Ana Sayfa Blog Sayfa 1789

Dünyada koronavirüs: Almanya’da ‘tedbir karşıtları’ yeni bir aşırı sağ hareket doğurabilir

Koronavirüs salgınına karşı alınan sert tedbirler, artan ölümler, ekonomik zorluklar nedeniyle pek çok ülkede huzursuzluk yaşanırken, Almanya’da tepkilerin içeriği de yoğunluğu da değişip arttı.  

Ülkede nisan ayından bu yana farklı grupların yer aldığı, çok sayıda korona tedbirleri karşıtı gösteri düzenleniyor. Gösterilerde mesafe ve hijyen kurallarına uyulmaması, güvenlik güçlerine direnişteki artış, istihbarat birimleri ile emniyetin, gösterici grupları yeniden gözden geçirmesine neden oldu.

DW Türkçe‘den Elmas Topçu‘nun aktardığına göre, Almanya’da iç istihbarattan sorumlu Anayasayı Koruma Teşkilatı‘nın (BfV) hazırladığı ve gelecek hafta yapılacak federal ve eyalet içişleri bakanları konferansında ele alınacak, “gizli” ibareli raporda “kendine has, yeni bir radikal hareketin doğabileceği” tehlikesine dikkat çekiliyor.

Bazı medya kuruluşlarının ulaştığı 37 sayfalık raporda, birinci dalgada da olduğu gibi korona tedbirleri karşıtı gösterilere katılan şırı sağcıların ve yine aşırı sağcı “İmparatorluk Vatandaşları” adlı grubun üyeleriyle birlikte farklı komplo teorilerine inananların da gösterilere geniş katılımla giderek daha fazla destek verdiğine dikkat çekiliyor.

Aşırı sağcılarla komplo teorilerine inanların en büyük ortak paydalarının da antisemitizm, elitler düşmanlığı, yeni dünya düzeni inancı, aşı zorunluluğu uygulanacağı iddiaları ve beyaz çoğunluğun yerini Müslüman veya beyaz olmayanların alacağı gibi tezler olduğu bildiriliyor.

QAnon ve derin devletçiler de gösterilerde

Gizli raporda, söz konusu korona protestolarına, derin devlete ve çocukları istismar eden, öldüren, devleti de ele geçirdiği söylenen elit kesimin varlığına inanan QAnon grubunun da eklendiği belirtiliyor. 

Anayasayı Koruma Teşkilatı’nın DW Türkçe’ye verdiği demeçte özellikle “Querdenker” adlı gruba işaret ediyor. BbW’nin açıklamasında şu ifadeler yer alıyor: “Querdenker adlı grup tarafından devletin korona tedbirlerine karşı düzenlenen gösterilere aşırıların, İmparatorluk Vatandaşları’nın, Öz Yönetimciler’in (Selbstverwalter) ve onlar gibi anayasa düşmanı grupların katıldığı görülmektedir. Bu nedenle, federal ve eyalet istihbarat teşkilatları, Querdenker isimli grubun eylemleri konusunda yasal yükümlülüğünü yerine getirmektedir” .

Korona tedbirleri karşıtları maske zorunluluğunu da protesto ediyor.

Tam adı “Querdenker 0711” olan gruptaki “Querdenker” terimini Türkçeye “aykırı düşünen” diye çevirmek mümkün. İlk olarak Nisan 2020’de Stuttgart‘ta eylem yapan grubun adındaki “0711” de Stuttgart’ın telefon kodu olan 0711’den geliyor. Hareket bir sayfalık “manifestosunda” kendisini partiler üstü ve demokratik bir oluşum” olarak lanse etse de düzenledikleri eylemlere çağrıcılar arasında sağ popülist, İslam ve göç karşıtı Almanya İçin Alternatif (AfD) partisi ile aşırı sağcı rapçi Chris Ares ve Nasyonal Demokrat Parti (NPD) olması dikkat çekiyor.

Korona bağlantılı en az 75 suç kayda geçti

Almanya’da bir aydır uygulanan ve şimdilik 10 Ocak’ta sona ermesi öngörülen ikinci kapanmanın ve planlanan aşı kampanyalarının, protestoları tetiklemesinden endişe ediliyor. 95 bağımsız araştırma kuruluşunun çatı örgütü olan Leibniz Topluluğu‘nun Berlin‘deki binasına yönelik kundaklama girişimi ile Alman hükümetinin pandemiyle mücadeleden sorumlu bilimsel kuruluşu Robert Koch Enstitüsü‘ne molotof kokteyl ile yapılan saldırılar bu yöndeki endişeleri daha da artırdı.

Söz konusu iki kuruluşa yönelik saldırılar üzerine Federal Hükümet’e bir soru önergesi yönelten Hür Demokrat Parti (FDP) iç güvenlik uzmanı Benjamin Strasser‘ın sorularına yanıt veren Federal Hükümet, siyasi suç istatistiklerinde “korona” başlığı altında istatistik tutulmadığı, ancak “korona” terimi bağlantılı taramada 75 suçun kayıtlara geçtiğinin görüldüğü bildirdi.  Bunların, adam yaralamadan kundaklamaya, asayişi bozmadan devlete ve sembollerine hakarete ve iftiraya kadar farklı suçlar olduğu kaydedildi. 

Radikalleşme şiddete dönüşebilir uyarısı

Federal Hükümet, FDP’nin önergesine cevabında ayrıca, “ikinci kapanma ile birlikte korona pandemisi konusunun aşırı sağcı camiada yeniden öne çıktığını” belirterek söz konusu gruplara dahil kişilerin suç ve şiddet eylemlerinin mümkün olabileceği belirtildi. Almanya Federal Emniyet Teşkilatı da geçtiğimiz günlerde hazırladığı bir durum değerlendirme raporunda da, korona aşısı üreticilerinin, aşı karşıtlarının hedefi haline gelebileceği tehlikesine dikkat çekti.

 

Köpek Pamuk’a işkenceyle ilgili verilen para cezası dört taksitle ödenebilecek

Samsun‘da geçtiğimiz günlerde önce tüfekle vurulan, ardından bacakları kesilen yavru köpek Pamuk‘a yapılan işkenceyle ilgili köpeğin sahibi Hilmi Saatoğlu‘na 181 TL ve komşusu S.Ç’ye 628 TL para cezası uygulandı. Doğa Koruma ve Milli Parklar 11. Bölge Müdürlüğü ekiplerinin uyguladığı cezaların dört taksitle ödenebileceği öğrenildi.

