Ana Sayfa Blog Sayfa 1788

Kazdağları’nda madene karşı çadır nöbeti başlatan aktivistlere 500 bin TL ceza kesildi

Kazdağları’nda Alamos Gold tarafından yapılmak istenen altın madenine karşı 26 Temmuz 2019 tarihinde başlatılan ve 425 gün boyunca devam eden çadır nöbetine kesilen para cezalarına karşı yardımlaşma çağrısında bulunuldu.

Doğaseverlere nöbet tuttukları zamanlarda Çanakkale Valiliği tarafından 550 bin lirayı aşkın para cezası kesilmişti. Ceza gerekçesi olarak Çanakkale İl Umumi Hıfzıssıhha Kurulu‘nun, ormanlarda piknik yapmanın, konaklamanın, dron uçurmanın yasaklanmasını içeren kararlar gösterilmişti.

İtiraz sonuçlanmadan haciz işlemi başladı

Çadır nöbetçileri ise “piknik yapmıyoruz, doğayı savunuyoruz” diyerek kesilen cezalara tepki göstermiş, cezaların iptali için başvurmuşlardı. Ancak itiraz süreci henüz tamamlanmadan haciz emirleri gelmeye başladı.

Her Yer Kazdağları haciz işlemlerine karşı 200 bin lirayı toplayabilmek için Fongogo sitesinde dayanışma kampanyası başlattı. Destek için yapılan çağrıda ise şu ifadeler yer aldı:

Karşı karşıya kaldığımız hacizleri durdurabilmek, yaşamdan yana olan herkes için bir umut olan ve ağacın, sincabın, karacanın hakkını savunanların vicdanıyla büyüyen bu mücadeleye devam edebilmek için şimdi herkesin desteğine ihtiyacımız var. Biliyoruz ki yanımızda, kalbi Kazdağları için atan milyonlar var. Her zaman yanımızda olduğunuz ve desteğiniz için teşekkürlerimizle.

Şu ana kadar 87 bin liranın toplanabildiği dayanışma kamanyasına destek vermek isteyenler bu adresi ziyaret edebilir.

 

 

 

İzmir’de yaşanan kuraklık köy kalıntılarını gün yüzüne çıkardı

İzmir‘de yaşanan kuraklık sebebiyle şehrin içme suyu ihtiyacını karşılayan Tahtalı Barajı’nda sular geri çekildi, baraj suları altında kalan eski köy kalıntıları orataya çıktı.

Barajda su seviyesi geçen yıl yüzde 65,29 iken bu yıl 36,04’e düştü. Uzmanlara göre yağış rejimindeki düzensizlikler yer üstü ve yer altı sularını besleyemediği için bu sorunlar yaşanıyor.

 

Bunun yanında küresel ısınma ve iklim değişikliği susuzluk riskini de beraberinde getiriyor. Amerika Birleşik Devletleri (ABD) merkezli Dünya Kaynakları Enstitüsü‘nün 2019 yılı raporuna göre Türkiye, su kıtlığı riski listesinde 164 ülke arasında 32. sırada bulunuyor.

Atikhisar Barajı bilirkişi raporuyla zehirlenmekten kurtuldu

Çanakkale‘de Koza Altın İşletmeleri A.Ş tarafından yapılması planlanan altın-gümüş maden ocağına verilen Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) olumlu kararına karşı açılan davada bilirkişi heyeti doğa severleri haklı buldu.

İda Dayanışma Derneği, Atikhisar Koruma Havzası içerisinde yer alan Terziler Altın ve Gümüş Madeni Projesi’ni hayata geçirmek isteyen şirkete karşı 13 Haziran tarihinde dava açmıştı.

‘Çevresel etkiler gözardı edildi’

Dava sonucunda bilirkişi heyeti atanmasına izin verildi. Bölgede incelemeler yapan bilirkişi heyeti, projenin çevreye zarar vereceğinin altını çizdi. Raporda projenin neredeyse 50,29 hektarlık bir alana kurulacağı belirtiliyor.

Bu alanın yaklaşık 42,81 hektarının orman, 7,48’inin ise tarım arazisi olduğu belirtilip maden ocağının ekosisteme zarar vereceği vurgulanıyor. Bilirkişi heyeti, fayda ve maliyet analizinin sadece maddi olarak hesaplandığını, çevresel etkilerin göz ardı edildiğini söylüyor.

