Ana Sayfa Blog Sayfa 1757

AİHM kararını verdi: Selahattin Demirtaş derhal serbest bırakılmalı

Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi Büyük Dairesi (AİHM), Hakların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel başkanı Selahattin Demirtaş’ın tutukluluğuna ilişkin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi‘nin beş maddesinin ihlal edildiğine ve Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğine karar verdi. Böylece Türkiye, ilk kez AİHM Büyük Daire tarafından, siyasi nedenlerle tutuklama kararı verildiği gerekçesiyle mahkûm oldu. 

AİHM Büyük Dairesi, cezaevinde bulunan Demirtaş ile ilgili 2018 yılında verilen ‘Serbest bırakılmalı’ kararına ilişkin Ankara tarafından yapılan temyiz başvurusunu bugün karara bağladı.

17 yargıçtan oluşan Büyük Daire, 15’e karşı iki oyla Demirtaş’ın derhal serbest bırakılması gerektiğine karar verdi. Yüksek Mahkeme Demirtaş’ın tutukluluğunun hukuki değil siyasi olduğundan hareketle Türkiye’nin Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin 18. Maddesini ihlal ettiğine hükmetti ve tutukluluğun derhal sonlandırılması için tüm önlemlerin alınmasına karar verdi.

Türk yargıç Saadet Yüksel, karara muhalif kaldı. Selahattin Demirtaş’ın avukatları ise müvekkillerinin tahliyesi için yarın başvuru yapmaya hazırlanıyor

Türkiye ayrıca Sözleşme’nin şu hükümlerini ihlal etmekten de mahkum edildi: 10. maddedeki ifade özgürlüğü; 5/1. ve 5/3. maddelerindeki özgürlük ve güvenlik hakkı; 5/4. maddesindeki tutuklamanın gerekçeye dayanması ve makul sürede yargılanma hakkı; 3/1. maddedeki seçme ve seçilme hakkı.

Benan Molu: Demirtaş’ın rehin tutulduğu tescillendi

Demirtaş’ın avukatların Benan Molu, kararla ilgili Twitter hesabından şu paylaşımlarda bulundu:
 
İHAM Büyük Dairesi, Selahattin Demirtaş ile ilgili tarihi bir kararla Demirtaş’ın derhal serbest bırakılmasına vermiştir. Bu kararla, müvekkilimiz hakkındaki bütün suçlamalar boşa çıkmış, müvekkilin 4 yıldır siyasi sebeplere bağlı rehin tutulduğu tescil edilmiştir.
İHAM’ın 2018 tarihli ilk kararından sonra ileri sürülen “karar kesin değil” bahanesi ortadan kalkmıştır. Bu karar, kesin ve bağlayıcıdır. Türkiye yargısının, “karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz” anlayışına kapılmadan Demirtaş’ı derhal serbest bırakması gerekmektedir.”
İHAM, Demirtaş’ın ikinci tutukluluğunun, ilk tutukluluğunun devamı niteliğinde olduğunu vurgulamış. Hükümet’in Kavala da olduğu gibi “İHAM kararıyla ikinci tutukluluk arasında bağ yok” argümanını da çökertmiş oldu. Derhal tahliye ve beraate imkan veren tarihi bir karar.”
Selahattin Demirtaş, 4 Kasım 2016 tarihinden beri Edirne F Tipi Cezaevi‘nde tutuklu bulunuyor.

Ne olmuştu?

AİHM, 2018’de verdiği kararda, Türkiye’nin hak ihlali yaptığına hükmetmiş, Demirtaş’ın, siyasi nedenlerle cezaevinde tutulduğunu belirterek, ilk kez Türkiye’yi Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin konuya ilişkin 18. maddesinden mahkûm etmişti.

Karara rağmen, tahliye edilmeyen Demirtaş hakkında önce İstanbul’daki bir başka davasında verilen ceza onandı. Bu cezaya ilişkin infaz süresini tamamlayan Demirtaş, AİHM’ye taşıdığı ana dava dosyasında da var olan Kobani olayları nedeniyle açılan ayrı bir soruşturmadan yeniden tutuklandı. Ana davada ise bu tutuklama kararının hemen ardından tahliye kararı verildi.

Çıplak aramayla ilgili paylaşım yapanlara soruşturma

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı polis merkezleri ve cezaevlerinde çıplak arama yapıldığını iddia edenlerle ilgili soruşturma başlattığını duyurdu.

Yapılan açıklamada, “Basın yayın kuruluşlarında ve sosyal medyada polis merkezleri ve cezaevlerinde çıplak olarak arama yapıldığını iddia eden kişilerin, FETÖ silahlı terör örgütünün Türkiye Cumhuriyeti Devleti ve Anayasal düzenine yönelik hedeflerini meşru göstermek ve bu hedef lehine kamuoyu oluşturmak amacıyla kasıtlı olarak paylaşımlarda bulunduğu şüphesini destekleyen emarelerin tespit edilmesi üzerine Ankara Cumhuriyet Başsavcılığımızca resen soruşturma başlatılmıştır” denildi.

