Ana Sayfa Blog Sayfa 1812

Cinsel şiddet haberlerinde uygun görsel kullanımı için görsel arşiv sitesi açıldı

Cinsel Şiddetle Mücadele Derneği (CŞMD), gazetecilerin, medya ve basın mensuplarının cinsel şiddet haberlerinde doğru görsel kullanımına teşvik etmek ve görsellere ulaşımı kolaylaştırmak amacıyla csgorselarsiv.org sitesini kullanıma açtığını duyurdu.

Dernek bugün, açtıkları arşiv sitesiyle ilgili bir basın toplantısı düzenledi. Medya çalışanlarının özellikle cinsel şiddet içerikli haberler yaparken, haberlerde kullanılacak uygun görsellerin yokluğundan bahsettikleri dile getirildi.

Bununla birlikte, imaj bankalarından, gazetelerin görsel havuzlarından alınan temsili görsellerin cinsel şiddete dair yanlış inançları yeniden ürettiği, şiddete maruz bırakılanın haklarını gözetmediği göz önüne alındığında dernek tarafından bir görsel arşiv sitesi oluşturma fikri doğduğu da belirtildi.

Fotoğraf: Hale Güzin Kızılaslan / csgorselarsiv.org

Arşiv kollektif bir emeğin ürünü

Dernek, oluşturulan görsel arşivin kollektif bir çalışma ürünü olduğunu belirterek şunları paylaştı:

 Fotoğrafçılar, grafik tasarımcılar, görsel iletişim çalışanları, aktivistler, karikatüristlerle iki görsel üretim atölyesi gerçekleştirdik, son  atölyeden sonra bir eylem planı hazırladık. Bu plan doğrultusunda bir çağrı yaparak kadın ve LGBTİ+ fotoğrafçılardan fotoğraf istedik. 16 fotoğrafçının katkısıyla bu arşivi hayata geçirme imkanımız oldu.

Fotoğraf: Hale Güzin Kızılaslan / csgorselarsiv.org

Cinsel şiddet haberinde dikkat edilmesi gerekenler

CŞMD, cinsel şiddet içerikli haberler yaparken dikkat edilecek unsurlar olduğunu belirtiyor ve şunlara dikkat edilmesi gerektiğini vurguluyor:

  • Cinsel şiddet haberleri nötr, eyleme çağıran, tetikleyici ayrıntılara yer vermeyen ve failin ceza alması yolunda otoriteleri harekete geçiren bir yerden verilmeli.
  • Haberlerde özellikle şiddeti erotikleştiren bir dilden kaçınılmalı, sansasyon yaratarak gereksiz röntgenci bir hazza hizmet edecek detaylara yer verilmemeli ve olaya magazinsel içerikler yüklenmemeli.
  • Cinsel şiddete maruz bırakılan kişilerin şiddeti hak ettikleri imasından kaçınılmalı ve yaşanılan şiddetin sorumluluğu faile yüklenerek haber yapılmalı.
  • Haberde topluma doğru ve net bilgi aktarılmalı. İddialar gerçekmiş gibi yansıtılmamalı.
  • Cinsel şiddete maruz bırakılan kişinin suçlanmasına, yalnızlaşmasına, utanmasına neden olacak görseller kullanılmamalı.
  • Kullanılan görseller kişileri çaresiz hissettirmeyecek, harekete geçirecek güçlendirici görseller olmalı.

Siteye csgorselarsiv.org adresinden ulaşılabiliyor. Ayrıca, siteye fotoğraf desteğinde bulunmak isteyenler üye olarak fotoğraf ekleyebiliyor.

Bülent Arınç: Kavala ve Demirtaş’ın iddianamelerini okurken isyan ettim

Cumhurbaşkanlığı Yüksek İstişare Kurulu Üyesi ve eski TBMM Başkanı Bülent Arınç, Habertürk’te katıldığı bir canlı yayın programında dört yıldır tutuklu bulunan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın ve 3,5 yıldır tutuklu yargılanan insan hakları savunucusu Osman Kavala‘nın tutukluluğunu eleştirdi.

Arınç, “Kavala’nın tutuklu kalmasına hayret ediyorum, Demirtaş’ın da tahliyesi olabilir” ifadelerini kullandı. İddianameleri okurken isyan ettiğini söyleyen Arınç, “Çocuk bile yazmaz bile demiştim, cübbeyi bile giyesim gelmişti. Zanla, şüpheyle, kıyas yoluyla delil uyduramazsınız” dedi.

Enis Berberoğlu‘nun durumuna da işaret ettiği değerlendirmesinde, tutuklu yargılamaları eleştirirken “bu saydığımız isimlerin en azından tedbir olarak tahliye edilmesi lazım. Mahkeme sonra ne karar verecekse versin, çünkü o mahkemenin vereceği kararın daha sonra bir denetim mekanizması var” dedi.

‘Devran’ı herkes okusun’

Pandemi döneminde Demirtaş’ın Devran kitabını okuduğunu belirten Bülent Arınç “Devran’ı herkes okusun. Belki Demirtaş hakkında fikriniz değişmeyecek ama Kürtlerin neler yaşadığını anlayacaksınız, Kürtler konusunda fikriniz değişebilir” yorumunu yaptı.

Arınç “Çözüm sürecinde bazı isimlerin tahliyesi sağlanmıştı. Bunun da tahliyesi sağlanabilir” sözleriyle Demirtaş’ın tahliye edilebileceğine vurgu yaptı.