‘Ağır hapis cezaları verilmeli’

Hayvan Hakları Federasyonu (HAYTAP) Samsun Temsilcisi ve Hayvan Gönüllüleri Derneği Başkanı Semra Antep, konuyla ilgili şu açıklamaları yaptı:

Çok komik bir rakam ve çok üzücü. Türkiye’yi değil dünyayı salladı Pamuk’un durumu. Böyle bir rakam yok ve bunu bir de dört takside bölüyorlar. Büyük bir ihtimalle sahipleri de buna itiraz edecektir zaten bunu da ödemeyeceklerdir. Ağır hapis cezaları, en az iki yıldan başlayarak verilmeli. Siciline kayıt yaptırılarak yasada bunun bu şekil düzenlenmesi şart. Onun dışında tecavüzler, istismarlar, kesilmeler yani zevk için yapılan hiçbir şey engellenemeyecek.”

Olayla ilgili köpeğin sahibinin komşusu olduğu öğrenilen üç kişi gözaltına alınmış, ardından serbest bırakılmışlardı.

Fotoğraf: DHA

Yaşadığı olaydan sonra cerrahi operasyon geçiren Pamuk’un ise sağlık durumu iyiye giderken tedavisi devam ediyor. Ancak, ön patileri kesilen yavru köpek bundan sonra hayatına yürüteç yardımıyla devam edecek.

Yasa olmayınca bu tür vakalar devam edebilir

Antep, hayvan haklarıyla ilgili defalarca yasa talep edildiğini ve bu yasanın çıkmadığı sürece Pamuk’a yapılan işkenceyle gibi başka vakalarda görüleceğini belirterek şunları söyledi:

Hayvanların kısırlaştırılması, mal olarak görülmemeleri belediyelerinde bu cezaya tabi olmaları gerekiyor. Çünkü bu hayvanların üremelerinin sebebi kısırlaştırma yapmayan belediyelerdir. Üretimin durdurulmasını istiyoruz. Petshop dükkanlarının can satışının, balık da olsa hayvan satışının durdurulmasını istiyoruz. Hayvanat bahçelerinin kapatılmasını istiyoruz. Hayvan sonuçta bu bir can, Allah’ın sessiz kulları ve bu yasa çıkmadığı sürece Pamuk olayı gibi vakalar görmeye devam edeceğiz.”

Ne olmuştu?

Samsun Havza‘da ön patileri kesilmiş halde bir yavru köpek vatandaşlar tarafından bulundu. Köpeğin fotoğrafları HAYTAP Samsun Temsilciliği‘ne gönderilmesinin ardından olay yerine gelen Semra Antep köpeği alarak Samsun’a getirdi. Yavru köpek burada özel bir hayvan kliniğinde tedavi altına alındı.

Televizyonu HD izlemek karbon emisyonlarını sekiz kat artırıyor

İngiltere Kraliyet Bilimler Akademisi Royal Society, televizyon programlarını yüksek çözünürlükte (HD) izlemenin, küresel ısınmaya yol açan karbon emisyonlarını sekiz kata kadar artırdığı uyarısında bulundu.

Programların standart çözünürlükte (SD) izlenmesini öneren kuruluş, küçük ekranlarda kullanıcıların aradaki farkı göremeyebileceğini belirtti.

BBC Türkçe‘nin aktardığı Royal Society’nin raporunda platformlar ve düzenleyici kurumların çözünürlük kalitesini sınırlaması ve SD’nin varsayılan çözünürlük olması gerektiği çağrısı yapılıyor. Kuruluşa göre küresel emisyonlarda dijital teknolojinin payı yüzde 1,4 ile 5,9 arasında değişiyor.

Emisyonu düşürmek için basit adımlar

Royal Society’nin enerji tasarrufu için önerdiği bir başka yol da eğer izlenmiyorsa müziğe eşlik eden videoların kapatılması. Raporu kaleme alan bilim insanları bu tür basit adımlarla, müzik platformlarının karbon emisyonlarının yüzde beş oranında aşağı çekilebileceğini vurguladı.

YouTube, serverlarını yenilenebilir enerjiyle çalıştırarak karbon emisyonlarını yüzde beş azalttığını açıklamıştı.

Raporda ayrıca yeni cihaz üretiminin karbon emisyonlarını önemli oranda artırdığı belirtilerek tüketicilere mevcut telefonlarını daha uzun süre kullanmaları tavsiye ediliyor.

Royal Society, ikinci el telefon almanın ya da cihazları paylaşmanın da üretimden kaynaklanan emisyonların azaltılmasına yardımcı olacağına dikkat çekti.

Kuruluş ayrıca ev ve iş yerlerinde kullanılan bilgisayarlarda bulut teknolojisinden yararlanılmasının karbon emisyonlarının azaltılmasına katkıda bulunacağını belirtti. Uzmanlara göre bu teknoloji daha etkin sunucu kullanımı sağlıyor. Bunun nedeni, sunucuların boştayken enerji harcamaması.

Raporda teknoloji firmalarının şeffaf davranarak dijital ürün ve hizmetlerinin yarattığı karbon emisyonlarına ilişkin bilgileri paylaşması gerektiği belirtiliyor.

Sağlık ve İklim Değişikliği Raporu: Koronavirüs ve iklim krizi birlikte ele alınmalı

Dünya Sağlık Örgütü, Dünya Bankası, University College London, Tsinghua University gibi 35 farklı kurumdan 120 uzmanın 40’ı aşkın göstergeyi analiz ettiği Lancet Countdown (Lancet Geri Sayım) Sağlık ve İklim Değişikliği 2020 Raporu yayımlandı.

Paris İklim Anlaşması‘nın beşinci yıldönümünde yayınlanan rapor endişe verici bir tabloyu ortaya koyuyor. Eğer acil önlem alınmazsa, iklim değişikliği küresel sağlığı giderek daha fazla tehdit edecek, yaşamları ve geçim kaynaklarını etkileyecek. Buna bağlı olarak da sağlık sistemi üzerinde baskı oluşturacak.

İklim değişikliğinin sağlığa etkisi

Raporda, iklim değişikliğinin insan sağlığına etkisi ve tehditleri gözler önüne seriliyor:

  • Yaşanan sıcaklık ve kuraklık orman yangınlarına maruz kalma oranlarındaki artışlara ve yanıklara sebep olduğu için kalp ve akciğer hasarına yol açabiliyor.
  • Deniz seviyesinde öngörülen yükselmenin yüzyılın sonunda yaklaşık 565 milyon insanı birçok sağlık sorununa maruz bırakıp, yerinden edebileceğini gösteriyor.
  • Aşırı sıcaklar dünya çapında ölüm oranlarının hızla artmasına sebep olduğu gibi aynı zamanda milyonlarca insanın geçim kaynaklarını da tehdit ediyor.
  • Gelişmekte olan ülkelerde insanların açık havada çalışabilme kapasiteleri giderek daha da zorlaşıyor.
  • Geçen yıl üretkenlik seviyesinde kayıplar yaşandığı görülürken, dünya genelinde kaybedilen toplam 302 milyar çalışma saatinin yüzde 40’ının Hindistan’da gerçekleştiği belirtiliyor.

