Ana Sayfa Blog Sayfa 1756

Almanya’dan Türkiye’ye veya Doğu Avrupa’ya gidecek olanlara uyarı

Almanya Sağlık Bakanı Jens Spahn, Noel ve yılbaşı tatilinde Türkiye ve Doğu Avrupa ülkelerine gidecek olanları uyardı ve ‘Tüm bu olan bitenden sonra gördüğüm Doğu Avrupa, Balkanlar ve Türkiye’ye hala çok sayıda memleket ve akraba ziyaretlerinin gerçekleşiyor olması’ dedi.

Ülkeye geri dönüşlere dikkat çekti

Ayrıca, Sphan ülkeye dönüşlerin pandemide yeni bir dalgaya yol açmaması için dikkatli olunması gerektiğini vurgulayarak şunları söyledi:

O nedenle mesela Bavyera eyaletinde bugün net bir biçimde test yaptırma yükümlülüğünün hayata geçirileceğinin söylenmesine müteşekkirim.”

Bavyera eyaleti, çarşamba günü riskli bölgelerden eyalete gelen tüm kişilere koronavirüs testi yaptırma zorunluluğu getirmişti.

Almanya’da koronavirüs sebebiyle hayatını kaybedenlerin sayısı 27 bin 968’e yükselirken, vaka sayısı da 1 milyon 554 bin 920 olarak açıklandı.

Worldometers‘ın verilerine göre, koronavirüs sebebiyle dünyada 1 milyon 727 bin 77 kişi hayatını kaybetti. 78 milyon 516 bin 787 kişi ise virüse yakalandı.

68 köpeğin ses tellerinin kesildiği raporla doğrulandı

Ankara Keçiören ilçesinde, ticari amaçla uygunsuz koşullarda beslenmeleri gerekçe gösterilerek Doğa Koruma ve Genel Müdürlüğü 4’üncü Bölge Müdürlüğü tarafından alınan 68 köpeğin ses tellerinin kesildiği Ankara Üniversitesi‘nin raporuyla kesinleşti. Köpeklerden dördünde yapılan incelemeler sonucu hazırlanan raporda, hayvanların ses tellerine yönelik birden fazla cerrahi işlem uygulandığı belirtildi. Hayvanlarda oluşturulan fiziksel hasar ve ses kaybının da kalıcı olduğu söylendi.

Rehabilitasyon merkezine teslim edildi

Keçiören Uyanış Mahallesi‘nde 2 Aralık tarihinde Doğa Koruma ve Genel Müdürlüğü 4’üncü Bölge Müdürlüğü ekipleri tarafından Cangül Ç.’nin uygunsuz koşullarda beslediği 68 köpeğe el konularak Keçiören Belediyesi Hayvan Bakım ve Rehabilitasyon Merkezi‘ne teslim edildi.

Hayvanların kafeslerin içinde olumsuz koşullarda ticari amaçla tutuldukları ve gürültü yapmamaları için ses tellerinin kesildiği iddia edildi. Hayvanların ses tellerinin kesilip kesilmediğine ilişkin inceleme yapan Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi Hayvan Hastanesi hazırladıkları raporda köpeklerin ses tellerinin kesildiğini belirtti.

Birden fazla cerrahi işlem uygulanmış olabilir

Ankara Üniversitesi Veteriner Fakültesi’nden Doç. Dr. Aytun Okan Şenel ve Araştırma Görevlisi Dr. Yusuf Şen tarafından hazırlanan raporda hayvanların hiçbirinde ses tellerinin olmadığı, ancak operasyonun sadece ses telleriyle bitmediği belirtildi.

Gırtlağın girişinde sağlı sollu olarak yer alan arytenoid kıkırdakların büyük oranda deforme edildiği, operasyon için gırtlak bölgesine ağız boşluğu içinden yaklaşıldığı, yutak ve gırtlak bölgesinde şiddetli doku hasarı oluşturan ve yüksek düzeyde ağrıya neden olan standart dışı cerrahi operasyonların uygulandığına dikkat çekildi.

Ayrıca, raporda hayvanların operasyonu birden fazla kez geçirdiğine dair bir saptamanın yapılamayacağını, ancak bölgedeki deformasyon sebebiyle her hayvanın birden fazla sayıda cerrahi girişime maruz kalmış olma ihtimalinin yüksek olduğu vurgulandı.

