Ana Sayfa Blog Sayfa 3537

10 maddede 2015’in çevre gündemi – Pelin Cengiz

Bu yazı ilk kez haberdar.com sitesinde  yayınlandı

Bir yılı daha geride bırakıyorken, o geride bırakılan yılda neler olup bittiğine bakmak adettendir. İç savaşların, şiddetin, yoksulluğun, siyasi istikrarsızlıkların, afetlerin ve mülteci krizinin damgasını vurduğu 2015’te çevre alanında da pek çok gelişme yaşandı. 2015, yine buzulların eridiği, okyanusların ısındığı, kuraklığın arttığı, iklim değişikliği kaynaklı gelişmelerin hızının ve şiddetinin yükseldiği olayların yaşandığı bir yıl oldu.

Gezegeni insan kaynaklı faaliyetlerle yine ısıttık, türleri yine yok ettik, yine ormanları yok ederken, nehirleri kuruttuk, denizleri, toprağı, havayı kirlettik, kömürün dumanında boğulduk. Yoksulluğa, açlığa, iklim değişikliğinin yarattığı felaketler sonucu yerinden yurdundan olanlara tanıklık ettik.

Bunlar olurken, gezegenin gidişatına dair pek az önlem aldık, büyüme ve kalkınma hırsımızı yine dizginleyemedik, iklim zirvesi masasından muğlak ifadelerle dolu metinler çıkardık, gezegeni kirletmenin bir hak olmadığını, gidecek başka bir dünya bulunmadığını kabullenemedik.

2015, tüm zamanların en sıcak yılı rekorunu kırdı, atmosferdeki karbondioksit konsantrasyonu 400 ppm’i aştı, deniz seviyeleri yükseldi, dünyanın şu ana kadar yaşadığı en güçlü El Nino etkileri görüldü. Elbette, 2015’te bu saydıklarımdan çok daha fazlası yaşandı. Çevre alanında 2015’e damgasını vuran 10 kritik olayı sıraladım. Bir sonraki yazıda sıra Türkiye’de…

1- COP21’de imzalanan Paris Antlaşması: 196 ülkenin siyasilerinin, bürokratlarının, sivil toplum temsilcilerinin katıldığı Paris’teki COP21 İklim Zirvesi, iklim değişikliği ile mücadele konusunda tüm dünyanın beraber harekete geçeceği bir anlaşma metniyle sonuçlandı. Anlaşma küresel ısınmayı 2 °C’nin altında, “mümkünse” 1,5 °C’de sınırlandırmayı hedefliyor. Anlaşma metni genel olarak beklendiği gibi güçlü çıkmadı, anlaşmanın en önemli eksiği iklim değişikliğini durduramayacak olması. Anlaşmada sınırlandırmadan bahsedilse bile, ulusal emisyon azaltım hedeflerinin yer aldığı INDC’ler küresel ısınmayı 3 °C derece seviyelerine çıkartacak kadar yetersiz. Üstelik anlaşma bağlayıcı olsa bile eki sayılabilecek ve anlaşmanın en önemli kısmını oluşturan ulusal katkı beyanlarındaki emisyon azaltım hedefleri için bağlayıcılık yok. Yapılması gereken 2020’ye kadar ulusal emisyon azaltım hedeflerini belirleyen mevcut INDC’lerin revize edilmesini mecbur kılmaktı. Ancak şu anda 2025’e kadar ülkeler mevcut hedeflerle devam etme hakkına sahip.

2- Obama’nın Keystone XL vetosu: Kanada’nın Alberta eyaletinde katran kumullarından elde edilen petrolü ABD’nin Nebraska eyaletine taşımak amacıyla inşa edilmek istenen Keystone XL boru hattı, ABD Başkanı Obama tarafından nihayet veto edildi. 8 milyar dolara mal olacağı düşünülen projeye çevreciler yıllardır karşı çıkıyor. Katran kumlarından elde edilen ve normalden daha fazla karbon salımına neden olan bu petrolün ABD’ye taşınmasının iklim değişikliğini hızlandırarak ekonomiyi olumsuz etkileyeceğini belirtiliyor. Hattın her gün 800 bin varil petrol taşıyacağı ve 51 kömürlü termik santrale eşit sera gazı salımına yol açacağı öngörülüyordu. New York Üniversitesi’nin yaptığı bir araştırma, katranlı kumdan elde edilen petrolün tüketiminin dünya sıcaklığını en az 2 °C derece yükseltebileceğini söylüyor. Projeye ilişkin bir diğer risk de uzunluğu 1900 kilometre olan boru hattı üzerinde ortaya çıkabilecek sızıntılar… Uzmanlar, boru hattının önemli su kaynaklarının yakınından geçtiğini, olası bir petrol sızıntısının bölgedeki tarım topraklarına ve doğal hayata ciddi zarar verebileceği uyarısını yapıyor.

3- Papa Francesco’nun iklim genelgesi: Katolik dünyasının ruhani lideri Papa Francesco, kapitalizmin dünyaya verdiği zararlar, iklim değişikliği ve doğal dengenin korunması konularında titizlikle hazırlanmış, önemli ve sert mesajlar içeren yaklaşık 200 sayfalık bir genelge yayınladı. Bu genelge, esas itibariyle Katolik Kilisesi’nin önde gelenlerine hitaben yazılmış bir mektup olma niteliği taşımakla birlikte, tüm insanlığa ulaşmayı hedefliyordu. Papa, Katoliklerin uyması gereken, insanlık için de genel çağrı niteliği taşıyan genelgede, insanlığın fosil yakıtlardan ve çevreye zarar veren tüketim alışkanlıklarından uzaklaşılmasını savunuyor, zenginlerin yoksulları istismar ettiği bozuk ekonomik sistemin dünyayı dev bir çöplüğe çevirdiğini belirtiyordu. İlk defa bir Papa’nın, çevreyi korumaya ilişkin bir genelge hazırladığı ve inananlara bu konuda nasıl davranmaları gerektiğini belgeye dönüştürdüğü için İtalyan basınında Papa Francesco’ya “Yeşil Papa” lakabı takıldı.

4- En sıcak yıl rekoru: 2015, modern tarihin en sıcak yılı oldu. 2015 yılında arka arkaya yedi ayın yanı sıra toplamda dokuz ay sıcaklık rekoru kırıldı. Amerikan Ulusal Okyanus ve Atmosfer İdaresi (NOAA) özellikle temmuz ayı ve 2015 yılı sıcaklık kayıtlarının tutulduğu 1880’den bugüne kadar yeryüzünde ölçülen en sıcak ay ve yıl olduğunu açıkladı. İşin kötüsü, Birleşmiş Milletler Meteoroloji Örgütü’nün açıklamasına göre, 2016 yılı, gelmiş geçmiş en sıcak yıl olarak kaydedilen 2015’i geride bırakarak, çok daha sıcak yıl bir olacak. Dünyadaki ortalama yüzey sıcaklık değerlerinin 2015’te 1 °C derece arttığı, bunun da kayda değer bir dönüm noktası olduğu belirtiliyor.

5- Çin’in sansürlediği Under the Dome Belgeseli: Gazeteci Chai Jing’in Çin televizyonunda yayınlanan “Under the Dome” (Kubbenin Altında) adlı belgeseli ilk defa eleştirel ve duygusal bir dille felaket boyutlarındaki hava kirliliğini sorguladı. Büyük yankı uyandıran film internet ortamında bir hafta içinde 200 milyondan fazla Çinli tarafından seyredildi. Belgeselin ardından toplumda bir bilinç oluştu, filmin gösterime girmesinden iki hafta sonra film sansürlendi, internetten kaldırıldı. Elbette bu durum Çin’deki hava kirliliğini sorununu azaltmadı, aralık ayında ülkede iki kez kırmızı alarm verildi.