  • 2000-2018 yılları arasında aşırı sıcaklara bağlı yaşamını kaybeden yaşlı nüfusu yüzde 54 oranında arttı.
  • 2018 yılında tüm dünyada 65 yaş üstü 296 bin kişi aşırı sıcaklık nedeniyle hayatını kaybetti.
  • 2019’da 65 yaş üstünde sıcak hava dalgalarına maruz kalan kişilerin maruz kaldığı gün sayısının geçtiğimiz yıla göre 2,9 milyar arttı. Bu sayı, daha önceki dönemlerde tespit edilen en yüksek değerin yaklaşık iki katına denk geliyor.
  • Türkiye sıcak hava dalgasına bağlı 65 yaş üstü ölümlerin en fazla görüldüğü ikinci bölge kategorisinde bulunuyor. Rusya, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) ve Avrupa’nın bazı ülkeleri sıcak hava dalgasına bağlı en fazla yaşlı ölümlerinin görüldüğü bölgeler olarak kabul ediliyor.
  • İklim değişikliği dang humması, sıtma ve vibrio (1) gibi vektör kaynaklı ölümcül hastalıklarının yayılması için elverişli koşullar yaratıyor. Aynı zamanda, bu hastalıklarla mücadeledeki başarıları da gölgeleme riski taşıyor.

Gidişat değiştirilmeli

Lancet Countdown’un genel müdürü Dr. Ian Hamilton, iklim değişikliği nedeniyle insan sağlığına yönelik tehditlerin giderek arttığını ve bunun değiştirilmezse sağlık sistemlerinin bu baskıyı kaldıramayabileceğine vurgu yapıyor:

Pandemi bizlere sağlığımız küresel ölçekte bir tehdide maruz kalırsa, ekonomilerimizin ve yaşam biçimlerimizin durma noktasına gelebileceğini gösterdi. İnsan sağlığına yönelik tehditler iklim değişikliği nedeniyle artıyor ve yoğunlaşıyor. Bu gidişatı değiştirmezsek, gelecekte sağlık sistemlerimizin üzerindeki baskı kaldırılamayacak seviyeye gelebilir. Bu yıl, salgınla aynı zamana denk gelen Karayipler’deki ve Pasifik’teki tropikal fırtınalar ile ABD’de yaşanan büyük ölçekli orman yangınları, dünyanın her seferinde tek bir krizle başa çıkma lüksüne sahip olmadığını trajik şekilde gösteriyor.”

Çözüm var

Raporun yazarı uzmanlar, küresel sıcaklık artışının iki dereceyle sınırlandırılması ve taahhütlerin yerine getirilmesi halinde bu etkilerin azaltılabileceğini söylüyor. Buna bağlı olarak da sağlık ve ekonomi alanlarında yan faydalar yaratılabilecek.

İklim değişikliğinin hayvanlardan insanlara geçen bulaşıcı hastalıklar sonucu ortaya çıkan zoonotik pandemi riskini de artırabiliyor. Ancak, alınacak önlemlerle ileride yaşanabilecek pandemi riski azaltılabilir.

Aynı zamanda iklim değişikliği ve koronavirüs kriziyle birlikte mücadele edildiği durumda, milyonlarca insanın sağlığı iyileştirilebilir ve birçok hayat kurtulabilir. Bu iki krize ortak bir yanıtın verilmesi, halk sağlığının iyileştirilmesi, sürdürülebilir ekonominin oluşturulması ve çevrenin korunmasına da olanak sağlayacak.

İki krizin birlikte ele alınması bir fırsat

Dünya Sağlık Örgütü Çevre, İklim Değişikliği ve Sağlık Bölümü Direktörü Dr. Maria Neira, pandemi ve iklim değişikliği mücadelesinin birlikte ele alınmasını önemli bir fırsat olarak değerlendiriyor:

Küresel ölçekte ekonomik destek ve teşvikler için trilyonlarca dolar yatırım yapılıyor. Bu durum, pandemi ve iklim değişikliğiyle mücadelenin bir arada ele alınması için önemli fırsat yaratıyor. Bu krizlerin birlikte ele alınması, halk sağlığını iyileştiren, sürdürülebilir bir ekonomi yaratan ve çevreyi koruyan üç eksende kazanımlar sağlıyor. Ancak az zamanımız bulunuyor.

Bu krizlerin üstesinden gelemediğimiz durumda, önemli ölçekte fosil yakıtların kullanımı devam edecek, küresel ısınmayı 1,5°C ile sınırlandırma hedefi ulaşılamaz hale gelecek ve gelecekte dünya iklim değişikliğiyle ilişkili sağlık şoklarına mahkum bırakılacak.”

Yeşil toparlama

Yaşanacak sağlık kazanımları, milyarlarca dolarlık ekonomik fayda sağlayabileceği ve iklim değişikliğiyle mücadele maliyetlerini karşılayabileceği gibi yeşil teşvikleri de destekleyebilecek. Örneğin, Avrupa Birliği‘nin 2019 yılına kadar gerçekleşen beş yıllık marjinal hava kalitesi iyileştirmelerinin sürmesi durumunda getirisinin her yıl yaklaşık 8,8 milyar ABD doları olması bekleniyor.

Ayrıca, rapor dünyadaki sera gazı emisyonlarının dörte birinin gıda üretiminden kaynaklandığını belirtiyor. Çiftlik hayvanlarının yoğun şekilde emisyon saldığını belirten rapor, aşırı miktarda kırmızı et tüketiminden kaynaklanan ölümleri de ele alıyor. Raporun yazarları, ölüm oranının son 30 yılda  yüzde 70 arttığını ve günümüzde her yıl yaklaşık 1 milyon olarak gerçekleşen ölü sayısının büyük kısmının, Batı Pasifik ve Avrupa’da meydana geldiğini belirtiyor.

İyileştirmeler var ancak yeterli değil

Rapordaki güncel verilere göre iyileştirmeler olmasına rağmen, sağlık hizmeti altyapısının gelecekte oluşabilecek sağlık şoklarıyla mücadele edebilmek için yeterli değil. Raporda yer alan ülkelerin yalnızca yarısının ulusal sağlık ve iklim uyum planları hazırlığı var. Bunlardan sadece dört tanesi yeterli miktarda ulusal finansman ayırmış durumda. Aynı zamanda, ülkelerin yarısından azının sağlık altyapısındaki kırılganlıkları belirlediği ve iklim değişikliğine uyum kapsamında değerlendirmeler yürüttüğü belirtiliyor. Ankette yer alan küresel kentlerin üçte ikisi, iklim değişikliğinin halk sağlığı altyapısını önemli ölçüde tehlikeye atacağını öngörüyor.

