.

En büyük sorun ulaşım olarak görülmekle birlikte, araştırmaya göre köprünün İstanbul trafiğine etkisi, normalde olduğundan daha fazlaymış gibi algılanıyor. Ulaşım/trafik sorunun çözümü için yapılması gerekenler konusunda %46,7 ile metroyu geliştirmek birinci sırada geliyor. İETT verilerinden yapılan projeksiyona göre iki yaka arasındaki trafiğin İstanbul’daki kent trafiğine etkisi %11,22, 3. Köprü’nün katkısı ise % 1.5 düzeyinde olacağı tahmin ediliyor, oysa ankete katılanların tahminlerine göre köprülerin trafiğe etkisinin ortalaması %34,94.

87949_trafik_1

Gençler kentle ilgili kararlara daha çok katılmak istiyor

Ankete katılan kişilerin %40,92’si üçüncü köprünün yapılmasına olumlu yaklaşırken %26,40’ı yapılmasını istemiyor. %22,68’i ise olumlu ya da olumsuz bir fikre sahip değil. Araştırmaya göre eğitim seviyesi arttıkça köprüye karşı çıkılma oranı da artıyor; ayrıca gençler ve daha eğitimli kesim kentle ilgili karar süreçlerinde geniş kitlelerin dahil edilmesi gerektiğini düşünüyoe. Öte yandan kadınlar 3. köprünün yapımından önce sorumlu kurumların halkı yeterince bilgilendirip bilgilendirmediği sorusuna erkeklerden daha yüksek oranda hayır cevabı verirken LGBTI bireylere göre ise sorumlu kurumların halkı yeterince bilgilendirme oranı %0.

“Ulaşımı çözecekse ağaç kesilsin” diyenler yarıdan fazla

İstanbullunun ormanlık alanlarla ilişkisi ve 3. Köprü inşaaatının yeri konusundaki veriler de ilginç sonuçlar ortaya çıkardı. Kuzey Ormanları civarındaki 3000 hektarlık alanın dönüşüme uğrayacağı inşaat projesinin nerede yapılacağını ankete katılanların yarıya yakını biliyor. %24,12’si ulaşım sorununun çözümü için tek bir ağacın dahi kesilmesini istemezken %54,75’i ise trafik sorunu çözülecekse doğal çevreye zarar verilebileceğini düşünüyor. Köprü inşaatının bazı kesimlere ekonomik getiri sağlamak ve İstanbul’un kuzeyindeki ormanlık alanları yapılaşmaya açmak için yapıldığını düşünenlerin oranı ise %55,1.

kuzey-ormanlari-icin-yuruyorlar-17118

Anketle ilgili yalan habere tekzip geldi

Araştırma sonuçları açıklandıktan sonra Star Gazetesi başta olmak üzere bazı medya mecralarında yalan haberlerin aktarılması üzerine araştırmayı hazırlayan ekipten Doç. Dr. Haluk Levent bir açıklama yayınladı. Star’ın yayından kaldırmasına rağmen diğer haber sitelerinin alıntı yaptığı haberdeki yanlışlıkları düzeltmek amacıyla yayınlanan tekzip metninde kolektif olarak hazırlanan anket çalışmasının KONDA şirketinin sadece danışmanlık yaptığı, TMMOB’unsa sadece basın toplantısı için yer verdiği vurgulandıktan sonra şöyle deniyor:

“Star Gazetesi, 12 mart 2014 tarihinde bizim araştırmayı bir cümleye sıkıştırdığı üç yalanla okuyucularına duyurdu. “Üçüncü köprüye karşı çıkan Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği’nin (TMMOB) KONDA Araştırma ve Danışmanlık Şirketi’ne yaptırdığı anket çalışmasında 3’üncü köprü için onay çıktı.”

Bu arsız ifadenin neresini düzeltebileceğimizi bilemiyoruz. Kısaca şunları diyebiliriz:
1. Araştırmayı KONDA yapmadı.
2. Araştırmayı Mimarlar Odası yaptırmadı.
3. TMMOB’un halen olayla bir ilgisi yok.
4. Üçüncü köprüye onay çıkmadı, biz de zaten noter değiliz.”