Maden ocağı ekosisteme zarar verecek

Öte yandan bilirkişi heyeti, projenin Atikhisar Barajı‘nın uzun mesafeli koruma alanının içinde olduğuna dikkat çekiyor. Bu baraj, Çanakkale için hayati öneme sahip.

Raporda, barajın Çanakkale’nin sadece içme suyunu temin etmediği, bunun yanında sulama ve taşkından korunma amacıyla yapıldığı da belirtiliyor.

Heyet, kararın iptalini istiyor

Raporda madenin açık işletme yöntemiyle işletilmesi halinde yer altı ve yer üstü sularının kirliliğine neden olabileceği söylenerek yer altı işletme yöntemi uygulanması gerektiği belirtiliyor.

Heyet, Su Kirliliğinin Kontrol Yönetmeliği‘ne göre bu tür bir madene ÇED olumlu kararı verilmesinin hata olduğunu vurgularken kararın iptali yönünde de görüş bildirdi.

Bunun yanında şirket, ÇED olumlu kararına karşı açılan dava sürerken kapasite artırımı başvurusu yaptı.

‘Vicdan borcumuz’

İDA Dayanışma Derneği yaptığı açıklamadaAtikhisar Barajı, İDA Dayanışma Derneği’nin açtığı ÇED iptal davası sonucunda büyük bir tahribattan ve zehirlenme riskinden kurtuldu” ifadelerini kullandı.

Açıklamada “Bununla birlikte maden sahalarının giderek çoğalması kümülatif bir etki ile Çanakkale’de tehditleri arttırmaktadır.  Kuraklıkla birlikte suyun öneminin ne kadar büyük olduğu anlaşılmıştır. Atikhisar Baraj su toplama havzası el değmemiş güzellikte ormanlık araziyle çevrilidir” denildi.

Projeler iptal edilene kadar mücadeleye devam edeceklerini belirten İDA Dayanışma Derneği “Suyumuzu ve su havzamızı korumak vicdan borcumuzdur” ifadelerine yer verdi.

Küresel Silahlanma Endeksi yayınlandı: En çok silahlanan ülke İsrail oldu

Almanya merkezli Barış Araştırmaları Enstitüsü (BICC) tarafından hazırlanan ve ülkelerin silahlanmaya harcadıkları bedellerin kıyaslamasının yapıldığı Küresel Silahlanma Endeksi (GMI) raporu yayınlandı.

Rapora göre gayrı safi yurtiçi hasılasında (GSYH) yüzde 5,3’lük oran ve 20 milyar dolarlık askeri harcamalarıyla İsrail 2007’den bu yana dünyanın en fazla silahlanan ülkesi oldu.

İsrail’in 169 bin 500 askere sahip olduğu belirtilen raporda, İsrail’de orduya yapılan bu yüksek yatırımların, İsrail’in halen gergin güvenlik durumunun bir sonucu olarak devam ettiği ve Orta Doğu’daki genel olarak yüksek düzeyde kalan silahlanma oranıyla uyumlu olduğu kaydedildi.

Ermenistan ve Azerbeycan’da silahlanma

151 ülkenin askeri harcamalarının diğer alanlardaki harcamalara ve GSYH oranı baz alınarak hazırlanan endekste ikinci sırada ise Ermenistan bulunuyor.

Euronews’in haberine göre Ermenistan’ı sırasıyla Umman, Bahreyn, Singapur, Suudi Arabistan, Brunei, Rusya, Kuveyt ve Ürdün izledi.

Sıralamada Azerbaycan ise 16’ıncı sırada bulunuyor. Ermenistan ile Azerbaycan arasındaki Dağlık Karabağ sorunu Temmuz 2020’da yeninden alevlenmiş, 1994’teki ateşkesten bu yana iki ülke arasında en yoğun çatışmaya neden olmuştu.

2019 yılında Ermenistan silahlanma için GSYH’de yüzde 4,9, Azerbaycan ise yüzde 4’lük bir oran ayırmıştı. Her iki ülkenin ordusunda kapsamlı modernizasyon programları başlatılmış, Ermenistan Rusya‘dan modern silah sistemleri ithal ederken Azerbaycan ise İsrail başta olmak üzere Rusya, Ukrayna ve Türkiye‘den silah alımı gerçekleştirmişti.

En çok silahlanma Orta Doğu’da

BICC’nin raporunda, özellikle Orta Doğu‘da uzun süredir gözlemlenen silahlanma eğiliminin sürdüğüne, en çok silahlanan 10 ülkeden 6’sının Orta Doğu bölgesinde bulunduğuna vurgu yapıldı.

