Ana Sayfa Blog Sayfa 1627

ABD Temsilciler Meclisi ‘Floyd Yasası’nda ısrarlı: Polisin yetkileri kısıtlanacak

Amerika Birleşik Devletleri (ABD)Temsilciler Meclisi, polis şiddeti nedeniyle hayatını kaybeden George Floyd‘un adıyla anılan polis yasası reformunu ikinci kez kabul etti.

Meclis’te çarşamba akşamı yapılan oylamada, kolluk kuvvetlerinin ‘nitelikli dokunulmazlık’ hakkını kısıtlayan ve orantısız güç kullanımı hallerinde polislerin yargılanmasının önünü açan yasa değişikliği kabul edildi.

Euronews‘den Burak Ortahamamcılar‘ın aktardığına göre, Temsilciler Meclisi’nde 212 red oyuna karşı bir 220 oyla kabul edilen polis reformunun yasalaşması için Senato tarafından kabul edilmesi gerekiyor.

Yasa değişikliği, ilk kez 2020 yazında Temsilciler Meclisi’nde kabul edilmiş ancak ABD Senatosu’ndan geri dönmüştü.

George Floyd’un ölümüne sebep olan polis memuru Derek Chauvin 8 Mart’ta hakim karşısına çıkacak.

Cumhuriyetçi vekilden ‘yanlışlıkla’ destek 

Polis reformu oylamasında evet oyu kullanan tek Cumhuriyetçi vekil olan Lance Gooden ‘yanlış oy’ kullandığını söyledi. Gooden, oylamanın ardından twitter üzerinden yaptığı açıklamada, “Tabii ki radikal solun polis karşıtı yasasına destek vermedim” ifadelerini kullandı.

Minneapolis kentinde siyah vatandaş,  George Floyd’un boynuna diziyle bastırarak nefessiz bırakan ve ölümüne sebep olan polis memuru Derek Chauvin Kasım 2020’de çıktığı duruşmada 1 milyon dolar kefaletle şartlı tahliye edilmiş; böylece daha önce bırakılan üç şüpheliyle birlikte, suçlanan dört polis de serbest kalmıştı. 

 

New York’taki Erdoğan karşıtı reklam panosuna Ankara’dan soruşturma açıldı

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı, ABD’nin New York eyaletinde Times Square‘deki reklam panolarında yer alan Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan karşıtı ilanlar hakkında soruşturma başlattı.

Meydandaki panoda devasa puntolarla yazan “Stop Erdoğan” (Erdoğan’ı durdurun) ilanı hükümete yakın medya tarafından büyük bir eleştiri toplamıştı. İlanı veren silencedturkey.org adresinin arkasında Fethullah Gülen cemaatinin olduğu iddia edilmişti.

‘Paylaşımları ihbar olarak kabul ettik’

Ankara Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yapılan açıklamada gelen tepkiler üzerine soruşturma başlatılmaya karar verildiği söylendi. Açıklamada şunlar söylendi:

Amerika’nın New York eyaletindeki bir kısım caddelerde bulunan reklam panolarında: ‘STOP TRIPLED IN FEMICIDE ERDOGAN’S TURKEY’, ‘5,000 WOMEN +780 BABIES ARE POLITICAL PRISONERS IN TURKEY’ şeklinde ilanların verildiği, bu ilanların giderlerinin Türkiye’deki sessizler tarafından karşılandığı ve organize edildiğine dair videoların bazı sosyal medya hesaplarında paylaşılması üzerine, yapılan paylaşımlar ihbar kabul edilerek reklam ilanlarını veren ve organize eden kişiler hakkında soruşturma başlatılmıştır.”

İnsan dışı ilk Covid-19 aşısı ABD’de gorillere uygulandı

ABD’nin Kaliforniya eyaletindeki San Diego Hayvanat Bahçesi‘nde bulunan dokuz büyük maymun, Covid-19 aşısı oldu. Hayvanlar için geliştirilen deneysel Covid-19 aşıları uygulanan hayvanlar, aşı olduğu bilinen insan dışı ilk primatlar olarak duyuruldu. 

‘Google ve Facebok Türkiye’de iktidar medyasını kayırıyor’

Uluslararası Basın Enstitüsü‘nün (IPI) yayımladığı raporda, Türkiye‘de bağımsız medya ile iktidara yakın medya kuruluşlarının sahip olduğu olanaklar ve bu iki gruptaki yayın organlarının performansı kıyaslandı.
 