‘Berat Albayrak istifasıyla alakam yok’

Bülent Arınç, görevinden istifa eden Berat Albayrak ile ilgili iddialara cevap verdi. İstifa meselesinde dahli olduğuna dair haberleri yalanlayan Arınç, ”İki iddiada külliyen yalandır. Birincisi Albayrak’ın görevini bırakmasına dâhil olmadım. ‘Gitmezse 30-40 AK Parti milletvekili ayrılır’ demedim. İkincisi Yüksek İstişare Kurulu’nda isim zikretmedik” diye konuştu.

Yeni ekonomi yönetimini ve mevcut durumu yorumlayan Arınç, ”Ekonomide sıkıntı yok diyemem ama krize dönüşmemiştir. Bu da bizim avantajımıza. Naci Ağbal ve Lütfi Elvan‘ı da iyi tanırım, çok faydalı olacaklarını düşünüyorum” yorumunu yaptı.

 

Kadıköy Kuşdili’nin yapılaşmaya açılmasına izin yok

Kadıköy Kuşdili‘ni yapılaşmaya açacak imar planı İstanbul 12’nci İdare Mahkemesi tarafından iptal edildi.  Mahkeme, gerekçe olarak bölgeyi yapılaşmaya açacak imar planının şehircilik ilkeleri, planlama esasları ve teknikleriyle kamu yararı irdelendiğinde mevzuata uygun olmamasını gösterdi.

İstanbul Kadıköy Kuşdili Çayırı‘nda itfaiye ve çayırı canlandırmak için çocuk oyun alanı, açık spor alanı, rekreasyon alanı, sergi alanı, botanik bahçesi yapılmak isteniyordu. Pazaryeri Sokağı‘nın da kaldırılması talepler arasındaydı.

‘Daha uygun bir yer bulunabilir’

Mahkeme, yaptığı imar planı iptalleri için şu gerekçeleri gösterdi:

  • Kent ve bölge ölçeğinde yapılacak bir çalışma sonucunda bölgedeki itfaiye ihtiyacına yönelik olarak daha uygun bir yer bulunabileceği ve dava konusu plandaki ve halihazır durumdaki itfaiye alanının da Kuşdili Çayırı’nın yeniden canlandırması olarak kullanılabilecek olması,
  • Pazaryeri Sokağı’nın Kadıköy Meydanı’nı ulaşım akslarına bağlayan önemli bir ulaşım aksı olması nedeniyle kaldırılmasının kent ve bölge ölçeğinde bir planlama çalışması ve ulaşım master planına göre verilebilecek bir karar olması,
  • Kuşdili Çayırı‘nda yapılmak istenen çocuk oyun alanı, açık spor alanı, rekreasyon alanı, sergi alanının vb. kullanım alanlarının çayırın anlamına uygun olmadığı zira çayırın tasarlanmamış, boş ve doğal olarak yeşil olan park alanları olması,
  • İtfaiye alanı için belirlenen yapılaşma şartlarının alandaki halihazırda yeterli olduğu değerlendirilen ve Kadıköy İlçesi’ndeki diğer itfaiye binalarının çok çok üstündeki bir büyüklükteki yapılaşmaya sebep olması.

ARTICLE 19 ve HRW’den Türkiye raporu: Muhalif siyasetçiler dört yıldır tutuklu

ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye’ye ilişkin bir değerlendirme yayınladı. Açıklamada dört yıldır tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş‘ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2018 tarihli kararı uyarınca derhal serbest bırakılması gerektiği belirtildi.

Demirtaş ve eski eş başkan Figen Yüksekdağ ile birlikte dokuz HDP üyesinin de tutuklandığı hatırlatılan açıklamada partiye yönelik tehditlerin ise hala devam ettiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Hükümet, özellikle Demirtaş’a karşı yürüttüğü zulüm kampanyasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tahliyeyi zorunlu kılan kararını dikkate almamanın ve Demirtaş’ı hapiste tutmak için yeni asılsız suçlamalar üretmenin de dahil olduğu yöntemlerle tutuklamaları ve ceza yargılamalarını kötüye kullandı” dedi.

‘Önce dokunulmazlıklar alındı’

Yapılan değerlendirmede “Genellikle görev yapan milletvekilleri siyasi faaliyetlerine ilişkin olarak kapsamlı bir dokunulmazlığa sahipken, HDP milletvekillerinin gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları, Mayıs 2016’da milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran tartışmalı bir geçici Anayasa değişikliği ile meclis oylamasına dayanıyor” denildi. Bu süreç ile ilişkili şu hatırlatmalarda bulunuldu:

Meclis, anayasa değişikliğini kabul etmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 ve 2016 yıllarında HDP milletvekillerinin yargılanması gerektiğini savunan ve HDP ile silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında fark olmadığı iddiasıyla partinin mecliste olmaması gerektiğini öne süren çeşitli konuşmalar yaptı.

Anayasal konularda tavsiyelerde bulunan Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu da dahil olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, milletvekillerinin meclis dokunulmazlığının kaldırılmasını şiddetle eleştirdi.

Clarke: Demokratik kurumlara yönelik ciddi saldırı

ARTICLE 19 Avrupa ve Orta Asya Programı Başkanı Sarah Clarke, “Türkiye’de milletvekillerinin yargı dokunulmazlığının kaldırılması, demokratik kurumlara yönelik ciddi saldırılara sebebiyet verdi” dedi.