Söz konusu endekste askeri harcamaların GSYH’ya oranı yüzde 1,3 olan Almanya 106’ncı sırada yer aldı. Raporda, Almanya’nın geçen yıl askeri harcamalarını bir önceki yıla göre yüzde 10 artırarak 51 milyar 200 milyon dolara yükselttiği belirtilerek, AB’nin en büyük ekonomisine sahip olan ülkenin AB içinde askeri harcamalarını en hızlı artıran ülke olduğu vurgulandı.

Raporda, Doğu Avrupa ülkelerinin Rusya tehdidine karşı silahlanmaya gittiği aktarılarak, Çin başta olmak üzere Asya-Pasifik ülkelerinin silahlanma eğiliminde olduğuna işaret edildi.

Türkiye 20’nci sırada

BICC’nin raporuna göre, Türkiye, askeri harcamaların GSYH’ya oranı yüzde 1,8 ile endekste 20’nci sırada yer aldı.

Yunanistan ise endekste askeri harcamaların GSYH’ya oranı yüzde 1,6 ile 12’nci sırada yer alırken, raporda Yunanistan’ın Akdeniz’de Türkiye ile yaşadığı gerginliklerden dolayı son zamanlarda yüksek oranda silahlandığı belirtildi. Raporda Kıbrıs’ın da Yunanistan’ın hemen ardından 13. sırada bulunması dikkat çekti.

 

 

Koronavirüse yakalanan Kadir Topbaş yoğun bakıma alındı

16 Kasım tarihinden bu yana koronavirüs (Covid-19) tedavisi gören eski İstanbul Büyükşehir Belediye (İBB) Başkanı Kadir Topbaş yoğun bakıma kaldırıldı.

Babasının durumuna ilişkin bilgileri sosyal medya hesabından paylaşan Mustafa Ömer Topbaş “Babamız Kadir Topbaş bu sabah yoğun bakıma alındı. Doktorlar önümüzdeki saatlerde şu an uygulanan basınçlı oksijen desteğinden pozitif bir ilerleme kaydedilemezse entübe etme durumunda kalabileceklerini söylüyorlar” ifadelerini kullandı.

Ömer Topbaş açıklamasında “Bu zor anımızda arkadaşlarımız, dostlarımız ve sevenlerinden dua bekliyoruz. Sizlerin duası ve Allah’ın izniyle babamızın kısa zamanda sağlığına kavuşacağına inanıyoruz. Selam ve dua ile Allah’a emanet olun” ifadelerine yer verdi.

 

Türkiye Çevre Ajansı’nın kurulması Meclis’te kabul edildi

Türkiye Çevre Ajansının Kurulması ile Bazı Kanunlarda Değişiklik Yapılmasına Dair 35 maddelik kanun teklifinin birinci bölümünde yer alan ilk 12 madde TBMM Genel Kurulu’nda kabul edildi.

Kabul edilen maddeler arasında Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’na bağlı olarak Türkiye Çevre Ajansı kurulması için sunulan teklif de yer aldı. Teklif Meclis’e 12 Ekim 2020 tarihinde sunulmuştu.

Ne alanda faaliyet gösterecek?

AA’nın aktardığına göre  ajansın çevre kirliliğini önlemek ve yeşil alanların korunmasına, iyileştirilmesine ve geliştirilmesine katkı sağlamak, döngüsel ekonomi ve sıfır atık yaklaşımı doğrultusunda kaynak verimliliğini artırmak ile ulusal ölçekte depozito yönetim sistemi kurulmasına, işletilmesine, izlenmesine ve denetimine yönelik faaliyetlerde bulunması öngörülüyor.

Ayrıca ajansın, Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca belirlenen ve belirli bir depozito bedeli alınarak piyasaya sürülen ürünlerin tüketilmesi sonrasında iade alınması ve depozito bedelinin geri ödenmesine dayalı sistem üzerinden çalışması bekleniyor. Teklifte kabul edilen maddelere göre:

Depozito yönetim sistemi kuracak veya kurduracak

  • Ajans, Bakanlıkça belirlenen çevre strateji ve politikaları doğrultusunda depozito yönetim sistemini kuracak ya da kurduracak.
  • İlgili tarafların depozito yönetim sistemine dahil olmasını sağlayacak Ajans, Bakanlıkça belirlenen depozito bedeli, ücret, teminat ve iadeleri alacak.
  • Depozito uygulamasına tabi tutulan ürünlere yönelik depozito yönetim sistemi altyapısını oluşturacak Ajans, geri kazanılabilir ürünlerin kullanımları sonrası ülke ekonomisine kazandırılmasına ve geri kazanılabilir atıkların yönetimine ilişkin faaliyetlere katkı sağlayacak.

