Dersim’in Ovacık ilçesinde Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) Belediye Başkanı olan Fatih Mehmet Maçoğlu, ücretsiz ulaşım, düşük fiyatlı su gibi uygulamaların ardından ilçede organik tarımı teşvik amacıyla çalışma başlattı.
TKP’li Ovacık Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, belediye çalışanları ve gönüllülerle birlikte ilçede hazineye ait 450 dönümlük arazide organik nohut ve kuru fasulye ekimi için çalışmalara başladı. Kendisi de traktörle çalışma yürüten Maçoğlu, “Amacımız organik nohut ve fasulye üretmek. Bir çalışma yapıp önümüzdeki dönem bunu teşvik ederek insanlara tohum ve mazot desteği sağlamak istiyoruz. Şu an nohut ve fasulye çalışmamız var. Ürettiklerimizi tohum bankası oluşturarak sonraki yıl köylüleri de üreticileri de işin içine koyarak tohum desteği vermek istiyoruz. Yine bu çalışmanın bir bölümüyle de üniversite öğrencilerine burs vermeyi planlıyoruz” dedi.
1994 yılında 17 bin olan ilçe nüfusunun bugün 6 bine düştüğünü ifade eden Maçoğlu, “1994 yılında köylerinden göç ederek gelen ve 94 mahallesi dediğimiz bölgede ikamet eden insanlarımız son derece sıkıntılı. Bu insanlar için hazineye ait arazileri kaymakamlık kanalıyla köylülere tahsis ederek çalışmaya teşvik ettik. İlçemizde, pazar sorunundan ötürü de üretim düşmeye başladı. Burada üretilen ürünü Türkiye’nin başka yerindeki insanlara ulaştırmak istiyoruz. Yoksa buradan para kazanmak gibi bir çabamız yok” diye konuştu.
Başkan Maçoğlu, bu çalışmaya insanların katılarak üretime destek vermelerini beklediklerini de söyledi. Belediye tarafından önümüzdeki günlerde patates ekimi de gerçekleştirilecek.
1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü için Taksim Meydanı’nda toplanma hakkının engellenmesi yönünde alınan tedbirler kapsamında, Taksim’in çevresindeki çok geniş bir çemberde toplu ulaşım seferler kısmen ya da tamamen durduruldu.
Marmaray
Marmaray seferleri yapılıyor olmakla birlikte, Sirkeci istasyonu çıkışları Galata köprüsü üzerinden Beyoğlu’na yönelik hareketlenmeyi engellemek için kapatıldı. Ayrıca Yenikapı istasyonu da kapalı durumda. Üsküdar ya da Kadıköy Ayrılıkçeşme’den yalnızca Kazlıçeşme’ye transfer sağlanabiliyor.
Metrobüs
Söğütlüçeşme’den kalkan seferler durduruldu. Seferler Mecidiyeköy’den sonraki 2-3 km mesafeden itibaren Avcılar istikametine doğru işletilecek. Bu uygulama ile Kadıköy Yeni Salı Pazarı alanında izin verilen toplanma alanı ile Taksim-Mecidiyeköy bağlantısına geçiş kısıtlanmak isteniyor.
Toplu ulaşım hakkı kısıtlanıyor
Metro
Yenikapı-Hacıosman aksındaki metro seferleri sadece Levent-Hacıosman ve yeni hizmete alınan Levent-Boğaziçi Üniversitesi arasında çalışıyor. Levent ile Mecidiyeköy arasında yaya erişimi bulunuyor olmasına rağmen bu noktadan ileriye, Taksim’e yaya olarak bile ulaşım sınırlandırılmış durumda. Hatta, Mecidiyeköy’de resmi tatile rağmen işlerine gitmek zorunda olan emekçiler bile Emniyet mensuplarının yoğun sorgulama ve engellemelerine takılıyor.
Motorlar
Üsküdar ve Kadıköy’den Karaköy, Kabataş ve Eminönü istikametlerine erişim sağlayan Den-Tur Avrasya ve Turyol seferleri tek yönlü olarak çalışıyor. Avrupa Yakası’na sefer yapılmıyor.
Karayolları
Emniyet’ten yapılan açıklamaya göre, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle 1 Mayıs Cuma günü saat 06.00’dan itibaren trafiğe kapatılacak ve alternatif yollar şöyle:
SARAÇHANE PARKI VE ÇEVRESİNDE GEREKTİĞİNDE TRAFİĞE KAPATILACAK YOLLAR
-Fevzipaşa Caddesi
-Macar Kardeşler Caddesi
– Atatürk Bulvarı
SARAÇHANE VE ÇEVRE TEDBİRLERİ İÇİNDE KULLANILABİLECEK ALTERNATİF CADDELER
-Abdülezelpaşa Caddesi
-Kadir Has Caddesi
-Ragıp Gümüşpala Caddesi
-Haliç Caddesi
-Şehzadebaşı Caddesi
BEYAZIT MEYDANI VE ÇEVRESİNDE GEREKTİĞİNDE TRAFİĞE KAPATILACAK YOLLAR
-Ordu Caddesi
Sendikaların toplanma noktası olarak belirlediği Beşiktaş meydanı da trafiğe kapalı, sabah 08:50 itibariyle polis insanları gözaltına almaya başladı.
Bianet’den Beyza Kural’ın haberine göre Taksim’de 1 Mayıs kutlamalarının yasaklanmasının ardından, DİSK, KESK, TMMOB, TTB, Halkevleri, Birleşik Haziran Hareketi ve Halkların Demokratik Partisi Taksim’e çıkmak için Beşiktaş’a çağrı yaptı.
İstanbul Valiliği 2013’ten beri üçüncü kez Taksim Meydanı’nda 1 Mayıs’ın kutlanmasına izin vermiyor ancak sendikalar 1 Mayıs’ı Taksim’de kutlama konusunda bu sene de ısrarlı.