Araştırmaya ilişkin sonuçların bazıları şöyle:
– İstanbul’da yaşayan kişilerin %9,72’si hafta içi her gün iki yaka arasında seyahat etmektedir. Haftada birkaç kez ya da ayda birkaç kez yolculuk yapan kişilerin günlük katılımlarıyla bu oran %11,22’ye çıkmaktadır. İstanbul’da yaşayan kişilerin %44,27’si ise bir yakadan diğerine neredeyse hiç geçmemektedir.
– Verilen cevaplara göre ulaşımda otobüs(İETT, ÖHO)%58,10 ile birinci sıradadır. Özel araç %26,43’ken, Metrobüs %25,21’le üçüncü sıradadır.
– Ankete katılanların iki yaka arası yolculukları sırasında en çok kullandıkları araçlar arasında Metrobüs %43,76 ile birinci sıradadır. Vapur %38,03 ile ikinci özel araç %27,33’le üçüncü sıradadır.
– Ulaşım/trafik sorunun çözümü için yapılması gerekenler konusunda %46,7 ile metroyu geliştirmek birinci sıradadır. Sırasıyla otomobil kullanımını azaltıcı önlemler almak ikinci, toplu taşıma araçlarının sefer sayılarını arttırmak üçüncü, Metrobüs hattını geliştirmek dördüncü ve kenti doğru planlamak 5. Sırada yer almaktadır. 3. köprünün yapılması ise 7. sıradaki çözüm olarak görülmektedir.
Ormanlık alanlar
– İstanbul’daki ormanlık alanların kullanım sıklığı ile ilgili verilere göre insanların %14,77’si ormanlık alanlara sıklıkla giderken %52,63’ü neredeyse hiç gitmemektedir. %32,61’i ise zaman zaman gitmektedir.
– Ormanlık alanları kullanmayan kişilerin dörtte biri ise ulaşım imkânlarının yetersizliğini sebep olarak göstermiştir.
– Ormanın kent yaşamı için önemi sorgulandığında insanların yalnızca %2’si ormanın kent yaşamı için önemli olmadığını düşünmesine karşın %46,8’lik bir kesim ormanı kent yaşamı için vazgeçilmez önemde olduğunu düşünmektedir.
– Yapılması planlanan 3. köprü güzergâhının İstanbul’un en kuzeyindeki ormanlık alanda olduğunun bilinmesi oranı %49,64’dür. Ankete katılan kişilerin %37,78’i bilmiyorum cevabı vermiştir. %12,58’lik kesim ise yapılması planlanan 3. köprünün güzergâhının yerleşim alanından geçtiğini (yani ormanlık alandan geçmediğini-hiç ağacın kesilmediğini) düşünmektedir.
– 3. Köprü projesinde 3000 hektarlık alan (680 hektar doğal sit alanı, 931 hektar tarım alanı, 1453 hektar ormanlık alan) dönüşüme uğrayacaktır. Ankete katılan kişilere 3000 hektarlık alanın dönüşüme uğrayacağının bilinip bilinmediği sorulmuştur. Ankete katılanların %92’sinin ormanın kent yaşamı için çok önemli olduğunu düşünmesine karşın bu ölçekte bir dönüşümden haberdarlık oranı %44,22’dir.
– Ankete katılanların %77,2’si üçüncü köprünün yapılması durumunda hava kirliliğinde artış olacağını düşünürken ankete katılanların %18,91’i hava kirliliğinin değişmeyeceğini düşünmektedir. Ankete katılanların %3,9’u ise kuzey ormanlarındaki dönüşümün ardından hava kirliliğinin azalacağını düşünmektedir.

(Yeşil Gazete)

‘Ne kadar eski o kadar riskli’

0

Greenpeace üyeleri, Fransa’nın Almanya sınırında bulunan, ülkenin en eski nükleer santrali Fessenheim kentindeki santrale girerek eylem yaptı. Eylem sonrası gözaltına alınan dördü Türkiye’den 55 aktivist aktivist serbest bırakıldı.

fft81_mf2054563

Aktivistler, Fessenheim Nükleer Santrali‘nin reaktör kubbesine çıkarak, “Stop Risking Europe- Avrupa’yı Riske Atmayın” pankartı açtıkları için santrale zarar vermekten yargılanacaklar. 4 Eylül 2014’te dinlenecek olan aktivistlerle ilgili Colmar Savcısı Philippe Vannier, 5 yıla kadar hapis ve 75 bin Euro para cezası alabileceklerini söyledi.

