Manşetİfade ÖzgürlüğüTürkiye

ARTICLE 19 ve HRW’den Türkiye raporu: Muhalif siyasetçiler dört yıldır tutuklu

ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü (HRW) Türkiye’ye ilişkin bir değerlendirme yayınladı. Açıklamada dört yıldır tutuklu bulunan Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) eski eş genel başkanı Selahattin Demirtaş‘ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin 2018 tarihli kararı uyarınca derhal serbest bırakılması gerektiği belirtildi.

Demirtaş ve eski eş başkan Figen Yüksekdağ ile birlikte dokuz HDP üyesinin de tutuklandığı hatırlatılan açıklamada partiye yönelik tehditlerin ise hala devam ettiği belirtildi.

İnsan Hakları İzleme Örgütü Avrupa ve Orta Asya Direktörü Hugh Williamson, “Hükümet, özellikle Demirtaş’a karşı yürüttüğü zulüm kampanyasında, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin tahliyeyi zorunlu kılan kararını dikkate almamanın ve Demirtaş’ı hapiste tutmak için yeni asılsız suçlamalar üretmenin de dahil olduğu yöntemlerle tutuklamaları ve ceza yargılamalarını kötüye kullandı” dedi.

‘Önce dokunulmazlıklar alındı’

Yapılan değerlendirmede “Genellikle görev yapan milletvekilleri siyasi faaliyetlerine ilişkin olarak kapsamlı bir dokunulmazlığa sahipken, HDP milletvekillerinin gözaltına alınmaları ve tutuklanmaları, Mayıs 2016’da milletvekillerinin dokunulmazlıklarını kaldıran tartışmalı bir geçici Anayasa değişikliği ile meclis oylamasına dayanıyor” denildi. Bu süreç ile ilişkili şu hatırlatmalarda bulunuldu:

Meclis, anayasa değişikliğini kabul etmeden önce, Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2015 ve 2016 yıllarında HDP milletvekillerinin yargılanması gerektiğini savunan ve HDP ile silahlı Kürdistan İşçi Partisi (PKK) arasında fark olmadığı iddiasıyla partinin mecliste olmaması gerektiğini öne süren çeşitli konuşmalar yaptı.

Anayasal konularda tavsiyelerde bulunan Avrupa Konseyi Venedik Komisyonu da dahil olmak üzere birçok uluslararası kuruluş, milletvekillerinin meclis dokunulmazlığının kaldırılmasını şiddetle eleştirdi.

Clarke: Demokratik kurumlara yönelik ciddi saldırı

ARTICLE 19 Avrupa ve Orta Asya Programı Başkanı Sarah Clarke, “Türkiye’de milletvekillerinin yargı dokunulmazlığının kaldırılması, demokratik kurumlara yönelik ciddi saldırılara sebebiyet verdi” dedi.

Clarke, “Cumhurbaşkanı Erdoğan’ın Demirtaş ile ilgili konuşmaları sonrasında Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararına rağmen onu serbest bırakılmaması, Türkiye’de yürütmenin yargı süreçlerini etkileme gücünün çarpıcı bir hatırlatıcısıdır” dedi.

‘Dosyalarda delil yok’

Dosyaların tamamında, savcılık delillerinin büyük kısmının sanıkların kamuya açık konuşmalarından ve siyasetçi olarak faaliyetlerinden oluştuğu belirtilen değerlendirmede “Dosyaların hiçbirinde şiddet eylemleri ile somut bağlantı kuran bir delil bulunmuyor. Cumhurbaşkanı Erdoğan, duruşmalar devam ederken, Demirtaş ve diğerlerinin tutuklu kalması gerektiğini söyleyen çeşitli konuşmalar yaptı” denildi.

Sonrasında Demirtaş ve milletvekillerinin iç hukuk yollarını tükettikten sonra Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne başvurduğu hatırlatılan açıklamada “Davanın önemini gösteren mahkeme, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesinin 18. maddesinin ihlal edildiğine dair nadir bir karar verdi. Bu karar, Demirtaş’ın tutukluluğunun örtülü amaçlar taşıdığı ve bu nedenle iktidarın kötüye kullanıldığı anlamına geliyordu” ifadeleri yer aldı.

Karara rağmen bırakmadılar

Buna rağmen kararın uygulanmadığı belirtilen açıklamada “Türkiye hükümeti Demirtaş’ı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararı uyarınca tahliye etmedi, bunun yerine Demirtaş’ın 2013 yılında yaptığı bir konuşma dolayısıyla hızla mahkûm edilmesini sağladı ve yeni suçlamalarla tekrar tutukladı. Hükümet ve Demirtaş’ın avukatları, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını Büyük Daire’ye götürdü. 18 Eylül 2019 tarihinde duruşması görülen dosyada henüz bir karar verilmedi. ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Büyük Daire’ye de ortak bir üçüncü taraf görüşü sundu” denildi. 

