Ana Sayfa Blog Sayfa 3683

1 Mayıs için ilan edilmemiş sıkıyönetim

0e9a51-mayis-kutlama1 Mayıs kutlamalarının Taksim Meydanında yapılmasına izin verilmeyeceğini açıklayan İstanbul Valiliği DİSK ve Meslek örgütlerinin yapacağı kutlamaları engellemek için adeta sıkıyönetim ilan etti. 1 Mayıs günü bir çok yol trafiğe kapalı olacak.

İstanbul Emniyet Müdürlüğünden yapılan açıklamaya göre, 1 Mayıs Emek ve Dayanışma Günü nedeniyle 1 Mayıs Cuma günü saat 06.00’dan itibaren trafiğe kapatılacak ve alternatif yollar şöyle:

SARAÇHANE PARKI VE ÇEVRESİNDE GEREKTİĞİNDE TRAFİĞE KAPATILACAK YOLLAR

-Fevzipaşa Caddesi

-Macar Kardeşler Caddesi

– Atatürk Bulvarı

SARAÇHANE VE ÇEVRE TEDBİRLERİ İÇİNDE KULLANILABİLECEK ALTERNATİF CADDELER

-Abdülezelpaşa Caddesi

-Kadir Has Caddesi

-Ragıp Gümüşpala Caddesi

-Haliç Caddesi

-Şehzadebaşı Caddesi
BEYAZIT MEYDANI VE ÇEVRESİNDE GEREKTİĞİNDE TRAFİĞE KAPATILACAK YOLLAR

-Ordu Caddesi
BEYAZIT MEYDAN VE ÇEVRESİNDE KULLANILABİLECEK ALTERNATİF CADDELER

-Vatan Caddesi

-Millet Caddesi

-Türkeli Caddesi

-Koska Caddesi

-Hayriye Tüccarı Caddesi
TAKSİM, ŞİŞLİ, MECİDİYEKÖY VE GENİŞ ÇEVRESİNDE TRAFİĞE KAPATILACAK VE ALTERNATİF YOLLAR

-Şişli Mecidiyeköy ortaklar kavşağından Taksim istikametine kapatılacak, trafik akımı Ortaklar Caddesinden Esentepe istikametine yönlendirilecektir.

-Şişli Bomonti Tüneli Dolmabahçe istikametine kapatılacak, trafik akımı Akar Caddesinden Çağlayan ve Piyale Paşa Bulvarına yönlendirilecektir.

-Şişli Kuştepe kavşağından, Geçit Sokak istikametine gitmek isteyen akım, Kuştepe kavşağından kapatılacak trafik Çağlayan istikametine yönlendirilecektir.

Çağlayan Hürriyettepe kavşağından Şişli istikametine gitmek isteyen akım Hürriyettepe kavşağından Darülaceze Caddesi istikametine yönlendirilecek.

-Akar Caddesi istikametinden Hürriyettepe kavşağına gelen akım, Hürriyettepe kavşağından Çağlayan istikametine yönlendirilecektir.

-Darülaceze istikametinden Okmeydanı istikametine gitmek isteyen akım Okmeydanı kavşağından kapatılacak Odese Bulvarına yönlendirilecektir.

-Piyalepaşa bulvarından gelen akım Okmeydanı istikametine kapatılacak, Sadabat Viyadüğü istikametine yönlendirilecektir.

-Piyalepaşa Bulvarından Dolapdere istikametine gelen akım Dolapdere kavşağından Taksim Yedikuyular istikametine kapatılacak, Trafik Dolapdere kavşağından Piyalepaşa Bulvarı’na geri yönlendirilecektir.

-Kasımpaşa Tuz Ambarı ışıklardan Şişhane Tarlabaşı Bulvarı istikametine kapatılacak, trafik Tuz Ambarı ışıklardan Hasköy istikametine yönlendirilecektir.

-Unkapanı Köprüsü’nden Taksim istikametine giden akım köprüye girmeden Ragıp Gümüş Pala ve Abdülezelpaşa Caddesi’ne yönlendirilecektir.

-Sirkeci’den Galata Köprüsü Karaköy istikametine gelmek isteyen akım kapatılacak Ragıp Gümüş Pala Caddesi’ne yönlendirilecektir.

-Ortaköy’den Çırağan Caddesi Beşiktaş istikametine gitmek isteyen akım, Ortaköy’den kapatılacak Dereboyu Caddesi ve Bebek istikametine yönlendirilecektir.

-Beşiktaş Eski Yıldız Caddesi, Barbaros Bulvarı, ara sokaklardan çıkan akım Balmumcu Kavşağı Zincirlikuyu istikametine yönlendirilecek.

-Nişantaşı Kavşağı Rumeli Caddesi istikametine kapatılacak, Nişantaşı kavşağından Fulya istikametine yönlendirilecek.

-Teşvikiye Hüsrev Gerede Caddesi istikameti kapatılacak, Nişantaşı Kavşağı istikametine yönlendirilecek.

-Ihlamur kavşağından Şair Nedim Caddesi istikametine kapatılacak, Ihlamur Kavşağından Fulya istikametine yönlendirilecek.

-Kadırgalar Caddesi Taksim ve Küçük Çiftlik Caddesi istikametine kapatılacak trafik akımı Bomonti Tünel istikametine yönlendirilecek.

-Barbaros Bulvarı Beşiktaş istikametine Balmumcu kavşağından kapatılacak, Balmumcu Kavşağından Levent Sarıyer istikametine yönlendirilecek.

-Boğaziçi Köprüsü kuzey istikametinden geliş (Sait Çiftçi) Beşiktaş Ortaköy ayrımından kapatılacak, Haliç istikametine yönlendirilecek.

-İhtiyaç halinde E-5 kuzey yol Mecidiyeköy ayrımı kapatılacak, alternatif Çağlayan Haliç istikametine yönlendirilecektir.

-E-5 Güney Yol Mecidiyeköy ayrımı ihtiyaç halinde kapatılacak, trafik akımı Zincirlikuyu Levent istikametine verilecektir.

 

Yeşil Gazete

Tüketicilere izinsiz mesajlardan koruma

email1 Mayıs’tan itibaren tüketici izinsiz mesaj ve e-posta bombardımanından kurtuluyor. Bir adım daha atmaya hazırlanan BTK’nın yeni taslağına göre toplu mesajların içeriğinden şirketin yanı sıra operatörler de sorumlu tutulacak.

Yine hazırlanan taslağa göre tüketicilere gönderilecek ‘izin isteme mesajlarının’ sayısı da yılda ikiyi geçemeyecek.

Tüketiciler çift koldan korunacak

Tüketici Sorunları Derneği (TÜSODER) Genel Başkanı Aydın Ağaoğlu, BTK’nın kendilerine görüş için gönderdiği taslakta yeni getireceği uygulamayla tüketicinin ‘iki koldan’ korunacağını söyledi. Ağaoğlu, “BTK’nın hazırlığı sadece elektronik haberleşme sektöründe faaliyet gösteren firmaların abonelerine kendilerince bilgi ve yetki verilmiş kurumlardan istenmeyen mesaj gönderilmesi halinde cep telefonu veya internet hizmeti veren ana firmaya da sorumluluk yüklüyor. Bununla birlikte tüketiciler çift koldan korunacak” değerlendirmesinde bulundu.

