Çamlıhemşin ilçesine bağlı Sırt Mahallesi, Kavak Mahallesi, Yukarı Çamlıca Mahallesi, Dikkaya köyü, Behice köyü ve Topluca köyünü binlerce uğur böceği sardı.
Uğur böceklerini ilk gördüklerinde durumdan rahatsız olmayan mahalle sakinleri, zaman geçtikte sayılarının çok fazla arttığını söylüyor.
Evlerin açık camlarından odalara dolan yüzlerce uğur böceğinin, bölgede bulunan arı kovanlarına da zarar verdiğini ifade eden bölge halkı, mahallelerde araştırma yapılmasını istiyor.
‘Evin içine kadar girdiler’
Bu kadar çok uğur böceğini daha önce hiç görmediğini belirten mahalle sakini Abdullah Özcan, DHA’ya yaptığı açıklamada “Her tarafta böcek var. Perdelerin üstü, evin içinde bile uğur böcekleri var. Bir zararı var mı yok mu bilmiyorum” ifadelerini kullandı.
Evin her tarafında uğur böcekleri olduğunu ifade eden Firdevs Özcan da, “Pencereleri, perdeleri süpürüyorum, yeniden uğur böcekleri geliyor. Geçen senelerde birkaç tane görürdük, şimdi yüzlerce var” şeklinde konuştu.
bianet’in yerel ve ulusal gazetelerden, haber sitelerinden ve ajanslardan derlediği Erkek Şiddeti Çetelesi‘ne göre erkekler 2020 Kasım ayında en az 31 kadını öldürdü kadınların yanlarındaki beş erkeği öldürdü, 13 kadına tecavüz etti.
Erkeklerin 25 kadını öldürme ‘bahanesi’ basına yansımadı. Erkekler, dört kadını ayrılmak istediği, barışmak istemediği, bir kadını kıskançlık, bir kadını da ekonomi bahanesi ile öldürdü.
Kasım ayında 20 kadın ev içinde, dokuz kadın ormanlık alan, araba, sokak gibi ev dışı alanlarda öldürüldü. İki kadının nerede öldürüldüğü ise basına yansımadı.
31 failden sadece dördü tutuklandı
18 kadın ateşli silahlarla, yedi kadın bıçak, balta gibi kesici aletlerle, bir kadın boğularak, bir kadın yakılarak, bir kadın da darp edilerek öldürüldü. Üç kadının nasıl öldürüldüğü basına yansımadı.
Bu kadınları öldüren en az 31 fail varken, sadece dördü tutuklandı. 16 fail gözaltına alındı. Dokuz fail ise intihar ederken iki failin hukuki sürecinin ne olduğu bilinmiyor.
Fotoğraf: Emre Orman / csgorselarsiv.org
Erkekler iki çocuk öldürdü
Erkekler kasım ayında iki çocuk da öldürdü. bir çocuğu tanımadığı beş erkek öldürürken, bir çocuk ise babası tarafından öldürüldü.
Çanakkale’de bir çocuğun ölümü basına faili belirlenmemiş cinayet olarak yansıdı.
Ankara‘da bir, Kayseri‘de bir, Diyarbakır‘da bir, Samsun‘da bir çocuğun ölümü basına şüpheli olarak yansıdı. Bursa’da bir bebek beşiğinde ölü bulundu. Mersin’de bir baba dört çocuğunu darp ederken, Çorum‘da da bir baba kızını ateşli silahla yaraladı.
En az 13 kadın tecavüze maruz bırakıldı
Aynı haberde yer alan verilere göre erkekler kasım ayında en az 13 kadına tecavüz etti. Kadınlardan biri hamile olduğu anlaşılınca tecavüz ortaya çıktı. Bir tecavüz sistematikti, tecavüz edilen iki kadın engelliydi, bir kadın da Özbekistanlıydı.
Dokuz kadına tecavüz eden failin kim olduğuna dair bilgi basına yansımadı. Bir kadına eski kocası, bir kadına imam, bir kadına işvereni, bir kadına da siyasi parti üyesi bir erkek tecavüz etti.
Fotoğraf: Şehlem Kaçar / csgorselarsiv.org
En az 14 kadın taciz edildi
Erkekler kasım ayında en az 14 kadını taciz etti. En az dört kadın kendilerini taciz eden sekiz erkeği tanımazken, dört kadını iş arkadaşı iki erkek, bir kadını avukat, bir kadını öğretim üyesi ve iki kadını da dizi oyuncusu taciz etti.
