Fransa’da Elon Musk’a ait Starlink şirketinin projesine ev sahipliği yapması için seçilen Saint-Senier-de-Beuvron köyü, şirketin köy arazisine uydu internet anteni kurmasını reddetti.
Belediye Meclisi, 350 nüfuslu köy arazinde gerçekleştirilmek istenen projeye ‘hayır’ oyu verdi.
‘Sağlık üzerindeki etkisi belirsiz’
Saint-Senier-de-Beuvron Belediye Başkanı Yardımcısı Noemie Brault yaptığı açıklamada, proje hakkında endişelerini dile getirerek, “Projede, bu sinyallerin etkisi hakkında hiçbir fikrimiz yok. Bu bizi endişelendiriyor çünkü sinyallerin insan veya hayvan sağlığı üzerindeki nihai etkilerine dair hiçbir veriye sahip değiliz. Önlem olarak belediye meclisi, projeye hayır kararı verdi” ifadelerini kullandı.
Sputnik Türkçe’nin aktardığına göre köy sakinlerinden Marie Falguieres ise, “Elon Musk’a saldırmıyoruz, teknoloji düşmanı değiliz. Ben koyda bir rehberim, internet sitem var. Kocam evden çalışıyor. Ancak bu antenler Fransa’da tamamen yenidir. Tehlike olup olmadığını bilmek istiyoruz” ifadelerini kullandı.
440 uydu yerleştirilmesi planlanıyor
Starlink projesi, Fransa için planlanan dört bölgeden biri olan Saint-Senier-de-Beuvron’e antenlerin kurulması için Fransız yasal onayını almıştı.
Proje kapsamında, dünyanın herhangi bir yerindeki uzak bölgelere hızlı internet sağlamak için bin 440 adet uydunun Dünya yörüngesine yerleştirilmesi planlanıyor.
Türk Tabipleri Birliği (TTB) II. Başkanı Doç Dr. Ali İhsan Ökten, koronavirüs salgınıyla mücadelede kademeli normalleşmenin başlayacağı 1 Mart’ın normalleşme için erken olduğunu söyledi.
“Vaka sayımız 6 bin 500’lere inmişken yeniden 9 binlere çıktı. Günlük iyileşen vaka sayımız da istenilen düzeyde değil. Kırmızı alarm dediğimiz yüksek riskli il sayısı 9 ilden 12 ile çıktı. Durum böyleyken normalleşmeye geçmek için henüz erken” diyen Ökten, toplumun yüzde 60’ının aşılanmadan normalleşmenin konuşulamayacağını söyledi.
Duvar’dan Müzeyyen Yüce‘ye konuşan Ökten, son günlerde vaka sayılarının artığı Karadeniz bölgesinde tedbirlerin artırılması gerektiğine vurgu yaparak şunları söyledi: “Türk Tabipleri Birliği olarak salgının başından bu yana illere göre vaka durumlarının açıklanması ve ona göre önlemlerin alınması gerektiğini vurguluyoruz. Yüksek riskli yerlerde önlemler daha da artırılabilir. Her durumda bizim tedbirleri elden bırakmamamız lazım. Karadeniz bölgesindeki vaka artışlarının en büyük nedeni AK Parti kongrelerindeki kalabalık aslında. Herkese yasak olan kongrelerin iktidara açık olması o bölgede vaka sayılarının artmasına neden oldu.”
‘Toplumun sadece yüzde 10’u aşılandı’
Normalleşme’ adımlarını ekonomik nedenlere bağlayan Ökten, normalleşmeye geçilmek isteniyorsa aşılama hızının artırılması gerektiğini kaydetti:
“Daha yeni 8 milyonu biraz geçti. 83 milyon düşünüldüğünde toplumun sadece yüzde 10’u aşılandı. Dolayısıyla toplumun yüzde 60’ı aşılanmadan normalleşme konuşulamaz. Aksi takdirde riskli duruma düşebiliriz. Bir diğer risk ise mutant virüslerdeki artışlar. Bulaşıcılığı yüksek olan mutant virüsün şimdilik nereye doğru evirileceğini bilmiyoruz. Hepsi düşünüldüğünde normalleşme erken. Öncelikle Karadeniz bölgesinde tedbirlerin daha da artırılması gerekir, aşılama hızı artırılmalı. Tabi bu önlemler çerçevesinde sosyo-ekonomik tedbirlerin de alınması gerekiyor”
Ökten, okullarda yüz yüze eğitime geçmesine ilişkin de “Yüz yüze eğitimi önemsiyoruz. Öncelikle öğretmenlerin aşılanması hızlı bir şekilde tamamlanmalı ve okullarda fiziki ve hijyen koşulları sağlanmalı. Ancak bu durumda okulların açılmasına geçilebilir” ifadelerini kullandı.