DİSK üyeleri ve sendika başkanları 8:30 itibarı ile Beşiktaş meydanına geldi. 8:50’de Beşiktaş meydanında çantasından gaz maskesi çıktığı iddia edilen bir kişi gözaltına alınmaya çalışıldı, CHP İstanbul vekili Çelebi polislerle konuştu, polis kimlik kontrolünün ardından serbest bırakacağını söyledi. Serbest bırakılan kişi “Baskılar bizi yıldıramaz” diye slogan attı.Bırakıldıktan sonra yaptığı açıklamada çantasının ikinci kez arandığını, eylemci olduğunu söylediğini, çantasındaki maske ve kaskı görünce polisin gözaltına alımak istediğini söyledi. Kendisi serbest bırakılırken gaz maskesi ve kaskına el konuldu. Zincirlikuyu’dan Beşiktaş’a gitmek isteyen bir kişi de gözaltına alındı.
Barbaros Caddesinden Beşiktaş meydanına inen yol polislerce saat 9:00 itibarı ile tamamen kesildi ve polis yolda kordon oluşturdu.
Polis, 1 Mayıs dolayısıyla Taksim Meydanı’nı demir bariyerlerle kapattı. Takviye 1500 polis uçaklarla İstanbul’a geldi. Vali Şahin, ‘Sadece Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakmaya izin var” derken DİSK “Bayramımızı Taksim’de kutlayacağız” diyor.
DİSK, Taksim’de olacağız diyor
Al Jazeera’dan Murat Eğilmez’in haberine göre DİSK başta olmak üzere bazı işçi ve memur sendikalarının 1 Mayıs’ı kutlamak istediği Taksim Meydanı, geçen yıl olduğu gibi bu yıl da Valilik tarafından gösterilere kapatıldı. İstanbul Valisi Vasip Şahin, 1 Mayıs kutlamaları için Yenikapı’daki miting alanını adres gösterdi.
Şahin son olarak dün yaptığı açıklamada, Taksim Meydanı’nın her türlü gösteriye, toplantıya kapalı bir alan olduğu için 1 Mayıs’la ilgili kutlamalara da kapalı olduğunu belirterek, “Yalnızca o gün sembolik olarak işçi veya siyasi parti temsilcilerimize orada çelenk koyma ya da Kazancılar Yokuşu’nda karanfil koyarak anma imkânı tanınacak” dedi.
Gelişmeleri takip ederek 1 Mayıs’a özel İstanbul genelinde güvenlik planlamalarını değiştiren emniyet, Taksim için geçen yıl olduğu gibi özel tedbirler aldı. 29 Nisan’dan itibaren tüm personel izinleri iptal edildi.
İstanbul dışından polis takviyesi
1 Mayıs nedeniyle şehir dışından yaklaşık 1500 polis uçaklarla takviye olarak İstanbul’a geldi.
Adana, Diyarbakır,Bingöl, Gaziantep,Muş ve Kars’tan takviye olarak getirilen polisler daha sonra İETT otobüsleriyle görev yerlerine hareket ettiler. Atatürk Havalimanı Emniyet Şube Müdürlüğü’nde görevli yaklaşık 200 polisin de 1 Mayıs nedeniyle Taksim’de görev yapacağı öğrenildi.
Taksim Meydanı’nda yaya ve araç trafiğine izin verilmeyecek. Sadece 1 Mayıs 1977 olaylarında hayatlarını kaybedenlerin anısına sembolik olarak Kazancı Yokuşu’na karanfil bırakılacak.
Kamu güvenliği bahane edilerek Taksim ve çevresine vatandaş yaklaştırılmayacak. Taksim’e çıkan tüm yollar sabah saat 6:00’dan itibaren kesildi.
Meydan karadan ve havadan kontrol altında tutulacak. Taksim’de 10 bin civarında polis gücü hazır tutuluyor. Duruma göre anında bu rakamın çok daha üzerine çıkılabilecek hazırlık da yapıldı. Geçen yıl 19 bin civarında polis Taksim bölgesinde görev yapmıştı.
Metro da Taksim’e gitmiyor
Vali Şahin’in yasak açıklamasına parelel olarak İstanbul Büyükşehir Belediyesi de metro ve civarında duyuru ilanları asarak, Taksim’e çıkan araçların iptal edildiğini duyurdu. Taksim metrosu gün boyunca Hacıosman-Levent arası çalışacak. Taksim-Kabataş arası sefer yapan füniküler hattı Valiliğin vereceği ikinci bir emre kadar iptal edildi. Marmaray ise gün boyu açık olacak. Ancak sadece Sirkeci durağında durmayacak.
DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin oluşturduğu 1 Mayıs 2015 Komitesi ve 1 Mayıs çağrıcıları’ndan “Taksim” çağrısı
Yenikapı’daki yeni miting alanını adres gösteren İstanbul Valisi Vasip Şahin’in yasak kararını açıklamasının ardından bir araya gelen DİSK, KESK, TMMOB ve TTB’nin oluşturduğu 1 Mayıs 2015 Komitesi ve 1 Mayıs çağrıcıları Taksim’de bir araya geldi. Komite 1 Mayıs kutlamaları için herkesi Taksim’e çağırdı.