Clarke, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Demirtaş ile ilgili konuşmaları sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen onu serbest bırakılmaması, Türkiye’de yürütmenin yargı süreçlerini etkileme gücünün çarpıcı bir hatırlatıcısıdır” dedi.

‘Dosyalarda delil yok’

Dosyaların tamamında, savcılık delillerinin büyük kısmının sanıkların kamuya açık konuşmalarından ve siyasetçi olarak faaliyetlerinden oluştuğu belirtilen değerlendirmede “Dosyaların hiçbirinde şiddet eylemleri ile somut bağlantı kuran bir delil bulunmuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, duruşmalar devam ederken, Demirtaş ve diğerlerinin tutuklu kalması gerektiğini söyleyen çeşitli konuşmalar yaptı” denildi.

Sonrasında Demirtaş ve milletvekillerinin iç hukuk yollarını tükettikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğu hatırlatılan açıklamada “Davanın önemini gösteren mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 18. maddesinin ihlal edildiğine dair nadir bir karar verdi. Bu karar, Demirtaş’ın tutukluluğunun örtülü amaçlar taşıdığı ve bu nedenle iktidarın kötüye kullanıldığı anlamına geliyordu” ifadeleri yer aldı.

Karara rağmen bırakmadılar

Buna rağmen kararın uygulanmadığı belirtilen açıklamada “Türkiye hükümeti Demirtaş’ı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı uyarınca tahliye etmedi, bunun yerine Demirtaş’ın 2013 yılında yaptığı bir konuşma dolayısıyla hızla mahkûm edilmesini sağladı ve yeni suçlamalarla tekrar tutukladı. Hükümet ve Demirtaş’ın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını Büyük Daire’ye götürdü. 18 Eylül 2019 tarihinde duruşması görülen dosyada henüz bir karar verilmedi. ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Büyük Daire’ye de ortak bir üçüncü taraf görüşü sundu” denildi. 

Değerlendirme devamında “Büyük Daire duruşmasından iki gün sonra, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş’a yönelik ana davadaki delillerin bir kısmını oluşturan aynı olaylara dayanan başka bir ceza soruşturması ile ilgili olarak tekrar gözaltına alınması talimatı verdi. Demirtaş dört yıldan uzun süredir tutuklu” ifadeleri yer aldı.

Williamson, “Türkiye hükümetinin, Selahattin Demirtaş’ın geciken tahliyesini gerçekleştirmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına uyması gerekiyor” dedi.

Demirtaş’ın devam eden tutukluluğu

20 Kasım 2018’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Demirtaş davasıyla ilgili kararını verdiğinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıt olarak “bizi bağlamaz, karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” dediği hatırlatıldı. Devamındaki süreç ise şu şekilde aktarıldı:

Bir gün sonra, Cumhurbaşkanı ikinci bir konuşmasında “AİHM sen neredesin? Bunun adı özgürlük ve hak arayışı demek değildir, terörperestliktir” dedi.

30 Kasım’da, Demirtaş aleyhindeki ana davanın duruşmasında Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını görmezden geldi ve kararın kesin olmadığını ileri sürerek tutukluluğun devamına karar verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve ARTICLE 19, Cumhurbaşkanının konuşmalarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının göz ardı edilmesi için yerel mahkemeye talimat verilmesi sonucunu doğuran doğrudan bir müdahale olarak görüyor.

‘Nevruz konuşması gerekçe gösterildi’

Birkaç gün sonra, yetkililer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını uygulamamanın başka bir yolunu buldular. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 4 Aralık’ta Demirtaş’ın yaptığı siyasi bir konuşmaya ilişkin olarak aldığı mahkûmiyet kararının denetimi ilgili son derece hızlı bir inceleme gerçekleştirdi ve Demirtaş’ın “terör propagandası yapmak” suçundan aldığı dört yıl, sekiz aylık hapis cezasını onadı.

Demirtaş, 2013 yılında İstanbul’da bir Nevruz mitinginde konuşma yapmıştı. Konuşmada şiddet savunulmamıştı ve konuşma yapıldığı vakit yetkililer tarafından bir suç olarak görülmemişti. Ancak beş yıl sonra, yetkililer bunu Demirtaş’ı mahkûm etmek için bir bahane olarak kullandılar. Verilen ceza, Türk mahkemelerince benzer propaganda cezalarında verilenlere kıyasla alışılmadık ölçüde yüksek bulunuyor. ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, mahkumiyetin Demirtaş’ın ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği görüşünde.

Hem hükümet hem de Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kasım 2018 tarihli kararına itiraz ederek, davanın Avrupa Mahkemesi’nin Büyük Dairesi tarafından değerlendirilmesini istedi. Hükümet, Büyük Daire kararını verene kadar ortada kesin bir karar olmadığı için Demirtaş’ı henüz serbest bırakma zorunluluğu olmadığını savunuyor. Ancak, bir Daire kararının kesin olmaması, kararın hiçbir yaptırımı olmadığı anlamına gelmiyor. Büyük Daire aksini tespit etmediği sürece, Türkiye hükümeti Demirtaş’ın özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal etmektedir ve bu ihlali Büyük Daire’ye sevk süreci boyunca Demirtaş’ı serbest bırakmayı reddederek devam ettirmektedir.

