Ana Sayfa Blog Sayfa 1710

Temsilci atamayan sosyal medya ağlarına reklam yasağı

Türkiye’ye temsilci atamayan sosyal medya ağlarının ülkeden reklam almasının durdurulması kararı Resmi Gazete‘de yayımlandı.

Resmi Gazete’nin bugünkü sayısında yayımlanan ‘Bilgi Teknolojileri ve İletişim Kurumu‘ kararından Türkiye’de milyonlarca kullanıcısı olan Twitter, Periscope ve Pinterest gibi sosyal medya ağları etkilendi.

Konuyla ilgili açıklama yapan Ulaştırma ve Altyapı Bakan Yardımcısı Ömer Fatih Sayan, BTK, BDDK, TCMB, VDK ve ilgili tüm kamu kurumlarının reklam yasağını denetleyeceğini ve reklam veren şirketlere de ceza kesileceğini aktardı.

‘Dijital faşizmin ülkede hakim olmasına müsaade etmeyeceğiz’

Bakan Yardımcısı Sayan, Twitter hesabından yaptığı açıklamada şunları söyledi:

1 Ekim 2020’de yürürlüğe giren yasanın 3’ncü aşaması olan ‘Reklam Yasağı’, Resmî Gazete’de yayımlandı. 7253 sayılı yasa gereği Türkiye’ye resmi temsilci atamayan yurt dışı kaynaklı sosyal medya şirketleri, artık ülkemizden reklam alamayacak. Reklam yasağının uygulamasını; BTK, BDDK, TCMB, VDK ve ilgili tüm kamu kurumlarımız hassasiyetle denetleyecek. Ayrıca reklam veren şirketlere de ceza kesilecek. Reklam yasağı uygulanmadan Türkiye’ye temsilci atamayı ve yükümlülükleri yerine getirmeyi kabul eden sosyal ağ şirketlerine teşekkürlerimi sunuyorum. Hiçbir vatandaşımızın ülkemizde sağlanan hizmetlerden mahrum kalmasını istemiyoruz. Lakin milletimizin; verilerini, gizliliğini ve haklarını korumak için ne gerekiyorsa yapmaya kararlıyız. Dijital faşizm ve kural tanımazlığın Türkiye’de hakim olmasına asla müsaade etmeyeceğiz. Dileriz ki hala temsilcisini bildirmeyen Twitter ve Pinterest de ivedilikle gerekli adımları atarlar. Yükümlülüğe uymamakta ısrar eden sosyal ağların bant genişliğinin daraltılması en son istediğimiz yol. Taciz, istismar, iftira ve hak ihlalleri bir özgürlük değil suçtur! Hiç kimsenin bu ve benzeri suçları özgürlük kisvesi altında işlemesine asla müsade etmeyeceğiz.”

Bugüne dek Youtube, Dailymotion, Linkedin, VK, TikTok ve son olarak Facebook temsilci atayacağını duyurmuştu.

Hrant Dink cinayeti için araştırma önergesi

HDP milletvekili Garo Paylan Hrant Dink Cinayeti’nin araştırılması için TBMM’ye önerge verdi. Paylan sunduğu önergede “Hrant Dink cinayeti; üzerinden 14 sene geçmesine karşın henüz aydınlatılmamış, olaya karışan kamu görevlileri ve onların cinayetteki sorumlulukları açığa kavuşturulmamış, adalet yerini bulmamıştır” ifadelerini kullandı.

Paylan, Hrant Dink cinayetinin tüm yönleriyle aydınlatılması amacıyla Anayasa’nın 98’inci, TBMM İç Tüzüğü’nün 104’üncü ve 105’inci maddeleri uyarınca Meclis Araştırması açılmasını talep etti.

‘Öldürülmesi ortak bir acı yarattı’

Hrant Dink’in ölümünden başlayarak sonrasında yürütülen yargı sürecine de değinilen araştırma önergesinde şu ifadeler yer aldı:

Hrant Dink, 19 Ocak 2007 tarihinde, İstanbul’da kurucusu ve genel yayın yönetmeni olduğu AGOS Gazetesi’nin önünde öldürülmüştür. Dink, yaşamı boyunca Türkiye halklarının eşit yurttaşlık talebini dile getirmiş, devletin milliyetçi ve ayrımcı politikalarını eleştirmiş, barışın, eşitliğin, geçmişle yüzleşmenin önemini savunmuş bir gazetecidir.