Avrupa‘yı etkisi altına alan çöl tozları ve kumlarının, hafta sonu yoğunluğunu azaltarak Türkiye‘ye gelmesi bekleniyor.
Dicle Üniversitesi Tıp Fakültesi Göğüs Hastalıkları öğretim üyesi Prof. Dr. Abdurrahman Şenyiğit, çöl tozları ve kumlarının yoğun olacağı yerlerde yaşayan vatandaşların kapı ve pencerelerini kapatması gerektiğine vurgu yaptı.
Kuzey Afrika üzerinde oluşan alçak basınç sistemiyle havalanan çöl kumları, yüksek basınç alanında olan Avrupa’yı etkisi altına almıştı.
‘Kronik hastalığı bulunanlar daha dikkatli olmalı’
DHA‘nın haberine göre, Prof. Dr. Şenyiğit, çöl tozlarının KOAH hastası, bronşit ve astım hastası olan kişilerde atak sıklığını artırabileceğini ifade ederken, kronik rahatsızlığı olan kişilerin daha dikkatli olması gerektiğini kaydetti:
Bronşiti, alerjisi ve astımı olan hastaların biraz daha dikkatli olmaları gerekiyor. Eğer o bölgede çöl tozları çok aktifse bu nasıl belli olur? Pencereden baktığınız zaman bulanık bir hava varsa o zaman çöl tozlarının o bölgede etkili olduğunu söyleyebiliriz. Bu dönemde pencere açılmayacak, kapılar açılmayacak, zaten sokağa çıkma kısıtlaması da var hafta sonu. İvedi bir ihtiyaç için dışarı çıkmak gerekiyorsa o hastanın kendisi dışarı çıkmayacak, mutlaka başkasını gönderecek ve ihtiyacını öyle giderecek.”
‘Hafta sonu dışarıda az durun’
Prof. Dr. Şenyiğit, çökme hızı yavaşlayan virüslerin, çöl tozları sebebiyle havada daha fazla asılı kaldığına ve bunun da risk oluşturduğuna işaret etti:
Lütfen, çöl tozları eğer yaşadığımız bölgede etkinse havada kendini belli ediyorsa dışarı çıkmayalım. Alerji, astım, KOAH varsa çok dikkatli olmamız gerekiyor. Virüslerin çökme hızını etkileyen farklı etmenler var. Mesela rutubetli, nemli havalarda virüslerin çökme hızı daha yavaşlıyor ve dolayısıyla bulaşıcılığı da artıyor. Bundan dolayı çöl tozlarının yoğun olduğu bölgelerde, virüslerin havada daha fazla kalacağını ve daha fazla risk teşkil edeceğini düşünüyorum. Bu nedenle hafta sonu eğer dışarı çıkmamız gerekiyorsa maskeye daha fazla dikkat etmemiz, mümkün olduğunca da dışarıda daha az durmamız gerekiyor.”
‘Mutasyonlu virüs çöl tozlarıyla gelemez’
Prof. Dr. Abdurrahman Şenyiğit, Avrupa’daki mutasyonlu virüsün çöl tozlarıyla gelemeyeceğinin altını çizerek şunları söyledi:
Çöl tozlarının olduğu ortamda eğer virüsü pozitif olan bir hasta varsa öksürmeyle beraber virüs, o ortamda biraz daha uzun süre kalabilir. Avrupa’dan o mutasyonlu virüslerin çöl tozlarıyla birlikte gelmesi beklenmez.”
Microsoft’un kurucusu Bill Gates, Bitcoin madenciliğinin aşırı enerji kullanımı nedeniyle çevre için zararlı olduğunu ve iklime zarar verdiğini söyledi.
Sosyal iletişim ağı Clubhouse üzerinden düzenlenen bir söyleşi sırasında, bugüne kadar hiç Bitcoin almadığını vurgulayan Gates, kendisinin aşı gibi, somut ürünler yaratan yatırımları tercih ettiğini söyledi.
‘Kendi dijital para birimini geliştiriyor’
DHA’nın aktardığına göre Gates, kripto para madenciliğinde aşırı elektrik kullanıldığına işaret ederek, “Bitcoin’in transferinde, bugüne kadar bilinen en yüksek düzeyde elektrik harcanıyor. Eğer bu yeşil enerjiyse ve diğer kullanım alanların için fazlaysa, o zaman belki sorun olmayabilir” dedi.
Bitcoin konusunda kuşkucu olarak görülmesine karşın, Gates, vakfının “çok düşük transfer ücreti” olacak kendi dijital para birimini geliştirmekte olduğunu söyledi.
