Ana Sayfa Blog Sayfa 1638

WWF: Akdeniz’in en az üçte biri etkin şekilde korunmalı

Dünya Doğayı Koruma Vakfı‘nın (WWF) yeni raporu,  biyolojik çeşitliliği ve balıkçılığı kurtarmak için Akdeniz‘in en az yüzde 30’unun korunması gerektiğini vurguluyor. Rapor, Akdeniz’in neden ve nerelerde korunması gerektiğini ortaya koyuyor.

Denizle ilişkili faaliyetlerden yılda 450 milyar dolarlık değer yaratan Akdeniz, ekonomik açıdan dünyanın en önemli denizlerinden biri. Bugün Akdeniz’in sadece yüzde 9,68’i Korunan Alanı ilan edilmiş durumda; bu alanların da sadece yüzde 1,27’lik bir bölümü yönetim planları ile gerçekten etkin bir şekilde korunuyor.

Rapora göre Akdeniz’in yüzde 30’u etkin bir şekilde korunursa, Akdeniz balık popülasyonları – Berlam ve Orfoz gibi ticari açıdan değerli türler dâhil – güçlü bir şekilde iyileşebilir.

İlk bilimsel çalışma

“30 x 30: Akdeniz’de biyolojik çeşitliliği ve balık stoklarını yeniden canlandırmak” başlıklı rapor yüzde 30 koruma hedefinin Akdeniz’deki biyolojik çeşitliliği ve balık stoklarını nasıl değiştireceğini inceleyen ilk bilimsel çalışma.

WWF Akdeniz Girişimi (MMI), bu çalışma kapsamında, 2030’a kadar yüzde 30 hedefine ulaşmak için bir dizi mekânsal koruma senaryosu geliştirmek üzere Fransız Ulusal Bilimsel Araştırma Merkezi (CNRS), Ecopath Uluslararası Girişimi (EII) ve Deniz Bilimi Enstitüsü (ICM-CSIC) ile işbirliği yaptı.

Korunması gereken yerler işaretlendi

İncelenen senaryolarda 2030’a kadar yüzde 30’luk hedefe ulaşmak için korunması gereken aday bölgeler belirlendi. Senaryolar ayrıca sürdürülebilir olmayan endüstriyel balıkçılık ve diğer zararlı faaliyetlerin bu bölgelerden çıkarılması ile deniz ekosistemlerindeki azalma eğiliminin nasıl tersine çevrilebileceğini de gösterdi.

Rapora göre, Akdeniz’de koruma açısından en faydalı sonuçları doğurması beklenen yerler; Alboran Denizi, Kuzeybatı Akdeniz, Sicilya Kanalı, Adriyatik Denizi, Helen Yayı, Ege Denizi ve Doğu Akdeniz.

Analiz sürdürülebilir olmayan balıkçılık ve diğer endüstriyel faaliyetlerde ısrarcı olunması durumunda Akdeniz’de önümüzdeki yıllarda balık popülasyonlarının azalmaya devam edeceğini ortaya koyuyor.

Balık popülasyonunun artmasını sağlayacak

Öte yandan rapor, belirli bölgelerde Akdeniz’in yüzde 30’unu kapsayan etkin koruma tedbirlerinin alınması ve havzanın geri kalanının da sürdürülebilir bir şekilde yönetilmesi durumunda balık popülasyonunun artacağını, denizel ekosistemin belirgin bir şekilde iyileşerek yaşamları denize bağlı milyonlarca insanın yararına olacağını bilimsel olarak ortaya koyuyor.

Bu senaryoda izmaritgillerde olası av miktarının yüzde 4 ila 20, büyük dip balıklarında ise av miktarının yüzde 5’e kadar artacağı tahmin ediliyor.

Nispeten daha fazla bilimsel verinin olduğu Batı Akdeniz’de köpekbalıkları gibi avcı türlerde yüzde 45, orfoz gibi ticari türlerde yüzde 50; ticari açıdan en değerli türlerinden mavi yüzgeçli orkinoslarda ise  yüzde 140 biyokütle artışı olacağı öngörülüyor.

Fotoğraf: Frederic-Bassemayousse

‘Habitat kayıplarını durdurmanın en etkili yolu’

Raporu değerlendiren WWF-Türkiye (Doğal Hayatı Koruma Vakfı) Doğa Koruma Direktörü Sedat Kalem “Önemli balık stoklarını geri kazanmanın ve denizlerimiz için ciddi tehdit oluşturan tür ve habitat kayıplarını durdurmanın en etkili yolu Akdeniz’in önemli bölgelerini korumaktan geçiyor. Bu gerçek bilimsel kanıtlarıyla ortada” ifadelerini kullandı.

