Ana Sayfa Blog Sayfa 3323

Nükleersiz Gelecek Ödülleri 17 Kasım’da Güney Afrika’da veriliyor

Sizlere daha önce 17 Ekim tarihli haberimizle duyurduğumuz üzere Türkiye’deki nükleer karşıtı mücadelenin aktörlerinden Av. Arif Ali Cangı  bu yıl “Nükleersiz Gelecek Ödülü’nü Türkiye adına almaya hak kazandı.

12-arif-ali-cangi-300x194

Nükleersiz Gelecek Ödüllerine hak kazananlar 1998 yılından itibaren her yıl Avrupa’dan Nükleer Silah ve Savaşa Karşı Hekimler (IPPNW) ile ABD’den Beyondnuclear insiyatiflerinin girişimiyle, dünya genelinde antinükleer mücadelenin önemli isimlerinden oluşan 40 kişilik bir jüri tarafından seçilerek çeşitli ülkelerin nükleer silahlara, nükleer endüstriye ve uranyum madenciliğine karşı mücadele eden halkları içinden  yaşam savunucularına veriliyor.  ” Direniş”, “Eğitim”, “Çözüm” ve “Özel Takdir” kategorilerindeki ödüller bu yıla dek Avustralya, Arjantin, Hindistan, Rusya, Almanya, Yeni Zelanda, Norveç, İsrail, Amerika, İsviçre, Kanada ,Çin, Portekiz, Japonya, Marshall Adaları’ndan aktivistlere verildi. Bu yıl ise Türkiye, Etiyopya, Fransa, Hollanda,  ve Güney Afrika’dan yaşam savunucuları ödül alıyor.

izmirin-cernobili-davasi-karara-kaldi_9786_dhaphoto117 Kasım’da “Direniş” kategorisinde ödül alacak olan Arif Ali Cangı özellikle Türkiye’den  Gaziemir’deki yasa dışı nükleer atıklara karşı, Mersin’in Akkuyu ilçesinde yapılması planlanan nükleer santrale karşı ve Manisa, Köprübaşı’nda yapılan uranyum madenciliğinin ölümcül tehlikelerine karşı davalar açmış, bilim insanlarıyla birlikte, radyoaktif atıkların oluşturduğu tehditler konusunda bu endüstrilerin çevresinde yaşayanları bilgilendirme kampanyalarını yürütmüştü.

Her yıl farklı bir ülkede gerçekleştirilen ödül töreni bu yıl Nükleer endüstrisinde çalışırken kansere yakalanan, ve bu endüstrideki isçilerin kanser vakalarının araştırılması için isçileri örgütleyen Alfred Manyanyata Sepepe’nin “Özel Takdir” kategorisinde ödüle layık görülmesi sebebiyle Güney Afrika’nın Johannesbourg kentinde yapılacak. Programa göre 17 Kasım 2016’da  ödüllerin verilmesinin ardından,18 Kasım’da “Think Nuclear -free/Nükleersiz düşün” sempozyumu gerçekleştirilecek.

28-Pınar-Demircan

Türkiye’deki Nükleer karşıtı mücadelenin resmi olarak onurlandırılacağı bu organizasyonun detaylarını  Yeşil Gazete İklim ve Enerji editörlerinden Pınar Demircan Güney Afrika’dan bildirecek fakat, haberler bu kez Yeşil Gazete’den önce Cumhuriyet’te yer alacak, akabinde haber ajansları ve yazılı basınla da paylaşılacak.

(Yeşil Gazete)

 

Sulubahçe Koyu ihaleye çıkarıldı, ada ayağa kalktı: “Bozcaada koyları halkındır!”

Bozcaada’nın en büyük koylarından biri olan Sulubahçe Koyu, Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından ihaleye çıkarıldı. 22 Kasım Salı günü Ankara’da yapılacak ihalenin şartlarında, ihaleye konu olan 7.545 m²’lik  alanda bir adet büfe, birer adet kadın / erkek duşu, tuvaleti, soyunma kabini ile şezlong ve şemsiye hizmetleri verilmesi yer alıyor. Bozcaada kıyılarının ranta ve özel şahıslara açılmasına karşı çıkan ada halkı, yerel yönetimi ve sivil toplum kuruluşları, koyların bakir kalmasını ve halkın kullanımında olmasını savunuyor.

sulubahce

Bozcaada ihale karşı tek ses ayakta

Açık teklif usulü yapılacak ihalenin muhammen bedeli 227 bin 200 TL olarak belirlendi. Bozcaada Haber‘de yer alan habere göre, Bozcaada Kaymakamlığı’na ve Bozcaada Belediyesi’ne ihale hakkında bir bilgi verilmedi.  Sulubahçe koyunun ihaleye çıkarıldığının öğrenilmesi, adayı hareketlendirdi. Ada halkı ve sivil toplum kuruluşları, Bozcaada Belediye Başkanı Dr. Hakan Can Yılmaz‘ın çağrısıyla bir araya geldi.

“Bu ihale durdurulmalı” 

Koyların özel şahısların eline verilmesini kabul etmediklerini belirten ve buna karşı hep birlikte mücadele edeceklerine dair söz veren Başkan Yılmaz, “Bozcaada halkı, Bozcaada’daki bütün sivil toplum kuruluşları, ben ve adaya gelen misafirler, bu koyların bakir kalması yönünde görüş bildiriyoruz. Yapılacak ihalenin bu hali ile sonuçlanmasının Bozcaada için ileride telafisi ve ikamesi mümkün olmayan birçok tehlikeyi içereceği kanaatindeyiz. Bütün hukuki ve kanuni haklarımızı da savunarak bu ihalenin mutlaka durdurulması gerektiğini düşünüyoruz.” dedi.

hakan-can-yilmaz
Bozcaada Belediye Başkanı

Haberin duyulmasının ardından acil toplantı yapan Bozcaada Kent Konseyi de ihalenin iptal edilmesi için neler yapılabileceğini konuşurken, gerekirse ihaleye toplu katılacaklarını açıkladı.

