Şırnak’ta 14 Temmuz günü bir uzman çavuşun 13 yaşındaki bir kız çocuğunu istismar etmesiyle ilgili medyada yer alan haberler HDP milletvekilleri Hüseyin Kaçmaz, Nuran İmir ve Hasan Özgüneş tarafından TBMM gündemine getirildi.
Vekiller konuya dair meclis araştırması açılması için verdikleri teklifle ilgili yaptıkları açıklamada, Şırnak ve ilçelerinde kolluk kuvvetleri ve kamu görevlileriyle ilgili daha önce de çocuklara yönelik istismar haberlerinin basında yer aldığını belirtti:
Büyük tepki çeken cinsel istismar vakasının yeni vakaların yaşanmaması adına ayrıntılı bir şekilde incelenmesi, kolluk ve kamu görevlilerinin benzer vakalara karışıp karışmadıklarının araştırılması, istismara maruz kalan çocukların tespit edilerek psikolojik destek verilmesi, istismar uygulayan kişilerin tespit edilerek bu kişiler hakkında ağır cezai yaptırımların uygulanması amacıyla Anayasa’nın 98’inci İç Tüzüğün 104’üncü ve 105’inci maddeleri gereğince meclis araştırması açılması için gereğini arz ve teklif ederiz.
Teklifte ayrıca İnsan Hakları Derneği (İHD) İstanbul Şubesi Çocuk Hakları Komisyonu’nun 2018’de hazırladığı raporun atıf yapıldı ve cinsel suçların yüzde 46’sının çocuklara karşı işlendiği, son 16 yılda 18 yaşın altında 440 bin çocuğun doğum yaptığı ve çocuğun cinsel istismarında Türkiye’nin dünya listesinde üçüncü sırada olduğu hatırlatıldı. Açıklamada Şırnak’ta daha önce kolluk kuvvetlerinin ve kamu görevlilerinin adının karıştığı cinsel istismar vakalarına da değinildi.
Açıklamada Valiliğin olayı önemsiz gösteren söylemi de eleştirildi.
Vali ‘aşırı alkollüydü’ demişti
14 Temmuz’da 1. Jandarma Komando Tugayı’nda görevli Uzman Çavuş A. A Şırnak’ta 13 yaşındaki bir çocuğa yönelik cinsel saldırıda bulunması ve çocuğun çığlık atması üzerine vatandaşlar tarafından yakalanmış, Şırnak Valiliği olayla ilgili açıklamasında fail için “çevreyi rahatsız eden vatandaş” ve “aşırı alkollüydü” gibi söylemler kullanmıştı.
HDP Grup Başkanvekili Meral Danış Beştaş, Valiliğin sözlerine “Daha gözaltı devam ederken yapılan Valilik açıklaması tacizi meşrulaştırmadır, Şırnak’ta 13 yaşındaki bir çocuğa taciz’den sonra yapılan Valilik Açıklaması: Aşırı derece alkollü… Valiliğin görevi tacizci uzman çavuş olunca savunma rolüne soyunmak mıdır?” diyerek tepki göstermişti.
Olay dün öğlen saatlerinde kent merkezinde toplanan bir grup vatandaş tarafından da protesto edilmişti.
Olayla ilgili olarak açıklama yapan Şırnak Barosu da, sürecin yakından takip edildiğini ve mağdur ve tanık beyanları ile kamera delillerinin dosyaya alınması için çaba gösterildiğini belirtti. Baro’dan yapılan açıklamada şöyle denildi:
Olayın failinin kamu görevlisi olması nedeni ile yaşadığımız mağduriyet daha da artmıştır. Çocuğa karşı gerçekleştirilen her saldırının karşısında durduğumuzu bir kez daha yineleyerek; olayın tüm yönleri ile açığa çıkması için yakından takip ettiğimizi kamuoyuna saygı ile arz ederiz.
Önde gelen iklim bilimcilerinden oluşan bir ekip tarafından gerçekleştirilen analiz, Ocak-Haziran 2020 döneminde Sibirya’da yaşanan uzun süreli sıcak hava dalgasının, insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinden bağımsız gerçekleşmesinin neredeyse imkânsız olduğunu gösteriyor.
Rusya Bilim Akademisi ve P.P. Shirshov Oşinografi Enstitüsü’nün de aralarında bulunduğu uluslararası üniversitelerde ve devlet meteoroloji işleri birimlerinde görevli araştırmacılar, insan kaynaklı sera gazı emisyonları nedeniyle atmosferin normalde olması gerekenden 2 °C daha sıcak olduğunu ortaya koydu.
Sibirya’daki sıcaklıklar, yılın başından bu yana ortalamanın üzerinde seyrediyor. 20 Haziran’da Rusya’nın Verkhoyansk kasabasında ölçülen 38°C’lik sıcaklık, Arktik bölgesi için tarihte görülmemiş bir değer olarak kayıtlara geçti. Sibirya’nın genelinde Ocak-Haziran döneminde tespit edilen sıcaklıkların ortalamanın 5°C üzerinde olduğu vurgulanıyor.
Sera gazı yoksa, ısınma da yok!
İklim değişikliğinin tespit edilen yüksek sıcaklıklar üzerindeki etkisini ölçmek amacıyla, Dünya İklim Atıf Girişimi‘ne (World Weather Attribution, WWA) katkıda bulunan bilim insanları, dünyanın günümüzdeki yaklaşık 1°C ısınmış durumunu, insan etkisinden bağımsız oluşabilecek iklim koşullarıyla karşılaştırmak için benzer ısı artışınının yaşandığı akademik çalışmalarda yer alan metotları kullandı ve iklim değişikliğiyle Arktik’teki ısı değişimi arasındaki ilişkiyi incelediler.