Greenpeace Fransa tarafından düzenlenen eylemde, 14 farklı milletten 60’tan fazla aktivist yer aldı. Üzerinde “Avrupa’nın yaşlanan reaktörleri büyük tehdit” ve “Avrupa’daki riski durdurun” yazan pankartları iki reaktörün üzerine asıldı.

Enerji zirvesi öncesi mesaj

Yapılan bu eylemle Greenpeace, 20 Mart’ta Avrupa ‘da enerjinin geleceğine yönelik düzenlenecek zirve öncesi Fransa Cumhurbaşkanı François Hollande ve Almanya Başbakanı Angela Merkel’e nükleer enerjinin risklerini hatırlatarak, başka enerji kaynakları bulunması çağrısı yapmıştı.

Aktivistler gözaltına alındıktan sonra Fransız, Alman ve İsviçreliler ülkelerinde eylemler başlatıp riskli santralin kapatılmasını istediler. Fransa’nın Colmar, Strazburg, Mülhouse, Almanya’nın Kehl kentlerinde yapılan eylemlerde, “Fessenheim saatli bomba gibi”, “Çernobil, Fukişima’dan sonra üçüncü facia istemiyoruz”, “Fessenheim kapatılsın” mesajları verildi.

article-2583435-1C62177B00000578-955_964x641

Deprem riskinin bulunduğu santralin civarında halk endişeli

Fransa’da 1977’de kurulan ve teknik arızalara yaşayan santral, deprem riskinin bulunduğu bir bölgede olduğu için komşu ülkelerin halkı ve çevreciler tarafından eleştiriliyor.

Greenpeace’in verdiği bilgiye göre Avrupa’da faaliyet gösteren 151 nükleer reaktörden 60’ı 30 yıldan fazla, 7’si ise 40 yılı aşkın süredir faaliyette.

Greenpeace’e göre öneride Avrupa Konseyi’nin enerjiyle ilgili ‘en az yüzde 27 yenilenebilir’ hedefi yeterli değil. Greenpeace, Hollande ve Merkel’i, gerekli düzenlemeleri yaparak 2030’a dek yenilenebilir enerjilerin payını %45’e çıkarmaya çağırıyor.

(Yeşil Gazete)

Kamu yararı değil kamu zararı

Milli Parklar Yönetmeliği’nde yapılan ve Resmi Gazete’de yayınlanan değişiklikle , milli parklarda gelişme planı şartı aranmadan tesis kurulmasının önü açıldı. “Kamu yararı” için değiştirilen maddenin dayandığı nokta ise içme suyu temini. İklim değişikliğe bağlı kuraklık ve su krizinin ortasında olan Türkiye’de içme suyu temini için yapılması gereken milli parklarda tesis kurulmasının önünü açmak mı? Kurulan tesislerden elde edilecek enerjinin ne kadarı içme suyu için kulanılıyor? Su Hakkı Kampanyası bugün konuyla ilgili bir açıklama yaparak “daha fazla elektrik elde etmek için yapılan hidroelektrik, kömürlü termik ve nükleer santralleri en temel yaşam hakkımız olan su hakkını gasp edecek.” dedi.

mermerocagc4b11

Yönetmeliğe eklenen bölüm şöyle:

“İçme suyu temini açısından yapımı aciliyet gösteren ve kamu yararı açısından vazgeçilmez ve kesin bir zorunluluk arz eden tesisler için uzun devreli gelişme planı şartı aranmaz. İlgili kurumların görüşleri alındıktan sonra yapılan bu tesisler uzun devreli gelişme planlarına işlenir.”

