Ana Sayfa Blog Sayfa 4016

Bu kez Florya’da ağaç katliamı

Hızlı tren ve Marmaray yolu projesi için Bakırköy Florya tren istasyonunun yanındaki bölgede dün 100’ü aşkın ağaç kesildi.

florya agac katliamı

Florya-Şenlikköy’deki eski tren istasyonu civarında bulunan, yaşları beş ile 150 arasında değişen  yaklaşık 100 ağaç, Marmaray’la bağlantılı tren hatlarının genişletmesi bahanesiyle, Marmaray projesi yüklenici şirketlerinden  Su-Yapı Mühendislik ve Müşavirlik
A.Ş firması tarafından katledildi.

florya agac katliamı 2

Kesim emri Ulaştırma Bakanlığı’ndan

Dün öğlen saatlerinde yapılan ağaç kıyımını haber alarak bölgeye gelen Küçükçekmece ve Bakırköy HDP belediye eş başkan adayları Hatice Altınışık ve Vahit Genç‘in de aralarında bulunduğu bir grup ağaç kıyımını duyunca bölgeye gitti.  Bakırköy Belediyesi, çalışmanın Ulaştırma Bakanlığı tarafından yürütüldüğünü, bu nedenle yapılan işleme herhangi bir şekilde müdahale edilemediğini iddia etti.

Genç: Bu ağaçlar şehrin içinde yetişmeyecek 

Yeşil Gazete’nin görüştüğü HDP Bakırköy Belediye Başkan adayı Vahit Genç tramvay yolunu genişletmek için ağaç kesiminin yapıldığını, Orman Müdürlüğü’nden alınmış kesim tebligatını kendilerine gösterdiklerini aktararak “Ağaçlar kesilmeden de tramvay yolu genişletilebilirdi. Bu kadar rahat ağaç kesilmemesi gerekiyor. Kesen görevliler dahi üzgündü.Şehrin içinde yetişmeyecek ağaçlar bunlar” dedi.

200 ağaç işaretlendi 

Bugün ağaç kesimini engellemek için gözlemcilerin bölgede bulunduğunu belirten Genç, 200 ağacın da kesilmek üzere işaretlendiğini hatırlatarak yarın çevre örgütlerinin kamuoyu oluşturmak için bir basın açıklaması yapacağını belirtti.

tren hattı boyunca kesimler devam edecek 

Ankara merkezli bir şirket olan ve Dünya Bankası kredili birçok işte yüklenici şirket olarak yer alan Su-Yapı Mühendislik ve Müşavirlik A.Ş, Marmaray’ın yanı sıra NABUCCO Doğal Gaz Boru Hattı Projesi, Çine Barajı ve HES projesi gibi projelerde de yer alıyor. Kazlıçeşme’den sonra başlayan eski tren yolu hattındaki yapımı nedeniyle 30 km’lik bir alanda sürdürülen ağaç kesimleri engellenemezse tren yolu hattı boyunca devam edecek.

(Yeşil Gazete)

 

Hoş geldin Yeşil Gazete!

Ansızın bizi bıraktığında bunun kısa süren bir yenilenme süreci olduğunu düşündük. Biraz kafanı dinleyip gelecektin nasıl olsa. Şimdi bu yenilenme sürecinin bir hafta sürdüğünü ve yokluğunun bir hafta sonrasında, yenilenerek geri geldiğini mutlulukla öğreniyoruz. Umarız sana iyi gelmiştir bu yenilenme süreci. Peki n’oldu Yeşil Gazete, sen yokken?

Hayatını gönüllü olarak senin yaşamana adayan insanların varlığını, seni o insanların var ettiğini biliyorsun. İşte onların hayatı, yokluğunun ilk dakikalarından itibaren bir boşluk ile dolmaya başladı;

İki gündür benim hissettiğim boşluğu eminim sizler de hissediyorsunuzdur. Meğer ne kadar büyük bir yeri varmış Yeşil Gazete’nin hayatımızda. Bundan sonra değerini daha da iyi biliriz.-Mahmut Boynudelik

Bu boşluk öyle büyüdü ki hayatlarının yeni anlamı gelişini beklemek oldu. Yokluğunu fırsat(!) bilip video paylaşanlar da yok değildi;

3 dk’lık bir animasyon; insanoğlunun doğaya zulmünden kesit. http://vimeo.com/56093731. Hoca gelmedi ders boş modu :) Kolay gelsin Volkan’a tabi. –Zeliha Yıldırım

Meğer sen bizi gönüllü olmasa(?) da yaşatıyormuşsun. Ardından şiirler yazıldı;

Kaç sabah, kaç öğlen ve kaç akşamdır, yoksun.
Yokluğunda ne kadar da çok şey oldu, oluyor.
Seni izleyenlerin gözleri yollarda kaldı,
Seni yapanların da elleri dolu, haberleri, yazıları nerelere koyacağız diye kapında bekleşip duruyorlar,
Gel artık…
Kapalı kapılarda bekletme bizi.-Güneşin Aydemir

Yokluğun yeri geldi siteme dönüştü;

milyon kere milyon bin lombar! – Güneşin Aydemir

hay bin kunduz!- Alper Tolga Akkuş

karamba karambita!- Ali Serdar Gültekin

hakuna matata! – BK

Senden, hayatta olup biteni takip etmek isteyen okurların vardı bir de. Bir sabah seninle başlayamadılar hayata. Ansızın çıktın onların da hayatından. Bizden daha az bilgililerdi yokluğunla ilgili üstelik.

Peki, sen yokken ülkede neler oldu diye merak ediyor musun?

He, etme!