DİSK Genel Sekreteri Arzu Çerkezoğlu, “İşçi sınıfının birlik ve dayanışma günü olan 1 Mayıs’ta alanlardayız. Ancak tüm dünyanın gözü kulağı Taksim’de olacak. Çünkü Taksim’in üçüncü kez siyasi iktidar tarafından tamamen hukuksuz şekilde işçilere kapatılması söz konusu. Hem 1 Mayıs’ın, hem Taksim’in özgürleştirilmesi için verdiğimiz mücadele var. Bu mücadeleyi kazandık ve 2010’da Taksim açıldı, ancak 2013’te tüm mahkeme kararlarına rağmen tekrar kapatıldı ve siyasi iktidar bu yasak zihniyetinde ısrar ediyor. Tüm mahkemelerde mahkûm oluyor, davaları kazanıyor ama bu tutumlarını sürdürüyorlar. Çünkü tarihsel ve politik olarak son derece kuvvetli olan bu meydanda 100 binlerin bir araya gelerek haklı taleplerini dile getirmelerini istemiyorlar, bu nedenle yasaklıyorlar” dedi.
2015 Genel Seçimleri‘ne katılan siyasi partilerin seçim bildirgelerinin sözcük sıklık analizlerine HDP ile başlamıştık. Analizimizi AK Parti ile devam ettiriyoruz.
AK Parti; CHP ve HDP’den farklı olarak “bildirge” terimi yerine MHP ile birlikte “beyanname” ifadesini kullanıyor. Oldukça uzun bir beyanname ile seçmenlere vaatlerini aktaran parti, uzun bir belge hazırlamış. İçinde tam 68 bin 102 kelime bulunuyor.
Sözcük grubu analizinde iki ifade hemen öne çıkıyor. “Neler yapacağız AK Parti olarak” ve “neler yaptık AK Parti olarak” tabirleri toplam 27 kez kullanılmış. Bu iktidar partisinin icraatlarını ön plana çıkaran bir söylemi benimsediğini yansıtıyor. Siyaset dünyamızdaki bilindik tabirle “yaptıklarımız yapacaklarımızın teminatıdır” mesajını veriyorlar. Taahhüt anlamı barındıran “yapacağız” kelimesinin tek başına sıklığı binde 1,7. Bu yüklem 115 cümlede yer alıyor.
Tekil kelime analizleri ile devam edildiğinde de, kamunun yürütmesinden sorumlu parti olmanın, beyannamenin özgül ağırlığını belirlediği görülüyor. “Kamu” kelimesi binde 3,1 sıklık ve 212 tekrarla diğer tüm kavramların önüne geçiyor. İcraat partisi vurgusunun sayısal verilerle de desteklenmesine özen gösterilmiş. “Milyar” ve “milyon” ifadelerine toplam 377 kez yer verilmiş. Bu veriler; başarıların ve hedeflerin somutlaştırılması, yeri geldiğince nicel değerlerle sunulmasına dikkat edilmiş olduğu izlenimini uyandırıyor.
“Sosyal” kelimesi halka yakın duran bir kavram olarak AK Parti için de önem taşıyor. Tam 205 kez kullanılmış. Ancak faaliyetlerdeki eğitim ve sağlık gibi belli odak alanları oldukça ön sıralarda. Örneğin “AK Parti” ifadesi 169 kez kullanılırken, “eğitim” ifadesi 161 kez yer alıyor. “Türkiye” sadece 118 kez vurgulanırken, “sağlık” 131 defa geçiyor ve belirgin bir hedef işaret ediyor. Ekonomi ve küresel entegrasyon konuları beklendiği üzere kelime analizinde de kendini gösteriyor. “Uluslararası” terimi 136 kez, “ekonomik” kelimesi 108 sefer kullanılıyor.
AK Parti Seçim Beyannamesi Sözcük Sıklık Analizi
Dikkat çeken bir başka unsur AK Parti’nin bir “dönüşüm” vurgusu da yapıyor olması. Bu kelime 74 kez kullanılmış. “Bölgesel” ve “yerel” kelimeleri ise toplam 139 tekrara sahip. Bu sayılar yapısal bir yenilenme eforunun harcanacağını ve salt merkezi politikalar üretmenin de tek yöntem olmayacağı fikrini akla getiriyor. Ancak bu istatistiksel görünüm, bu dönüşümün ya da yerel-bölgesel faaliyetlerin ne yönde olacağını işaret etmiyor.
“Devlet” ve “güvenlik” kelimeleri sırasıyla 71 ve 72 kez kullanılırken, “demokrasi” 66 defa yineleniyor ve bu sıklığın biraz gerisinde kalıyor.
Orta sıklıktaki kelimelere göz attığımızda; “enerji” 60, “tarım” 40, “kırsal” 39, “teknoloji” 36 ve “büyüme” 30 kez yer buluyor. “Spor” 51 ve “sanat” 27 tekrarlanan kavramlar. Çok öne plana çıkamamış görünüyorlar. Yeni nesiller de özgül ağırlık olarak çok kuvvetli değiller. “Çocuk” kelimesi 47 kez kullanılırken “genç” sözcüğüne sadece 16 defa yer veriliyor. “Kadın” 38 tekrarla sıranın sonlarına doğru ancak yer bulurken “engelli” 20 adet kullanım ile daha da aşağılarda. Bu istatistikler AK Parti’nin dezavantajlı gruplar için özel bir çabası olmayacağını gösteriyor. “Kadın” kelimesi özelinde HDP ile kıyaslamak gerekirse AK Parti’de sonlarda olan “Kadın” kelimesi HDP’de ilk 4’te yer alıyor.
“Yargı” kelimesi sadece 24 kez kullanılmış. Bu, yeni dönemde yargı erkinin yeniden yapılanması ile ilgili önceliğin göreli azalmış olduğunu gösteriyor olabilir.