DW Türkçe‘nin aktardığı raporda, Türkiye’de sayıları artan yeni yayın organlarının giderek daha geniş kitlelere ulaşsa da Google ve Facebook gibi platformların algoritmalarının okuyucuları ya da izleyicileri daha çok hükümet yanlısı internet sitelerine yönlendirdiği, bu nedenle bağımsız yayıncıların “ana akım” olarak adlandırılan rakipleriyle rekabette dezavantaj yaşadığı belirtildi.
 
Avusturya merkezli enstitünün raporunda, bağımsız yayın organlarının sosyal medyadaki gücü şöyle aktarıldı: 
 

Bağımsız yayıncıların sosyal medyadaki etkileşimi, iktidar medyasına kıyasla yüzde 16,5 daha yüksek. Takipçi sayısındaki artıştan viral içerik sayısına dek hemen her boyutta ve platformda bağımsız medya egemen. Örneğin bağımsız yayıncıların haberleri, Facebook’ta, iktidar medyasına kıyasla 5 kat daha fazla etkileşim alıyor.”

 

Raporda, Google’ın internet kullanıcılarını çok büyük oranda iktidar yanlısı haber sitelerine yönlendirdiğine dair görüşlere de yer verildi: 

En yüksek arama hacmine sahip olan haberlerle ilgili aramalarda Google, kullanıcıların yüzde 90,6’sını üç adet iktidar yanlısı haber kuruluşuna yönlendiriyor. Arama motorundan farklı bir algoritmaya sahip olan Google Haberler ise iktidar medyasına yüzde 73,8, bağımsız medyaya ise yüzde 26,2 oranında yer veriyor. Özetle Google; yaygın dijital erişimleri, yoğun sosyal medya etkileşimleri ve kullanıcı tarafında artan talebe rağmen bağımsız medyaya, iktidar medyasına kıyasla çok daha az dijital trafik ve reklam geliri sağlıyor.”

Türkiye’ye farklı standart

Raporda, Google için “İktidar medyasının, demokratik toplumu hedefleyen nefret söylemi ve dezenformasyon içeriklerinin sesini artırmayı sürdürüyor” eleştirisi getirilirken şirketin Türkiye’deki algoritmik tercihlerinin diğer ülkelerdeki standartlarından farklı işlediği belirtildi:

“Google örneğin ABD’de, Türkiye’ye kıyasla kullanıcılara haber kaynakları konusunda çok daha geniş ve güvenilir bir menü sunuyor.” 

Raporda ayrıca YouTube algoritmasının bağımsız ve iktidar yanlısı medya kuruluşları tarafından üretilen hangi videoları, nasıl öne çıkardığı da haritalaştırıldı.

IPI Türkiye Komitesi Başkan Yardımcısı Emre Kızılkaya.

Türkiye’den 28 yaygın ve yerel medya kuruluşunun mercek altına alındığı rapor, IPI Türkiye Ulusal Komitesi Başkan Yardımcısı Emre Kızılkaya ve gazeteci Burak Ütücü tarafından hazırlandı.

Kızılkaya, yayımladıkları raporla ilgili olarak şunları söyledi: “Geçmişin ana akım medyası bugün neredeyse tamamen iktidarın kontrolüne girdi. Rapor, yükselmekte olan bağımsız medyanın dijital etkisinin iktidar medyasını aşmaya başladığını sayısal olarak gösteriyor.

Bağımsız medya parçalı olduğu için bu kolayca görülemese bile, aslında bu kuruluşların haberleri çok geniş ve aynı zamanda çeşitlilik arz eden bir kitleye erişiyor. Ancak Google ve Facebook başta olmak üzere dijital eşik bekçilerinin iktidar medyasını kayıran pratikleri, bağımsız medyayı baskılayan bir unsur olarak öne çıkıyor.” 

Araştırma: Ülkeler emisyon azaltımına gidiyor ancak yeterli değil

East Anglia Üniversitesi (University of East Anglia, UEA), Stanford Üniversitesi ve Küresel Karbon Projesi araştırmacıları tarafından hazırlanan “COVID sonrası dönemde fosil CO2 emisyonları” isimli makale, 2016-2019 döneminde 64 ülkede karbondioksit (CO2) emisyonlarında düşüş yaşandığını ortaya koydu.