Ses kaybı kalıcı

Raporda, hayvanların ses kaybının kalıcı olduğu ve sağlık durumlarının iyi olmadığına dikkat çekilerek şunlar denildi:

Oluşturulan fiziksel hasarın ve ses kaybının kalıcı olduğu, üst solunum yollarında kalıcı hasar bulunduğu için hayvanların enfeksiyonlara ve diğer pek çok sağlık riskine yatkın olduğu, genel sağlık durumlarının zayıf olduğu, maruz kalınan uzun süreli travma ve geçirilen süreçte çevresel uyaran azlığı nedeniyle davranış terapisine gereksinim olduğu, hayvanların geri kalan yaşamları boyunca yakın gözetim altında ve özel ilgi ile bakımlarının güvence altına alınmasının zorunlu olduğu kanaatine varılmıştır.”

Hayvanları uygunsuz koşullarda beslediği için para cezası alan Cangül Ç. hakkında da bu rapor doğrultusunda adli işlem yapılacağı belirtildi.

Bakım ve tedavileri yapılan hayvanların ise sahiplendirilmeleri için çalışmalar başlatıldı.

Hrant Dink davasında son savunmalar ikinci gününde de devam etti

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink‘in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davada mütalaanın açıklanmasının ardından dün başlayan son savunmalar bugün beş sanığın daha savunmalarını yapmasıyla devam etti.

Dönemin İstanbul İstihbarat Şube müdürü Ahmet İlhan Güler, Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi polis Tevfik Cantürk, Samsun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli polisler Ahmet Çetiner, Ahmet Faruk Aydoğdu ve Samsun jandarma görevlisi Birol Ustaoğlu son kez savunmalarını yaptı.

Maddi manevi acı çektiğini söyledi

Duruşmada ilk olarak Samsun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli polis Ahmet Faruk Aydoğdu, üç ardışık arama yoluyla örgüt üyeleriyle görüştüğü suçlamasına ilişkin savunma yaptı.

Diken‘den Canan Coşkun‘un haberine göre, Aydoğan, bu görüşmelerden birinin eski eşinin kardeşinden geldiğini, diğerinin emrindeki bir askerin görüşmesi olduğunu, öteki aramanın da bir büfeden geldiğini söyledi. Ahmet Faruk Aydoğdu, dört yıldır bu davada maddi ve manevi acı çektiğini söyledi.

Güler’in savunması

Aydoğan’dan sonra Ahmet İlhan Güler savunmasını yaptı. Güler’e ihmali davranışla kasten öldürme suçlamasından beraat kararı verilmesi talep edilirken, savcı ise Güler’in FETÖ‘ye mensup sanıklarca cinayet öncesi kasıtlı olarak yeterince bilgilendirilmediğini savundu.

Ahmet İlhan Güler’in savunmasındaki bazı ifadeler şöyle:

Savcılığın bulguları, itiraflar, yapılan eylem ve işlemlerin tespiti bu olayın kurgulandığını, gerçekleşmesine uygun oluşturmak için itina gösterdikleri ve istihbarat uygulamaları ve görevleri kapsamında buna engel olacak bir şey yapabilme ihtimaline engel olmak için bilgi sakladıkları ama diğer yandan başında bulunduğum makamı sorumlu göstermek için altyapı oluşturdukları açıktır. Bunları yazan savcılık, artık benim görevi ihmal suretiyle kötüye kullanmış olduğumu iddia edemez. İddia ederse çelişkiye düşer.

Çünkü savcılık bu örgütün, zaten görev kapsamında bir şey yapılması gereğini ortadan kaldıracak ortam oluşturduklarını tespit etmekte ve bu tespite göre örgüt elemanlarına suçlamalar yöneltmektedir. Dolayısıyla zaten bu derece profesyonel bir suç örgütünün, savcılığın mütalaadaki suçlamasını bir an için kullanırsak görevi ihmal suretiyle kötüye kullanma ihtimalime imkan vermeyecek şekilde hareket ettikleri açıktır. Benim bu şekilde suçlanmam, terör örgütü mensuplarına yöneltilen suçlamaları zayıflatır, ki bu da doğru olmaz.

Güler’den sonra Samsun Terörle Mücadele Şube Müdürlüğü’nde görevli polis Ahmet Çetiner, Samsun jandarma görevlisi Birol Ustaoğlu ve Trabzon İstihbarat Şube Müdürlüğü görevlisi polis Tefik Cantürk son savunmalarını yaptı.

Savunmalara yarın da devam edilecek.

İstanbul’da ulaşıma zam: Taksi, minibüs ve dolmuş ücretlerine yüzde 11 zam geldi

Avrasya Gösteri Merkezi‘nde düzenlenen 2020 yılının son İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Ulaşım Koordinasyon Merkezi (UKOME) toplantısında ulaşıma zam kararı alındı.