Dink’in öldürülmesi toplumun pek çok kesiminde, farklı etnik kimlikten ve dini inanıştan yurttaşta ortak bir acı yaratmış, cenazesinde yüz binlerce insan bir araya gelmiş, birbirinin varlığını ve acısını sahiplenerek bir arada yaşamaya duyulan özlemi ortaya koymuştur. Hrant Dink, öldürüldüğü günden sonra da Türkiye’de eşitliğe ve çoğulculuğa duyulan özlemin, demokrasi ve adalet istencinin bir sembolü haline gelmiştir.

‘Hedef haline getirildi’

Hrant Dink, AGOS’ta yayımlanan 6 Şubat 2004 tarihli Sabiha Gökçen’e ilişkin yazısından sonra ırkçı çevreler tarafından hedef haline getirilmeye başlanmıştır. Yazının yayımlanmasından sonra Genelkurmay Başkanlığı tarafından Dink’i hedef gösteren bir açıklama yapılmış ve takip eden süreçte Dink, İstanbul Valiliğince çağrılarak, “uyarılmıştır”. Yanı sıra 16 Nisan 2005 tarihinde, Dink hakkında “Türklüğe hakaret” suçlamasıyla (TCK 301) dava açılmıştır. Dink hakkında mahkûmiyet kararı verilmiş. Karar, bilirkişi raporuna ve Yargıtay Başsavcılığı’nın itirazına rağmen Yargıtay tarafından onanmıştır. Cinayete varan süreç boyunca Dink, sahip olduğu Ermeni kimliği üzerinden, medya aracılığıyla ırkçı, milliyetçi kesimler tarafından hedef haline getirilmiş, “Türk Düşmanı Ermeni!” gibi pek çok nefret söyleminin hedefi kılınmıştır. Hükümet tarafından, Dink’in hedef gösterilmesini engelleyecek, medyadaki nefret söylemlerini kınayan bir tutum alınmamış, tam tersine hükümet temsilcileri cinayetin şartlarını yaratan nefret söylemlerinde bulunmuştur.

‘Örgütlü bir suç’

Hrant Dink cinayeti örgütlü bir suç niteliği taşımaktadır. Cinayete giden süreçte, devletin çeşitli kademelerindeki kamu görevlileri suikast planı ile ilgili bilgi sahibi olmalarına rağmen harekete geçmemiştir.

Ayrıca, Dink’in katil zanlısının Samsun Emniyeti’nde emniyet mensuplarınca bir “kahraman” edasıyla karşılanmasına ilişkin basına yansıyan görüntüler, Hrant Dink cinayetine ilişkin “kirli ilişkilerin” ipuçlarını veren, toplumsal hafızada silinmeyecek derin bir iz olarak değerlendirilebilir.

‘Sorumlular terfi ettirildi’

Bu anlamda Devlet, Hrant Dink’in “yaşam hakkının ihlali” konusunda koruma ve önleme sorumluluğunu yerine getirmediği gibi çok sayıda kamu görevlisi cinayetin şartlarının oluşmasında rol almıştır. Cinayetten sonra da yeterli ve etkili kovuşturma/soruşturma süreci gerçekleştirmemiştir. Hrant Dink cinayetinde sorumluluğu olan kamu görevlileri görevlerine devam etmiş, hatta terfi ettirilmiştir.

Hrant Dink’in katillerinin yargılanmasına 20 Nisan 2007’de İstanbul 14. Ağır Ceza Mahkemesi’nde başlanmıştır. Yargı süreci, üzerinden 14 yıl geçmesine rağmen cinayetin gerçek sorumlularını açığa çıkarma iddiasından çok uzaktadır. Devlet içindeki karanlık güçlerin Ermeni bir yurttaşı milli mutabakatla öldürtmesi, Dink davasında siyasi sebeplerle önce Ergenekoncu denilenlere, sonra FETÖ’cü denilenlere yıkılmaya çalışılmış, ancak gerçek sorumlular ortaya çıkarılmaktan kaçılmıştır.