1 Mayıs’tan itibaren hayata geçecek uygulamanın her bakımdan faydalı ancak şimdiden bir açık noktasının bulunduğuna dikkat çeken Aydın Ağaoğlu söz konusu açığı da şöyle özetledi:

Patron hattından gönderebilir!

“Burada çok önemli bir açık var. Bireysel hatlarla ilgili bir düzenleme bulunmuyor. Sadece 5809 sayılı Elektronik Haberleşme Kanunu’nun 60’ıncı maddesinde bu şekilde ticari mesaj gönderilmesi yasaklanmış ve bu bağlamda yaptırım olarak hattın kapatılmasını öngörmüş. Yani çok sayıda ön ödemeli veya faturalı bireysel hat edinen kişi ve kurumlar bu istenmeyen mesajları gönderebilecekler. Yani şirket yerine patron kendi hattından toplu mesaj gönderdiğinde bunun bir cezası olmayacak.”

‘Kimlik bilgileri işportaya çıkmıştı’

Habertürk gazetesinden Ünsal Ereke’nin haberine göre, 1 Mayıs’ta uygulamaya girecek düzenlemenin 72 milyon cep telefonu ve 45 milyon internet kullanıcısı için Türkiye’de bir milat olacağını ifade eden Aydın Ağaoğlu, “Milyonlarca kişinin kimlik bilgileri ve telefon numaraları işporta gibi elden ele dolaşıyordu. Bu bir milat olacak. Ancak her uygulamanın bir arka kapısı elbet olacaktır. Bunun sağlıklı devam etmesi için aranılan kişinin ‘Bilgilerimi nereden aldınız’ şeklinde sorgulama yapması gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Hayır’ı kabul etmeyen yazılım, ‘evet’e hediye

23 Ekim 2014’te Resmi Gazete’de yayımlanan ve 3 gün sonra yani 1 Mayıs’ta yürürlüğe girecek Elektronik Ticaretin Düzenlenmesi Hakkında Kanun’a göre SMS ve e-posta tüketicinin onayına tabi olunca bu sefer de şirketlerin onay mesajları patladı.

1 Mayıs’a kadar onay almak için acele eden şirketler tüketiciye, “İzninizi istiyoruz… Çok özel fırsatları ve kaçırılmayacak kampanyalardan haberdar olmaya devam etmek istiyorsanız “EVET”i tıklayın” gibi cep telefonu ve elektronik posta mesajları ile ulaşıyorlar. Bazı şirketlerin ise yazılımla birlikte gelen mesajların reddedilmesine imkân vermeyen ya da reddedilmesi halinde bile onay sinyali veren SMS ve elektronik posta yapmaları dikkat çekiyor.

Onay yoksa, ileti de yok

-Ticari elektronik ileti, alıcıya ancak önceden onayı alınmak kaydıyla gönderilebilecek.

-SMS’lerin yanı sıra telefon, çağrı merkezi, faks, otomatik arama makineleri, akıllı ses kaydedici sistemler ve elektronik posta vasıtaları da onay kapsamı içinde.

Ret mesajı ücretsiz atılacak

-Vatandaş, onay vermiş olsa bile hiçbir gerekçe göstermeden ticari ileti almayı reddedebilecek.

-Ret bildirimi kolay ve ücretsiz olacak.

-Ret mesajının ardından 3 gün içinde reklam mesajları duracak.

Sessizlik ‘ret’ demek

-Reklam SMS’i almak isteyen vatandaş, yazılı ya da elektronik iletisim araçları ile onay verecek.

-Alıcının sessiz kalması durumunda ‘onay’ talebi reddedilmis sayılacak.

-Onaylar, gerektiğinde Gümrük Bakanlığı’na sunulmak üzere 6 ay saklanacak.

Onaysız iletiye 50 bin lira ceza
-Vatandaş SMS gönderen işletmeyi, Gümrük Bakanlığı’na 6 ay içinde şikâyet 6 edebilecek

-İşletmelere, ihlal halinde bin TL’den 15 bin TL’ye kadar ceza verilecek

-Onaysız olarak bir defada birden fazla ileti gönderilmesi halinde, ceza üst limiti 50 bin TL olacak.

Kutlama mesajı da onaya tabi

-Ticari iletide mutlaka gönderen şirketin adı ve iletişim bilgisi bulunacak.

-İletinin ticari amaç taşıdıgı mesaj ya da görüşmenin başında belirtilecek.

-Bir şirket, aldığı onayı, kendi bayi ve özel yetkili işletmelerinin SMS’leri için de kullanabilecek.

İnternet bankacılığına girişte onay şartı yok
-Kullanım, bakım, bilgi, borç hatırlatma, tahsilat, teslimat mesajları için onay aranmayacak.

-İnternet bankacılığına giriş için atılan SMS’lerde onay şartı aranmayacak.

-e-mail adresleri; iş ortakları, iştirakler ya da üçüncü kişilerle paylaşılamayacak.

 

(www.t24.com.tr)

Taksim Dayanışması’na beraat

taksim dayanışması...Taksim Dayanışması üyelerinin yargılandığı 26 sanıklı Gezi davasında mahkeme kararını açıkladı.

İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nde görülen davada mahkeme tüm sanıkların beraatine karar verdi.

Ne olmuştu?

Taksim Dayanışması üyeleri 8 Temmuz 2013’te İstanbul Valisi Hüseyin Avni Mutlu’nun Gezi Parkı’nı açması sonrası gözaltına alınmışlardı.

Taksim Dayanışması üyesi beş kişinin de aralarında olduğu 26 kişi hakkında “örgüt kurmak ve yönetmek” ile “toplantı ve gösteri yürüyüşleri kanununa muhalefet” suçlamasıyla hazırlanan ikinci iddianame İstanbul 33. Asliye Ceza Mahkemesi’nce 17 Mart 2014 kabul edildi ve dava açıldı.

İlk duruşma 12 Haziran 2014’da yapıldı.

Savcı Nazmi Okumuş’un 26 şüpheli hakkında hazırladığı ilk iddianame, “Şüphelilerin hangi kanundaki hangi suç veya suçları işlemek için örgüt kurdukları veya yönettikleri anlaşılmadığından, şüphelilerin savunmalarının alınabilmesi için iddianamede açıklanması gerekir” denilerek 10 Şubat 2014 tarihinde reddedilmişti.

Soruşturmayı Okumuş’tan devralan Savcı Mesut Erdinç Bayhan ise iddianamedeki “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasını değiştirmeyerek yine aynı mahkemeye sundu.

İkinci iddianamedeki fark, “görevli memura mukavemet” suçlamasının çıkarılmış olması.

İlk iddianamenin ana ret gerekçesi, örgüt kurmak ve yönetmekle suçlanan kişilerin, bu örgütü neden kurduklarının belirtilmemiş olmasıydı. İkinci iddianamede de bu gerekçe belirtilmedi. Ancak mahkeme bu kez iddianameyi kabul etti.