Selahattin Demirtaş'a yeni dava açıldı | Gündem Haberleri

‘Geciktirmek için yaptılar’

“18 Kasım kararına uyulması, bireyin özgürlük hakkının ihlali ile ilgili olduğu göz önüne alındığında özellikle bir aciliyete sahiptir” denilen açıklamada “Türkiye’nin bunu görmezden gelerek Büyük Daire kararını bekleme kararı, Article 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türk hükümetinin ilk kararın uygulanmasını geciktirmek için davayı Büyük Daire’ye gönderdiği endişesini doğrulamaktadır” değerlendirmesi yer aldı.

Sonra yaşananlar ise “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin duruşması 18 Eylül 2019’da gerçekleşti, ancak henüz bir karar verilmedi. Strazburg’daki 18 Eylül tarihli duruşmadan yalnız iki hafta önce, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş hakkındaki ana davada tahliye kararı vererek nihayet Kasım 2018’de verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını etkili bir şekilde uyguladı. Ancak Demirtaş, 2013 yılında yaptığı konuşma dolayısıyla “terör propagandası yapmak” suçundan mahkûm olması nedeniyle hapiste kaldı” şeklinde anlatıldı. Devamında ise şu ifadeler kullanıldı:

İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş’ın koşullu salıverme ile serbest bırakılmasına yetecek bir süre boyunca hapis kaldığına karar verdiği için, Büyük Daire duruşmasından sadece iki gün sonra 20 Eylül’de Demirtaş’ın serbest bırakılması planlanıyordu.

Ancak, Demirtaş’ın serbest bırakılacağı gün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı geçmiş tarihli ve askıda kalan bir soruşturmayı HDP’nin eski eş genel başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanmalarına gerekçe olarak gösterdi. Savcılık, ceza muhakemesi kabullerini ihlal eder şekilde ifadelerini almadığı Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanmalarını talep etti, ki Demirtaş ve Yüksekdağ kendilerine isnat edilen suçlamalardan savcılığın mahkemeye ilettiği sevk maddeleri aracılığı ile haberdar oldular. Demirtaş ve Yüksekdağ tutuldukları hapishanelerden video konferans (SEGBIS) yoluyla bağlandıkları mahkeme tarafından “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma” ve “cinayete azmettirme” suçlarını işledikleri şüphesiyle tutuklandılar.

‘Amaç hapishaneden çıkışı engellemek’

Tutuklamanın zamanlaması ve uygulanma şekli, asıl amacın Demirtaş’ın hapishaneden çıkmasını önlemek ve ayrı bir tutuklama kararı için yeni bir neden üretmek olduğu konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6-8 Ekim 2014 protestolarına ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Demirtaş tutuklandı, ancak bu tarihe kadar hakkında bir iddianame düzenlenmedi. 2014 protestoları, Türkiye’nin güneydoğusundaki şehirlerde, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kuşatılan Suriye’nin kuzeyindeki Kobane kasabasındaki Kürtlerle dayanışmanın bir ifadesi ve Türkiye hükümetinin IŞİD kuşatması hakkındaki görüşüne bir eleştiri olarak başladı.

Kobane eylemleri

Protestolar şiddet içerir hale geldi ve hükümet açıklamalarına göre Güneydoğu’da tahminen 37 ile 53 kadar protestocu hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2016 yılından bu yana şiddeti savunmadıkları halde protestoları resmen destekledikleri ve katılımı teşvik ettikleri için Demirtaş’ı ve Halkların Demokratik Partisi’ni ölümlerden sorumlu tutan kamuya açık konuşmalar yaptı.

Ekim 2020’de, aynı soruşturma kapsamında aktif faaliyet gösteren ve eskiden görev yapmış 17 Halkların Demokratik Partisi yetkilisi ve siyasetçisi de gözaltına alındı. Henüz bir iddianame düzenlenmiş değil.

‘Şiddete dair temelsiz iddialar’

ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Demirtaş’ın şiddet içeren protestolara çağrıda bulunduğuna ilişkin temelsiz iddianın, hakkında devam eden ana davadaki delillerin bir kısmını da oluşturduğuna dikkat çekti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ceza hukukunda aynı olaylara ilişkin birden fazla suçlamanın ileri sürülmesine yönelik kısıtlamayı göz ardı ettiği belirtilen açıklamada “aynı olaylara ilişkin ikinci bir soruşturma yürütüyor, ancak daha ciddi bir suçlamada bulunuyor” denildi. Değerlendirme şu ifadeler ile sona erdi:

Özellikle, Haziran 2020’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna karar vermesinden 19 ay sonra, Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin Demirtaş’ın ilk tutukluluğunun devamına ilişkin kararlarının özgürlük hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin tahliye taleplerini reddederken Demirtaş’ın Halkların Demokratik Partisi’nin başkanlığı görevini ve 24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığını dikkate almadığını belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin kararı, Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesi’nin Demirtaş’ın ilgili tutukluluğuna bu karardan dokuz ay önce teknik olarak son vermesi nedeniyle her açıdan etkisiz bir karardı.

Mersin Tabip Odası: Sadece Mersin’de günlük vaka sayısı 700’ün üzerinde

Mersin Tabip Odası “Koronavirüs (Covid-19) meslek hastalığı kabul edilmeli ve tedbirler acilen artırılmalı” sloganıyla bir basın açıklaması düzenledi.