Lancet Countdown eş başkanı University College Londra’da yoğun bakım doktoru olan Profesör Hugh Montgomery konuyla ilgili şunları söylüyor:

COVID-19 salgını, sağlık altyapılarımızın gelecekte iklim değişikliği nedeniyle oluşabilecek sağlık şoklarıyla başa çıkma konusundaki kapasitesine ışık tutuyor. Orman yangınları, seller ve kıtlık gibi olaylar, ulusal sınır ya da banka hesabı gözetmiyor. Ülkenin gelişmişlik düzeyi, 1,2C’lik küresel ortalama sıcaklık artışının sağlık üzerindeki etkilerine karşı herhangi bir koruma sağlamıyor.”

Prof. Montgomery, aynı zamanda iklim değişikliğinin ülkeler arasında ve ülkelerin içinde var olan sağlık eşitsizliklerinin ölçeğini genişlettiği görüşünde.

‘Sıcak dalgalar sessiz bir katil olma niteliğinde’

Raporu yorumlayan İstanbul Politikalar Merkezi Kıdemli Araştırmacısı ve Halk Sağlığı Uzmanı Dr. Ümit Şahin, sıcak hava dalgalarının iklim krizinin en doğrudan ve en çok gözen kaçan sağlık etkilerine yol açtığını belirterek şu yorumda bulunuyor:

Sıcak dalgaları iklim krizinin en doğrudan, en ciddi ama en çok gözden kaçan sağlık etkilerine yol açıyor. Aşırı sıcaklar sırasında 65 yaş üzeri ve kalp hastaları başta olmak üzere, özellikle barınma koşulları iyi olmayan ve sosyal destek alamayan kesimlerde beklenmedik ölümler gerçekleşiyor. Bu hem politikacılar hem de toplumlar için görünmez bir sorun.

Tıpkı hava kirliliğine bağlı ölümler gibi gerçek zamanlı saptanamadığı için, sıcak dalgaları bir sessiz katil olma niteliğinde. İklim değişikliğiyle artan sıcak dalgalarına bağlı kitlesel ölümler başlamadan önlem almak zorundayız.”

‘Fosil yakıtlar 160 milyar sağlık maliyeti yaratıyor’

HEAL-Sağlık ve Çevre Birliği Türkiye danışmanı Funda Gacal ise fosil yakıtları sistemden çıkarmanın başlı başına bir kaynak yaracağını söylüyor:

Türkiye için iklim finansmanına erişmenin önemini biliyoruz. Unutulmamalı ki fosil yakıtları sistemden çıkarmak başlı başına finansman kaynağı. IMF’nin bulgularına göre Türkiye’de fosil yakıtlar yılda en az 160 milyar Türk Lirası (19,4 milyar dolar) sağlık maliyeti yaratıyor, bu maliyet iklim mücadelesine ve sağlık altyapısının iyileştirilmesine aktarılmalı.”

Temsilci bulundurmayan sosyal medya platformlarına 30’ar milyon TL’lik ikinci ceza

Facebook, Twitter, YouTube, TikTok ve Instagram, Türkiye’de temsilci bulundurmadıkları için ikinci kez ceza yedi. Her biri için 30’ar milyon TL’lik cezalar şirketlere bildirildi.

Bloomberg‘e konuşan üst düzey bir hükümet yetkilisinin verdiği bilgiye göre, bugüne kadar yalnızca Rusya’nın sosyal medya platformu VKontakte (VK) temsilci bildiriminde bulundu. Yeni cezalar için şirketlere bildirimler yapılmaya başlandı.

Reklam verilmesi yasaklanacak

Şirketlere belirtilen sürede bildirim yapmadıkları için geçen ay 10 milyon TL’lik cezalar kesilmişti. Şirketler temsilci bildirmemeye devam ederlerse,  önümüzdeki ay Türkiye’deki vergi mükelleflerinin söz konusu şirketlere reklam vermesi yasaklanacak.

Reklam yasağının verildiği tarihten itibaren üç ay içinde gerekli yükümlülükleri yerine getirmeyen şirketler hakkında Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu (BTK), sosyal ağ sağlayıcısının internet trafiği bant genişliğinin yüzde 50 daraltılması için sulh ceza hakimliğine başvurabilecek. Bu ceza da yüzde 90’a kadar artabilecek.

Şirketler cezanın ardından bir ay içinde, temsilci bildirir ve cezayı öderlerse cezalar dörtte bir oranında düşecek.

‘Planın geri teptiğini söyleyebiliriz’ 

Duvar‘a konuşan Bilgi Üniversitesi’nden Prof. Dr. Yaman Akdeniz, Facebook’un temsilci atamayacağı kararını ve  Twitter’ın sessizliğinin devam ettiğini hatırlatarak, bir önceki 10 milyon TL’lik cezayı da hiç bir platformun ödemediğini belirtti.

Temsilcilik açmayan sosyal ağ sağlayıcılarına ikinci kez uygulanacak idari para cezasının da bir etkisinin olmayacağını belirten Akdeniz şunları söyledi:  “Hükümet ‘biz ciddiyiz mesajı veriyor’ diyebiliriz. Kendi belirlediği planda tek başına ilerliyor ama şimdilik hükümetin planının da geri teptiğini söyleyebiliriz. Çünkü bu cezaların caydırıcı tarafı olduğunu düşünmüyorum. Kaldı ki Türkiye’ye gelmemeye karar verdiyseniz bu cezayı ödemeyi gerektirecek bir durum da yok. Bu uzun bir sürecin ikinci ayağı. Bundan sonra reklam cezası, bant aralığının daraltılması cezası olacak. Bakalım Türkiye ona cesaret edebilecek mi? Yapabilirim diyor ama yapacak mı önümüzdeki sene içerisinde göreceğiz. Kaldı ki Anayasa Mahkemesi’nde devam eden bir süreç olduğunu da unutmamak gerekir” 

Akdeniz olası bir üçüncü cezadan sadece kullanıcıların değil, hükümetin de etkileneceğini kaydetti: 

“Eğer bu yola gidilirse beşli ceza sistemindeki en sorunlu uygulamalardan bir tanesi de bu olacak. KOBİ’ler de kaybedecek, Covid-19 döneminde bu reklamları kullanan vatandaşlar, sıklıkla elektronik ticaretten alışveriş yapan halk da etkilenecek. Facebook, Türkiye’ye, aldığı reklamlarla ilgili bedel üzerinden hem KDV hem dijital vergi hem de stopaj ödüyor. Dolayısıyla bu kaybı sadece KOBİ’lerin veya Facebook’un olarak nitelendirmek doğru olmaz. Hükümet de kaybedecek, çünkü ciddi bir gelir, vergi kaybı ortaya çıkacak.”