Analiz, bu yılın Ocak-Haziran ayları arasında Sibirya’da yaşanan uzun süreli sıcak hava dalgasının insan kaynaklı iklim değişikliğinin etkilerinden bağımsız oluşması olasılığının 80.000 yılda, birden az olduğunu gösteriyor. Bulgular sera gazı emisyonları sonucu ısınmayan bir iklimde uzun dönemli sıcak hava dalgalarının oluşmasının neredeyse imkânsız olduğunu kanıtlıyor. Bulgular aynı zamanda iklim değişikliğinin, ısı dalgasının oluşma olasılığını en az 600 kat artırdığını gösteriyor. Analiz bugüne kadar yapılan herhangi bir ilişkilendirme çalışmasında elde edilen en güçlü sonuçları içeriyor. Böylelikle insan kaynaklı iklim değişikliğinin gezegen üzerindeki etkisini ortaya koyuyor.
Mevcut iklim koşullarında dahi uzun süreli ısı dalgalarının oluşma olasılığının çok düşük olduğunu belirten bilim insanları, benzer aşırı hava olaylarının 130 yılda bir defadan daha az gerçekleşmesini beklediklerini belirtti. Ancak sera gazı emisyonlarında hızlı azaltım olmaması durumunda, yüzyılın sonuna gelindiğinde benzer hava olaylarının daha sık oluşması riski olduğu da vurgulandı.
Yangınlar, İsviçre ve Norveç’in yıllık emisyonundan daha fazla CO2 salımına yol açtı
Sibirya’daki sıcak hava dalgasının, Haziran ayı sonunda 1,15 milyon hektarlık alana zarar veren yangınları tetiklediği ve İsviçre ve Norveç gibi bazı gelişmiş ülkelerin yıllık emisyonlarından daha fazla miktara denk gelen yaklaşık 56 milyon tonluk karbondioksit salımına neden olduğu belirtiliyor.
Ayrıca donuk toprak olarak tanımlanan permafrostun erimesini sürekli olarak hızlandırdığı ve bunun sonucunda Mayıs ayında permafrost üzerine inşa edilmiş bir petrol tankının çökmesiyle, bölgedeki en kötü petrol sızıntılarından birine yol açtığı görülüyor.
Yangınlar ve eriyen permafrost tarafından atmosfere salınan sera gazları, gezegenin kar ve buz kaybından dolayı güneş ışınlarını yansıtma potansiyelinin azalmasıyla birleştiğinde, gezegenin ısınmasını daha da hızlandıracağı öngörülüyor. Isı dalgasının ayrıca larvaları kozalaklı ağaçlara zarar veren ipek güveleri istilası ile de bağlantılı olduğu rapor ediliyor.
Zolina: Aşırı hava olayları artacak
Çalışmada yer alan bilim insanlarının görüşleriyse şöyle:
Prof: Olga Zolina ( P.P. Shirshov Oşinografi Enstitüsü, CNRS Çevre ve Yer Bilimleri Enstitüsü): Bu çalışma, yalnızca sıcaklığın değil, aynı zamanda buna sebep olan hava koşullarının da oldukça nadir olduğunu gösteriyor. Hava sisteminin Urallar üzerinde uzun süreli ısıya neden olacak şekilde tutulması, benzeri hava olaylarının iklim değişikliği ile ivme kazanacağı ve bunun gibi daha fazla aşırı hava olayına yol açacağı tahmin ediliyor. Binlerce hektarın üzerinde bölgeyi etkileyen orman yangınları sonucunda atmosfere bırakılan ısı ve dumanın iklimi nasıl etkileyebileceğini araştırmaya devam ediyoruz.
Ciavarella: Sera gazı emisyonunun düşürülmesi şart
Andrew Ciavarella (Met Office’de Kıdemli Tespit ve İlişkilendirme araştırmacısı, raporun baş yazarı): Araştırmanın bulguları arasında iklim değişikliğinin Sibirya’daki uzun süreli sıcaklık artışı olasılığını en az 600 kat artırması durumu gerçekten şaşırtıcı. Bu araştırma, ısınmakta olan küresel iklimde, dünyada aşırı sıcaklıkların sıklaşacağına dair bir başka kanıttır. Asıl önemli konu, sıklığı artan bu aşırı ısı olaylarının, sera gazı emisyonlarının düşürülmesiyle azaltılabileceği gerçeğidir.”
Otto: Isı dalgaları ciddiye alınmalı
Dr. Friederike Otto (Oxford Üniversitesi, Çevresel Değişim Enstitüsü Müdürü, Dünya İklim Atıf Girişimi’nin eş başkanı): “Bu çalışma ısı dalgalarının oluşumunda, sıklığında ve şiddetinde iklim değişikliğinin ne kadar önemli rol oynadığını gösteriyor. Isı dalgaları dünyanın birçok bölgesinde en çok ölüme sebebiyet veren ‘aşırı hava olayı’ olarak ön plana çıkıyor. Bu yüzden ciddiye alınmalıdır. Isı dalgalarının oluşmasının mümkün olmadığı düşünülen Arktik bölgeleri de içerecek şekilde, toplumların direncini arttıracak önlemleri düşünmeliyiz.
Seneviratne: Çok az zamanımız kaldı
Prof. Sonia Seneviratne (ETH Zürih’deki Çevre Sistemleri Bilimi Bölümü): Bu sonuçlar, iklim sisteminde insanlığın ayak izi olmadan oluşması neredeyse imkânsız olan aşırı hava olaylarını deneyimlemeye başladığımızı gösteriyor. İklim değişikliğinin Paris Anlaşması’nda belirlenen sınırlar içinde kalmasını sağlayacak şekilde küresel ısınmayı dengelemek için çok az zamanımız bulunuyor. Bu tür aşırı ısı olaylarına yönelik daha fazla risk almamak için, 1,5°C’lik küresel ısınma hedefi sınırlarında kalmamız ve CO2 emisyonlarımızı 2030’a kadar en az yarıya indirmemiz gerekiyor.
Alman ‘Die Welt’ gazetesinin Türkiye temsilcisi Deniz Yücel’e yargılandığı davada “PKK/KCK terör örgütü propagandası yapmak” suçundan 2 yıl 9 ay hapis cezası verildi. Yücel, ‘FETÖ terör örgütü propagandası yapmak’ ile ‘halkı kin ve düşmanlığa tahrik etmek’ suçlarından ise beraat etti.