Minibüs, taksi, dolmuş ücretlerine yüzde 11 zam önerisi oy çokluğuyla kabul edildi. Böylece minibüs ücretlerinde en kısa mesafe 2.50’den 2.75’e, en uzun mesafe de 3.70 TL’den 4 TL’ye çıktı.

Taksi açılış ücreti ise 5 TL’den 5.55 TL’ye, D segmentli taksiler ile C ve üstü segmentte elektrik motorlu taksiler için 5.75 TL’den 6.38 TL’ye, lüks taksilerde 8.50 TL’den 9.44 TL’ye çıkarılmış oldu.

Dolmuş ve minibüsten taksiye dönüşmek isteyen 1000 taksi plakası teklifleri de toplantıda görüşülen konular arasındaydı.

Daha fazla zam istendi

Sektör temsilcileri ise yapılacak zamları düşük buldu. Taksi ücretlerine yüzde 20 ve minibüs ücretlerine de yüzde 13 zam yapılıp indi-bindi ücretinin 3 TL olmasını talep ettiler. Ancak, bu talep kabul edilmedi.

İBB Genel Sekreter Yardımcısı Orhan Demir, İstanbullulara destek olmak için İstanbulKart ücretlerine zam yapmaktan vazgeçtiklerini söyledi.

Bergama yine ayakta: Kozak Yaylası’na çevre yolu diye maden yolu yapıyorlar

Video Haber: Elif Zeynep Özipekçi

İzmir’in tarihi kenti Bergama’da çevre yolu hazırlıkları yapılıyor. Belediye’nin açıklamasına göre bu yolun amacı, kentin en işlek caddesinin altından geçen tarihi tünelleri korumak. Yol, Bergamalıların yapımına karşı çıktığı madenin güzergahında olan Kozak Yaylası’ndan geçecek. Bergamalıların projeye güveni yok. Çevre Yolunun amacı tünelleri mi madenleri mi korumak?

Bergama Türkiye’nin en eski yerleşim yerlerinden. Antik kentin üstünde olduğu kadar altında da pek çok tarihi eser bulunduğu tahmin ediliyor. Şehrin en işlek caddelerinden İstiklal Meydanı’nın altından geçtiği düşünülen Selinos Antik Kanalları bugün yıkılma tehlikesiyle karşı karşıya. Meydandan geçerek Kozak’ta bulunan taş ocaklarına giden tır ve traktörler kanalların üzerine yük bindiriyor. Bu nedenle tünel tahrip oluyor. 

Türkiye’nin en zengin fıstık çamı havzası

Bergama Belediyesi tünelleri korumak için çalışma başlattı. Şehrin ortasından geçen bu yolun trafiği, fıstık çamlarıyla ünlü köy Kozak’a yapılacak çevre yoluna verilecek. Projenin Selinos Antik Kanalı’nı kurtarmak için yapıldığı söylense de çevre yolu için şimdiden 100’e yakın tarım arazisi kamulaştırıldı. Kaç ağacın kesileceği ise bilinmiyor.  

Bergama Çevre Platformu Sözcüsü Erol Engel’e göre yolun asıl amacı tünelleri korumak değil, burada yeniden işletmeye açılacak altın madene yük taşımanın kolaylaştırılması.  Yolun geçeceği köy, Türkiye’nin en zengin fıstık çamı havzası olan Kozak Yaylası’nda. Yayla ise bugünlerde maden tartışmalarıyla gündemde. İpek Holding’e ait Koza Altın İşletmeleri, Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu’na (TMSF) devredildikten sonra uzun zamandır izin verilmeyen kapasite artırımına izin alındı. Bu sayede yeni adıyla Çukuralan Altın Madeni‘nin, Dikili ve Kozak’a yayılmasının önü açıldı. İznin ardından bilirkişi raporu ve Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) olumlu raporu geldi. 

Bergamalıların açtığı dava sonucunda geçtiğimiz hafta ÇED raporu iptal edildi. Buna rağmen bölge halkı madenin raporun etrafından dolanarak yapılacağını düşünüyor.

Bergamalı çevreci avukat Serdar Sinan’a göre bu yolun Kozak’tan geçmesi bir zorunluluk değil. Sinan “Sadece tünellerin kurtarılması amaç olsa Bergama’nın üzerinden geçirilerek yol Bergama çatısında bitirilebilir” diyor. 

Bergamalılar tarım arazilerinin tahrip edilmesini istemiyorlar. Yıllar önce Ovacık Altın Madeni’ne karşı yapılan direnişler geçtiğimiz aylarda Kozak’ta canlanmıştı. Madenden vazgeçilmedikçe Bergama daha çok direnişe sahne olacak gibi görünüyor.   