Neler yaşandı?

HDP Kocaeli Milletvekili ve TBMM İnsan Haklarını İnceleme Komisyonu Üyesi Ömer Faruk Gergerlioğlu‘nun, Uşak Emniyet Müdürlüğü‘nde üniversite öğrencisi 30 kadının çıplak aramaya maruz bırakıldığını söylemesi kamuoyunda tartışmalara yol açmıştı.

Gergerlioğlu’nun Meclis kürsüsünden de ülke çapında çıplak arama iddialarını dillendirmesinin ardından sosyal medyada #CiplakAramayaSessizKalma etiketiyle kampanya başlatıldı.

Birgün’ün haberine göre birçok kadın çıplak aramaya maruz kaldıklarını iddia eden Tweet’ler attı. AKP Grup Başkanvekili Özlem Zengin de çıplak arama iddialarının doğru olmadığını ileri sürdü.

Kılıçdaroğlu da gündeme getirdi

Çıplak arama tartışmalarına CHP lideri Kemal Kılıçdaroğlu da partisinin grup toplantısında değinmişti. Kılıçdaroğlu, “Üniversite öğrencilerini hangi gerekçeyle çırılçıplak arıyorsunuz? Bunun yalan olduğu ifade edildi ama gerçek olduğu çıktı ortaya” dedi.

Özlem Zengin’in iddiaların doğru olmadığı açıklamasına tepki gösteren Kılıçdaroğlu,”‘Türkiye’de çıplak arama olduğuna asla inanmıyorum’ diyor. Oysa var, üstelik yıllardır var. Yöneten devletin nasıl yönettiğinin farkında değil. Kız çocuklarını, kadınları çırılçıplak soyup arıyorsunuz. Yönetmelikle yapmışsınız bunu. Bu yönetmeliğin kaldırılması için çaba harcadık. Şimdi siz bu hareketinizle üniversitedeki kız çocuklarını kazanacağınızı mı düşünüyorsunuz? Adalet sağladığınızı mı düşünüyorsunuz? Emin olun anlamakta zorluk çekiyorum. Eğer çıplak aramayı kaldırırlarsa biz her türlü desteği vermeye hazırız” ifadelerini kullandı.

Yunusları öldüren hastalığın sebebinin iklim krizi olduğu ortaya çıktı

ABD ve Avustralya’dan bilim insanlarının yaptığı çalışma, kıyı yunuslarının cildinin yüzde 70’ini kaplayabilen ölümcül hastalığın iklim değişikliğiyle bağlantılı olduğunu ortaya çıkardı.

Hastalık ilkin 2005’te meydana gelen Katrina Kasırgası’ndan sonra New Orleans yakınlarında bulunan yaklaşık 40 şişe burunlu yunus üzerinde tespit edilmişti. Ancak bilim insanları, hayvanların vücutlarında parça parça ve kabarık cilt lezyonları meydana getiren hastalığın sebebini bulamamıştı.

Sudaki tuz oranında ani değişim

Independent Türkçe’nin aktardığına göre daha önce ABD’nin Louisiana, Mississippi, Alabama, Florida ve Teksas eyaletleriyle Avustralya’daki yunuslar arasında ciddi salgınlar yaşanmış, bu bölgelerde sudaki tuz oranın ani ve büyük miktarda düşüşün ortak faktör olduğu tespit edilmişti.

Çünkü kıyı yunusları, deniz habitatlarındaki tuzluluk oranında yaşanan mevsimsel değişikliklere alışkın olsa da tatlı suda yaşamıyor.

İlk vaka tanımı yapıldı

Phys.org’un aktardığına göre, bu çalışmayla, yunuslarda tatlı sularda gerçekleşen cilt hastalığının ilk vaka tanımı gerçekleşti. Zira iklim değişikliği, suda tuz oranının azalmasına sebep oluyor.

Kasırga ve siklon gibi hava olaylarının artan şiddeti ve sıklığı, özellikle de kuraklık koşullarından önce yaşanıyorsa, alışılmadık miktarda yağmur suyu meydana getiriyor. Bu durum, kıyı sularını tatlı suya dönüştürüyor.

Yunuslarda salgınlara sebep oluyor

Tatlı su koşulları, Harvey ve Katrina gibi şiddetli kasırgalardan sonra aylarca sürebiliyor. İklim bilimciler, artan sıcaklıklarla birlikte bunlar gibi hava olaylarının daha sık meydana geleceğini ve sonuç olarak yunuslarda daha sık ve şiddetli salgınlara yol açacağını tahmin ediyor.

Çalışmayı gerçekleştiren ekipten The Marine Mammal Center’ın baş patoloji uzmanı Dr. Padraig Duignan, hastalığın 2005’ten beri yunusları öldürdüğünü, sorunu nihayet tanımlayabildikleri için mutlu olduklarını söyledi ve şöyle devam etti:

Bu yıl Meksika Körfezi’ndeki rekor sayıda kasırga sezonu ve iklim değişikliği sebebiyle dünya çapında meydana gelen daha yoğun fırtına sistemleri yüzünden yunusları öldüren bu tahrip edici salgınlardan daha fazlasını görmeyi kesinlikle bekleyebiliriz.