Kalem, “Söz konusu alanlar, balıkçılık sektörünü sürdürülebilir kılmak, Covid-19 salgınından derin yaralar alan yerel ekonomileri güçlendirmek ve küresel iklim krizinden etkilenen bölgelerin başında gelen Akdeniz’in direncini artırmak açısından muazzam bir potansiyele sahip. Tüm bölge ülkeleri, bu coğrafyada yaşayan yaklaşık 500 milyon insanın geleceği için önümüzdeki on yıl boyunca, Akdeniz’i ekolojik ve ekonomik gündemlerinin odağına almalı” ifadelerini kullandı.

Bölgesel ve ulusal eylem planı şart

Birleşmiş Milletler Biyolojik Çeşitlilik Sözleşmesi kapsamında bu yıl düzenlenecek 15. Taraflar Konferansı ile dünya genelindeki doğa kayıplarını tersine çevirmek için 2030 hedefli yeni bir küresel çerçevenin belirlenmesi bekleniyor.

Halen 50’yi aşkın ülke, 2030 yılına kadar gezegenin yüzde 30’unun korunması fikrini destekliyor ve bu yönde çağrıda bulunuyor. WWF de, tüm bölge ülkelerini, Akdeniz’in daha iyi korunması için 2030 yolunda daha güçlü ve iddialı hedefler ortaya koymaya ve bunları hayata geçirecek bölgesel ve ulusal eylem planlarını geliştirmeye çağırıyor.

Türkiye’de Deniz Kıyı Koruma Alanları

Türkiye, genel olarak 1988’den itibaren, Akdeniz ve Ege kıyıları boyunca deniz koruma alanı ilan etmeye başladı. Bugün Türkiye’de farklı statülerde (özel çevre koruma bölgesi, milli park, tabiat parkı, vb) koruma altında olan ve farklı bakanlıklarca yönetilen yaklaşık 32 deniz ve kıyı koruma alanı bulunuyor.

Bunun yanında Tabiat Varlıkları Koruma Genel Müdürlüğü’nce yönetilen toplam 18 Özel Çevre Koruma Bölgesi (ÖÇKB)”nin 12’si, yaklaşık 17.575,79 km² deniz ve kıyı alanını kapsıyor. Halen Türkiye karasularının yaklaşık yüzde 4’ü yasal koruma alanı statüsüne sahip.

Türkiye’de çalışmalar yetersiz

Son yıllarda Türkiye’de, denizel biyolojik çeşitliliği korumak amacıyla bir ulusal deniz-kıyı koruma alanları ağı geliştirme konusundaki çabalara karşın, bu alanların sayısı ve toplam büyüklüğü, uluslararası sözleşmelerle belirlenen nicel hedeflerden ve ülkemizin ekolojik çeşitliliğini bütünüyle temsil etmekten uzak.

Örneğin, mevcut deniz koruma alanlarımızın neredeyse tamamı Ege ve Akdeniz kıyılarında; Karadeniz ve Marmara’da bulunmuyor. Mevcut deniz koruma alanlarımızdan yalnızca birkaçı bir yönetim ve izleme planına sahip; birçoğu etkin koruma ve yönetim için gerekli yerel idari yönetim biriminden ve yerel paydaş katılımından yoksun.

Neler yapılmalı?

2014 yılında hazırlanan Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Ulusal Stratejisi halen onaylanmamış durumda. Bu bağlamda, WWF-Türkiye’ye göre yapılması gerekenler ise şu şekilde:

  • Ülkemizdeki Deniz Koruma Alanlarının yüzölçümü Doğu Akdeniz kıyılarından başlayarak Karadeniz kıyılarını ve Marmara’yı da içine alacak şekilde, 2030 yılına kadar en az yüzde 30’a yükseltilmeli ve tüm alanların etkin yönetimi ve korunması için gerekli şartlar sağlanmalıdır.
  • 2014 yılında hazırlanan Ulusal Deniz ve Kıyı Koruma Alanları Ulusal Stratejisi (Taslak) Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından onaylanarak bir an önce hayata geçirmeye başlanmalıdır.
  • Daha etkin koruma ve yönetim (planların uygulanması, izleme, denetleme, koruma) için ilgili kurumların yapısı ve yerel birimleri güçlendirilerek STK’lar, uzmanlar ve yerel paydaşların katılımına olanak sağlayacak ortak yönetim mekanizmaları geliştirilmelidir.

Gazeteci Dayanışma Ağı: İktidara yakın, uzak fark etmeden meslektaşlarımız işinden oluyor

Gazeteci Dayanışma Ağı, muhalif kimliğiyle bilinen ABC ve Halk TV’de gazetecilerin işten çıkarılmasına ilişkin yazılı bir açıklama yaptı.