Kimlerden oluşacak?

  • Kanunla Çevre ve Şehircilik Bakanınca 3 yıl süreyle görevlendirilecek Türkiye Çevre Ajansının Yönetim Kurulu 7 üyeden oluşacak.
  • Ajansın Yönetim Kurulu; en az 4 yıllık yükseköğretim gören, meslekleriyle ilgili konularda kamu kurum ve kuruluşları veya özel kuruluşlarda en az 5 yıl süreyle görev yapan, mesleki açıdan yeterli bilgiye, deneyime ve devlet memuru olma niteliğine sahip kişiler arasından, Çevre ve Şehircilik Bakanı tarafından 3 yıl süreyle görevlendirilecek. Yönetim kurulu üyeleri, gerektiğinde görev süreleri dolmadan görevden alınabilecek.

Geliri nasıl sağlanacak?

  • Ajans organlarıyla hizmet birimlerinin görev ve yetkileri, üyelerinin atanması, teşkilat yapısı ile çalışmasına ilişkin usul ve esaslar, Hazine ve Maliye Bakanlığı, Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı ile Strateji ve Bütçe Başkanlığının görüşü alınarak Çevre ve Şehircilik Bakanlığınca yürürlüğe konulan yönetmelikle belirlenecek.
  • Ajans başkanına, yardımcılarına ve personeline mali ve sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılan bütün ayni ve nakdi ödemelerin bir aylık toplam net tutarı; 375 sayılı Kanun Hükmünde Kararnamenin ilgili maddesi uyarınca belirlenen emsali personele mali ve sosyal hak ve yardımlar kapsamında yapılması öngörülen ödemelerin bir aylık toplam net tutarını geçmemek üzere Cumhurbaşkanı veya yetkilendireceği makam tarafından belirlenecek.
  • Ajansın geliri, genel bütçeden aktarılan tutarların yanı sıra her türlü bağış ve yardımlar, Ajansın faaliyetlerinden elde edilen gelirler ve sair gelirlerden oluşacak. Ajansın gelirlerinin genel yönetim giderleri haricinde kalan kısmının tamamı Ajans faaliyetleri için kullanılacak.
  • Ajans, yapılan bağış ve yardımlar nedeniyle veraset ve intikal vergisinden, faaliyetleri dolayısıyla yaptığı işlemler yönünden harçlardan, bu kapsamda düzenlenen kağıtlar nedeniyle damga vergisinden, kiraya verilmemek şartıyla sahip olduğu taşınmazları dolayısıyla emlak vergisinden, tapu ve kadastro işlemleri bakımından, döner sermaye hizmet bedelinden, her türlü dava ve icra işleminde teminat yatırma mükellefiyetlerinden de muaf tutulacak.

Aşıcı: Avrupa çöpünün en büyük alıcısı Türkiye

Yeşil Gazete yazarlarından Ahmet Atıl Aşıcı, plastik ve lastik gibi geri dönüşemeyen atıkları biyokütle gibi tanımlayıp yakılmasına izin ve teşvik veren torba yasa Elektrik Piyasası Kanunu ile Türkiye Çevre Ajansı’nın kurulmasına dair kanunun yakın zamanlarda gündeme gelmesinin tesadüf olmadığını söylüyor.

Ocak 2018 tarihinde Çin’in ülkeye çöp ithalatını yasakladığını hatırlatan Aşıcı, Türkiye’nin bu boşluğu doldurduğuna ve 2018 yılında Türkiye’nin Avrupa çöpünün en büyük alıcısı haline geldiğine dikkat çekiyor.

Türkiye’nin buna dair bir alt yapısı olmadığını belirten Aşıcı, torba yasa teklifiyle dönüştürülemeyen maddelerin yakılacağını vurgulayarak  “Yani, işleyemeyeceğimiz kadar çöpü alıp toprağımıza gömerek, fırınlarda yakarak toprağımızı, suyumuzu, havamızı kirletecekler” ifadelerini kullanıyor.

Kazdağları için Ankara’ya yürürken gözaltına alınan doğa severler beraat etti

Kazdağları’ndaki altın madenine karşı direnişe destek için İstanbul’dan Ankara’ya yürümek isteyen ve iki ayrı günde gözaltına alınan toplamda 10 kişi hakkında açılan davada beraat kararı verildi.