Sadece şunu bil; seninle daha umutlu bu hayat. Çünkü sen başka bir gazete mümkünün diğer adısın. Başka bir çalışma şeklinin diğer adısın. Sen ortak amaçla bir araya gelmiş bir grup insanın sabahın 5’inde ya da gecenin 3’ünde yani günün hiç olmayacak saatlerinde bile akıllarına düşüp, o amaca bir adım daha atmasını sağlayan bir birlikteliksin. Gelecekte seninle, güzel haberlerinle güne başlama umudumuz var. Şimdi merak etme ne haberleri kaçırdım diye. Sen yokken sana anlatacaklarımızın bir kısmını biriktirdik. Yavaş yavaş anlatacağız onları. Şimdilik “hoş geldin” demekle yetinelim. Hoş geldin.

Haydi, sarılabilirsin seni bekleyenlere! Öncelik, tahmin ettiğin gibi seni var eden ve ayağa kaldıran Volkan Büyükgüngör’ün.

(Yeşil Gazete)

 

Yeşiller / Sol : Sularımızı savunuyoruz

BM tarafından ilan edilen 22 Mart Dünya Su Günü bugün bir çok etkinlikle kutlanıyor. Bugün dolayısıyla bir açıklama yapan Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi herkesi sularımızı savunmaya çağırdı.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi eşsözcüleri Sevil Turan ve Naci Sönmez  imzasıyla yayınlanan açıklama şöyle:

suTüm Canlıların Su Hakkının Savunucusuyuz

22 Mart tarihi, 1993 yılında Birleşmiş Milletler Genel Kurulunda ilan edildiğinden bu yana Dünya Su Günü olarak kutlanıyor.

Son 50 yılın en ciddi kuraklığı yaşanırken, tarımda önemli ürün kayıpları beklenirken, var olan suyumuz bir yandan endüstri ve enerji üretimi uğruna sorumsuzca kirletilirken Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak herkesi bugün sularımızı savunmaya çağırıyoruz.

Su gezegenimizdeki yaşamın temel varlıklarından biridir ve tüm canlılara aittir. Sularımızın bir takım ticari çıkarlar ve politik kaygılar uğruna sorumsuzca kullanılması kabul edilemez. Su varlıklarımızı savunmak gezegenimizde yaşamın sürdürülebilirliği açısından hayati önemdedir.

Hükümetler ve hizmet ettikleri endüstriyel sistem sularımız için en büyük tehdit olmaya devam ediyor. Bilimsel araştırmalar küresel iklim değişikliğinin etkisiyle Türkiye’nin yakın gelecekte su fakiri bir ülke olacağını gösterirken günü kurtarma peşindeki politikacıların inşa edilecek yeni barajlarla, başka havzalardan su taşıyarak çözüm önerileri inandırıcı değildir.

Yaşadığımız kuraklığın başlıca nedeninin iklim değişikliği olduğu gün gibi ortadayken AKP hükümeti çağdışı enerji politikalarıyla iklim değişikliğini hızlandırmakta, uyguladığı tarım ve sanayi politikalarıyla gittikçe azalan su kaynaklarının kirlenmesine ve tükenmesine göz yummakta, suyu canlıların değil şirketlerin yararına tahsis etmektedir.

Temiz ve sağlıklı suya erişim tüm canlılar için bir haktır ve tüm canlıların ihtiyaç duyduğu suyu sağlamak kamunun görevidir. Bu temel hakkımızın piyasa koşulları çerçevesinde bize satılmasına rıza göstermeyeceğiz.

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi olarak tüm canlılar için su hakkının tanınmasını ve anayasal güvence altına alınmasını, su varlıklarının ihtiyatlılık ilkesi çerçevesinde korunmasını, suyla ilgili kararların toplumun tüm kesimlerin katılımıyla ve doğayı ve gelecek kuşakların haklarını gözeten emanetçilik anlayışıyla alınmasını talep ediyoruz.

Sevil Turan – Naci Sönmez

Yeşiller ve Sol Gelecek Partisi Eş Sözcüleri

 

 

Saturdox’da geçmiş ve kimlik üzerine belgeseller

Saturdox belgesel gösterimleri kapsamında bugün bellek ve kimlikle ilgili iki belgesel, ‘Meğer’ ve ‘Misafir’ gösterilecek.

Documentarist’ festival ekibi tarafından hazırlanan ve Depo’da iki haftada bir gerçekleşen ‘Saturdox’ gösterimlerinde bu hafta ‘Meğer’ ve ‘Misafir’ var.

meger_320

Yönetmenliğini Uğur Egemen İres’in yaptığı 2013 yılına ait ‘Meğer’ belgeseli, müslüman olarak yaşayan Dersimli bir Ermeni’nin, Yusuf İres’in hikayesini anlatıyor. İres 71 yaşında vaftiz olmaya karar verince, eşi Emine İres bu durumu kabullenemez, fakat geçmişle hesaplaşmaktan da kendini alıkoyamaz.

misafir_320

İkinci gösterim ise Haydar Demirtaş belgeseli olan ‘Misafir’. Belgeselde, 75 yıldır Mardin’deki Deyrulzafaran Manastırı’nda yaşayan Bahe’nin 1920’li yıllarda Suriye’den kaçan ailesi ve kökleri hakkındaki hikayesi beyazperdeye yansıyor.

Her Saturdox gösteriminde olduğu gibi, iki gösterimin ardından bir konuşma gerçekleşecek. Militarizm, milliyetçilik, cinsellik, kadına yönelik şiddet ve hafıza üzerine çalışan, Sabancı Üniversitesi’nde antropoloji, kültürel çalışmalar ve toplumsal cinsiyet dersleri veren Ayşe Gül Altınay “Geçmişten Geleceğe: Suskunluk Katmanları Aralanırken” başlıklı bir konuşma gerçekleştirecek.