12 kadın sözlü ve fiziksel olarak, iki kadın da karşısında mastürbasyon yapılarak taciz edildi.
Çocuk istismarı
Yine kasım ayında erkekler aralarında oğlan çocuklarının da bulunduğu en az 31 çocuğu istismar etti. Geçen yıl aynı ay bu sayı 30 olarak kaydedilmişti. İstismara maruz bırakılan bir çocuğun hamile olduğu anlaşıldı.
18 çocuk kendisini istismar eden 14 erkeği tanımıyordu. Beş çocuğu akrabası bir erkek, dört çocuğu bir öğretmen, bir çocuğu babası, üç çocuk da bir doktor tarafından istismar edildi.
Çocukları istismar eden 18 fail varken sadece üçü tutuklandı. Üç fail ise gözaltına alındı. İki fail serbest bırakıldı. Üç fail hakkında dava açılırken dört fail hakkında da soruşturma başlatıldı. Üç failin ise hukuki süreci basına yansımadı.
Fotoğraf: sendika.org Arşivi/csgorselarsiv.org
61 kadın şiddete maruz bırakıldı
Erkekler geçtiğimiz ay en az 61 kadına şiddet uyguladı. Şiddete maruz bırakılan altı kadın ağır hasta olarak hastaneye kaldırıldı. Erkekler üç kadına sistematik şiddet uyguluyordu.
En az 32 kadın evli olduğu veya boşandığı erkek, on kadına sevgili olduğu ya da ayrıldığı erkek, 13 kadına tanımadığı 11 erkek, dört kadına aile üyesi erkekler, bir kadına hırsız, bir kadına da bar işletmecisi erkek tarafından şiddet uygulandı.
45 kadın darp edilerek şiddete maruz bırakıldı. En az dokuz kadın kesici aletlerle, dört kadın ateşli silahlarla, bir kadın yakılarak şiddete maruz bırakıldı. İki kadın da dijital şiddete maruz bırakıldı.
Erkeklerin 51 kadına şiddet bahanesi basına yansımadı. Dört kadın boşanmak istedi, ayrılmak istedi bahanesiyle, bir kadın hamile kaldın, bir kadın motosiklete binmedin, bir kadın kahvaltı hazırlamadın, en az üç kadın da kıskançlık bahanesiyle şiddete maruz bırakıldı.
Fotoğraf: Sendika.org Arşivi / csgorselarsiv.org
Seks işçiliğine zorlama
Erkekler, kasım ayında en az 60 kadını seks işçiliğine zorladı. Geçen yıl aynı ay bu 66’ydı. Seks işçiliğine zorlanan kadınlardan 27’si Türkiye vatandaşı değildi.
Kadınları seks işçiliğine zorlayan 76 fail varken sadece dokuzu tutuklandı. Altı faile para cezası verildi. 64 fail de gözaltına alındıktan sonra serbest bırakıldı.
Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Antonio Guterres, çarşamba günü yaptığı bir konuşmada “insanlığın doğaya savaş açmış olduğunu” söyledi. Bunun bir intihar anlamına geldiğini belirten Guterres, herkese doğayla barışması için çağrı yaptı.
Columbia Üniversitesi’nde konuşan Guterres, “Daha adil, kapsayıcı ve sürdürülebilir kalkınma için küresel hedeflerimize yönelik çalışmalarda yıkıcı bir salgın, yeni küresel ısınma rekorları, yeni ekolojik bozulma ve yeni aksaklıklarla karşı karşıyayız” dedi.
‘Ülkeler hemen harekete geçmeli’
“Basitçe söylemek gerekirse gezegenin durumu hasar almış durumda” diyen BM Genel Sekreteri, Dünya Meteoroloji Örgütü ve BM Çevre Programı tarafından hazırlanan yeni raporların iklim çöküşüne ne kadar yakın olduğumuzu gösterdiğini söyledi.
Konuşmada insanlığın doğaya verdiği zararları anlatan Guterres, ülkelerin eğer şimdi harekete geçmezlerse koronavirüs salgının insanların önceliklerini değiştirme konusunda sağladığı fırsatı kaybedebilecekleri uyarısında bulundu.
‘Bu bir intihar’
Guterres, “İnsanlık doğaya savaş açmış durumda. Bu intihardır. Doğa her zaman karşılık verir; zaten şu anda da gücünü göstererek öfkeli bir şekilde karşılık veriyor. Biyoçeşitlilik çöküyor. Bir milyon tür nesli tükenme tehlikesiyle karşı karşıya” diye konuştu.