Enerji tüketimi Arjantin’den fazla
Bitcoin üretimi, özel bilgisayarlar ve işlemciler tarafından karmaşık hesaplamalar gerçekleştirilerek yapılıyor. Bitcoin’in değerinin son bir yılda yedi kattan fazla artması, daha fazla kişinin Bitcoin üretimine girmesine yol açtı.
Böylece Bitcoin için harcanan enerji, tüm Arjantin‘in tükettiği elektriği geride bıraktı. Türkiye‘nin yıllık enerji tüketiminin ise yüzde 40’ını aştı.
Devasa bir altyapı gerekiyor
Bitcoin üretimi, bir kişinin başka bir kişiye gönderdiği Bitcoinleri işlemek ve denetlemek için bilgisayarlarını kullandıran kişilere, nadiren verilen ödüller şeklinde yapılıyor.
Sistemin rastgele dağıttığı bu ödülleri almak isteyenler sıradan bilgisayarlar yerine bu işlemler için özel olarak tasarlanmış işlemciler, hatta bu işlemcilerden oluşan dev hangarlar kullanarak şanslarını artırmaya çalışıyor.
HDP Eş Genel Başkanı Pervin Buldan ile Grup Başkanvekilleri Meral Danış Beştaş ve Hakkı Saruhan Oluç‘un da arasında bulunduğu 25 milletvekiline ait dokunulmazlık dosyaları Meclis Başkanlığı‘na sunuldu.
Yasama Dokunulmazlığının Kaldırılması Hakkında Cumhurbaşkanlığı Tezkereleri, Meclis Başkanlığınca “Gelen Kağıtlar” listesinde yayınlanarak Anayasa ve Adalet Komisyonu Üyelerinden Kurulu Karma Komisyona havale edildi. Aralarında Kobani soruşturması kapsamında fezleke hazırlanan dokuz HDP milletvekili de yer alıyor.
Üç CHP’linin dosyası da komisyonda
Buldan, Beştaş ve Oluç’un yanı sıra fezlekeleri Karma Komisyona sevk edilen HDP milletvekilleri şöyle:
Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Mersin Milletvekili Fatma Kurtulan, Hakkari Milletvekili Sait Dede, İzmir Milletvekili Serpil Kemalbay Pekgözegü, Ağrı Milletvekili Berdan Öztürk, İstanbul Milletvekili Hüda Kaya, Batman Milletvekili Ayşe Acar Başaran, Şanlıurfa Milletvekili Ayşe Sürücü, Ağrı Milletvekili Dirayet Dilan Taşdemir, Mardin Milletvekili Pero Dundar, İstanbul Milletvekili Oya Ersoy, İstanbul Milletvekili Züleyha Gülüm, Diyarbakır Milletvekili Hişyar Özsoy, Diyarbakır Milletvekili Dersim Dağ, Batman Milletvekili Feleknas Uca, Siirt Milletvekili Sıdık Taş, Van Milletvekili Sezai Temelli.
Dosyalar arasında Buldan, Danış Beştaş, Paylan, Öztürk, Acar Başaran, Sürücü, Dundar ile Temelli’nin ikişer dosyası bulunuyor. Karma Komisyona ayrıca DBP Eş Genel Başkanı ve Diyarbakır Milletvekili Salihe Aydeniz, Demokrat Parti Ordu Milletvekili Cemal Enginyurt, CHP milletvekilleri Candan Yüceer , Ömer Fethi Gürer ve Ali Mahir Başarır’ın da fezlekeleri sevk edildi.
Pandemi sırasında sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmemesi ve oldukça kalabalık olması nedeniyle tepki toplayan AKP İl Kongreleri’ndeki görüntülerin bir benzeri Hatay İl Gençlik Kolları 6. Olağan Kongresi’nde yaşandı.
Katılımcıların şarkılar ve davul ritimleri eşliğinde kalabalık bir şekilde dans ettiklerini ve maske takmadıklarını gösteren video sosyal medyada büyük bir tepki topladı.
11 Şubat tarihinde düzenlenen eğlence sırasında AKP Defne Gençlik Kolları Başkanı Yusuf Özyurt, partililer tarafından omuzlara alındı ve maskesini bir halay mendili olarak kullandı. Kongre bir düğün havasında kutlandı.
Karadeniz’de ‘lebalep’ kongreler
Daha önce de AKP’nin Karadeniz bölgesinde gerçekleştirdiği il kongreleri büyük tepki toplamıştı. Kapalı spor salonunda düzenlenen Rize AKP İl Kongresi‘nde konuşan Erdoğan “Salgının olduğu bir dönemde kongre yapıyoruz ve Rize’de salon lebalep (tıklım tıklım) dolu” demişti.