Açıklamada “İktidara yakın veya uzak fark etmiyor. Pandemi döneminde olmamıza rağmen her gün başka bir basın kuruluşunda meslektaşlarımızın işlerine son veriliyor” ifadeleri kullanıldı.

Halk TV’de dört kişi işten çıkarıldı

Halk TV’nin internet sitesinde çalışan gazeteciler Fırat Yeşilçınar, Ali Isıyel ve Batuhan Batan geçtiğimiz günlerde işten çıkarılmıştı. Gazeteciler işten çıkarılma sebeplerinin haberlerine uygulanan sansüre karşı kanalın patronu Cafer Mahiroğlu ile yaşadıkları tartışma olduğunu söyledi.

Daha sonrasında bu listeye gazeteci İrem Yıldırım dahil oldu. Yıldırım sosyal medyada yaptığı paylaşımda “Arkadaşlarımın neden işten çıkarıldığını sorduğum için dün benim de Halk TV’deki işime son verildi. Gazetecilik yapmaya devam edeceğim” ifadelerini kullandı.

ABC’de üç editörün işine son verildi

Şubat ayının ilk haftasında da ABC gazetesinde çalışan editörler Büşra İlaslan, Doğukan Devrim İpek ve Serhat Yılmaz işten çıkarılmıştı.

Gazeteciler yaptıkları açıklamada “İnternet gazetesinde karşı karşıya bırakıldığımız yoğun patron baskısı ve mobbingin ardından, dün hukuksuzca işten çıkarıldığımızı öğrendik. Kendisini ‘muhalif’ olarak niteleyen ABC’nin bu tutumunu ve yaşadığımız hukuksuzluğu kabul etmiyoruz” demişti.

‘Kendi kurumlarında tek adam rejimi yaratıyorlar’

Gazeteci Dayanışma Ağı,açıklamasında “Gazeteciler pandemi sürecinde sudan sebeplerle veya gerekçe gösterilmeksizin işten çıkarılıyor. Başka kurumları arayarak ‘bu kişiye iş vermeyin’ şeklinde konuşmaya cesaret edenler, gazetecileri ‘ahlak ve iyi niyet kurallarına aykırılıkla’ suçlamaya devam ediyor” ifadeleri yer aldı.

İşten çıkarmanın yasak olduğu bugünlerde Ko19’un devreye sokularak emekçilerin işsiz bırakıldığı belirtilen açıklamada “Gazetecilere parmak sallanıyor. O parmak aslında gazeteciliğe sallanıyor. Parmağı sallayanları tanıyoruz. Gazetecilere parmak sallayanlar ülkeyi bir tek adam rejimine çevirenlerdir. Bu rejime ‘muhalefet edip’ kendi kurumlarında tek adam rejimleri yaratanlardır” denildi.

İstismardan yargılanan şeyhin avukatı çocuğu suçladı: Demek ki akıllanmamış

 
 

‘Ben çocuk olsam, allak bullak olurdum’

Çocuğa zincirleme istismar suçundan 22,5 yıla, hürriyetinden yoksun kılma suçundan 26 yıl 3 aya kadar hapis cezası istenen iddianamede, çocuk istismarını ‘örf ve adet içerisinde’ yaptığını savunduğu belirtilen müvekkilinin Tükiye’nin “nadide ve mümtaz bir şahsiyeti” olduğunu öne süren avukat, savunmasında çocuğu suçladı: 

“Çocuğun savcılık ve mahkemedeki ifadeleri tutarsız. Ben 12 – 13 yaşında bir çocuk olsam ve tacize uğrasam allak bullak olurum. Çocuk iki sene önce de tacize uğradığını söylüyor. O zaman niye tekrar dergaha gelmiş, demek ki akıllanmamış.”

Bu sözler üzerine mağdur çocuğun avukatları ile sanık avukatı arasında tartışma yaşandı. 

Sanıktan ‘Pedofili değil, Fetöfil’ savunması

Eyyüp Fatih Şağban da kumpasa uğradığını öne sürerek, “Bize pedofil denilmiş. Ben bunu pedofili olarak görmüyorum, Fetöfil olarak görüyorum. Kumpasa uğradım” ifadeleriyle kendisini savundu.

Savcılığın tutukluluğun devamını istemesi üzerine ise hem sanık hem de avukatı, sağlık sorunları ve ileri yaşı gerekçe göstererek tutuksuz yargılama istedi. 

Mahkeme heyeti,  sanık avukatının 14 tanık dinlenmesini yönündeki talebi yargılamanın uzamasına yol açacağı gerekçesiyle reddetti. Kararda, bir sonraki duruşmada makul sayıda tanığın hazır edilmesi halinde dinlenebileceğinin belirtildi.