Hava ve su kirliliğinin her yıl 9 milyon insanı öldürdüğünü hatırlatan Guterres bunun şu anki salgının yarattığı etkiden altı kat daha fazla olduğunu söyledi ve “İnsanlar hayvanların yaşam alanlarına girip daha fazla vahşi alanı bozarken, hayvanlardan insanlara bulaşan daha çok hastalıkla karşılaşacağız” dedi.
Fotoğraf: Shutterstock
La Nina’ya rağmen en sıcak üç yıldan biri
Dünya Meteoroloji Örgütü tarafından çarşamba günü yayınlanan yeni yıllık iklim değişikliği raporu, La Niña’nın soğutucu etkisine rağmen 2020 yılının kayıt altına alınan en sıcak üç yıldan biri olma yolunda ilerlediğini ortaya koyuyor.
Rapora göre en büyük sıcaklık değişimi ise Kuzey Asya’da, daha da spesifik olarak sıcaklıkların ortalamanın 5 derece üzerine çıktığı Sibirya’da gözlemlendi.
Okyanus sıcaklığının da rekor seviyelerde olduğu belirtilen raporda, 2020 yılında okyanusların yüzde 80’inden fazlasında sıcaklık artışı olduğu ve Kuzey Kutbu’ndaki buz yoğunluğunun temmuz ve ekim aylarında tarihteki en düşük noktaya ulaştığı belirtiliyor.
Rapor, Kaliforniya’daki Death Valley’de 16 Ağustos tarihinde 54.4 derece sıcaklık ölçüldüğünü hatırlatıyor ve bunun geçmişteki 80 yıl içerisinde karşılaşılan en yüksek miktar olduğunu vurguluyor.
‘Henüz bir meydan okuma yok’
Felaketler normal hale geldi
Guterres konuşmasında gerçekleşen yıkıcı yangınların, sellerin ve kasırgaların giderek artan bir şekilde yeni normal haline geldiğini söyledi.
Covid-19 pandemisinin ekonomide yarattığı durgunluk sebebiyle emisyonları geçici olarak düşürmesine rağmen atmosferdeki karbondioksit seviyelerinin hala rekor seviyelerde olduğunu ve hala yükseldiğini belirten BM Genel Sekreteri, metan ve azot oksit seviyelerinin de endüstri öncesi seviyenin çok üzerinde olduğunu aktardı.
Guterres dünya çapındaki iklim politikalarının “henüz meydan okumayı başaramadığını” vurguladı.
Üç öncelik
Guterres iklim değişikliğiyle ilgili üç ana öncelik belirledi. Birincisi, önümüzdeki otuz yıl içinde küresel karbon nötrlüğüne ulaşmak. İkincisi, küresel finansmanın Paris Anlaşması‘nın küresel ısınmayı 1,5˚C ile sınırlandırma hedefinin arkasında uyumlu hale getirilmesi. Üçüncüsü ise dünyanın değişen iklime uyum sağlamasına ve gelecekteki değişikliklere karşı direnç geliştirmesine yardımcı olmak için atılımlar aramaya çaba ve para odaklamak.
Bazı ülkelerin koronavirüs salgınının neden olduğu krizi aşmak için çevre korumalarını azaltma yönünde adım attığını belirten Guterres, ülkelerin doğal varlıklardan yararlanma oranlarını artırdığını söyledi. Guterres konuşmasını şu şekilde sonlandırdı:
Covid ve iklim bizi bir eşiğe getirdi. Şimdi insanlığın doğal dünyayla ve birbirleriyle ilişkisini dönüştürme zamanıdır.
Siirt‘in Kurtalan ilçesinde sabah saat 8.45’te deprem meydana geldi. Kandilli Rasathanesi depremin büyüklüğünün 5,2 olduğunu duyururken, AFAD ise 5 olduğunu açıkladı.
Siirt Valisi Osman Hacıbektaşoğlu, Siirt ve Kurtalan ilçe merkezinde hasar meydana gelmediğini, ekiplerin kırsalda çalışmalarının sürdüğünü kaydetti.
Can kaybı yok
Hacıbektaşoğlu, “Şu anda bir can kaybı, yaralı, herhangi bir ihbar yok sadece Kayabağlar beldesinden bir ihbar geldi. Ekiplerimiz ilgileniyor. Herhangi bir yıkım yaşanmadı” dedi.