“Uygulanan politikalar iklim değişikliğine, su krizine yol açtı”

Su Hakkı Kampanyası değişiklikle ilgili, “parkın kullanım yerine korunmasını hedefleyen yönetmeliğin tersine döndüğünü” belirtti.
Yönetmeliğin eski halindeyke yapılan Dersim’de Munzur Vadisi Milli Parkı’nda, Kırklareli’de İğneada Longoz Ormanları’nın yanı başında, Antalya’da Köprülü Kanyon’da planlanan termik ve HES projelerini hatırlatan kampanya “Türkiye’de kalkınma, büyüme, enerji, güvenlik ve hegemonya hedefleri doğrultusunda bugüne kadar uygulanan politikalar hem iklim değişikliğine hem de büyüyen bir su krizine yol açtı. Şimdi ise yaklaşan susuzluğa insani bir görünüm kazandırılarak “içme suyu ihtiyacı” adı altında krizin daha da büyümesine yol açacak adımlar atılmak istenmekte” dedi.

suhakki_logo

“Asıl yapılması gereken ambalajlı su şirketlerini durdurmak”

Türkiye’de toplam 40 milli parkın kapladığı alanın ülke topraklarının sadece %1’ine denk geldiğini hatırlatan Kampanya bileşenleri ,“bu yönetmelik değişikliğine birileri kamu yararı dese de, bu kamu zararıdır. Kamu yararı gerçekten gözetiliyor olsaydı, bir avuç kalmış milli parklar daha fazla kullanıma açılmaz, koruma altına alınırdı.” açıklamasını yaptı.

“Su krizine çözüm oluşturmak isteyenlerin yapması gereken; dünyada sayılı içilebilir kalitede su barındıran Sapanca Gölü’nden endüstriyel amaçlı su çekenlerin, ambalajlı su şirketlerinin faaliyetlerini durdurmaktır. Aynı şekilde, su kullanımının yüzde 85’inden sorumlu olan endüstriyel tarım ve sanayi faaliyetlerine sınırlama getirmek olmalıdır.”
“Endüstri ve tarımdaki su kullanımını azaltmak lazım“

images (3)

Basın açıklamasıyla ilgili konuştuğumuz Su Hakkı’ndan Nuran Yüce, “Ormanlık alanların kullanıma açılması su krizini daha da boyutlandıracak. Su krizi 2030 Milli Güvenlik Kurulu’nda bile gündem maddesi. Kriz söyleminden yola çıkarak aslında krizi yaratan politikalar üretiyorlar” dedi; ‘üstün kamu yararı’ söyleminin daha önce Hasankeyf’te kullanıldığını, sonuçta tarımsal alanı HES’in altında bırakılmış olduğunu vurguladı.

Yüce, yapılması gerekeni şöyle özetledi: “Endüstri ve tarımdaki su kullanımını azaltmak gerekiyor; içme suyu su harcamasının sadece %15’ini kapsıyor. Ayrıca iklim değişikliğini şiddetlendiren termik santral ve nükleer santrallerin iptalini talep etmek gerekir. Hükümet yaklaşık 80 termik santral açmak istiyor, hepsinde yüksek miktarlarda su kullanacak.”

Nuran Yüce, Dünya Su Günü’nden gösterimini yapacakları “Bottled Life” filminin de aynı sorunlar ilgili olduğunu sözlerine ekledi: “Belgeselin konu aldığı Nestle şirketi de koruma altındaki milli parklara göz dikmiş durumda. Çünkü temiz su maliyeti azaltıyor. Eğer içme suyu tesisi açılırsa burada da kamusal kaynak kullanmayacaklar, özel şirketlere satılacak. “

(Yeşil Gazete)

Mutfaktaki temiz suyumu geri ver!

22 Mart Dünya Su Günü’nde “Su Hakkı Kampanyası”  su krizine dikkat çekmek ve temiz suyun kamusal bir varlık olduğunu hatırlatmak için sokağa çıkıyor.

1995 yılından beri Birleşmiş Milletler’in inisiyatifiyle gerçekleşen ve temiz su kaynaklarının gün geçtikçe yok olduğu dünyada temiz su kullanımı, su tasarrufu gibi konularda kamuoyu oluşturmayı amaçlayan 22 Mart Su Günü’nde Su Hakkı Kampanyası “temiz suyumu geri ver” etkinliği gerçekleştirecek.