Can Dündar’a toplam 27 yıl 6 ay hapis cezası verildi

MİT TIR‘larıyla ilgili hazırlanan habere Cumhuriyet Gazetesi‘nin Genel Yayın Yönetmeni olduğu dönemde yer verdiği gerekçesiyle yargılanan Can Dündar, ‘devletin güvenliği veya iç veya dış siyasal yararları bakımından niteliği itibarıyla gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek’ suçundan  18 yıl 9 ay ve ‘FETÖ / PDY Silahlı Terör Örgütünün hiyerarşik yapısına dahil olmamakla birlikte örgüte yardım etme’ suçundan ise 8 yıl 9 ay hapis cezasına çarptırdı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde kapalı görülen 13. celseye, yurt dışında bulunan Can Dündar ve avukatları duruşmaya katılmadı.

Dündar, MİT TIR’larının durdurulmasına ilişkin gizli kalması gereken bilgi ve fotoğraflara Cumhuriyet Gazetesi’nde yer verdiği sebebiyle 5 yıl 10 ay hapis cezasına çarptırılmış, Yargıtay tarafından bu karar bozulmuştu. Dündar’ın yargılanmasının sürdüğü bu davada toplam 27 yıl 6 ay hapis cezası verildi.

Cezalarda indirim yok

Mahkeme, duruşmadaki tutum ve davranışları, yargılama sürecinde yurtdışına kaçmış bulunması, halen firari olarak aranmakta olması, yargılama sürecinde sosyal medyada yayınladığı videolar ve yaptığı paylaşımlarla pişmanlık duymadığının anlaşılmasıyla yeniden suç işlemeyeceğini ilişkin olumlu kanaat oluşmaması gerekçeleriyle her iki cezada da indirim uygulamadı.

Tutuklanması isteniyor

Mahkeme, Can Dündar’ın uzun süredir firari olarak aranmakta olması ve kaçak kararı alınmasına rağmen yargılamaya katılmaması gerekçesiyle her iki suçtan da hükümle birlikte tutuklanmasına karar verdi.

Ayrıca, Dündar hakkında daha önceden çıkartılan kırmızı bülten ve iade talepnamesi işlemleriyle iadesinin istenilmesine karar verildi.

Can Dündar hakkında çıkarılan tutuklamaya yönelik yakalama emrinin infazı da aynen devam edecek.

Gizli kalması gereken bilgileri, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla açıklamak suçundan da yargılanan Dündar, yasal unsurları oluşmadığı gerekçe gösterilerek bu suçtan beraat etti.

Ne olmuştu?

İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma kapsamında, Can Dündar ve Cumhuriyet Gazetesi’nin eski Ankara Temsilcisi Erdem Gül, devletin gizli kalması gereken bilgilerini, siyasal veya askeri casusluk maksadıyla temin etmek ve açıklamak ve silahlı terör örgütüne üye olmamakla birlikte bilerek ve isteyerek yardım etmek suçlarından tutuklanmıştı.

İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi, yargılama sonunda Dündar’ı 5 yıl 10 ay, Gül’ü ise 5 yıl hapse mahkum etmişti.

İki gazetecinin dosyası daha sonra ayrılmıştı.

AİHM’in Demirtaş kararı: Hukukçular karar acilen uygulanmalı, Erdoğan bizi bağlamaz diyor

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi‘nin (AİHM), Hakların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerekildiğine dair karar vermesinin ardından konuyla ilgili açıklama yapan Demirtaş’ın avukatları kararın acilen yerine getirilmesi gerektiğine vurgu yaparken, Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan kararın kendilerini bağlamayacağını söyledi. Kararla ilgili değerlendirmelerde bulunan Selahattin Demirtaş ise yok edilen demokrasinin faturasının 83 milyonun ödediğini söyledi.

‘Karar beni mutlu etmedi’

AİHM’in kendisine yönelik kararını değerlendiren Selahattin Demirtaş, ‘Bu karar, Türkiye’de hukuk ve adalet sisteminin bizzat Hükümet eliyle çökertildiğinin de tescilidir’ dedi ve kararı şöyle yorumladı:

Dört yıldır hukuk dışı bir şekilde siyasi rehine olarak içeride tutulmama rağmen bu karar beni sevindirmemiş, mutlu etmemiştir. Aksine üzgünüm. Bu karardan dolayı gerçekten üzgünüm. Çünkü ortadan kaldırılan demokrasinin, yok edilen hukukun ve adaletin faturasını sadece ben ödemiyorum, 83 milyon yurttaşımız en ağır şekilde ödüyor. (Zevk, sefa ve şatafatla yaşamaya devam eden bir milyon kişiyi bilerek saymıyorum.)