Gelen tepkilere rağmen Erdoğan, Trabzon AKP İl Kongresi’ne katılmış ve salonda yine sosyal mesafe kurallarına uyulmadığı görüntülenmişti.
Bu kongrelerin ardından açıklanan haftalık vaka sayılarında vaka sayısının özellikle Samsun, Ordu, Giresun, Trabzon ve Rize gibi Karadeniz illerinde, İstanbul ve Ankara gibi kentlerin üç, dört katı fazla olduğu görüldü.
İzmir’de benzer görüntüler
Son olarak da AKP İzmir İl Kongresi‘nde yine sosyal mesafe kurallarına dikkat edilmemişti. Salona girmek için sıra bekleyen binlerce yurttaş, kalabalık gruplar halinde turnikelerden geçiş yaptı.
Üç ayrı polis noktasında aramaların yapıldığı ve üst düzey güvenlik önlemlerinin alındığı salonda, izdiham yaşandığını gösteren görüntüler büyük tepki topladı.
Maltepe Belediyesi’nde çalışan Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu‘na bağlı (DİSK) Genel-İş Sendikası‘na üye bin 588 işçi, Toplu İş Sözleşmesi’nde anlaşma sağlanamaması üzerine grev kararı aldı.
Genel -İş Sendikası, konuyla ilgili yaptığı yazılı açıklamada, Belediye yönetiminin iddia ettiği gibi yüzde 47’lik zammın işçilere teklif edilmediği, teklifin yüzde 8’lik bir zam ve yemek-yol ücretlerine 1 TL’lik artış içerdiğini belirtti. Üstelik, bu teklifin 18 ay için yapıldığı da eklendi.
Belediye’nin yaptığı yazılı açıklamada ise, Toplu İş Sözleşmesi‘nde en düşük ücret alan işçilere ikramiyeler hariç yüzde 47’lik 4 bin 188 TL’lik ücret önerisinin sendika yönetimi tarafından reddedildiği ileri sürüldü.
‘Art niyetli bir grup, emekçilerin çalışmasını engelliyor’
Maltepe Belediyesi tarafından yapılan açıklamada, yaşanılan süreç şöyle aktarıldı:
DİSK’e bağlı Genel-İş Sendikası ile altı aydır süren Toplu İş Sözleşmesi görüşmelerimiz sonucunda, en düşük ücret alan emekçilerimize ikramiyeler hariç %47’lik zamla 4.188 TL ücret önerimiz sendika yönetimi tarafından reddedilerek grev kararı alınmıştır. Belediye Meclis’imiz ve kurumumuzca yetkilendirilen SODEM-SEN ve yetkili işçi sendikası ile görüşmeler devam etmektedir.
Anayasal hak olan grev kararına yasal çerçevede kalınması durumunda saygı duyuyoruz. Ülkemizde özellikle Pandemi koşulları nedeniyle her geçen gün artan ve yoğunlaşan geçim sıkıntısının, toplumun her katmanını etki altına aldığına şahidiz. Kurumumuzda görev alan her birey, birer elçi görevi üstlenmektedir. Tasaları, kıvançları ve mutlulukları bizlerindir. Fakat kurumumuz da bu şartlarda bütçe gerçeklerine göre hareket etmek durumundadır. Kurumumuz; öncelikle Maltepe Halkının vergileriyle oluşan bütçe ile Maltepelilere adil, eşit ve ulaşılabilir hizmet etme mecburiyetindedir.
Bu nedenle; saygı ile yaklaştığımız grev sürecinde emekçilerimizin alın terinin arkasına saklanan art niyetli bir grup tarafından, mesaisini sürdürmek isteyen emekçilerimiz ve evsel atıklar için görev alacak araçlarımız engellenmektedir. Gerekli tutanak ve görüntüler alınmış olup, yasal süreç başlatılması adına başvurular yapılmıştır.”
Fotoğraf: AA
‘Grevimiz, belediye tarafından kırılmak isteniyor’
DİSK-Genel-İş Sendikası İstanbul Anadolu Yakası 2 No’lu Şube ise dün yaptığı açıklamada, işçilerle belirlenen talepler doğrultusunda Belediye yetkilileriyle altı aydır görüşmelerin sürdüğü, ancak yetkililerin uzlaşmaz tavırları yüzünden anlaşma sağlanamadığı vurgulandı.
Ayrıca, Belediyenin grev kırma girişimleri yaptığı da söylendi:
Maltepe Belediyesi GREV’imiz, grev kapsamındaki işçilerin tamamının katılımı ile ikinci gününü doldurmuştur. İki gündür GREV’in bu denli bir katılım ile yapılacağını tahmin etmeyen belediye yönetimi GREV’imizi kırmak için çeşitli oyunlar sergilemektedir.