6- Exxon’a iklim değişikliğiyle ilgili yanıltma soruşturması: Sekiz ay süren bir araştırmacı gazetecilik çalışması ile Pulitzer ödülü sahibi Inside Climate News, ABD’li petrol devi Exxon’un kendi biliminsanlarının 1970’lerden beri iklim değişikliğinin insan eliyle yaratılmış olduğunu bildiğini, üstelik bunu büyük bir titizlikle gizlediğini belgeleriyle ve emekli çalışanların tanıklığıyla ortaya koydu. Küresel ısınmanın ölümcül etkilerini onlarca yıldır bilmesine rağmen Exxon, dezenformasyon kampanyalarından ve iklim inkârcılığı üzerine lobi faaliyetlerinden geri durmadı. New York Başsavcısı, iklim değişikliğiyle ilgili kamuyu yanlış bilgilendirmeden soruşturma açtı.

7- Volkswagen’in emisyon skandalı: Volkswagen imza attığı emisyon skandalı tüm dünyada yankılandı. ABD’nin Çevre Koruma Müdürlüğü (EPA) Volkswagen’in dizel motorlu araçlarına fabrika çıkışında yapılan egzoz emisyon testlerinin hatalı olduğunu açıklayarak, şirketi egzoz emisyonlarını kasıtlı olarak düşük göstermekle suçladı. Volkswagen, ABD’de 2008’den bu yana 482 binin üzerinde dizel motorlu araç sattı. Toplam cezanın 18 milyar dolarla daha önce görülmemiş seviyelere çıkabileceğine işaret edilirken, raporun yayınlanmasının ardından piyasalardaki ilk işlemlerin gerçekleştiği gün Volkswagen hisseleri Frankfurt Borsası’nda yüzde 20 değer kaybetti, şirketin piyasa değeri bir günde 14 milyar dolar eridi. Şirketin ABD operasyonlarından sorumlu Michael Horn, ABD’li yetkililere karşı dürüst olmadıklarını itiraf ederek, “Dürüst davranmadık ve işi batırdık. Özür dileriz” dedi.

8- BP’ye rekor ceza: İngiliz petrol şirketi BP’nin 2010’da Meksika Körfezi’ndeki Deepwater Horizon petrol platformundan bir ay boyunca yayılan petrol sızıntısı için yürütülen soruşturma uzun bir hukuk savaşının ardından karara bağlandı. ABD Kükümeti, petrol devi BP’nin 20 milyar dolar tazminat ödemeyi kabul ettiğini duyurdu. Meksika Körfezi’ndeki sızıntı nedeniyle 2000 kilometrelik bir alana petrol yayılmış, buradaki doğal yaşam ciddi şekilde tahribata uğramıştı. BP’nin ödeyeceği cezanın 5.5 milyar doları ABD Hükümeti’ne, 5 milyar doları ise petrol sızıntısından etkilenen Alabama, Florida, Louisiana, Missisipi ve Teksas eyaletlerine ödenecek. Firma Meksika Körfezi’nin temizlenmesi için ise 8 milyar dolar ödemeye mahkum edildi. Bu, ABD Adalet Bakanlığı’nın tarihinde bir şirketle tek seferde yaptığı en büyük ceza anlaşması oldu.

9- Divestment Hareketi’nin başarısı: Fosil yakıt şirketlerinden yatırımları geri çekme kampanyası, Paris’te COP21 iklim zirvesi devam ederken tam bir rekor kırdı. Kampanyayı düzenleyen 350.org ile Divest-Invest, toplam 3.4 trilyon dolarlık varlığa sahip 500’den fazla kuruluş, fosil yakıt şirketlerine bundan sonra yatırım yapmayacağına ve mevcut yatırımlarını durduracaklarına dair taahhütte bulunduğunu açıkladı. Amaç, investment (yatırım) yerine divestment (yatırımı geri çekme) ile hedefteki şirketlerin finansal kaynaklarını kurutmak. Bu şirketlerden yeni rezerv arayışlarını durdurmaları, karar alma süreçlerini etkilemek için yaptıkları lobicilik işlerine son vermeleri ve sahip oldukları rezervleri de çıkarmamaları isteniyor.

10- Pasifik’in yaramaz çocuğu El Nino: Dünya, 2015 sonbaharında bugüne kadarki en etkili ve yıkıcı El Nino ile karşı karşıya kaldı. İklim değişikliği ve güçlü El Nino etkisinin, 2016’da küresel ortalama hava sıcaklığını, 2015 değerlerinin üzerine çıkaracağı açıklandı. El Nino, 40-50 milyon kişinin açlık, kuraklık ve salgın riski altında kalmasına yol açabilir. El Nino, yarattığı ısıtıcı etki nedeniyle kasırgalara, şiddetli yağışlara, taşkınlara, kuraklıklara, yangınlara ve tarımsal ürün kayıplarına yol açıyor, bütün bunların sonucu olarak da salgın hastalıklar artıyor ve çok sayıda kişi ölüyor.

21.pelin-cengizPelin Cengiz – Haberdar.com

2015: Aşırı hava olayları yılı

Aşırı sıcaklardan, siklonlara ve orman yangınlarına kadar küresel ısınmanın etkileri olan meteorolojik çılgınlıklar yıla damgasını vurdu. İklim bilimcileri aşırı hava olaylarını iklim değişikliğine bağlamakta tereddüt etse de insan aktivitesinin riskleri arttırdığı konusunda eminler. BM hava ajansına göre  kayıtlar tutulduğundan beri karbon emisyonları ve El Nino’nun etkisiyle 2015 en sıcak yıl olarak kayıtlara geçti.

İşte 2015’in NASA tarafından “insan kaynaklı iklim değişikliği” ile ilişkili olduğu belirtilen hava olayları ve etkileri;

Sıcak hava dalgaları Hindistan ve Pakistan’da binlerce insanı öldürdü

delhi-heatwave
Dharnai köyü, Hindistan (Fotoğraf: Avik Roy)

Mayıs ve Haziran aylarında yaşanan bunaltıcı sıcaklık yüzünden Hindistan’da 2000’den fazla, Pakistan’da ise 1000 kişi hayatını kaybetti. Yüksek nem ve düşük hava basıncı insanlar ve hayvanlar için nefes almayı zorlaştıracak koşullar yarattı. Sınırda asfaltlar eridi, Karaçi’de sıcaklık 43C ile zirve yaptı.

Denizlerin ısınması ile mercan resifleri beyazladı

Coral-bleaching-7
Bermuda, öncesi ve sonrası (Fotoğraf: XL Catlin Seaview Survey)

Okyanusların tamamı göz önüne alındığında mercanlar üçüncü tükenişini yaşıyor. ABD’nin Ulusal Okyanus ve Atmosfer Dairesi’nin tahminlerine göre yıl sonuna kadar dünya resiflerinin % 38’den fazlası tüketmiş olacak. Mercanların eski haline gelmesi 10-15 yıl alıyor ancak hassas ekosistemlerde eski gücünü kazanması 20-30 yıl alıyor.

Endonezya’daki orman yangınları güneydoğu Asya’yı dumana boğdu

Endonezya’daki orman yangınları, ABD ekonomisinin aynı gün yaydığı karbona eş değer zehirli duman çıkardı. Büyük çoğunluğu tarım alanı açılması için kasıtlı çıkarılan bu yangınlar El Nino’nun kuru koşulları ile birleşince çığrından çıktı. Solunum yolu rahatsızlıklarına neden oldu. Malezya ve Singapur ile ilişkileri soğuttu.

Yemen siklonlarla sarsıldı

Yemen’de Kasım ayında görülen siklonlar son 10 yılda görülmemiş seviyede sele neden oldu. Bir hafta arayla gerçekleşen iki siklon savaşın parçaladığı ülkeyi sarstı. Dünya Meteoroloji Örgütü’nden Clare Nullis BBC’ye yaptığı açıklamada siklonların “kesinlikle olağanüstü bir olay” olduğunu söyledi.