İddianamede, Mimarlar Odası İstanbul Şubesi Genel Sekreteri Mücella Yapıcı, İstanbul Tabip Odası Genel Sekreteri Ali Çerkezoğlu, Halkların Demokratik Partisi (HDP) Genel Başkan Yardımcısı Ender İmrek, Elektrik Mühendisleri Odası İstanbul Şube Başkanı Beyza Metin ve Halkların Demokratik Kongresi (HDK) üyesi Haluk Ağabeyoğlu hakkında, Türk Ceza Kanunu’nun 220/1. maddesi uyarınca “örgüt kurmak ve yönetmek” suçlamasıyla 17 yıla kadar hapis cezası isteniyordu.

Diğer 21 şüphelinin ise 10’ar yıla kadar hapis cezasına çarptırılması talep ediliyordu.

26 sanığın da ayrıca, 2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na muhalefet suçlamasından cezalandırılması isteniyordu.

İddianamede Taksim Dayanışması’nın çağrısıyla insanların alana toplanması “halkı kışkırtmak” olarak değerlendirilmişti.

 

(Bianet.org)

Kazdağları’nda var bir Buluşma

8-9-10 Mayıs tarihlerinde Çanakkale’nin Bayramiç İlçesi, Evciler köyüne bağlı
Ayazma’da gerçekleşecek 2. Kazdağları Buluşması için geri sayım başladı.
Türkiye’nin ve dünyanın dört bir yanından yaşam savunucularının
Kazdağları’nın kucağında kamp ateşini birlikte yakmasına çok az kaldı.
Çanakkale Çevre Platformu’nun organize ettiği buluşma
gönüllü, amatör, kolektif ruhu ve yaşamdan, doğadan yana tavrıyla
katılımcıların hafızalarında en sağlam yeri aldı.
“Altın madenciliğine, doğa talanına hayır” mesajı,
Kaz Dağları’dan Kuzey Ormanları’na,  HES’lere direnen derelerden Yırca’ya,
Akkuyu’dan Sinop’a kadar yankılandı.
Duyanlar duymayanlara anlattı,
sıradaki buluşma için sabırsızlananların sayısı çoğaldı.
Yola çıkmak için gün sayanlardan buluşmayla ilgili soru yağdı.
Yeşil Gazete o soruları sizin için yanıtladı.
“Çadırımı aldım, heyecanla çarpan kalbimle hazırım.
Vakitlice yola koyulalım ki Kazdağları’nda buluşalım.”
İyi ama nasıl? Buyurun, buradan başlayalım.

buluşma

Kaz Dağları Buluşması’na ben de katılabilir miyim?

Tabii ki katılabilirsin. Mutlaka sen de gelmelisin! Yoksa Kaz Dağları’nın hepimize yaptığı çağrıyı duymadın mı daha? Dinle bak ne diyor sana: “Eğer ‘oradaydım’ demek istiyorsan, İda’nın kamp ateşinde ısınmak, sofrasında oturmak, yıldızların altında uyumak, başka bir dünyanın mümkün olduğuna senin gibi inanan insanlarla tanışmak, doğa talanına izin vermeyeceğini herkesle birlikte anlatmak, doğaya ait olduğunu hatırlamak ve fısıldadığı masallarda saklı sırra varmak istiyorsan, çadırını, kalbini ve heyecanını al, gel.

Kazdağları seni çağırıyor. Sen yoksan, masal bir eksik başlıyor…”

Evet, kesinlikle beni çağırıyor! 8-9-10 Mayıs’ta ben de Ayazma’dayım.
Kayıtlar bitmedi umarım. Beni de yazın ! Yer kaldı mı, peki ücret ne kadardı?

Kazdağları Buluşması ücretsizdir ve hep ücretsiz kalacaktır. Kayıt, ek kontenjan, sayı bildirmek gibi şeylere gerek  yok. Geç mi kaldım karar vermeye diye endişelenmenize de… Ayazma’daki kamp alanının büyüklüğü yeter çadırlarımızı yan yana dizmeye. Dileyen herkes kalkıp gelebilir. Üstelik çocuklarınızı da getirebilirsiniz. Tablet ve telefonlardan uzak kalacağı, ağaçları ışıklı ekrandan değil de gövdelerine dokunarak tanıyacağı, toprağa basacağı, hiç unutamayacağı bir deneyimi paylaşırsınız. Çadırda kalabilir mi, üç gün boyunca kamp alanına uyum sağlayabilir mi konusunda içiniz rahatsa, hadi söyleyin gidiyoruz diye ona da. Hazırlansın, varsa flüt, melodika, mızıka gibi müzik aletini, bir de boya kalemlerini getirsin yanında. Praksis’in çocuklarla yapacağı müzik atölyesinde şarkılar söyleyecekler doğaya.

Sahi siz başlamadınız mı hazırlıklara daha?

Başlamaz mıyım? Kaz Dağları’nda buluşacağımızı duyduğum ilk andan beri hazırım.
Düşününce bile heyecanlandım! Çantama neler koymalıyım?  

Uyku tulumu, mat, her ihtimale karşı yağmurluk, kişisel hijyen malzemeleri, büyük çöp poşeti, ışık kaynağı, zirveye çıkacaksanız uygun kıyafet, ayakkabı…

Sazınızı, sözünüzü, çadırınızı. Heyecanınızı. Varsa, çaldığınız müzik aletini. Yazmayı seviyorsanız kağıdı, kalemi. Şarkı söylemeyi seviyorsanız size eşlik edecek ritimleri, kalbinizin sesini. Anlatmayı seviyorsanız hikayelerinizi.  Kazdağları Buluşması’nda çizgileri taşırarak boyanacak resimlere bir iz de siz bırakmak isterseniz keçeli kalemlerinizi.

Ayazma serin olur, üşütmeyin, kalın birkaç parça eşyayla çantada yer kalırsa battaniye de getirin.  Sizi yoran, yük olan, günlük koşturmalarda, kalabalıklarda, işle ev arasındaki rutin yolda, trafikte, gürültüde,  nefes aldırmayan gri beton yığınları arasında sizi siz olmaktan ve doğadan alıkoyduğuna inandığınız ne varsa,  yaklaştırmayın onları çantanıza.  Paylaşmak istediğiniz bir şey olursa,  onu da almayı unutmayın yanınıza.

çadırlar

Biz hazırız, çantamız da. Sabırsızlanıyoruz yola çıkmaya. Nasıl gidilir Ayazma’ya?
Belli noktalardan otobüs kalkacak mı mesela?

İzmir, Ayvalık, Edremit, Küçükkuyu tarafından gelenler, Çanakkale’nin Ezine ilçesinin girişinden Bayramiç tabelasının gösterdiği yöne sapacaklar. İstanbul tarafından gelenlerse, Ezine’nin çıkışındaki Bayramiç yönünden devam edecekler. Ezine ile Bayramiç arası 27 kilometre. Bayramiç ile Evciler Köyü arasıysa 20 kilometre. Evciler köyünün içinden geçip yaklaşık 5 kilometre daha gidince, nihayet buluşuyoruz Ayazma kamp alanında.