Ne olmuştu? 

Sakarya‘nın Akyazı ilçesine bağlı Kuzuluk Mahallesi’nde yaşayan ve Uşşaki tarikatı lideri olduğu ileri sürülen Fatih Nurullah, 12 yaşındaki bir kız çocuğuna cinsel istismarda bulunduğu gerekçesiyle tutuklanmış; olaydan sonra sanık ile çocuğun babası arasında gerçekleşen görüşmenin kamuoyuna yansımıştı.

Ses kaydında Fatih Nurullah, çocuğa yaptığı istismarı itiraf etmiş ve olayın duyulmaması için babayı ikna etmeye çalışmıştı. Kızın babası F.A., Fatih Nurullah’tan şikayetçi olunca tarikat üyelerinin saldırısına uğramıştı.

Konuyla ilgili haberlere ise erişim engeli getirilmişti. 

 

 

606 adet maden sahası ikinci kez ihaleye açıldı

Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’na bağlı Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü (MAPEG) 68 ilde yer alan 606 adet maden sahasını ikinci kez ihaleye açtı.

MAPEG’in konuya ilişkin ilanı Resmi Gazete‘de yayınlandı. Burada sunulan bilgilere göre 20 Nisan’da ihaleler başlayacak.

Resmi Gazete’de açıklandı

Yapılan açıklamada “6592 sayılı Kanunla Değişik 3213 sayılı Maden Kanununun hükümleri uyarınca hukuki durumları sona eren ve ihalelerinin yapılması sonucu müracaat olmayan 606 adet maden sahasının ihaleye açılacağı” belirtildi.

İki kez yapılmasına rağmen müracat olmaması durumunda ise sahanın aramalara açık hale geleceği aktarıldı.

766 maden sahası ihalesi yargıya taşınmıştı

Daha önce de 68 ilde 766 maden alanı ihaleye açılmıştı. Ekoloji örgütlerinin ihalelerin iptali için açtığı dava Ankara 4’üncü İdare Mahkemesi tarafından reddedilmişti.

Danıştay’a açılan temyiz davası sonrası Danıştay 13’üncü Dairesi temyizi kabul ederek davanın görüşülmesine karar vermişti.

La Niña’nın soğutucu etkisine rağmen üç ay boyunca ortalama üstü sıcaklıklar bekleniyor

Birleşmiş Milletler bünyesinde faaliyet gösteren Dünya Meteoroloji Örgütü (WMO), dünyanın La Niña ismiyle bilinen hava fenomeninin serinletici etkisine girdiğini ancak buna rağmen hemen hemen tüm bölgelerde sıcaklıkların Nisan ayına kadar artacağını söyledi.

Yapılan açıklamada önümüzdeki üç ay içerisinde normalin üzerinde sıcaklıkların batı, orta ve doğu Asya’da ve Kuzey Amerika’nın güney yarısında beklendiği belirtildi. Güney Amerika’nın kuzeybatı bölümü haricinde de gene yüksek sıcaklıkların olması mümkün görünüyor.

‘Alışılmadık ıslak koşullar’

Dünya genelindeki yağışlara ilişkin de bilgi paylaşan WMO, La Niña’nın Güney Doğu Asya, Avustralya, Güney Amerika’nın kuzeyi ve Melanezya‘daki adaların çoğunda “alışılmadık ıslak koşulların görülme olasılığını artırdığını” söyledi.

WMO, Güney Afrika’da da (muhtemelen kar şeklinde) normalin üzerinde yağışların görülebileceğini belirtti. Ancak bu yağışlar La Niña’dan ziyade aralık ayından beri devam eden Arktik Salınımı (Arctic Oscillation) etkisiyle olacak.

forecasts of air temperature

La Niña nedir?

La Niña, orta ve doğu ekvator Pasifik Okyanusu‘ndaki okyanus yüzey sıcaklıklarının büyük ölçekli soğumasının yanı sıra tropik bölgelerdeki rüzgarlar, hava basıncı ve yağıştaki değişiklikler anlamına geliyor.

WMO, Ağustos 2020’den beri yürürlükte olduğunu söyledi, ancak bu, “2020’nin kayıtlardaki en sıcak üç yıldan biri olmasını engellemek için yeterli değildi.” La Niña, genellikle hava ve iklim üzerinde sıcaklık artışına sebep olan El Niño‘nun tam tersi etkiye sahip.

İnsan faktörü

WMO Genel Sekreteri Petteri Taalas “El Niño ve La Niña’nın Dünya’nın iklim sisteminin başlıca itici güçleri olsa da küresel sıcaklıkları artıran, aşırı hava koşullarını şiddetlendiren, mevsimsel yağış modellerini etkileyen ve afet önleme ve yönetimini zorlaştıran insan kaynaklı iklim değişikliği ağır basıyor” dedi.