“Kıyıların ihale çıkarılması adaya zarar verir”

Daha önce Çanakkale-Balıkesir 1/100 bin ölçekli çevre düzeni planıyla adanın bakir koylarının yapılaşmaya açılmasına karşı mücadele eden Bozcaada Forum‘dan Fırat TUNABAY,  “Bozcaada’nın bakir koylarının ihaleye çıkarılması, ada halkına, ada yaşamına, doğal yapısına ve sosyoekonomisine hiçbir katkı sağlamayacağı gibi adanın sıradanlaşmasına ve kendine has kimliğinin zarar görmesine neden olacaktır. Ada halkının yok sayılarak tepeden inme bir şekilde yapılmaya çalışılan, rant amacı güttüğü belli olan bakir koyların  ihaleye çıkarılmasına karşı mücadelemizi sürdüreceğiz.” dedi.

Beylik Koyu da İhale edilmişti

2014’ün Aralık ayında Beylik Koyu’nun adadaki yerel yönetimin ve halkın bilgisi dışında Çanakkale Çevre ve Şehircilik İl Müdürlüğü’ndeki bir çalışana ihale edildiği öğrenilmişti. Ada halkı ve Bozcaada Belediye Başkanı tarafından ihaleye tepkiler gelmiş, sosyal medyada #bozcaadabizim etiketi ile başlatılan kampanyaya yüzbinlerce kişi destek vermişti. İtirazlar üzerine ihale iptal edilmişti.

(Bozcaada Haber)

LGBTİ aktivisti Avukat Levent Pişkin gözaltına alındı

Tutuklanan HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Avukat Levent Pişkin, yandaş medyanın hedef göstermesinin ardından gözaltına alındı.

Levent Pişkin
Levent Pişkin

Tutuklu olan Halkların Demokratik Partisi (HDP) Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş ile cezaevinde görüşen Avukat, HDP İstanbul İl Yöneticisi ve LGBTİ aktivisti Levent Pişkin, sabaha karşı gözaltına alındı.

Sabah 05.00 sıralarında Pişkin’in Kurtuluş’taki evine gelen özel harekat polisleri Pişkin’i gözaltına aldıktan sonra odasında bulunan bazı eşyalara el koydu.

Faaliyetleri durdurulan 370 dernek arasında yer alan Özgürlükçü Hukukçular Derneği (ÖHD) üyesi de olan Pişkin, insan hakları savunucusu olmasıyla biliniyor. ÖHD, Pişkin’in gözaltına alınmasını şöyle duyurdu:

Üyemiz, HDP İl yöneticisi Av. Levent Pişkin, havuz medyasının hedef göstermesinin ardından sabaha karşı yapılan baskın ile gözaltına alındı.

— ÖHD İstanbul Şubesi (@ohdistanbul) 14 Kasım 2016
Müvekkili Demirtaş ile avukat olarak görüşen Pişkin, Sabah gazetesi tarafından şu ifadelerle hedef gösterilmişti:

“İstanbul’da HDP’nin bir ilçe başkanlığında yönetici olan avukat L.P’nin de Demirtaş’ı ziyaret edeceğini duyduğu C.K. ile irtibat kurduğu ve Alman dergisinin talebini ilettiği kaydedildi.

“Alman dergisinin, propaganda amacıyla “Demirtaş’ın Avrupa ve Almanya’ya yönelik mesajını içeren, kendi el yazısıyla yazılmış not” istediği belirlendi.”

Bursa Cumhuriyet Savcılığı’nın talimatıyla gözaltına alınan Levent Pişkin Bursa’ya götürülüyor.

Aynı iddiayla 7 Kasım’da Bursa’da Avukat C.K gözaltına alınmıştı.

LGBTİ derneklerinin avukatlığını da yapan Av. Levent Pişkin, İstanbul LGBTİ+ Onur Haftası Komitesi’nde de yer alıyor. Onur Yürüyüşü ve haftanın avukatlığını yapıyor.

 

(Kaos GL)

Su yaşamdır, Su Hakkı yaşam hakkıdır – Alper Can Kılıç

“Yaşamın temel yapı taşı olan su, politik ve ekonomik olarak da 21. Yüzyılın en önemli konularından biri olmaya aday. Dünyanın artan nüfusu, zaten sınırlı olan içilebilir su kaynaklarının hızla kirlenmesi, HES ve baraj inşaatlarıyla ekolojik dengenin bozulması vs. ile suyun önemi giderek artmakta ve dünyanın her tarafında su konulu toplantılar, etkinlikler, eylemlilikler yapılmaya devam ediyor.(*)”

Geçtiğimiz günlerde, Sivil ve Ekolojik Haklar Derneği aktivistleri tarafından yürütülen Su Hakkı Kampanyası – Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı da bunlardan biri. Rosa Luxemburg Vakfı  ve Boğaziçi Üni. İklim Değişikliği ve Politikaları Merkezi‘nin desteğiyle yürütülen etkinlik  12-13 Kasım tarihlerinde, Boğaziçi Üniversitesi Garanti Kültür Ayhan Şahenk Salonunda gerçekleşti. Etkinliğe dünyanın farklı bölgelerinde su mücadelesi veren ve bu konuda farklı örgütlenme modelleri geliştiren topluluk üyeleri konuk oldu ve katılımcıların sorularını yanıtladı.

70

“Suyun kullanımı için, su kaynaklarının korunması için, suyun satılabilir bir meta değil de bir yaşam hakkı olarak tanınması için düşünen, harekete geçen herkesin katkısı gerekiyor.(*)”

İki gün boyunca hem Türkiye’de hem de diğer ülkelerde su varlıklarının korunması ve tüm canlılar adına adil kullanım mücadelesini veren, bu konuya dikkat çeken aktivistler biraraya geldi.