Yola Çanakkale’den çıkacaklara ya da orada aktarma yapmayı düşünlere gelince,
Otobüs firması Bayramiç Seyahat, Çanakkale Otogardan Bayramiç’e,
Bayramiç Otogardan da Ayazma’ya götürecek.
Bayramiç’den Ayazma kamp alanına yol ücreti, araçların doluluğuna göre, sayıya bölünecek.
Ayrıntılı bilgi için Bayramiç Seyahat: (0286) 7731830  Yetkili Hasan Güner: 0542 721 09 34

Bilenler bilir, yolculuğun da bu maceranın bir parçası olması, Kazdağları Buluşması’nın bir başka heyecan verici özelliğidir. Bu senede bir kez gerçekleşen büyük buluşmaya dahil olmak için yola koyulan hevesli katılımcılar, Ayazma’ya kendi imkanlarıyla gelir. Kazdağları’nın eteklerinde, elma bahçeleriyle bezeli yeşile uzanan yol, bizzat deneyimlenir.

İster gruplar halinde, tuttuğunuz otobüslerle, şarkılar söyleyerek gelin, ister sizinle aynı şehirden yola çıkacaklarla sosyal medya hesaplarınız üzerinde iletişime geçip, birbirinize yol arkadaşlığı armağan edin. Yola yalnız çıkıp biraz kendinizi dinlemeyi tercih edersiniz belki, ya da sıkı dostlarla arabalara doluşup kahkahalarla anlatılacak hikayelere yenilerini eklemeyi… Yolda otostop çeken sırt çantalı birilerine rastlarsanız, durup alırsınız değil mi?

harita

2. Kazdağları Buluşması’nın programında kim bilir ne etkinlikler var ?

8 Mayıs Cuma günü Ayazma kamp alanında buluşma. Çadırları kurma, İda Kamp Ateşini yakma.

9 Mayıs Cumartesi sabahı erkenden kalkıp yola koyulma. Zirveyi hedefleyenlerle yaklaşık 9 saat sürecek yürüyüş ve tırmanma. Kalan gruplarla Kazdağları’nın mitolojide geçen berrak pınarlarını, masalları andıran yollarını keşfe çıkma.

Söyleşiler, sürpriz atölyeler. Müzik grubu Praksis’in yanında müzik aletlerini getiren çocuklarla birlikte çok sesli, şenlikli müzik atölyesi.

Akşam yeniden yanacak İda kamp ateşi. Etrafında büyük bir çevre forumu yapılacak. Türkiye’nin ve dünyanın farklı yerlerinden yaşam savunucuları, geldikleri yerlerdeki çevre sorunlarını ve yürütülen mücadeleyi anlatacak. Kamp ateşini söndürmeme oyunu oynanırken, sazını, sözünü, farklı enstrümanlarını getirenler, ateş başında müzik yapacak.

10 Mayıs Pazar günü Evciler köyünde sokak şenliği olacak.

Altın madenciliğine karşı 7’den 70’e kararlı bir direniş gösteren Evciler Köyünün halkıyla kampçılar buluşacak. Köy meydanında kurulan serbest kürsüde köylüler kendi yaşadıklarını anlatacak. Meydanda büyük bir pazar da olacak. Yerel köy ürünleri satışa sunulacak. Tiyatro, müzik ve sürprizlere sahne olacak şenlikte, Kazdağları’nda altın madenciliğine geçit yok sesi yükselecek.

Merakla beklediğiniz programın tasviri bu şekilde.

Gönüllü, amatör, katılımcı, paylaşımcı ve yaratıcı bir ruhla var olmak istediğini her fırsatta yineleyen Kazdağları Buluşması, saat aralıklarına ve etkinlik başlıklarına sıkışıp sınırlanmaktan kaçınıyor. Katılımcıların o anı yaşamalarını, birbirlerini dinleyerek yüzyüze konuşmalarını, bazen susup kuş seslerine kulak kabartmalarını, doğayla ve kendileriyle kalmalarını, ateşin başında anlatılan hikayelerin kulaktan kulağa çoğalmasını önemsiyor. Bir festival ya da şenlik olarak değil, Kazdağları’nın önemine ve onu bekleyen tehlikelere dikkat çeken, ses getiren, keyifle ama büyük beklentiler içine girmeden yenisi beklenen bir buluşma olarak anılmak istiyor.

Bir yandan temiz hava, bir yandan bu kadar etkinliğe katılıp meşhur Ayazma elmalarının da tadına bakınca kesin çok acıkırım! Yemek işini nasıl yapalım?

Yanımıza en az iki günlük yiyeceğimizi, tabak, çatal, bardak da alalım.  2. Kazdağları Buluşması’nın İda ateşi yakma gibi İda sofrası kurma vaadi var. Yanımızda getirdiklerimizi birleştirir koyarız ortaya, atarız mutfak ateşinin üstüne malzemeleri, bırakırız birlikte pişmeye, kaynamaya. Eksiklere takılarak değil de elimizdekileri paylaşıp tadına vararak otururuz İda Sofrası’na… Evciler köyü kadınları da el emeği gözlemeleri, salçaları, ev ekmekleriyle çok acıkanlar için beklemede olacaklar kamp alanının girişinde. Çadır kuracağımız yerin çok yakınında Ayazma’nın meşhur alabalığını yapan köy kooperatifi de var. Suyumuz zaten Kazdağları’nın berrak pınarlarından…

Ben daha önce hiç kamp yapmadım, böyle bir etkinliğe de katılmadım. Acaba çadırda kalabilir miyim,  uyum sağlayabilir miyim? Hem kimler geliyor bu buluşmaya, kamp alanına dair başka ne bilmeliyim?  

Çevrende olan bitenin farkındaysan ya da biraz uzaklaşıp hayata doğanın tarafından bakma ihtiyacındaysan, sırtını ağaçlara yasladığında güvende ve gerçekten nefes aldığını hissediyorsan… Kazdağları’na, Yırca’ya, Akkuyu’ya, Kuzey Ormanları’na, yeşilin tutunmak için direndiği yaşam alanlarımız üzerindeki planlara üzülüyor ve kızıyorsan, içten içe itiraz ediyorsan… Bir şey yapmak istiyor, sorduğun sorulara yanıt arıyorsan, doğa talanına karşı yükselen sese kendi sesinle güç katma hevesiyle doluysan, hala neyi düşünüyorsun? Kazdağları Buluşmasına gelmek için özel bir kimliğe, aidiyete, büyük deneyimlere, şehir hayatında üzerine yapıştırılan etiketlere ihtiyacın yok ki.
Hepsinden sıyrıl, çadırını, kalbini, sazını, sözünü al, eksiklerini düşünmeden çık yola.
Kaz Dağları seni çağırıyor. Masalına ortak etmek istiyor. Sen olmazsan, masal bir eksik başlıyor.

program afiş

Haber: Güneş Dermenci – Yeşil Gazete

Ne kardeşliği ulan? – Sinan Dirlik

Geldik mi yine ana- yavru muhabbetine?