27 Şubat 2017’de tutuklanan Yücel, 16 Şubat 2018’de tahliye edilmiş ve aynı gün Almanya’ya gitmişti.
İstanbul 32. Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmaya tutuksuz sanık Deniz Yücel katılmazken, avukatı Veysel Ok müvekkilinin beraat etmesini talep etti.
Cezada artırım uygulandı
Kararını açıklayan mahkeme heyeti, sanığın üzerine atılı “PKK/KCK silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” suçundan, suçun işleniş biçimi, fiilin özellikleri, yapılan paylaşımların içeriğini dikkate alarak Deniz Yücel’in önce 1 yıl 6 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına karar verdi. Heyet, sanığın suçu basın yoluyla işlediği ve değişik zamanlarda aynı suçu işlediği gerekçesiyle cezada artırım uygulayarak 2 yıl 9 ay hapis cezasıyla cezalandırılmasına hükmetti.
FETÖ’den beraat
Heyet, Yücel’in üzerine atılı “FETÖ/PDY silahlı terör örgütünün propagandasını yapmak” ve “Halkı kin ve düşmanlığa tahrik etme” suçlarından ise beraatine karar verdi.
Ayrıca Mahkeme sanığın “Türkiye Cumhuriyeti’ni alenen aşağılamak” ve “Cumhurbaşkanı’na hakaret” suçlarını oluşturduğuna kanaat getirerek, Deniz Yücel hakkında İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı’na suç duyurusunda bulunulmasına karar verdi.
Ne olmuştu?
Gazeteci Deniz Yücel 27 Şubat 2017 yılında örgüt propagandası yaptığı gerekçesiyle tutuklanmıştı. Tutuklamaya büyük tepki gösteren Almanya’nın Yücel’in serbest kalması karşılığında, Türkiye’ye tank ve silah ticaretine onay vereceği öne sürülmüştü. Yücel ise avukatı aracılığıyla Ankara ve Berlin arasında “kirli bir anlaşma” sonucu tahliyesinin sağlanmasına karşı olduğunu açıklamıştı.Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan da Deniz Yücel’i “Alman ajanı” olarak nitelendirmişti. İki ülke arasındaki ilişkilerde gerilime neden olan Yücel, 29 Nisan 2018’de tahliye edilmiş; aynı gün Almanya’ya gitmişti.
Yücel, halen yaşadığı Berlin‘de, serbest bırakıldıktan hemen sonra şunları söylemişti: “Neden bir yıl önce tutuklandığımı, bir yıl önce rehin alındığımı bilmiyorum ve aynı şekilde neden bugün serbest bırakıldığımı da bilmiyorum. İddianameyi hala almış değilim. Tutuklanmamın hukuk, yasa ve hukuk devleti ile ilgisi olmadığı gibi serbest bırakılmamın da bunlarla ilgisi yok.”
CHP, “çoklu baro düzenlemesi” olarak bilinen 7249 sayılı Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun’un iptali için bugün (16 Temmuz) Anayasa Mahkemesi’ne başvurdu.
Başvuru sonrası bir açıklama yapan CHP Grup Başkanvekili Engin Altay‘ın ifadelerinden satış başları şöyle:
Bu kanun milleti kutuplaştırmaya, ayrıştırmaya yönelik hükümlerin iptaline yöneliktir. Bu kanun 28 maddedir, biz bu 21 maddesinin iptalini talep ettik. Bu sık karşılaşılan bir durum değildir. 15 ve 18’inci maddelerin ilintili olduğu için 21 maddeyi içermektedir.
Anayasa’nın 88’inci maddesi, iç tüzüğü işaret eder. İçtüzük çiğnenmiş ve komisyon toplanmıştır. Biz buna eylemli içtüzük ihlali diyoruz. Bunların yok hükmünde olduğunu biliyoruz. Bu nedenle eylemli içtüzük ihlali nedeniyle teklifin tümünün iptalini istedik.
15’inci maddeye yönelik itirazımız var. Bu da 2 bin avukatın baro kurabilmesidir. Baroların görevi hukukun üstünlüğünü ve insan haklarını savunmaktır. Bizim ülkemizde yargı çevresinden anlaşılan illerdir. Aynı yargı çevresinde iki baronun örneği yok.
‘Çatışma merkezine dönüştürür’
Kanunla İstanbul’da 23, Ankara’da 8, İzmir’de 4 baro kurulabilir. ‘Ne var bunda’ denilebilir. Barolar arası ideolojik, ekonomik ve siyasi rekabet düzeni, disiplini ortadan kaldırır. Ayrıca farklı dinsel, etnik, ideolojik ve hatta yaşam tarzı üzerinden oluşacak barolar adliyeleri çatışma merkezine dönüştürür.
Yüksek mahkemenin elinde geniş bir içtihat havuzu var. Bu başvurumuzun kabul edileceğine dair yüzde 100’lük bir inançla buradan ayrılacağım.
Fotoğraf: Evrensel
Kanun neyi içeriyor?
11 Temmuz’da TBMM Genel Kurulu’nda kabul edilen ‘Avukatlık Kanunu ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair Kanun, “paralel barolara” neden olacağı gerekçesiyle çok eleştirildi. 80 Baro Başkanı Ankara’ya yürüdü, şehre sokulmak istenmeyen hukukçular, polisin sert müdahalesine rağmen günlerce eylem yaptı, ancak tüm itirazlara rağmen yasa, AKP ve MHP’nin oylarıyla geçti.
Yeni düzenleme 5.000’den fazla avukatın olduğu illerde 2.000’den fazla avukatın başvurusuyla yeni bir baro açılabilmesini mümkün kılıyor. 2020 istatistiklerine göre, Türkiye’de 5.000’den fazla üyesi olan üç baro var. İstanbul, Ankara ve İzmir baroları dışında 4.757 avukatın üye olduğu Antalya’da da kamu kurumlarında görev yapan avukatların katılımıyla yeni bir baro kurma sayısına erişebilecek.