Etiyopya kronik kuraklık çekiyor

etiyopya
Fotoğraf: EU/ECHO/Melaku Asefa

Etiyopya art arda geçen iki yağışsız sezon sonrasında son 30 yılın en kötü kuraklığını yaşıyor. İnsani yardımlar Amhara ve Afar bölgelerinin tam felaket bölgesi olmasını engellemeye çalışıyor. Ancak BM 2016 yılı başından itibaren 8 milyondan fazla insanın gıda yardımına ihtiyacı olacağı konusunda uyarıda bulundu.

Orman yangınları ABD’yi çileden çıkardı

ABD’de orman yangınları bu yıl rekor seviyesinde yıkıcı oldu. Resmi rakamlara göre 9 milyon dönümden fazla orman yandı. Sorumlu Bilim İnsanları Birliği yangın sezonunun 2 aydan (1970’lerdeki) 7 aya çıktığını belirtiyor. Büyük yangın sayısı ise 140’dan(1980-89’deki yıllık ortalama) 250’ye (2000-2012’deki yıllık ortalama) çıktı.

Sel Hindistan’ı vurdu

Aşırı yağışlar Hindistan’ın güneyindeki Tamil Nadu’yu harap etti. Resmi rakamlara göre Chennai şehrinde 300’den fazla kişi hayatını kaybetti ve milyon dolarlık maddi hasar gerçekleşti. Times of India gazetesine göre El Nino etkisi ile artan okyanus yüzey sıcaklıkları buharlaşmaya neden oldu ve nem bakımından zengin hava bölgeye yağış getirdi.

Yazının orjinaline buradan ulaşabilirsiniz.

(Yeşil Gazete,climatechangenews)

2015’de Yeşil Gazete’de yayınlanan “mutlu” haberler

2015, tüm dünyada kalkınmacı devlet politikalarının doğa üzerinde yarattığı tahribatları arttırdığı bir yıl oldu. Görünen o ki biz sıradan insanlar bu zorbalığa dur demedikçe de devam edecek. Tahribatlar artarken insanların yereldeki mücadeleleri sayesinde yüzümüzün güldüğü de bir yıl oldu 2015. İşte Yeşil Gazete’de yayınlanan “mutlu” çevre haberlerinden derlediklerimiz;

Giresun ve Ordu’daki Hesler için emsal niteliğnde iptal kararı

Ordu İdare Mahkemesi Giresun ve Ordu’da yapılmak istenen HES’lerin ÇED (Çevresel Etki Değerlendirme) olumlu kararının çevre mevzuatı hükümleri ile hukuka uygun olmadığına karar vererek ÇED’leri iptal etti. Devamı…

Van’a ekolojik köy hazırlıkları son aşamada

Türkiye’nin ilk en büyük Ekolojik Köyü Van’da kurulacak. 12 dönüm arazi üzerinde kurulacak olan proje Güneş Evi, Perma Tarım, Saman Evi gibi unsurlardan oluşacak ve evsel atıklardan gübre, foseptikteki metan gazı enerjiye dönüştürülecek. Van Büyükşehir Belediye Eş Başkanı Bekir Kaya, “İnandığımız gibi yaşamak istiyoruz, o yüzden bu projeyi başlattık” diye konuştu. Devamı…

Munzur’a bilimsel koruma, “Bölgede altın madeni yapılamaz”

munzur

Dersim merkeze bağlı Geyiksuyu Köyü yakınlarında işletilmek istenen altın madenine karşı açılan davanın bilirkişi raporunda bilim insanları yörenin Türkiye olduğu kadar Avrupa’nın da en zengin bitki varlığına sahip olduğunu, nesli tükendiği varsayılan Anadolu Parsının bile bölgede yaşadığına dair işaretler bulunduğunu belirtti. Devamı…

Dersim, Ovacık’ın komünist başkanından organik tarım hamlesi

Dersim’in Ovacık ilçesinde Türkiye Komünist Partisi’nden (TKP) Belediye Başkanı olan Fatih Mehmet Maçoğlu, ücretsiz ulaşım, düşük fiyatlı su gibi uygulamaların ardından ilçede organik tarımı teşvik amacıyla çalışma başlattı. Devamı…

Gerze kazandı, Yaykıl kazandı: Termik Santral projesi iptal

Sinop’un Gerze ilçesinin Yaykıl köyünde altı yıl önce Anadolu Grubu’nun kurmak istediği termik santrale karşı başlayan direniş, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın ÇED sürecinin durdurulduğuna dair yaptığı açıklama ile resmen sona erdi. Devamı…

Hevsel Bahçeleri’ni kurtaran mahkeme kararı: Tarım alanlarında yapılaşmaya iptal

hevsel

Diyarbakır’ın simgesi Dicle Nehri havzasının en güzel noktalarından Hevsel Bahçelerinde yapılaşmaya yargı bir kez daha dur dedi. Diyarbakır 1. İdare Mahkemesi, Türk Mimarlar ve Mühendisler Odası’nın (TMMOB) başvurusu üzerine Hevsel Bahçeleri’nin 7 milyon 517 bin 732 metrekaresini tarımsal niteliği korunacak alan statüsünden çıkarılması yönündeki kararının yürütmesini durdurdu. Devamı…

Kamp Armen direnişinden muştulu haber!

Kamp Armen’in iadesine ilişkin devam eden nöbet ve görüşmeler sonuç verdi. Mülk sahiplerinin, Kamp Armen’i Gedikpaşa Ermeni Protestan Kilisesi Vakfı’na bağışlayacakları açıklandı. Devamı…

Kamilet Vadisi’ndeki HES’in lisansı iptal edildi

Artvin’in Arhavi İlçesi’nde bulunan dünyanın önemli doğal yaşamı koruma alanları arasında gösterilen Kamilet Vadisi’nde doğa savunucuları HES projelerine karşı bir zafer daha kazandı. Devamı…

Kadınlar direndi, altıncı şirket Karadağ’ı terketti

karadağ_2

Köylerinde altın madeni aranacağını öğrendiklerinde kadınların en önde olduğu  “Diren Karadağ” hareketini başlatan, birlik ve beraberlikleriyle bölgedeki çevre hareketine de örnek olan Karadağlıların zaferi bölgede büyük heyecan yarattı. Devamı…

Zeytin nöbetçileri kazandı, Yırca’ya santral yapılmıyor

Bakanlar kurulu kararıyla acele kamulaştırılan Manisa’nın Soma İlçesi, Yırca Köyü’ndeki zeytinlik alanda termik santral kurmak isteyen Kolin AŞ ile köylerinde termik santral kurulmasını istemeyen Yırcalılar arasındaki hukuk mücadelesinde sona gelindi. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 6. Dairesi’nin acele kamulaştırmaya esastan iptal kararı için kısmi onama kararı verdi. Bu kararla birlikte, Kolin’in Yırca’da termik santral yapma projesi iptal edildi. Devamı…

Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri Unesco listesinde

Almanya’nın Bonn kentinde devam eden UNESCO 39. Dünya Miras Komitesi Toplantısı’nda, Diyarbakır Surları ile Hevsel Bahçeleri’nin “Dünya Kültür Mirası” olarak tescilleyen karar verildi. Toplantya,  Diyarbakır Büyükşehir Belediyesi Eş Başkanları Gültan Kışanak ile Fırat Anlı’nın yanı sıra Kültür ve Turizm Bakanı Ömer Çelik de katıldı. Devamı…

Efes Antik Kenti de Unesco Kültür Mirası listesinde

efes

Almanya’nın Bonn kentinde düzenlenen Dünya Miras Komitesi 39. Dönem Toplantısı’nda UNESCO Dünya Kültür Mirası Listesi’ne Diyarbakır Surları’ ve Hevsel Bahçelerini’nin ardından Efes Antik Kenti de alındı. Devamı…

Mahkeme, Urla villalarının yürütmesini durdurdu

İzmir’in Urla İlçesi Zeytineli köyünde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın da zaman zaman tatilini geçirdiği Hacılar Koyu’nda, işadamı Mustafa Latif Topbaş’ın yaptırdığı Urla villalarının bulunduğu bölgenin SİT derecesini 1’den 3’e düşüren ve villaları kurtaran kararın yürütmesi durduruldu. Devamı…

Samsun, Terme’de mutlu son: Termik santral projesi iptal!