Daha mazbatasını almadan, halka teşekkür konuşmasında “Türkiye ile karşılıklı saygı ve işbirliğine dayalı kardeşlik bağlarını” ifade eden Kuzey Kıbrıs’ın yeni Cumhurbaşkanına Ankara’dan jet hızıyla gelen yanıt biraz “ne kardeşliği ulan?” tadında oldu. Erdoğan’a göre Türkiye’nin Kıbrıslı Türkler ile ilişkisi “ana- yavru ilişkisiydi ve öyle de kalmalıydı”. Genelde Kıbrıslı Türkler bu tür çıkışlar karşısında nezaketlerini korumayı ve sessiz kalmayı tercih etseler de Akıncı’nın yanıtı, biraz dişlerinin arasından olmakla birlikte esprili sayılabilir: “İyi de biz hiç büyümeyecek miyiz?”

Akıncı, Kıbrıslı Türklerin umutlarını sırtlayarak geldi. Yükü büyük. Beklenti de bir o kadar büyük. Hele ki bir de konjonktürden söz ediliyor ki, Yunanistan’da Sipras, Güney’de Anastasiedes, eh kuzeyde bir de Akıncı olunca…

Ne çektiysek bu konjonktürden çektik tabii… Hatırlayın, 2000’li yıllarda AB’den ABD’ye tüm küresel “konjonktürün” ibresi çözümü gösteriyordu. Olmadı, olamadı… Ardından Güneyde Hristofyas, Kuzeyde Talat gibi “bin yılda bir gelecek” bir fırsat belirdi. Ama olmadı, olamadı… Şimdi de Akıncı- Anastasiedes- Sipras havası… Hep “bu sefer….” Diye başlayan cümleler kurmaktan da, duymaktan da ikrah geldiyse de Kıbrıslı Türklere, umut fakirin ekmeği işte…

Çözümün tarafları belli oysa… Türkiye’siz, Türkiye’ye rağmen bir çözümün olabilemeyeceğini herkesin bildiği bir yılan hikâyesi bu. Çözümü kilitleyen tek unsur da, çözümün anahtarı da Türkiye…

Türkiye kamuoyunun “aksini düşünmek dahi istemediği” ve “normalleştirdiği” bir işgal statüsü sürdükçe de çözülmeyecek bir sorun bu. Yunanistan’da, Güney ve Kuzey Kıbrıs’ta “iş başına” kim gelirse gelsin, Türkiye’nin ekonomik, siyasal ve askeri alandaki işgali devam ettiği sürece Kıbrıs sorununun çözümü de mümkün olmayacak.

Erdoğan, hiçbir sözünü hesapsız kitapsız sarf eden bir lider değil. Akıncı’nın normal şartlarda bir başkası söylediğinde her Türkiye Cumhuriyeti vatandaşının gönlünü, ruhunu okşayacak “kardeşlik sözlerine” pat diye “Ne kardeşliği yahu? Ağzından çıkanı kulağın duysun! Türkiye- KKTC ilişkileri ana-yavru ilişkisidir” deyivermesinin altında derin sosyolojik, siyasal bir gerçeklik var.

Koyun ortaya o sözleri:

“Fakat burada ‘iki kardeş ülkeyiz’ dediğiniz zaman burada çok farklı ortaya tablolar çıkar. Sayın Cumhurbaşkanının ağzından çıkanı kulağının duyması lazım. Bakın burada Türkiye, Kuzey Kıbrıs’a bugüne kadar niye, niçin sahipleniyor bunun bir esbab-ı mucibesi var. Bu esbab-ı mucibeyi burada bizim dillendirmemize gerek yok. Dolayısıyla da kardeş olarak bir çalışmanın bile şüphesiz ki bazı şartları vardır. Kardeş olarak çalışmanın ötesinde yavru-anavatan olarak çalışmanın da bir bedeli vardır. Yani bu ülke Kuzey Kıbrıs’ta bir bedel ödemiştir, hala bu bedeli ödemeye devam etmektedir. Biz şehitler vermişiz, niye? Bu yavru vatan böyle bir bedeli ödemeyi gerektiriyor diye bu adımlar atılmıştır. “Oraya yıllık yaptığımız ödeme, son olarak aklımda kalan 1 milyar dolar civarındadır. Fazlası vardır, azı yoktur. Yani bu rakamlar ciddi noktalarda ve hiçbir zaman burayı görmemezlikten gelmedik. Biz göreve geldiğimizde, 12 yıl önce öğrenci sayısı 25 binken şu anda 60 bine yükseldi. Bunlar bir gayretle oluyor, sadece kuru kuruya kardeşlikle bu işler olmuyor. Oraya karşı olan bizim dayanışmamız, farklılığımız ve şu anda uluslararası camiada Kuzey Kıbrıs’ın kavgasını veren kim? Acaba Sayın Akıncı bu kavgayı tek başına verebileceğini mi zannediyor, böyle bir şey mi var. Orayla ilgili onların baktığı açıdan biz Kuzey Kıbrıs’a bakamayız. Türkiye’nin Kuzey Kıbrıs’a bakışı evet ‘yavru vatan’dır, bundan sonra da yavru vatan olarak bakmaya devam edecektir. Bir ananın yavruya olan ilgisi, alakası neyse bundan sonra da yine o ananın yavruya olan ilgisi aynen devam edecektir. Kendi bunu bu tür ifade edebilir. Ben onun bunu bu şekilde ifade etmesini hoşgörüyle karşılarım ama burada hassas olmak lazım, dikkatli olmak lazım diye düşünürüm. Çünkü sonra bunlarda sarf-ı nazar edebilirler, o zaman da yazık olur.”

Şimdi Türkiye’de bu sözlerin altına Erdoğan dışında imza arayın… Koyun CHP Genel Başkanı Kılıçdaroğlu’nun imzasını… Koyun MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli’nin imzasını… Koyun Vatan Partisi Genel Başkanı Doğu Perinçek’in imzasını… Hadi uğraştırmayayım sizi… HDP dışında hangi partinin liderliğinin imzasını koyarsanız koyun, “cuk” diye oturur altına o imza.

İstanbul’un Bebek sahilinde köpeğini gezdiren sarışın hanımefendinin de, ekran karşısında kahvesini yudumlayan emekli memurun da, Konya ovasında hasat yapan köylünün de, Ankara’daki bürokratın da, Trabzon’da çayını yudumlayan gencin de, Kayseri’de dükkânı önünde müşteri bekleyen esnafın da Kıbrıs deyince hissiyatı, fikriyatı budur…

Türkiye’de tıpkı Ermeni soykırımını, Kürt sorununun özünü konuşamadığınız, anlatamadığınız gibi, işgali de konuşamazsınız…

İşgali konuşamadığımız sürece de çözümün parçası olamaz Türkiye… Türkiye’nin parçası, anahtarı olmadığı bir çözüm de gerçekleşemeyecek kadar uzak bir ihtimaldir.