Emek dünyası açısından tarama yaparsak, “istihdam” tabirinin her on bin kelimelik metin parçasında sadece 2 kez geçtiğini görüyoruz. Yetmiş bine yakın sözcüğün olduğu metinde “işçi” ifadesi sadece 5 kez kullanılmış. Ancak daha da ilginç olanı mütedeyyin kesimin hassasiyetlerine kuvvetle sahip çıkan bir parti çizgisine rağmen, “din” kavramının kullanım sıklığı yüz binde 4. Yani, sadece 3 kez…
Analizlerimize kalan siyasi partilerle devam edeceğiz…
Not: Çalışma, partilerin kamuoyuna online paylaştıkları dijital dokümanlar baz alınıp ve metinlerin kelime sıklıklarının istatistiksel olarak analiz edilmesi imkanı veren ücretsiz hizmet sağlayan bir web sitesinin ürettiği sayısal veriler yorumlanarak standart bir metotla yürütülmüştür.
ABD’nin Baltimore kentindeki polise karşı halk isyanını Baltimore’de yaşayan ve John Hopkins Üniversitesi’nde çalışan Şahan Savaş Karataşlı‘dan Yeşil Gazete okurları için Türkiye’de yansıtılmayan yönleri ile kaleme almasını istedik. Hem kendisine hem de bizi Şahan ile buluşturan gazetemizin gönüllü emektarlarından Işıl Sarıyüce‘ye teşekkür ediyor, bu geniş kapsamlı yazıyı sizinle paylaşıyoruz
* * *
Son günlerde uluslararası medya, Baltimore’da siyahların ayaklandığını, kendi mahallelerini yakıp, yıkıp, yağmalamaya başladığını anlatıyor. Televizyon kanalları yangınların, yağmalanan dükkanların, tahrip edilen polis arabalarının, maskelerini takıp şehri talan eden siyahların görüntülerini yayınlıyor. Baltimore’da siyahların ayaklandığı, olağanüstü hal ve sokağa çıkma yasağı ilan edildiği yanlış değil. Ancak olayın akışı, şekli ve niteliği, ana akım medyada anlatılandan oldukça farklı.
Baltimore’da siyahların ayrımcılıktan işsizliğe, ırkçılıktan polis şiddetine uzanan geniş bir yelpazedeki pek çok sorundan muzdarip oldukları sır değil. Baltimore’daki ayaklanmayı tetikleyen son olay ise geçtiğimiz haftalarda Freddie Grey adında 25 yaşındaki siyah bir gencin polis tarafından öldürülmesi oldu. Freddie 12 Nisan Pazar günü polis tarafından üzerinde ‘sustalı bıçak’ taşımak gibi oldukça sıradan ve keyfi bir nedenle gözaltına alındı. Polis aracına bindikten sonra omurgasından, belkemiğinden ve gırtlağından aldığı darbelerle komaya girdi. Polis Freddie’i doğrudan hastaneye götürmek yerine, önce dolaştırdı ve polisin olduğu mahalleye götürdü. Tıbbi müdahale gecikti. Freddie bir hafta sonra da yaşamını yitirdi.
Freddie Grey’in polis tarafından öldürülmesi olayı münferit bir vaka değil. 2010-2014 yılları arasında Baltimore’da 30’u aşkın buna benzer olay gerçekleşti. Olayların hemen hepsinde öldürülen kişiler silahsızlardı ve bilinen herhangi bir suç işlememişlerdi. Geçtiğimiz Ağustos ayında Ferguson ayaklanmasına neden olan Michael Brown’un öldürülmesi örneğinden de hatırlanabileceği gibi bu olaylar sadece Baltimore’la da sınırlı değil. Aksine, polis şiddeti sorunu Amerika’nın dört bir yanını sarmış, ırkçılık ve sınıf ilişkileri ile iç içe geçmiş genel ve yapısal bir sorun. Polis şiddeti sadece siyahlara yönelik olmasa da ağırlıklı bir şekilde siyahlara ve özellikle de Amerikan ‘varoşlarında’ yaşan siyahlara yöneliyor. Nüfusun sadece üçte birinin siyah olduğu Maryland eyaletinde polis tarafından öldürülen insanların oranı yüzde 70’lere yaklaşıyor. Nüfusun %63’ü siyah olan Baltimore’da bu oran çok daha fazla. Dolayısıyla, siyahlar her gün kendi yaşamlarını tehdit altında görüyorlar ve ‘adalet istiyoruz’ diyorlar. Sadece üç beş polis memurunun yargılanmasını değil ‘ırkçı polis sisteminin’ tümünden sona ermesini talep ediyorlar.
Ayaklanma Öncesindeki Barışçıl ve Geniş Katılımlı Protestolar
Freddie Grey’in yaşamını kaybettiği 19 Nisan’dan bugüne kadar Baltimore’un dört bir yanında siyahların başını çektiği barışçıl eylemler düzenlendi. Bu eylemlerin en büyüğü de 25 Nisan Cumartesi günü yaklaşık 10 bin kişinin katıldığı, protestocuların Batı Baltimore’un varoşlarından kalkıp şehir merkezindeki belediye binasına kadar yaklaşık 10 kilometrelik bir yolu yürüdükleri protesto eylemi oldu. Bu eylem 1968’den bu yana Baltimore’da görülmüş en büyük toplumsal protesto eylemiydi.
Polisin helikopterlerle takip ettiği ve video çekmek için tasarlanmış insansız hava araçlarıyla – yani dronelarla – izlediği bu eylemlerin en çarpıcı özelliği ise Baltimore’da oldum olası birbiriyle mücadele eden siyah çeteleri, Nation of Islam’dan Kara Panter’lere uzanan geniş bir yelpazedeki siyah siyasi grupları, Hıristiyan ve Müslüman siyah dini liderleri, sosyalist ve anarşistler siyasi örgütleri, Baltimore’un dört bir yanından öğrencileri ve öğretmenleri, farklı renklerden, milletlerden oluşan daha önce benzeri pek görüşmemiş geniş yelpazede bir kesimi bir araya getirmiş olmasıydı. Eylemler siyasi gruplar arası farklılıklar nedeniyle neredeyse ikiye bölünecekti; ancak buna izin verilmedi.