Yeni düzenlemede bir ilde birden fazla baronun kurulması dışında Türkiye Barolar Birliği’ndeki delege sayısında da köklü değişime gidiyor. Daha önce her 300 üye için, o il barosuna bir fazla delege verilirken bugün yürürlüğe giren yasayla her beş bin üye için o il barosuna ekstra delege verilecek.
Bu düzenleme avukat sayısı fazla olan baroların Türkiye Barolar Birliği’ndeki etkisini azaltacak. İstanbul Barosu’nun delege sayısı 137’den 19’a, Ankara Barosu’nun delege sayısı 52’den 7’ya, İzmir Barosu’nun delege sayısı ise 29’dan 5’e düşerken 31 Aralık 2019 itibariyle 42 üyesi bulunan Tunceli Barosu, 49 üyesi bulunan Ardahan Barosu ve 89 üyesi bulunan Gümüşhane Barosu ile 4757 üyesi bulunan Antalya Barosu, 3757 üyesi bulunan Bursa Barosu ve 3059 üyesi bulunan Adana Barosu aynı sayıda (dört) delege ile Türkiye Barolar Birliği Genel Kurulu’na katılabilecek.
Konya’nın Ilgın ilçesine bağlı Çavuşçugöl Mahallesi’nde kömür madeni çalışmaları için iş makineleri tarlalara girdi.
Aralarında yüze yakın jandarma ve çevik kuvvetin bulunduğu kolluk kuvvetleri, tarlalarının elinden alınmasını istemeyen halkın iş makinelerine engel olmasını önlemek için alanın girişini kapattı.
Ilgın Çevre Platformu, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada TOMA araçlarının da müdahaleye hazır bir şekilde bekletildiği mahallede halkın protestolara başladığını bildirdi.
Köylülerden protesto
Köylüler alkışlar ve ıslıklar ile tepkilerini dile getiriyor ve “Dik dur eğilme” sloganları atıyor. Platform, İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş‘un da bölgedekilere destek vermek amacıyla Çavuşçugöl Mahallesi’ne geldiğini söyledi.
Köylülerden bir kişi “Ben bu memlekette alnımın teriyle beş tane çocuk okuttum. Ben çobanım. Yazıklar olsun” diye kolluk kuvvetlerinin müdahalesine tepki gösterdi.
Neler yaşandı?
Çavuşçugöl Mahallesi’nde yaşayanlardan ilk olarak kömür madeni açılmak istenen araziyi satmaları talep edilmişti. Vatandaşlar, 200 yıllık tarlalarını satmak istemeyince 3 Ocak tarihinde Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile tarlaların, Türkiye Kömür İşletmeleri Kurumu (TKİ) tarafından kamulaştırılacağı bildirilmişti.
İş makinelerinin tarlalara girmesi üzerine halk, 23 Haziran Salı günü köy merkezinde bir araya gelerek yürüyüş yapmak istemiş jandarmanın engeliyle karşılaşmıştı.
Halkın tepkisinin büyümesinin ardından İYİ Parti Konya Milletvekili Fahrettin Yokuş bölgeyi ziyarete gitmişti. Bölgede yaptığı incelemelerin ardından “Eğer bu işgal devam ederse iş makinelerinin önüne yatar canımız pahasına bu işgale engel oluruz” demişti.
12 Temmuz Pazar günü iş makinelerinin çalışmaya başlamasıyla birlikte köylüler kepçelerin önüne geçmiş, köylü kadınlar ise yolun girişini kapatmışlardı.
Mahalleye ziyarete gelen Ilgın Kaymakamı Yunus Fatih Kadiroğlu’nun bir vatandaşa “Kes sesini lan” diyerek çıkış yapması üzerine tepkiler daha da büyümüş çıkan olaylarda dört kişi gözaltına alınmıştı. Uzun süre gözaltında tutulan kişiler adli kontrol şartı ile serbest bırakıldı.
ABD‘de kasım ayında yapılacak Başkanlık seçimlerinde Yeşil Parti‘nin muhtemel adayı ve Amerikan Sosyalist Partisi‘nin desteklediği Howie Hawkins, başkanlık için üçüncü bir seçeneğe ihtiyaç olduğunu söyledi. Hawkins, The Independent‘e yazdığı metinde, bu görev için aranan kişinin ise kendisi olduğunu belirtti.
Demokratlar ise, içinde kimi uyarı mesajlarını barındıran bu mesajı ciddiye almamakta acele ediyor. Uzun süredir Bernie Sanders‘ın danışmanlığını yapan Jeff Weaver, Yeşilleri “siyasi bir illüzyona” benzetiyor, ancak Politico‘ya yaptığı açıklamada, üçüncü partilerin kritik eyaletlerdeki oy farklarında önemli rol oynayabileceğini söylüyor.
Uzun yıllardır halk hareketi örgütleyicisi olarak çalışmış bir isim olan 67 yaşındaki Hawkins şu ana kadar 24 kez aday oldu. 2010 ve 2014’de Yeşil Parti’nin New York eyalet valisi adayı olarak yüzde 5 oranında oy aldı. Bu sonuç, eyalet tarihinde bağımsız bir ilerici parti adayının aldığı en yüksek oy oranlarından biri.
Hawkins’in kampanyası hayal kırıklığına uğramış liberalleri, kendi deyimiyle Bernie Sanders “sığınmacılarını” ve çok daha fazlasını bir araya getirmeyi hedefliyor.
Hedefi oy kullanmayan 100 milyon seçmen
Hawkins yazısında, “Asıl hedefimiz 2016 seçimlerinde oy kullanmayan 100 milyon seçmen. Bu kitle orantısız biçimde işçi sınıfından, beyaz olmayanlardan ve gençlerden oluşuyor. Onlar ABD’deki bağımsız sol siyasetin geleceği” ifadelerini kullandı.