Ne zaman ki Türkiye kamuoyu, “Anayasal düzeni yeniden tesis ederek, barışı sağlayıp çekilmek” sözüyle asker çıkarılan adada tam 41 yıldır tek bir silah atılmadığı halde neden durulduğunu sorgular…

Ne zaman ki Türkiye kamuoyu, geride bırakılan 41 yılda adanın nüfus yapısının nasıl değiştirildiğini, kurtarmaya gidilip nasıl bir işgalin kalıcılaştırıldığını, Rum mallarına nasıl ve neden el konup kapanın elinde kaldığını sorgular…

Ne zaman ki Türkiye kamuoyu, avuç içi kadar adada 50 bin askerin niye konuşlandırıldığını, 100 binden fazla insanın adaya neden yerleştirildiğini sorgular…

Ne zaman ki turizmiyle, narenciyesiyle kendi kendine yetebilecek orta boy bir Türkiye şehri kadar “ülkenin” , resmi görüşün ifadesiyle milyarlarca liralık yardıma boğulduğu halde neden hala bir taşra şehri ikliminde yaşatıldığını, bunca paranın neye, nereye gittiğini sorgular…

Ne zamanki sağından soluna Türkiye’nin siyasi partileri, parti programlarında, seçim beyannamelerinde “Kıbrıs sorununun” çözümünü resmi söylemin dışına taşıyıp, “işgali sonlandırma sözünü verirler”…

O zaman Türkiye, çözümün bir parçası olma yolunda adım atmaya başlar…

Yoksa Erdoğan, gayet iyi bilir ki… Akıncı’ya hitaben söylediklerinin altına ister sağcı, ister solcu, ister futbolcu, her ortalama Türkiye Cumhuriyeti vatandaşı, her siyasi parti imzasını atar…

Bu değişmedikçe de, gerisi teferruattır…

Sinan Dirlik – http://www.gazeddakibris.com

Ecdadımıza dair – Ömer Laçiner

Galiba yirmi yıl kadar önceydi. Çocukluk arkadaşım Nişan’ı aramak için gittiğim Feriköy’deki Sivaslı Ermenilerin de müdavimi olduğu hemşehri kahvesinde çok yaşlı bir Ermeni’nin oturduğu masaya ilişivermiştim. Yan masadaki konuşmalarda bir ara “hamaylı” sözcüğü geçti.1 İhtiyar birden ilgilendi; “bilirim” dedi, “üç yıl taktım”. Masadakiler “Amca sen Hıristiyansın, nasıl olur?” diye şaşırarak sordular. Epey ısrardan sonra anlattığı hikâyeyi onun ağzından anlatayım:

“Sivas’ın Sularbaşı Mahallesi’nde otururduk. Yedi-sekiz yaşlarındayken bir gece yarısı babam, beni ve küçük kardeşimi alıp sokağımızın öbür ucunda büyükçe bir eve götürdü. Kapıyı çaldı ve çıkan sakallı, yaşlıca bir adama “Emanetlerimi getirdim” dedi. İsminin Hüseyin olduğunu orada öğrendiğim adam, bana ve kardeşime içeri geçin dedi; sonra babamla vedalaştılar. Babam bize kapı aralığından bir kez daha bakıp gitti. Onu son görüşüm oldu bu. Hüseyin Efendi’nin bizden biraz büyük çocukları da vardı. Günlerce hiç sokağa çıkmadan iki katlı evin içinde ve bahçesinde kaldık. Bir öğleden sonra Hüseyin Efendi aceleyle çarşıdaki dükkânından eve geldi; biraz sonra karısı kendi çocuklarıyla bizi toplayıp yukarı kata çıkardı. Orada Hüseyin Efendi’nin emriyle kendi çocuklarının boyunlarındaki hamaylılar bize takıldı, benim boynumdaki haç da büyük oğluna verildi. Hüseyin Efendi karısına “Başıma bir şey gelirse bizim çocuklarımız bunlardır diyeceksin” diye yemin ettirdi. Biz çocuklara da aynısını tembih etti. O sırada kapıdan gürültüler geliyordu. Bizi üst katın arka odasına götürdüler, Hüseyin Efendi de diğer odanın sokağa bakan penceresinin önünde elinde bir tüfekle durdu. Sonradan öğrendik ki birileri bu evde saklandığımızı ihbar etmiş ama zaptiyeden bir tanıdığı da bunu derhal Hüseyin Efendi’ye haber vermiş. O da hemen dükkânı kapatıp eve koşmuş. İhbar üzerine gelen silahlı adamların “Evinde Ermeniler varmış Hüseyin Efendi, onları teslim et” diye bağırdıklarını duyduk. Hüseyin Efendi “Evet, emanetler burada. Ama saydım, kırk iki tane de kurşunum var. Bunları o emanetleri elimden almak isteyenlere yedirmeden, kimseyi sokmam buraya” diye cevap verdi.

Evin önündeki konuşmalar, gürültü patırtı ne kadar sürdü bilmiyorum ama sonunda sakinleşti. Bir daha da benzer bir olay olmadı. Ama ben ve kardeşim üç yıl hamaylı ile dolaştık. Sonra karısı ve çocukları ölmüş amcam geldi, beni ve kardeşimi yanına aldı. Hüseyin Efendi’nin oğullarının hamaylılarını verdik, büyük oğlu da haçımı iade etti bana.”
Ceketinin üst cebinden bir haç çıkarıp gösterdi bize, “İşte o haç, bu haç” dedi.

Bu hikâye ile ilgili birbiriyle bağlantılı iki nokta üzerinde durmak istiyorum. Birincisi; elbette bu ilginç hikâyeyi başkalarına da sorup doğrulatmak istedim. Kahveye zaten çok nadir gelebilen o ihtiyar Ermeni’nin çok eski tanıdıkları onun bir Müslüman’a emanet edilerek soykırımdan kurtulduğunu, ihbar edilme olayını doğruluyor ama hamaylı konusundan çok sonraları bahsetmeye başladığını söylüyorlardı.

Anlaşılıyordu ki o ihtiyar Ermeni, hikâyesine bu hamaylı detayını sonradan eklemiş, ekleme ihtiyacını duymuştu. Bunu neden yapmış olabilir sorusu defalarca aklıma takıldı.

Benim çocukluğumda, 10-12 yaşındaki yeni yetmeler dahi resmî yalana kanmayacak kadar bilirdi Ermenilerin başına gelenleri. O zamanlar elli bin nüfuslu olan şehir merkezinde bini aşkın Ermeni’nin yaşadığı bir mahalle bile vardı. Çarşıda çoğu terzi, kuyumcu zanaatkârların çocuklarıyla oynar, birlikte okula giderdik ve çoğunluğu hayli dindar babalarımız Ermeni çocuklarla kavga edecek gibi olsak da vurmamamızı, küfretmememizi sıkı sıkıya tembihler, aksi olursa dükkânın kuytusuna çekip tokatlayıp azarlardı. Resmî yalanı duymazdık ama derin bir sessizlik vardı. Babalarımız ve analarımız yeri geldikçe alçak sesle onların yaşadığı korkunç olayları bölük pörçük anlatır, mahallemizdeki yaşlı kadınlardan bazılarının “aslen Ermeni” olduğunu fısıltıyla söyleyip, ağzımızı sıkı tutmamızı tembihlerlerdi. Şehrin zenginlerinden birinin başına kötü bir şey geldiğinde “vurdurttuğu veya malını gasp ettiği Ermeni’nin ahı tutmuştur” dendiğini duyardık.