Deprem Diyarbakır, Mardin, Batman Şırnak gibi birçok kentte hissedildi. DHA’nın aktardığına göre Siirtliler depremin ardından sokağa çıktı. Ayrıca bir iş yerinde camların kırıldığı bilgisi paylaşıldı.
Yayın hayatında 25 yılı geride bırakan Açık Radyo, Prince Claus Kültür ve Kalkınma Fonu tarafından 1997 yılından bu yana “kültürel faaliyetleriyle içinde bulundukları topluma olumlu yönde etkide bulunan” kişi, grup ya da kuruluşlara verilen Prince Claus Ödülü’ne layık görüldü.
Bu, yayına geçtiği 1995 Kasım tarihinden bugüne kadar Açık Radyo’nun ve onun programcılarının uluslararası ve ulusal alanda layık görüldükleri 57. ödül oluyor.
Ödül töreni düzenlendi
Açık Radyo’nun aktardığına göre2 Aralık Çarşamba akşamı Amsterdam saati ile 18.00’da gerçekleşen çevrimiçi törende Açık Radyo’nun ödül kazanmasındaki gerekçeler şu şekilde sıralandı:
Tartışmalı konulara, karşıt görüşlere ve dürüst eleştirel tahlillere yer veren, bilgi açısından zengin, eğlendirici ve esinlendirici programlar düzenlediği,
çoğulcu demokrasi, hukuk devleti, evrensel insan hakları ve temel özgürlüklere dayalı ilkeleri el üstünde tuttuğu,
alternatif, marjinalleştirilmiş ve azınlık seslerin duyulmasını mümkün kılan bir diyalog ve görüş alışverişi alanı sunarak kendi topluluğunu ve sivil toplumu temsil ettiği, onlara hizmet verdiği ve onları güçlendirdiği;
“yalan haber”lerin ve yanıltıcı medyanın yaygınlaştığı bir dönemde gazetecilik dürüstlüğünü ve ahlakını yılmaz bir şekilde savunduğu,
günümüzün dijital evreninde bile radyonun, toplumsal ve siyasi değişim için herkesin beğenisini kazanan etkili bir yayın organı olmaya devam ettiğini açıkça gösterdiği,
çoklu perspektiflere açık olmanın ve muhalif fikirlere saygı göstermenin, hakiki demokrasinin yegâne gerçek ve hayatî temelini oluşturduğunu vurguladığı; ve
karmaşık bir durumda sürdürülebilir ve bağımsız medya için bir model oluşturarak özgür ve açık bir sesin öncülüğünü yapmakta ve sürdürmekte dikkate değer bir sağlamlık göstermesi
Orhan Pamuk Açık Radyo’yu anlattı
Nobel Edebiyat ödüllü yazar Orhan Pamuk da ödül kitapçığı için yazdığı yazıda Açık Radyo’yu şöyle anlatıyor:
…Ödül kararından sonra pek çok tanıdık ile Açık Radyo hakkında konuştuk. Hayranları Açık Radyo’dan bahsederken yalnızca ele alınan çevre, iletişim, demokrasi, günlük hayat konularında takip ettikleri tartışmalarda, röportajlar, programlardan bahsetmediler; aynı zamanda Açık Radyo’yu nasıl, hangi şartlarda, ne yaparken dinlediklerini de gözlerinin içi gülerek anlattılar bana: Açık Radyo’nun dinleyicilerini, sanatçılar, ev kadınları, işe giderken araba kullananlar, aydınlar, öğretmenler, memurlar oluşturuyor.
Açık Radyo’yu dinleyenler kendilerinin, kimliklerinin özel bir şey yaptıklarının farkındalar. Açık Radyo’nun en büyük başarısı özgürlüklerin özellikle siyasi özgürlüklerin çok kısıtlı olduğu günümüz Türkiye’sinde bu küçük demokrasi ve açık düşünce adasını yaratmış olması ve onu incelikle besleyip korumuş olmasıdır. Bu adanın kendine göre bir kimlik ve ruhu vardır ve Açık Radyo’yu dinleyenler bu özgürlükçü çağdaş ruhu gururla benimserler.
Türkiye Solunum Araştırmaları Derneği (TÜSAD) Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan, getirilen pandemi kısıtlamalarıyla dışarıda buluşamayanların evlerde çok daha sık bir araya geldiğini, bu durumun da salgının bulaşma ihtimalini artırdığını söylüyor.