(Yeşil Gazete)

Vadisine HES sokmayanlar yargılanıyor

Loç Vadisi’ne Orya Enerji’nin yapmaya çalıştığı HES Projesi’ni engellemek için yıllar boyunca mücadele veren vadi halkından 117 kişi yargılanıyor. Davanın yeni duruşması 28 Mart’ta gerçekleşecek.

cide-loc-vadisi-ndeki-hes-davasina-devam-edil-4327469_o

Cide Loç Vadisi halkının 2009 yılında HES projesinin ÇED halkı bilgilendirme toplantısı sırasında başlattığı mücadele ve 28 gün oturma eylemi meyvesini vermiş; 2011 yılında Kastamonu Bölge İdare Mahkemesi tarafından “geri dönülmesi mümkün olmaya tahribatlar yapıldığı”gerekçesiyle HES projesine yürütmeyi durdurma kararı vermişti.

Çelişkili bilirkişi raporları

Orya Enerji’nin davayı geçtğimiz sene Danıştay’a götürmesiyle yeni bir sürece girildi. Yerel mahkeme ve Danıştay’ın Loç Vadisi’yle ilgili bilirkişi raporları arasındaki çelişki mahkemede çözümlenmeyi bekliyor. Bir yandan da santrali engelleyenlerden 117 kişi Orya Enerji’nin açtığı farklı davalarla yargılanmaya devam ediyor.

“Bu dava mücadeleyi savunmasız bırakmak için açıldı”

Yargılananlardan biri de Diren Cevahir Şen. Kendisi Loç Vadisi davasına bakan avukatlardan biri olmasına rağmen, ‘jandarmaya hakaret’, ‘suç işlemeye teşvik’,’mala zarar verme’ ve ‘işi engelleme’ olmak üzere dört farklı suçtan yargılanıyor.

blTJZ6em

Şen’in aktardığına göre, ceza davasıyla ilgili iddianame kabul edilince kendisinden ifade vermesi istendi. Mesleği gereği olay yerinde bulunduğunu belirten, bu yüzden ifadesinin alınmasına itiraz eden Şen’in ifadesi usule uygun olmayan bir şekilde alındı.

Cevahir Şen, bu davanın mücadeleyi savunmasız bırakmak için açıldığı görüşünde. Ahşap evlerin yoğunlukta olduğu, endemik bitkileriyle bilinen bölgede yapılacak HES’in ekosisteme büyük tahribat vereceğini, suyun taşınması sırasında dere yataklarında kaymalar olacağını belirtiyor.

“İdare Mahkemesi’nin kararı var, bilirkişi raporu da ortada. Karşı taraf danıştaya gitti, oradan çıkan bilirkişi raporu ise evlere şenlik, taraflı. Bilim insanlarının yaptığı söylenen bilirkişi raporunda ekosistemin zarar görmeyeceği iddia ediliyor. Geçtiğimiz yaz Danıştay’ın bilirkişi raporuna itirazda bulundup yeni bilirkişi heyeti talep ettik. Henüz geri dönüş olmadı. “

Yaklaşık bir buçuk senedir HES projesiyle ilgili Danıştay’dan karar bekleniyor.

Orya Enerji Loç Vadisi’nden Melet Irmağı’na geçti

Davanın avukatlarından Yakup Okumuşoğlu’nun bildirdiğine göre, Danıştay’dan çıkacak karar beklenirken Loç Vadisi’nden iş makineleri çekilmiş durumda. Fakat doğa savunucularının mücadelesi nedeniyle santral projesini durduran Orya Enerji, Ordu’da Melet Irmağı üzerinde yapılması planlanan ve Turnasuyu’ndan su taşınacak Darıca 2 HES faaliyetine devam ediyor.

Loç Vadisi halkının davaı olduğu duruşma 28 Mart Cuma günü saat 13.0’te Cide Mahkemesi’nde görülecek. Duruşmada tanıklar dinlenmeye devam edilecek.

 (Gözde Kazaz/Yeşil Gazete) 

Kisir Köyü’nde kanser var, önlem alan yok

Söke’ye bağlı Kisir Köyü, bölgedeki vahşi madencilik nedeniyle ortaya çıkan radyoaktif atıkların etkilerini yaşamaya devam ediyor. Geçtiğimiz Cuma bir köylünün daha kanser nedeniyle hayatını kaybettiği köyün yakınlardında üç farklı bilim insanının üç ayrı cihazla yaptıkları ölçümlerde yıllık güvenli dozun üstünde radyasyon tespit edildi.

kanser-koy02b20aa5398024460389

Evrensel Gazetesi’nden Özer Akdemir’in haberine göre Fukişima’nın yıl dönümünde İzmir’deki nükleer santral karşıtı bir panele katılmak için gelen Amerika’da yaşayan nükleer fizikçi Prof. Dr. Hayrettin Kılıç, Almanya’da yaşayan Nükleer Savaşa Karşı Uluslararası Hekimler Birliğinin Almanya Seksiyonu Üyesi Radyolog Doktor Alper Öktem ve Dokuz Eylül Çevre Mühendisliği Öğretim Üyesi Yrd. Doç. Enver Yaser Küçükgül köyde radyasyon ölçümü yaptı. EGEÇEP Yürütme Kurulu Üyesi Mustafa Erkalkan ve Kuşadası EKODOSD çevre örgütü temsilcilerinin de katıldığı ölçümlerde, özellikle yörede yaşayan köylülerin 1958’li yıllarda İngilizler tarafından açıldığını söyledikleri alanlara yaklaşıldığında 30, 41 ve 56 mikro sievert’e ulaşan değerlerde gama radyasyonu tespit edildi.