Samsun´un Terme ilçesinde Akçay mevkiine kurulması planlanan kömürlü termik santralinin iptal edildiği açıklandı. Terme Çevre Platformu (TERÇEP) üyeleri ve Terme Belediye Başkanı Şenol Kul’un yapmış olduğu basın açıklamasıyla sürecin sonlandığı duyuruldu. Devamı…

(Yeşil Gazete)

7 bin 700 nüfuslu beldeye 7 termik santral planı

Zonguldak’ın Kilimli İlçesi’ne bağlı 7 bin 766 nüfuslu Çatalağzı Beldesi’nde faaliyette olan 3 termik santrale ek olarak 1 santralin yapımı sürerken, yeni 3 santral kurulması için yapılan başvuruya da onay çıktı. ‘Çevresel Etki Değerlendirme’ (ÇED) süreçleri devam eden 3 santralin devreye girmesiyle beldede özel sektöre ait 7 termik santral faaliyet gösterecek.

19

Çatalağzı Beldesi’nde 300, 160 ve 1300 megavatlık 3 termik santral faaliyetini sürdürüyor. 1300 megavatlık 4’üncü termik santralin inşaatı sürerken 700, 660, 165 megavatlık yeni 3 santral için yapılan başvurular da Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nca kabul edildi. Beldede 3 yeni termik santral yapılmasının planlanması tepkiye yol açtı. Bu termik santraller için farklı tarihlerde halkı bilgilendirmek amacıyla gerçekleştirilen ÇED toplantıları, protestolar nedeniyle yapılamadı. ÇED süreçleri devam eden 3 santralin de devreye girmesiyle 7 bin 766 nüfuslu beldede 3 farklı firmaya ait toplam 7 termik santral faaliyet göstermiş olacak.

Geçen 16 Aralık’ta beldede 165 megavatlık santral için yapılan ÇED toplantısını kefen giyip tabuta girerek protesto eden Çatalağzı Belediye Başkanı Adnan Akgün, termik santrallerin halkı isyan noktasına getirdiğini söyledi. Başkan Akgün, konutlarda ve termik santrallerde günde 17 bin ton kömürün yakıldığı beldede hava kirliliğinin yaşamı olumsuz etkilediğini söyledi.

Çatalağzı Çevre Koruma Derneği Başkanı Kadir Orhan da, beldede her evden bir kişinin ya bu santrallerde çalıştığını ya da iş vaadinde bulunulduğunu söyledi. Bu yüzden halkın çok fazla sesini çıkaramadığını savunan Kadir Orhan, “Belde halkının çoğunun bir şekilde termik santralle ilişkisi var. Şirketler psikolojik baskı yapıyorlar. Bu projelerin hepsi tamamlandığında bu bölgede yaklaşık 5 bin megavatlık santral faaliyette olacak. Bu gerçekten çok vahim bir durum. Türkiye’de bu kadar gücün bir arada bulunduğu bir termik santral kampüsü yok.” diye konuştu.

Zonguldak Valiliği de bölgedeki termik santrallerin mevcut durumunun incelenerek, insan ve çevre sağlığına etkisinin belirlenmesi için çalışma yapılmasına karar verdi. Valilik, Bülent Ecevit Üniversitesi, Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü, özel bir mühendislik firması ile çevre derneklerinin temsilcilerinden oluşan heyetin bölgedeki incelemesinden sonra rapor hazırlanacak.

 

(Radikal)

Katı Yakıtta en fazla üretim linyitte gerçekleşti

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), ekim ayına ilişkin katı yakıt istatistiklerini açıkladı. Katı yakıtlarda ekimde en fazla üretim ve teslimat linyitte yapıldı.

18

Buna göre, toplam satılabilir üretim miktarı taş kömüründe 120 bin 121 ton, linyitte 3 milyon 344 bin 890 ton ve taş kömürü kokunda 398 bin 559 ton oldu. Teslimat miktarları ise taş kömüründe 3 milyon 379 bin 390 ton, linyitte 3 milyon 610 bin 40 ton ve taş kömürü kokunda 401 bin 202 ton olarak gerçekleşti.

Üretilen katı yakıtların teslimatları karşılama oranı açısından bakıldığında, en düşük karşılama oranı yüzde 3,6 ile taş kömüründe görüldü. Bu oran, linyitte yüzde 92,7, taş kömürü kokunda yüzde 99,3 olarak hesaplandı.

Taş kömürü teslimatının yüzde 35,8’i termik santrallere, yüzde 17,5’i kok tesislerine, yüzde 5,9’udemir-çelik haricindeki sanayiye yapılırken, linyit teslimatının yüzde 86’sı termik santrallere oldu. Taş kömürü kokunun ise yüzde 97,6’sı demir-çelik sanayisine sevk edildi.

 

(Bloomberght)

Sokağa çıkma yasağının Küçük Prensleri – Miraz Rusipi

Çoğu kişi ‘Küçük Prens’ çocuk kitabı zanneder. SAINT-EXUPERY bu Kitabını yetişkinler için yazmıştır.

Kitap çocukların dünyaya ne şekilde baktığını anlatmaya çalışırken Çocukluğunu kaybettiğimiz takdirde ne aptallaşacağımızı üstüne üstlük bu aptallık halinin farkına dahi varamayacağımızı anlatır. Çocukluğundan olmuş bir evren absürtlük ve de aptallık evrenidir.
Alkış alınca aklı gidenler, yıldızları sayıp defterlerine kaydettikleri an yıldızların sahibi olduğunu sanan tacirler, kimin tarafından verildiği bilinmeyen saçma sapan talimatları sorgusuz sualsiz yerine getirenler ve tüm evrenin kendine ona itaat ettiğini sanan kaçık krallardır. Bu absürt insanların tümü kendi küçük gezegeninde yapayalnız olduklarını idrak edemeyen çocukluğunu yitirmiş yetişkinlerdir.

Tıpkı bu dünyadakiler gibi….

17

Bu gün Cizre’de, Nusaybin’de, Suriçin’de, Silopi’de, Dargeçit’e sadece çocukları öldürmüyorlar. Çocukluğumuzun da ırzına da geçiyorlar. Her ölümün ardından tümümüzü boş vermişliğin, koşulsuz itaatin, kinin, öfkenin, nefretin ve intikam duygusunun hüküm sürdüğü absürt bir evrene taşıyorlar. Nefret ve öfke belki farkında değiliz ama sadece savaş çığırtkanlarının değil herkesin ama herkesin aklını başından alıyor. Bütün ahmaklıklar ansızın sıradanlaşıyor. Yaşama dair her şey önce iğrelti duruyor, bir süre sonra da nefret uyandırıyor.

– Nüfus sayımı için bir gün dahi evde durmayı saçmalık olarak yorumlayanlara bir aylık sokağa çıkma yasakları dahi normalmiş gibi geliyor.

Jitem katliamlarının artık neredeyse naklen işleniyor da OHAL’İN ruhuna Fatiha okutan uygulamalar ARTIK dehşet uyandırmıyor.
Başlangıçta; insan üç gün, beş gün nasıl olur da sokağa çıkmaz. Ne yer ne içer diyenlere dahi şu ilce-ilde de sokağa çıkma yasağı başladı, haberini alınca sakince başını sallar oldu.

