ManşetKöşe YazılarıYazarlar

Türkiye Çevre Ajansı kanun teklifi üzerine: Çöp ithal eden çip ihraç edemez!

Bugünlerde Meclis’e atıklarla ilgili tartışmalı bir kanun teklifi geliyor. Türkiye Çevre Ajansı’nın kurulması hakkındaki kanun teklifine geçmeden önce geçen hafta çoğu plastik ve lastik gibi geri dönüşemeyen atıkları biyokütle gibi tanımlayıp yakılmasına izin (izin ne kelime hatta üstüne para verip teşvik eden) Elektrik Piyasası Kanunu’ndan da bahsetmek gerek.

Bu iki kanunun şimdi gündeme gelmesi hiç şaşırtıcı değil. Ocak 2018’den itibaren Çin “Ulusal Kılıç” (National Sword) politikası ile ülkeye çöp ithalatını yasakladı. Linkten de görüleceği üzere bu karar dünya çöp piyasasını derinden sarstı. Gelişmiş ülkelerde çöp yığılırken Çin’in yerini alan ülkelerden biri de Türkiye oldu.

Aşağıda Avrupa İstatistik Ofisi Eurostat’ın yayınladığı bir bültenden aldığım grafik durumun vahametini ortaya koyuyor.

Buna göre Türkiye’nin Avrupa’nın çöplüğü haline geldiğini duyuran haberler hiç de abartılı değil.

Bültene göre 2004’ten 2018’e Avrupa’dan Türkiye’ye ihraç edilen çöp miktarı üç kattan fazla artarak 2018’de 12.8 milyon tona ulaşmış. Toplam içinde Çin’in payı hızla düşerken Türkiye’ninki artıyor ve 2018 itibariyle Avrupa çöpünün en büyük alıcısı açık ara Türkiye.

Bir yanda “Sıfır-Atık” kampanyası, plastik poşet yasağı, öte yanda Türkiye’yi Avrupa’nın ve dünyanın çöpüyle cehenneme çevirmek. Bu ne perhiz bu ne lahana turşusu diyesi geliyor insanın!

Ama açıklaması basit. Türkiye ekonomisi malum sebeplerden krizde, yeteri kadar değer üretemiyor. Çin de hazır çöp piyasasından çekilmişken, neden krizi fırsata çevirmeyelim, değil mi?

Oysa ortada sorulması gereken sorular var

  1. Türkiye bu ithal ettiği çöple ne yapmak istiyor? Geri dönüşüm için yeterli altyapısı var mı? Malum ABD ve AB’yi çöp ihracına yönlendiren sebep ücretlerin yüksekliği kadar altyapısının da bu miktar çöpü kaldıramıyor oluşu. Çöple çok eskiden tanışmış bu ülkelerde altyapı bu kadar yetersiz kaldıysa varın bir de Türkiye’yi düşünün.
  2. Bu çöpleri geri dönüştürecek kadar altyapı yoksa, bunlar ne olacak?

Kanun tekliflerinden anladığımıza göre biyokütle olarak tanımlanıp yakılacak!

Dünya gider Mersin’e biz gideriz tersine!

Türkiye’nin dünyanın çöplüğüne dönmesinin arkasında küresel çapta hızlanan dönüşüm olduğunu düşünüyorum. Yukarda da bahsettiğim gibi Çin’in 2018 ithal yasaklama kararı yalnız Türkiye’yi değil Avrupa Birliği’ni de etkiledi. Aralık 2019’da açıkladığı Avrupa Yeşil Düzeni programında Döngüsel Ekonomi kavramının bu derece ön planda olmasının nedeni de Çin’e gönderilemeyecek atıkların bir an önce azaltılması gereği.

Dünyada yeni bir rejim şekilleniyor. AB Aralık 2019’da Avrupa Yeşil Düzeni’ni açıkladı. ABD başkanı seçilen Joe Biden ilk açıklamasında ABD’yi Paris İklim Anlaşması’na geri döndüreceğini açıkladı. Alexandria Ocasio-Cortez gibi tanınmış Demokrat temsilciler ABD için Yeşil Yeni Düzen’den başka çarenin olmadığını belirtiyorlar. Şaşırtıcı ama, termik santral bacalarıyla hafızalara kazınan dünyanın fabrikası Çin bile 2060’da karbon-nötr bir ekonomi olacağını duyurdu. Dünya üretiminin yaklaşık %50’sini yapan bu üç ülke/bölge bambaşka bir büyüme patikasına geçmiş durumda. Sırf doğaya aşık olduklarından değil, iklimle-doğayla uyumlu bir büyüme patikasının toplumsal ve ekonomik açıdan da en mantıklı seçenek olduklarını anladıklarından…

“Sepeti koluna herkes kendi yoluna” diyebilir mi Türkiye? Dünyanın büyük ekonomik güçleri yeni bir ticari-finansal-siyasal rejim inşa ederken Türkiye hiçbir şey olmamış gibi davranabilir, yoluna devam edebilir mi?