Değerlendirme devamında “Büyük Daire duruşmasından iki gün sonra, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, Demirtaş’a yönelik ana davadaki delillerin bir kısmını oluşturan aynı olaylara dayanan başka bir ceza soruşturması ile ilgili olarak tekrar gözaltına alınması talimatı verdi. Demirtaş dört yıldan uzun süredir tutuklu” ifadeleri yer aldı.

Williamson, “Türkiye hükümetinin, Selahattin Demirtaş’ın geciken tahliyesini gerçekleştirmesi ve Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararına uyması gerekiyor” dedi.

Demirtaş’ın devam eden tutukluluğu

20 Kasım 2018’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Demirtaş davasıyla ilgili kararını verdiğinde, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın yanıt olarak “bizi bağlamaz, karşı hamlemizi yapar işi bitiririz” dediği hatırlatıldı. Devamındaki süreç ise şu şekilde aktarıldı:

Bir gün sonra, Cumhurbaşkanı ikinci bir konuşmasında “AİHM sen neredesin? Bunun adı özgürlük ve hak arayışı demek değildir, terörperestliktir” dedi.

30 Kasım’da, Demirtaş aleyhindeki ana davanın duruşmasında Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararını görmezden geldi ve kararın kesin olmadığını ileri sürerek tutukluluğun devamına karar verdi. İnsan Hakları İzleme Örgütü ve ARTICLE 19, Cumhurbaşkanının konuşmalarını, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin kararının göz ardı edilmesi için yerel mahkemeye talimat verilmesi sonucunu doğuran doğrudan bir müdahale olarak görüyor.

‘Nevruz konuşması gerekçe gösterildi’

Birkaç gün sonra, yetkililer Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını uygulamamanın başka bir yolunu buldular. İstanbul Bölge Adliye Mahkemesi, 4 Aralık’ta Demirtaş’ın yaptığı siyasi bir konuşmaya ilişkin olarak aldığı mahkûmiyet kararının denetimi ilgili son derece hızlı bir inceleme gerçekleştirdi ve Demirtaş’ın “terör propagandası yapmak” suçundan aldığı dört yıl, sekiz aylık hapis cezasını onadı.

Demirtaş, 2013 yılında İstanbul’da bir Nevruz mitinginde konuşma yapmıştı. Konuşmada şiddet savunulmamıştı ve konuşma yapıldığı vakit yetkililer tarafından bir suç olarak görülmemişti. Ancak beş yıl sonra, yetkililer bunu Demirtaş’ı mahkûm etmek için bir bahane olarak kullandılar. Verilen ceza, Türk mahkemelerince benzer propaganda cezalarında verilenlere kıyasla alışılmadık ölçüde yüksek bulunuyor. ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, mahkumiyetin Demirtaş’ın ifade özgürlüğü ile özgürlük ve güvenlik hakkını ve adil yargılanma hakkını ihlal ettiği görüşünde.

Hem hükümet hem de Demirtaş, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Kasım 2018 tarihli kararına itiraz ederek, davanın Avrupa Mahkemesi’nin Büyük Dairesi tarafından değerlendirilmesini istedi. Hükümet, Büyük Daire kararını verene kadar ortada kesin bir karar olmadığı için Demirtaş’ı henüz serbest bırakma zorunluluğu olmadığını savunuyor. Ancak, bir Daire kararının kesin olmaması, kararın hiçbir yaptırımı olmadığı anlamına gelmiyor. Büyük Daire aksini tespit etmediği sürece, Türkiye hükümeti Demirtaş’ın özgürlük ve güvenlik hakkını ihlal etmektedir ve bu ihlali Büyük Daire’ye sevk süreci boyunca Demirtaş’ı serbest bırakmayı reddederek devam ettirmektedir.

Selahattin Demirtaş'a yeni dava açıldı | Gündem Haberleri

‘Geciktirmek için yaptılar’

“18 Kasım kararına uyulması, bireyin özgürlük hakkının ihlali ile ilgili olduğu göz önüne alındığında özellikle bir aciliyete sahiptir” denilen açıklamada “Türkiye’nin bunu görmezden gelerek Büyük Daire kararını bekleme kararı, Article 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü’nün Türk hükümetinin ilk kararın uygulanmasını geciktirmek için davayı Büyük Daire’ye gönderdiği endişesini doğrulamaktadır” değerlendirmesi yer aldı.