O yüzden ben ve birlikte ihtiyar Ermeni’nin hikâyesine kulak kesilmiş Sivaslılar, onun kadar şanslı olamamış on binlerce çocuğun, yüz binlerce kadın, genç ve ihtiyarın öldüğü, öldürüldüğü kanlı, zifiri karanlığı hatırlayarak, engellenemez bir suçluluk duygusuyla bakışlarımız yere eğik sessizce dinliyorduk onu. İhtiyar Ermeni, galiba hikâyesinin dokunulmamış gerçeğini anlattığı yıllar öncesinde onun yansıttığı ışığın bile, zihinlerimize çökmüş o zifiri karanlıkta cılız kaldığını, gölgelendiğini kederli yüzlerimizden anlamış olmalı ki bizi “o sıralar insanlığımızı mı yitirmişiz” kötümserliğinden, bunun acısından çekip çıkaramayan o ışığı daha da güçlendirmek, o kapkaranlığı yaran bir ışıldağa dönüştürmek istemişti. Hamaylı faslını bu nedenle sonradan eklemiş olmalıydı hikâyesine. Böylece hem o meçhul Hüseyin Efendi adlı kahramanın yeterince yüce alicenaplığına kişisel minnetinin karşılığını vermiş oluyor hem de o ikisinin hikâyesinin neredeyse yüz yıl öncesinden günümüze ve geleceğimize yansıyan ışığın kıvılcımlandırdığı “öyle bir insan olabilmek” özlemini, imrenme duygusunu canlandırıyor.

***

İhtiyar Ermeni’nin anlattığı hikâyeyi zaten bir avuç kalmış gayri Müslimlere rastladığımız Adalar, Bakırköy, Şişli, Pangaltı gibi semtlere yolum düştükçe ister istemez hatırlarım. Çünkü oralarda Ergenekon, Türkgücü, Talat Paşa, Bozkurt gibi sokak, cadde, tesis isimleri bollaşır “nedense”. Bu uygulamayı savunan ve sürdürenler ile zihnimdeki Hüseyin Efendi arasındaki dibi çok derindeki uçurum daima ürpertmiştir beni. Kahredici bir milliyetçiliğin hazır ve nazırlığını ilan eden o sokak adlarının az ilerisinde, adı da üstelik “Hürriyeti Ebediye” olan tepecikte Ermeni Soykırımı’nın asli failleri olan Enver, Talat Paşaların anıt mezarının yer alışı da aynı uçurumu hatırlatır bana.

Yıllar önce sıkı bir Türk milliyetçisi ile tartışmaya girişen bir arkadaşım sonunda “tamam” demişti “Artık senden daha fazla inanıyorum milliyetçiliğe”. Öteki şaşkın dururken devam etmişti: “Evet, milletler var ama iki tane. Biri iyi insanlar milleti diğeri de senin gibilerin milleti. İkisi de dünyaya yayılmış. Ben birincisindenim sen de diğerinden”.

O uçurum başka nasıl izah edilebilirdi ki?

İhtiyar Ermeni, hikâyesini bitirdiğinde dinleyenlerden biri “keşke benim dedem olsaydı Hüseyin Efendi” demişti. O an hepimizin içinden dedemizin Hüseyin Efendi olması ihtimalinin ışığı gururlandırıcı, iç ferahlatıcı bir esinti gibi geçmiş olmalıydı. Talat ve Enver Paşaları anıt mezarlara layık ecdat statüsüyle yüceltenlerin kesinkes hain diye damgalayacakları Hüseyin Efendi’yi, katliam emirlerini “insanlıkdışı” diyerek dinlemedikleri için o paşaların talimatıyla azledilen, hatta öldürülen Osmanlı memurlarını, katliam kurbanlarına ellerinden gelebildiğince yardım etmeye çalışmış yüzlerce isimsiz insanı ise biz şimdilik ancak vicdanımızın ve insanlık değerlerimizin ışıklı koynunda anıtlaştırabiliyoruz.

24 Nisan anmalarının yapılacağı günün gecesinde birtakım kişilerin, Kurtuluş’ta, soykırım kurbanlarının ve Hrant Dink’in resimlerinin olduğu bir afişin üstüne, biri Hrant Dink’in resminin üzerine gelecek şekilde Enver ve Talat Paşaların resimlerini yapıştırdığını; birilerinin de Agos gazetesi önüne sabaha karşı “bir gece ansızın gelebiliriz” mesajıyla siyah çelenk koyabildiklerini duydum. Ecdadı Talat ve Enver olanlarla “dedem Hüseyin Efendi olsaydı keşke” diyenler arasındaki ürpertici uçurumu bir kez daha duyumsadım. 100 yıl sonra da tüm derinliği ile orada, içimizdeydi işte. Cumhurbaşkanı, Başbakanı ve üç büyük partisiyle devlet, o uçurumun dibinden bizim bulunduğumuz tarafa hainler diyerek tepinmeyi sürdürüyor hâlâ.

Ama sesleri zayıflıyor ve uçurum üzerlerine doğru kapanmaya başladı bile. O kapanışın rüzgârıyla sadece kanla beslenen milliyetçiliklerin alamet-i farikası olan tabelalar sökülmekle kalmayacak; ıssızlığa terk edilmiş Paşa mezarlarının tam karşısından eli öpülesi Hüseyin dedelerimizin canlanıp aramıza karıştığını görmüşüz gibi bir sevinç de duyacağız.

Ömer Laçiner – www.birikimdergisi.com

1 İçinde bazı ayetler, koruyucu dualar yazılmış bir kâğıdın olduğu, boyna takılan, üçgen şeklinde meşinle kaplı bir kutucuktur hamaylı.

Çernobil’de orman yangını

Ukrayna’da girişin yasak olduğu Çernobil Nükleer Santrali Bölgesi’ndeki ormanda çıkan yangının kontrol altına alındığı belirtildi.

33

Ukrayna Başbakanı Arseniy Yatsenük, helikopterle başkent Kiev’e yaklaşık 100 kilometre mesafedeki ormana giderek yangın söndürme çalışmalarını yerinde inceledi. Burada basın açıklaması yapan Yatsenük, orman yangının kontrol altına alındığını ve yangın bölgesinde radyasyon tehlikesinin olmadığını belirtti. Yatsenük, yangın söndürme çalışmalarına 35 itfaiye aracı, 3 itfaiye uçağı, 1 helikopter ve 200’ün üzerinde personelin görev aldığını ifade etti.