12 Kasım Cumartesi günü Açık Radyo kurucu ve sunucularından, aynı zamanda Uluslar arası bir hukukçu olan Dr. Ömer Madra’nın açılış konuşmasıyla başlayan etkinlik “İstanbul’un su krizi ve çözüm önerileri” konusuyla devam etti. Konuşmacılar Prof. Dr. Murat Güvenç (Kadir Has Üniversitesi İstanbul Çalışmaları Merkezi), Nuran Yüce (Su Hakkı Kampanyası) konu hakkındaki izlenimlerini ve araştırmalarını aktardılar. Programda yer alan İkbal Polat (İstanbul Hepimizin Girişimi) ve Melda Onuk etkinliğe katılamadı. Ardından Moises Subirana (Barcelona En Comu), Ercan Ayboğa (Su Hakkı Kampanyası) ve Erdal Balsak (Mezopotamya Ekoloji Hareketi) tarafından “Havza bazlı su yönetimi: Su kullanım öncelikleri ve demokratik katılım” konusu tartışıldı.

71

Konferansın temeline vurgu yapan “Su Hakkı bir insan hakkıdır!” konusunu Dr. Akgün İlhan (Su Hakkı Kampanyası) ve  video katılımıyla Ayhan Bilge gerçekleştirdi. Aralarında Nur Neşe Karahan (Yeşil Artvin Derneği), Leyla Mumin (Mezopotamya Ekoloji Hareketi), Berrin Esin Kaya (EGEÇEP), Murat Demir (Bursa Doğa Der), Gürcan Kırımlı (DAYKO), Mehmet Baki Deniz (KOS), İnci Bilgiç (Alakır Nehri Kardeşliği) gibi pek çok yerel direnişten topluluk üyelerinin yer aldığı “Türkiye’nin ‘kalkınma’ hamlesi ve su gaspı” oturumu ile ilk gün programı tamamlandı. Oturumun sonunda ABD Kuzey Dakota ormanları, Siu ve diğer Kızılderililerin topraklarından geçen Petrol Boru Hattı’nı protesto eden Kızılderililere destek için tüm katılımcılar sahnede toplanıp fotoğraf çektirdiler. Ayrıca Yeni İnsan Yayınevi, Alakır Nehri Kardeşliği, Rize Derneği, Dayko etkinlikte birer stand açarak faaliyetlerini katılımcılarla paylaştılar.

73
13 Kasım Pazar günü Özdeş Özbay moderatörlüğünde programına devam edilen etkinlikte “İklim değişikliğinin ve su krizinin derinleştiği dünyada iklim mültecileri” konusu Dr. Levent Kurnaz (Boğaziçi İklim Değişikliği ve Politikaları Uygulama ve Araştırma Merkezi) gezegenin eşiklerine vurgu yapan konuşması, Doç. Dr. Pınar Uyan (Bilgi Üniversitesi Göç Merkezi)’ın uluslararası bağlamda iklim mülteciliği sunumuyla devam etti.

“- Artık hepimiz 400ppm gezegeni sakinleriyiz.”

Günün ilk oturumunun kapanışını Ömer Madra gündeme dair haber ve bilgiler aktardıktan sonra, iklim değişikliği ve gezegenin eşiklerine vurgu yaparak “Bana sorarsanız kainatın en korkunç intihar bombacısı insandır.” sözüyle sonlandırdı.

“Militarizmin bir aracı olarak su varlıkları” konusuyla devam eden etkinlik hava alanı çıkışında sorun yaşayan Filistin Hidroloji Grubundan Dr. Ayman Rabi’nin online konferans bağlantısıyla devam etti. Konuşmacı bir sunum gerçekleştirerek, İsral’in Filistin üzerinde uyguladığı su politikaları ve su kullanım hakkına getirdiği haksız kısıtlamalardan bahsetti.

76

“Barış suyunun metreküpü ne kadar?”

Murat Kanatlı (Yeni Kıbrıs Partisi), K.K.T.C. ve T.C. arasında toplantıları süren Barış Suyu Sözleşmesi ve projesi hakkında ayrıntılı bilgi aktardı. Program Zeynep Sıla Akıncı (Mezopotamya Ekoloji Hareketi) çevremizdeki sınırlar, zorunlu göç ve su projeleri konularını içeren ve Şırnak Uludere’de projeleri hazırlanmış ve süreci devam eden Güvenlik Barajlarından bahsettiği sunumuyla devam etti.

“Milyonlarca insan temiz, kullanılabilir suya ulaşmakta sıkıntı çeker ve dolayısıyla hayatını idame ettirmekte zorlanırken, özellikle sınır aşan sular devletler nezdinde “stratejik” bir baskı ve şantaj aracı olarak görülmektedir.Yani su, bir yandan tüm canlılar için vazgeçilmez bir yaşamsal madde iken, bazıları içinse politik bir argüman, dahası bir “silah” haline gelmiştir.

74

Su Hakkı Kampanyası için su; bütün hesapların, taktiklerin, stratejilerin ötesinde, vazgeçilmez bir “yaşam hakkı”dır ve bütün canlıların suya erişim hakkı dokunulmazdır. Bu nedenle de suyun bir silah veya politik bir baskı aracı olarak kullanılması kabul edilemeyeceği gibi, ticari bir meta olarak alınıp satılması da kabul edilemez. Bugün artık kanıksanmış olsa dahi, suyun satılması, havanın satılmasıyla eşdeğer, onun kadar kabul edilemezdir.(*)”

Etkinliğin son konusuna “Şirketlere karşı küresel direniş: Dünyada yükselen su hakkı mücadeleleri” konusu yurt dışı konuşmacıların online konferans ve video yoluyla etkinliğe katılımıyla gerçekleşti. Brent Millikan (Brezilya International Rivers Campaign) ile canlı bağlantı gerçekleştirilerek After the Flood – Belo Monte filmi izlendi.