Ancak, bu düşüşün yanında iklim değişikliğiyle mücadeleyi amaçlayan Paris Anlaşması‘nın hedeflerine uymak için azaltım miktarının on kat artması gerektiğine de vurgu yapıldı.

Bu konuda küresel ölçekte gerçekleştirilen ilk değerlendirme olduğu söylenen araştırma, 2015’te kabul edilen Paris Anlaşması’ndan bu yana fosil CO2 emisyonlarının azaltımındaki ilerlemeyi ele alıyor.

Paris Anlaşması’ndan sonra 64 ülkede emisyonlar azaldı

Raporda, öne çıkan bulgular ise şunlar oldu:

  • Her yıl azaltılan 0,16 milyar ton CO2’lik emisyon miktarı, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında her yıl küresel ölçekte ihtiyaç duyulan 1-2 milyar ton CO2 azaltımının yalnızca yüzde 10’unu oluşturuyor.
  • Paris Anlaşması’nın imzalanmasından sonraki dönemde emisyonlar 64 ülkede azalırken, 150 ülkede artış gösterdi. 2016-2019 dönemindeki küresel ölçekteki karbon emisyonu, 2011-2015 dönemi ile karşılaştırıldığında yıllık 0,21 milyar ton artmış durumda.
  • 2020 yılında, COVID-19 küresel salgınıyla mücadele kapsamındaki kısıtlamalar, küresel ölçekte emisyonların 2,6 milyar ton CO2 azalmasına ve 2019’daki seviyesinden yaklaşık yüzde 7 gerilemesine yol açtı. Araştırmacılar, 2020 yılında, önemli ölçüde fosil yakıtlara bağımlı olan dünyanın, gerçekçi şekilde devam edemeyecek bir “duraklama noktası” yaşadığını ve kısıtlama politikalarının iklim krizini çözmeye yönelik sürdürülebilir ya da arzu edilen bir çözüm sunmadığını dile getiriyor.

‘Henüz yeterli değil’

Araştırmanın liderliğini üstlenen ve UEA Çevre Bilimleri Bölümü’nde görev yapan Prof. Corinne Le Quéré, Paris Anlaşması’nın imzalanmasından beri ülkelerin emisyon azaltımı çabalarının karşılık verdiğini, ancak henüz yeterince yeterli olmadığına vurgu yaptı:

Paris Anlaşması’nın imzalanmasından bu yana ülkelerin emisyon azaltımı kapsamındaki çabaları karşılığını vermeye başlıyor. Ancak bu kapsamda uygulamaya konan faaliyetlerin ölçeği henüz yeterince büyük değil ve halen birçok ülkede emisyon artışı yaşanıyor.

COVID-19 salgınıyla mücadele kapsamında uygulamaya konan önlemlerin sonucunda CO2 emisyonlarında düşüş yaşanması, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında gereken adımların ve uluslararası iş birliğinin önemini vurguluyor. Artık insan sağlığı ve gezegenin geleceği için fayda sağlayacak büyük ölçekli uygulamalara ihtiyaç duyuyoruz.”

Ülkelerin emisyon azaltım durumları

Raporda, yüksek gelirli ve üst-orta gelirli ülkelerin emisyon azaltım oranlarına şöyle yer verildi:

Yüksek gelire sahip 36 ülkenin 25’inin emisyonlarında, 2016-2019 döneminde 2011-2015’e kıyasla düşüş yaşandı. Bu ülkeler arasında ABD (ortalama yıllık %-0,7 düşüş), Avrupa Birliği (%-0,9) ve İngiltere (%-3,6) yer alıyor. Bu ülkelerde, diğer ülkelerde üretilen ithal malların karbon ayak izinin hesaba katıldığı durumda dahi emisyonların azaldığı görülüyor.

99 üst-orta gelirli ülkenin otuzunda, 2016-2019 döneminde 2011-2015’e kıyasla emisyonlar azaldı. Bu durum, emisyon azaltımına yönelik adımların günümüzde dünya çapında birçok ülkede uygulamaya konduğunu gösteriyor. Meksika (%-1,3) üst-orta gelirli ülkeler arasında dikkat çeken bir örnek olarak görülüyor. Çin’in emisyonları ise yüzde 0,4 artış gösterse de bu artış, 2011-2015 yılları arasında kaydedilen yıllık yüzde 6,2’lik büyümeden çok daha sınırlı şekilde gerçekleşiyor.”