On milyonlarca işsiz adına, açlık sınırının altında yaşam mücadelesi verenler adına üzgünüm. Demokrasi ve barışın yokluğundan nefessiz kalanlar adına, ülkesini terk etmek zorunda bırakılanlar adına çok üzgünüm.

‘Umudunuzu yitirmeyin’

Demirtaş, ‘umudunuzu yitirmeyin’ diyerek şunları söyledi:

Madem bu ülke hepimizin, madem bu Cumhuriyet hepimizin, o halde Türk, Kürt demeden, Alevi, Sünni demeden, el ele, bu toprakları cennet yapacağız diyenlere inanıyorum. İktidar ve ortaklarının akılalmaz korkunçluktaki nefret dillerine kulaklarını tıkayıp, onlara gözlerini kapayıp barışın, sevginin ve kardeşliğin dilini konuşanların o güzel yüreklerine güveniyorum.

Umutluyum. Çünkü ben, halkı aptal yerine koyanlara büyük bir ders verileceğini, hepsinin tarihin tozlu raflarına kaldırılacağını biliyorum.

Az kaldı. Üzülün, öfkelenin ama çalışın, çabalayın, mücadele de edin ve umudunuzu asla yitirmeyin. Unutmayın, mutlaka kazanacağız!

AİHM’in kararı gereği Ankara, Selahattin Demirtaş’a 3 bin 500 euro maddi ve 25 bin euro da manevi tazminat ve 31 bin 900 euro mahkeme masrafı ödeyecek.

‘Karar bizi bağlamaz’

Hürriyet‘ten Gizem Karakış‘ın haberine göre, Cumhurbaşkanı Erdoğan, AK Parti Merkez Yürütme Kurulu (MYK) toplantısı AİHM’in kararını şöyle değerlendirdi:

AİHM terörle ilgili Türkiye’den giden her kararı onaylıyor. Daha kendi mahkemelerimizden bir karar çıkmadı. İç hukuk yolları tüketilmeden bu kararı alıyorlar. Türkiye aleyhine hareket ediliyor. Kendi adamlarını koruyorlar. Bu karar bizi bağlamaz.

AK Parti Sözcüsü Ömer Çelik de kararlar ilgili ‘hukuk sistemimiz gerekçeli kararı değerlendirecek’ dedi.

Avukatlardan ortak açıklama

Selahattin Demirtaş’ın avukatları da yaptıkları açıklamayla kararın gereğinin yerine getirilmesi gerekildiğini belirterek şunları vurguladı:

Sadece Türkiye için değil Avrupa Konseyi üyesi tüm devletler açısından pek çok ilki barındıran ve AİHM tarihinin en ağır ihlal kararlarından biri olan bu karar doğrultusunda müvekkilimizin derhal serbest bırakılması ve beraat etmesi gerekmektedir.

Hükümeti, AİHS’nin 46. maddesi uyarınca kesin ve bağlayıcı olan bu kararın gereklerini ivedilikle yerine getirmeye çağırıyoruz.”

‘Karar, sadece serbest bırakılmasını söylemiyor’

T24‘ün haberine göre, Eski AİHM Yargıcı Rıza Türmen, kararın sadece Demirtaş’ın serbest bırakılmasını değil bunun zaten yapılması gerektiğini vurguladığını dikkat çekerek şu değerlendirmelerde bulundu:

Karar sadece Demirtaş’ın hemen serbest bırakılması gerektiğini söylemiyor. Bunu zaten yapması gerektiğini vurguluyor ve daha sonra 2016’daki dokunulmazlıkların kaldırılmasına ilişkin anayasa değişikliğini değerlendiriyor. AİHM, bu anayasa değişikliğinin, öngörülebilir ve temel unsurlardan yoksun olduğunu vurguluyor. Bütün tutuklu vekiller için de sonuç doğurması, kapı açması olası bu yorumla.”

‘Orman yangınlarının sayısı da etkisi de arttı, bitki göçü başladı’

Video Haber: Nalin Öztekin

2020 yılının ilk aylarından itibaren Türkiye’nin hemen hemen her bölgesinde orman yangınları meydana geldi. Kamuoyuna bu konuda yansıyan resmi açıklamalar kimi zaman tartışmalara neden oldu kimi zaman da konu özünden koparılarak polemiklere sıkıştırıldı.

Peki son bir yılda yaşanan bu yangınların sonuçları gezegenimizi ve bireysel yaşamlarımızı nasıl etkileyecek? Uzmanlar neler söylüyor?