Belo Monte: After the Flood from Todd Southgate on Vimeo.

Ardından Amazon Yağmur Ormanlarındaki son durum ve baraj projeleri konuşuldu. Food & Water Watch organizasyonundan Darcey O’Callaghan ve İrlanda Kârdan Önce İnsan Platformu aktivisti ve Milletvekili Brid Smith video ile etkinliğe katılım gösterdi.

72

“Korkuyu kırın, korku kırıldığı zaman umutla doluyorsunuz.”

Etkinliğe doğrudan katılım gösteren Moises Subirana (Barcelona En Comu) devlete karşı gerçekleştirdikleri örgütlenme ve eylemlerinden bahsederek Uluslararası Su Mücadeleleri Konferansı katılımcılarının sorularını yanıtladı ve etkinlik sona erdi.

104

Daha fazla bilgi almak isteyenler www.suhakki.org adresini ziyaret edebilir ya da [email protected] e-posta adresine sorularını iletebilirler.

.*(1) http://www.suhakki.org/hakkinda/

*Etkinliğin ikinci gününe katılabildiğim için, 1. günde eksiklikler olduysa affola. Sevgili Cengiz Doğan’ın eklemeleriyle 1.günü de revize etme şansımız oldu. Kendisine çok teşekkür ederim. 1. gün ile ilgili iletmek/eklemek istediklerinizi lütfen yorumunda iletiniz. Teşekkürler.

* Akgün İlhan ve Nuran Yüce’nin Açık Radyoda yapmış oldukları Su Hakkı programını her Salı 16:00 – 16:30 arasında dinleyebilirsiniz

69-alper-can-kilic

 

 

Alper Can Kılıç

Marakeş’te iklim yürüyüşü ve umudun yükselişi: So-So-Solidarite! – Elif Cansu İlhan

Sivil Düşün AB Fonu desteği ile Yeşil Gazete adına Marakeş’e iklim zirvesini takip etmek üzere giden gönüllü muhabirimiz Elif Cansu İlhan‘ın People’s Climate March izlenimlerini paylaşıyoruz

Yazı ve Fotoğraflar: Elif Cansu İlhan

***

Sabahları acıktığı için haklı
Gününü kazanıp kurtardı diye güzel
Birçok çiçek adları gibi güzel
En tanınmış kırmızılarla açan
Bütün kara parçalarında
Afrika dahil*

Marakeş sokaklarını dün geceden yani 12 Kasım’dan beri artık Marakeş’ten bildirebiliyorum. Dün gece direk otele geldiğim, bu sabahta İklim Yürüyüşü’ne katıldığım için Marakeş hakkında hala çok fikrim yok ama insanları yardımsever ve şehir gerçekten ilginç.

Uçak yolculuğu boyunca insanlar birbirlerine COP için mi geldiklerini, COP’dan haberi olmayanlar da COP’un ne olduğunu sordu. Ben de bir kaç kez ne olduğunu, neden Marakeş’te olduğunu, neden 22 yazdığını anlattım.

Burada sokakta karşılaştığım insanların çoğu ne COP’tan ne yürüyüşten haberdar. Fas,COP için anladığım kadarıyla özenle hazırlanmış, yol boyunca uçak gövdesinden dergiye pek çok yerde zirvenin tanıtımı var. Resmi havayollarının görevlileri COP için geldiğinizi duyunca özel ilgi gösteriyor. Halk da konferansın içeriğinden ve ne için olduğundan çok haberdar olmasa da bu kadar insanın geliyor olmasından memnun.

39

Gece uçaktan inip, sabah bir miktar kaybolduktan sonra yürüyüşün başlangıç noktası “El Harti” stadyumuna gittim. Yürüyüş saati 14.00 denmişti, 13.00’da kalabalık yavaş yavaş toplanmaya başladı, 15.00 gibi de sokaklar bizimdi.

45

55

56

Daha önceki People’s Climate March fotoğraflarından hep renkli geçtiğini biliyordum ama tahmin ettiğimden çok daha eğlenceli ve yaratıcı bir ortam vardı.

50

37

47

Pankartlar ve sloganlar her zamanki gibi çok güzeldi ama umudun ve enerjinin boyutunu görmek için burada olmak gerekiyormuş. Pek çok ülkeden STK’ların ortak talepleri vardı. Neredeyse hepsinin ilk vurgusu “Ya şimdi Ya hiç” üzerineydi. Konuştuğum herkes -“Türkiye’de gazete kaldı mı ya? “esprisini de yaptıktan sonra- bu COP’un bir dönüm noktası olması gerektiğini ve bunun için baskı yapmaya geldiklerini söyledi ve “Bunu başarabilecek miyiz?” dediğimde hepsi “Tabi ki” dedi.

Birlikten gelen umut hissi herkesi sarmıştı, zaten favori slogan da tabi ki “So So solidarite!” . “People change, climate not” (İnsanlar değişir, İklim değil) da buradaydı, yenilerden de “Trump, keep it in the ground” (Fosil yakıtlar için kullanılan, “Keep it in the ground” (Yerin altında bırak) sloganının Trump versiyonu) vardı.

60

51

36

44

Gördüğüm en eğlenceli en güzel gruplar Marakeş’in yerel halkıydı. Yürüyüş boyunca melodik sloganlarla dans ettiler (Ne dediklerini yarın öğreneceğim). Yerel halkın sloganlarında Filistin’e destek ve sosyalizm de vardı. Marakeşli grupların neredeyse bütün öncüleri kadındı, kortejin çoğu da zaten kadınlardan ve kadın örgütlerinden oluşuyordu. Hepsi umutlu, güçlü ve kararlıydı.