Doğa severler, 26 Ekim 2019 tarihinde Ankara’da yapılması planlanan “İklim krizine ve ekolojik yıkıma dur diyoruz” mitingine katılmayı planlıyordu. Ancak 5 Ekim gece saatlerinde ve 10 Ekim tarihinde gerçekleştirilmek istenen yürüyüşler polis tarafından engellenmişti.

Daha sonra ise Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu kapsamında “Kanuna aykırı toplantı ve yürüyüşlere silahsız olarak katılarak ihtara rağmen kendiliğinden dağılmama” suçlaması yöneltilerek haklarında İstanbul Anadolu 27’inci Asliye Ceza Mahkemesi’nde dava açılmıştı.

Fotoğraf: Kazdağları İstanbul Dayanışması

‘Uyarı ve delil yok’

Yeşil Gazete’ye dava hakkında bilgi paylaşan Avukat Onur Cingil, ilk celsede sanıkların çoğunluğunun savunmalarını tamamladığını geri kalan bir kişinin savunmasının alınması için de üçüncü celsenin görüldüğünü belirtti.

Bu celsede son sanığın davasının ayrılmasını ya da toplu olarak beraat kararı verilmesini talep ettiklerini söyleyen Cingil, “Kolluk kuvvetlerinin gözaltı öncesinde gerekli uyarıyı yapmamaları ve polise mukavemet gibi bir suçun delilinin olmamasını gerekçe gösterilerek beraat kararı verildi” ifadelerini kullandı.

La Niña’nın soğutucu etkisine rağmen 2020 tarihteki en sıcak üç yıl arasında

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO) tarafından hazırlanan “Küresel İklim Durumu” raporu yayınlandı.

Koronavirüs pandemisinin getirdiği ekonomik yavaşlamaya rağmen havadaki sera gazı seviyelerinin artmaya devam ettiğini ve sıcaklıkların arttığını belirten rapor bu durumun buz tabakalarının erimesine, sel, fırtına ve orman yangınlarına sebep olduğunu söylüyor.

Ortalamanın 1,2 derece üzerinde

Rapor, 2020 yılının şu ana kadar kaydedilen yıllar arasında 2016 yılından sonraki en sıcak yıl olarak ölçüldüğünü söylüyor. Buna göre, bu yılki sıcaklıklar 19’uncu yüzyıl ortalamasının 1,2 derece üzerinde gerçekleşti.

Raporda 2020 yıl sonuna kadar yılın en sıcak üç yıl arasında yer alabileceğine dikkat çekiliyor.

WMO başkanı Petteri Taalas, “Rekor sıcaklar genelde 2016 yılında olduğu gibi güçlü bir El Niño etkinliğiyle aynı ana denk geldi. Ancak şu anda soğutma etkisi olan La Niña yaşıyoruz. Buna rağmen bu yıl, 2016 yılının bir önceki rekoruyla kıyaslanabilecek rekor sıcaklık gösterdi” ifadelerini kullandı.

Bu yıl Paris İklim Değişikliği Anlaşması’nın beşinci yıldönümü olduğunu hatırlatan Taalas, “Hükümetlerin sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik son taahhütlerini memnuniyetle karşılıyoruz. Çünkü şu anda doğru yolda değiliz ve daha fazla çabaya ihtiyaç var” dedi.

Kuzey Kutbu iki kat hızlı ısınıyor

Climate Home News’in  aktardığına göre 2011’den 2020’ye kadar olan on yıl, rekor seviyedeki en sıcak yıllar oldu. Son altı yıl ise şu ana kadarki en sıcak altı yıl oldu.

Kuzey Kutbu, dünyanın geri kalanından iki kat daha hızlı ısınıyor ve buzunun çoğunun erimesine neden oluyor. Doğu Sibirya’da sıcaklık, şimdiye kadar kaydedilen en yüksek sıcaklık Haziran 2020’de ölçülen 38 derece oldu.

Orman yangınları kötüleşti

Bu sıcaklık Doğu Sibirya ve Laptev denizlerinde deniz buzunun erimesini hızlandırdı ve Sibirya orman yangınlarını daha da kötüleştirdi.

ABD’nin Kaliforniya ve Colorado eyaletleri rekor düzeyde en büyük yangınlarını yaşadı ve yangınlar Doğu Avustralya’yı da vurdu. Avrupa’nın bazı kısımları ise alışılmadık derecede kuruydu. Benzer şekilde Güney Amerika‘nın iç kesimlerinde ve Güney Afrika‘nın bazı kısımlarında kuraklıklar yaşandı.