Sondaj kuyularının yakınında güvenli dozun 450 katı radyasyon

Kisir köyünün yaylası olan Osmankuyusu bölgesinin girişinden itibaren artmaya başlayan radyasyon değerleri sondaj yapılan alanlarda çok yüksek oranlara ulaştı. İngiliz mühendislerin köylülere “Sakın bunlara dokunmayın” dediği uranyumlu taşların olduğu tepede ölçülen rakam 56.1 mikro sievert’e ulaştı. Ölçümü yapan bilim insanları bu değerin yıllık güvenli dozun 450 katı anlamına geldiğini belirttiler.

Radyasyonlu ev duvarları

Bölgede evi ve bahçeleri bulunan Yusuf Çenesiz adlı köylünün evindeki ocağın küllerinde, çevredeki bahçeleri birbirine ayırmak için üst üste yığılan taşlarla oluşturulan duvarlarda yüksek oranda radyasyon ölçüldü. Bu radyasyonlu alanlarda hiçbir şekilde önlem alınmazken, herhangi bir uyarı levhası da yoktu. Dere ve çeşmelerdeki sular ise insanlar ve hayvanlar tarafından kullanılmaya devam ediyor.

yillik_guvenli_dozun_450_kati_radyasyon_tespit_edildi_h29616

Kılıç: Radyasyonun karıştığı suları, toprağı tespit etmek lazım

Ölçüm yapılan arazinin yerleşim yerinden uzak olması nedeniyle direkt etkilenim olmasa da yağmur sularıyla, rüzgarlarla, yeraltı sularıyla kirliliğin taşındığının kesin olduğunu söyleyen Prof. Dr. Hayrettin Kılıç; “Yerleşim alanlarındaki problem, besin zinciri ve radon gazı. Köydeki kanser olaylarının bu kadar artması ile doğrudan bağ kurulabilir. Yüzeydeki taşları ölçtük 56’yı gördük, 10 metre kazsaydık herhalde 1000’i bulurduk. Evlerde kullanılan taş aynı taş. Radyasyonun karıştığı alanları, suları, toprağı tespit etmek, ekilen ürünlerde radyasyon oranını ölçmek lazım” dedi.

Öktem: Sondaj kuyuları açılmasaydı bu rakamları görmezdik

Dr. Alper Öktem ise şunları söyledi; “Bu madenler rehabilite edilmeden terk edilmiş. İşte az önce karşılaştığımız olay uranyum ihtiva eden kaya parçalarını yığmışlar bir köşeye, köylüye de bunları sakın ellemeyin deyip gitmişler. Büyük bir sorumsuzluk örneği ile karşı karşıyayız. Şimdi bu işin geniş çaplı saklanması değil, üzerine gidilmesi lazım. Eğer bu sondaj kuyuları açılmasaydı toprağın üzerinde hiçbir şekilde böylesi büyük rakamlar görmeyecektik. Açıldığı için bu maden milyonlarca yıldır durduğu yerden çıkmış ve hiçbir tedbir alınmadan açıkta bırakılıp gidildiği için, suyla, rüzgarla, canlılarla çevreye yayılıyor, kontamine oluyor. “

“Mesele radyoaktif izotopların besin zincirine ulaşması”

Yeşil Gazete’ye konuşan Alper Öktem radyasyon kaynağından uzaklaştıkça ölçtükleri radyasyon miktarının azaldığını söyleyerek ekledi: “burada mesele radyasyon kaynağının, radyoaktif uranyum ve zincirde yer alan radyoaktif toryum, radon gibi izotopların çevreye dağılmasındadır; çevrenin kontamine olması, radyoaktif izotopların besin zincirine ulaşmasıdır. Yerin altındaki radyoaktif uranyum bölgedeki madencilik calışması ile, sondajlarla kendisine yol buluyor, havadan ama bilhassa yeraltı ve yerüstü sularıyla yayılıyor.”

 

“Embriyolar, bebekler ve çocuklar için düşük doz da riskli”

Öktem, düşük doz olarak tanımlanan ve yılda 100 milisieverti geçmeyen dozların da çocuklar, anne rahmindeki bebekler ve embriyolar için tehlikeli olduğunun altını çizdi. “Radyasyona baglı kanserin ortaya cikip gelismesi icin on yillar gecmesi gerekir. Iki üç yıldan sonra ilk görünen kanser çocuklarda tiroid kanseridir; ama buna yol açan radyoaktif iyot nükleer santral kazalarinda ortaya cikar. Radyoaktif kirlilige bagli olarak kanser vakalarında artış olup olmadığı epidemiyolojik incelemelerle tesbit edilir.”

Beşparmak Dağı’nda kurulmuş olan maden ocaklarının atıkları Kisirli Köyü’nden geçen Kisir Çayı’na dökülüyor. Köy muhtarı Baki Suna, köyde son 10-15 yılda kanser nedeniyle 70’in üzerinde kişinin öldüğünü söylüyor.

(Evrensel/Yeşil Gazete)

Grönland’ın ucundaki buz tabakası da artık sabit değil

Grönland’ın kuzeybatı ucunda bulunan ve küresel ısınmaya karşı direnen büyük buz tabakası da oynamaya başladı. Son üç senedir artan sıcaklık nedeniyle gücünü kaybeden buz tabakası erirse, yükselen denizlere milyarlarca ton erimiş buz eklenecek.