Dernek adına açıklamada bulunan Turan, çok zorunlu değilse eve misafir kabul edilmemesi ve başkalarının evine ziyarete gidilmemesini tavsiye ediyor.
‘Eve misafir kabul etmeyin’
TÜSAD Yönetim Kurulu Üyesi Doç. Dr. Onur Turan yaptığı açıklamada son yasakların insanların evlerde kalabalık bir şekilde bir araya geleceği etkinliklerin yapılmamasını da kapsadığına dikkat çekiyor ve şunları belirtiyor:
Son günlerde ne yazık ki dışarıda buluşamayan ailelerin evlerde çok sık bir araya geldikleri ve birbirlerine virüsü bulaştırdıklarına şahit olmaktayız. Pandeminin en zor günlerini, hasta sayısının en yüksek olduğu zamanları yaşarken, en yakınımız dahil herkesin enfeksiyon taşıma ihtimali olduğu unutulmamalıdır. Bu yüzden çok zorunlu değil ise yaşadığınız eve misafir kabul etmeyin, başkalarının evine ziyarete gitmeyin. Ev dışına işi gereği veya başka nedenler ile çıkan kişilerin evde diğer aile fertlerine karşı sosyal mesafeyi koruması, evde kullanılan ortak alanlara dikkat edilmesi, gerekli durumlarda maske veya eldiven kullanılması bulaş riskini aza indirgeyecektir. ‘Hayatın eve sığabileceğini’ unutmamalı, geçirdiğimiz bu zor günleri bir an önce geride bırakmak için ‘maske-mesafe-hijyen’ kurallarına mutlaka uymalıyız.”
Yaşanılan yerler iyi havalandırılmalı
Doç. Dr. Turan, kış mevsiminin gelmesiyle birlikte vücut direncinin düştüğünü, grip ve nezleye yol açan mikropların da soğuk havalarda daha çok yayıldığının altını çiziyor. Bu noktada yaşadığımız yerleri havalandırmanın önemine dikkat çeken Turan, şunları söylüyor:
Asıl unutulmaması gereken nokta; bu tür hastalıkların insandan insana bulaşmasının ve hasta olmamıza yol açmasının temel nedenlerinden birisi, soğuk hava değil, yaşadığımız evi, çalıştığımız iş yerini iyi havalandırmamaktır. Havalandırılmayan ortamlarda bulunan ve hızlıca çoğalan mantarlar, bakteriler ve virüsler sağlığımızı olumsuz yönde etkileyebilir. Evde daha çok zaman geçireceğimiz bu günlerde evlerdeki havayı sürekli olarak yenilemek, havanın tazelenmesini sağlayarak nem oranını da düşürür. Odalar her gün, birkaç kez en az 30 dakika havalandırılmalıdır. Bu önlemler koronavirüs de dahil olmak üzere virüslerin evde barınmasına daha fazla engel olacaktır.”
Doç. Dr. Onur Turan, salgın döneminin bir diğer önemli konuları olan beslenme ve uyku düzenine dikkat çekiyor. Turan’a göre günde ortalama yedi-dokuz saat arasında uyunmalı:
Bağışıklık sistemimiz ne kadar kuvvetli olursa virüs ve bakterilerle vücudumuzdan o kadar uzak durur ve enfeksiyon durumunda ise hastalığın beklenenden daha hafif geçmesini sağlayabilir. Güçlü bir bağışıklık sistemi için, düzenli uyku ve beslenme şart. Günde ortalama 7-9 saat uyumaya ve uyku düzeninizi bozmamaya özen göstermeli, alkol tüketmek, geç saatlerde yemek yemek gibi uyku kalitesini olumsuz etkileyecek olan etkenlerden de mümkün olunduğunca kaçınılmalıdır. Gıda seçimi olarak; hazır gıdalardan, gazlı içeceklerden bu süreçte mümkünse uzak durulması, meyve-sebze gibi vitamin, mineral içeriği yüksek, antioksidan özelliği de olan besinlerin ihmal edilmemesi önemlidir. Bol su içmek önemlidir. Düzenli fiziksel aktivite hem bağışıklık sistemini güçlendirecek hem de uyku kalitesini geliştirecektir. Bu nedenle evde ve dışarı çıkmanın serbest olduğu saatlerde hafif egzersizler ile vücudumuzu dinç tutabiliriz.”