Hrant Dink davası AİHM’e de taşınmıştır. AİHM, Dink Kararı’nda Türkiye’nin, Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi’nin yaşam hakkı (madde 2), ifade özgürlüğü (madde 10) ve mahkemeye etkili başvuru hakkını (madde 13) ihlal ettiğine oy birliğiyle karar vermiştir.

‘Cezasızlık zırhıyla kuşatıldılar’

Hrant Dink davasında ihtiyaç duyulan adalet, temsili bir yargılama ve belli kişilerin ceza almasıyla değil; cinayetin şartlarını hazırlayanların, “öldür” diyenlerin ve sonrasında sorumluları bir tür cezasızlık zırhıyla kuşatarak bu nefret suçunun üstünü örten zihniyetin tüm aktörlerinin ortaya çıkarılması ile sağlanacaktır.

TBMM’nin Hrant Dink cinayetinin aydınlatılması için sorumluluk alması gerekmektedir. Meclis, Dink cinayetinin gerçek sorumlularını ortaya çıkarılmasının önünü açması, yeni nefret suçlarını engelleyecektir. Hrant Dink cinayetinin aydınlanması, devletin, içindeki karanlık odaklardan arınmasını sağlayacaktır. Toplumsal vicdanı rahatlatmak ve “bir bebekten katil yaratan karanlık” ile hesaplaşmak için Hrant Dink cinayeti hakkında bir Meclis Araştırması açılmasını talep ediyoruz.”

NASA: Türkiye’nin yer altı su rezervleri ortalama altında

Amerikan Havacılık ve Uzay Dairesi (NASA) Türkiye’nin yer altı su rezervlerini gösteren bir harita yayınlayarak ülkedeki yer altı su seviyelerinin ortalamanın altına düştüğü uyarısında bulundu.

Yapılan paylaşımda söz konusu haritanın Gravity Recovery and Climate Experiment Follow On (GRACE-FO) uydularıyla 11 Ocak 2021 tarihinde kaydedildiği belirtildi.

Ortalamanın altında su rezervi

Yayınlanan karelerdeki mavi kısımlar, normalden fazla su olan bölgeleri, kırmızı ve turuncu renkteki kısımlar ise normalden az su olan bölgeleri gösteriyor.

‘Mahsul üretimi tehlikede’

NASA tarafından yayınlanan raporda “2021’in başlamasıyla birlikte Türkiye’nin büyük bölümünde şiddetli kuraklık yaşanıyor. Ülkenin en kalabalık şehri olan (15 milyon) İstanbul çevresindeki çok sayıda rezerv 15 yılın en düşük seviyesinde. Bu koşullar devam ederse mahsul üretimi tehlikeye girebilir” denildi.

Raporda, mevcut durumun 2019 yılındaki yağış azlığı nedeniyle ortaya çıktığı, 2020’nin ise son 5 yılın en kurak yılı olduğu belirtildi. Konya Ovası’ndaki kuraklığa da değinilen raporda şu ifadeler yer aldı:

Konya Ovası’nda çiftçiler, Temmuz-Aralık 2020 arasında 2019’un aynı dönemine göre yaklaşık yüzde 38 daha az yağış gördü. Son altı ayda yağış olmaması, tahıl hasadını önemli ölçüde azalttı ve çiftçiler için kuraklık uyarılarını tetikleyerek gelecekteki mahsul üretimini tehlikeye soktu.

‘Kalıcı yağmur gerekiyor’

Tahminlere göre 2021 Ocak ayının ikinci yarısında daha fazla yağmur beklendiği belirtilen raporda “Ancak su seviyelerini rahat hacimlere çıkarmak için uzun ve kalıcı yağmur gerekecek” ifadeleri kullanıldı.