Başkan Donald Trump’ı “süper bulaştırıcı mitinglerinde” kendi taraftarlarının hastalığa yakalanmasını göze almaya istekli “modern zamanların Tifolu Mary’si” ve bir “kaybeden” olarak nitelendiren Hawkins, Joe Biden‘in “muhafazakar politikalarının ise Avrupa’nın merkez sağ partilerine rahatlıkla uyum sağlayacağını” kaydetti.
Hawkins’e göre iki aday da ne koronavirüs kriziyle mücadele için yeterince çaba gösteriyor ne de ülke çapında ırksal adalet ve polis reformu talep eden siyah Amerikalıların çağrılarına destek veriyor.
Tahmin edileceği üzere Hawkins’in programındaki en önemli madde, ilk sıradaki iklim krizi. Yeşil adayın planını temel iskeletini ABD ekonomisini yeniden inşa edecek bir acil durum programı için devlet kaynaklarını kullanarak önce sıfır, ardından negatif karbon salımına ve 2030 itibarıyla da yüzde 100 temiz enerjiye ulaşacak “ekososyalist bir Yeşil Yeni Mutabakat” oluşturuyor.
Buna karşın Trump fosil yakıt endüstrisinin amigoluğunu yaparken, Biden’ın planı da ABD’nin 2050’den önce yüzde 100 temiz enerjili bir ekonomiye ve net sıfır karbon salımına ulaşmasını sağlamak.
Hillary Clinton‘ın 2016’daki kampanya yöneticisi Robby Mook, Politico’ya yaptığı açıklamada, “Biden asıl muharebeye tanık olacak eyaletlerde yüzde 50’nin üzerine geçmedi ve genellikle yanılma payıyla önde gidiyor. Önümüzdeki 5 ay içinde her şey olabilir” dedi:”En önemli husus, insanlara Trump’ın kazanabileceğini hatırlatmak.”
Virginia Üniversitesi Siyaset Merkezi Direktörü ve Sabato’s Crystal Ball adlı uzmanlık sitesinin isim babası Dr. Larry J. Sabato ise The Independent’a şunları aktardı:
Howie Hawkins belki New York eyaletinin bazı kısımları dışında adı pek bilinmeyen biri. Fakat kendisi için asıl problem, bu seçimlerin odak noktasının Donald Trump olması nedeniyle kasımda Demokratların ve liberallerin farklı bir yola sapma olasılığının epey düşük olması.
Yeşillerin kazanma ihtimali hiç yok, tek bir eyalet bile Yeşillere oy vermeyecek. Ve Hawkins’in ve diğer üçüncü parti adaylarının bu sefer iyi sonuç alacaklarından da şüpheliyim. 2016’da seçmenlerin yüzde 6’sı Trump ve Clinton dışındaki adaylara oy vermişti. Bu oran bu yıl daha düşük olacak.”
Hillary Clinton’ın başkanlık girişiminin başarısızlığa uğramasının ardından yapılan çalışmalarda, kimi analizler Clinton’ın kaybetme nedeni olarak Liberteryen Parti‘den Gary Johnson,Yeşil Parti‘den Jill Stein ve bağımsız muhafazakar Evan McMullin gibi üçüncü parti adaylarının aldığı oyları göstermişti.
Ancak Hawkins Yeşil Parti’yi “spoiler” (iki büyük partiden birinin oylarını kendine çekerek seçilme şansını bozan üçüncü partiyi tanımlayan bir ifade) olarak niteleyen Demokratlara aldırmadığını şu ifadelerle gösterdi:
Ralph Nader‘ın 2000’deki Yeşil Parti kampanyasından bu yana teşkil ettiğimiz spoiler sorununa önerilen çözümü, yani başkanlık seçimlerinde Seçiciler Kurulu‘nu alternatif oylamaya dayalı ulusal halkoyuyla değiştirmeyi kabule yanaşmıyorlar.”
Önünde tırmanılmayı bekleyen dağ gibi yokuşa rağmen Hawkins kendinden emin:
Davamızı seçmenlere götüreceğiz. Pandemi, ırkçılık, ekonomik eşitsizlik, iklim ve nükleer silahlanma gibi ölüm kalım meselelerinde zamanımız azalıyor. Gerçek çözümler bekleyemez.”
Tarım ve Orman Bakanlığı 5. Bölge Müdürlüğü, Eskişehir şubesi tarafından şehir sınırlarındaki altı yerde, kızıl geyik acente kotalarının avlattırılmasına ilişkin ihale düzenlendi. İhale kapsamında Eskişehir‘de 18 kızıl geyik vurularak öldürülecek.
18 geyik için 513 bin TL
Sözcü’den Kemal Atlan‘ın haberine göre Sivrihisar ilçesi Dumluca avlağında dört geyik için 118 bin TL, Mihalıççık ilçesi Kızılbörüklü avlağında üç geyik için 90 bin 500 TL, Mihalıççık Ömerköy avlağında iki geyik için 69 bin TL, Alpu ilçesi Ağaçhisar avlağında iki geyik için 56 bin TL, Merkez Kalabak avlağında iki geyik için 47 bin TL, Beylikova ilçesi Sultaniye avlağında üç geyik için 85 bin 500 TL ve yine Merkez Kalabak avlağında iki geyik için 47 bin TL muhammen bedel biçildi. Böylece bölgede 18 kızıl geyik için toplam 513 bin TL muhammen bedel biçilmiş oldu.
18 kızıl geyik avı için yapılacak ihale 20 Temmuz 2020 tarihinde açık teklif usulüyle yapılacak. İhaleye katılmak isteyenler için ihale bedeli 100 TL.
Geçen yıl mayıs ayında Tarım ve Orman Bakanlığı 2. Bölge Müdürlüğü tarafından yaşları ilerlediği gerekçesi ile 17 dağ keçisi ihale yoluyla avlanmaları için satışa çıkarılmış ancak doğa koruma dernekleri ve hayvan aktivistleri harekete geçmişti. Bu ay içinde Doğa Koruma ve Milli Parklar Genel Müdürlüğü, tepkilerin ardından ihaleyi, bilirkişi incelemesini beklemek üzere iptal etti.