Uzun vadeli görünüm iç açıcı değil

Çalışma, Avustralya’nın güneydoğusundaki nesli tükenme tehdidi altındaki Burrunan yunusunu (Tursiops australis) halihazırda etkileyen salgın için de önem arz ediyor. Zira uzmanlar, hastalıktan etkilenen hayvanları teşhis ve tedavi etmek için gereken bilgileri bu sayede sağlayabilir.

Hastalıktan muzdarip yunusların uzun vadeli görünümü şu an hiç iç açıcı değil. Özellikle tatlı suya maruz kalan hayvanlarda durum çok daha kötü.

Dr. Duignan, artan okyanus sıcaklıklarının bütün deniz memelerini etkilediğini belirtti. Habitat kaybı ve bozulması sebebiyle zaten tehdit altında olan kıyı yunusu topluluklarının, feci hastalığa yol açan faktörlerin bulgularla hafifletilebileceğini ekledi. Çalışma 15 Aralık’ta saygın bilim dergisi Scientific Reports’ta yayımlandı.

Sivil toplumu hedef alan ‘kitle imha silahları’ torba kanununa karşı kampanya başlatıldı

Türkiye Büyük Millet Meclisi‘nde (TBMM) görüşülen ve perşembe günü de Genel Kurul‘a gelmesi beklenen ‘Kitle İmha Silahlarının Yayılmasının Finansmanının Önlenmesine İlişkin Kanun Teklifi‘ne yönelik açıklama yapan İnsan Hakları Ortak Platformu (İHOP) yapılacak düzenlemeyle çok ciddi hak ihlalleri yaşanacağını belirtti. Kanun teklifiyle ilgili açıklamalarda bulunan CHP İstanbul Milletvekili İbrahim Kaboğlu da teklifin anayasaya aykırı olduğunu vurgulayarak, temel hak ve özgürlükleri daha da geriye götüreceğini söyledi.

Adalet Komisyonu‘nda gündeme alınan ve 19 Aralık 2o2o tarihinde aynı komisyonda görüşülmüş ve TBMM Genel Kurulu’na sevk edilmişti. 

‘İçişleri Bakanlığı kayyım atama hevesinde’

Kaboğlu, kanun teklifinin anayasa ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olduğunun altını çizerek İçişleri Bakanlığı‘nın derneklere kayyım atama hevesinde olduğunu söyledi:

Öyle ki derneklere ilişkin maddeler, teklifin adına uygun düşen maddelerden daha uzundur. Derneklere ilişkin madde önerileri, dernek özgürlüğünün güvencelerini pekiştirmek şöyle dursun; Anayasa’ya ve İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne çok yönlü olarak aykırıdır. Belediyelere halk iradesini tanımadan kayyım atayan, muhalif belediyeler üzerindeki vesayet yetkisini kötüye kullanan İçişleri Bakanlığı, bu teklifle, derneklere de kayyım atama hevesini ortaya koymaktadır. Yine mal varlığına el koymaya ilişkin öneriler de, Anayasa madde 35 ve İHAS 1 no’lu Ek Protokol madde 1’e aykırılık teşkil etmektedir.

Sivil toplumda yaşanacak değişiklikler

İHOP’un açıklamasında ise kanun teklifindeki son iki maddenin yürürlükte olduğu ve amaca yönelik sadece altı maddenin düzenlendiği belirtildi. Geri kalan 35 maddenin ise temel gerekçeyle doğrudan bir ilgisinin olmadığı söylendi.

Yardım Toplama ve Dernekler Kanunları‘nda yapılan değişiklikler ile mevcut dernek ve vakıfların yardım toplama faaliyetleri ve örgütlenme özgürlüğünün ciddi boyutlarda etkileneceği, sivil toplum kurumları devre dışı bırakılacağı vurgulandı. Teklifte yapılan düzenlemeyle şunların yaşanabileceği belirtildi:

  • Türk Medeni Kanunu (TMK) uyarınca hakkında soruşturma açılan bir kişi nedeniyle bir derneğin yönetimine el konulabilecek.
  • Teklif, daha önceden terör suçları veya kanunda belirtilen suçlardan mahkum olmaları ve cezalarının infazından sonra bile dernek üyelerinin dernek yönetici olamayacaklarına dair sürekli bir hak mahrumiyeti getirecek.
  • Dernekler İçişleri Bakanlığı, Maliye ve Hazine Bakanlığı’nın oluşturduğu komisyonca görevlendirilen denetçilerle denetlendiği gibi, İçişleri Bakanı’nın gerekli gördüğü, denetim yetkisi verdiği kamu görevlileri de tarafından da denetlenebilecek.