Sonra yaşananlar ise “Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi’nin duruşması 18 Eylül 2019’da gerçekleşti, ancak henüz bir karar verilmedi. Strazburg’daki 18 Eylül tarihli duruşmadan yalnız iki hafta önce, Ankara 19. Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş hakkındaki ana davada tahliye kararı vererek nihayet Kasım 2018’de verilen Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi kararını etkili bir şekilde uyguladı. Ancak Demirtaş, 2013 yılında yaptığı konuşma dolayısıyla “terör propagandası yapmak” suçundan mahkûm olması nedeniyle hapiste kaldı” şeklinde anlatıldı. Devamında ise şu ifadeler kullanıldı:

İstanbul 26.Ağır Ceza Mahkemesi, Demirtaş’ın koşullu salıverme ile serbest bırakılmasına yetecek bir süre boyunca hapis kaldığına karar verdiği için, Büyük Daire duruşmasından sadece iki gün sonra 20 Eylül’de Demirtaş’ın serbest bırakılması planlanıyordu.

Ancak, Demirtaş’ın serbest bırakılacağı gün, Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı geçmiş tarihli ve askıda kalan bir soruşturmayı HDP’nin eski eş genel başkanları Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanmalarına gerekçe olarak gösterdi. Savcılık, ceza muhakemesi kabullerini ihlal eder şekilde ifadelerini almadığı Demirtaş ve Yüksekdağ’ın tutuklanmalarını talep etti, ki Demirtaş ve Yüksekdağ kendilerine isnat edilen suçlamalardan savcılığın mahkemeye ilettiği sevk maddeleri aracılığı ile haberdar oldular. Demirtaş ve Yüksekdağ tutuldukları hapishanelerden video konferans (SEGBIS) yoluyla bağlandıkları mahkeme tarafından “devletin birliğini ve ülkenin bütünlüğünü bozma” ve “cinayete azmettirme” suçlarını işledikleri şüphesiyle tutuklandılar.

‘Amaç hapishaneden çıkışı engellemek’

Tutuklamanın zamanlaması ve uygulanma şekli, asıl amacın Demirtaş’ın hapishaneden çıkmasını önlemek ve ayrı bir tutuklama kararı için yeni bir neden üretmek olduğu konusunda şüpheye yer bırakmamaktadır.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı’nın 6-8 Ekim 2014 protestolarına ilişkin yürüttüğü soruşturma kapsamında Demirtaş tutuklandı, ancak bu tarihe kadar hakkında bir iddianame düzenlenmedi. 2014 protestoları, Türkiye’nin güneydoğusundaki şehirlerde, Irak ve Şam İslam Devleti (IŞİD) tarafından kuşatılan Suriye’nin kuzeyindeki Kobane kasabasındaki Kürtlerle dayanışmanın bir ifadesi ve Türkiye hükümetinin IŞİD kuşatması hakkındaki görüşüne bir eleştiri olarak başladı.

Kobane eylemleri

Protestolar şiddet içerir hale geldi ve hükümet açıklamalarına göre Güneydoğu’da tahminen 37 ile 53 kadar protestocu hayatını kaybetti. Cumhurbaşkanı Erdoğan, 2016 yılından bu yana şiddeti savunmadıkları halde protestoları resmen destekledikleri ve katılımı teşvik ettikleri için Demirtaş’ı ve Halkların Demokratik Partisi’ni ölümlerden sorumlu tutan kamuya açık konuşmalar yaptı.

Ekim 2020’de, aynı soruşturma kapsamında aktif faaliyet gösteren ve eskiden görev yapmış 17 Halkların Demokratik Partisi yetkilisi ve siyasetçisi de gözaltına alındı. Henüz bir iddianame düzenlenmiş değil.

‘Şiddete dair temelsiz iddialar’

ARTICLE 19 ve İnsan Hakları İzleme Örgütü, Demirtaş’ın şiddet içeren protestolara çağrıda bulunduğuna ilişkin temelsiz iddianın, hakkında devam eden ana davadaki delillerin bir kısmını da oluşturduğuna dikkat çekti.

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ceza hukukunda aynı olaylara ilişkin birden fazla suçlamanın ileri sürülmesine yönelik kısıtlamayı göz ardı ettiği belirtilen açıklamada “aynı olaylara ilişkin ikinci bir soruşturma yürütüyor, ancak daha ciddi bir suçlamada bulunuyor” denildi. Değerlendirme şu ifadeler ile sona erdi:

Özellikle, Haziran 2020’de, Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’nin Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuka aykırı olduğuna karar vermesinden 19 ay sonra, Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin Demirtaş’ın ilk tutukluluğunun devamına ilişkin kararlarının özgürlük hakkını ihlal ettiğine karar verdi.

Anayasa Mahkemesi, yerel mahkemenin tahliye taleplerini reddederken Demirtaş’ın Halkların Demokratik Partisi’nin başkanlığı görevini ve 24 Haziran 2018 tarihli Cumhurbaşkanlığı seçimlerindeki adaylığını dikkate almadığını belirtti. Anayasa Mahkemesi’nin kararı, Ankara 19.Ağır Ceza Mahkemesi’nin Demirtaş’ın ilgili tutukluluğuna bu karardan dokuz ay önce teknik olarak son vermesi nedeniyle her açıdan etkisiz bir karardı.

Kategori: Manşet