Ortalama üzeri yağışlar

İklim değişikliği şiddetli yağmuru daha olası hale getiriyor ve 2020, özellikle Sudan ve Kenya‘da yüzlerce kişinin hayatını kaybettiği “ortalamanın çok üzerinde” sellere tanık oldu.

Hindistan, Çin ve Güneydoğu Asya‘nın muson mevsimleri de normalden daha yağışlıydı.

30 tropikal kasırga

Rapor, Kuzey Atlantik kasırga sezonunu 30 tropikal siklon ile “son derece aktif” olarak tanımladı. Bu sayı, uzun vadeli ortalamanın iki katından fazlasına denk geliyor.

2020’nin ilk yarısında, 9,8 milyon insan büyük ölçüde hava ile ilgili afetler nedeniyle evlerinden ayrılmak zorunda kaldı. Yaklaşık 10 yıldır her yıl bu sayıda kişi afetler nedeniyle evini terk etmek zorunda kalıyor.

İnsanlar göçe zorlandı

Bu yer değiştirmeler esas olarak Güney Asya, Güneydoğu Asya ve Doğu Afrika’da ve aynı zamanda Avustralya ve ABD‘de yaşandı. İnsanların çoğu kendi ülkeleri içerisinde göç etti.

Rapor, ekonomik krizin ve koronavirüsten seyahat kısıtlamalarının felaketlerden etkilenen bölgelere yardım ulaştırılmasını yavaşlattığını belirtiyor.

 

 

‘Hak savunucusu Mavi Kalem kendi çalışanlarının hakkını ihlal ediyor’

Mavi Kalem Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği bünyesinde çalışan yaklaşık 20 kişiyi pandemiyi ve üzerinde çalışılan projelerin sona ermesini gerekçe göstererek işten çıkardı veya ücretsiz izne ayırdı.

26 Haziran 2020 tarihi itibariyle sendika üyesi sayısında yeterli sayıya ulaşarak toplu iş sözleşmesi yetkisi kazandıklarını belirten Sosyal-İş Sendikası ise yaşanan işçi hakları ihlalinin çalışanların sendika üyeliğine yönelik bir caydırma politikası olduğunu öne sürüyor.

‘İşveren sendika yeterliliğine itiraz etti’

Konuyla ilgili açıklama yayınlayan sendika, iş yerinde yeterlilik için örgütlenmelerini tamamladıktan sonra gerekli başvuruyu Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’na yaptıklarını işverenin ise asılsız gerekçelerle yetkiye itiraz ettiğini belirtti.

İşverenin uyguladığı baskıların bununla sınırlı kalmadığını belirten Sosyal-İş, “Hak temelli çalışan bir STK olduğunu iddia eden Mavi Kalem sendika üyesi çalışanlarına yönelik; çalışmalara dâhil etmeme, ayrımcılık, ötekileştirme, yalnızlaştırma, değersizleştirme, iş yükünü arttırma ve alanı dışında iş verme gibi uygulamalara gitmişti” açıklamasında bulundu.

‘Ücretsiz izin uygulaması etik değil’

Kâr amacı gütmeyen bir kuruluş olduğunu iddia eden Mavi Kalem’in kâr amacı güden kuruluşlar için yapılan ücretsiz izin düzenlemesini kullanmasının da etik olmadığını belirten sendika şu ifadeleri kullandı:

Pandemi gerekçe gösterilerek işten atılan ya da ücretsiz izne çıkarılan üyelerimizin çalıştığı projeler devam etmektedir. Üstelik ilgili üyelerimizin çalıştığı pozisyonların bir bölümü için yeni personel alımı da yapılmıştır.

Mavi Kalem: İddialar gerçek değil

Mavi Kalem’e yönelik tepkiler sosyal medyada büyürken dernek ise kendilerine yöneltilen suçlamalara karşı bir metin kaleme aldı. Çalışanlarını dönemsel proje bazlı çalıştıkları için işten çıkardıklarını belirten dernek, “Mavi Kalem ile sözleşme bağı olan herkes sözleşmesinin bitiminde tüm yasal haklarını alır ve sözleşme bitimini önceden bilir” dedi.