Fonlar yasaklanabilecek

Yapılan açıklamada, sivil toplum kuruluşlarına verilen fonların yasaklanabileceğinin altı çizildi:

  • Terörizmin Finansmanının Önlenmesi Hakkında Kanunu‘nda belirtilen fon sağlanması veya toplanması yasak fiillerin ortaya çıkması halinde, fiili gerçekleştiren dernek veya vakıfların mal varlığının dondurulmasına Cumhurbaşkanı karar verebilecek.
  • Özel ve tüzel kişilerin yardım toplama usulleri 2860 sayılı Yardım Kanununda düzenlendi. Bu kanun uyarınca yardım toplayacak kişi/kurumlar bir dilekçe ile hangi konuda hangi il/ilçe sınırları içinde ne kadar süre ile yardım toplayacaklarına ilişkin bildirimi ilgili makama yapmakla yükümlü olacak.
  • Derneklerin internet üzerinden yardım kampanyası açması mevcut izin sistemine dahil edilmekte; izinsiz yapılan yardım kampanyalarının internet ortamında sürdürüldüğü belirlendiği anda İçişleri Bakanlığına kampanyayı yürüten kuruma mail yolu ile ulaşarak 24 saat içerisinde kampanya çalışmasını sonlandırması, kampanya sağlayıcısına ulaşamadığı takdirde sulh ceza hakimliği kanalıyla erişim engelleme kararı talep etmesi yetkisi tanınacak.

Yardımlara el konulabilecek

İzin alınmadan toplanan yardımlara ise el konulabilecek:

  • İzinsiz yardım toplayanlar ve bunlara yer sağlayanlar hakkında yüksek idari para cezaları düzenlenmiş; izinsiz toplanan yardımlara ilişkin idari para cezasının yanı sıra yardımlara el konulması, el konulan yardımlara ilişkin yaptırım yetkisi vali ve vali yardımcılarına bırakılacak.
  • Özel kanundaki düzenlemeler saklı kalmak kaydıyla, bir dernek hakkında İçişleri Bakanlığı yahut mülki idari amirlikleri tarafından başlatılan inceleme sırasında, inceleme altındaki derneğin ortak iş yaptığı başka bir dernek ya da kuruluş var ise bunlardan da bilgi ve belgeler istenebilecek. 

‘Geri çekilmeli’

İbrahim Kaboğlu, kanun teklifinin geri çekilmesi gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi:

Anayasa’ya ve İHAS’a çok yönlü olarak aykırılık nedeniyle geri çekilmelidir. Derneklere ilişkin mevzuatla ilgili değişiklikler, İçişleri Komisyonu’nda ele alınmalı ve teklif, Adalet Komisyonu’na, teklif başlığına uygun düşen maddelerle sınırlı olarak yeniden yazılmak suretiyle getirilmelidir.”

İHOP tarafından da kanun teklifinin iptali için bir imza kampanyası hazırlandı. Şu ana kadar 38 dernek de kampanyayı imzaladı.

Destek vermek isteyen dernekler kampanyaya buradan ulaşabilir.

Antarktika’da ilk koronavirüs vakaları tespit edildi

Antarktika‘da Şili‘ye ait General Bernardo O’Higgins Riquelme araştırma üssünde toplam 36 koronavirüs vakası tespit edildi. Böylece salgının uğramadığı tek kıta olma özelliğini taşıyan Antarktika bu özelliğini yitirmiş oldu.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre vakaların 26’sını üste görev yapan Şilili askerler, 10’unu ise üssün tamir ve bakımından sorumlu işçiler oluşturdu.

‘Karantinaya alındılar’

Şili ordusunun olayla ilgili açıklamasında, “PCR testleri pozitif çıkan personelin üsten çıkarıldığı” belirtildi. Ayrıca üsse destek amacıyla bölgeye seyahat edip dönen bir geminin üç mürettebatında da Covid-19 tespit edildiği bildirildi.

Koronavirüse yakalanan 36 kişinin Şili’de Punta Arenas bölgesine getirildiği ve karantinaya alındıkları, durumlarının iyi olduğu ifade edildi.

Toplam 13 araştırma üssü var

Antarktika’da sürekli yerleşim bulunmuyor.Şili’nin Antarktika’da 13 araştırma üssü bulunuyor. Salgın nedeniyle kıtadaki tüm büyük araştırmalar askıya alınmıştı.

Associated Press ajansına göre, kıtada kış ayları boyunca 1000 kadar araştrımacı ve diğer ziyaretçilere rastlanıyor.

2020’nin Mart ayında salgın nedeniyle dünyanın birçok ülkesinde sıkı kısıtlamalara gidildiğinde, Antarktika’daki araştırma programlarını yürütenler, bunun büyük bir felakete yol açabileceğini tahmin ederek birçok çalışmayı askıya almıştı.

Prof. Uğur Şahin: Mutasyondan korkmuyoruz, Türkiye için aşı depoladık

Yeni tip koronavirüs (Covid-19) aşısını Dr. Özlem Türeci ile birlikte geliştiren  Almanya merkezli biyoteknoloji firması BioNTech‘in CEO’su, Prof. Dr. Uğur Şahin, “Bu ilk mutasyona uğrayan virüs değil. Aşımız çalışmayacak diye bir şey yok” dedi.