– Çok değil sekiz dokuz ay önce el üstünde tutulan barış girişimcileri, akil adamlar, diyalog taraftarlarına çoğunlukla yan gözle bakılıyor. Kısık sesle dahi konuşsalar neredeyse vatan hainliğiyle suçlanıyorlar. İşin kötü tarafı barış taraftarlarının önemli bir kısmı öldürülen bebek fotoğrafları ile karşılaştıkça savaşı bir gereklilik olarak görmeye de başladılar.

– Çatışmaların en amansız bir biçimde yaşandığı zamanlarda dahi Kürt coğrafyasında düğünler yapılırdı. Kürt televizyonlarının olmadığı gazetenin kentlere dahi zorluklar ulaştığı zamanlar düğünler çatışmalara karşı moral kazanma anı aynı zamanda da propaganda aracıydı. Şimdilerde Kürt coğrafyasında düğün yasaklamak gereken ayıp bir iş haline geldi.

– Özellikle Amed, Şırnak ve Mardin ve ilçelerinde her ev Zaireci dükkanına dönüştü.

– Çocuklar için çatışma oyuna dönüştü. Bu durum mesai saatleri satın alınmış babalar tarafından nicedir normal kabul edildi.

– Seçim sonrası Başkanlık sistemine destek olur diye HDP’ye oy vermiyoruz. Diyenler. Yeniden sakız gibi ağızda çiğnenmeye başlanan; ülkenin bölünmez bütünlüğü için acaba başkanlığı desteklesek mi? diyorlar.

– Çatışma görüntülerini izleyip ardından magazin programı açmak tabi ki normal bir iş.

– Dünyanın en vahşice katliamları yani çocuk ölümleri normal kabul edilmeye başlandı. Hatta zavallı kadının biri; öldüyse öldü yarın o çocuk terörist olmayacak mıydı erken teşhis hayat kurtarır, bile dedi. Ve sabah kalkıp işe gitti akşam eşiyle çocuklarıyla yemek yedi.

Velhasılı kelam ölen sadece çocuklar değil. Çocukluğumuz… Çocukluğunu yitiren bir nesil akıldan da duygudan da yoksun kalır, ne desen boştur. Çocuk cesetleri kokmasın diye buz poşeti ile saklanabilir, Taybet ana bir hafta sokaklarda yatabilir, savaştır ya da aman bana ne, der. Nice Roboskilere, diye twitterda paylaşım yapıp ardından iki de bir beğenilerini sayarlar. Çocukluğunu yitirmiş bir halk gece Osmanlı hülyaları ile uyuyup sabah gözlerini Sibirya bozkırlarında vakti zamanında Fühlerin askerlerinin dolandığı vadilerde acar. Donuyordur da yahu burada ne işim var, deme gereği dahi duymaz…

Yüreğinde çocukluğundan küçücük bir kırıntı taşıyanlar dahi bilir savaşların ne denli aptalca bir iş olduğunu

Ve elbette ki Çocukluğunu yitiren her bir şeyini yitirmiştir ki neyi yitirdiğinin dahi farkında değildir.

(Aylar önce Robin’e bir hikaye kitabı yazıp, resimlerini de kendi ellerimle yapıp hediye etmek için gizliden çocuk kitabı formatın da çizimler yapmaya başlamıştım. Böylece Robine çok özel bir hediye vermişken sinirlerimi yıpratan savaşa karşı bana meşgale olacaktı. İlkin küçük prens çizimine kıyafetinde polisten kaçarken apartmanın damından düşen bir çocuk düştü. Ardından evde otururken öldürülen bir kız çocuğu, sokağa çıkma yasağında susuz kalan hane halkına su getirmek için sokaktaki çeşmeye giden başka bir çocuk, annesinin karnında iken annesi ile birlikte öldürülen bir bebek, altı aylık bir başka bebek, Diyarbakır Surları, Cizre’nin simgesi haline gelmiş kapı tokmağı… Bu -fotoğrafı pek de iyi çıkmayan- resmi yapmaya başladığımda sokağa çıkma yasaklarından dolayı kırk üç çocuk öldü diye haber geçiyordu bültenler. Bu gün bu sayı elliyi geçti sanırım. Sanırım diyorum, çünkü belki de ben bu yazıyı yazarken katiller belki de bir defa daha çocukluğumu öldürdüler… )

Bu yazı, yazarının da onayı ile mirazruspi.blogspot.com.tr/ den alınmıştır

16-Miraz Rusipi

 

 

Miraz Rusipi

Tarımda 2015’te ne oldu? – Ali Ekber Yıldırım

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

Yarın yılın son günü. Gelenek olduğu üzere bir yılda yaşananları hatırlatacağız. Bir yılda yaşananları tek yazıya sığdırmak elbette zor. Bu nedenle kendi bakış açımızla öne çıkanları paylaşıyoruz.

Tarımda 2015’e damgasını vuran gelişmeler şöyle:

1- İki seçimli bir yıl yaşandı.7 Haziran ve 1 Kasım Milletvekili Genel Seçimleri’nde tarım açısından en çok tartışılan muhalefetin mazot fiyatını düşürme vaadi oldu.Tek başına hükümet kuran AKP, gübre ve yemde Katma Değer Vergisi’nin kaldırılacağını söz verdi. Fakat 2015’te bu gerçekleşmedi.

2-Tarımda bir dönem kapandı. Aralıksız 10 yıl süre ile Gıda,Tarım ve Hayvancılık Bakanlığı yapan Mehdi Eker, 7 Haziran seçiminden sonra kurulan seçim hükümeti ile görevden ayrıldı. Yerine Bakan Yardımcısı Kudbettin Arzu geldi. 1 Kasım’da seçimin tekrarlanmasından sonra kurulan 64. Hükümette ise bakanlık görevine Faruk Çelik getirildi. Çelik ilk açıklamasında “topraktan geldik toprağa döneceğiz” dedi.

3-Türkiye İstatistik Kurumu’nun 2015 bitkisel üretim verilerine göre;önceki yıla göre tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde yüzde 10.2, meyvelerde yüzde 3.9, sebzelerde yüzde 3.4 oranında üretim artışı oldu. Miktar bakımından ise, 2015’te tahıllar ve diğer bitkisel ürünlerde 65.5 milyon ton, sebzelerde 29.6 milyon ton ve meyvelerde 17.8 milyon ton üretim gerçekleşti.

4- Geçen yıl 12 aylık dönemde yüzde 2.1 küçülen tarım sektörü, bu yılın 9 aylık döneminde yüzde 8.9 büyüdü. Aynı dönemde ekonomideki büyüme yüzde 4 oldu.

5- Geçen yıl 9.5 milyar lira olan tarım destekleri bütçesi 2015’te 10 milyar liraya çıkarıldı. Tarım desteklerinde hayvancılık,organik tarım,iyi tarım uygulamaları ve diğer bir çok kalemde artış yapılmadı. Destekleme primi verilen 17 üründen 14’ünde destek artışı yapılmazken sadece nohut,mercimek ve kuru fasulye primi kilo başına 10 kuruştan yüzde 100 artış ile 20 kuruşa çıkarıldı. Yılın sonunda ise , küçük aile işletmelerine yönelik 5 dekara kadar dekar başına 100 liralık yeni bir destek kararnamesi yayınlandı. Bu destek 2016’da uygulanacak. Kırsal Kalkınma Yatırımlarının Desteklenmesi Programı kapsamında 2007 yılından beri uygulanan yüzde 50 hibeli tarım makineleri ve ekipman desteği kaldırıldı. Sayıştay 2014 Raporu’nda tarımsal desteklerle ilgili etki analizi yapılmamasını eleştirdi.