İşten çıkarmaların sendika üyeliği ile bir ilgisi olmadığını öne süren dernek, “Birlikte devam etmediğimiz ve halen çalışmakta olduğumuz arkadaşlarımız arasında hem sendika üyesi olan hem de olmayanlar vardır” ifadelerine yer verdi. Ancak açıklamada sendikanın toplu iş sözleşmesi yetkisine karşı neden itiraz ettiklerine dair bir bilgi sunulmadı.

Akyüz: Samimiyetsizlik durumu var

Yeşil Gazete’ye değerlendirmede bulunan Bilgi Üniversitesi’nde öğretim görevlisi Dr. Alper Akyüz Mavi Kalem’deki çalışanların başlattığı mücadelenin oldukça değerli olduğunu söyledi.

Hak savunuculuğu yapan yerlerin kendi çalışanlarının haklarını görmezden gelmesinin kabul edilemez olduğunu belirten Akyüz, “Burada bir samimiyetsizlik durumu var” ifadelerini kullandı.

‘İşverenler oyalama taktiği olarak kullanıyor’

Eğer Mavi Kalem’in söylediği gibi işçilerin sözleşme kapsamındaki yasal haklarını vererek işten çıkardıysa bunda bir sorun olmadığını belirten Akyüz, ancak işverenin hala neden sendikanın kazandığı toplu iş sözleşmesi yetkisini  tanımadığı sorusuna cevap veremediğini belirtti.

Benzer bir durumun Bilgi Üniversitesi yönetimi tarafından da uygulandığını hatırlatan Akyüz, “Biz 2018 yılında sendika yeterliliğine ulaştığımızda yönetim itiraz ederek iş mahkemesinde dava açtı. İki sene geçmesine rağmen hala sonuçlanmadı. İşverenler de bu yüzden bu itirazı bir oyalama taktiği olarak kullanıyorlar” dedi.

‘Sivil toplum kuruluşlarında çok yaygın’

Alper Akyüz, Türkiye’deki sivil toplum kuruluşlarında bu tarz olayların oldukça yaygın olduğunu belirtiyor. Birçok STK’da bu ihlallerin gizli kaldığına dikkat çeken Akyüz, doktora tezinde yaptığı bir saha araştırmasından yola çıkarak çalışanların kendilerini çalışandan çok gönüllü olarak gördüklerini ve işverenler tarafından da bu düşüncenin empoze edildiğini söylüyor.

‘Çalışanlar kendilerini yarı gönüllü olarak görüyor’

Araştırmasında kendisini en çok şaşırtan sonucun çalışanların haklarını bilmemesi olduğunu belirten Akyüz, “Çalışanlar kendisini ya yarı gönüllü olarak görüyor ya da kariyer peşinde biri olarak görüyor. Sendikalaşma, toplu iş sözleşmesi için baskı uygulamak gibi hakları olduğunu bilmiyor” ifadelerini kullandı.

Bir kesimin ise sendikaya üye olmaları durumunda işverenlerinin tepkisiyle karşılaşacaklarını düşündüklerini ve bu yüzden çekindiklerini söyleyen Akyüz, bu sebeple bu tarz kurumlarda çıkan mücadelelerin diğer kurumlara örnek olması için yakından takip edilmesi gerektiğini belirtiyor.

Hak temelli iş yapan sivil toplum kuruluşları için bu durumun kabul edilemeyeceğini ve önce kendi çalışanlarının güvenliğini sağlamaları gerektiğini belirten Akyüz, “Sözleşme için sendika hakkını bile beklemeden çalışanlarla birlikte masayı oturması ve çalışanlarının taleplerini dikkate alması gerekiyor” dedi.

Bunun dışında başarılı örnekler de bulunduğunu belirten Akyüz, Af Örgütü ve Toplum Gönüllüleri Vakfı gibi kurumların toplu iş sözleşmesi yaptıklarını hatırlattı.

‘Fonlar işçi hakkı gözetmiyor’

Alper Akyüz, sorunların bir kısmının da fon vericiler yüzünden kaynaklandığı görüşünde. Fon verenlerin yaklaşımının mümkün olan en az maliyetle işin yapılması olduğunu söyleyen Akyüz, şunları söyledi:

Bütçe pazarlığına oturduğunda ‘benim çalışanımın şu yan hakları olacak’ diyemiyorsun. Tazminat hakkını bütçeye koyamıyorsun. Bu sadece Türkiye’de değil bütün dünya çapında bir boşluk. Fonlar neoliberal dönemin bir yansıması.

Bu sorunun bireyler veya tek başına kurumlar üzerinden aşılamayacağını belirten Akyüz “Kurumların da bu mücadeleye ayıracak vakti olmuyor. En doğrusu bunu sendikaların başlatması” ifadelerine yer verdi.