Aynı şekilde Bursa’da açılan kızıl geyiklerin vurulması için açılan ihale, Bursa 2. İdare Mahkemesi’nin yürütmeyi durdurmasıyla engellenebilmişti. Eskişehir’deki hayvan aktivistleri de geyiklerin vurulmaması için ellerinden geleni yapacaklarını belirtti.
Dağ Keçileri kurtuldu derken kızıl geyikler hedefte! Tarım ve Orman Bakanlığı 5. Bölge Müdürlüğü Eskişehir Şube Müdürlüğü tarafından açılan ihale ile Eskişehir’de 18 kızıl geyik vurulacak. 6 ayrı bölgede yapılacak 18 geyik vurma ihalesi için 513 bin lira muhammen bedel biçildi…
Portekiz enerji kuruluşu EDP, 13 Temmuz günü yaptığı bir duyuruda ülkedeki Sines kömür santralinin faaliyetlerinin durdurulduğunu duyurdu. Ülke başka bir kömür santralini de yakın zamanda kapatmayı planlıyor.
Eğer bu durum gerçekleşirse Portekiz ülkedeki tüm kömür yakıtlı santralleri taahhütte bulunduğu 2023 yılından iki yıl önce kapatabilecek.
Climate Change News’te yer alan habere göre karar, “EDP grubunun karbondan arındırma stratejisinin bir parçası” olarak nitelendiriliyor. Aynı çerçevede enerji üretimindeki yenilenebilir enerjinin payı ise giderek artıyor.
Yenilenebilir enerji maliyeti giderek düşüyor
EDP yaptığı açıklamada yenilenebilir enerji kaynaklarının düşen maliyeti ile Avrupa Birliğikarbon piyasasında artan CO2 izinleri maliyeti birleştiğinde kömür santrallerine verilen önemin de giderek azaldığını belirtiyor.
EDP İcra Kurulu Başkan Vekili Miguel Stilwell, “Geçen yıl, artan CO2 emisyonu maliyetleri ve doğal gaz için daha rekabetçi fiyatlar ile kömür santrallerinin kârlılığı beklentilerinde kaçınılmaz bir düşüş gördük” dedi. Stilwell, santralin kapatılmasının bu bağlamda okunması gerektiğini belirtti.
Stillwell: Kömürden çıkmak düşünüldüğünden kolay
Ülkenin kömürden çıkış için verdiği ilk tarihin 2030 olduğunu ve daha sonra bunu 2023’e çektiklerini hatırlatan Stilwell, şimdi bu tarihi 2021’e çekmeyi düşündüklerini söyledi. Stilwell’e göre bu durum bir ülkenin enerji sistemini temizlemesinin ve iklim konusunda harekete geçmesinin aslında düşünülenden ne kadar daha kolay olduğunu gösteriyor.
Sines kömürlü termik santrali
Yedi ülke daha yolda
Portekiz, Avusturya ve İsveç’ten sonra kömür santrallerini vadedilen süreden önce kapatacak üçüncü Avrupa Birliği ülkesi olacak. Belçika ise 2016’da santrallere son vererek kömürden çıkan ilk ülke olmuştu.
Europe Beyond Coal’a göre 2025 yılına kadar yedi ülke daha kömürü sonlandırmayı planlıyor: Fransa (2022), Slovakya (2023), Portekiz (2023), İngiltere (2024), İrlanda (2025) ve İtalya (2025).
Twitter, dün gece yarısı tarihinin en ağır siber saldırısına maruz kaldı. Hackerlar Tesla‘nın kurucusu Elon Musk‘tan başlayarak eski ABD Başkanı Barack Obama, Amazon’un CEO’su Jeff Bezos, ünlü yazılımcı Bill Gates ve ABD’de Demokratların Başkan adayı Joe Biden, şarkıcı Kanye West’in aralarında olduğu bir dizi ünlü ismin ve Apple, Uber gibi şirketlerin hesabını ele geçirdi ve kullanıcılara, kendilerine Bitcoin göndermeleri durumunda bunu ikiye katlama vaadinde bulundu.
‘Siz bin gönderin, ben size 2 bin göndereyim’
İlk tweet Türkiye saati ile 23.17’de Elon Musk’ın hesabından atıldı:
Covid 19 nedeniyle cömertliğim üzerimde. Önümüzdeki bir saat içinde adresime gönderilen Bitcoin’lere karşılık, iki mislini yollayacağım. İyi şanslar, kendinize dikkat edin!
Bitcoinlerin gönderileceği adresi de içeren tweet daha sonra silindi ve Musk’ın hesabından bu kez şöyle bir paylaşım yapıldı:
Bitcoin adresime gönderilen her meblağı ikiye katlıyorum! Bin dolar gönderin ben size 2 bin dolar göndereyim! Önümüzdeki yarım saat boyunca sadece bunu yapacağım.
Aynı paylaşım, beraberinde birebir aynı adresle birlikte Gates’in hesabından da yapıldı. Bu paylaşım da çok geçmeden silindi ve birkaç dakika sonra benzeri başka bir paylaşım onun yerini aldı.
Musk’ın tweetlerinden yaklaşık bir saat sonra Twitter’dan konuyla ilgili ilk açıklama geldi:
Twitter hesaplarında bir güvenlik sorunu yaşandığının farkındayız, konuyu araştırıyor ve düzeltilmesi için gereken adımları atıyoruz. Herkesi en kısa zamanda bilgilendireceğiz.
We are aware of a security incident impacting accounts on Twitter. We are investigating and taking steps to fix it. We will update everyone shortly.
Ele geçirilen hesaplar tarafından paylaşılan görseller, paylaşımlardaki Bitcoin hesaplarına yaklaşık 120 bin dolar değerinde Bitcoin’in aktarıldığını gösteriyor. Öte yandan uzmanlar, bu transferlerin bir kısmının dolandırıcıların kendisi tarafından ikna edici görünme adına yapılmış olabileceği şerhini düşüyor.