6- Bakanlık Hayvancılık Genel Müdürlüğü “Kırmızı Et Stratejisi”ni yayınladı. Stratejide hayvancılıkta ithalatın çözüm olmadığı yazıldı. Fakat, 2015’te de ithalat tam gaz devam etti. Bakanlar Kurulu Kararı ile Et ve Süt Kurumu’na sıfır gümrükle 30 bin ton et ithalatı yetkisi verildi. Besilik,damızlık hayvan ithalatı yıl boyu devam etti. Ayrıca, komşu ülkelerin yanı sıra Hindistan’dan,Paraguay’dan ülkeye kaçak et girişi devam etti.

7- Eylül ayında ilk olarak Van’da görülen Şap Hastalığı ülke geneline yayıldı. Hastalıktan ari Trakya Bölgesi hariç ülkenin neredeyse tamamı karantinaya alındı. Daha önce Türkiye’de görülmeyen Nepal Şap’ı olarak adlandırılan virüs için aşı üretilerek dağıtıldı. Et ve sütte ciddi verim düşüklüğü yaşanırken, çok sayıda genç hayvan ölümü gerçekleşti. Hastalığın yayılması sektörün geleceğini de olumsuz etkiledi. Daha çok ithalat yapılması gerekecek. Ayrıca Bandırma bölgesinde kuş gribi görüldü.

8-Temmuz 2014’ten beri referans fiyatı litre başına 1 lira 15 kuruş olarak sabit tutulan çiğ süt fiyatı 2015’te de artmadı. Ulusal Süt Konseyi, Aralık ayı sonundaki toplantısında 2016’nın ilk 6 aylık döneminde de fiyatın 1 lira 15 kuruş olarak uygulanacağını ilan etti. Yem başta olmak üzere tüm girdilerde fiyat artarken çiğ süt fiyatının artmaması üreticilerin üretimi sürdürme konusunda zorladı.Çiğ süt üretiminin sözleşmeli olarak yapılması için yönetmelik çıkarıldı. Ancak uygulamaya geçirilemedi.

9- Tarımda asıl bomba yılın sonunda patladı. Rusya ile yaşanan uçak düşürme krizinden sonra,Rusya Türkiye’den aldığı tarım ürünlerine ambargo uygulayacağını ilan etti. Türkiye’den ithalatı yasak ürünler listesi hazırladı ve 1 Ocak 2016 itibariyle yürürlüğe girecek. Fakat 1 Ocak öncesinde de ciddi yaptırımlar,engellemeler uygulandı.Türkiye’nin yaş meyve ve sebzede en büyük ihracat pazarı olan Rusya’nın kapıları kapatmasından kısa bir süre sonra bu kez Irak’la yaşanan asker çekme krizi nedeniyle Habur Gümrük Kapısı kapatıldı. Yaş meyve ve sebze başta olmak üzere bir çok ürün Irak’a ihraç edilemiyor.

10- Yılın başında kilosu 5 lirayı çıktı diye İran’dan ithal edilmek istenen patatesin fiyatı yılın sonunda 30 kuruşa düştü. Uygulanan politikaların istikrarsızlığına iyi bir örnek oldu.

11-Genetiği Değiştirilmiş 37 ürünün yem amaçlı ithalatına izin istendi. Biyogüvenlik Kurulu 2012’de “zararlı” diyerek ithalatına izin vermediği genetiği değiştirilmiş 3 mısır genine 2015’te “zararsız” diyerek izin verdi.

12- Çobanlıktan cumhurbaşkanlığına uzanan yaşam öyküsünde her dönem tarım, köy meseleleriyle ilgilenen, 1991 seçiminden önce tütün fiyatı tartışması yaşanırken “kim ne verirse 5 lira fazlasını veririm” diyerek tarihe geçen Süleyman Demirel yaşama veda etti. Anadolu insanın çileli yaşamının,toprağının,ovalarının,dağlarının,ormanlarının iki önemli yazarı Yaşar Kemal ve Fikret Otyam aramızdan ayrıldı.

13- Avrupalı çiftçiler yıl boyu eylemdeydiler. Rusya ambargosunun da etkisi ile ürünlerini düşük fiyatla satmak zorunda kaldıkları için eylem yapan çiftçiler Avrupa Birliği Ortak Tarım Politikası’nı tartışılır duruma getirdi.Bazı birlik üyesi ülkeler “yerli malı tüket” kampanyaları başlattı.

14- Birleşmiş Milletler tarafından 2015, Uluslararası Toprak Yılı ilan edildi.Toprağın önemine dikkat çekmek için bir çok etkinlik yapıldı.

15- İklim değişikliği gündemin ilk sıralarında yer aldı. Paris’te yapılan İklim Zirvesi’nden sonra Paris Anlaşması imzalandı.

16- Karadeniz’i ranta açmak için planlanan “Yeşil Yol” projesi Karadenizli kadınların direnişiyle durduruldu.

17-Tire Süt Kooperatifi’nin çalışmaları, Birleşmiş Milletler tarafından kırsal kalkınma modeli olarak dünyaya örnek gösterildi.

Tarımda 2015’in kısa özeti bu. Yarın 2016’da yaşanması muhtemel gelişmeleri yazacağız.

Bu yazı tarimdunyasi.net/ den alınmıştır

 

15-Ali-Ekber-Yıldırım

 

Ali Ekber Yıldırım

çArşı davasında beraat kararı

Beşiktaş çArşı grubu üyelerinin, ‘darbe’ suçlamasıyla yargılandığı ‘Gezi Parkı’ davası Çağlayan’daki İstanbul 13. Ağır Ceza mahkemesinde karar verildi. çArşı grubu üyeleri beraat etti.

6

Cumhuriyet’ten Sami Gürel’in haberine göre Gezi Parkı olaylarına ilişkin Beşiktaş’ın taraftar grubu Çarşı üyelerinin de aralarında bulunduğu 35 tutuksuz sanığın yargılandığı dava karara bağlandı. Mahkeme “Örgüt kurma ve yönetme” “Örgüte üye olma” ve “Darbeye teşebbüs” suçlarından yargılanan sanıkları cezalandırmayı gerektirecek yeterli kesin her türlü şüpheden uzak delil yok” dedi ve tüm sanıkların beraatini kararlaştırdı.

İstanbul 13. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen karar duruşmasına 21 tutuksuz sanık katıldı. Sesli ve görüntülü kaydın yapılığı duruşmada avukatların ve sanıkların duruşma savcısı Savcısı Abdullah Mirza Coşkun’un esas hakkındaki mütaasına ilişkin savunma yaptı. Sanıklar ve avukatlar beraat kararı verilmesini talep etti.

5

Mahkeme heyeti savunmaları aldıktan sonra davaya kısa ara verdi. Mahkeme heyeti, “Örgüt kurma ve yönetme” ve “Örgüte üye” suçlarından suçun unsurları oluşmadığından sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verdi. Mahkeme heyeti, “Cebir ve şiddet kullanarak Türkiye Cumhuriyeti Hükûmetini ortadan kaldırmaya veya görevlerini yapmasını kısmen veya tamamen engellemeye teşebbüs” suçundan da sanıkların üzerlerine atılı olan suçu işlediklerine dair ve cezalandırılmalarını gerektirir dosyada yeterli kesin her türlü şüpheden uzak delil bulunamadığından tüm sanıkların ayrı ayrı beraatlerine karar verdi. Mahkeme heyeti, yine “2911 Sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu’na Muhalefet” ve “Görevi yaptırmamak için direnme” suçlarından ise yüklenen suçun sanıklar tarafından işlendiğinin sabit olmaması gerekçesiyle beraatlerine karar verdi.