Taalas, ajansın La Niño ve El Niño olaylarını önceden tahmin etme yeteneği sayesinde, iklime duyarlı bölgelerdeki toplulukları ve ülkeleri korumak için tam zamanında müdahalelerin gerçekleştirilebileceğini belirtti.

İklim değişikliği ve kuraklık için Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu

TBMM Genel Kurulu’nda, beş parti grubunun ortak önergesiyle, küresel iklim değişikliğinin etkilerinin en aza indirilmesi, kuraklıkla mücadele ve su varlıklarının verimli kullanılması için alınması gereken tedbirlerin belirlenmesi amacıyla Meclis Araştırma Komisyonu kuruldu.

Komisyon, 19 üyeden oluşacak, gerektiğinde Ankara dışında da görev yapabilecek. TBMM Başkanvekili Süreyya Sadi Bilgiç, komisyonun kurulmasına destek veren siyasi parti gruplarına teşekkür etti.

İYİ Parti: 50 yılda 36 göl kurudu

AK Parti, CHP, HDP, MHP ve İYİ Parti gruplarının, birleştirilerek görüşülen önergeleri üzerinde İYİ Parti Grubu adına söz alan Samsun Milletvekili Bedri Yaşar, son yılların en kurak dönemini yaşayan Türkiye’de, son 50 yılda toplam 36 gölün kuruduğunu söyledi.

Türkiye’de suyun yüzde 10’luk bölümünün içme ve kullanma suyu olarak kullanılırken, yüzde 18’lik bölümünün sanayide, yüzde 60’ının ise tarımsal sulamada kullanıldığını dile getiren Yaşar, vahşi sulama ve salma sulamadan vazgeçilmesi, park ve bahçe sulamalarına düzenleme getirilmesini istedi.

MHP: Milli su kanunu oluşturulmalı

MHP İzmir Milletvekili Hasan Kalyoncu, küresel iklim değişikliğinin, ulusal güvenlik açısından ele alınması gerektiğini söyledi. Türkiye’nin, küresel iklim değişikliğinin sonucu olarak kurak bir iklime sahip olacağının tahmin edildiğine işaret eden Kalyoncu, botanik bahçelerine ayrılan alanların çoğaltılması ve Ankara’daki botanik bahçesine önem gösterilmesi gerektiğini kaydetti.

“Tarım kentleri bir an önce hayata geçirilmeli” diyen Kalyoncu, kırdan şehre göçün de bu şekilde önüne geçilebileceğini belirtti. İklim değişikliğinin etkilerinin, insan güvenliği için kritik eşikleri de beraberinde getirdiğine dikkati çeken Kalyoncu, ekolojik güvenliğin, iklim değişikliğiyle olumsuz yönde etkilendiğini dile getirdi.

Su yönetiminde idari bir karmaşanın hakim olduğuna dikkati çeken Kalyoncu, “milli su kanunu” oluşturularak bu karmaşaya son verilmesini istedi.

HDP: Plastik çöp ithal ederek sıfır atık hedefine ulaşılamaz

HDP Ankara Milletvekili Filiz Kerestecioğlu, su kaynakları, kuraklık ve iklim değişikliğine ilişkin Araştırma Komisyonu kurulmasını önemli bulduklarını belirtti.

Bu konuyu dış politikada bir koz, enerji alanında yeni rant kapıları, geri dönüşüm sektöründe kar payı olarak görenler olabileceğini ifade eden Kerestecioğlu, iklim krizinin, Türkiye açısından günbegün derinleşen bir insan hakları ve küresel adaletsizlik sorunu olduğunu savundu.

‘Hazırlanan bildirge yetersiz’

Meclis çatısı altında yürütülmesi öngörülen çalışmaların çerçevesini, Çevre ve Şehircilik Bakanlığının İklim Değişikliği ile Mücadele Toplantısı sonrası açıklanan bildirgeden anladıklarını anlatan Kerestecioğlu, “Sorunların tespitinde gayet cesur davranılsa da kaynağının tespit edilemediğini ve çözüm için değişmesi gerekenin, sorunu yaratanlar değil, sıradan yurttaşlar olarak tanımlandığını görüyoruz” ifadesini kullandı.

Kerestecioğlu, Paris Anlaşması’nın neden imzalanmadığını, Kanal İstanbul Projesi’nden neden vazgeçilmediğini sorarak, “Plastik çöp ithal ederek, sıfır atık hedefine nasıl ulaşılacak? İmkansız” dedi.