Eylem boyunca protestocular ortak bir şekilde “Freddie için adalet istiyoruz”, “Adalet yoksa barış da yok”, “ırkçı polis istemiyoruz”, “Gece, gündüz Freddie Grey için mücadele edeceğiz” sloganlarını attılar. Saat 1’de başlayan ve 5.30’a kadar Belediye Binası önünde devam eden eylemler son derece barışçıl ve olaysız geçti. Ancak eylemler son derece etkili oldu: tüm şehirde yaşam durduruldu. Bir hafta boyunca süren ve Cumartesi günü zirveye ulaşan bu demokratik hak ve özgürlükler mücadelesi basında gerektiği gibi yer bulmadı.
Medya öldürülen siyahları değil kırılan camları haber yapıyor
Cumartesi günü gerçekleşen kitlesel eylem saat 5.30 gibi dağılınca, protestocuların bir kısmı Camden Yards Beyzbol stadyumu önüne yürüyerek, protestolara devam etme kararı aldı. Yaklaşık 500-600 kişilik grup, stadyum önünde “adalet yoksa beyzbol da yok” sloganları attılar. Taleplerini Orioles maçını izlemeye gelmiş diğer Amerikalılara ulaştırmaya çalıştılar.
Polis ilk defa burada sertleşmeye ve siyah göstericilere yer yer sataşmaya başladı. Bu arada 15-20 kişilik bir siyah genç grup bir kaç polis aracının camını kırdılar, lastiklerini patlattılar, polis araçlarının üstünde yürüdüler, arabaların içerisinden polis şapkalarını çıkarıp kafalarına takıp dans ettiler, polis barikatlarına su şişesi attılar. Bu olaylar göstericilerin alkışları arasında gerçekleşti. Polis de göstericileri dağıtmak için müdahale etti.
Aslında bu sözüm-ona şiddet olayları ABD’de hemen her yıl derbi maçlar sonrasında çıkan olaylarla karşılaştırıldığında, haber değeri bile taşımayacak kadar küçük ve basit olaylardı. Ama medya öldürülen siyahları ve polis şiddetine karşı demokratik bir mücadele veren kitleleri değil kırılan camları haber yapmayı daha uygun buldu. Cumartesi akşam saatlerinde gerçekleşen bu birkaç olay ertesi gün basına “Baltimore’da eylemler kaos’a, vandalizme döndü” diye yer aldı. Siyahlar ayaklansalar, ayaklanmakta haklılardı ama henüz ayaklanmamışlardı.
Ayaklanmayı Tetikleyen Polis Müdahalesi
Pazartesi günü ise Freddy Grey’in olaysız geçen cenazesinin ardından ise herşey değişti. Olayları değiştiren de polisin ‘operasyon planı’ oldu. Baltimore polisi ‘çeteler polise karşı birleşti, bugün saat 15.00’de Batı Baltimore’daki Mondawmin Mall’da ayaklanacaklar diye duyum aldık’ diyerek saat 15.00 öncesinde Mondawmin Mall’a geldi. İşin doğrusu Cumartesi günkü eylemde çeteler birleşmiş ve ortak fotoğraf çektirmişlerdi. Ama “polise karşı” değil ‘polis şiddetine karşı’ birleştirmişlerdi. Yine de çetelerin bir araya gelmesi polis için büyük bir sorundu.
Polis’in operasyon için seçtiği bölge Mondawmin Mall’da siyah öğrencilerin gittiği Frederick Douglass lisesinin tam karşısıydı. Saat 3 de öğrencilerin liseden çıkış saati… Bu liseye sadece bu mahallenin değil, etrafındaki pek çok mahalleden siyah öğrenciler gelir. Ve buradaki siyah öğrenciler ayrımcılıktan, işsizliğe, polis şiddetinden, uyuşturucuya ABD’de ve Baltimore’da siyah olmanın ne anlama geldiğini son derece iyi bilen öğrenciler. Siyah gençler için tüm bu sorunlarının en acili ve en günceli ise mahallelerindeki polis baskısı. Polislerden nefret ediyorlar ve çok öfkeliler.
Pazartesi günü saat 3’de bu öğrenciler okuldan çıkınca, karşılarında tam takım kuşanmış, silahlanmış, ellerinde kalkanlarla bekleyen polisleri gördüler. Öğrenciler eve dönmek için otobüse binmek zorundalar, ama polis alana öğrencilerin otobüse gitmesini ve bölgedeki tek metro durağını kullanmalarını engelleyecek şekilde yerleşmiş, yani tüm yolları kapatmış. Polise soruyorlar ‘otobüse yetişmemiz lazım, eve nasıl gideceğiz?’ diye. Ama polisler yanıt vermiyor. Siyah öğrencilerin eve ulaşabilecekleri başka bir ulaşım şekli de yok.