 

(Cumhuriyet)

DTK Kongresi’nin anlattıkları – Naci Sönmez

Bu yazı turnusol.biz/ den alınmıştır

Hafta sonu (26-27 Aralık/2015) Demokratik Toplum Kongresi’nin (DTK) Genişletilmiş Olağanüstü Genel Kurulu’nun davetlisi olarak Diyarbakır’daydık. Dolayısıyla, hem DTK Kongresinden çıkan Özerklik konusu etrafındaki tartışmaları detaylı bir şekilde öğrenmiş olduk, hem de Diyarbakır’ın Sur ilçesinde yaşananları Diyarbakırlılar nasıl karşılıyor gözlemleme şansına sahip olduk.

En son söylenmesi beklenen konularda düşüncelerimi baştan söylemeyi tercih ediyorum. Kürt siyaseti HDP’nin kurulduğu süreçten ve 7 Haziran seçimlerinden önceki yönelimlerinden farklı ve yeni bir siyasi yola girmiş olduğunu, bu DTK kongresinde açıktan ilan etmiş oldu.

2

Bir önceki dönemde, müzakerelerin ve çözüm için çabaların sürdürüldüğü, 3 yıllık süreçteki Türkiye merkezli siyasetinden, daha bölge merkezli ve Kürt meselesinin önceliklerinin altını çizen bir aşamaya geçilmiş olduğunu rahatlıkla söyleyebilirim.

Kürtlerin statü meselesi dahil, bir çok demokratik açılımların olabilmesini, Türkiye’nin demokratikleşmesi yoluyla gerçekleşebileceğini ve HDP’nin de bu anlamda politik rol alması için stratejik adımlar atan Kürt siyaseti, yeni yol haritasını 7 Haziran sonrası yaşananların ve bölgede başlayan Öz Yönetim İlanları ve bu öz yönetim alanlarını savunma temelinde başlayan şehir çatışmalarının (hendekler ve barikatlar) sonuçları üzerinden yeniden oluşturduğunu deklere etmiş oldu..

Bu özü itibarıyla yeni olmayan, 2007’de aslında belirlenmiş olan demokratik özerklik açılımını, şimdi Türkiye’nin demokratikleşmesi açısından odaklanması gereken ve öncelikli görülmesi gereken yeni siyasi yol haritası olarak belirlemiş durumdalar. Daha öncesinde, Türkiye’nin demokratikleşmesini esas alarak Kürt sorununda çözüm arayan Kürt siyaseti açısından, gelinen bu aşamada ve AKP’nin yaşananları yok sayması üzerine, Kürtler özgürleşmeden, kendi kendini yönetme konusunda kazanım elde etmeden, Türkiye’nin demokratikleşmesinin mümkün olunamayacağının altının çizilmiş olduğu bir kongreye katılmış olduk.

Kürt siyasetinin bu kararını bizler, batıdan bu toplantıya davet edilmiş olan siyasi yapılar desteklediğimizi, kendi kaderleri ile karar vermelerine saygı duyduğumuzu ifade ettik. Bağımsız devlet olma fikri dahil, Kürtlerin nasıl yaşamak istediklerine dair karar ancak Kürtlerin kendilerinin verebileceği bir karar olabilir demiş olduk.

Burada ki kritik mesele, bu duruma nasıl gelindiği ve şimdi ne olacağıdır. Diyarbakır’da ki temaslarımızda, Diyarbakır’ın merkezinde olan ve Diyarbakır’ın adeta kalbi durumunda olan Sur’da yaşananlarla ilgili olarak, yine Diyarbakırlılar tarafından ifade edilenlerin bir şeyler anlattığını görmüş olduk.

Bölge halkı uzun yıllardır süren savaştan, çatışmadan oldukça yorulmuş durumda. Çözüm ve müzakere sürecinde ki 3 yıl içerisinde nefes almış olan halkın bu yeni durum karşısındaki ruh halini bir şok olarak tanımlamak mümkün. Kısmen normalleşmenin sağlandığı dönemde bölgede turizmdeki canlanma başta olmak üzere, sosyal ve ekonomik yaşama yansıyan olumlulukların bir çırpıda yok edilmesiyle karşılaşan insanların, büyük bir travma içinde olduğunu söylemek mümkündür.

Sur, Diyarbakır’ın kalbi demiştim. Şimdi Sur’da bütün otellerin kapısına kilit vurulmuş durumda, bütün işyerleri kapalı ve ne olacağının belirsiz olduğu bu süreçte insanlar çok endişeli. Elbette, başta Cumhurbaşkanı olmak üzere hükümete kırgın ve kızgınlar. Ama olan bitenden, ne zaman ve nasıl sonlanacağı belirsiz olan bu şehirdeki çatışmalarla ilgili olarak da çok kaygılılar.

Sur’un içi tamamen insansız hale gelmiş durumda. İlçe tamamen savaşanların yaşam sürdüğü bir alan haline gelmiş durumda. Şehrin merkezindeki bir ilçe bu halde olunca, kentin diğer alanlarının da normal olmasını beklemek mümkün olmuyor. Akşam olunca belli bir saatten sonra herkesin evlerine çekildiği bir büyükşehirden bahsediyorum. Hayat Diyarbakır için oldukça zorlaşmış durumda.

Kendi ülkesinin toprağında, normal polis araçlarıyla gezemeyen, sıradan devriyeyi bile zırhlı araçlarla yapan devletle yüzleşmiş olduk. Halkı koruyan değil, halktan kendisini bu zırhlı araçlarla korumaya çalışan bir devlet, kente indiğiniz anda görüş alanınıza girmekte. Kısacası bu durumun her iki taraf açısından da sürdürülebilir yanı olmadığını söyleyebilirim.

4

Bu açıdan düşünüldüğünde, DTK’nın yapmış olduğu toplantının ve üretmiş olduğu kararın, bölgede yaşananları Hendeklerden ve barikatlardan uzaklaştırmak, siyaset alanına taşımak açısından önemli olduğunu düşünüyorum. Halkın, sorunun demokratik yollardan çözümüne ilişkin beklentisi de böylesi bir siyasal pozisyonu zorunlu kılmakta. Diğer yandan da devletin yaklaşımında ki yok sayma ve imha etme siyaseti karşısında, direniş gösterilen alanlarda ki kavganın da yenilgi ile sonuçlanması bölgede istenmeyen bir durum.

Elbette, birkaç ay öncesini düşündüğümüz de, işin buraya gelmiş olmasının, Türkiye’de ki demokrasi mücadelesi açısından daha zor bir döneme girilmiş olduğunu göstermektedir. 7 Haziran öncesi, toplumdaki iyimserliği ve yakalanmış olan umudu hatırlayacak olursak, içine girdiğimiz sürecin hepimizi derinden etkileyen ve umutları zayıflatan bir gerçekle karşı karşıya kaldığımızın altını çizmek isterim.

DTK tarafından açıklanan çözüm deklarasyonunda ki, demokratik özerklik iradesini, Kürtlerin nasıl yaşamak istediklerine dair siyasal taleplerini, Türkiye’nin demokratikleşmesini isteyen hiç kimsenin olumsuz karşılaması mümkün değildir. Esasen bugün DTK’nın deklarasyonunda ifadesini bulan talepler, Avrupa’nın gelişkin demokrasilerinde zaten yaşanmakta olan uygulamalardır.

Ortadoğu’da ki ve bilumum benzer coğrafyalarda ki diktatörlük rejimleri ve ulus devletler hariç, hiçbir yerde ülkemizdeki kadar merkezi otoriteyi yücelten ve yerelleşmeyi kontrol eden demokrasi kalmamış gibidir. Birçok gelişmiş ülkelerde ya kantonlar, ya da federal yapılar eliyle, yerinden ve özerk yönetimler inşa edileli çok olmuştur. Avrupa Yerel Yönetimler Şartı diye Türkiye’de çok konuşulan ve üzerinde şerhimizin olduğu belgede de, bu konuda ki uluslararası konsensüsü görmek mümkündür.