CHP: Paris Anlaşması neden onaylanmadı?

CHP Genel Başkan Yardımcısı ve Kahramanmaraş Milletvekili Ali Öztunç, kurulacak araştırma komisyonuna ilişkin “Geç kalındı ama iyi ki kuruluyor” dedi.

Paris Anlaşması’nın neden yürürlüğe konulmadığını soran Öztunç, “İklim kriziyle mücadele ediyorsanız, önce kömürle çalışan termik santraller teknolojisine son vermeniz gerekiyor” diye konuştu.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın, “Onlara rağmen Kanal İstanbul’u da yapacağız. İnadına yapacağız” sözünü hatırlatan Öztunç, “Milletle inatlaşılmaz. Milletle inatlaşanlar, giderler. Siz de gidecekseniz” ifadelerini kullandı.

AKP: Kritik bir 10 yıla girildi

AK Parti Genel Başkan Yardımcısı ve Samsun Milletvekili Çiğdem Karaaslan, iklim değişikliğinin, ‘çağın kronik rahatsızlığı’ olduğunu vurgulayarak, iklim değişikliğiyle mücadelede kritik bir 10 yıla girildiğine işaret etti.

Karaaslan, “Bugün karar alma mekanizmalarında bulunan bizlerin, günü kurtaran değil, sahip olduğu tüm değerleri geleceğe taşıyan bir anlayışla hareket etmek gibi bir sorumluluğu olduğunun da altını çizmek istiyorum” vurgusunda bulundu.

Karaaslan, kurulacak araştırma komisyonundaki çalışmalarla, çevreyi merkeze alan, ulusal ve uluslararası camiada da çok önemli çalışmalara imza atacak bir çalışma performansının ortaya koyulacağını vurguladı.

 

 

 

Türk İş: Dört kişilik bir ailenin yoksulluk sınırı 8 bin 856 lira

Türk-İş‘in çalışanların geçim koşulları ve temel ihtiyaç maddelerindeki fiyat değişikliğinin aile bütçesine yansımalarını belirlemek amacıyla her ay yaptığı ‘Açlık ve Yoksulluk Sınırı Araştırması’nın şubat ayı sonuçları açıklandı.

Araştırmaya göre, dört kişilik ailenin sağlıklı, dengeli ve yeterli beslenebilmesi için yapması gereken gıda harcaması tutarını ifade eden “açlık sınırı” bu ay için 2 bin 719 lira olarak belirlendi.

Gıda enflasyonu: Yüzde 20,44

Gıda ile giyim, konut, ulaşım, eğitim, sağlık ve benzeri ihtiyaçlar için yapılması zorunlu diğer harcamaların toplam tutarına denk gelen “yoksulluk sınırı” ise 8 bin 856 lira oldu. Bekar bir çalışanın “yaşama maliyeti” ise aylık 3 bin 297 lira olarak hesaplandı.

Ankara’da yaşayan dört kişilik ailenin gıda için yapması gereken asgari harcama tutarı bir önceki aya göre yüzde 2,53 artış gösterdi. Yılın ilk iki ayı itibarıyla fiyatlardaki artış yüzde 4,98’i bulurken gıda enflasyonunda son on iki ay itibarıyla artış oranı yüzde 20,44 oldu.

Sebze-meyvede aylık artış yüzde 9, 52

Süt, yoğurt, peynir grubunda, süt fiyatındaki artış bu ay da devam etti, kıyma ve kuşbaşı et fiyatı da aylar sonra artış gösterdi. Buna karşılık sakatat ürünleri ve tavuk fiyatı aynı kaldı. Balık fiyatları geçen aya göre arttı. Yumurta ve bakliyat ürünlerinin fiyatı ise değişmedi.

Sebze-meyve fiyatları kış koşullarının da etkisiyle ortalamada arttı. Yaş sebze-meyve ortalama kilogram fiyatı bu ay 6,62 liradan yüzde 9,52’lik artışla 7,25 liraya çıktı. Ortalama sebze kilogram fiyatı bu ay 7,34 lira olurken ortalama meyve fiyatı 7 lira olarak hesaplandı.

Ekmek, pirinç, un, makarna, bulgur gibi ürünlerin fiyatında önemli bir değişiklik tespit edilmezken, irmik ve şeker fiyatları artış gösterdi.

 

4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nde ödüle layık görülen isimler belli oldu

Kadın Yönetmenler Derneği tarafından düzenlenen 4. Uluslararası Kadın Yönetmenler Festivali’nin Emek ve Başarı Ödülleri açıklandı. Sinema yazarlığı kategorisindeki Emek eleştirmeni ödülü Türkiye’nin ilk kadın sinema eleştirmeni Sevin Okyay’a verilecek.