SUHAKKI-22MART-ELILANI-A5-S1-w

Etkinlik kapsamında bir yürüyüş ve suyun ambalajlanma endüstrisini gözler önüne seren “Bottled Life” belgeseli gösterilecek. Su Hakkı inisiyatifi, etkinlik için hazırladığı çağrı metninde iklim krizine bağlı su krizi için kritik bir eşikte olduğumuzu hatırlatarak şöyle diyor : “Bu gerçeklikten uzak, şirketlerin çıkarlarını vatandaşların ve gezegenin çıkarları üstünde gören yetkililer bir yandan iklim değişikliğini derinleştiren enerji politikalarını uygulamaya devam edip, bir yandan da kuraklıkla mücadele ettiklerini söylüyorlar.”

“Sulak alanlar çılgın projelere kurban ediliyor”

“Türkiye’de su kullanımının %85’i endüstriyel tarımda ve sanayide kullanılıyor. Su, termik santrallerde buhar sistemlerinde ve kömürün yıkanmasında, HES’lerde ve kaya gazı çıkartılmasında kullanılıyor. Yapmayı planladıkları nükleer santrallerde de soğutma sistemlerinde kullanılacak. Derinleşen su krizi karşısında gözümüz gibi korunması gereken sulak alanlar ise çılgın projelere kurban edilmekte.”

“Yeni barajlarla, başka havzalardan su taşıyarak ya da su kesintisiyle kuraklığa çözüm getirilemeyeceğini” belirten Su Hakkı inisiyatifi, “Su ne şirketlerin üzerinden kâr edeceği bir meta ne de devletlerin şiddetinin aracıdır. Su tüm canlıların yaşam kaynağıdır.” diyor.

22 Mart’ta kamusal varlık olan suyu savunmak için yapılacak “musluktaki temiz suyumu geri ver” etkinliklerinin ilki “Bottled Life” isimli belgesel gösterimi olacak. Suyun milyar dolarlık ambalajlı su sektörü haline dönüşmesi ve bu alanda en büyük su şirketi Nestlé’nin, yeryüzündeki en son temiz suya sahip olma hikâyesinin anlatıldığı belgesel Türkiye’de ilk kez gösterilecek. Belgeseli bugün saat 15.00’de Aynalıgeçit Salonu’nda izleyebilirsiniz. Ardından saat 17.00’de Galatasaray Lisesi önüne toplanarak basın açıklaması ve yürüyüş gerçekleşecek.

Kampanyayla ilgili ayrıntılı bilgi için: www.suhakki.org

(Yeşil Gazete)

Türkiye Öcalan’la yola devam edecek – Veysi Sarısözen

veysi sarısözenGeçen Newroz’da “savaş ateşini söndürüp barış ateşini yakan” Öcalan bu Newrozda bütün kötümserlerin beklentilerinin aksine, kaos ateşine benzin dökmedi Böylece birbirleriyle iktidar savaşına girişmiş güçlerin, AKP’nin, Cemaat’in, CHP’nin, Ergenekonun ülkeyi ateşe verdiği şu anda Türkiye bu Newrozdan bir kere daha barış için yeni bir şans kazanmış olarak çıktı. Muaazzam kalabalık Öcalanın mektubunu Pervin Buldan’ın Kürtçesi ve Sırrı Süreyya’nın Türkçesinden iki defa dinledi. Büyük bir dikkatle dinledi.

Mektubun okunmasından bir dakika öncesine kadar her türlü ajitasyon sloganıyla coşan, milyonluk ağızlardan o sloganlara katılan bu kitle, Öcalan konuşmaya başlayınca boşuna dikkat kesilmedi. O kitlenin içinde Öcalan “süreç burada bitti, savaş başladı” dese dağa çıkacak yüzbinlerce genç vardı.

Yüzbinlerce anne de o mektupla tüm yaşamlarının değişebileceğini biliyordu.

Ben öyle hissettim ki, bu milyonlarca insan hem barışa ve hem de savaşa hazırdı.

Mektup öncesindeki coşku ve mektup sırasındaki büyük dikkat işte bu “hazırlığı” yansıtıyordu.

Kürdistan halkı, Karayılan’ın dediği gibi, bir tek konuda Öcalan’ın “sözünü” dinlemeyecekti: Öcalan özgür olmadan silah bırakmayı kabul etmeyecekti, hatta Öcalan özgürlüğünü feda edip “silah bırakın dese de… Öcalan başka bir şey söyledi. Barış ve çözüm sürecini yıkmak isteyen darbeci, komploculara karşı kendi inisiyatifiyle başlattığı süreci savundu.