Aslında Kürt siyaseti tarafından bugün önerilmekte olan şeyin kendisi, ilk kez Kürtler tarafından dillendirilmiş bir şey değildir. Bugün iktidar bunu Kürtlerin bölünme isteği olarak topluma anlatmaya çalışarak, politik bir hegomanyı hedeflemektedir. Aslında Kürt siyaseti gelinen bu aşamada yine bir arada yaşamı esas alan, kurallara ve hukuka bağlanmış bir birlikte yaşam projesini Türkiye’nin batısına teklif etmektedirler.

Şimdi konuşulması gereken bu teklif karşısında, kimin ne dediğinin anlaşıldığı, müzakere edildiği ya da bu teklif karşısında varsa başka tekliflerin konuşulduğu bir ortamın sağlanmasıdır. Örneğin İktidar çevresi, Kürt siyasetinden daha önce Başkanlık sitemini önermiştir. Şimdi önemli olan, tüm bunları tartışabilecek miyiz? Bu tartışmayı yapabilecek normal bir siyasi ortama girebilecek miyiz?

Devletin tankıyla topuyla, her türlü silahlı gücü kullanarak, ülkenin bir bölgesinde kendi halkıyla karşı karşıya gelmiş olması sonrasında, elbette bunun mümkün olabileceğini zannetmiyorum. 7 Haziran seçim sonuçları sonrasında hukuksuz ve kural tanımadan, ortaya çıkan sonucu tanımayan ve türlü planlar yaparak yeni bir sonuç üretmeyi tercih eden ve bu amaca ulaşabilmek için ülkeyi yangın yerine çeviren bir iktidarın, böylesi normal bir tartışmaya tahammülü olacağını da sanmıyorum.

Yine Kürt siyasetinin, sokaklarda açılmış olan Hendekleri, kurulmuş olan barikatları değil, siyasi zemini güçlendirecek adımlar atılmasına vesile olacak bir irade ortaya koymadan da, bu stratejisini Türkiye’nin batısına da, kendi coğrafyasındaki halkına da güçlü bir şekilde anlatmasının mümkün olmadığını düşünüyorum.

DTK’nın sonuç metnindeki taleplere, nasıl yaşamak istediğine dair ortaya koymuş olduğu iradeye destek vermekle birlikte, sonuç metninde barışa atıfta bulunulmamasının büyük bir eksiklik olduğunu düşünüyorum.

Demokratik Özerklik gibi, yerinden ve yerelden demokrasi savunusunun, çatışmalarla, savaşla yıpratılmaması gerektiğini düşünüyor, bu konuda Kürt siyaset yapılarının demokratik siyasete ve barış siyasetine güçlü göndermeler yapmasının daha akılcı bir yol olduğunu düşünüyorum.

Tüm bu benzer açmazlara, hala tartışma gerektiren yanlarına rağmen, Demokratik Özerklik meselesinin önümüzdeki süreçte tartışma zeminimiz olacağını öngörüyorum. Hükümetin Başkanlık rejimi önerisinin karşısında, tek adama ve bir elitin diktatörlüğüne karşı, yerinden, yerelden ve merkezin değil yerelin güçlü kılındığı, bir yönetim anlayışının tartışılmasına olanak yaratan bir süreç olarak, bu meseleyi şansa çevirmek mümkündür.

Bu sürecin istediğimiz ölçüde tartışma ve sonuç üretmesi için, silahların susması, müzakereye dayalı bir sürecin yeniden planlanma umudunun yeşermesi çok önemli. İktidarın bu konuda esnemeyeceğini görerek, iktidarı buna zorlayacak ve toplumu ikna ederek, iktidarın mevcut saldırı ve bölgeyi kuşatma siyasetini sürdüremez hale getirecek siyaset geliştirmek, başta Kürt siyaseti olmak üzere, bütün demokrasi güçlerinin temel görevidir.

Uzun yıllardır şiddet sarmalında yaşamış ve oldukça yorgun düşmüş olan ülkemizin, yeniden başlayan çatışmaların ve ölümlerin arasında, bu çok kıymetli olan ve Kürt siyaseti tarafından yerel demokrasi inşa etme tekliflerini, sağlıklı tartışması ve bir uzlaşma arayışına girmesi mümkün değildir.

Geçtiğimiz süreçte, savaşan taraflar arasında süren diyalog ve müzakere çabalarının özellikle Cumhurbaşkanlığı seçimleri ve 7 Haziran genel seçimlerinde, halklarımızın arasındaki müzakereye evrilmiş olduğu bir süreci yaşadık. Toplum birbiriyle konuştuğunda siyaset alanının nasıl yumuşamış olduğunu ve barış siyasetinin, demokratik siyaset arayışının, büyük bir alıcısı olduğunu da birlikte yaşayarak görmüş olduk.

Şu anda toplumda yaşanan travmanın ve bu travmaya bağlı olarak yaşanan bu büyük sessizliğin nedeni esas olarak, yakalanmış olan şansın kaçırılmış olması, büyük umutlarla karşılanmış olan barışın kazanılacağına olan inancın yitirilmiş olması ve demokratik siyaset ortamının, olanağının heba edilmiş olmasıdır.

Son 3 yıl içerisinde ki kısmen normalleşmeye bağlı olarak, toplumun içine girmiş olduğu iyimserliği ve bu döneme dair beklentilerinde ki desteğini görmeden yeni bir siyaset kurulması mümkün değildir. En güzel fikirlerin ve tekliflerin gerçekleşme şansı, yine en geniş toplumsal mutabakatı ve uzlaşma zeminini yaratmakla olabilir.

Tüm bu açılardan bakıldığında DTK kongresi çok şey anlatmakta, bir o kadar da zorlu ve aşılmasının önünde büyük engellerin olduğu bir sürece bizi davet etmektedir. Araya mesafe koyarak değil, aksine tartışmanın kendisine dahil olarak ve ısrarla Türkiye toplumuna barış ve demokratik siyasetin diliyle seslenerek rol alınması gereken bir eşikteyiz diye düşünüyorum.

Hayal kırıklıklarının ve umudun bir arada yaşandığı, iç içe geçmiş olduğu bu eşikte, özellikle, barış ve demokrasi eksenli, şiddeti toplumsal yaşamdan dışarıya davet eden bir politik mücadeleye ihtiyacımız olduğunun altını çizerek burada nokta koymak istiyorum.

Bu yazı turnusol.biz/ den alınmıştır

3-naci-sönmez

 

Naci Sönmez

Eşcinsel hakem davayı kazandı, TFF tazminat ödeyecek

Eşcinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ Türkiye Futbol Federasyonu’na (TFF) açtığı tazminat davasını kazandı.

Kaos GL’den Yıldız Tar’ın haberine göre eşcinsel hakem Halil İbrahim Dinçdağ’ın hakemlik görevine son verilmesinin ardından açtığı davanın 19. duruşması bugün Çağlayan Adliyesi’nde görüldü. Halil İbrahim Dinçdağ, Türkiye Futbol Federasyonu’na açtığı maddi ve manevi tazminat davasını kazandı.

33

Mahkeme Dinçdağ’a 23 bin lira ödemesine karar verdi. Dinçdağ’ın mahkemeden talep ettiği tazminat miktarı 110 bin liraydı. Avukat Fırat Söyle, kararı temyiz edeceklerini söyledi.

Kararı değerlendiren Avukat Fırat Söyle, “Manevi tazminat konusunda takdir mahkemenindir. Kendileri bir hesap yaparak, Halil İbrahim Dinçdağ’ın sıkıntılarını telafi etmek için 23 bin lira ödenmesine karar verdiler. Bu rakam yıllardır yaşanan sıkıntıları telafi edemez. Yargıtay’a başvuracağız. Rakam yeterli olmasa da, mahkeme bu kararıyla homofobik ayrımcılığı ve taleplerimizi kabul etti. Bu kararla birlikte ayrımcılık cezalandırıldı” dedi.

 

(Kaos GL)