Şahin, Türkiye ile aşı konusunda görüşmelerin sürdüğünü, kısa süre içinde sözleşme imzalamanın mümkün olacağını düşündüğünü de belirtti. Türkiye’ye aşı göndermekten mutlu olacağını dile getiren Şahin, “Türkiye için yeterli doz depoladık. Nispeten hızlı teslimat yapılabilir” dedi.

AB ülkelerinden onay

AA’ya açıklama yapan Prof. Şahin Covid-19’a karşı geliştirdikleri “BNT162b2” aşısının Avrupa Birliği (AB) ülkelerinde onay almasından mutluluk duyduklarını dile getirdi: 

“Bu bizim için çok mühim bir olay. Avrupa İlaç Ajansı (EMA) diğer ülkeler için bir örnek model. 27 ülkeye yollayacağız. Orada başlayacaklar aşılara. Tabii şimdi elimizde yeterince aşı dozu yok. Her devlete birkaç yüz bin aşı dozu gidecek. Ondan sonra ocak ve şubatta belki 10-15 milyon doza kadar yükseltme imkanımız var bu aşıları.” 

‘Mutasyonlarda bir problem görmüyoruz’

“BNT162b2” aşısının mutasyonlara etkisi konusunda problem görmediklerini vurgulayan Şahin, şunları söyledi: 

“Bu ilk mutasyona uğrayan virüs değil. Bundan önce de değişik değişik mutasyonlar vardı. Onları biz geçmiş mutasyonları, hepsini kontrol ettik ve bir sakınca, bir problem görmüyoruz. Yeni mutasyonları kontrol için iki hafta gerekiyor. Kontrol etmemiz lazım ama aşımız bunda etkili olmayacak diye bir konu yok.”

İngiltere’de mutasyona uğrayan virüs üzerinde henüz yeterli çalışma olmadığına işaret eden Şahin, “Bugüne kadar bildiğimiz yeni çıktığı. Bazı insanlar diyor ki daha çabuk insandan insana bulaşıyor. Bilmiyoruz çünkü bilim dosyasında çıkmadı, makale olarak okumadık daha. Biz genetik mutasyonları laboratuvarlarımıza getirdik. Onun üzerine çalışmaya başlayacağız. Bu virüsün genetik kodunun yüzde biri mutasyona uğramış, yüzde 99’u uğramamış. Bizim aşımız çok değişik pozisyonlar aldığı için biz inanıyoruz ki yüzde biri değişmişse dahi yüzde 99’u konsolide edebilecek” dedi.

‘Yüksek oranda aşı yazı bulur’

Şahin, aşının üretiminin sürdüğüne ve çalışmaların hem Almanya’da hem Belçika‘da hem de ABD‘de devam ettiğine de dikkat çekti: 

“Orada aşı sürekli üretiliyor. Şimdi önemli olan ilk teslimat. Ardından insanlar aşılanmaya başlanabilir. Daha fazla ihtiyaç duyulduğunda sevkiyatı yapacağız. Teslim ettiklerimiz bittiğinde ve ihtiyaç duyulursa yeniden teslimat yapacağız çünkü aşılama da kolay değil. Aşılanması gereken 500 milyonun üzerinde Avrupalı var. Çok kağıt işi, lojistik konusu var. Bu çok hızlı olmuyor. Benim görüşüme göre yüksek aşı oranını elde etmek yaza kadar sürer.”

‘Virüsü asla tamamen yenemeyeceğiz’

Virüs ile mücadelede ne zaman galip gelineceğine ilişkin olarak Şahin, şunları söyledi:

“Virüsü asla tamamen yenemeyeceğiz. Ulaşmak istediğimiz şey, insanların evden çıkamayacakları bu duruma tekrar gelinmemesidir. Bunu, herkes iyi çalışır ve yeterince doz aşıyı teslim edebilirsek başarabiliriz. Buna yaz sonunda ulaşabiliriz. Yazın daha kolay olacak.  Önemli olan kışı atlatmamız. Bu ancak herkesin disiplinli olması, kendine ve başkalarına dikkat etmesiyle mümkündür. Diğer taraftan gelecek kışa girmeden önce insanların yüzde 60-70’inin aşı olması çok önemli. O zaman tekrar kapanmaya girmek zorunda olmayacağımızı söyleyebiliriz.”

Hrant Dink davasında son savunmalar alınıyor

Agos Gazetesi Genel Yayın Yönetmeni Hrant Dink‘in öldürülmesine ilişkin kamu görevlilerinin yargılandığı davada mütalaanın açıklanmasının ardından 114’üncü duruşma bugün görüldü. Bu hafta üç gün boyunca sürecek duruşmalarda sanıklar son savunmalarına başladı.

İstanbul 14’üncü Ağır Ceza Mahkemesi‘nde görülen duruşmaya tutuksuz yargılanan sanıklar Atilla Güçlüoğlu, Rahmi Özer, Gazi Günay, Metehan Kadir Yıldırım, Ünsal Gürel ve Cevat Eser katıldı.