Raporda, iklim değişikliğiyle mücadeleye yönelik kanunlardaki ve yasal düzenlemelerdeki artışın, 2016-2019 döneminde gerçekleşen emisyon artışının sınırlandırılmasında önemli rol oynadığı görüldüğü de belirtildi.

2021 yılında koronavirüs salgını öncesi emisyon seviyelerine tamamen geri dönülmesi beklenmese de, makale yazarları koronavirüs sonrası ekonomik toparlanma programlarının, yatırımları temiz enerjiye ve yeşil ekonomiye yönlendirmediği takdirde emisyonların birkaç yıl içerisinde yeniden artmaya başlayabileceğinin altını çizdi.

AB, fosil yakıtlara sınırlı yatırım yapıyor

Birçok ülkede koronavirüs sonrası gerçekleştirilen yatırımlar, iklim taahhütlerine aykırı olan fosil yakıtların hakimiyetinde devam etti. Bu ülkeler arasında Amerika Birleşik Devletleri ve Çin de yer alırken; Avrupa Birliği, Danimarka, Fransa, Birleşik Krallık, Almanya ve İsviçre ise fosil yakıtlara sınırlı yatırım yapıp, kapsamlı yeşil teşvik paketleri uygulamaya koyan ülkeler arasında yer alıyor.

Makalenin yazarlarından Stanford Üniversitesi’nde görev yapan Prof. Rob Jackson, şunları söyledi:

Ülkelerin yıllar içinde net sıfır emisyon hedefine yönelik taahhütlerinin artması, Glasgow’da gerçekleştirilecek 26. Taraflar Toplantısı’nda (Convention of Parties, COP26) ihtiyaç duyulan iddialı hedefleri destekler nitelikte. Dünyanın en büyük emisyon üreticileri olan Çin, Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa Komisyonu, iklim değişikliğiyle mücadelenin daha etkin şekilde gerçekleştirilmesini destekliyor.”

Taahhütlerin tek başına yeterli olmadığını dile getiren Prof. Rob Jackson, “Ülkeler önümüzdeki on yıl içerisinde COVID sonrası teşviklerini, bilimsel bilgiye ve güvenilir uygulama planlarına dayalı şekilde yönlendirerek, bu teşvikleri iklim hedefleriyle uyumlaştırmaları gerekiyor.” dedi.

Türkiye’nin durumu

Rapor, Türkiye’de 2016-2019 yıllarında emisyonlarda yüzde 20’den fazla artış yaşandığını gösterdi. Bu artış, Türkiye’nin içerisinde bulunduğu üst-orta gelir seviyesine sahip ülkelerin medyan değerinden daha yüksek şekilde gerçekleşti. Türkiye’nin CO2 emisyonları 2020 yılında ise yüzde 10’dan fazla düşüş gösterdi.

İsveçli şair Peter Curman yaşamını yitirdi

İsveçli şair Peter Curman 80 yaşında yaşamını yitirdi. Ölümünü şair Metin Celal duyurdu. Celal yaptığı paylaşımda “Türkiye ve Doğu Akdenizliler’in dostu, kültür ve barış elçisi, iyi insan Peter Curman vefat etmiş. Ailesine, dostlarına, okurlarına başsağlığı diliyoruz” ifadelerini kullandı.

Metin Celal’in aktardığına göre Peter Curman 1941 yılında İsveç’te doğmuştu. İlk şiir seçkisi 1965’te yayınlandı ve o zamandan itibaren on iki şiir kitabı, bir eleştiri kitabı, bir antoloji ve bir aşk romanı yayınlandı.

Türkçe dahil birçok dile çevrildi

Ingemar Lindahl ile birlikte John Lennon’un “Kendi Yazdıklarıyla” (1965) kitabını da çevirdi. Şiirleri Türkçe dahil birçok dile çevrildi. Curman, uzun yıllar İsveç Yazarlar Birliği‘nin (1987-95) Başkanlığını yaptı ve son zamanlarda, İsveç’in kültür sahnesini temsil eden 18 yaratıcı sendikanın çatı örgütü olan İsveç Edebiyat ve Sanat Uzmanları Ortak Komitesi’nin (KLYS) başkanıydı.

Ayrıca 1992 yılında Baltık Denizi‘nde ve 1994’te Karadeniz ve Ege‘de, UNESCO himayesinde İsveç’in Gotland adasında ve Yunanistan adası Rodos’ta iki dinamik Yazar ve Çevirmen Merkezi ile sonuçlanan edebi yolculukların arkasındaki itici güçlerden biri oldu.