Buna ek olarak Ankara Belediye Başkanı Mansur Yavaş’ın kentteki suyun azlığına dair yaptığı açıklamaya değinilen raporda “Ankara Belediye Başkanı, devam eden yağmur eksikliğinin yazın önemli bir kıtlığa neden olabileceği konusunda uyardı” ifadeleri yer aldı.

Almanya açıkladı: Ülkede 1500’den fazla sığınmacı çocuk kayıp

Almanya, geçtiğimiz hafta ülkede refakatçisiz, reşit olmayan 1579 sığınmacı çocuğun kayıp olduğunu açıkladı. Federal Kriminal Polis Bürosu‘ndan (BKA) alınan rakamlara göre de 14-17 yaşlarında 972 genç ve 13 yaşına kadar da 607 çocuk kayıp. BKA önceki yıllara göre sayının azaldığını da ekledi.

Açıklanan bu rakamların önceki yıllara göre düşüş göstermesinin nedeninin ülkeye son yıllarda az sayıda sığınmacının gelmiş olmasından kaynaklı olduğu söylendi.

Bir başka neden olarak ise kayıp listesinde olan gençlerin bir kısmının artık reşit olması. Reşit olanlar kayıp çocuk listesinden otomatik olarak düşüyor.

2015 yılında 8 bin 900’den fazla çocuk ve gencin kaybolduğu açıklanmıştı. Ağustos 2016 yılında da kayıp çocuk ve gençlerin sayısı 9 bin olarak açıklanırken, 2018’in başında 5 bin 334, 2019’un başında 3 bin 192 ve Nisan 2020’de bin 880 olarak açıklanmıştı.

Çocukların akıbeti belirsiz

Duvar‘dan Ayşegül Karakülhancı‘nın yazısına göre, BKA çocuk ve gençlerin Almanya’nın diğer şehirlerinde ya da diğer Avrupa ülkelerinde yaşayan ebeveynlerini, akrabalarını, tanıdıklarını ziyaret etmek için bulundukları yerden ayrıldıklarını söyledi.

BKA raporunda pasaportsuz seyahat edenlerin ya da isimleri farklı yazılmışsa bu kişilerin de verilere yansıdığını hatırlatarak bir  kişinin birçok kez kayıp olarak kaydedilmiş olabileceğine dikkat çekti.

1500’den fazla sayıda kaybolan çocuğun şu an hayatta oldukları ya da tehlike altında olup olmadıkları bilinmiyor. Konuyla ilgil konuşan Alman Çocuk Yardım Örgütü (Das Deutsche Kinderhilfswerk e. V.) Başkanı Thomas Krüger, yetkililerin mümkün olduğunca çok sayıda çocuğun başına ne geldiğini detaylı bir şekilde açıklamakla yükümlü olduğunu söyledi.

Genel olarak azalan kayıp sığınmacı çocuk rakamlarının rehavete ve iyimserliğe neden olduğunun da altını çizdi.

Kayıp çocuklar risk altında

Federal Refakatsiz Küçük Mülteciler Birliği de (BumF) çocukların yaşamlarının ve vücut bütünlüklerinin risk altında olduğunun varsayılması gerektiğine vurgu yaptı.

Ayrıca, BumF küçük çocukların insan kaçakçılarına borçlarını geri ödemek zorunda oldukları için seks işçiliğine ve hırsızlığa zorlandıklarına dair göstergeler olduğunu söyledi.

Avrupa Kayıp Çocuklar örgütü (Missing Children Europe ) suç ağlarının giderek daha fazla refakatsiz sığınmacı çocuğa yoğunlaştığını ve bakım tesislerinden ayrılmaları için onlara psikolojik ve fiziksel baskı uygulandığına dikkat çekti.

BumF ve Alman Çocuk Yardım Örgütü, kayıp çocuklar için daha yoğun bir arama çağrısı yaparak, çocuk ve genç sığınmacılara yardım organizasyonlarının daha donanımlı hale getirilmesi, aile birleştirmeye ilişkin adım atması gerektiğine vurgu yaptı.

Tüm bunların yanında BumF, refakatsiz çocuklarının sınır dışı edilmekten korkarlarsa devletten saklanmaya devam edeceklerini ve bunun da sömürü riskini artıracağını belirtti.