Okyay, aynı zamanda Harry Potter kitaplarınının çoğunu Türkçeye çeviren bir isim.

Ödül alacak isimler

Festivalin Başarı Ödülü’nü East Anglia Üniversitesi’nde film, kadın ve medya konularında çalışmalar yapan yönetmen Prof. Eylem Atakav’a verilecek.

Yönetmen Başarı Ödülü ise Oscar Adaylığı bulunan Bal Ülkesi filminin yönetmenlerinden Tamara Kotecska’ya takdim edilecek.

Ödül töreni, 25-30 Haziran tarihlerinde İzmir Seferihisar’da düzenlenecek.

Festivalde 1-7 Mart tarihlerinde Türkiye’den filmler Birleşik Krallık ve Kosova’da çevrimiçi olarak gösterilecek. Gösterimlerde, soru-cevap atölye etkinlikleri de yapılacak.

Uluslararası Dünya Seçkisi ise festivalin internet sayfasında yurt dışı gösterimlerle aynı anda Türkiye’de de gösterime açılacak.

Festivalin ulusal yarışma finalistleri, ulusal seçkileri ve Balkan yarışma finalistleri, 25 Nisan-5 Mayıs tarihlerinde Türkiye’den çevrimiçi olarak izlenebilecek.

Jüri belli oldu

Festivalin ulusal yapımlarını Dr. Öğretim Üyesi Dilaver Bayındır, yönetmen Jale İncekol, yönetmen Sevinç Baloğlu, yönetmen Aysim Türkmen ve sinema yazarı Banu Bozdemir değerlendirecek.

Balkan yarışması finalistlerini de, festivalin aynı zamanda kısa film koordinatörü olan Doç. Dr. Ragıp Taranç, festivalin uluslararası koordinatörleri Dr. Öğretim Üyesi Zeynep Merve Uygun ve Dr. Ebru Beyazıt ile Balkan temsilcisi Nena Popovic değerlendirecek.

Film Festivalinde, 27 uluslararası filmin Türkiye’deki ilk gösterimi yapılacak.

Festival hakkında daha fazla bilgiye buradan ulaşabilirsiniz.

Amazon arazilerinin yasa dışı şekilde Facebook’tan satıldığı ortaya çıktı

Brezilya‘nın Amazon yağmur ormanlarının bazı bölümlerinin yasadışı olarak Facebook‘ta satıldığı ortaya çıktı.

Korunan alanlar ulusal ormanları ve yerli halklar için ayrılmış arazileri içeriyor. BBC’nin aktardığına göre Facebook’un sınıflandırılmış reklam hizmeti aracılığıyla listelenen bazı araziler 1.000 futbol sahası büyüklüğünde.

Facebook: Yetkililerle çalışmaya hazırız

Facebook “yerel yetkililerle çalışmaya hazır” olduğunu ancak ticareti durdurmak için kendi başına bağımsız bir eylemde bulunmayacağını belirtti.

Kaliforniya merkezli teknoloji firması, “Ticaret politikalarımız, alıcıların ve satıcıların yasa ve yönetmeliklere uymasını gerektiriyor” diye ekledi.

Fotoğraf: Shutterstock

Facebook Marketplace’ten ulaşılabiliyor

Etkilenen yerli topluluklardan birinin lideri, teknoloji firmasını daha fazlasını yapmaya çağırdı. Çevre koruma alanında faaliyet gösteren Kanindé’nin başkanı Ivaneide Bandeira ise kara işgalcilerinin kendilerini çok güçlü hissettiğini ve “yasadışı arazi satışı anlaşmaları yapmak için Facebook’a gitmekten utanmadıklarını” söyledi.

Yasadışı olarak işgal edilmiş arazileri bulmak için Facebook Marketplace’in arama aracına “orman”, “yerel orman” ve “kereste” gibi arama terimlerinin Portekizce karşılıklarını yazarak ve konum olarak Amazon eyaletlerinden birini seçmek yeterli. Bazı listelerde uydu görüntüleri ve GPS koordinatları da yer alıyor.

Satıcıların çoğu, Brezilya yasalarına göre arazi mülkiyetini kanıtlayan tek belge olan tapularının olmadığını açıkça itiraf ediyor. Yasadışı faaliyet, Brezilya’nın sığır yetiştirme endüstrisi tarafından besleniyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Gizli kamerayla çekildi

Brezilya Amazon’undaki ormansızlaşma 10 yılın en yüksek seviyesinde. Ancak Facebook’un pazar yeri, gizli bir kamerayla filme alınan Fabricio Guimarães gibi satıcılar için gidilecek bir site haline geldi.