Ancak burada da sendikaların az çalışanlı sivil toplum kuruluşlarıyla uğraşmak yerine Migros gibi çok çalışanlı yerlerde masaya oturmayı tercih ettiğini söylüyor.

Mavi kalem hakkında

1999 yılında Düzce’de deprem bölgesinde bir grup gönüllü ile çalışmalarına başladı. 2015’e kadar sadece gönüllülerle çalışan derken 2015 yılında kurumsallaştı.

2018 yılı itibariyle derneğin İstanbul (Fatih/Balat, Zeytinburnu, Esenyurt), Adana (Seyhan), Kocaeli (Gebze) olmak üzere üç ilde ofisi bulunuyor.

Mavi Kalem, kadınlar, çocuklar, afet ve acil durumlar konularında çalışmalar yürütüyor. Derneğin en uzun soluklu projelerinden birisi mülteci çocukların içinde bulundukları risk ve hassasiyetleri azaltmayı amaçlayan Çocuk Koruma Projesi. Bunun dışında kadınların toplumdaki yerini güçlendirmek için çeşitli projeler yürütüyor.

Fransız Büyükelçiliği’nden Paris Anlaşması’nın beşinci yılında yuvarlak masa toplantısı

İklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan Paris İklim Anlaşması‘nın beşinci yılında Fransa Büyükelçiliği, biyoçeşitlilik, iklim ve çevre konularının konuşulacağı bir yuvarlak masa toplantısı düzenliyor.

Fransa Türkiye Büyükelçisi Hervé Magro tarafından düzenlenecek toplantı 8 Aralık 2020 tarihinde yapılacak. Toplantıya biyolojik çeşitlilik, iklim ve çevre koruma alanlarında çalışan bilim insanları ve sivil toplum kuruluşları katılacağı gibi Fransa’nın çevre alanındaki büyükelçisi Yann Wehrling de orada olacak.

Institut Français İstanbul’da düzenlenecek program, Institut français Türkiye’nin YouTube kanalı, Fransa Büyükelçiliği ve Fransa’nın İstanbul Başkonsolosluğu’nun resmi Facebook sayfalarından canlı olarak yayınlanacak.

Programla ilgili detaylı bilgiler ise şöyle:

  • 17.00-17.10 Açılış: İklim ve biyoçeşitlilik hedeflerinin büyütülmesine doğru

Büyükelçi Y. WEHRLING ve  Hervé MAGRO

  • 17.10 – 18.00 Birinci Oturum: Fransa’da İklim İçin Vatandaş Sözleşmesi’nin teşviki ve sivil toplumun iklim için seferber edilmesi ile sivil toplumun birleşmesi için yenilikçi araçlar
    Konuşmacılar : Büyükelçi Yann WEHRLING, Zeynep Zaimoğlu, Ceren Pınar Gayretli, Sylvain BURQUIER
  • 18.00 – 18.50 İkinci Oturum: Biyoçeşitlilik ve iklim alanlarında çok taraflılık, dayanıklılık, Akdeniz Bölgesi sorunları ve Türkiye’de nesli tükenmekte olan türlerin korunmasına yönelik fon ve uluslararası işbirliği ile desteklenen toplu eylem örneklerine bir bakış. Paylaşılan bir çözüm gündemi için dersler ve perspektifler.
    Konuşmacılar : Büyükelçi Yann WEHRLING, Çağatay Tavşanoğlu, Hakan Gür, Ceren Pınar Gayretli, Aylin Akkaya

İstanbul Patriği I. Bartholomeos’un video mesajı

  • 18.50 – 19.00 Kapanış: İklim ve biyoçesitlilik COP’ları için perspektifler    Ekselansları Sn Büyükelçi Y. WEHRLING tarafından.

Paris İklim Anlaşması nedir?

2015 yılı sonunda kabul edilen Paris İklim Anlaşması, küresel ısınmanın bu yüzyıl sonuna kadar iki derecenin altında tutulmasını ve fosil yakıt kullanımını azaltarak yenilenebilir enerjiye yönelmelerini hedefliyor. Şu ana kadar 197 ülke bu anlaşmayı imzaladı.

Anlaşmanın yürürlüğe girmesi için ise ülkelerin bunu onaylaması gerekiyor. Dünyada bu anlaşmayı onaylamayan 10 ülke kaldı. Türkiye de o ülkelerden biri.