Hrant Dink’in ölüm yıl dönümü nedeniyle İstanbul’da bazı yollar trafiğe kapatıldı

İstanbul Valiliği, gazeteci Hrant Dink’in öldürülmesinin 14’üncü yıl dönümü nedeniyle alınacak tedbirler kapsamında bugün saat 09.00 itibarıyla kapanacak yolları ve alternatif güzergâhları bildirdi. Valilikten yapılan yazılı açıklamaya göre, kapanacak yollar şöyle:

  • Halaskargazi Caddesi Osman Bey Kavşak ile Harbiye Müze Işıklar arası
  • Tavukçu Feti Sokak
  • Saksı Sokak (Ergenekon Cadde girişi)
  • Şafak Sokak
  • Pangaltı 2236 no’lu ışıklar
  • Özgür Sokak Şişli istikameti
  • Zafer Sokak Şişli istikameti

Alternatif güzergâhlar

Alternatif yol güzergâhının da yer aldığı açıklamada, Taksim’den gelen akımın Vali Konağı Caddesi’ne, Şişli’ye gitmek isteyen sürücü ve yayaların Vali Konağı ve Rumeli Caddesi Osmanbey kavşağından Şişli istikametine ve Şişli istikametinden gelen akımın ise Osmanbey kavşağından Ergenekon Caddesi istikametine yönlendirileceği belirtildi.

Anma töreni çevrimiçi yapılacak

Her yıl gazetesi Agos Gazetesi önünde yapılan anma töreninin bu yıl salgın nedeniyle sanal ortamda gerçekleştirileceği belirtilmişti. Anma töreni saat 14.45’te hranticinadaleticin.org adresi üzerinden yayınlanacak.

Sembolik olarak “Buradasın Ahparig” yazılı pankartlar Hrant Dink’in öldürüldüğü yere bırakılacak.

Tutuklanan Rusyalı muhalif liderden sokak çağrısı: Benim için değil, kendiniz için

Çayına katılan madde ile zehirlendikten sonra tedavi gördüğü Almanya‘dan Rusya‘ya dönüşünde havalimanında gözaltına alınan ve 30 gün hapis cezasına çarptırılan Rusyalı muhalif lider Aleksey Navalni, destekçilerine eylem çağrısında bulundu.

Karardan kısa süre sonra bir video yayınlayan Navalni, “Sessiz kalmayın. Direnin. Benim için değil, kendiniz için sokaklar dökülün” dedi.

Eylem hazırlığı başladı

Rusya federal cezaevleri hizmetleri kurumu FSIN, muhalif lideri 2014’te ertelenen cezasının şartlarını ihlal etmekten gözaltına aldıklarını duyurmuştu. Navalni, tutuklanmasının arkasında siyasi gerekçeler olduğunu ifade etti.

Navalni’nin bölgesel ağının başındaki Leonid Volkov, cumartesi günü Rusya genelinde protesto eylemleri düzenlenmesi için hazırlıkların başladığını söyledi.

Neler yaşandı?

Alexei Navalny, seçim öncesi yaptığı şehir turu sırasında Sibirya’dan Moskova’ya uçarken kendini kötü hissetmeye başlamış ve uçağı acil iniş yapmıştı.

Sözcüsü Kira Yarmish Twitter üzerinden Navalny’nin içtiği çay sebebiyle zehirlendiğini iddia etmiş ve muhalif liderin yoğun bakıma alındığını duyurmuştu.

Navalny, 22 Ağustos’ta Berlin’deki bir hastaneye transfer edildi. Burada muhalif liderin zehirlenmesine yol açan maddenin Rusya yapımı Noviçok sinir gazı olduğu ortaya çıktı. 23 Eylül’de ise taburcu edildi.

Dünya Sağlık Örgütü Başkanı: Dünya feci bir ahlaki çöküşün eşiğinde

Dünya Sağlık Örgütü (WHO) Başkanı Tedros Adhanom Ghebreyesus, örgütün yönetim kurulu toplantısında yaptığı konuşmada koronavirüs aşılarının dünyada adaletsiz bir şekilde dağıtıldığına dikkat çekti.