Dikkat çeken bir diğer ilginç nokta ise, Twitter’da dolaşan, Twitter kullanıcılarının erişemediği Twitter arayüzünün ekran görüntüleri. Twitter tarafından seri biçimde silinen söz konusu paylaşımlar, hackerların Twitter bünyesinde kişilerle işbirliği yaptığını gösteriyor.
Bu, dolandırıcıların Musk’ın profilini kullandıkları ilk olay değil. Hackerlar, şimdiye kadar Musk’ın hesabını ele geçirmeyi başaramamış olsa da daha önce Musk’un pek çok taklit hesabı Twitter kullanıcılarını Bitcoin alıp satmaya davet etmişti.
ABD Temsilciler Meclisi üyesi Alexandria Ocasio-Cortez, Covid-19 ile ırkçılık ve adaletsiz konularındaki görüşlerini şu “Koronavirüs ölümleri siyah ve kahverengi topluluklarda orantısız şekilde artıyor, çünkü hizmet mahrumiyeti, çevresel ırkçılık ve gelir dağılımındaki uçurum bugünkü sağlık koşullarının temel sebepleri. Eşitsizlik başlı başına bir hastalık ve koronavirüsle eş zamanlı olarak etkisini gösteriyor.”
ABD’den gelen son veriler, bu açıklamanın tartışılmaz bir gerçek olduğunu kanıtlar boyutta.
Uzun yıllardır çevresel ırkçılığa maruz kalan Siyah Amerikalılar, Yerli Amerikalılar ve Latin topluluklarda SARS-CoV-2 virüsü vaka ve ölüm oranları beyazlara kıyasla çok daha yüksek. Yüzyıllardır süregelen eşitsizliğin bu korkunç yeni yüzü, aynı zamanda sömürgeciliğin ve küreselleşmenin de bugüne bir yansıması.
Eşitsizlik
Çevresel ırkçılığı Siyah, Asyalı ve diğer etnik azınlık toplulukların (BAME) çevre kirliliğinin yoğun olduğu bölgelerde yaşamaya zorlanarak ayrımcılığa maruz kalmaları olarak tanımlayabiliriz. Bu bölgeler genellikle zehirli atık alanlarının çevresi ve yüksek oranda hava, su ve toprak kirliliği görülen katı atık sahaları olabiliyor.
Planlı eşitsizlik şu şekilde işliyor: Kirlilik oranlarının yüksek olduğu yerlerde yoksulluk, salgın hastalık, hizmet ihmali ve şirketlerin doğayı suiistimali de aynı oranda yükseliyor. Kirlilik arttıkça eğitim seviyesi düşüyor, sağlık ve çevre hizmetlerine erişim azalıyor.
Eric Holthaus, George Floyd’un öldürülmesiyle ilgili yazısında bu ırkçı eşitsizlik sistemini şu şekilde tanımlıyor: “İklim değişimi de ırkçılık içerir, çünkü bu krize sebep olan düzenin kendisi de ırkçıdır.”
George Floyd
Covid-19
Amerika ve Kanada’daki Siyah Amerikalı ve yerli topluluklar ile Avrupa’daki Roman topluluklarına verilen sağlık hizmetlerinin yetersiz olması ve bunun doğurduğu olumsuz sonuçların sorumlusu da çevresel ırkçılık. Daha da kötüsü, bugün bu toplulukların karşısında kronik sağlık sorunları ve altyapı eksikliklerinden beslenen bir salgın hastalık var. Bu yüzden bu topluluklar büyük risk altında.
The Guardian’ın haberine göre, Birleşik Krallık‘ta Covid-19’dan hayatını kaybeden ilk 10 doktor ve sağlık/sosyal hizmet çalışanlarından ilk 100’ün çoğunluğu etnik azınlıklardan geliyordu. Ayrıca Ulusal İstatistik Ofisi (ONS) verilerine göre, İngiltere ve Galler’de yaşayan siyahların koronavirüse yakalanma ihtimali beyazlara oranla iki kat daha fazla.
Virüsün erken sayılabilecek bu evresinde bile Amerika’dan gelen vaka ve ölüm verileri ayrımcılığı açıkça görmemizi sağladı. Sanayi kirliliğinden ağır bir şekilde muzdarip olan Detroit ve Houston şehirlerinde yaşayan Siyah Amerikalılar, bu yeni pandeminin de ceremesini fazlasıyla çekiyorlar.
Detroit dâhil olmak üzere, Michigan’ın Wayne bölgesinde koronavirüs ölüm oranlarının eyalet ortalamasından yüzde 250 fazla olduğu görülüyor. Houston şehrinde nüfusun yalnızca yüzde 22’si Siyah Amerikalı olmasına rağmen, Covid-19 ölümlerinin üçte ikisi siyah topluluklardan.
Görünürde orantısız olan bu istatistikler, çevresel ırkçılık ve hizmet mahrumiyeti göz önüne alındığında şaşırtıcı gelmiyor. Detroit, Amerika’nın en yoksul şehirlerinden biri ve faturalarını ödeyemedikleri için şehrin sakinlerinin yüzde 60’ının evinde yıllardır sular akmıyor.
Ahmoud Arbery’nin kız kardeşi Jasmine Arbery ve annesi Wanda Cooper-Jones, onu onurlandırmak için Georgia Parkı’nda yapılan toplantıda.
Kirlilik
Michigan eyaletindeki başka bir şehir olan Flint’te ise nüfusun yüzde 54’ünü siyah Amerikalılar oluşturuyor ve şehirde 2014’ten bu yana temiz su krizi yaşanmakta. Bu kriz, eyaletin atadığı “acil durum yönetimi uzmanlarının” tasarruf tedbiri olarak şehrin su kaynağını yanlışlıkla değiştirip şehirde yaşayanları kurşunlu suya maruz bırakmasıyla başlamıştı.
Sudaki bu tehlike ilk fark edildiğinde, bu yetkililer boş vaatler vererek şehrin suyunun temiz olduğunu iddia ettiler ve şikâyetler dikkate alınıp durumun ciddiyeti anlaşılana kadar 18 ay geçti.