10-Glacier-Finn-Bo-Madsen

‘Nature Climate Change’ Gazetesi’nde yayınlanan bir araştırma, ‘Zachariae’ isimli buz akarsuyunu sabit tutan buz tabakasının da erimeye başladığını ortaya çıkardı. Araştırmaya göre son üç senede artan sıcaklıklar, buz takabasını eriterek ‘mantarı açılmış bir şişe gibi’ Zachariae buz akarsuyunun denize akmasına neden olabilir. Zachariae, Grönland’ın buz tabakasının %16’sını tutuyor.

Çalışmanın başında bulunan Ohio State Üniversitesi jeoloji profesörü Michael Bevis, Kuzeybatı Grönland’ın kıtanın son sabit bölgesi olduğunu söyleyerek “bu araştırma Kuzeybatı’da da buz kaybının artmaya başladığını gösteriyor. Bu demektir ki Grönland’ın çevresindeki buz tabakası da artık sabit değil” dedi.

Her sene 10 milyar ton buz eriyor

Araştırmaya göre, 2003’ten 2012’ye kadar Kuzeybatı Grönland’dan her sene 10 milyar ton buz okyanusa döküldü. Kıtanın küresel deniz seviyesi artışına her sene 0.5 mm ile 3.2 mm katkı sağladığı tahmin ediliyor.

İngiltere Bristol Üniversitesin’de coğrafya bölümü profesörü Jonathan Bamber, Grönland buz tabakasının son 20 senede deniz seviyesindeki artışa en çok katkısı olan bölge olduğunu, eğer tamamen erirse denizdeki artışın yedi metreye ulaşacağını belirtiyor.
“Yakın zamana kadar Kuzeybatı Grönland buzları görece olarak sabitti. Bu yeni çalışma, artık öyle olmadığını gösteriyor.”

(AFP/Telegraph/Yeşil Gazete)

Çayaltı’ndaki HES için ÇED protestosu

Reis RS Enerji tarafından Zonguldak’ta yapılması planlanan Çayaltı HES için ÇED süreci başlatıldı. Geçen hafta gerçekleşen ÇED halkı bilgilendirme toplantısına katılan Devrekli vatandaşlar protestolarla toplantıyı yaptırmadı.

hes--HI-831181

Zonguldak‘ta Devrek Çayı üzerine yapılması planlanan Çayaltı HES (Çayaltı 1 Regülatörü ve HES, Çayaltı 2 regülatörü ve HES) projeleriyle ilgili ÇED olumlu kararı çıktı. REİS RS Enerji Elektrik Üretimi Motorlu Araçlar Tütün Ürünleri Dağıtım Pazarlama Sanayii ve Ticaret A.Ş.’ tarafından yapılması planlanan projeyle ilgiliÇ aydeğirmeni Beldesi’nde halkı bilgilendirme toplantısı düzenlendi.

Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü ve Reis RS enerji Firması yetkilileri tarafından düzenlenen toplantıya Devrek’ten gelen bazı vatandaşlar tepki gösterdi. Toplantı, düdük çalınarak ve alkış tutularak engellendi, yetkililer toplantı mekanını terk etti.

“Projeyle suyun kullanım hakkı şirketlerin olacak”

Protestoya katılan vatandaşlar, HES Projesi ile birlikte ekolojik ve doğal dengenin bozulacağının, canlı hayatının tehlikeye gireceğinin altını çizdi, proje ile suyun kullanılma hakkının özel şirketlere devredileceğini belirtti.

“Devrek’te yeni HES’le tahribatı arttıracak”

Çayaltı-1 Regülatörü ve HES; Zonguldak İli, Devrek İlçesinin 2 km yakınında, Devrek Çayı üzerinde 64.50 m talveg kotunda yer alıyor. Çayaltı 2 Regülatörü ve HES ise yine Devrek Çayı üzerinde 53.50 m talveg kotunda, ilk tesisin yaklaşık 4,5 km akış aşağısında yer alıyor.

Çayaltı’ndaki toplantıyı protesto eden grupta yer alan Emre Ermiş, Yeşil Gazete’ye, protestonun ardından kendi tutanaklarını hazırlayıp Çevre İl Müdürlüğü’ne yolladıklarını, henüz bir cevap gelmediğini belitti. Ermiş’in aktardığına göre, yaşadıkları Devrek ilçesinde, Yedigöller’e 60 km. uzaklıkta yapılmış olan Dirgine Barajı yaşadıkları ilçenin içinde geçen nehrin sularını kurutmuş. Yeni HES’in ekolojik tahribatı arttıracağını, bu yüzden mücadele ettiklerini vurguluyor Ermiş.

Halkı bilgilendirme toplantı protestoları hukuki içtihada dönüşebilir

ÇED halkın bilgilendirme toplantısını protesto kararıyla ilgili geçtiğimiz aylarda emsal niteliğinde bir gelişme olmuştu. Aliağa Termik Santrali’yle ilgili ara davada, üç kişilik mahkeme üyelerinden biri ÇED olumlu raporuna şerh düşmüş; gerekçe olarak ta halkı bilgilendirme toplantısının protestolara rağmen yapılmış gibi gösterilmesini göstermişti. Gerekli güvenlik önlemlerinin alınıp toplantının yapılması gerektiğini belirten mahkeme üyesi, bu açıdan ÇED olumlu raporun verilemeyeceği yönünde oy kullanmıştı. Hukukçulara gore bu karar, içtihada dönüşebilir.