Tutuklu sanıklar dönemin İstihbarat Daire Başkanlığı C Şube Müdürü Ali Fuat Yılmazer, dönemin Emniyet İstihbarat Daire Başkanı Ramazan Akyürek ve gazeteci Ercan Gün duruşmaya katılmak istemedi.

Dink’in ölümüyle ilgili aralarında Fetullah Gülen, eski savcı Zekeriya Öz, gazeteciler, jandarma ve eski emniyet görevlilerinin de bulunduğu dördü tutuklu 76 sanık yargılanıyor.

Tutuksuz sanıkların savunması alındı

Üç gün sürecek davanın bugün görülen ilk duruşmasında savcının beraatlerini talep ettiği tutuksuz sanıkların savunması alındı. Dönemin Samsun İl Jandarma Komutanlığı Asayiş Şube Müdürü Atilla Güçlüoğlu esas hakkındaki savunmasında, Samsun‘da Hrant Dink’in katili Ogün Samast‘ın Türk bayrağı ile görüntülerinin çekilmesi ve basına sızdırılmasıyla ilgili “Bayrakla fotoğraf çekilmesi konusunda bir talimatım olmadı. Sızdırılmasıyla ilgili bir suçum yoktur” diyerek beraat talep etti.

Savunmasını gerçekleştiren Rahmi esas hakkındaki mütalaasına katıldığını belirterek “Dava süresince maddi ve manevi çok fazla zarar gördüm. Herhangi bir suç işlemedim. Beraatımı talep ediyorum” dedi.

Sonrasında İstanbul İl Jandarma Komutanlığı İstihbarat Şube Müdürlüğü Bölücü Faaliyetler unsur elemanı Metehan Kadir Yıldırım ile Ogün Samast ile 15 Kasım 2006’da telefon görüşmesi yaptığı tespit edilen Trabzon İl Merkez Jandarma Komutanlığı 3. Asayiş Tim Komutanı Ünsal Gürel dinlendi. Sanıklar beraatlerini talep etti.

Dönemin İstanbul İstihbarat Şube Müdürü Ahmet İlhan Güler‘in de aralarında olduğu altı sanığın yarın dinlenmesine karar verildi ve duruşma ertelendi.

6-8 Ocak’ta da mahkeme devam edecek

Mahkeme heyeti, tutuksuz sanıklardan dönemin İstanbul Emniyet Müdürü Celalettin Cerrah, dönemin Trabzon İl Jandarma Komutanı Albay Ali Öz ile Mustafa Küçük, Önder Araz, Ali Poyraz, Ali Barış Sevindik ve Bekir Yokuş‘un 6 Ocak tarihinde dinlenmesine karar verdi.

Dönemin Trabzon İstihbarat Şube Müdürü Faruk Sarı ile sanıklar Ecevit Emir, Emre Cingöz, Ercan Demir, Ergün Yorulmaz, Gazi Günay ve Hacı Şefik Şimşek‘in ise 8 Ocak’ta savunmaları alınacak.

TÜİK asgari ücret teklifini açıkladı: 2.792 TL

2021’de uygulanacak olan asgari ücreti belirlemek üzere işçi, işveren ve hükümet temsilcilerinden oluşan Asgari Ücret Tespit Komisyonu bugün üçüncü toplantısını yaptı.

Pandemi nedeniyle online yapılan ve  Türk-İş‘in ev sahipliğinde gerçekleşen komisyonda işveren heyetine Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) Genel Sekreteri Akansel Koç, işçi heyetine ise Türk-İş Genel Eğitim Sekreteri Nazmi Irgat başkanlık etti.

Yaklaşık üç saat süren toplantıda, Türk-İş heyeti görüş ve taleplerini sunarken, heyette yer alan asgari ücretli işçi Özgül Yardımcı da asgari ücretlilerin sorunlarını dile getirdi. Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK) temsilcisi ise bekar bir işçinin asgari geçim tutarını açıkladı.

TÜİK, bekar bir işçinin asgari geçim tutarının ağır işlerde çalışanlar için 2 bin 792 lira 10 kuruş, orta nitelikteki işlerde çalışanlar için 2 bin 507 lira 70 kuruş, hafif işlerde çalışanlar için 2 bin 339 lira 10 kuruş olarak hesaplandığını duyurdu.

Komisyonun dördüncü ve son toplantısını gelecek hafta Aile, Çalışma ve Sosyal Hizmetler Bakanlığı’nın ev sahipliğinde toplanacak.

Türk-İş: Rakamlar gerçeği yansıtmıyor

Toplantının ardından TÜİK’in komisyonda paylaştığı tutarlara ilişkin bir basın açıklaması yayınlayan Türk-İş, paylaşılan rakamın ülke gerçeklerini yansıtmadığını belirtti. 