Önce Grev’imiz başlamadan 2 hafta önce Temizlik İşleri Müdürlüğü’ne 60 işçi alınarak işçiyi işçiye kırdırma politikası ile GREV’imiz etkisiz hale getirilmek istenmiştir. GREV’e çıkan işçiler tehditlerle işbaşı yaptırılmak istenmiştir. Bu oyun tutmayınca İBB araçları ve personeli ile zabıta eşliğinde GREV’imiz yasadışı bir şekilde kırılmak istenmektedir.
Sendika olarak haklı ve meşru bir şekilde sürdürdüğümüz GREV’imizin belediye yönetimi tarafından yasadışı şekilde kırılmaya çalışılmasına doğal olarak izin vermeyeceğimizi belirtmek isteriz. Yasalara aykırı hareket eden uzlaşmaz bir tutum içine giren Maltepe Belediyesi yönetimidir. Maltepe Belediyesi ve İBB yönetimi GREV’imize yönelik yasadışı girişimlerine derhal son vermelidir. Belediye yönetiminin tüm yasadışı girişimleri tutanak altına alınıp gerekli hukuki süreç işletilmektedir.”
Darbe girişimi yaşananErmenistan‘da, Başkent Erivan’daki Cumhuriyet Meydanı‘ndan halka seslenen Başbakan Nikol Paşinyan, Ermenilerin darbeye izin vermeyeceklerini dile getirdi.
Başbakan Paşinyan, “İstifama ancak halk karar verebilir çünkü beni halk seçti” dedi.
Muhalefet ittifakı Vatan Kurtuluş Hareketi destekçileri de “Genelkurmay’a ve silahlı kuvvetlere destek verme” ve Paşinyan Hükümetini istifaya zorlama çağrısıyla sokağa çıktı.
Paşinyan’ın destekçileri ve muhalifler arasında gerilim yaşandı.
‘Ordu, seçimle göreve gelene itaat etmeli’
“Ordu, halka ve seçimle göreve gelenlere itaat etmeli” diyen Başbakan Nikol Paşinyan, şu açıklamalarda bulundu:
Seçilmiş bir başbakan olarak, bütün generallere, subaylara ve askerlere emir veriyorum: Ülkenin sınırlarını ve toprak bütünlüğünü koruma görevini yerine getirin.”
Sarkisyan’dan itidal çağrısı
Ermenistan Devlet Başkanı Armen Sarkisyan, durumun barışçıl bir biçimde çözülmesi için acil önlemler aldığını söyledi:
Herkesi – devlet organlarını, kolluk kuvvetlerini, siyasi güçleri, tüm vatandaşları – itidal ve sağduyu göstermeye çağırıyorum. Her türlü düşünülmeden edilmiş söz veya eylem, gerilimi artırıyor ve krizi derinleştiriyor.
Devlet başkanlığının dengeleyici bir organ olarak rolünü yeniden teyit ederek, gerginlikleri yatıştırmak ve durumu barışçıl bir şekilde çözmenin yollarını bulmak için acil önlemler alıyorum.”
Rusya ve Türkiye’den açıklama
Rusya’dan ilk açıklamayı Kremlin Sözcüsü Dmitriy Peskov yaptı. Ermenistan’daki yaşanan olaylarla ilgili taraflara sükunet çağrısı yapan Peskov, “Ermenistan’da yaşanan olayların tamamen ülkenin iç meselesi” olduğunu belirtti.
Dışişleri Bakanı Mevlüt Çavuşoğlu da darbe girişimini şiddetle kınadıklarını belirterek, “Halk yönetimin istifasını isteyebilir bunlar doğal şeyler ama askerlerin seçimle işbaşına gelmiş bir hükümete bırakın darbe yapmayı, istifa çağrısında bulunması bile kabul edilemez” ifadelerini kullandı.
Paşinyan, baskı altındaydı
Nikol Paşinyan, geçtiğimiz yıl Azerbaycan’la karşı karşıya geldikleri Dağlık Karabağ savaşı sonrasında istifa baskısı altındaydı.
Savaşın sonunda öfkeli vatandaşlar Meclisi basmıştı.
Rusya’da yer alan Beloyarsk Nükleer Güç Santrali’ndeki BN-800 reaktörü ilk kez plütonyum ve uranyum oksitin karışımından oluşturulan MOX yakıtı ile çalışmaya başladı.