Alabama’daki Africatown topluluğu sakinleri de benzer bir mücadele veriyor: Bölge halkı bir kâğıt fabrikasının yaydığı zehirli kimyasallara maruz kalmış ve bu durum 1990’larda gerekli düzenlemeler yapılana kadar sürmüştü. 2000’lerde buradaki birçok insan kansere yakalandığında bile yetkililer herhangi bir girişimde bulunmayınca, bölge sakinleri fabrikanın eski sahibi International Paper şirketine karşı haklarını yasal yollarla aramaya koyuldular.
Sınırın diğer tarafındaki Kanada’da ise, ünlü bir Nova Scotia’lının şehrindeki hizmet ihmali ve şirketler eliyle yapılan suistimalleri açığa çıkarmasıyla yine bir kâğıt şirketi tepkilerin odağı haline geldi. Bölgedeki faaliyetlerine ormancılık sektöründeki büyük kuruluşlardan Endonezya merkezli Sinar Mas ve Paper Excellence’ın alt kuruluşu olarak başlayan Northern Pulp şirketi, yerli bir topluluk olan Pictou Landing First Nation’a (PLFN) liman kullanma izni için suyun temiz kalacağı üzerine sahte beyan vererek ödeme yaptı. Buna rağmen şirket, yetkililerin sağladığı serbestlikle yıllardır süren protestolara rağmen limana atık madde yaymaya devam ediyor.
Northern Pulp şirketinin verdiği zarar Boat Harbour kıyı gölünü kirletmeye devam ederken, aynı zamanda bölgede yaşayan yerli ve Afrika kökenli toplulukları zehirli atıklara maruz bırakıp birçok akciğer hastalıklarına ve kansere sebep oluyor. 2015’te çıkan Boat Harbour kanununun getirdiği kısıtlamaları uygulamak adına, şirket okyanusa uzanan bir atık boru hattı oluşturmayı önerdi ve bir bakıma zehirli atıkları sadece bir yerden başka bir yere taşımak istedi. Bunun yerine yeni kanun nihai kararla fabrikanın kapatılmasına hükmetti.
Nova Scotia doğumlu Kanadalı beyaz oyuncu Ellen Page, “Suda Bir Şey Var” belgeselinde yerli toplulukların Northern Pulp’a karşı verdikleri mücadeleyi anlatıyor. Oyuncunun bu konuya dikkat çekmesi buradaki çevresel ırkçılık örneğinin küresel boyutta duyulmasını sağlarken, genel anlamda azınlıkların verdiği mücadelelere varlıklı beyazlar gelene kadar kulak verilmediğini bir kez daha kanıtlamış oldu.
Northern Pulp şirketinin tesisi
Ayrımcılık
Öte yandan Avrupalılar bu sorunların sadece okyanus ötesinde olduğunu düşünürken, Avrupa Çevre Bürosu’nun (EEB) yayınladığı yeni rapor “sistemik ve sistematik ayrımcılığın” Doğu ve Orta Avrupa’daki Roman nüfusu elektrik, su ve temel temizlik imkânlarından mahrum bırakıp zehirli atık alanlarında yaşamaya nasıl zorladığını gösteriyor.
Avrupa’daki en büyük etnik azınlığa yapılan bu tarihsel zulüm her haliyle gerçek bir çevresel ırkçılık örneği. Kıtanın her yanında bu topluluğa karşı önyargılar kurumsallaştırılmış, normalleştirilmiş ve kabul görmüş durumda; tüm bunların Roman toplulukların dışlanmasında payı büyük.
Avrupa Çevre Bürosu’nun raporu, “çingene düşmanlığının” Roman erkek ve kadınların sağlık koşullarının kötüleşmesine nasıl sebep olduğunu detaylı bir şekilde açıklıyor. Nüfusun neredeyse yüzde 10’unu Roman toplulukların oluşturduğu Macaristan’da, Roman kadınların ortalama yaşam süresi Roman olmayan hemcinslerine göre yaklaşık 18 yıl daha az.
Bulgaristan’da ise, 750.000 nüfuslu Roman topluluğunun yaklaşık yüzde 90’ının temiz suya erişimi yok ve bu nüfusun sadece yarısından azının sağlık sigortası var.
Bulgaristan Romanları
Risk
Bu etkenler hâlihazırda ölümcül sonuçlar doğurabiliyorken, devam etmekte olan salgınla birlikte bu toplulukları daha büyük bir risk altında bırakıyor.
Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) tahminlerine göre yılda “yaklaşık 7 milyon erken ölümün” sorumlusu olan hava kirliliği, insanları Covid-19’a karşı savunmasız bırakan birçok kalp, damar ve solunum yolu hastalıklarına da neden oluyor.
DSÖ ayrıca benzer bir bağlamda temiz su, sağlık ve hijyen hizmetlerine erişimin sağlanmasıyla “birçok hastalığın” önlenebilir olduğuna dikkat çekti. Bu hizmetlerden mahrum olmak, 5 yaş altı çocuk ölümlerinin yüzde 13’ünün başlıca sebebi.
ABD’li yorumcular Alexandria Ocasio-Cortez’i çevresel ırkçılıkla ilgili ifadeleri için eleştirmeye devam ederken, AB Temel Haklar Ajansı (FRA) Roman toplulukların uzun süredir ihmal edilmesinin onları Covid-19’a karşı son derece savunmasız bıraktığını açıkladı. Bunu söylemek için geçerli bir sebepleri var: Sürekli el yıkama ve sosyal mesafe gibi basit koruyucu önlemler yüzbinlerce Roman’ın ulaşamayacağı bir lüks, çünkü Avrupa’nın her yerinde sıkışmış kalabalıklar halinde temiz musluk suyundan mahrum yaşıyorlar.
Bu sağlık krizi gerçekten köklü bir değişim fırsatı sunuyorsa, değişim Kuzey Amerika, Avrupa ve diğer bölgelerde çevresel ırkçılığı sürdüren yapısal faktörlerden başlamalıdır.