Ne yazık ki hayır! Dünya 2019 öncesi dünya değil. AB’nin açıkladığı AYD programının Türkiye ekonomisine önemli etkileri olacak. Bunları önceki yazılarımda belirtmiştim. Yeni açıklanan bir raporda Türkiye’nin AB ihracatının içerdiği karbon için sınırda AB’ye ödemesi gereken yıllık tutarın karbon fiyatına bağlı olarak 1.1 ile 1.8 milyar avro olacağı hesaplandı.  Buna bir de Türkiye’nin AB’ye en çok ihracatı yaptığı beyaz eşya, otomotiv ve tekstil gibi sektörlerde uygulamaya girecek Döngüsel Ekonomi düzenlemelerini eklediğimizde Türkiye istese de istemese de dönüşmek zorunda kalacak. Bunun elbette bir maliyeti var, ancak dönüşmeye ayak diremenin maliyeti kadar değil!

“Halihazırda sıkıntıda olan ekonomi bir de Covid19 ile dibe gitmişken yeşil dönüşümün sırası mı?” diye soracaklar olacaktır.

Buna cevabım, “Evet tam da sırası, hiç bu kadar acil olmamıştı” olacak. Ekonomiyi kurtarırken yeşil dönüşümün ne derece önemli olduğunu 2008 Küresel Krizi’nde anladık. Bu dönemde AB, ABD, Çin, Güney Kore gibi ülkeler ekonomilerini canlandırmak için gereksiz altyapı yatırımları yerine enerji ve ulaşım altyapılarını karbonsuzlaştırmayı ve diğer çevre dostu yatırımları tercih ettiler. Çin’in o dönemki AR-GE ve üretim teşvikleri olmasa bugün güneş ve rüzgar enerjisi birim maliyetleri bu kadar azalmış olabilir miydi? Yine, AB ve ABD örneğin elektrikli araba teknolojisini o dönemde teşvik etmemiş olsaydı, TESLA gibi sayıları hızla artan marka ortalama tüketicinin alım gücüne ulaşabilir miydi?

AB eğer 2008 Krizi’ne karşı ekonomiyi canlandırmak için Türkiye’nin yaptığı gibi fosil ekonomisini kurtarsaydı Aralık 2019’da Avrupa Yeşil Düzeni’ni açıklayacak hale gelebilir miydi?

Türkiye seçimini acilen yapmalı. Çöp ithal edilen bir ülkede çip üretemezsiniz. Mümkün değil kaçar.

İktisatta “Gresham Yasası” adıyla anılan bir yasa var. Gümüş ve altın gibi iki metalin para olarak kullanıldığı bir dönemden kalma. O dönemlerde 14 gram gümüş parayla 1 gram altın aynı alım gücüne sahipti. Ama dönem dönem piyasada gümüş ya da altın miktarı arttığında bu 14:1 oranı bozulur. Gümüş bollaşınca herkes elindeki gümüşle altın toplayıp saklamak ister. Miktarı artan gümüş değersizleşirken altın piyasadan kaybolur. Gresham bu durumu “kötü para iyi parayı kovar” diyerek özetlemiştir.

Bunu, “düşük katma-değerli ürün (çöp), yüksek katma-değerli ürünü (çipi) kovar” diye yorumlamak da mümkün. Bugün Türkiye’nin çöp ithalatını sonlandırması ve bu yasayı Meclis’te reddetmesini savunmak için kimsenin çevreci/ekolojist olmasına gerek yok. 

Yani, işleyemeyeceğimiz kadar çöpü alıp toprağımıza gömerek, fırınlarda yakarak toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletecekleri gerçeğini bir kenara koyup gençlerimizin geleceği, daha yüksek ücretlerle daha kolay iş bulabilmeleri, daha fazla refah için de bu kanunun Meclis’ten geçmemesi gerekiyor.  

 

Kategori: Manşet