Ghebreyesus, 49 zengin ülkede 39 milyon doz aşının yapıldığını belirterek, düşük gelirli bir ülkede yalnızca 25 doz aşı yapılabildiğinin altını çizdi.

Ayrıca, Tedros Adhanom Ghebreyesus zengin ülkelerdeki genç ve sağlıklı insanların daha yoksul ülkelerde koronavirüs tehditi altında yaşayan insanlardan önce aşıya ulaşmasının adil olmadığını da ekledi.

‘Dünya feci bir ahlaki çöküşün eşiğinde’

WHO Başkanı, dünyanın bir ahlaki çöküşün eşiğinde olduğunu belirterek şunları söyledi:

Lafımı esirgemeden konuşacağım. Dünya feci bir ahlaki çöküşün eşiğinde ve bu çöküşün maliyeti, dünyanın en yoksul ülkelerindeki insanların yaşamlarını ve geçim kaynaklarını kaybetmesiyle ödenecek.”

Şimdiye kadar kendi aşılarını geliştiren Çin, Hindistan, Rusya, Birleşik Krallık, Amerika Birleşik Devletleri (ABD) gibi ülkeler aşılamada kendi nüfuslarına öncelik verdi. Tedros, bu tavrın aşı fiyatlarını artırıp stokçuluğu teşvik edeceğini söyledi.

Covax’a çağrı

Dr. Tedros, gelecek ay başlayacak olan küresel aşı paylaşma programı Covax‘a da bir çağrıda bulundu:

Benim tüm üye ülkeler çağrım, 7 Nisan’daki Dünya Sağlık Günü’nde, hem çok sayıda küresel sağlık sorununun kökeninde yatan eşitsizlikleri hem de pandeminin üstesinden gelmenin bir sembolü olarak, Covid-19 aşısının her ülkede yapılabilmesi.”

Covax’ın amacı

Covax, tek bir blok oluşturarak ilaç şirketleriyle daha iyi bir pazarlık yapabilmek amacını taşıyor. Bu inisiyatifte WHO ve aşı yanlısı uluslararası grupların yanında 180’den fazla ülke de yer alıyor.

Bu ülkelerden 92’si düşük ve orta gelirli ülkeler. Söz konusu ülkelere gidecek aşıların maliyeti de bağışçılar tarafından karşılanacak.

Ghebreyesus, konuyla ilgili “Şu ana dek beş üreticiden iki milyar doz aldık. Bir milyar doz daha alma opsiyonumuz da var ve teslimat şubat ayında başlayacak” ifadelerini kullandı.

Yoksul ülkelerdeki insanlar aşı şansını kaybediyor

Aşı kampanyası yürüten grupların koalisyonu olan Halkın Aşı İttifakı da zengin ülkelerin aşı stokladığını belirtmiş, bu sebeple de yoksul ülkelerdeki insanların aşı olma şansını yitirdiğini kaydetmişti.

İttifak, yaklaşık 70 yoksul ülkede sadece 10 kişiden birinin aşılanabileceğini açıklamıştı.

Oluşum, özellikle Kanada‘yı eleştirmiş ve ülkenin her bir vatandaşını beş kere aşılayacak şekilde aşı sipariş ettiğini söylemişti.

Diyarbakır’daki bağ ve bahçeler maden yüzünden kurudu

Diyarbakır‘ın Dicle ilçesine bağlı kırsal Kurşunlu (Pirejman) mahallesi çevresinde yürütülen maden arama çalışmaları etraftaki köylerde yapılan tarımsal üretimi etkiledi.

AKP’ye yakınlığıyla bilinen İsmet Ölmez‘in sahibi olduğu Ölmez Doğu Madencilik Nakliyat Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi tarafından yürütülen faaliyetlerle bölgeden kurşun, çinko, magnezyum başta olmak üzere 12 çeşit maden çıkarılıyor.