 

Ülkeler Paris Anlaşması’na uymak için gerekenden yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretmeyi planlıyor

Birleşmiş Milletler Çevre Programı (UNEP) ve ileri gelen araştırma kuruluşları tarafından hazırlanan ve Paris Anlaşması hedefleri ile ülkelerin planlanan kömür, petrol ve doğalgaz üretimi arasındaki açığı değerlendiren ilk rapor olma özelliğini taşıyan “Üretim Açığı Raporuyayınlandı.

Rapora göre dünya şu anda, küresel ısınmayı 1,5 ila 2°C ile sınırlandırma hedefine uyumlu miktardan çok daha fazla kömür, petrol ve doğalgaz üretme yolunda ilerliyor. Bu nedenle oluşacak “üretim açığı” iklim hedeflerine ulaşmayı çok daha zor kılıyor.

1,5 derece hedefinin çok gerisinde

Rapora göre dünya, 2030’da küresel ısınmayı 2°C ile sınırlayabilmek için gereken azami miktardan yüzde 50, 1,5°C ile sınırlayabilmek için gerekenden ise yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretme yolunda.

Ülkelerin taahhütlerinin emisyon azaltma konusunda küresel sıcaklık limitleri için gerekli seviyeye ulaşamadığını gösteren Emisyon Açığı Raporu’nu tamamlayıcı bir çalışma olan Üretim Açığı Raporu; kömür, petrol ve doğalgaz kaynaklarına yapılan bu aşırı yatırımın emisyon azaltmayı daha da zorlaştıracak bir fosil yakıt altyapısını zorunlu kıldığına dikkat çekiyor.

Fotoğraf: Shutterstock

50’yi aşkın araştırmacı tarafından hazırlandı

ABD merkezli Stockholm Çevre Enstitüsü direktörü ve raporun baş yazarlarından Michael Lazarus “Bu rapor, Paris Anlaşması kapsamındaki küresel ısınma hedefleri ve ülkelerin kömür, petrol ve doğalgaz üretim politikaları arasındaki tutarsızlığın ne kadar büyük olduğunu ilk defa gözler önüne seriyor. Rapor aynı zamanda bu açığın kapatılmasına yönelik ulusal politikalar ve uluslararası işbirliği içeren yöntemler ile çözüm önerileri de sunuyor” ifadelerini kullandı.

Rapor, Stockholm Çevre Enstitüsü (SEI), Uluslararası Sürdürülebilir Kalkınma Enstitüsü (IISD), Denizaşırı Kalkınma Enstitüsü (ODI), CICERO Uluslararası İklim ve Çevre Araştırmaları Merkezi, Climate Analytics ve UNEP gibi önde gelen araştırma kuruluşları tarafından hazırlandı.

Birçok üniversite ve araştırma kuruluşundan 50’yi aşkın araştırmacı, analiz ve değerlendirme süreçlerine katkıda bulundu.

10 yıl önceki senaryoyla aynı

UNEP İcra Direktörü İnger Andersen, raporun önsözünde karbon emisyonlarının on yıl önce öngörülen ve Emisyon Açığı Raporlarında kullanılan “olağan” senaryolardaki seviyeyle tamamen aynı kaldığını belirtti:

Bu, çok geç olmakla beraber fosil yakıtlara daha yoğun bir biçimde odaklanmayı gerektiriyor. Dünyanın enerji arzında hâlâ kömür, petrol ve doğalgazın ağır basması, emisyon seviyelerinin iklim hedeflerine uygun seviyelere inmesini engelliyor. Bu hedeflere yönelik olarak rapor, yeni bir ölçüt olarak fosil yakıt üretim açığını sunuyor. Bu ölçüt, artan fosil yakıt üretimi ile küresel ısınmayı kısıtlamak için gereken azalma arasındaki farkı açıkça gösteriyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Raporda öne çıkan bulgular

Mevcut durumun analiz edildiği ve çeşitli çözüm önerilerinin de sunulduğu raporda öne çıkan bulgular şu şekilde:

  • Dünya, 2030’da küresel ısınmayı 2°C ile sınırlayabilmek için gereken azami miktardan yüzde 50, 1,5°C ile sınırlayabilmek için gerekenden ise yüzde 120 daha fazla fosil yakıt üretme yolunda ilerliyor.
  • Söz konusu üretim açığı en fazla kömürde bulunuyor. Ülkeler 2030’da küresel ısınmayı 2°C ile sınırlayabilmek için gereken azami miktardan yüzde 150, 1,5°C ile sınırlayabilmek için gerekenden ise yüzde 280 daha fazla kömür üretmeyi planlıyor.
  • Petrol ve doğalgaz da kullanımlarını garantileyen devamlı yatırım ve altyapı nedeniyle karbon bütçelerini aşma yolunda. Üretim şu anki seyrinde devam ederse ülkeler, 2040’a kadar ısınmayı 2°C ile sınırlandırmaya uygun seviyeden yüzde 40 ila yüzde 50 daha fazla petrol ve doğalgaz üretecek.
  • Ulusal tahminlere göre ülkeler, 2030’da küresel ısınmayı 1,5°C veya 2°C ile sınırlandırmaya hâlihazırda dahi yetmeyen Ulusal Katkı Beyanlarına (NDC) uygun seviyeden %17 daha fazla kömür, %10 daha fazla petrol ve %5 daha fazla doğalgaz üretmeyi planlıyor.

Çözüm önerileri de yer alıyor

Üretim açığını kapatmak için ülkelerin önünde fosil yakıt arama ve çıkarmayı kısıtlama, devlet teşviklerini durdurma ve gelecek üretim planlarını iklim hedefleriyle uyumlu kılma gibi birçok seçenek var. Rapor, bu seçenekleri ve Paris Anlaşması kapsamında  uluslararası işbirliği yoluyla uygulanabilecek alternatifleri ayrıntılı biçimde ortaya koyuyor.

Raporun yazarları ayrıca fosil yakıtlardan uzaklaşma sürecinde adil bir geçişin önemini vurguluyor.

Raporun yazarlarından SEI Araştırma Görevlisi Cleo Verkuijl “Sosyal ve ekonomik değişimin etkilediği insanların geride bırakılmamasını sağlamaya yönelik gittikçe artan bir gereksinim var. Geçişin bu yönde planlanması, aynı zamanda daha iddialı iklim politikalarına yönelik fikir birliği oluşturabilir” değerlendirmesinde bulundu.