Pazartesi günkü büyük ayaklanmayı tetikleyen işte liseden çıkan öğrencilerle polis arasında geçen bu gerginlik oldu. Polis güçleri bu öğrencilerin önlerini kesip, evlerine, mahallelerine dönmelerini engelleyince, öğrenciler de polise taşlarla saldırdı, polis de onlara taş atarak yanıt verdi. Basında ‘çeteler polise saldırdı’ diye anlatılan video görüntülerinde, kızlı erkekli ‘çete mensuplarının’ sırtlarındaki okul çantalarını görmek zor değil. Siyah mahallesinde çıkan bu çatışma, bölgedeki tüm siyahları hızlı bir şekilde çatışmaya çekti. Ve siyahlar asıl olarak polisleri kendi mahallelerinden atmaya çalıştı. Ayaklanma işte böyle başladı…
Siyahlar Değil Polis Şiddet Kullanıyor
Eğer “iyi niyetli” bir şekilde konuşacak olursak, eğer polis gerçekten burada böyle bir ayaklanma olacağını duyum aldıysa da onu durdurmak için yaptığı herşeyin bu ayaklanmayı başlattığını söylemek daha doğru olur. Çünkü böyle bir bölgeye bu şekilde yapılan bir operasyonun böyle bir şiddeti tetiklememesinin bir yolu yok. Özellikle de söz konusu olan lise yaş grubunda olan bu siyah gençler olduğunda…
Ama bu ayaklanmanın çıkması en çok da Baltimore polisine yaradı. Doğru, Pazartesi günü çıkan ayaklanma sonucunda tüm gözler Baltimore’daki ayaklanmaya çevrildi ancak bu kez, sorun tümüyle tepetaklak olmuş oldu. Siyahlar polis şiddetini protesto ediyorlardı ama döndü dolaştı sorun siyahların kullandığı şiddet olarak tarif edildi. Tüm şehirde olağanüstü hal ve akşamları sokağa çıkma yasağı ilan edildi. Polislere destek için ulusal muhafızlar çağrıldı ve şerifin kontrolündeki güvenlik güçleri aktive edildi, diğer şehirlerden ve eyaletlerden güvenlik güçleri geldi. Ve tüm şehir, özellikle de siyahların bulunduğu bölgeler abluka altına alındı. Siyahlar polis şiddetinin son bulmasını istiyorlardı ama kendilerini daha önce eşi benzeri görülmemiş bir polis kuşatması altında buldular. Şu anda sokağa çıkmış herhangi bir siyah sorgusuz sualsiz gözaltına alınabiliyor.
Asıl yağmacılar kim?
Baltimore’daki olaylar basında en çok da siyahların kendi mahallelerini yağmalaması ve talan etmesiyle gündem oldu. Obama da dahil tüm devlet birimleri yaptığı açıklamalarda thug (eşkıya/çapulcu) terimini kullandı. Baltimore’lu siyahları en çok da bu tarif rahatsız etti.
Freddie’nin mahallesindeki duvarlar acil nakit para ihtiyacını sömürmek için tasarlanmış ‘evinizi satmak isterseniz biz satın alırız’ diyen reklamlardan geçilmiyor
Yağmacılık konusunu daha düzgün yorumlamak için Freddie Grey’in mahallesinde biraz dolanmak yeterli olacaktır. Freddie Grey’in mahallesi Batı Baltimore’da Sandtown-Winchester bölgesinde, nüfusun %99’un siyah olduğu, işsizlik oranının ABD’nin ortamalasının iki katı üzerinde olduğu bir işçi sınıfı mahallesi. Mahalle zaten bankacılar tarafından riskli ipoteklerle ‘yağmalan’mış durumda. Mahalledeki her üç evden birisine bankalar tarafından el konulmuş ve kapısına kilit takılmış. Evlerden çıkarılan aileler sokaklarda evsiz olarak bulunuyorlar. Baltimore’da şu anda 16,000 boşaltılmış ve yaklaşık 30,000 evsiz var. Freddie’nin mahallesindeki duvarlar acil nakit para ihtiyacını sömürmek için tasarlanmış ‘evinizi satmak isterseniz biz satın alırız’ diyen reklamlardan geçilmiyor.
Sorunun bir de başka bir boyutu var… ABD dünyada tutuklama oranının en yüksek olduğu ülke. Baltimore bu oranın en yüksek olduğu şehirlerden birisi… Ve Sandtown-Witchester da bu sorunun Baltimore’da en yoğun bir şekilde yaşandığı mahalleler arasında geliyor. Hapislerin, gözaltıların bu kadar yüksek olduğu mahallelerde her köşe başında üç beş tefeci dükkanı görürsünüz. Sandtown-Witchester da bunlardan birisi. Siyahlar ailelerini ve dostlarını gözaltından çıkarabilmek için gereken kefalet ücretini bulamadıkları için ellerinde ne kalmışsa, aile yadigarı bir yüzük, bir saat, bir saksafon, bir televizyon bu tefecilere veriyorlar. Mahalleler inanılmayacak derece yüksek faizlerle nakit para sağlayan, çek bozan tefecilerle dolu. Tefecilerin borçların ödenmesini sağlamak ve ödenmeyen borçları cezalandırmak için şiddete başvurabildikleri de sır değil. Baltimore ayaklanmasında ‘yağmalanan’ bir kaç dükkan işte buraları…
Baltimore ayaklanmasında ‘yağmalanan’ bir kaç dükkan halkı sürekli sömüren tefeci dükkanları
Ancak durup düşünüldüğünde, kimin kimi yağmaladığı biraz şüpheli. Bu mahallelerdeki siyahlara soracak olursanız, onlar kendilerini öldüren ve haksız yere gözaltına alan polisler, polislerle işbirliği halinde çalışan tefeciler ve evlerine el koymak için bekleyen bankacılar üçgeni tarafından yağmalanmış hissediyorlar. Ve bu yağmacılık sisteminin son bulmasını istiyorlar.
Yanan CVS binası hakkında anlatılmayanlar
Siyahların önce “talan edip” sonra da “ateşe verip yaktıkları” iddia edilen CVS (süpermarket şeklinde işletilen ABD çağında bir eczane zinciri) bu mahalledeki tek eczane
Baltimore’da olaylarında siyahların önce “talan edip” sonra da “ateşe verip yaktıkları” iddia edilen CVS (süpermarket şeklinde işletilen ABD çağında bir eczane zinciri) meselesi ise bunlardan biraz daha farklı görünüyor. İşin tuhaf tarafı şu ki, bu mahalledeki tek eczane burası. Yani burayı yakmak, öyle dükkanları tefecileri talan etmeye benzemiyor. Bu mahallede CVS’in olmaması demek, burada yaşayanların en ufak bir ilaç için otobüse binip başka bir mahalleye gitmeye mahkum olmaları demek. Burada bir CVS’in yanması demek, bir daha buraya bir CVS’in de gelmemesi demek. Mahalleli de kara kara bunu düşünüyor. Yakınlardaki mahallelerde hemen bir CVS bulunabileceği de şüpheli.