2021 yılı Cumhurbaşkanlığı Yıllık Programı’nda orman yangınları, ormancılık faaliyetleri ile bu alandaki hedeflere yer verilirken şu veriler paylaşıldı: Orman yangınlarında zarar gören alan miktarı bu yıl 2019’a göre arttı. Geçen yıl meydana gelen 2 bin 668 orman yangınında 11 bin 332 hektarlık alan tahrip olurken, bu yıl ekim ayı itibarıyla 2 bin 957 yangında toplam 16 bin 441 hektarlık alan zarar gördü. İstanbul Orman Bölge Müdürlüğü verilerine göre ise İstanbul ormanlarında 2020 yılının ilk 10 ayında 143 yangın çıktı. Geçen yıl bu dönemde 158 yangın ve 35 hektar ormanlık alan yanmıştı. Bu yıl ise 143 adet orman yangını çıktı, toplamda 62 hektar alan ormanlık alan zarar gördü.

Türkiye’de son beş yılda yanan orman alanlarının büyüklüğünün 55 bin futbol sahasına eşit olduğu bu veriler ışığında belirtilen bilgilerden biri. Yanan bir alanın eski haline dönmesi ise yaklaşık 20 yıl sürüyor. Yangınların çıkış sebebine baktığımızda ise istatistikler şöyle:

Orman yangınlarının yüzde 17’si ihmal ve dikkatsizlik, yani mangal ateşi ya da söndürülmemiş ateş kaynaklı. Yüzde 3’ü kasıtlı, yüzde 80’ni de faili meçhul yangınlar. Ancak uzmanların bu noktada hem itirazları hem de uyarıları var.

Yanan alanlar 3000 hektarı geçti

İstanbul Üniversitesi Orman Fakültesi öğretim görevlisi Prof. Dr. Doğanay Tolunay söz konusu rakamların çok daha büyük olduğunu söyledi:

“Ekim sonu veya kasımın ortasına kadar çıkan yangınların etkilediği alanların 3000 bin hektarı geçtiğini söyleyebilirim. Tam rakamları Orman Genel Müdürlüğü de henüz açıklamadı. Geçen yıl yanan alanların kabaca iki katı yandı diyebiliriz. Üstelik bu yıl yangınlara uçakla da müdahale edildi, ki geçen yıl bu yapılamamıştı. Buna rağmen çok sayıda yangın çıktı. Özellikle Akdeniz ve Güneydoğu Anadolu bölgesinde ciddi yangınlar görüyoruz. Hatta Hatay yangını evlere kadar sıçradı.”

Nedenleri kuraklık, aşırı sıcak ve orman içi tesisler

Tolunay, bu sene yaşanan ekstrem durumunun başlıca sebebinin kuraklık olduğunu, hava sıcaklarının mevsim normallerinin çok üzerinde seyrettiğini belirtti. Kuraklık nedeniyle ağaçların zamanından önce de kuruyarak yanıcı madde yükünü arttırdığına işaret eden Tolunay’a göre, orman yangınlarının çıkış nedenleri ve müdahale sistemleri konusunda doğru bilinen yanlışlar ise şöyle:

“Yangın çıkış sebeplerine baktığımızda büyük çoğu yine insan hatasından kaynaklanıyordu. Mesela Gelibolu yangını anızdan çıkmıştı. Yangınların yaklaşık yarısının çıkış nedeni fail meçhul diye geçiyor; bu da kafa karıştırıcı. Aslında orman içinde RES, çöplük, elektrik nakil hattı ve hidroelektrik santral gibi birçok tesis var. Bunlardan çıkan yangınların izmaritten, piknikten daha fazla olduğunu görüyoruz. Orman içindeki tesislerde çıkabilecek yangınlarda belki can kayıpları göreceğiz.

Bir yandan da yangın personeli dediğimiz işçilerin sayısında da ciddi azalmalar var. Bu kişilerin mayıs ayından önce alınması gerekiyor ki yangın sezonunda hazır olsunlar ama bu sene bazı illerimizde ağustos ayında yangın mevsiminin ortasında alınabildiler. Nedeni belki pandemi belki mali krizler bilemiyoruz.”