Ulusal Katkı Beyanları temel alınmalı

Üretim Açığı Raporu, 60’ı aşkın ülkenin Paris Anlaşması uyarınca yeni emisyon azaltma planları ve iklim taahhütlerini gösteren Ulusal Katkı Beyanları’nı (NDC) 2020 yılına kadar güncellemeyi taahhüt etmesinin ardından yayınlandı.

UNEP İklim Değişikliği Koordinatörü Niklas Hagelberg “Ülkeler bu fırsatı ulusal katkı beyanlarına fosil yakıt üretimini yönetecek stratejileri entegre etmek için kullanabilir. Böylece emisyon azaltma hedeflerine ulaşmaları daha kolay olur” dedi.

‘Yeterince derin bir çukurdayız’

SEI İcra Direktörü Måns Nilsson ise “Yirmi yılı aşkın süredir iklim politikaları belirleniyor olmasına rağmen fosil yakıt üretim seviyeleri her zamankinden daha yüksek. Bu rapor, hükümetlerin kömür, petrol ve doğalgaza olan devamlı desteğinin, sorunun büyük bir kısmını oluşturduğunu gösteriyor. Yeterince derin bir çukurdayız, daha da dibe vurmamak için kazmayı bırakmalıyız” değerlendirmesinde bulundu.

Netflix İstanbul’da ofis açma kararı aldı

Dünya genelinde 195 milyon üyesi bulunan ve ücretli aboneliğe dayalı video akışı sağlayan Netflix, İstanbul‘da ofis açacağını duyurdu.

Netflix’in Türkiye ekibine ev sahipliği yapması planlanan ofis, 2021 yılının ikinci yarısında kapılarını açacak ve yeni istihdam olanaklarını beraberinde getirecek.

RTÜK yasasındaki değişiklik

Amazon Prime Video ile Netflix mecraları geçtiğimiz yıl RTÜK yasasında yapılan değişiklik kapsamında 2020 Kasım ayında yayın lisansı aldıklarını duyurmuşlardı.

Radyo, Televizyon ve İsteğe Bağlı Yayınların İnternet Ortamından Sunumu Hakkında Yönetmeliğin “İnternet ortamından yayın lisansı almadan yapılan yayın hizmetleri” başlıklı 10’uncu maddesindeki değişiklik ile beraber yayın hizmetlerini sadece internet ortamından sunmak isteyen medya hizmet sağlayıcılarının RTÜK’ten yayın lisansı alması gerekiyordu.

Ersoy: Türkiye’deki sektör daha görünür olacak

Netflix tarafından yapılan açıklamada görüşlerine yer verilen Kültür ve Turizm Bakanı Mehmet Nuri Ersoy, karara ilişkin şu değerlendirmede bulundu:

Özellikle son on beş yılda büyük gelişim yaşayan sinema ve dizi sektörümüz, ekonomik büyüklüğünün yanı sıra tanıtım ve kültür diplomasisinin önemli araçlarından birisi haline gelmiştir.Bu anlamda Netflix gibi global bir şirketin ülkemizde ofis açma kararını memnuniyetle karşılıyorum. Türkiye’de üretilen dizi ve filmlerin 190 ülkede izlenebilir olmasının sektörümüzü uluslararası alanda daha görünür kılacağını ve film turizminin geliştirilmesine katkı sağlayacağını düşünmekteyim.

Hastings: Türkiye’ye bağlılığımızı ortaya koyuyor

Netflix’in kurucusu ve eş CEO’su Reed Hastings, Türkiye’nin, zengin kültürü ve köklü hikaye anlatma geleneği ile kendileri için çok değerli bir ülke olduğunu belirterek, “Bu nedenle muhteşem bir şehir olan İstanbul’da ofis açacak olmak bizi gururlandırıyor. Türkiye’ye yönelik bağlılığımızı net bir şekilde ortaya koyan bu karar, dünyanın dört bir yanında keyifle izlenecek daha fazla Türk yapımı üretmemize katkı sağlayacak. Türkiye’deki 3 milyonu aşkın üyemize ve tüm paydaşlarımıza destekleri için teşekkür ederiz” dedi.

Spotify da lisans için başvurdu

RTÜK 12 Ekim günü bir açıklama yayınlamış ve Spotify, foxplay.com.tr, medyaporttv.com ve paylasfm.com mecralarının 72 saat içinde yayın lisansı için başvurmaması halinde ‘erişim engeli’ talebiyle suç duyurusunda bulunacağını açıklamıştı. 

Spotify, 72 saatlik sürenin dolmasına 4 saat kala Türkiye’deki çalışmalarına devam edebilmek için yayın lisansı başvurusu yapmayı kabul etmişti.

Türkiye Çevre Ajansı kanun teklifi üzerine: Çöp ithal eden çip ihraç edemez!

Bugünlerde Meclis’e atıklarla ilgili tartışmalı bir kanun teklifi geliyor. Türkiye Çevre Ajansı’nın kurulması hakkındaki kanun teklifine geçmeden önce geçen hafta çoğu plastik ve lastik gibi geri dönüşemeyen atıkları biyokütle gibi tanımlayıp yakılmasına izin (izin ne kelime hatta üstüne para verip teşvik eden) Elektrik Piyasası Kanunu’ndan da bahsetmek gerek.

Bu iki kanunun şimdi gündeme gelmesi hiç şaşırtıcı değil. Ocak 2018’den itibaren Çin “Ulusal Kılıç” (National Sword) politikası ile ülkeye çöp ithalatını yasakladı. Linkten de görüleceği üzere bu karar dünya çöp piyasasını derinden sarstı. Gelişmiş ülkelerde çöp yığılırken Çin’in yerini alan ülkelerden biri de Türkiye oldu.

Aşağıda Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın yayınladığı bir bültenden aldığım grafik durumun vahametini ortaya koyuyor.

Buna göre Türkiye’nin Avrupa’nın çöplüğü haline geldiğini duyuran haberler hiç de abartılı değil.

Bültene göre 2004’ten 2018’e Avrupa’dan Türkiye’ye ihraç edilen çöp miktarı üç kattan fazla artarak 2018’de 12.8 milyon tona ulaşmış. Toplam içinde Çin’in payı hızla düşerken Türkiye’ninki artıyor ve 2018 itibariyle Avrupa çöpünün en büyük alıcısı açık ara Türkiye.

Bir yanda “Sıfır-Atık” kampanyası, plastik poşet yasağı, öte yanda Türkiye’yi Avrupa’nın ve dünyanın çöpüyle cehenneme çevirmek. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyesi geliyor insanın!

Ama açıklaması basit. Türkiye ekonomisi malum sebeplerden krizde, yeteri kadar değer üretemiyor. Çin de hazır çöp piyasasından çekilmişken, neden krizi fırsata çevirmeyelim, değil mi?