Çayaltı HES için yapılan protestolu halkın katılımı toplantısını aşağıda izleyebilirsiniz:

(Yeşil Gazete)

İnkar Devrimi çetesini deşifre eden sergi : ‘Bol Şans’

Tophane’de Boğazkesen caddesine yolunuz düşerse, Daire Galeri’nin vitrininden Buğra Erol’un portreleri dikkatinizi çekecek. İnsanın tahakküm altına almaya çalıştığı doğayla olan ilişkisini kendine has formlarda sorgulayan sanatçı ve doğa aktivisti Erol’la ilk sergisi ‘Bol Şans’ı, insanlığın neden şansa ihtiyacı olduğunu, tüketim kültürünü ve aktivizmi konuştuk.

483764_10151321556580814_659250962_n

“Radikal sonuçlar karşımızda ama radikal bir dönüşüm yok “

“İnsanın doğayla kuramadığı ilişkiyi düşünürken Maskeli insanlardan oluşan bir çete ortaya çıkmaya başladı. İnsanların yüzünü yok edip hayvan maskeleri koymayı düşündüm. Sonra Ömer Madra’yla yapılan bir söyleşide ‘inkar devrimi’ kavramını duydum. İlgimi çekti, inkar devrimini anlatan, kendimin de dahil olduğu bir çete kurguladım.”

Kafalarında at, inek maskeleriyle portrelerde dolaşan bu çetenin, yani aslında hepimizin az ya da çok dahil olduğu bu inkar devriminin neye tekabül ettiğini şöyle anlatıyor Erol :

“Sorunları ve sorunların çözümlerinin farkında olup hareket edememe durumu. Olması gerek dönüşüme engel olan bir devrim aslında. İlk defa küresel ısınmayla ortaya çıkıyor. İlk defa şehirlerdeki insan sayısı kırsaldaki insandan daha fazla, daha konformist hayatlar yaşıyoruz. Ama radikal sonuçlar, çevre felaketleri biz istesek de istemesek de karşımıza çıkıyor. Ama bütüm toplumu etkileyen radikal bir dönüşüm yok.“

1969385_10151955021320814_1453974716_n
Life/Hayat, Işıklı kutu, 210 dia

“Hiçbir aktivistin kendisinden başka bir isme ihtiyacı olduğunu düşünmüyorum”

Buğra Erol, yedi senesini Greenpeace’de geçirmiş bir çevre aktivisti. Hem de örgütün en “hareketli” kadrolarından olan tırmanış ekibinde yer almış. Roma’daki Collesium, Boğaz Köprüsüi, Kuzey Kutbu’na giden bir petrol platformu, Enerji Bakanlığı binası tırmandığı yerlerden sadece birkaçı. Greepeace’in çevre mücadelesi tarihine bir selam niteliğinde olan, dialarla ürettiği panolar serginin önemli bir parçası. Diaların hikayesine geçmeden önce Buğra Greenpeace’den neden ayrıldığını şöyle açıklıyor:

“Çok şey öğrendiğim bir süreç oldu. Fakat yedi sene sonunda baktığımda, kendimi çözümün bir parçası olarak da görmedim. Çevre konularında bizi, dünyanın tüm canlılarını birbirinden ayıran hiçbir özellik yok. Aynı gemideyiz. Bu yüzden ‘Greenpeace’ gibi isimlere sadece toplumsal olarak hareket edemediğimiz zaman oluşan boşluk yüzünden ihtiyacımız var. Bunu fark ettikten sonra soğudum açıkçası. Bu ‘Gezi’nin etkisi oldu. Hiçbir aktivistin kendinden başka bir isme ihtiyaç duyduğunu düşünmüyorum artık. “

Biribirini tekrar eden hataların izdüşümü

Greenpeace’den ayrılmadan önce, örgütün İngiltere ofisine çalışmaya gittiği dönem çöpe atılmak üzere olan dia’lar buluyor sanatçı. Örgütün kuruluşundan beri gerçekleşen eylemlerin, çevre felaketlerin dijital ortama aktarılmasıyla ortada kalan fotoğraf diaları.. Buğra Erol Türkiye’ye gelirken yanında getiriyor bu dia’ları ve İstanbul’daki bir karma sergide bir kısmını sergileyince Greenpeace Türkiye de kendi dialarını sanatçıya veriyor. “Bu dialar inkar devrimini yaşatan çetenin neyi inkar ettiğini gösteriyor” diyor Erol.
Üst üste bindirilmiş onlarca diadan mütevellit kolajların üstündeki kelimeler hayli ironik: güvenli (safe), ev (home) ve yaşam (life). Çağrışım yapabilecek seçmeye çalıştığını söylüyor sanatçı. “Bu kolajlar birbirini tekrar eden hatalar silsilesi aslında. Polonya’daki nükleer santral, Türkiye’den Petkim.. her dia’yı birer cümle olarak düşünüyorum.”

images (6)
4th Revolution

“Neyi tükettiğimizi sorgularsak yol alabiliriz”

İşlerinde çok uluslu şirketlerin sömürdüğü bir dünyayı ve insan denen yaratığın suskunluğunu anlatan Erol’un işleri ister istemez “sence çözüm yok mu?” sorusunu sorduruyor: “Çözüm bilinçli tüketici. Neyi tükettiğimizi sorgularsak birşey çözer miyiz bilmiyorum ama yol alabiliriz. Sergideki “4th Revolution” işinde biraz bunu anlatmaya çalıştım. “

Buğra Erol’un ‘Bol Şans’ isimli sergisini Daire Galeri’de 22 Mart’a kadar görmek mümkün. İşler planlandığı gibi giderse, sanatçının belki kişisel değil ama kolektif bir serginin içindeki işlerini görmek için bir dahakine Belgrad Ormanı’na gidilecek. Çünkü Erol gelecekte, beraber iş ürettiği sanatçılarla Belgrad Ormanı yangın gözetleme kulesinde, bazı çalışmaların ormanda üretileceği bir sergi yapmayı hayal ediyor.