Gaycation ve The Umbrella Academy yapımlarıyla tanınan Kanadalı oyuncu ve film yapımcısı Elliot Page, sosyal medya hesapalrından yaptığı bir paylaşımla trans olarak açıldı.
Ünlü oyuncu paylaşımında translara yönelik düzenlenen sağlık hizmetlerini kriminalize etmeye çalışan ve nefret politikası izleyen siyasi liderlere ve büyük platform sahiplerine “Ellerinizde kan var” diyerek ayrımcılığa sessiz kalmayacağını duyurdu.
‘Bunu yazabildiğim için şanslı hissediyorum’
Elliot Page’in yayınladığı mektubun Kaos GL tarafından yayınlanan çevirisinde şu ifadeler yer aldı:
Merhaba arkadaşlar. Sizlerle trans olduğumu, zamirlerimin he/they ve adımın Elliot olduğunu paylaşmak istiyorum. Burada olduğum, hayatımda bu yere ulaşmış olduğum ve bunu yazabildiğim için kendimi şanslı hissediyorum.
Bu yolculukta beni destekleyen olağanüstü insanlara karşı çok büyük bir minnettarlık duyuyorum. Özgün benliğimi sürdürmek için nihayet kim olduğumu sevmenin ne kadar olağanüstü hissettirdiğini ifade edemem. Trans topluluğundaki pek çok kişiden sonsuz ilham aldım. Cesaretiniz, cömertliğiniz ve bu dünyayı daha kapsayıcı ve şefkatli bir yer haline getirmek için durmaksızın çalıştığınız için teşekkürler. Ben de elimden gelen her türlü desteği sunacağım ve daha sevgi dolu ve eşit bir toplum için çabalamaya devam edeceğim.
‘Sevinçliyim ama korkuyorum’
Ayrıca sabır rica ediyorum. Sevincim gerçek ama aynı zamanda kırılgan. Gerçek şu ki, şu anda son derece mutlu hissetmeme ve ne kadar ayrıcalık taşıdığımı bilmeme rağmen, ben de korkuyorum. İşgalden, nefretten, ‘şakalardan’ ve şiddetten korkuyorum. Açık olmak gerekirse, neşeli ve kutladığım bir anı bastırmaya çalışmıyorum, ancak büyük resmi göstermek istiyorum. İstatistikler sarsıcı. Trans kişilere yönelik ayrımcılık yaygın, sinsi ve acımasızdır ve korkunç sonuçlara yol açar. Sadece 2020 yılında, çoğunluğu Siyah ve Latin trans kadınlar olmak üzere en az 40 trans kişinin öldürüldüğü bildirildi.
Trans sağlık hizmetlerini kriminalize etmek için çalışan ve var olma hakkımızı reddeden siyasi liderlere, trans topluluğuna karşı düşmanlık beslemeye devam eden herkese: Ellerinizde kan var. Rezil ve küçük düşürücü öfkenizi, trans topluluğunun omuzlarına bırakıyorsunuz ki o trans topluluğundaki yetişkinlerin yüzde 40’ının intihar girişiminde bulunduğu raporlanıyor. Yetti artık. ‘İptallenmiyorsunuz’, insanlara zarar veriyorsunuz. Ben de o zarar verdiğiniz insanlardan biriyim ve saldırılarınız karşısında sessiz kalmayacağız.
Trans olmayı seviyorum. Queer olmayı seviyorum. Ve kendimi ne kadar yakın tutarsam ve kim olduğumu tam olarak kucaklarsam, ne kadar çok rüya görürsem, kalbim o kadar büyür ve o kadar gelişir. Her gün taciz, kendinden nefret etme, istismar ve şiddet tehdidiyle uğraşan tüm translara: Seni görüyorum, seni seviyorum ve bu dünyayı daha iyi hale getirmek için elimden gelen her şeyi yapacağım.
Anayasa Mahkemesi, gazeteci-yazar Ahmet Altan‘ın tahliye edildikten hemen sonra ikinci kez tutuklanmasıyla ilgili bireysel başvurusunu ‘kabul edilemez’ buldu. Altan’ın avukatı Figen Albuğa Çalıkuşu, dosyayı Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne taşıyacaklarını söyledi.