Türk-İş’in, yaptığı yazılı açıklama şöyle: 

Bir işçinin asgari geçim tutarı, bizim görüşmelerde önem verdiğimiz bir göstergedir. Kasım ayına ait bu rakamlar, ülke gerçeklerini kesinlikle yansıtmıyor. Aralık ayı ve gelecek yıl enflasyon verisi göz önünde bulundurulduğunda, bu rakamların daha da düşük kalacağı ortada.

TÜİK’in açıkladığı rakamın sadece bekar bir işçi için geçerli olduğuna dikkati çekeriz. Mevcutta aylık 2 bin 324 lira olan asgari ücretle geçinilmediğini işverenler de hükümet de gayet iyi biliyor. Görüşmelerin başından beri dile getirdiğimiz insan onuruna yakışır bir ücret. Bunu savunmaya devam ediyoruz. TÜİK’in bugün açıkladığı rakamlar, maalesef çalışanların beklentilerinin altında kaldı.”

‘İşveren ve hükümet teklif sunmalı’

Türk-İş’in açıklamasında başlangıç ücreti olması gereken asgari ücretin zamanla geçim ücretine dönüştüğünü de ifade edildi:

“Bugün 7 milyon insanımız asgari ücretle geçinmek zorunda kalıyor. Enflasyon, geçim şartları ve ele geçen asgari ücret miktarı herkesin malumu. Bu nedenle işveren ve hükümet, insanların tebessüm edeceği, mutlu olacağı bir rakamı masaya getirmeli. Daha önce de söylediğimiz gibi, çalışanların kabul edeceği bir rakam olursa Türk-İş olarak buna ‘evet’ deriz. İşveren ve hükümetten tekliflerini bekliyoruz. Gelecek teklife göre, durumu yeniden değerlendireceğiz” 

TÜİK geçen sene bir işçinin aylık gıda harcamasını, ağır statüdeki işlerde 2 bin 331 TL, orta statüde 2 bin 86 TL, hafif statüde bin 940 TL olarak hesaplamış ve asgari ücret 2 bin 324 lira olarak belirlenmişti.

Asgari ücret, halen bekar bir işçi için aylık brüt 2 bin 943 lira, vergiler ve kesintiler düştüğünde net 2 bin 324 lira 71 kuruş olarak uygulanıyor. Apartman görevlileri için ise normal işçilerden farklı olarak gelir ve damga vergileri kesilmediği için net 2 bin 501 lira 55 kuruş olarak hesaplanıyor.

2021 yılı talepleri

HAK-İŞ: Genel Başkan Mahmut Arslan asgari ücretin Asgari Geçim İndirimi (AGİ) hariç ve net olarak açıklanmasını istedi. Arslan,  “asgari ücret belirlenirken, yıl sonunda gerçekleşen enflasyon oranları dikkate alınmalı ve bu oranın üzerine iyileştirme ve refah payı ilave edilmelidir. Asgari ücretin üzerindeki vergi yükünün kaldırılmasını, ücretlerin asgari ücrete tekabül eden kısmının vergiden muaf olmasını talep etmekteyiz” dedi. 

TİSK:  Türkiye İşveren Sendikaları Konfederasyonu (TİSK) “Asgari ücret destekleri tüm işletmeleri kapsayacak şekilde devam etsin. Ücret üstündeki vergi ve prim yükleri uygun seviyeye çekilsin. İstihdamı korumak için dengeli bir rakam belirlensin” açıklamasını yaptı.

DİSK: Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu 2021 yılı asgari ücret talebini net 3 bin 800 lira olarak açıkladı. DİSK Başkanı Arzu Çerkezoğlu, asgari ücretteki vergi yükünün de kaldırılması gerektiğini belirtti.

TÜRK-İŞ: Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu ise öneriyi önce işveren ve hükümetin getirmesini istedi. Yapılan açıklamada, “Makul, mantıklı, çalışanların kabul ve tebessüm edeceği bir rakam olursa buna ‘evet’ deriz” denildi.

Partilerin önerileri

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, “Asgari ücret 3 bin 100 TL olsun ve vergiden muaf olsun” önerisini yaparken, İYİ Parti Lideri Meral Akşener brüt asgari ücretin 3 bin liraya çıkarılarak ödemenin brüt kazanç üzerinden yapılmasını teklif etti.

HDP‘nin önerisi 4 bin lira şeklinde olurken, Gelecek Partisi Genel Başkanı Ahmet Davutoğlu partisinin asgari ücret önerisini net 3 bin 300 lira olarak açıkladı.

2022 yılına kadar iki milyar kişiye aşı yok!

Son yapılan araştırmaya göre, aşı şirketlerinin üretim kapasiteleri de göz önüne alındığında 2022 yılına kadar dünyada iki milyar kişinin aşı olamayacak.

Aşıların yüzde 51’i dünya nüfusunun yüzde 14’üne yapılacak

Bu üreticiler, AstraZeneca Plc ve Oxford Üniversitesi, Novavax, Pfizer Inc ve BioNTech SE, Sanofi ve GSK, Johnson & Johnson ve Janssen, Moderna Inc, SinoVac ve CanSino, Gamaleya Araştırma Enstitüsü, CureVac, Medicago, Queensland Üniversitesi ve CSL olarak sıralandı. Araştırmacılar, tüm ön siparişli aşıların yarısından fazlasının (yüzde 51), dünya nüfusunun yalnızca yüzde 14’ünü oluşturan yüksek gelirli ülkelere gittiğini tespit etti.