“Her metrekare yaşamdan giden bir değer’

Sene boyunca meydana gelen orman yangınlarının uzun vadedeki etkilerini değerlendiren, aynı fakültenin bir diğer öğretim görevlisi, Yüksek Orman Mühendisi Doç. Dr. Cihan  Erdönmez de şunları kaydetti:

“Orman yangınlarının çok büyük maliyeti var. Bir ekosistem yok oluyor, sadece ağaç, odun kaybı olarak bakmamak gerekiyor. Her kaybettiğimiz metrekare yaşamımızdan giden bir değer anlamına geliyor. İklim değişikliği ile orman yangınlarının artışı bununla da bitkilerin göçü başlayacak, hatta başladılar bile. Sıcaklık arttıkça bitkiler Kuzey’e ve yüksele doğru göç ediyorlar.”

‘Artık bütün yıl yangın sezonu sayılır’

Resmi verileri ve yangın çıkış nedenlerini değerlendiren Erdönmez, 2019 yılında çıkan yangınların 46’sının kaynağının sigara, 28’inin kaynağının piknik faaliyetleri,  94’ünün kaynağının ise enerji tesisleri olduğunu belirtti.

Orman Genel Müdürlüğü’nün artık yangın sezonu kavramını bir kenara bırakması gerektiğini de söyleyen Erdönmez, bütün bir yılın artık yangın sezonu olarak tanımlanabileceğini ve ayrıca bir yangın filosu edinilmesi gerektiğini vurguladı

Çevre sorunları Türkiye’de hiçbir zaman öncelik olmadı’

Türkiye’nin ekoloji politikalarını değerlendiren Erdönmez, şöyle konuştu:

“Çevre politikalarıyla kalkınma politikaları daha doğrusu ekonomik büyüme politikaları çelişiyor. Dünyadaki birçok ülke bunu göze alamıyor; Türkiye hiç göze alamıyor. Çevre sorunları Türkiye’nin son 20-30 yılında hiçbir zaman öncelik olmadı. İklim politikaları açısından baktığımızda Türkiye hala kömürle çalışan santralleri teşvik ediyor. Dünya’nın nükleerden vazgeçtiği süreçte biz nükleer enerjiye yatırım yapıyoruz. Ormanlara dönecek olursak orman ekosisteminin bu kadar yaşamsal olduğu açıkken üç kuruşluk madencilik faaliyetleri devam ediyor. Bakın Kazdağları örneği.. Altın olmasa ölür müyüz? Ama orman olmazsa ölüyoruz, gezegenin sonu geliyor.Ayrıca Türkiye gibi 83 milyondan vergi toplayan bir ülke için 5-10 bin orman işçisini çalıştırmak dert değil ama bakış açısı önemli.”

Yayın hayatına henüz yeni başlayan Olay TV’nin kapatılacağı iddiası

30 Kasım tarihinde yayın hayatına tekrar başlayan Olay TV‘nin sahibi Cavit Çağlar‘ın tehdit edildiği, bu sebeple kanalın kapatılacağı iddia edildi. Kanalın genel yayın yönetmeni Süleyman Sarılar, söylenenlerin iddia boyutunda olduğuna dikkat çekti.

Kayyım atanmak istendi

İstanbul Milletvekili ve gazeteci Ahmet Şık, Twitter hesabından yaptığı paylaşımda Cavit Çağlar’ın Tasarruf Mevduatı Sigorta Fonu (TMSF) eliyle şirketlerine el konulmakla tehdit edildiği söyledi:

Saray Rejimine rüştünü ispatlamış bazı Kanal7 çalışanları, Saray görevlilerince televizyon kanalına yönetici (=kayyım) olarak atanmak istendi. Çağlar talepleri kabul etti ancak ortağı Hüseyin Köksal reddetti.

Bazı isimler atılmak istendi

Şık, kanaldaki bazı programların sarayda huzurluk yarattığını, Halkların Demokratik Partisi‘nin (HDP) grup toplantısının canlı yayınlanması üzerine tehdit ve şantajların devreye girdiğini, kanaldaki bazı isimlerin de atılmasına için bir isim listesinin gönderildiğini açıkladı:

Saray’dan, OlayTV’ye atanan kayyımlar listesinin yanı sıra Süleyman Sarılar ve Nevşin Mengü başta olmak üzere atılacak kişiler listesi de gönderildi.

Saray tarafından belirlenen Kanal7, Ülke TV ve Star’dan seçilen kayyımların OlayTV’nin mevcut yöneticilerinin yerine görevlendirilmeleri istendi. Yayın yönetmeninden, Ankara temsilcisine, haber merkezi yöneticilerine kadar herkesin işten çıkarılması istendi.

Kanal, başka bir isimle yoluna devam edebilir

Ahmet Şık, OlayTV’nin başka bir isim ve frekansla yayın hayatına devam edebilmesi için görüşmeler yapıldığını aktardı:

Anlaşmazlık üzerine Çağlar, OlayTV ve bağlı şirketin tüm isim haklarını ve sahip olduğu frekansı da alarak çekilme kararı aldı. Artık OlayTV adını kullanamayacak olan kanalın başka bir isimle farklı bir frekansla yayın hayatına devam edebilmesi için görüşmeler yapılıyor.