Oda binasında gerçekleşen açıklamaya , Sağlık ve Sosyal Hizmet Emekçileri Sendikası (SES) Mersin Şubesi Eşbaşkanı Dr. Zeki Sinan Doğan ile Mersin Eczacı Odası Başkanı Özgün Sağır da katıldı.

‘Salgın kontrolden çıktı’

Mezopotamya Ajansı’nın aktardığına göre Mersin Tabip Odası Başkanı Mehmet Antmen, hükümetin salgın yerine algı yönetiminde kararlı olduğunu ve yurttaşları korumaktan ziyade “Sürü bağışıklığını” hedeflediğini çok açık şekilde ortaya koyduğunu söyledi.

Antmen, “Sağlık Bakanlığı’nın güvenilirliği kamuoyunca tartışılan verilerinin bile gösterdiği gerçek şudur; salgın şu anda bütün Türkiye’ye yayılmış ve kontrolden çıkmıştır. Sağlık Bakanlığı’nın pandemi sürecini şeffaf bir biçimde yönetmemesi yüzünden gerçek olgu ve ölüm sayıları konusunda yeterli bilgimiz yoktur. Ancak bilim insanlarının saha gözlemleri ve çeşitli kaynaklara dayanarak yaptığı tahminler, bugünlerde salgın eğrisinin ilk tepe noktasına ulaştığı Nisan ayından daha fazla olgu sayısıyla karşı karşıya olduğumuzu göstermektedir” dedi.

Günlük vaka 700’ün üzerinde

Gelinen noktada Mersin’de günlük pozitif vaka sayısının 700’ün üzerinde olduğunu kaydeden Antmen, ambulansların olguları taşımakta zorlandığını, hastanelerde mevcut servisler, yoğun bakımlar tam kapasite ile çalışmasına karşın sadece koronavirüs hastaları değil, diğer hastalar da servis, yoğun bakım sıkıntısı yüzünden kamusal sağlık hizmetine ulaşmakta güçlük çektiğini ifade etti.

Hızlı tanı ve tedavinin hayati önem taşıdığı birçok hastalığın taramasının yapılmadığına dikkati çeken Antmen, İlçe Sağlık Müdürlükleri ve ASM’lerin üzerine yıkılmış olan filyasyon çalışmalarında olgulara yetişilemediğini söyledi.

‘Bilgiler şeffaf paylaşılmalı’

Antmen, alınması gereken tedbirleri şöyle sıraladı;

  1. Genelde Türkiye, özel olarak Mersin’e ait tüm veriler kamuoyu ile şeffaf ve ayrıntılı biçimde paylaşılmalıdır. İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulları etkinleştirilmeli ve ile özel önlemler almalıdır. Uzun süredir toplanmayan İl Pandemi Kurulu da acilen toplanmalıdır.
  2. Bu verilerin ışığında olgu artışını engellemeye yönelik epidemiyolojik çalışmalarla gerekli tedbirler bir an önce alınmalı ve ilk adım olarak ‘toplumsal hareketlilik’ derhal en etkin biçimde kısıtlanmalıdır. Sahadan alınan verilerin ışığında yapılacak kısıtlama temel, zorunlu ve acil hizmet üreten sektörler dışında çalışma hayatının durdurulması da olmak üzere virüsün yayılmasını azaltacak gerekli bütün önlemler hızla hayata geçirilmelidir.
  3. Alınacak önlemler en fazla zarar gören ve görecek dezavantajlı kesimlerin (çalışanlar/dar gelirli, işsiz, yoksullar, kadınlar, çocuklar, engelliler, 65 yaş üstü, sığınmacılar vd) korunmasını sağlayacak ekonomik ve sosyal destek mekanizmalarının oluşturulmasıyla birlikte/eş zamanlı yürürlüğe konmalı ve denetlenmelidir.
  4. Salgın mücadelesinde koruyucu sağlık hizmetleri güçlendirilmeli, birinci basamak sağlık hizmetlerinin etkinliğini artıracak şekilde organizasyon gerçekleştirilmelidir. Filyasyon çalışmaları epidemiyoloji bilimi ışığında gerçekleştirilmelidir. Bu mücadelede kamunun diğer kaynaklarının da (araç, personel) etkin kullanımı sağlanmalıdır.
  5. Salgınla mücadele edebilmek için daha çok merkezde, daha çok sayıda test yapılmalı; pozitif vakaların erken tanınması, etkin biçimde izole edilmesi, temaslıların karantinaya alınması sağlanmalıdır.
  6. Hastanede tedavisi gerekmeyen kişilerin izolasyon ve takibi için kullanıma uygun kamu pansiyon, yurt vb. ortamlar ayarlanmalı, bu konuda yerel yönetimlerle iş birliğine gidilmeli, hane içi yayılımın önüne geçilmelidir.
  7. Salgın ile mücadelede tüm olanaklar toplum sağlığı yararına kullanılmalı, kamu sağlık kurumlarının ihtiyaca cevap veremediği her durumda özel hastaneler Sağlık Bakanlığı’nın kontrolüne geçirilmeli, yurttaşların sağlık hizmetlerine erişimi istisnasız ve ön koşulsuz bütünüyle parasız olmalıdır.
  8. Covid-19 dışı hastaların aylardır ertelemek zorunda kaldıkları sağlık sorunları ve bu konuda yaşanan sorunlar dikkate alınarak “pandemi dışı hastaneler” belirlenmeli, pandemi dışı sağlık sorunları için başvurulabilecek güvenli alanlar yaratılmalıdır.