Halk da savundu.

Şimdi herkes bu Newroz’un anlamını iyice kafasına yerleştirmeli.

Türkiye seçimlerin eşiğinde barış ve çözüm sürecine devam dedi.

AKP “yola devam” deme gücünü yitirirken, Öcalan milyonlarla birlikte barış ve çözüm sürecine devam dedi.

Ve hiç kimse bu Newrozdan sonra, Türk egemenlerinin hiç bir fraksiyonu, kendi aralarındaki kavgada “Kürt kozunu” oynama, Kürtleri kendi kavgalarının kuyruğuna takma hevesine kapılamayacak.

Veysi Sarısözen –  Özgür Gündem

Ermenistan seyahatleri başlıyor

ermenistanAvrupa Birliği tarafından finanse edilen ’Ermenistan-Türkiye Normalleşme Süreci Destek Programı’ kapsamında oluşturulan seyahat fonu, bir yıl boyunca Türkiye’den ve Ermenistan’dan 200 kişinin, komşu ülkeden birey ve kuruluşlarla temas ve işbirliği halinde yapacağı ziyaretlerin ulaşım masraflarını karşılayacak. Ermenistan-Türkiye Seyahat Fonu’ndan yararlanan birey, grup ve kuruluşların komşu ülkeyle ilgili izlenimleri ve deneyimleri, seyahat sonrası Hrant Dink Vakfı’nın internet sitesi (www.hrantdink.org) üzerinden paylaşılacak.

Herkes yararlanabilir

Her iki ülkeden, her yaş grubundan ve bütün illerden gençler, üniversite öğrencileri, akademisyenler, gazeteciler, sanatçılar, sivil toplum kuruluşları, spor kulüpleri, iş dünyası ve yerel yönetimlerden kişiler, komşu ülkeye belirli amaçlarla yapacakları seyahatlerde ulaşım masraflarının karşılanması için Seyahat Fonu’na başvuru yapabilecek.

Vakıf, Seyahat Fonu’yla, iki ülke arasında insan hakları ve demokrasi, eğitim, çevre, tarih, kültür-sanat, kalkınma, bölgesel işbirliği ve Avrupa entegrasyonu gibi çeşitli temalar çevresinde yapılacak işbirliklerine katkı sunmayı amaçlıyor.

Türkiye ve Ermenistan vatandaşları, Türkiye’de veya Ermenistan’da ikameti olan bireyler, Türkiye veya Ermenistan merkezli veya bu iki ülkenin birinde faaliyet gösteren, kâr amacı gütmeyen gruplar, inisiyatifler ve kuruluşlar, Seyahat Fonu’ndan yararlanabilecek.

 

AGOS

Hevsel’de neler oluyor? – Ercan Jan Aktaş

Diyarbakır’ın 8 bin yıllık Hevsel Bahçeleri’nde “ağacıma, toprağıma, tarihime, geleceğime dokunma” diyerek başlayan eylemsellik süreci dokuzuncu günü geride bıraktı.

Barış ve Demokrasi Partisi (BDP) Gençlik Meclisi, Dicle Üniversitesi Yurtsever Öğrencileri ve Megam-DER öncülüğünde başlayan eylemler başka grup ve yapıların da katılması ile devam ediyor. Bu grup ve yapıların başlıcaları; TMMOB, HDK, Keskesor, EMEP, Kürdi-DER, Yeni Demokrat Gençlik, PARTİZAN, Yeni Demokrat Kadın. Eylem alanında, kütüphane, Jineloji, ekoloji ve tarih çadırları her gün özellikle de kadın ve de gençlerden oluşan kalabalıkların ziyaretçi akınına uğruyor. Ekoloji çadırında her akşam ekolojik yaşam, doğal hayat, HES’lere karşı mücadele, toplumsal cinsiyet, kadın mücadelesi konularında forumlar yapılıyor.

Dicle Üniversitesi Rektörlüğü tarafından Hevsel Bahçeleri’nde bulunan ağaçların “ıslah çalışması” maksadı ile kesilmeye başlandığını ifade eden eylemciler; “Gezi’de üç-beş ağaç diyenlerin sözlerini unutmadık. Doğamızı, kentlerimizi katletmeye dönük ciddi bir politika var.”