23 Eylül 2016’da, “Hükümeti ortadan kaldırmaya teşebbüs ve FETÖ üyeliği” iddiasıyla tutuklanan Ahmet Altan, İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi tarafından ağırlaştırılmış müebbet hapse mahkûm edilmişti. Kararı, 5 Temmuz 2019’da bozan Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Altan’a, “örgüte üye olmamakla birlikte yardım” suçundan ceza verilebileceğini belirtti. Bunun üzerine yeniden yapılan yargılamada, Altan, 10 yıl 6 ay hapse mahkûm edildi ve yattığı süre göz önüne alınarak tahliyesi kararlaştırıldı.
Ancak İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı, 6 Kasım 2019’da karara cezanın artabileceği gerekçesiyle itiraz etti ve Altan, İstanbul 27. Ağır Ceza Mahkemesi’nin kararıyla 13 Kasım 2019’da tekrar tutuklanarak cezaevine gönderildi.
AYM süreci
Altan, bunun üzerine, 21 Kasım 2019’da Anayasa Mahkemesine “tutuklama için gereken şartlar bulunmamasına rağmen tekrar tutuklandığı, kişi hürriyeti ve güvenliği hakkı ile ifade ve basın hürriyetlerinin ihlal edildiği” gerekçesiyle bireysel başvuruda bulundu.
AYM İkinci Bölümü, Altan’ın başvurusunu kabul edilemez buldu. Yüksek Mahkeme gerekçe olarak da, “Anayasa’nın kişilerin fiziksel hürriyetlerini güvence altına alan 19. maddesinin kişi hürriyetinin kısıtlanmasına imkan tanıdığı durumlardan birinin de ‘mahkemelerce verilmiş hürriyeti kısıtlayıcı cezaların ve güvenlik tedbirlerinin yerine getirilmesi’ şeklinde belirlenmiş olmasını gösterdi.
Gerekçede; Anayasa’nın 19. maddesinin amacının kişileri keyfi bir şekilde hürriyetten yoksun bırakılmaya karşı korumak olduğu, kişi hürriyetine getirilecek sınırlamaların da maddenin amacına uygun olması gerektiği de belirtildi.
Kararda, Altan’ın, tutuklama kararı veren ve itirazı inceleyen mahkemelerin bağımsız ve tarafsız olmadığı iddiasının da bir olgu ve olay belirtmeksizin, soyut olarak dile getirildiği, bu nedenlerle başvurunun kabul edilemez olduğu ifade edildi.
Avukatı: Savcılar Cumhuriyeti hayırlı olsun
Altan’ın avukatı Figen Çalıkuşu AYM’nin ikinci ret kararına karşı şu görüşleri dile getirdi:
“Türkiye’de bir ilk olan ‘mahkeme hükmüne yetkisi olmayan savcının itirazı’ üzerine, yetkisi olmayan yan mahkemenin ve yan mahkemenin yan mahkemesinin tutuklama kararı vermesi, neticede adli kontrol tedbiri uygulanarak hüküm ile tahliye edilen Ahmet Altan’ın, 8 gün sonra anayasal ve yasal hakları hiç sayılarak itiraz üzerine ve suç işlemeyi göze alarak tutuklanması anayasal hak ihlali iken AYM 2.Bölüm net ve açık gerekçeler kullanmaktan kaçınarak, genel gerekçelerle hak ihlali bulunmadığına karar vermiştir.
AYM Başkanlığı da hüküm ile tahliyeye itiraz edilemeyeceğini, hükme karşı üst mahkemelerin hükme dokunamayacağını iyi bilir oysa. Savcılar Cumhuriyeti hayırlı olsun”
PTT (Posta ve Telgraf Genel Müdürlüğü) işçileri ve Basın, Yayın, İletişim ve Posta Emekçileri Sendikası (Haber-Sen) 2 No’lu Şubesi bugün Ankara‘da koronavirüse karşı önlem alınmadan ve salgın dönemine uygun olmayan koşullarda çalıştırıldığı gerekçeleriyle protesto eylemi yaptı
ANKA‘nın aktardığına göre, Posta Dağıtım Merkezi önünde yapılan eylemde açıklamayı Haber-Sen Ankara 2 No’lu Şube Başkanı Yaşar Polat okudu. Açıklamada yöneticilerin görevlerini yapmaları vurgulanarak şunlar ifade edildi:
Koronavirüsün değil, alınmayan önlemlerin ve salgın sürecine uygun olmayan çalışma koşullarının bizleri öldüreceği gerçeği ile biz yüzleştik. Yeni acıların yaşanmaması için PTT yöneticilerinin ve siyasi iktidarın üzerine düşeni yapması gerekiyor. Biz emekçiler, yöneticilere daha fazla uyarıda bulunmak, görevlerini eksiksiz yapmaları için daha da fazla mücadele etmek zorundayız.”