34

Lesotho’dan gelen çiftçi kadınlar küresel ısınmanın hayatlarını nasıl etkilediğini, tarımda tek tipleşmenin kadını işsiz bıraktığını ve buna izin vermeyeceklerini anlattılar.

58

COP’a resmi olarak katılan WECF International’den Sacscha Gabizon, Houndras’ta öldürülen çevreci aktivist kadın Berta Caceres için ve öldürülen diğer aktivistler için buradan bir söz almadan gitmeyeceklerini anlattı.

WECF İnternational'den Sacscha Gabizon ile
WECF İnternational’den Sacscha Gabizon ile

Kadın hakları için Birleşmiş Demokratik Federasyon’dan Nora Ouchen, Fas’taki kadın hareketlerini ve ne kadar umutlu olduklarını anlattı.

Birleşmiş Demokratik Federasyon'dan Nora Ouchen ile
Birleşmiş Demokratik Federasyon’dan Nora Ouchen ile

65

Devrim ve umudun her zaman kadınların eseri olduğunu hissettim, hem de dünyanın her yerinde, Afrika hariç değil.

43

Yerel saat ile 19:00  gibi yürüyüş biterken kortejde karşılaşıp tanıştığım Greenpeace ekibi ile birlikte Fas gönüllüsü İsmail’in evine yemeğe gittik.

People's Climate March'ın sonunda İsmail'in evindeyiz
People’s Climate March’ın sonunda İsmail’in evindeyiz

Coğrafyam iyi olmadığı için emin değilim ama burası dünyanın öbür ucu ise dünyanın öbür ucunda evde hissederek günü tamamladım, çünkü; So-So-Solidarite!

*Cemal Süreya’nın “Üvercinka”sından bir bölüm

Elif Cansu İlhan’ın COP22 izlenimlerini zirveye özel açtığı blog adresi marakessokaklari.blogspot.com.tr/den de takip edebilirsiniz

68-elif-cansu-ilhan

 

Elif Cansu İlhan

Yeşil Gazete – Marakeş

Yeni Zelanda’da deprem ve tsunami, Arjantin’de deprem

Yeni Zelanda’nın Christchurch kentinin 91 kilometre güneyinde 7.8 büyüklüğünde bir deprem meydana geldi.yen-zelanda

Gece yarısını biraz geçe meydana geldiği açıklanan depremden iki saat sonra bir tsunami dalgasının kuzey doğu kıyısına ulaştığı bildirildi.

North Canterbury bölgesine ulaşan dalganın 1 metre büyüklüğünde olduğu açıklandı.

Yeni Zelanda Sivil Savunma Bakanlığı, doğu kıyısında yaşayan herkese yüksek alanlara çıkma çağrısı yaptı. Bakanlık’tan yapılan açıklamada, depremin merkez üssüne yakın sahillerde 3 ila 5 metrelik tsunami dalgası oluşabileceği uyarısı da yapıldı.

Afet Bakanlığı, depremde hayatını kaybeden olup olmadığı ya da yaralı sayısına ilişkin değerlendirme yapmak için ise erken olduğunu duyurdu.

Arjantin’de de 6,2 büyüklüğünde deprem

Arjantin’in kuzeybatısındaki La Rioja bölgesindeki Chilecito kentinin  26 kilometre kuzeyinde kaydedilen 6,2 büyüklüğündeki depremin yerin yaklaşık 100  kilometre altında meydana geldiği belirtildi.

Depremin can ya da mal kaybına yol açıp açmadığı henüz bilinmiyor.

Ajanslar

 

 

Trump 3 milyon göçmeni gönderecek

TRUMPABD’de başkanlık yarışını kazanan Donald Trump, Amerikan CBS Televizyonu’na verdiği demeçte, ülkedeki üç milyona yakın kaçak göçmeni sınır dışı etmeyi istediğini belirtti. Trump açıklamasında, ‘suç işlemiş, uyuşturucu çetesi ya da suç örgütü üyesi’ kaçak göçmenlerin sınır dışı edilmesi gerektiğini belirterek, “Bu kişileri ya ülkeden göndermeyi başarırız ya da onları hapse atarız” dedi.

CBS Televizyonu bugün tamamını yayınlamayı planladığı söyleşinin bazı bölümlerinden kesitler sundu. Trump’ın demeci Başkan seçilmesinin ardından verdiği belirtildi.

ABD’de yaklaşık 11 milyon kaçak göçmenin olduğu tahmin ediliyor.

Donald Trump başkanlık kampanyası sırasında, seçilmesi halinde yasa dışı göçle mücadele edeceğini, ülkedeki kaçak göçmenlerin sınır dışı edileceğini, Meksika – ABD sınırına bir duvar ördürmeyi planladığını dile getirmişti.

Trump’ın seçilmesinin ardından düzenlenen protesto gösterilerinde, kaçak göçmenleri sınır dışı etme planları da eleştiriliyor.

Kaynak: Deutsche Welle

Kolombiya’da yeni barış anlaşması

kolombiyaKolombiya Devlet Başkanı Juan Manuel Santos, hükümet ve Kolombiya Devrimci Silahlı Güçleri (FARC) arasında yeni bir barış anlaşmasının imzalandığını duyurdu.

Kolombiya’nın Nobel Ödüllü Devlet Başkanı Santos, Küba’nın başkenti Havana’da, FARC ve Kolombiya hükümeti arasında yapılan görüşmelerde yeni bir barış anlaşmasına ulaşıldığını ilan ederek “Bu anlaşma Cartagena’da imzaladığımız anlaşmanın gözden geçirilmesinin bir sonucudur. Referandumda ‘evet’ ve ‘hayır’ diyenlerin teklifleri ve kaygıları bu anlaşmaya yansıtılmıştır” dedi. Anlaşmayı ilan etmeden önce, referandumda ‘hayır’ kampanyası yürüten eski devlet başkanları Andres Pastrana Arango ve Alvaro Uribe Velez ile eski Dış Ticaret Bakanı Marta Lucia Ramirez de Rincon ile bir toplantı yaptıklarını sosyal medya hesabından da açıklayan Santos, anlaşmanın bugün bu üç isme gönderileceğini de söyledi.