Bu işlemi gerçekleştirmek için dördüncü güç ünitesi 8 Ocak 2021 tarihinde şebekeden çıkarılmıştı. Yakıt ikmalinin ardından işlemler tamamlandı ve dördüncü güç ünitesi şebekeye tekrar bağlanarak elektrik üretimine devam etti.
Bundan sonra reaktöre sadece MOX yakıtı yüklenmesi ve 2022 yılında tüm santralin bu yakıtla çalışması öngörülüyor.
Sidorov: Radyoaktif atık en aza indirilecek
Beloyarsk Nükleer Santrali Direktörü Ivan Sidorov yaptığı açıklamada söz konusu yakıtın şu anda kullanılmayan uranyum izotopunun üretime dahil edilmesini mümkün kılacağını öne sürdü.
Buna ek olarak Sidorov, BN-800 reaktörünün diğer nükleer santrallerde kullanılmış nükleer yakıtı yeniden kullanabileceğini ve bu yakıtın içerisindeki uzun ömürlü izotopları ‘yakarak’ radyoaktif atıkları en aza indireceğini iddia etti.
Çalışmalar Rosatom ve TVEL tarafından yapıldı
MOX yakıtının endüstriyel üretimi 2018 sonunda başlamıştı. Türkiye’de de Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin yapımını üstlenen Rusya devletine bağlı Rosatom ve bünyesindeki yakıt şirketi TVEL tarafından yürütülüyordu.
Bu yakıtın içerisinde nükleer enerji için geleneksel olan zenginleştirilmiş uranyumdan farklı olarak, güç reaktörlerinde üretilen plütonyum oksit ve tükenmiş uranyum oksit hammaddeleri kullanılıyor.
‘Nükleer santralleri daha riskli hale getiriyor’
Rosatom’un yakıt şirketi TVEL tarafından geliştirilen MOX yakıtının Rusya’daki Beloyarsk Nükleer Santrali’nin reaktörüne yüklenmesinin ne anlama geldiğini nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan‘a sorduk.
MOX yakıtının nükleer santralleri bugüne dek olduğundan daha riskli kılacağını belirten Demircan, bu girişimin aynı zamanda nükleer enerjiyi “yenilenebilir ve yeşil enerji” olarak pazarlamanın bir diğer yolu olarak gösterileceğinin altını çizdi.
Beloyarsk Nükleer Santrali
‘Rosatom’un kullanması büyük problem’
MOX yakıtının plütonyum ve uranyum oksidin karışımından oluşturulan ve bugüne dek Fransa, Belçika, Almanya, İsviçre ve Japonya’daki nükleer reaktörlerde kullanılmış olan bir yakıt olduğunu belirten Demircan “Yani bu yakıt türü yeni icat edilmiş değil. Ancak, bugüne kadar bu yakıtın kullanılmış olması risklerini azaltmazken bir de Rosatom tarafından kullanılacak oluşu büyük problem” dedi.
Bu problemin sebeplerini açıklayan Demircan, “Zira Rosatom sicili bozuk, kalite ve teknik donanımıyla yetersizlikleri dünya çapında bilinen bir şirket. Üstelik dünya genelinde nükleer yatırımlarına hız kazandırmış bulunuyor. Bu da MOX yakıt türünün kullanımının dünya genelinde artacağını öngörmemiz için yeterli” ifadelerini kullandı.
‘MOC yakıtını tercih edecekler’
Pınar Demircan açıklamasında “Nükleer reaktörlerde en yaygın kullanılan yakıt türü zenginleştirilmiş uranyum ancak uranyum rezervlerinin 31 ülkedeki 414 reaktöre 50 yıl yetecek kadar olmasının kaynağında sınırlılığı açısından büyük problem. Dolaysıyla nükleer santrallerin ham madde bulma konusunda sıkıntıya düşeceği öngörüsüyle hareket eden Rosatom, nükleer reaktörün atıklarından elde edilecek olan plutonyumu ham uranyumla karıştırarak elde edeceği MOX yakıtını daha fazla kullanmayı tercih edecektir” dedi.
Bütün basınçlı su reaktörlerinde MOX yakıtının kullanılabileceğini sözlerine ekleyen Demircan bir kaza halinde plutonyumun ekosistem ve çatısı altındaki tüm canlı yaşamı üzerinde daha yıkıcı etki yapacağını ifade etti.
‘Akkuyu için daha fazla endişelenmemiz gerekiyor’
Rosatom’un bir yatırımının da Mersin‘de yapımına devam edilen Akkuyu Nükleer Santrali olduğuna dikkat çeken Demircan, “Bu bizim Akkuyu NGS için daha fazla endişelenmemizi gerektiriyor” dedi.