Avukat İsmail Hakkı Atal’dan Akkuyu Nükleer Santrali davasına çağrı

Doğu Akdeniz Çevre Dernekleri Gönüllü Avukatı İsmail Hakkı Atal, Akkuyu Nükleer Santrali’nin hukuken geçerli bir ÇED raporu ve hukuken geçerli bir üretim lisansı olmaması ile ilgili açtıkları davaya katılım çağrısı yaptı.

Atal, henüz ağırlık binmeden çöken zemine yapılacak santralin reaktörler aynı zemine oturtulduktan sonra aktif fay hattında olduğu da göz önüne alınarak yaşanabilecek tehlikelere dikkat çekti.

‘Zemin çatlamıştı’

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na yeniden ÇED süreci başlatılması için yapılan idari başvuru Bakanlık tarafından reddedilmişti. Bakanlığın işleminin iptali için açılan davanın ilk duruşması 30 Kasım 2020’de Mersin 2’inci İdare Mahkemesi’nde görülecek.

Evrensel’in aktardığına göre Avukat Atal, toplam ağırlığı 56 bin ton olan 4 reaktörün bineceği zemin betonun, henüz üzerine ağırlık dahi binmeden altı boş olduğu için 2018’in Haziran ayında çatladığını hatırlattı.

Santralin aktif fay hattı olan Kuzey Anadolu Ecemis Fay hattı uzantısında bulunduğuna dikkat çeken Atal, “Reaktörler çalıştığında yaşanacak olası bir kaza halinde radyasyon 8 saatte Mersin’e, 12 saatte Adana’ya, 48 saatte tüm Ortadoğu’ya ulaşacak” dedi.

AKP duyurdu: Çakıcı’ya soruşturma açıldı

Mafya lideri Alaattin Çakıcı‘nın CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu‘nu iki kez mektupla tehdit etmesi ve hakaretler yağdırmasına, iktidardaki AKP’den iki gün sonra ses geldi. AKP Grup Başkanvekili Bülent Turan, Kılıçdaroğlu’nu tehdit eden Çakıcı hakkında savcılığın soruşturma başlatıldığını duyurdu.

“Savcılık gerekli soruşturmayı başlattı. İlgililerden edindiğim bilgi budur” diyen Turan şöyle devam etti: “Hakaret, tehdit, kötü söz kimden gelirse kime karşı yapılırsa bu yanlıştır doğru değildir. Hukuk çerçevesinde gereği yapılmalıdır. Hukuk AK Parti’nin değişmez ilkesidir, ilkesel duruşumuz budur. Kişilere bağlı hakaret tehdit olmaması gerekir.

Ne olmuştu? 

Kemal Kılıçdaroğlu’nun grup konuşmasında MHP lideri Devlet Bahçeli’yi eleştirmesi üzerine Alaattin Çakıcı sosyal medya hesabı üzerinden tehdit ve hakaret içerikli el yazısıyla yazılmış bir mesaj paylaşmış; Kılıçdaroğlu’na “ulan dürzü” diye hitap ederek “Seni bakla kazığı ile tanıştırırım”, “Seni fasulye çubuğu ile tanıştırırım” sözleriyle tehdit etmişti. 

CHP ve Kılıçdaroğlu’nun tepkisi üzerine ikinci bir mektup kaleme alan Çakıcı, yeniden tehdit ve hakaret ifadeleri kullanmıştı. CHP ve avukatlarının suç duyurusunda bulunduğu mektuplarla ilgili ne Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ne Adalet Bakanı Abdülhamit Gül ne İçişleri Bakanı Süleyman Soylu ne de herhangi bir AKP’liden tepki gelmezken, Devlet Bahçeli Çakıcı’ya arka çıkarak, onun için ‘mafya bozuntusu’ ve ‘yeraltının karanlık yüzü’ denmesine tepki gösterdi; “Çakıcı benim dava arkadaşım” dedi.  

Dünyada koronavirüs: ABD’de ölüm sayısı 250 bini aştı, Birleşik Krallık toplu aşıya hazırlanıyor

İlk olarak geçtiğimiz yıl Çin’in Vuhan kentinde ortaya çıkan koronavirüsün etkileri sürmeye devam ediyor. Özellikle Amerika‘da ve Avrupa‘da vaka sayılarında ciddi artış yaşanıyor.

Koronavirüs salgını sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 1 milyon 357 bin’i aştı. Salgına yakalanların sayısı ise 56 milyon 716 bin olarak açıklandı.

Birleşik Krallık, İspanya gibi ülkeler salgına karşı önlem alırken, Amerika Birleşik Devletleri‘ndeki Donald Trump Yönetimi salgına karşı kayıtsız kalmaya devam ediyor.

Öte yandan Almanya Hükümeti‘nin aldığı tedbirler ülkede protestolara yol açıyor. Birleşik Krallık ise koronavirüse karşı toplu aşıya hazırlanıyor.

Fotoğraf: AP

Birleşik Krallık, aşılama programına hazırlanıyor

Britanya Ulusal Sağlık Sistemi, Birleşik Krallık’ta koronavirüse karşı aşılama programı yapmaya hazırlanıyor. Ülkenin en büyük aşılama süreci olacağı iddia edilen planda emekli doktorlar ve fizyoterapistlerden oluşan bir sağlık çalışanları ordusu görevlendirilecek.