Daha önce yüksek radyasyon nedeniyle Çernobil santrali ve çevresindeki yerleşim yerlerindeki 115 binden fazla kişi tahliye edilmişti. Radyasyon nedeniyle tahliye edilen bazı köylerin çıkan yangında tamamen yandığı görüldü. 1986’da santralin etrafında 30 kilometrelik alan yasak bölge ilan edilmişti. 26 Nisan 1986’da meydana gelen kaza nedeniyle kapalı olan Çernobil Nükleer Santrali’ne 20 kilometre kala kontrol altına alınan yangının bölgede Ukrayna’nın bağımsızlık tarihinde çıkan en büyük yangın olduğu belirtildi.

(Ajanslar)

Kadınlar istedi ve cinsiyetçi reklam yayından kaldırıldı

Doğadan Çay’ın “Kadınlar Ne İster” temalı reklamı, kadınlardan gelen tepkiler üzerine geri çekildi.

Bianet’den Çiçek Tahaoğlu’nun haberine göre Doğadan Çay’ın “Kadınlar Ne İster” temalı reklamı, sosyal medyadan gelen tepkiler ve başlatılan online imza kampanyaları üzerine Youtube’un Doğadan Medya sayfasından kaldırıldı.

32.Doğadan Çay

Doğadan yetkilileri, sadece sosyal medyada yayınlanan reklamın geri çekildiğini söylerken, “Hassasiyetin farkındayız. Çıkış yolumuz bu değildi, biraz espri katmaktı” diye konuştu.

Ardından Doğadan’ın resmi twitter hesabından da bir açıklama yapıldı:

31.Doğadan Çay

Kadınların tepkisini çeken reklamda kadının toplumsal cinsiyet rollerine ilişkin tüm klişeler ardarda sıralanıyor, kadınların “topuğu kırılmayan topuklu ayakkabı, 34 beden olmak, selülitin moda olması, kendi kendine park eden araba” gibi talepleri olduğu söyleniyordu.

Reklam sosyal medyada eleştirilirken, change.org’da, cinsiyetçilik karşıtı platform erktolia’da reklamın kaldırılması için imza kampanyası başlatıldı. İmza kampanyasına katılanların sayısı 5 bine yaklaştı.

Ayrıca Zeyno Pekünlü’nün reklama altyazı ekleyerek hazırladığı tepki videosu Facebook’ta yayınlandı.

Kadınlar, tepkilerini şöyle dile getirdi:

“Söyleyelim mi kadınlar ne ister?

“Eşitçe yaşamak ister. Öldürülmemek ister, şiddet görmemek ister. Tecavüze ve tacize maruz kalmamak ister. Haklarının ihlal edilmemesini ister. Ayrımcılığa uğramamak ister. Eşit işe eşit ücret ister. Erkekler ‘kadınlar şunu ister’ diye konuşmasın ister. Böyle cinsiyetçi reklamlar yapılmasın ister.”

(Bianet)

WWF, “İnsanlık ormanları katlediyor”

Dünya Doğayı Koruma Vakfı‘nın (WWF) tahminlerine göre önümüzdeki 15 yıl içerisinde, küresel çapta Türkiye yüzölçümünün 2,5 katı büyüklüğündeki ormanlık alan yok olma tehlikesi ile karşı karşıya. Berlin’de kamuoyuna açıklanan araştırmaya göre, eğer önüne geçilmezse 2030 yılına kadar insanların çeşitli faaliyetleri nedeniyle yaklaşık 170 milyon hektar ormanlık alan yok olacak.

30

En Fazla Talan :Amazon Havzası, Endonezya, Kongo ve Mekong Deltası’nda

En büyük kaybın en fazla ormanlık alanın tahrip edildiği tropikal ve subtropikal iklim kuşağındaki 11 bölgede olacağı tahmin ediliyor. Özellikle Amazon Havzası’nda, Brezilya’nın savan kuşağında, Endonezya’ya ait Borneo Adası, Orta Afrika’daki Kongo Havzası ve Güneydoğu Asya’daki Mekong Deltası‘nda büyük kayıplar yaşanacağı belirtiliyor.

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na göre ormanların katledilmesinin her bölgede farklı sebepleri bulunuyor. En önemli sebeplerden birinin, hurma yağı ve soya ekim alanı gibi endüstriyel ziraatçilik olduğu belirtiliyor. Yeraltı kaynaklarının çıkarılması, kesilen ağaçların yerine yenilerinin dikilmemesi ve tabii yeni altı yapı projeleri de diğer önemli sebepleri oluşturuyor.

İklim Değişikliğini de Tetikliyor

Dünya Doğayı Koruma Vakfı’na göre ormanlık alanların yok edilmesinin doğa ve ekolojik sistemin istikrarına yönelik çok ciddi olumsuz sonuçları olacak. Bunlar ararasında sayısız hayvan ve bitki türünün yok olmasının yanı sıra küresel iklim değişikliğini tetiklemesi de bulunuyor. Zira tropikal bölgelerdeki ormanlar, büyük oranda karbondiotsiti tutuyor.

(DW Türkçe)

 

Polise karşı halk isyanı yaşanan Baltimore’da olağanüstü hal ilanı

ABD’nin Baltimore kentinde bir siyahi gencin gözaltındayken ölmesi sonrasında başlayan olaylar durulmuyor. Olağanüstü hal ilan edilen kentte gece sokağa çıkma yasağı uygulanıyor.

29.Baltimore,ABD,Freddie Gray

ABD’nin Baltimore kentinde gözaltındayken hastanelik olup hayatını kaybeden siyahi genç Freddie Gray dün toprağa verildi. Binlerce kişinin katıldığı tören sonrasında şiddet olayları çıktı. Bir grup gençle polis arasında çatışma çıktı. Araçlar ateşe verildi, işyerleri yağmalandı. Çok sayıda gösterici gözaltına alındı, 15 polis yaralandı.

26.Baltimore,ABD,Freddie Gray

Baltimore Belediye Başkanı Stephanie Rawlings-Blake, kentte olağanüstü hal ilan edildiğini açıkladı. Bir hafta boyunca 22:00 – 05:00 saatleri arasında sokağa çıkma yasağı uygulanacak. Gerekli görülmesi halinde bu süre tekrar uzatılacak. Rawlings-Blake, Baltimore’da Ulusal Muhafızları göreve çağırdığını söyledi.

Maryland eyaleti polis direktörü William Pallozzi, Baltimore’a komşu eyaletler ve Maryland’den olmak üzere 5 bin 500 polis sevk edildiğini bildirdi.

27.Baltimore,ABD,Freddie Gray

Freddie Gray gözaltına alınmasından bir hafta sonra omurilik yaralanması nedeniyle hayatını kaybetmişti. 12 Nisan’da meydana gelen olayın ayrıntıları henüz açıklık kazanmazken, Gray’in polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybetmiş olabileceği tahmin ediliyor.

Görgü tanıklarının cep telefonuyla çektikleri görüntüler, polisin acı içinde bağıran Gray’i polis merkezine götürmek için bindirilecek aracı beklerken yere yatırdığını gösteriyor. Yaklaşık bir saat sonra hastaneye kaldırılan Gray burada komaya girmişti.

(DW Türkçe)