Demircan, “Henüz rektörler kurulmamışken zeminin uygun olmadığının alametlerini de tesis sahasını suyun basmasıyla ve inşaatta meydana gelen çatlaklarla da görürken şimdi bir de en tehlikeli yakıt türünün kullanılma ihtimaliyle karşı karşıyayız” değerlendirmesinde bulundu.
Akkuyu NGS inşaatı. Fotoğraf:AA
‘Riskleri umursamamanın bedeli ağır olacak’
Nükleer reaktörlerin atıklarından elde edilen plutonyumun bu şekilde kullanımıyla atıkların geri kazanımı adı altında nükleer enerjinin “yeşil enerji ” olarak pazarlanacağının da altını çizen Demircan şu yorumunu paylaştı:
İnsanlık, teknolojik ilerlemeci hayaller kurup yüksek riskli yollara saparken riskleri umursamamanın bedelini ağır ödeyecek. Her şeyden önce yakılarak elde edilen bir enerji türünün ‘yenilenebilir enerji’ olarak tanımlanamayacağını vurgulamalıyız ve kampanyalar yapmalıyız. Yenilenebilir enerji doğayı tahrip ederek, karbon yutaklarını yok ederek yapmadığınız, iyi projelendirdiğiniz sürece rüzgar ve güneş gibi doğayla dost, kaynağında sınırsız olandır.
Atıkların geri kazanımının ise yeniden kullanıma gireceğini belirten Demircan, “Hem de riskli olan bir yakıtın ikinci ve tekrarlayan kullanımları daha da risklidir. Kaldı ki burada bir kazanç değil kayıp söz konusudur. MOX yakıtının yapılışını nükleer atıktan yakıtın geri kazanımı olarak görenlere yaşamın kaybına yol açacaklarını diğer bir deyişle MOX yakıt kullanımının ancak ‘ileri kayıplara’ neden olacağını anlatmak zorundayız” dedi.
TVEL hakkında
Rosatom’un yakıt şirketi TVEL, nükleer yakıt üretimi, uranyum dönüştürme ve zenginleştirme, gaz santrifüj üretimi yapan ve araştırma-geliştirme ve tasarım konusunda faaliyet gösteren işletmelerden oluşuyor maktadır. Şirket, Rus nükleer santrallerinin tek nükleer yakıt tedarikçisi.
Rosatom’un yakıt şirketi TVEL dünyanın 15 ülkesinde bulunan 75 adet güç reaktörüne, 9 ülkede bulanan araştırma reaktörlerine ve Rus nükleer filosunun ulaştırma reaktörlerine nükleer yakıt sağlıyor. Dünyadaki altı enerji reaktöründen biri, TVEL’in ürettiği yakıtla çalışıyor.
Cumhuriyet Halk Partisi (CHP) Doğa Hakları ve Çevreden Sorumlu Genel Başkan Yardımcılığı tarafından hazırlanan Doğa Hakları İhlalleri 2020 isimli kitap, hem basılı hem de elektronik ortamda yayınlandı.
Kitap, Türkiye’de 2020 yılında iklim krizi, doğal afetler, su sorunu, halk sağlığı, Kanal İstanbul projesi gibi doğa hak ihlallerine değiniyor.
İki bölümden oluşan kitabın ilk bölümünde 2020 yılında CHP Doğa Hakları tarafından hazırlanan rapor ve metinlere yer verildi.
İkinci bölümde ise koronavirüs, hava kirliliği, afetler ve aşırı doğa olayları, atık sorunları, çevre ve halk sağlığı, gıda hakkı gibi başlıklar var.
Madenlerin doğaya tahribatları
Doğa Hakları İhlalleri kitabında, madenler bölümünde maden firmalarının kentlere ve kırsal kesime verdiği zararlardan bazı örneklere yer verildi:
Erzincan İliç’teki firmanın sadece tesisin bulunduğu köyde, köylülerin susmalarını, madene karşı herhangi bir toplumsal refleks göstermemelerini isteyerek hane başına 130 bin TL karşılığında sözleşme imzalattığını biliyor musunuz? Peki, bu firmanın Erzincan’da nasıl bir rüşvet ağı oluşturduğunu biliyor musunuz? Bizim kulaklarımıza gelenler var. Gerçekler elbet bir gün ortaya çıkacak. O zaman, “Avusturalyalılar bizi aldattı” diyecekler mi?
Kütahya Gümüşköy’de Yıldızlar SSS Holding’e ait ETİ GÜMÜŞ A.Ş. tesisi dibindeki Dulkadir Köyü‘nün hayalet kasabaya döndüğünü söyleyebiliriz. Birbiri ardına kanser vakaları artınca köy boşaldı. 10 yılda 56 köylü kanserden ölmüş. Şu an köyde üç kişi yaşıyor. Yakın zamanda köylünün 150 koyunu sulardaki arsenik nedeniyle yaşamını yitirdi.