Meydanda bulunan yanmış CVS binasından içeri girmek isteyince hemen bir yazı görüyorsunuz: “Bu polis yüzünden oldu, bizim yüzümüzden değil (biz yapmadık)” diyor yazı
Meydanda bulunan yanmış CVS binasından içeri girmek isteyince hemen bir yazı görüyorsunuz: “Bu polis yüzünden oldu, bizim yüzümüzden değil (biz yapmadık)” diyor yazı. İçeri girdiğinizde ise bambaşka bir manzara görüyorsunuz: Mahalledeki siyahlar örgütlenmişler, gönüllü ekipler kurmuşlar, iş bölümü yapmışlar, içeriyi temizliyorlar. Bir tek CVS için değil, tüm mahallelerinde yapıyorlar bunu.
Mahalledeki siyahlar örgütlenmişler, gönüllü ekipler kurmuşlar, iş bölümü yapmışlar, içeriyi temizliyorlar
Medya “siyahlar kendi mahallelerini talan ediyorlar” haberlerinden geçilmiyor, ama olayların başından beri bu mahalledeki gönüllü bir şekilde çalışan, ekipler kurup, mahallelerini yeniden inşa etmeye çalışan siyahların hikayesi hiç anlatılmıyor.
Mersin’de Büyükşehir Belediyesi ve Mersin Üniversitesi ortaklığında Kongre Merkezi’nde 45 kurum, kuruluş, stkdan 192 kişinin katılımı ile “Mersin İli Çevre Sorunları ve Çözüm Önerileri Çalıştayı” düzenlendi.
Çevre Çalıştayının açılış konuşmasını Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz yaptı
Mersin’de çevre ile ilgili tüm aktörlerin biraraya geldiği çalıştayın açılış konuşmasını Mersin Üniversitesi RektörüProf. Dr. Ahmet Çamsarı yaptı. Çalıştayın kapsamı ve yöntemi hakkında açıklamalarda bulunan Çamsarı’nın ardından Mersin Büyükşehir Belediye Başkanı Burhanettin Kocamaz söz aldı. Mersin’in çevre sorunları ve bu sorunların giderilmesi adına Büyükşehir’in yaptığı çalışmalar hakkında bilgi veren Kocamaz, kentte coğrafi bilgi sisteminin oluşturulmak üzere olduğunu aktardı. Mersin’e ait canlı türleri Caretta Caretta ve Akdeniz Foklarının nesli tükenme tehlikesi altında bulunan canlılar olduğunu da belirten Başkan Kocamaz, çalıştaydan çıkacak öneriler neticesinde Büyükşehir Belediyesi’nin çevre sounlarının çözümüne ilişkin bir yol haritası çıkaracağını söyledi.
Mersin’in çevre sorunlarının dokuz ayrı çalışma grubu tarafından masaya yatırıldığı grup çalışmasının hemen öncesinde Mersin Üniversitesi Müdendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Halil Kumbur ayrıntılı bir Mersin İli Çevre Sorunları sunumu yaptı.
Mersin Üniversitesi Müdendislik Fakültesi Çevre Mühendisliği bölümünden Prof. Dr. Halil Kumbur ayrıntılı bir Mersin İli Çevre Sorunları sunumunda bulundu
Çevre sorunlarından ziyade Mersin’in endüstri, turizm, enerji ve tarım potansiyellerini detayları ile çalıştay katılımcıları ile paylaşan Prof. Dr. Kumbur, 6360 sayılı yasa ile çevre ile ilgili projelerin Büyükşehir Belediyeleri’nin sorumluluğuna bırakıldığını ve bunu avantaja dönüştürmenin mümkün olduğunu aktardı.
Çevre sorunlarının çözümü için dokuz ayrı çalışma grubu
Açılış ve çalıştay çalışma yöntemi sunumlarının ardından öğle yemeği için ara veren katılımcılar 13:30’da 9 ayrı çalışma grubu altında kendileri ile ilgili alan doğrultusunda çevre sorunları ve çözüm önerilerini tartıştılar.
Yeşil Gazete olarak bizim de dahil olduğumuz Çevre Eğitimi Çalışma grubu çalıştay bitiminde toplu halde. Grubun modaratörlüğünü Mersin Üni. Deniz Kaplumbağaları Uyg. ve Arş. Merkezi Müdürü Prof.Dr. Serap Ergene üstlendi
Çevre Çalıştayı’nda belirtilen dokuz çalışma grubu sırasıyla :
1- Su Yönetimi Çalışma Grubu
2 – Atık Yönetimi Çalışma Grubu
3 – Toprak Yönetimi Çalışma Grubu
4 – Hava Kirliliği Çalışma Grubu
5 – Gürültü, Görüntü ve Mimari Kirlilik Çalışma Grubu
6 – Enerji ve Çevre İlişkileri Çalışma Grubu
7 – Yerel Yönetimler ve Çevre Uygulamaları Çalışma Grubu
8 – Çevre Eğitimi Çalışma Grubu
9 – Turizm, Tarihi Doku ve Kıyı Yönetim İlişkileri Çalışma Grubu
45 ayrı kurum, kuruluş ve stk’dan 192 katılımcının Kongre Merkezi’nin büyük salonunda bir araya geldiği çalıştay tüm grupların önerilerinin maddeler halinde sunumu ile sona erdi.