Görev alacaklar arasında deneyimi olmayan, 2 saatlik bir online eğitim alacak sağlık çalışanları da var. Ülkede aşı ilk olarak 22 milyon yetişkine uygulanacak.

İngiltere’de toplam vaka sayısı 1 milyon 229 bin 140 olarak açıklanırken, salgından dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı 46 bin 724 oldu.

ABD yönetimi koronavirüse kayıtsız

Dünya çapında salgından dolayı en çok ölümlerin görüldüğü ülke olan Amerika Birleşik Devletleri‘nde (ABD) salgının başladığı günden beri salgın sebebiyle 250 bin 180 kişi hayatını kaybetti.

ABD’de son iki haftadır her gün 100.00’den fazla koronavirüs vakası görülüyor. Salgının başından bu yana yaklaşık 11.5 milyondan fazla kişinin salgına yakalandığı tahmin ediliyor.

ABD’de ölüm sayısının durdurulamaması, ABD Başkanı Trump’ın devir-teslim sürecini başlatmamasını akıllara getirdi. Seçimleri kazanan Demokratlar’ın adayı Joe Biden geçen hafta “Eğer Trump görevi bırakmazsa daha çok insan ölür” demiş ve salgını önleyecek önlemleri yapamadıklarını dile getirmişti.

Hastanede tedavi görenlerin sayısı arttı

Fransa‘da koronavirüse yakalanan kişi sayısı 2 milyon kişiyi geçti. Toplam can kaybı ise 46.698 oldu.

Öte yandan Fransa Sağlık Bakanlığı Genel Direktörü Jerome Salomon, son günlerde günlük koronavirüs vaka sayısının düştüğünü belirtti. Salomon, hastanede tedavi görenlerin sayısının 33 bin 500’e ulaştığını, bu rakamın salgının başından beri en yüksek rakam olduğunu belirtti.

İtalya yoğun bakım ünite sayısını artırdı

İtalya‘da salgın başladığından beri vaka sayısında rekora koşan ülkelerden. Ülkede bu zamana kadar koronavirüse yakalananların sayısı 1 milyon 270 bin olarak açıklanırken, salgın sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 47.217 oldu.

İtalya Sağlık Bakanı Roberto Speranza, yoğun bakım ünite sayılarını artırdıklarını, yoğun bakım üniteleri üzerinde herhangi bir baskı olmadığını söyledi.

İspanya’da son durum

İspanya‘da ise toplam koronavirüs vakası 1.5 milyonu geçerken salgından dolayı hayatını kaybedenlerin sayısı 42.039 olarak açıklandı. Koronavirüse karşı mücadele için oluşturulan sağlık komisyonunun başında olan, Acil Sağlık Hizmetleri ve Uyarılar Koordinasyon Merkezi Direktörü Fernando Simon, yeni vaka sayılarının düşüş aşamasında olmasına rağmen rakamların hala çok yüksek olduğunu söyledi.

İspanya’da koronavirüse karşı önlem amaçlı 25 Ekim’de olağanüstü hal (OHAL) ilan edildi.

Almanya’da tedbirlere karşı protesto

Almanya‘da ise toplam vaka sayısı 867 bini geçerken, salgın nedeniyle hayatını kaybedenlerin sayısı 13.309 oldu.

Almanya son zamanlarda vakaların artmasıyla birlikte koronavirüs önlemlerini artırmıştı. Fakat, hükümetin bu kararı protesto edildi. Polis göstericilere müdahale etti.

Belçika’da ölüm sayısı 15 bini geçti

Belçika‘da bugüne kadar 545 bin 787 kişi virüse yakalandı. Salgın nedeniyle 15 bin 25 kişi de hayatını kaybetti.

Belçika’da hükümet salgına karşı gece sokağa çıkma kısıtlaması ve temel ihtiyaç malzemesi satanlar hariç tüm mağazaların kapatılması tedbirlerini almıştı.

Merkez Bankası politika faizini yükseltme kararı aldı

Merkez Bankası piyasaların merakla beklediği faiz kararını açıkladı. Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK),  politika faizini 475 baz puan artırarak yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltti.

Bankadan yapılan açıklamada, “Politika faizi olan bir hafta vadeli repo ihale faiz oranının yüzde 10,25’ten yüzde 15’e yükseltilmesine, tüm fonlamanın temel politika aracı olan bir hafta vadeli repo faiz oranı üzerinden yapılmasına karar vermiştir” denildi.

‘Belirsizlikler arttı’

Açıklamada, “Küresel ekonomi üçüncü çeyrekte kısmi toparlanma göstermiştir. Ancak, son dönemde artış gösteren Covid-19 vakaları nedeniyle önümüzdeki dönemde küresel ekonomiye ilişkin belirsizlikler yükselmiştir” denildi.

İktisadi faaliyette toparlanmanın devam ettiği belirtilen açıklamada “Artan vaka sayıları nedeniyle getirilen kısmi kısıtlamalar, başta hizmetler sektörü olmak üzere iktisadi faaliyetin kısa vadeli görünümüne dair belirsizlikleri arttırmaktadır. Diğer yandan, salgın döneminde sağlanan güçlü kredi ivmesinin gecikmeli etkileriyle artan iç talep, ithalat kanalıyla cari işlemler dengesini olumsuz etkilemektedir” ifadesi kullanıldı.