FARC, TÜM MAL VARLIĞINI TESLİM EDECEK

Juan Manuel Santos, referandum sonrası kendilerine iletilen tekliflerin yeni barış anlaşmasına ulaşılmasına katkı sağladığını belirtti. Bu teklifleri ve yeni fikirleri sunanlara teşekkür eden Santos, “Artık bölünmüşlükleri geride bırakmanın vakti geldi. Gücümüzü ve katkımızı barışı inşa etmek için bir araya getirme getirmeliyiz.” diye konuştu. Örgütün tüm mal varlığını, çatışmadan etkilenenlerin yararına kullanılmak üzere teslim edeceğini söyleyen Santos, ayrıca FARC’ın uyuşturucu üretimi ve ticaretiyle ilgili bütün verileri detaylı ve sorumluluğu üstlenecek şekilde sunacağını dile getirdi. Referandumda yürütülen “hayır” kampanyasının en önemli dayanak noktalarını oluşturan, FARC’ın parlamentoda temsil edilmesi ile örgüt mensuplarının toprak ve mülk sahibi olması yönündeki endişelerin giderildiğini söyleyen Santos, bu konuda ayrıntı vermedi. Santos ayrıca “Özel barış mahkemeleri 10 yıl boyunca hizmet verecek ve ilk 2 yıl araştırma taleplerini kabul edecek. Yabancı yargıçlar olmayacak. Yargıçlar, bizim mahkemelerimizden seçilecek ve Kolombiyalılardan oluşacak” dedi. Öte yandan Devlet Başkanı Santos ile toplantı yapan üç isimden biri olan eski Dış Ticaret Bakanı Ramirez, sosyal medya hesabından yaptığı açıklamada, toplantıya katılarak savaş yanlısı olmadıklarını gösterdiklerini ifade etti. Ramirez ayrıca yeni anlaşmanın, siyasette mutabakat getirmesini umduğunu belirtti.

BU KEZ REFERANDUMA GİTMEYECEK

Kolombiya hükümetinin FARC’la yürüttüğü görüşmelerde örgütün başmüzakerecisi olan Ivan Marquez de sosyal medya hesabından yeni barış anlaşmasıyla ilgili açıklama yaptı. Ekim ayında yapılan referanduma gerek olmadığını kaydeden Marquez, barışın çoğunluğa karşı bir hak olduğunu vurguladı. Havana’daki görüşmeler sonrasında da açıklama yapan Marquez, yeni anlaşmayı ‘umudun anlaşması’ olarak nitelendirdi ve “Barışa aşığız, Kolombiya’ya aşığız. diye konuştu.

Önceki antlaşmanın aksine yeni antlaşmanın referanduma gönderilmesi beklenmiyor. Santos’un daha fazla ayrılık doğmasına engel olmak amacıyla antlaşmayı doğrudan meclisin önüne sunacağı belirtiliyor. Kolombiya’da 2 Ekim’de FARC ile imzalanan barış anlaşması referanduma götürülmüş, yaklaşık 13 milyon Kolombiyalının oy kullandığı referandumda halkın yüzde 50,24’ü anlaşmaya ‘hayır’ demişti. Hükümet referandum sonrası, çatışmanın kurbanları, kilise, siyasi partiler ve sivil toplum kuruluşları ile bir araya gelerek talepleri, FARC’la tekrar müzakere etmek için not etmişti. Taraflarla yapılan 60’a yakın toplantı ve 100 saati bulan çalışma sonrası 57 ayrı konuda 500’e yakın teklif ortaya çıkmıştı. Kolombiya’da yarım yüzyıldan fazla süren çatışma, 260 bine yakın kişinin hayatını kaybetmesine ve 6 milyondan fazla kişinin göç etmesine sebep olmuştu.

Kaynak: Cumhuriyet

Küresel Isınma’nın etkileri üzerine gelişen edebiyat türü: İklim Kurgu (Cli–fi)

Joey Eschrich tarafından Slate.com‘da yayımlanan yazıYeşil Gazete ekibinden Bahar Topçu‘nun çevirisiyle sunuyoruz.

***

Aralarında NASA’da çalışmış bilim insanlarından James Hansen’ın da bulunduğu bir İklim Çalışma grubunun 4 Ekim’de yayınladığı araştırmaya göre gezegenimiz 2016’da 115,000 yıldır hiç olmadığı kadar sıcak.

41

Böylesine muazzam verilerin alarm niteliğinde olduğu muhakkak. Gündelik hayatımızın tam ortasına düşen bu bilgilerin acil ve ciddi değişiklikler yapmamız için bizi motive etmesi gerekirken rahatsız edici iklim haberleri arasında kaynayıp gidebiliyor. Yine de biliyoruz ki iklim değişikliği aşama aşama gelişen, ürpertici bir felaket. Bizler, bu felaketin insan kaynaklı olduğuna inanan dünya üzerindeki insanların yarısı, “Hemen bir şeyler yapmalı!” diyoruz. Fakat bunu demek yeterli değil. Gerçek ve etkili bir eyleme geçmek için çok soyut kalıyor. Değişen iklimin somut kanıtları ve etkileri, kararsız hava olayları ve diğer haberlerin gürültüsüne karışıveriyor. Kürtaj gibi meselelerin tarafları ve anlaşmazlık beyanları çok daha net, somut. Slate gazetesi bloggerlarından, Gökbilimci Phil Plait’e göre: “İklim değişikliğinin kapsamının bu derece geniş oluşu onu kavramaya çalışan ufak beyinlerimiz için ayrıca bir sorun.”