Siyanürlü liçleme işlemi sırasında büyük miktarlarda su tüketilmektedir. Yani bir yanıyla sular kirletilmekte ve zehirlenmekteyken, diğer yandan yüzey ve yeraltı suları azaltılmaktadır. Kazdağları, Munzur Dağı, Murat Dağı, Tokat Erbaa, Erzincan İliç, Artvin-Cerattepe gibi alanlarda kurulmak istenen madencilik projeleri su kaynaklarını tehdit etmektedir.
Murat Çayı, Orhaneli Çayı, Mustafa Kemal Paşa Çayı, Porsuk Çayı, Susurluk Çayı kirlenme ve kuruma tehdidi yaşamıştır.
Türkiye, çöpüyle baş edemiyor
Kitabın atık sorunu bölümünde de Türkiye’nin kendi çöpüyle baş edemeyen bir ülke olduğu hatırlatılarak, şu açıklamalarda bulunuldu:
Kontrolsüz, denetimsiz, şeffaf olmayan atık ithalatının Türkiye’nin kendi geri dönüşüm sisteminde var olan sorunların daha da artmasına neden olacağı söyleniyor.
İthal edilen atıkların geri dönüştürülebilir olması gerektiğine dikkat çekilirken Türkiye’de atıkların dönüştürülüp dönüştürülmediğinin bilinmediği ve bu konudaki işleyişe dair şeffaflığın söz konusu olmadığı belirtiliyor.
Tatlı su kaynakları azaldı
Kuraklıkla ilgili olarak da, suya duyulan ihtiyacın artmış olduğu, buna karşılık tatlı su kaynaklarının azaldığına dikkat çekiliyor:
Avrupa Çevre Ajansı verilerine göre, içme suyu talebinin mevcut miktarı aşması halinde su kıtlığı oluşmaktadır. Yıllık su rezervleri kişi başına bin 700 metreküpün altına düştüğünde bölgenin su kıtlığı yaşadığı kabul edilmektedir39 Türkiye’deki 25 su havzasından her biri ayrı bir soruna sahiptir.
Büyük Menderes ve Ergene havzalarında kirlilik sorunu, Konya Kapalı Havzası’nda tarımda aşırı su kullanımı veya havzalar arası su transferi nedeniyle kuraklık sorunu yaşanıyor. Ancak, Türkiye’nin Nehir Havza Yönetim Planları (NHYP) henüz tamamlanmamıştır.
Kanal İstanbul Projesi
Kitapta, öne çıkan başlıklardan biri olan Kanal İstanbul Projesi’yle bölgedeki ormanların, tarım alanlarının, yer üstü ve yer altı su kaynaklarının tehdit altında olduğuna vurgu yapılırken, karşılaşılacak bazı zorluklar da şöyle sıralandı:
Devlet Su İşleri verilerine göre, Terkos Gölü ve Sazlıdere Barajı’nın yok edilmesi yüzünden yıllık iyi senaryoda 70 milyon metreküp, kötü senaryoda 427 milyon metreküp içme suyu yok olacak, İstanbul susuzluk yaşayacak. İstanbul’un su kaynaklarının yüzde 29’u ortadan kalkacak.
Marmara Denizi çürük yumurta gibi kokacak ve Karadeniz Ekosistemi çökecek. Su kaynakları ve havzalarda tuzlanma ve kirlenme riski oluşacak.
5 bin hektarlık orman alanı, yani yaklaşık 20 bin futbol sahası büyüklüğündeki orman yok olacak. En az 400 bin ağaç kesilme riski ile karşılaşacak. Bu kadar ağacın yok olması, 1 milyon 200 bin İstanbullunun bir yıllık oksijen kaynağının ortadan kalkması demek.
20 bin futbol sahası büyüklüğünde tarım alanı yok olacak. 30 bin kişilik tarımsal istihdam fırsatı, 136 milyon m2 tarım alanı heba edilecek. Kanal İstanbul Projesi kapsamında 440 adet mera, yaylak ya da kışlak vasıflı 418 taşınmazın nitelikleri kaldırıldı. Mera ve otlak alanların yok edilmesi hayvancılığı bitirecek.
İmar ve yapılaşma yüzünden nüfus artacak. 316 bin kişinin yaşadığı bölgeye proje yüzünden 1 milyon 200 bin yeni nüfus eklenecek.
Doğal, tarihi ve kültürel alanlar yok olacak. 14 Milyon metrekare Arkeolojik, 2 Milyon metrekare Karma Sit, 850 Bin metrekare Doğal Sit alanı tehlikeye girecek.