Oysa ortada sorulması gereken sorular var

  1. Türkiye bu ithal ettiği çöple ne yapmak istiyor? Geri dönüşüm için yeterli altyapısı var mı? Malum ABD ve AB’yi çöp ihracına yönlendiren sebep ücretlerin yüksekliği kadar altyapısının da bu miktar çöpü kaldıramıyor oluşu. Çöple çok eskiden tanışmış bu ülkelerde altyapı bu kadar yetersiz kaldıysa varın bir de Türkiye’yi düşünün.
  2. Bu çöpleri geri dönüştürecek kadar altyapı yoksa, bunlar ne olacak?

Kanun tekliflerinden anladığımıza göre biyokütle olarak tanımlanıp yakılacak!

Dünya gider Mersin’e biz gideriz tersine!

Türkiye’nin dünyanın çöplüğüne dönmesinin arkasında küresel çapta hızlanan dönüşüm olduğunu düşünüyorum. Yukarda da bahsettiğim gibi Çin’in 2018 ithal yasaklama kararı yalnız Türkiye’yi değil Avrupa Birliği’ni de etkiledi. Aralık 2019’da açıkladığı Avrupa Yeşil Düzeni programında Döngüsel Ekonomi kavramının bu derece ön planda olmasının nedeni de Çin’e gönderilemeyecek atıkların bir an önce azaltılması gereği.

Dünyada yeni bir rejim şekilleniyor. AB Aralık 2019’da Avrupa Yeşil Düzeni’ni açıkladı. ABD başkanı seçilen Joe Biden ilk açıklamasında ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na geri döndüreceğini açıkladı. Alexandria Ocasio-Cortez gibi tanınmış Demokrat temsilciler ABD için Yeşil Yeni Düzen’den başka çarenin olmadığını belirtiyorlar. Şaşırtıcı ama, termik santral bacalarıyla hafızalara kazınan dünyanın fabrikası Çin bile 2060’da karbon-nötr bir ekonomi olacağını duyurdu. Dünya üretiminin yaklaşık %50’sini yapan bu üç ülke/bölge bambaşka bir büyüme patikasına geçmiş durumda. Sırf doğaya aşık olduklarından değil, iklimle-doğayla uyumlu bir büyüme patikasının toplumsal ve ekonomik açıdan da en mantıklı seçenek olduklarını anladıklarından…

“Sepeti koluna herkes kendi yoluna” diyebilir mi Türkiye? Dünyanın büyük ekonomik güçleri yeni bir ticari-finansal-siyasal rejim inşa ederken Türkiye hiçbir şey olmamış gibi davranabilir, yoluna devam edebilir mi?

Ne yazık ki hayır! Dünya 2019 öncesi dünya değil. AB’nin açıkladığı AYD programının Türkiye ekonomisine önemli etkileri olacak. Bunları önceki yazılarımda belirtmiştim. Yeni açıklanan bir raporda Türkiye’nin AB ihracatının içerdiği karbon için sınırda AB’ye ödemesi gereken yıllık tutarın karbon fiyatına bağlı olarak 1.1 ile 1.8 milyar avro olacağı hesaplandı.  Buna bir de Türkiye’nin AB’ye en çok ihracatı yaptığı beyaz eşya, otomotiv ve tekstil gibi sektörlerde uygulamaya girecek Döngüsel Ekonomi düzenlemelerini eklediğimizde Türkiye istese de istemese de dönüşmek zorunda kalacak. Bunun elbette bir maliyeti var, ancak dönüşmeye ayak diremenin maliyeti kadar değil!

“Halihazırda sıkıntıda olan ekonomi bir de Covid19 ile dibe gitmişken yeşil dönüşümün sırası mı?” diye soracaklar olacaktır.

Buna cevabım, “Evet tam da sırası, hiç bu kadar acil olmamıştı” olacak. Ekonomiyi kurtarırken yeşil dönüşümün ne derece önemli olduğunu 2008 Küresel Krizi’nde anladık. Bu dönemde AB, ABD, Çin, Güney Kore gibi ülkeler ekonomilerini canlandırmak için gereksiz altyapı yatırımları yerine enerji ve ulaşım altyapılarını karbonsuzlaştırmayı ve diğer çevre dostu yatırımları tercih ettiler. Çin’in o dönemki AR-GE ve üretim teşvikleri olmasa bugün güneş ve rüzgar enerjisi birim maliyetleri bu kadar azalmış olabilir miydi? Yine, AB ve ABD örneğin elektrikli araba teknolojisini o dönemde teşvik etmemiş olsaydı, TESLA gibi sayıları hızla artan marka ortalama tüketicinin alım gücüne ulaşabilir miydi?

AB eğer 2008 Krizi’ne karşı ekonomiyi canlandırmak için Türkiye’nin yaptığı gibi fosil ekonomisini kurtarsaydı Aralık 2019’da Avrupa Yeşil Düzeni’ni açıklayacak hale gelebilir miydi?

Türkiye seçimini acilen yapmalı. Çöp ithal edilen bir ülkede çip üretemezsiniz. Mümkün değil kaçar.

İktisatta “Gresham Yasası” adıyla anılan bir yasa var. Gümüş ve altın gibi iki metalin para olarak kullanıldığı bir dönemden kalma. O dönemlerde 14 gram gümüş parayla 1 gram altın aynı alım gücüne sahipti. Ama dönem dönem piyasada gümüş ya da altın miktarı arttığında bu 14:1 oranı bozulur. Gümüş bollaşınca herkes elindeki gümüşle altın toplayıp saklamak ister. Miktarı artan gümüş değersizleşirken altın piyasadan kaybolur. Gresham bu durumu “kötü para iyi parayı kovar” diyerek özetlemiştir.

Bunu, “düşük katma-değerli ürün (çöp), yüksek katma-değerli ürünü (çipi) kovar” diye yorumlamak da mümkün. Bugün Türkiye’nin çöp ithalatını sonlandırması ve bu yasayı Meclis’te reddetmesini savunmak için kimsenin çevreci/ekolojist olmasına gerek yok. 

Yani, işleyemeyeceğimiz kadar çöpü alıp toprağımıza gömerek, fırınlarda yakarak toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletecekleri gerçeğini bir kenara koyup gençlerimizin geleceği, daha yüksek ücretlerle daha kolay iş bulabilmeleri, daha fazla refah için de bu kanunun Meclis’ten geçmemesi gerekiyor.  

 

Enflasyon beklentileri aştı, yılın zirvesini gördü

Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) kasım ayına ilişkin tüketici ve üretici fiyat endekslerini açıkladı. Enflasyon kasım ayında yıllık enflasyon yüzde 14,03 ile yılın zirvesini gördü.

Kasım’da çekirdek enflasyon yıllık yüzde 13,26 olarak kaydedilmiş, ekim ayında bu rakam yüzde 11,48 olmuştu.