İşte İklim Değişikliğini konu alan bilim–kurgu romanlarının en yeni dalı iklim romanları bu noktada yardımcı olabilir. Özellikle Paolo Bacigalupi’nin polisiyesi Su Bıçağı (The Water Knife) ve Claire Vaye Watkins’in Gold Fame Citrus gibi romanlarından sonra iklim değişikliğinin insanlar ve gezegen üzerindeki etkilerini konu edinen ve giderek tanınan yeni bir tür hızlıca oluştu. İngilizce tabiriyle Cli mate – Fiction /Cli – fi yani İklim Kurgu romanlarıyla parçalanmış ailelerin, siyasi entrikaların ya da sert tartışmaların yeni ortamı: iklim değişikliği.

39

 

Pek çok iyi edebiyat gibi iklim edebiyatı da yaşamları bizimkinden bambaşka olan insanlarla empati kurmamıza yardımcı olabilir. Hatta “Su Bıçağı”nın yazarı Bacigalupi’ye göre edebiyatın “süper gücü” de tam olarak bu, yani empati kurmamıza yardım etmek. Bacigalupi’nin ABD’nin Güneybatısındaki kuraklığı konu olan romanında karakterlerin birbiriyle bağlantısı kuraklığın kaynağını kendiliğinden ortaya çıkarıyor ve her karakter iklim değişikliğinin farklı bir etkisini teşhir ediyor.

40İklim değişikliğinin yaşamlarımızdaki tezahürü kim olduğunuza ve nerede yaşadığınıza göre çarpıcı bir şekilde değişiyor. Bu yüzden bu yeni edebiyat türü için farklı hayatların sunumu önemli. İşte bu nedenle, farklı ülkelerden yazarların kısa öykülerini içeren antoloji Her Şey Değişir (Everything Change); Tibet, Madagaskar, Venedik, New England kırsalı gibi yerlerde geçiyor ve iklim değişikliğinin farklı etkilerini konu alıyor.

Kimisinde sel felaketleri, şiddetli fırtınalar, yok olan yüzlerce dönüm ekinler ve büyük yangınlar konu olurken, kimisinde de ateşlenen etnik çatışmalar ve yok olma tehlikesindeki yerel mutfak kültürü, hatta sağlam bir şemsiyenin seyrek bulunan pahalı bir antikaya dönüşmesi bile okunabilir. Kitaptaki hemen hemen her öyküde iklim değişikliği derin sohbetlere, sert tartışmalara, ilişkilerde hayal kırıklıklarına ve küçük toplulukların hüsranlarına sebep, en azından bağlantısı görünür oluyor.

Gezegenin sıcaklık değişimi hepimizin bildiği gibi sellere, yangınlara ya da besin kıtlığına neden olabilir ve genelde bu sonuçlar üzerinde yoğunlaşılır. Ama aslında iklim değişikliğini körüklemeye devam eden yabancı düşmanlığı ve onun artışı gibi ciddi etkileri de var. Bu kitaptaki hikayelerle zaten var olan etnik, sosyal sınıf, toplumsal cinsiyet ya da inanç gibi eşitsizliklerin iklim değişikliğiyle nasıl körüklendiğine dikkat çekiliyor.

İklim değişikliğinin etkilerini inkâr etmek için artık çok geç; yıllar önceden gerçekleşmeye başladı bile. İklim adaletinin sağlanması için yaratıcı, uygulanabilir fikirlerin edebiyatı makul bir laboratuvar sayılabilir.

**

Her gün başka bir hikaye, yeni bir mücadele olabilir derseniz, kitabın İngilizce halini bu link üzerinden indirmek mümkün

***

Bu çeviri – haber de birilerinin ilgisini çeker ve Türkçesine de ulaşabilir umuduyla yapıldı.

 

Yazının İngilizce Orijinali

Yazı: Joey Eschrich

Çeviri: Bahar Topçu

(Yeşil Gazete, Slate.com)

Japonya-Hindistan Nükleer Anlaşması, yeniden işlenen yakıt, yeni sorular

Altı yıldır devam eden görüşmeler Hindistan Başbakanı Narendra Modi’nin Japonya’ya gerçekleştirdiği ziyaret kapsamında 11 Kasım Cuma günü imzalandı. Halihazırda Hindistan’da 21 reaktör var, bu sayının 30’ a yükseltilmesi hükümet tarafından planlanıyorsa da Japonya Hindistan arasındaki nükleer anlaşma yeni reaktör kurulumu için değil, var olan reaktörlerde Japonya’dan ithal edilecek teknoloji ile nükleer atıkların yeniden işleme prosesini hayata geçirebilmek için. Bu amaçla Hindistan’da 6 EPR reaktörü bulunan Maharashtra Nükleer Santrali’nde nükleer atıkların yeniden işleme tesisi hayata geçirilecek. Bu arada Fransa Nükleer Güvenlik ASN’nin son dönemde EPR reaktörlerinin güvenliliğini sorguladığını dünkü haberimizden hatırlayalım.

japon Başbakanı Abe ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi
Japon Başbakanı Abe ve Hindistan Başbakanı Narendra Modi

Söz konusu anlaşmada en problemli husus Japonya’nın Hindistan’da  nükleer yakıtın yeniden işlenmesine* elverecek tesisin ve ekipmanların kurulumunu sağlaması olacak. Kullanılmış yakıttan enerji elde edilmesinin(endüstri tarafından geri dönüşüm olarak sunulan MOX isimli nükleer yakıtın ) tehlikeli olması, belli bir miktar yakıttan daha fazla enerji üretimi olarak değerlendirilip işletmecileri mutlu ederken aslında son derece riskli, Japonya’da nükleer santraller de  Fukuşima nükleer felaketinden önce bu yöntemle çalıştırılıyordu. Japonya’da bu gün sadece 3 reaktör açık olduğu gibi, yeniden yakıt işleme tesisi de kapalılar arasında. Japonya’da yetkililerin değerlendirmelerine göre yeniden yakıt işlemenin önemi şu: sürekli uranyum ithaliyle nükleer santral çalıştırmanın termik santralden farkı pek bulunmuyor.