Fotoğraf: AA

‘Enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar’

Bunlara ek olarak “Türk lirasındaki değer kaybının gecikmeli etkileri, uluslararası gıda fiyatlarındaki yükseliş ve enflasyon beklentilerindeki bozulma enflasyon görünümünü olumsuz etkilemektedir. Kasım ayına ilişkin takip edilen veriler, enflasyonda yakın dönemdeki döviz kuru oynaklığı kaynaklı bir yükselişe işaret etmekle birlikte, para politikasındaki kararlı duruşla beraber bu artışın geçici olacağı değerlendirilmektedir” denildi.

Bu sürecin yönetilmesi için politika faizi artırma kararı alındığını belirten Merkez  Bankası “Bu doğrultuda Kurul, enflasyon görünümüne dair risklerin bertaraf edilmesi, enflasyon beklentilerinin kontrol altına alınması ve dezenflasyon sürecinin en kısa sürede yeniden tesisi için, net ve güçlü bir parasal sıkılaştırma yapılmasına karar vermiştir” dedi. Bu çabaların enflasyonda kalıcı düşüş sağlanana kadar devam edeceği belirtildi.

Dolar ve Euro düştü

Merkez Bankası Para Politikası Kurulu (PPK) bugün Murat Uysal‘ın görevden alınmasının ardından ilk kez yeni başkan Naci Ağbal başkanlığında toplandı. PPK, geçen ay repo faizini beklentilerin tersine sabit tutarken, faiz koridorunun üst limiti olan geç likidite penceresini yüzde 14.75’e yükseltmişti.

Açıklamanın ardından borsa yükselişe geçerken, döviz kurları ve altın fiyatları sert düştü. Karar öncesinde 1.284 seviyesinde bulunan BIST 100 endeksi, alımların güçlenmesi ile yükselişe geçerek 1.307 puana kadar çıktı. BIST 100 endeksi, saat 14.20 itibarıyla dünkü kapanışa göre yüzde 0,9 artışla 1.306 seviyesinde bulunuyor.

Dolar/TL, de Merkez Bankası’nın kararı öncesinde bulunduğu 7,71 seviyesinden sert bir şekilde düşüşe geçerek 7,56’ya kadar geriledi. Euro/TL ise yüzde 8,96’dan işlem görüyor.

Kanada’da ‘kutsal geyiği’ öldürenleri yakalatana 50 bin TL ödül verilecek

Kanada‘da Ontario eyaletinin kuzeyindeki Timmnis şehrinde, iki nadir görülen beyaz sığın geyiği, kaçak avcılar tarafından öldürüldü. Hayvanların katledilmesi, yerel halkı öfkelendirdi.  

Şehir sakinleri, nadir geyiklerin kimseye zarar vermeden ormanda dolaştığını anlattı.  

Guardian‘in aktardığına göre, kaçak avcıların hayvanların bazı organlarını aldıktan sonra cansız bedenlerini yol kenarına bıraktığı öğrenildi. 

Bölgenin yerlilerinden Flying Post First Nation’ın başındaki Murray Ray, olaya ilişkin şunları söyledi:

Herkes üzgün ve öfkeli. Niye gidip vururlar ki hayvanı? Gerçekten bu kadar mı ihtiyacın var bu hayvana? Eğer dişi sığın avlamak için izinleri varsa, gidip diğer türdekileri vursunlar, nadir beyaz sığınları rahat bıraksınlar.

Yerliler arasında bizon, kuzgun ve boz ayılardan beyaz renkli olanlar kutsal kabul ediliyor ve herhangi şekilde bu hayvanlara zarar verilmesi büyük tepki topluyor. Beyaz sığın geyikleri, albino değil, renklerini resesif bir genden alıyor. Yerlilerden Troy Woodhouse da üzüntüsünü şöyle belirtti:

Birilerinin böyle güzel bir hayvanı öldürmesi beni üzüyor. Kimse bölgede ne kadar beyaz sığın geyiği yaşadığını bilmiyor. Dolayısıyla bir tanesinin bile aramızdan ayrılması büyük kayıp olabilir.

Woodhouse, yıllar içinde karşılaştığı sığın geyiklerinden yol çıkarak civarda nadir beyaz türlerden yaklaşık 30 birey olabileceğini belirtti.

Bilgi verenlere toplam 50 bin TL ödül verilecek

Beyaz sığınlar 40 yıldan fazladır bölgede yaşıyor ancak son 10 yıl içinde yasalarla koruma altına alındılar. Bu nadir canlılar yasa nezdinde ayrı tür olarak değerlendirilmese de bölgenin farklı noktalarında hayvanların öldürülmesinin yasak olduğunu belirten uyarılar yer alıyor.

Woodhouse, kaçak avcılara dair bilgi verenlere 1000 Kanada doları (yaklaşık 6 bin TL) ödül vereceklerini açıkladı. Yerel bir sondaj şirketi de Woodhouse’la aynı miktarda ödül verecek. Bölgede çalışan bir hayvan koruma derneği de 5000 bin Kanada doları (yaklaşık 29 bin TL) ödül vereceğini duyurdu.

Kaçak avcıların bulunması için teklif edilen ödül miktarı toplamda 8 bin Kanada dolarını (yaklaşık 50 bin TL) buldu.