Aylık bazda Tüketici Fiyat Endeksi (TÜFE) ise yüzde 2,3 artış Yİ-ÜFE yüzde 4,08 artış kaydetti. TÜFE, kasımda geçen yılın aralık ayına göre yüzde 13,19 yükselmiş geçen yılın aynı ayına göre yüzde 14.03 yükselmişti.

Beklentilerin üzerine çıktı, dolar yükseldi

AA Finans Enflasyon Beklenti Anketi‘ne katılan ekonomistlerin kasım ayı enflasyon beklentilerinin ortalaması yüzde 1,10 olmuştu.

Bu ortalamaya göre, bir önceki ay yüzde 11,89 olan yıllık enflasyonun yüzde 12,69’a çıkacağı hesaplanmıştı. Ancak enflasyon bu beklentilerin üzerinde kaydedilmiş oldu.

Açıklanan enflasyon verilerinin ardından dolar ve euro yükselişe geçti. Güne 7.85 seviyelerinden başlayan dolar/TL 7.90’ı geçerken, euro/TL ise 9.52 seviyesinden 9.60‘lara yükseldi.

En yüksek artış ulaştırmada

TÜFE’de yer alan ana harcama gruplarında, kasımda aylık bazda en yüksek artış yüzde 4,51 ile ulaştırmada kaydedildi. Bu grubu yüzde 4,16 ile gıda ve alkolsüz içecekler ve yüzde 1,69 ile ev eşyası takip etti.

Ana harcama grupları itibarıyla kasımda azalış gösteren tek ana grup yüzde 0,19 ile eğitim oldu. Alkollü içecekler ve tütün ana grubunda aylık değişim olmazken, en az artış gösteren gruplar yüzde 0,12 ile haberleşme ve yüzde 0,80 ile sağlık olarak belirlendi.

Fiyat artışında birincilik domateste

TÜİK verilerine göre, kasımda fiyat artışında domatesi yüzde 25,18 ile kabak, yüzde 24,35 ile karnabahar izledi.

Kasımda fiyatı en çok artış gösteren diğer ürünler, yüzde 18,95 ile tavuk eti, yüzde 18,28 ile dolmalık biber, yüzde 17,75 ile yumurta, yüzde 14,9 ile erkek için kaban, yüzde 13,59 ile patlıcan, yüzde 12,59 ile çocuk için kazak, yüzde 10,55 ile dizel otomobil ve yüzde 9,32 ile hazır sütlü tatlılar oldu.

Geçen ay en fazla fiyat düşüşü ise yüzde 14,68 ile limonda gerçekleşti. Bunu yüzde 9,75 ile muz, yüzde 6,64 ile beyaz lahana, yüzde 6,11 ile yurt içi hafta sonu turları, yüzde 4,18 ile havuç, yüzde 3,98 ile nar, yüzde 3,17 ile mandalina, yüzde 2,39 ile maydanoz izledi.

 

Bakan Koca aşılama takvimini açıkladı

Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, Koronavirüs Bilim Kurulu toplantısının ardından aşıya ilişkin bir açıklama yayımladı. Koca, “İlk aşamada sağlık çalışanları, 65 yaş üstü vatandaşlarımız ile yaşlı, engelli, koruma evlerinde kalanlar gibi toplu ve kalabalık yerlerde yaşayan yetişkinler aşılanacaktır.” dedi.

Alternatifler için görüşmeler sürüyor: Temin etmek üzere olduğumuz diğer aşı ise mRNA aşısıdır ve genetik yoldan etki eden ve daha kısa sürede üretilebilen bir aşıdır. mRNA aşıları insanlarda yeni uygulanan bir teknoloji ile hazırlanmaktadır. Çalışmalarda kısa dönem başarılı sonuçlar alınmıştır. Türkiye’nin standartlarına uygun olabilecek diğer alternatif aşılar için de görüşmelerimiz devam etmektedir.

Aşılar standartlara uygun olursa yapılacak: Sözleşme yaptığımız aşının ilk kısmının Türkiye’ye 11 Aralık’tan sonra gelmesi beklenmektedir. Aşılar geldiğinde öncelikle uluslararası akredite Halk Sağlığı ve Türkiye İlaç ve Tıbbi Cihaz Kurumu (TİTCK) Laboratuvarları tarafından, ülkemize ithal edilen tüm aşılarda da uygulanmakta olan incelemeler yapılacaktır. Bu incelemelerde aşının güvenlilik testlerinin olumlu çıkması ve sonuçlanmakta olan Faz 3 çalışmalarının erken sonuçlarının açıklanmasını takiben veriler, TİTCK tarafından değerlendirilecek ve ülkemiz standartlarına uygun bulunduğu takdirde erken kullanım izni verilecektir. Aşıların uygulanmasına bu aşamadan sonra geçilecektir.

Dört aşamada aşılama yapılacak: Bilim Kurulumuzca çeşitli nüfus grupları arasında enfeksiyon kapma, ölüm oranı, olumsuz toplumsal etki riski gibi unsurlar göz önüne alınarak genel öncelikler belirlenmektedir. Bu önceliklere göre aşılama çalışmalarının dört aşamada yürütülmesi planlanmaktadır.

  • İlk aşamada sağlık çalışanları, 65 yaş üstü vatandaşlarımız ile yaşlı, engelli, koruma evlerinde kalanlar gibi toplu ve kalabalık yerlerde yaşayan yetişkinler aşılanacaktır.
  • İkinci aşamada toplumun işleyişi için gerekli sektörlerde ve yüksek riskli ortamlarda bulunan ve kritik işlerde çalışan kişiler ile 50 yaş ve üzeri en az bir kronik hastalığı bulunan kişiler aşılanacaktır.
  •  Üçüncü aşama, 50 yaş altı en az bir kronik hastalığı bulunan vatandaşları, genç yetişkinleri, ilk iki grupta yer almayan sektör ve mesleklerde çalışanları kapsamaktadır.
  • Dördüncü ve son aşamada ise ilk üç grubun dışında kalan tüm bireyler aşılanacaktır.

Normale, tedbirlere uyulursa dönülebilir: Gelişmeler beklediğimiz yönde olumlu seyrederse Türkiye, dünyada aşılama çalışmalarına erken dönemde başlayan ilk ülkelerden biri olacaktır. Ancak aşının mücadele gücümüzü artıracağını; kısıtlamalara ve mevcut tedbirlere hassasiyetle uymamız, en küçük bir ihmale fırsat vermememiz gerektiğini hatırlatmak isteriz. Normal hayatımıza dönebilmenin anahtarı ülke olarak birlikte davranmamıza, bütün tedbirleri hep birlikte titizlikle uygulamamıza bağlıdır.