Çevre köylerde yaşayan yurttaşlar ise, bu faaliyetlerden dolayı ektikleri bağ, bahçe ve tarlaların kurumasından ve ürün alamaz hale gelmelerinden şikayetçi.

Toz ve duman bağ üstüne çöktü

Mezopotamya Ajansı’nın haberine göre Kurşunlu Mahallesi’nde yaşayan yurttaşlardan Hüseyin Esen,  dağlardan dinamit patlatılarak çıkarılan kayaların daha sonra taş kırma makinalarıyla işlendiğini, oluşan toz ve dumanın ise bağ, bahçe ve tarlalarının üzerine çöktüğünü dile getirdi.

Bu nedenle ektikleri üzüm bağları ile badem, armut, elma ve incir ağaçlarının meyve vermemeye başladığını söyleyen Esen, tek geçim kaynakları olan tarımın durma noktasına geldiğini ifade etti. Esen, maden çıkarmak için bölgedeki geniş bir ormanlık alandaki ağaçların kesildiğini de belirtti.

1993 yılında boşaltılan köylerine her yıl mart ve nisan aylarında bağ ve bahçeleri ekmek için geldiklerini anlatan Esen, maden arama faaliyetlerinin kendi köyleri ile birlikte Kırkpınar (Heridan) ve Gelincik (Ersek) köylerini de etkilendiğini kaydetti.

İnceleme yapıldı, sonuç yok

Maden aranan hazineye ait araziyi yüzyıllardır ekip, biçtiklerini fakat şimdi şirketin çıkıp buraya adeta el koyduğunu belirten Esen, bunun kendilerine yönelik bir haksızlık olduğunu dile getirdi.

Esen, maden faaliyetlerin yaşamlarını olumsuz yönde etkilemesi üzerine 25 Ocak 2020’de Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne şikayet dilekçesi verdiklerini, geçtiğimiz 28 Aralık’ta ise görevlilerin inceleme için bölgeye geldiğini fakat şu ana kadar bir sonuç alamadıklarını da paylaştı.

Evlerde çatlaklar oluştu

Bölgede yaşayan yurttaşlarca çekilen görüntülerde, maden sahasındaki ağaçların kesildiği, üzüm bağlarının ise kuruduğu görülüyor. Yine deprem bölgesi olan köylerde, maden arama çalışmaları esnasında patlatılan dinamitler nedeniyle evlerde çatlaklıkların oluştuğu, köylerin kullandığı yer altı su kaynaklarının ise zarar gördüğü kaydedildi.

Dicle’de maden faaliyeti yürüten Ölmez Madencilik’in Hakkâri’de 9, Diyarbakır’da 4 çinko-kurşun, maden arama ve üretim ocağı bulunuyor.

Van’da eylem ve etkinlik yasağı yeniden 15 gün uzatıldı

Van Valiliği şehirdeki eylem ve etkinlik yasağını 15 gün süreyle uzattı.  Valilikten yapılan açıklamada 2 Şubat’a kadar kentte, basın açıklaması, oturma eylemi ve anket yapılmasının, çadır ve stant kurulmasının/ açılmasının, imza kampanyası düzenlenmesinin, bildiri, broşür ve el ilanı dağıtılmasının ise belirtilen tarihler arasında mülki idare amirinin iznine bağlandığı belirtildi.

Gerekçe olarak ise “saldırı olaylarının önüne geçmek, vatandaşlarımızın can ve mal güvenliklerini sağlamak, terör örgütlerinin planlarını bertaraf etmek ve bu bağlamda, milli güvenliğin sağlanması, kamu düzeni ve genel sağlığın korunması, suç işlenmesinin önlenmesi, temel hak ve özgürlükler ile başkalarının hak ve özgürlüklerinin ve genel asayişin devamının temini ile şiddet olaylarının yaygınlaşmasının önlenmesi ve koronavirüs salgını” gösterildi.

Yasak 2016’da başladı

Açıklamada 2911 sayılı Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu hükümlerine göre düzenlenecek gösteri yürüyüşü ve açık hava toplantılarının 2911 Sayılı Kanunun 17’nci Maddesine istinaden yasaklandığı aktarıldı.