Kişi başına en fazla aşıyı Kanada sipariş etti

ABD, 800 milyon ile en fazla aşı dozu ayıran ülke olurken Kanada kişi başına beş doz aşı sipariş ederek nüfusuna göre en fazla siparişi veren ülke oldu. Dünyadaki 13 büyük aşı üreticisi tam kapasiteyle çalışsa bile 2021’in sonuna kadar 12 milyar doz aşı üretebilecek, bu da ancak altı milyar kişiye yetebilecek. 

Bu rakam da 2022’nin başına kadar her dört kişiden birinin koronavirüs aşısına ulaşamayacağı anlamına geliyor.

 

Almanya parlamentosu yenilenebilir enerji yasasını kabul etti

Almanya parlamentosu ülkenin yeni Yenilenebilir Enerji Kaynak Yasası’nı hükümetteki Hıristiyan Demokrat Birliği (CDU) – Hıristiyan Sosyal Birliği (CSU) ile Sosyal Demokrat Parti (SPD) oyları ile 7 Aralık 2020 günü kabul etti.

Yasa, 1 Ocak 2021 tarihinde yürürlüğe girecek.

Yeşiller: İklim kriziyle mücadele yetersiz

Parlamentoda 357 kabule karşılık 260 ret oyu ile kabul edilen yasa önerisine sol parti – Die Linke ve Yeşiller hedeflerin iklim değişikliği ile mücadele açısından yetersizliği, liberal FDP partisi ise yasa teklifinde negatif emisyon teknolojilerinin yer almadığı gerekçeleri ile destek vermedi.

Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre yasa, Almanya’nın 2030 yılı elektrik üretiminin yüzde 65 oranında yenilenebilir enerji kaynaklarından sağlanmasını ve ülkenin 2050 yılında karbon nötr olmasını hedefliyor.

Yasa Almanya’nın 2030 yılında güneş enerjisinde 100 GW, karasal rüzgâr enerjisinde 71 GW ve kıyı ötesi rüzgâr enerjisi alanında 20 GW kurulu güce ulaşmasını hedefliyor.

Ülkenin Ekim ayı sonu itibari ile güneş enerjisi gücü 53,18 GW’a, Haziran ayı sonu itibari ile de karasal rüzgar enerjisi gücü 54,4 GW’a, kıyı ötesi rüzgâr enerjisi gücü ise 20 GW’a ulaşmıştı.

Rüzgâr ve güneş sektörleri yasaya tepkili

Ülkenin rüzgâr ve güneş enerjisi sektör temsilcileri de kabul edilen kanuna tepki gösterdiler. Sektör temsilcileri başta rüzgar ve güneş enerjisi tesislerinin 20 yıllık sürenin sonunda alım garantilerinin sonlandırılmasına tepki gösterdiler.

Rüzgâr enerjisi sektör temsilcileri bu durumun gelecek beş yıllık dönemde 16 GW’lık rüzgâr enerjisi gücünün devreden çıkmasına neden olacağı uyarısında bulunuyorlar.

Bununla birlikte yasa önerisinin kamuya açıklanan ilk taslağında ülkenin güney bölgelerinden rüzgâr enerjisi yatırımlarının teşvik edilmesine ve eskiyen türbinler için yeniden güçlendirme projelerinin teşvik edilmesi gibi alanlarda açık hükümler varken parlamentoda kabul edilen metinde bu bölümün kalkmış olması da sektör temsilcilerinin eleştirdiği noktalardan oldu.

‘Güneşte hedef yıllık 10 GW’ın üzerinde olmalı’

Güneşe enerjisi sektörü ise yasada güneş enerjisinde yıllık artışın 5 GW’ın altında öngörülmesine tepki gösterirken, asgari olarak yıllık 10 GW’lık yeni kurulu güç hedefinin belirlenmesi gerektiğini savunuyorlar.

Yürürlüğe girecek düzenleme güneş enerjisi uygulamalarında da önemli değişiklik getirecek. Yeni düzenleme ile ticari bina çatılarında inşa edilecek 750 kW üstü güce sahip güneş enerjisi kurulumları için kapasite tahsis yarışmalarına girilmesi gerekecek.

300 ile 750 kW arası kurulu güce sahip kurulumlar için üretilecek elektriğin yüzde 50 oranında öz tüketim için kullanılması halinde yarışma şartı kalkacak. 300 kW altı kurulumlar ise yarışma şartından tamamen muaf olacak.

Bununla birlikte konut tipi kurulumlardan sağlanan güneş elektriği tüketimi için uygulanan EEG harcı muafiyetinin sınırı yıllık 10 Megavat-saat’den (MWh), 30 MWh’e yükseltilmesi de sektör temsilcileri tarafından olumlu karşılandı.