Diğer taraftan yakıtın yeniden işlenmesi ile elde edilen plutonyum nükleer silah yapımında kullanılması açısından da tehlikeler barındırıyor. Nükleer yakıtın yeniden işlenmesi prosesinin yalnızca enerji üretimi için yapılmasını garantilemek ise bir bakıma risk almak. Hindistan ve nükleer silah sahibi Pakistan’ın aralarındaki çatışma hali de düşünülürse Hindistan’ın Japonya ile yaptığı anlaşmayı yalnızca ticari amaçlı kullanımının sağlanması gerekiyor.

Mamafih,  Japonya’nın  ilk defa nükleer teknolojisini  Nükleer silahsızlanma Anlaşması imzalamamış olan  bir ülkeye ihraç etme kararını hayata geçirmesi de bir diğer kritik nokta. Çünkü Nükleer Silahsızlanma Anlaşması(NPT) imzalamamış bir ülkeye teknoloji satmamak, Hiroşima ve Nagazaki’ye atılan atom bombalarının mağduru olan Japonya’nın prensiplerindendi. (Örneğin Japonya’nın 2013 yılında nükleer anlaşma yaptığı Türkiye de 1982’de Nükleer Silahsızlanma Anlaşmasını imzalamış bir ülkedir). Dolayısıyla Japonya Hindistan’la  anlaşma yaparak dünya kamuoyunun karşısında aldığı bu riski bazı şartlar koyarak hafifletmeye çalışıyor. Bunun için Hindistan’ın nükleer silah yapım kapasitesini arttırma yönünde girişimlerde bulunmasını önleyici mekanizmalar kurmayı öngörüyor kaldı ki bir hükümet yetkilisinin açıklamasına göre eğer Hindistan 1998’den beri durdurulmuş olan nükleer silah denemesi hazırlıklarına başlayacak olursa Japonya tarafı anlaşmayı fesh edecek.

Doğal olarak akıllara Nükleer teknoloji ihraç edilip nükleer silah üretmenin her türlü imkanı sağlandıktan sonra anlaşmanın fesh edilmesi neye yarar sorusu geliyor. Japonya’nın Nükleer Silahsızlanma Anlaşması imzalamayan bir ülkeye nükleer santral teknolojisi satma kararıyla  nükleer silah denemesi yapmış olan Kuzey Kore’ye getirdiği eleştiriler üzerine çifte standart uygulaması da yine tartışma konusu.

Anlaşma, dünyadaki dengeler açısındanda önem arz ediyor, Çin tehdidi karşısında Japonya’nın elini güçlendirirken Hindistan açısından da diplomatik bir zafer anlamına geliyor zira Pekin yönetimi Hindistan’ın Nükleer Tedarikçi Grubu (NSG) **ye girmesini engellemişti.

Hindistan ve Japonya hükümetlerinin altı yıldır sürdürdüğü görüşmelerin paralelinde karşı mücadeleyi ören, basın açıklamaları yapan, iki ülkenin meclislerinin dikkatini çekmeye çalışan Hindistan ve Japonya’daki nükleer karşıtları, anlaşmanın yapıldığı Cuma günü de sokaklarda ve meydanlardaydı.  Tokyo’da Japonya Parlamentosu önünde kitleler tarafından protesto ve gösteriler yapıldı, Başbakan Modi’nin Japonya Parlamentosuna gelişi beklendi. Hindistan’da ise protestolar Jaitapur, Kovvada, Gorakhpur, Mumbai, Kolkata, Bangalore ve Japonya’nın çeşitli şehirlerinde gerçekleştirildi. İki ülkede de nükleer karşıtları Elçilikler aracılığıyla birbirlerine karşılıklı dayanışma mesajları gönderdiler.

shinzo-abe-protest

Yazımızı Nükleer Silahlanma Karşıtı ve Barış için KoalisyonCoalition (CNDP) tarafından yapılan basın açıklamasından bir alıntıyla tamamlayalım :

“Hindistan Hükümeti uzun zamandır yeni reaktörlerin kurulmasına karşı çıkan herşeyi karşısına alıyor. Güvenlik kurallarını ihlal ediyor , yönetim nükleerle ilgili konularda şeffaflıktan uzak, projeler maliyetli olmasına rağmen verimlilik öngörülmüyor, demokrasi uygulanmıyor ve nükleer santrallerde bir kaza olunca sorumlular deşifre edilmiyor, problemin gerçek sebepleri ve sorumluları saklanıyor. Hükümet nükleer santral karşıtı olarak barış içinde eylem yapan insanları “vatan hainliği ve ajanlıkla suçluyor, kamuoyu önünde etiketliyor. Hükümet çifçilere, balıkçılara, kadın ve çocuklara şiddet uyguluyor.

İyice anlaşılmalıdır ki bu anlaşma Hindistan’a nükleer silah üretmesini meşrulaştıran bir anlaşmadır ve Güney Asya’da nükleer silah yarışını tetikleyecektir. İthalata dayanan nükleer endüstri Hindistan’daki  yerli şirketlerin de özellikle silah ticaretine yönelimini arttıracaktır.”

 

* Daha fazla bilgi için bkz http://www.nukleersiz.org/sites/default/files/deadly-legacy-radioactive-waste.pdf

** NSG: 1974’te kuruldu. Nükleer teknoloji, ham madde ve ekipman üzerinde kontrol sağlamak suretiyle nükleer silah üretimini dolayısıyla nükleer silahlanmayı önlemeye dönük nükleer tedarikçi ülkelerden  oluşan grup.

 

Pınar Demircan

(ibtimes, Japantimes,Yeşil Gazete)