Yere kadar yaktığı bir yağmur ormanı yamacında yürürken “Burada devlet görevlilerinin teftiş etme riski yok” dedi.

Araziyi yasadışı bir şekilde temizleyen ve tarıma hazır hale getiren satıcı, ilk talep ettiği fiyatı üçe katlayarak 35 bin dolara yükseltti. Fabricio bir çiftçi değil. Bir şehirde çalışıyor ve yağmur ormanını bir yatırım fırsatı olarak görüyor.

 

İmamoğlu’ndan Erdoğan’ın Kanal İstanbul açıklamasına yanıt: 23 Haziran’ı hatırlatırım

Cumhurbaşkanı ve AKP Genel Başkanı Recep Tayyip Erdoğan’ın İstanbul’un sınırlı su kaynağını ve çevreyi yok edecek, binlerce insanı da yaşadığı yerden koparacak Kanal İstanbul Projesi için ‘İnadına yapacağız’ açıklamasını İstanbul Büyükşehir Belediyesi (İBB) Başkanı Ekrem İmamoğlu değerlendirdi.

İmamoğlu, “İnatla yapılan hizmetin de milletin yararına olma şansı yoktur” dedi.

‘Gündem değiştirme çabası’

İBB Başkanı Ekrem İmamoğlu, İstanbul Su ve Kanalizasyon İdaresi’nin (İSKİ) Ataköy’de başlattığı atık su tüneli inşaatını yapacak Tünel Açma Makineleri (TBM) cihazının yer altına indirilme törenine katıldı.

Erdoğan’ın AK Parti İstanbul İl Kongresi’nde Kanal İstanbul ile ilgili yaptığı açıklamaları nasıl değerlendirdiği sorusunu İmamoğlu şöyle yanıtladı:

Gündem değiştirme çabası. İnadına diye bir şey olmaz. Şu anda belki birileri unuttu ama bizim unutmamızın mümkün olmayacağı bir acı var ortada. Üstünden daha 4-5 gün geçti. Gara’da şehitlerimiz oldu. 6-7 yıl, PKK terör örgütünün elinde tutulan polisimiz, askerimiz şehit edildi. Ben, bütün aileleri tek tek aradım. Hepsiyle görüştüm. Birebir ziyaret ettiğim aileler de oldu. Öncelikle Allah’tan rahmet diliyorum. Acıları çok büyük.

Birilerinin müjde açıklamasının, daha sonra, ‘Niçin başarısız olduk’ açıklamasına döndüğünün henüz milletin vicdanında cevabı verilmedi. Böylesi acı bir olayı unutturmak, başka gündemlerle süreci alabora etme çabası bu. Kesinlikle ve kesinlikle, insanların bu günlerde yaşadığı o acının dışında bir gündeme taşıma çabası. Ben, buna alet olmayacağım. İstanbul’da; kanalmış, vesaireymiş başka gündemler yaratmak… Halbuki bugün, şehitlerimizin acısı var. Daha başka gündemler de var; yoksulluk var, işsizlik var.

Türkiye tarihinde ilk defa insanlar ekmek kuyruğuna giriyor. Pandemiyle mücadele var. İnsanlar, can mücadelesi veriyor. Bunlar varken, beni açıkçası tıka basa dolu kongre salonlarında söylenenler, bu şekilde gündem dışı akılla söylenenler ilgilendirmiyor.”

‘İstanbul’un gündemi başka’

Bir gazetecinin Cumhurbaşkanı’nın kendisine yönelik ‘Fantezi peşinde, bizse dertliyiz’ şeklindeki ifadesinin hatırlatılması üzerine İmamoğlu, ‘İstanbul’la hala inatlaşanlara 23 Haziran’ı hatırlatıyorum’ diyerek şu açıklamalarda bulundu:

Tatilmiş, şuymuş, buymuş gibi. Neredeyse 2 yıl geçmiş bu gündemin üzerinden, hala bunların konuşuluyor olması üzücü. Ama şaşırmıyorum. Siz de biliyorsunuz ki, 4,5 yıl önceki, 5 yıl önceki konuşmaları birebir tekrar eden bir anlayıştan başka bir şey beklemem zaten. Aynı metinle, aynı dille konuşma yapılan anlayıştan başka bir şey beklemiyorum. İstanbul’un gündemi başka.

İstanbul’la inatlaşmayı hala kendisine marifet görenlere, ben, 23 Haziran’ı hatırlatıyorum. İstanbul’la inatlaşılmaz. ‘İlla inatlaşacağım’ diyenlere de açıkçası ben, ‘İstanbul, burada’ diyorum. Ama unutulmasın, İstanbul, bir şeyi kanıtlamıştır; İstanbul, 1’den büyüktür. Nokta.”