Bundan sonraki süreçte Mersin Üniversitesi, önerileri kitapçık haline getirip hayat geçirilmesi amacı ile Büyükşehir Belediyesi’ne ve çalışma grubu katılımcılarına sunacak. Bu yöntem sayesinde çalışma gruplarının üyeleri de kendi önerileri ile ilgili bir gelişme olup olmadığını denetleme imkanına sahip olacak.
Buğday Derneği‘nin, Doğa Dostu Kent Bahçeleri projesi kapsamında üniversitelerde uygulamaya geçirdiği “Tohumlar Kampüse” kampanyasına yeni yeni üniversiteler katmak adına Hale Sargın, 3 Mayıs’ta Şili’de koşacak.
Adım Adım Oluşumu‘nun da desteklediği #TohumlarKampuse de daha önce 1 Mart 2015’te Antalya’da gerçekleştirilen Runatolia Maratonuna katılan Adım Adım Buğday koşucuları kampanya için koşarak bağış toplamıştı. Toplanan bağışlarla sırasıyla; Mersin Üniversitesi, Çukurova Üniversitesi, İTÜ ve ODTÜ’ de sağlıklı tohumlar toprakla buluştu. Buğday Ekibi’nden Hakan Gönül ve Nebile Bayrak , bu dört üniversitede öğrenciler ile birlikte tohum ve tohumun döngüsü, kompost yapımı ve ekolojik yaşamla ilgili bilgi ve deneyimleri paylaştı.
Mersin Üniversitesi’ndeki “Tohumlar Kampüse” atölyesinin iki gününe dair görüntüler:
Sağlıklı tohumların daha çok üniversite kampüsünde toprakla buluşabilmesi için “Tohumlar Kampüse” kampanyası devam ediyor. Adım Adım Buğday koşucusu Hale Sargın, 3 Mayıs Pazar günü, Şili’de “Wings for Life World Run” yarışında 2. kez yardımseverlik koşusu yapacak.
Siz de bu kampanyaya aşağıda belirtilen yollardan birisi yolu ile destek olabilirsiniz:
Havale veya EFT için:
Alıcı İsmi : Buğday Ekolojik Yaşamı Destekleme Derneği Banka: Garanti Bankası Şube: Karaköy Şubesi (400) Hesap No : 6294521 IBAN: TR80 0006 2000 4000 0006 2945 21
Önemli Not:
Banka havalesi/EFT ile bağış yapacakların “Açıklama” alanına bağışların raporlanması için aşağıdaki bilgiyi yazması gerekiyor.
AÇIKLAMA: “AA_HSARGIN_Bağışçı Adı ve Soyadı”
Örnek: “AA_HSARGIN_Ayse Elibol”
Mersin’de Akdeniz foklarının üreme ve barınma bölgesi olan Silifke ilçesine bağlı Yeşilovacık beldesinde Akkuyu Nükleer Santrali için yapılan çimento fabrikası ve liman, foklar için ciddi tehdit oluşturuyor. Nesli kritik derecede tehlike altında olan ve Türkiye’de sayıları oldukça az olan foklar, atıklar nedeniyle yaşamını yitiriyor.
Evrensel’den Erdoğan Alayumat’ın haberine göre mahkemelik olan alan için yerel mahkeme yürütmeyi durdurma kararı verse de, daha sonra kararından dönerek alanı santral için açtı. ODTÜ Deniz Bilimleri yetkililerinin Bern Sözleşmesi ile koruma altında olan fokların olumsuz etkileneceği yönünde beyanda bulunması ve bu beyanın Özel Çevre Koruma Kurumu Başkanlığınca doğrulanmasına rağmen fabrika ve liman inşaatının yapımına devam edildi. Söz konusu alanda fok mağaralarının da patlatıldığı ve bu nedenle çok sayıda fokun katledildiği belirtiliyor. Önümüzdeki günlerde üç termik santralin yapılacağı ve çimento üretmek amacıyla milyonlarca ton kömürün kullanılacağı konuşulurken, kömürlerin atıklarının nereye atılacağı ise merak konusu…
Akdeniz bölgesinin tehlike altında olduğunu söyleyen HDP Mersin Milletvekili Adayı Nursel Demir, AKP’nin nükleer enerjinin daha ekonomik olduğu yönünde propagandalar yaptığını ancak doğa tahribatına bakıldığında nükleer enerjinin insanlık için pahalıya mal olduğunu gördüklerini ifade etti.
Ermenistan’ın dünyaca ünlü otantik halk şarkıcısı Hasmik Harutyunyan ve müzik grubu Shoghaken Ensemble, İstanbul’da bir konser verdi.
Kadıköy YeşilEv’de gerçekleştirilen etkinliği Yüzleşme Platformu ve bir Alman kuruluşu DVV International birlikte düzenledi. Organizasyon adına bir konuşma yapan Ayşe Öktem, Ermeni soykırımının 100. yılında böyle bir etkinlik düzenlerken aslında herkesin kendi kişisel tarihleriyle de yüzleşmeleri gerektiğinin önemini vurguladı.
Ermenice ve büyük çoğunluğu Anadolu türkülerinden oluşan program bir ağıtla başladı ve potporiler biçiminde (iş şarkıları da denilen) horovellerle sürdü. Özellikle Muş, Bitlis, Van yöresine ilişkin türkülerin de söylendiği etkinlik kadim Ermeni kültürünün genel çehresini de kapsayarak zaman zaman izleyicilerin katılımıyla unutulmayacak bir geceye dönüştü.
1 saat sürmesi planlanan dinleti, hem izleyicilerin yoğun ilgisi hem de müzisyenlerin içten katkılarıyla iki saatlik geniş bir repertuvarın sunumu ile sonuçlandı. Konser sonrası sanatçıların etrafını saran izleyiciler, grubu gene görmek ve dinlemek istediklerini belirtirken, satışa sunulan cd’lerden edindi.