Van Valiliği, 15 gün süreyle uzattığı eylem ve etkinlik yasağına 21 Kasım 2016’da başlamıştı. Şehirde  1.519 gündür eylem ve etkinlik yasağı var.

TMMOB Kanal İstanbul davasının bilirkişilerine itiraz etti

TMMOB İstanbul İl Koordinasyon Kurulu, Kanal İstanbul Çevresel Etki Değerlendirmesi (ÇED) Olumlu Kararı’nın iptal edilmesi için açılan davada mahkeme heyeti tarafından belirlenen bilirkişilerin tarafsız ve objektif olmadığına dikkat çekerek dilekçe ile itirazda bulundu.

Davanın görüldüğü İstanbul 10’uncu İdare Mahkemesi Başkanlığı’na itiraz dilekçesi veren TMMOB, mahkemenin belirlediği 15 kişilik heyette, iktidara yakınlığıyla bilinen, siyanüre evet diyen, öğrenciyi tehdit ettiği iddia edilen akademisyenler bulunduğunu vurguladı.

‘ÇED raporu için danışmanlık sunmuşlardı’

TMMOB dilekçesinde, heyetin, Kanal İstanbul Projesi’nin ÇED raporu için danışmanlık hizmeti sunan İstanbul Teknik Üniversitesi ve İstanbul Üniversitesi kadrosunda bulunan öğretim üyelerinden tayin edilmesine de dikkat çekti. Mahkemenin bilirkişinin tarafsızlığını sağlamak adına gerekli tedbirleri alması zorunluluğu olduğuna dikkat çekilen dilekçede şu ifadeler yer aldı:

Açıklanan sebepler bakımından seçilen bilirkişilerin tarafsız bir rapor tanzim edemeyecekleri görüldüğünden; belirtilen bilirkişilerin öncelikle bu nedenle görevden alınmaları ve yerlerine yeni bilirkişi görevlendirmelerinin yapılması gerekmektedir.

‘Tarafsızlıklarını kaybettiler’

Ek olarak heyette yer alan bazı isimlerin daha evvel yürütmüş oldukları bilirkişilik faaliyetlerinde bilimsel ve teknik esasları hiçe sayan, kamu yararını ve çevre hukukunun temel ilkesi olan “koruma ve kullanma dengesi”ni göz ardı eden, objektiflikten uzak, ortaya çıkacak tahribat pahasına proje lehine hazırlamış oldukları raporlar dolayısıyla tarafsız olamayacakları ifade edildi.

Bilirkişi heyetinde yer alan Prof. Dr. Abdullah Karahan ile Doç. Dr. Halit Özen’in de dava konusu projeye ilişkin görüşlerini açıklayarak tarafsızlıklarını kaybettikleri belirtildi.

Bilirkişi heyeti

Prof. Dr. Süleyman ÖVEZ (Biyolog, Deniz Kirliliği), Prof. Dr. İsmail TORÖZ (Su, Atık Su, Gürültü), Prof. Dr. Kadir ALP (Hava Kirliliği), Prof. Dr. Ali Osman ATAHAN (Trafik), Prof. Dr. Cengiz KUZU (Patlamalı Kazılar), Prof. Dr. Mustafa YANALAK (Arazi), Prof. Dr. Şevkiye Şence TÜRK (Şehir ve Bölge Planlama), Prof. Dr. Hayrullah AĞAÇÇIOĞLU (Hidroloji, Su Yapıları), Prof. Dr. Hüseyin Barış TECİMEN (Ormancılık, Orman Ekolojisi, Bitki Beslenme), Prof. Dr. Abdullah KARAHAN (Jeofizik), Prof. Dr. Necmi KARUL (Arkeolog), Prof. Dr. Mustafa Sait YAZGAN (Ziraat), Doç. Dr. Şenel ÖZDAMAR (Jeoloji), Doç. Dr. Hüsne ALTIOK (Deniz Bilimleri ve İşletmeciliği Fiziksel Oşinografi), Doç. Dr. Onur GÖNÜLAL (Deniz Biyoloji Anabilim Dalı).