(Gözde Kazaz/Yeşil Gazete)

‘Berkin vurulunca “anne!” diye bağırdı’

Berkin Elvan’ın ölmesine neden olan olay anıyla ilgili soruşturmada dinlenen iki tanık, olay anını anlattı.

67e0fb26f422194416bc2d207e69f0a5
Hürriyet’ten Ayşegül Usta’nın haberine göre, Berkin Elvan’ın ellerini kaldırarak “Ekmek almaya gidiyorum” dediğini belirten tanıklar, Elvan’a ateş eden polis memurunun kafasında kask olmadığını, yüzünde gaz maskesi olduğunu, sarışın yapılı bir kişinin ise bir polis memura talimat verdiğini anlattılar. Soruşturma kapsamında daha önce dinlenen 18 polis ise olay günü Elvan’ın yaralandığı bölgede görev yapmadıklarını ya da hatırlamadıklarını söylemişlerdi.

‘Müthiş bir gaz kokusu vardı’

Okmeydanı’ndaki bir çay bahçesinde garson olarak çalıştığını belirten ve soruşturma kapsamında tanık olarak ifadesi alınan S.Y. olay günü Gezi eylemleri nedeniyle otobüslerin çalışmadığını Esenler’de bulunan evinden taksiye bindiğini söyledi. S.Y. ifadesinin devamında şunlara yer verdi:

“Berkin Elvan’ı tanırım. Çay bahçesinde garson olarak çalışırım. Berkin Elvan her gün oyun oynamak için parka gelirdi. Bu nedenle kendisi ile merhabamız vardı. Olay günü sabah 06.30 sıralarında karşılaştık. Esenlerden taksiye binerek Şark Kahvesi’nin önüne kadar geldim. Burada taksiden inerek ara sokaklarda işyerine gidiyordum. Berkinlerin evlerinin bulunduğu sokağa gelmiştim. Tam kapının önünde gördüm. Berkin’in çocuk olmasından da kaynaklanarak nereye gidiyorsun diye sordum. Müthiş bir gaz konusu vardı.”

Bakkala ekmek almaya gittiğini söyledi. Ben de bakkalların kapalı olduğunu söyleyince ‘fırına giderim’ dedi. Beraber, Berkin ile sokakta 100-150 metre yokuş yukarı yürüdük. Evlerinden ayrılalı 100-150 metre olmuştu. Başka bir sokağa girmiştik. Bu sokak dar bir sokaktı ve Mahmut Şevket Paşa Caddesi’ne doğru yürüyorduk. Tam caddeye çıkmamıştık. Evlerinden itibaren olayın meydana geldiği yere 5 dakika yürüdük.

Olay, evlerine 100-150 metre mesafedeki sokakta meydana geldi. Burada 4-5 katlı bir binanın önündeydik. Hatta binanın pimapenci ya da camcı dükkanı vardı. Yan tarafı ise terziydi. Dükkanların olduğu tarafa Mahmut Şevket Paşa Caddesi’ne doğru yürüyorduk. Mahmut Şevket Paşa Caddesi üzerinden de çevik kuvvet polisleri bizim bulunduğumuz sokakta dahil olmak üzere bir çok yere gaz kapsülü atıyordu.

berkin_elvan_by_meridiann-d79vt90

‘Gaz kapsülü kafasının olduğu yere çarptı ve oraya yapıştı’

Berkin çocuk olduğu için sanırım meraklandı. Yanımızda 3-4 kişi daha vardı. Kafasını eğerek ve bir adım öne çıkarak polislere doğru baktı. Bu esnada bir gaz kapsülü boyutlarını şu anda tam olarak söyleyemeyeceğim, demir, gümüş renginde bir cisim tam Berkin’in kafasının sağ arka kısmına yani hemen boyun kısmının hemen üzerindeki kafatasının olduğu yere çarptı ve oraya yapıştı. Berkin eliyle vurarak gaz kapsülünü düşürdü. Berkin, vurulması üzerine ‘anne’ diye bağırdı, geldiğimiz yöne eve doğru koştu. Ben de peşinde koştum. Kendisini yakaladım. Başından hafif kan geldiğini gördüm. Mahmut Şevket Paşa Caddesi üzerinde bulunan Şişli Belediyesi’ne ait sağlık ocağına götürecektim.

‘Vurulduktan 20 dakika sonra şuurunu kaybetti’

Fakat bana sağlık ocağının kapalı olduğunu söylediler. Bunun üzerine bir sivil, beyaz olduğunu tahmin ettiğim Ford minibüs bizi görünce durdu. Bu esnada zaten Berkin bayılmıştı. Şuuru yerinde değildi. Vurulduğu andan itibaren 20 dakika geçmişti. Kendisi sağlık ocağının olduğu yere koşarak benimle geldi. Sağlık ocağının yanında şuurunu kaybetti. Vurulduktan 20 dakika sonra şuurunu kaybetti. Kendisini beyaz muhtemelen Ford marka olduğunu tahmin etiğimiz minibüse bindirdik. Yanımda 2-3 vatandaş vardı. Kendisini minibüsle Okmeydanı SSK hastanesine getirdik. Hastaneye saat kaçta getirdiğimizi hatırlamıyorum. Ama sabah 08.00-08.30 sıraları olabilir. Hastanede ailesi gelinceye kadar bekledim. Hatta doktor bana kan lazım olacak bir yere ayrılma dedi. Ailesi gelince de bekledim. Bizi hastaneye getiren şahsı ve plakasını hatırlamıyorum. Çevik kuvvet polisleri bizim bulunduğumuz nokta arasında 20 metre mesafe vardı.