Geçtiğimiz günlerde Samsun’da PTT işçisi olan Rafet Varan koronavirüs sebebiyle hayatını kaybetmişti.
PTT’de personel eksikliği var
Polat, PTT’de personel eksikliği olduğunu ancak buna rağmen personel alımının yapılmadığını, PTT işçilerinin artık yorulduğunu söyledi:
Personel eksikliği nedeniyle, ülkenin birçok yerinde salgından dolayı karantinada olan PTT emekçileri olduğundan, birçok kargo/posta gönderileri zamanında dağıtılamamakta ya da alıcılarına çok geç ulaştırılabilmektedir. Hizmetlerin aksamasının sorumlusu olanlar; cefakar, özveriyle çalışan, salgında hayatlarını ve çevrelerini de riske eden PTT emekçileri değil, yıllardır kuruma personel alımını gerçekleştirmeyen yöneticilerdir. Kişisel koruyucu ekipmana ulaşamasa da kronik hastalığı olsa da ailesi karantina altındayken çalışmak zorunda kalsa da iş yoğunluğu altında ezilse de koronavirüse rağmen işlerini aksatmadan çalışmaya devam eden PTT emekçisi artık yoruldu.”
Radyo ve Televizyon Üst Kurulu (RTÜK) Habertürk tv kanalına beş kez program durdurma ve en üst sınırdan idari para cezası verdi. Oy çokluğuyla verilen cezaların gerekçesi, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır‘ın kanaldaki bir programda Tank Palet Fabrikası-Katar ilişkisi üzerine sarf ettiği sözleri.
İlhan Taşçı’yla birlikte karara katılmadıklarını belirten RTÜK üyesi Okan Konuralp, Twitter hesabından konuya ilişkin yaptığı açıklamada şu ifadelere yer verdi:
Üst Kurul’un bugünkü toplantısında, CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır’ın Tank Palet Fabrikası-Katar ilişkisiyle ilgili sözleri görüşülmüş; ayıncı kuruluşa oy çokluğuyla yüzde 5 İdari Para Cezası ve 5 kez program durdurma cezası verilmiştir.
CHP Milletvekili Başarır’ın, sözlerinden neyi kastettiğini yayın içerisinde ve son derece açık bir şekilde, zamanında izah etmiş olduğu yayın moderatörünün, RTÜK içtihatlarına uygun olarak, konuğunun sözlerini izah etmesine, açıklık getirmesine olanak tanıyan bir yaklaşım gösterdiği ve yaptırıma dayanak olan uzman raporunun eksik olması, bazı ifadelerin değerlendirilmesinde yanlışlıklar bulunduğu gerekçeleriyle kurulun oy çokluğuyla aldığı karara katılmadım. Karar, hukuki ve vicdani dayanaktan yoksun bir karardır. Bu çerçevede İlhal Taşçı ile birlikte karara karşı oy kullandığımız bilgisini kamuoyuna sunarız.”
Ne olmuştu?
CHP Mersin Milletvekili Ali Mahir Başarır‘ın Tank Palet’in Katar’a satılmasına tepki göstererek “Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin ordusu Katar’a satılmış” cümlesi stüdyoda gerginlik yaratmıştı.
Habertürk TV’de yayımlanan Eren Eğilmez’in sunduğu “Gerçek Fikri Ne” adlı programa katılan Başarır, Tank Palet fabrikasının Katar’a satılmasına tepki göstermiş; “Öyle bir noktadayız ki; Cumhuriyet tarihinde ilk kez devletin ordusu Katar’a satılmış. Ben değer biçemiyorum; 20 milyar dolar olduğu söyleniyor, 50 milyon dolara satılmış…” ifadelerini kullanmıştı.
Bunun üzerinde stüdyoda bulunan kamuoyu araştırmacısı Hilmi Daşdemir ve Yeni Yüzyıl Üniversitesi Rektörü Yaşar Hacısalihoğlu Başarır’ın sözlerine tepki gösterdi. Taşdemir, “Hangi ordu satılmış” diye sorarken, Ali Mahir Başarır “Tank Palet ordu değil mi?” diye yanıt verdi.
RTÜK ise Başarır’ın ifadelerini incelemeye aldı. İnceleme sonucu verilen cezalar bugün açıklandı.