Salt Hevsel Bahçeleri ve Dicle Vadisi için değil bu saldırı, Trakya’dan Ege’ye, Karadeniz’den Dersim’e, bütün coğrafya bu tehdit altında. Bundan dolayı eylemimizi de bu kapsamda görmek gerekiyor. Gezi’deki direnişin sebebi nasıl ki üç-beş ağaç değildi, bizim yaklaşımız da salt buna indirgenemez. Özellikle de son 30 yıl içinde bu coğrafya ciddi doğa katliamlarından geçti; yakılan binlerce köy, ormanlar, akışları tersine çevrilen dereler. “Munzur’da Dicle nehrine kadar yüzlerce HES barajı projesi masalarda” diyerek neden burada bulunduklarına da cevap veriyorlar.

Kampın bütün organizasyon işleri de Komün Çadırı’nda oluyor. Alanda bulunan bütün yapıların temsili yetini bulduğu bu çadırda kamp alanın bütün ihtiyaçlarının giderilmesi için kolektif bir çalışma yürüyor. Çadırdaki bütün faaliyetler her gün değişen iki eylemcinin kontrolünde gerçekleşiyor.

Gerekli ihtiyaçlar gençlik örgütleri, sendikalar, BDP, Büyükşehir belediyesi tarafından gerçekleştiriliyor. Ayrıca ziyaretlere gelenler çadırın komün ihtiyaçları için katkı ve dayanışma içinde bulunuyorlar. Her sabah 06:30’daki “rojbaş” ve devamında kahvaltı ile güne giren kamp sakinleri çevre düzenlemelerini yapmaları ile birlikte Diyarbakır başta olmak üzere çevre illerden özellikle de kadınlar ve gençler destek ziyaretleri için gelmeye başlıyorlar.

Eylemci gençlerin ve gelen destekçilerin en fazla zaman geçirdikleri yer ise tüm çadırların orta kısmında bulunan ve gece gündüz sönmeyen ateş çemberi. Sönmesine izin verilmeyen ateşin etrafında bir araya gelen gençler, aralarında sohbet ederek zaman geçirmeye çalışıyor. Bir taraftan koyu sohbetler yapan gençler, diğer taraftan gençlerin çaldığı bağlama, gitar ve erbaneler eşliğinde söylenen şarkılarla gecenin ilerleyen saatlerine kadar halay çekiliyor. Destek için gelenlerin de yaptıkları müzik ile nerdeyse forum ve kimi tartışma grupları dışında hayat müzik ve halay ile devam ediyor.

“Buradaki mücadeleniz ne zaman kadar devam edecek?” diye gelen soruya; “Biz öncelikle şunu ifade ediyoruz, talep söylemi ile burada değiliz, bize ait olan yaşam alanlarını korumak ve başka bir yaşam alanı kurmak için buradayız.” Eylemci grup ve de bireyler ile yaptığımız kısa sohbetlerde bu eylemselliğin bütün seçim çalışmaları ve de yoğunluğuna rağmen devam edeceği yönlü. Hemen hemen bütün forum ve tartışmalarda Kırklar Dağı’na yapılan konutlar ve de gene Hevsel Bahçeleri içinde açılan Kum Ocakları’ndan dolayı Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi’ne tepkilerini açık ederek; “Amed’in kapitalizme peşkeş çekilmesine izin vermeyelim. Kendi belediyemizin bizim adımıza bizim mekânlarımızı satmasına izin vermeyelim!” diyerek de duyarlılık çağrısında bulunuyorlar.

Sosyal medya üzerinde yeterli bir görünürlük sağlayamadıklarını ifade ederken; “sınırlı bir muhalif medya dışında buradaki direnişimizi gören yok, bizler yıllardır devam eden doğa katliamını karşı ilk defa bu coğrafyadan doğru böylesine doğrudan ve de etkili bir eylemlilik süreci içindeyiz, bunun görünmesini isteriz.” Biz alanda ayrılırken akşamın karanlığı ile halaylar da başlamıştı. Geceler halay ve stranlar ile devam edecek.

Ercan Jan Aktaş – Bianet.org

 

* Fotoğraflar, “Gezi’den Hevsel’e Gençlik Direnişte” Facebook sayfasından.