‘Ateş eden polisin eşkalini bilmiyorum’

Kaç polisin gaz tüfeği taşıdığını hatırlamıyorum. Bunlar Mahmut Şevket Paşa Caddesi’ndeydi. Bir polis yoğunluğu vardı ancak esas polis yoğunluğu Anadolu Caddesi üzerindeydi. Orda daha yoğun polis vardı. Mahmut Şevket Paşa ve Anadolu Caddesi çatal halindedir. Bir tarafı sağlık ocağı, bir tarafı Cemevi’ne iner ve polis yoğunluğu vardı. Bütün sokaklarda insanlar vardı. Kamuoyunda Gezi olayları diye bilinen olayları protesto ediyorlardı. Ben Berkin’e ateş eden polis memurunun eşkalini bilemiyorum, kafasında kask olup olmadığını bilemiyorum. Ancak tüm polislerde gaz maskesi ve kask takılıydı. Onun için bir polis eşkali veremem. Çünkü polisleri gaz tüfeği kullanırken gördüm ancak Berkin’e ise gaz kapsülünün çarptığı anı gördüm. Bu gaz kapsülünü ateşleyen polisi görmedim. Onun için eşkal veremem ancak gaz kapsülü polislerin olduğu yerden geldi. Polislerle aramızda 20 metre mesafe vardı. Berkin polis tarafından hedef gözetilerek vurulmuştur.”

‘Evlerinin yan sokağında vuruldu’

Berkin Elvan’ın arkadaşı olduğunu belirten 18 yaşındaki Ö.K. ise şunları anlattı: “Berkin’i 4 yıldır tanırım. Kendisi benim arkadaşım olur. Ben de aynı mahallede oturuyorum. Olay günü kimse evinde değildi, herkes dışarıdaydı. Topkapı tarafından Çevik Kuvvet Şube Müdürlüğü’ne ait otobüsler Okmeydanı’na doğru geliyordu. Caddeden giremediği için gerek metrobüs yolundan gerekse yan caddelerden bir kısım polisler yaya olarak Anadolu Kahvesi’nden Mahmut Şevket Paşa Caddesi’ne girdiler. Gaz attıkları için millet yokuştan aşağı kaçmaya başladı. O sırada vatandaşlar arasında gruplardan kopmalar oldu. Ben de Berkin’in vurulduğu sokağın karşı sokağındaydım. Berkin’in vurulduğu sokak evlerinin yan sokağı idi. Ben Berkin’in vurulduğu sokağı karşı sokağındayken Berkin’i gördüm. Yanında 3-5 kişi bir kalabalık vardı. Berkin sokaktan döndü. Bu esnada biber gazı tüfek ya da tabancaları patlamaya başladı.
“Berkin ellerini kaldırarak ‘ekmek almaya gidiyorum’ dedi”
Berkin polislere elini kaldırarak ekmek almaya gidiyorum atmayın yeter artık diye bağırdı. Göstericilere hatta Berkin ekmek almaya gidiyorum geçebilir miyim dedi. Berkin 3-4 kişinin arasından caddeye çıktığı sırada 15-20 metre ileride bulunan Mithatpaşa Caddesi’nde bulunan polisler gaz tüfeği ya da tabancasıyla tekrar ateş etmeye başladılar. Bu sırada Berkin silahın sesini duyduğu için irkildi. Sokağa girmek isterken birden kapsül başına isabet etti. Berkin bağırmaya başladı. Kafasına biber gazı saplanmıştı. Eliyle vurup çıkardı.

‘Sarışın, kalıplı bir şahıs’

Bu esnada polislerin olduğu yerde kafasında gaz maskesi takılı bulunan sarışın kalıplı bir şahıs parmağıyla vatandaşları göstererek küfür ederek polislere ateş edin diye bağırıyordu. Berkin’in bilinci yerindeydi. Biz kendisine sorular sormaya başladık. Kafasına ne geldiğini sorduk. ‘Biber gazı mı, plastik mermi mi geldi?’ diye sorduk. Cevap vermedi ‘bilmiyorum’ dedi. Kafasına pamuk falan koyduk. Birden bayılmaya başladı. Gözleri kapandı, kendisini kucağımıza aldık. Araba bakındık. Bir market sahibi sanırım Alkan marketin sahibi, beyaz bir sanırım transit eski kasa beyaz minibüsle geldi, durdu. Berkin’i kucağımıza aldığımızda kusmaya başladı. Tuvaleti geldi, her şeyi boşaltmaya başladı. Arabayla Mithatpaşa Caddesi üzerinden çıkamadık. Yolu uzatmak zorunda kalıp ara sokaklardan Piyale Paşa Bulvarı’na oradan da Okmeydanı SKK hastanesine gittik. Burada doktorlar müdahale ettiler. Ailesine haber verdiler.
‘Sarışın kişinin talmat verdiği bir polis memurunu gördüm’
Berkin’e gaz fişeği çarptıktan 20 dakika sonra baygınlık geçirdi. Ben sarışın kişinin talimat verdiği bir polis memurunu gördüm. Ancak çevrede başka gaz tüfeği kullanan polisler de vardı. Ancak sarı saçlı polisin yanında bulunan kişinin polisin kullandığı tüfekten çıkan gaz kapsülüyle Berkin’in yaralandığını gördüm. Aralarında 20 metre mesafe vardı. Polisler KİM marketin önünde ve Berkin’e ateş eden polis memuru da KİM marketin önündeydi. Ateş eden polis memurunun kafasında kask yoktu. Yüzünde gaz maskesi vardı.

(Hürriyet)