‘Söylenenler iddia boyutunda’

Independent Türkçe‘den Can Bursalı‘nın haberine göre, kanalın genel yayın yönetmeni Süleyman Sarılar ‘Resmi açıklama yapılana kadar tüm söylenenler iddia boyutunda’ dedi.

25 Aralık’ta kanal kapanabilir

Bursa merkezli Olay TV, 1 Kasım 2019 tarihinde yayın hayatına son vermişti. Kanal, merkezini İstanbul‘a taşıdıktan sonra ise 30 Kasım’da yayın hayatına tekrar başlamıştı. Kanalın 25 Aralık tarihinde kanacağı iddia ediliyor.

Ordu’da botanik park, şehir hastanesi yapılacağı gerekçesiyle yok edildi

Ordu‘nun merkez ilçesi Altınordu Eski Pazar mevkiinde, AKP‘li belediye tarafından 2016 yılında 15 milyon TL’ye mal edilen, şehir hastanesi yapılacağı iddiasıyla yıkılan 116 dönümlük botanik parkta şimdi hayvanlar otluyor.

Ordulular ise kamu malının zarara uğratıldığını düşündükleri için duruma oldukça tepkili. Arazi, Ordu Üniversitesi tarafından tahsis edilmiş, imar değişikliği için yapılan itirazlar ise reddedilmişti.

‘Botanik park yok edildi’

ANKA‘dan Berkay Varol‘un haberine göre, Ordu Çevre Derneği (ORÇEV) Başkanı Ertuğrul Gazi Gönül, imar değişikliğine itirazda bulunduklarını ancak kabul edilmediğini belirtip botanik parkın yok edildiğini söyledi:

Botanik Park’a şehir hastanesi yapılması dillendirilmeye başladığında dernek olarak tepkimizi dillendirdik. İmza kampanyaları yaptık. Botanik Park’a dernek ve sendikaları, partileri davet ederek 16 Mayıs 2017 yılında ortak basın açıklaması yaptık. İmar değişikliğine itirazımızı yaptık. İtirazımıza 27 Aralık 2018 tarihinde verilen yanıtta itirazımızın incelendiğini ve kabul edilmediği bildirildi. 15 milyon TL çöpe gitti. Bu halkın parasıydı. Toprağa gömüldü. Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin plansız yaptığı işlerin cezasını halk çekiyor. Bizim paralarımız gereksiz, anlamsız harcanıyor. Artık burada hayvanlar otluyor. Burası, Ordu’nun ilk kuruluş yeri. Tarihi cami ve hamam var. Botanik Park yok edildi.”

Hastane şimdi başka yere yapılmak isteniyor

Ekoloji Birliği Eş Sözcüsü ve ORÇEV Yönetim Kurulu Üyesi Coşkun Özbucak, hastanenin şimdi başka bir yere yapılmasının planlandığını, botanik parkın yeniden yapılması gerektiğini dikkat çekti:

Ordu halkı tepki gösterdi ama Ordu Büyükşehir Belediyesi burasını kullanılmaz hale getirdi. Şehir hastanesine de karşı çıktık, buranın yok edilmesine de. Bedava yer aradılar ancak 15 milyonu çöpe attılar. Ordu halkının yeşil alana gereksinimi var. Şimdi hastane başka yere yapılması planlanıyor ancak burasının ne olacağı belli değil. Atıl durumda duruyor. Burası yeniden yeşil alan olmalı, Botanik Park yeniden yapılmalıdır. Şu an burası koyunlar, inekler için otlatma alanı olmuş. Ordu için nefes alacak yeri yok ettiler. Burası yeniden yapılarak Ordu halkının kullanımına sunulmalı.”

‘Bizim paramız harcandı’

Türkiye Üretici Köylü Sendikası (Tüm Köy Sen) Ordu Şube Başkanı Zekai Sağra ise 15 milyon TL’nin boşa gittiğini söyleyerek şu açıklamalarda bulundu:

Tüm Köy Sen Ordu Şubesi ve Ordu’daki sivil toplum kuruluşlarıyla birlikte ortak basın açıklaması yaptık. Ben de bu bölgenin insanıyım. Ordu Büyükşehir Belediyesi’nin o dönemdeki yönetimi burayı yok etti. Bizim paralarımız harcandı. 15 milyon çöpe gitti. Şimdi yıkık dökük biçimde duruyor.”