Peter Curman aynı zamanda, yeni literatürü sınırlı sayıda ve dünya çapında dağıtmak için yeni teknolojiyi – talep üzerine baskı – sunmayı amaçlayan bir girişim olan İsveç dijital baskı evi PODIUM’un başlatıcısı.

Evdeki hayvanlara pasaport ve mikroçip zorunluluğu getirildi

Resmi Gazete‘de yayımlanan yönetmeliğe göre, köpek sahipleri 1 Ocak 2021, kedi ve gelincik sahipleri ise 1 Ocak 2022 yılından itibaren en geç bir yıl içinde kimliklendirme işlemini yaparak bakanlığa bildirecek.

‘Hayvanların sokağa veya barınağa bırakılmasını önlemeyi amaçlıyor’

Veteriner Hekim Doğa Erdinç, zorunlu tutulan uygulamanın bilinçsiz hayvan sahiplenilmesinin önüne geçebileceğini söyledi. Erdinç şöyle konuştu:

“Uygulamayla kedi ve köpeklerin aynı bizde olduğu gibi TC Kimlik numarasına benzeyen bir kimliklendirilmesi söz konusu. Bu da yaklaşık bir pirinç tanesi kadar hayvanın deri altına yerleşen bir mikroçiple gerçekleşiyor. Amaç kedi, köpek ve gelinciklerin kimliklendirilmesini sağlamak. Aslında bu uygulama, kedi ve köpeklerin sahiplendirilmesi ve bu hayvanların bilinçsiz bir şekilde sokağa bırakılmamasını amaçlıyor. Bu durum da sokakta hayvan sayısının kontrolsüz artmasına sebep oluyor. Mikroçip sayesinde herkes bilinçli bir şekilde kedi ve köpek beslemek zorunda kalacak. ”

Çiplerin bir navigasyon olmadığını vurgulayan Erdinç, “Boynun altına yerleştirilen bu çip, bir barkot okuyucu tarafından okunarak hayvanın bilgilerine ulaşılıyor. İlk önce kentlerdeki yerel yönetimlere, bu mikroçipin kodu bildiriliyor. Bu kanunen sizin köpeğinizin ve kedinizin var olduğu anlamına geliyor. Aynı zamanda mikroçip sayesinde kaybolan hayvanın kime ait olduğu ve adresi de bulunuyor” diye konuştu.

Erdinç, uygulamaya uymayan kişilere kanuni yaptırımların olduğunu belirtti. 

Pet mikroçip nedir? 

Pet mikroçip, kayıp ya da çalınan hayvanların bulunması için geliştirilmiş elektronik bir sistem. Deri altına yerleştirilen pirinç tanesi büyüklüğündeki çip, okuyucu cihaz ile taranarak, sahibinin  iletişim bilgilerine ulaşılıyor. 

Üzerinde herhangi pil yada güç kaynağı olmadığı belirtilen mikroçiplerin evcil hayvanların ortalama ömründen daha fazla dayanacak şekilde tasarlandığı kaydediliyor. Mikroçip’in bir kez yerleştirildikten sonra yenilenmesi gerekmiyor. 

Evcil hayvanlara çip nasıl takılır? Pet mikroçip zorunlu mu, fiyatı ne kadar? #1

Nasıl takılır?

Aşılamaya benzer bir işlemle, anestezi gerektirmeden gerçekleştirilen prosedürde, çip hayvanın boyun bölgesine, derialtına yerleştiriliyor. İşlemin uzman bir veteriner hekim tarafından yapılması gerekiyor. 

Bazı belediyelerin ücretsiz yaptığı uygulama, özel kliniklerde de 50 ila 100 TL arasında yaptırılabiliyor.

Zararı var mı? 

Hayvanlarda mikroçip implantlarını içeren büyük ölçekli, istatistiksel olarak geçerli deneysel çalışmalar yok, bu nedenle de uzun vadeli güvenliği kesin olarak bilinmiyor.

Laboratuvarda fareler üzerinde yapılan deneylerde çiplerin etrafında ya da bitişik habis tümörler oluştuğuna veriler olmakla birlikte, evcil hayvanlarda bu araştırmalar yok denecek kadar az. 

Yine de hayvan sağlığına olası zararların yanı sıra sahipleri tarafından sokağa bırakılan ya da bir hayvanı çalan kişilerin çipi çıkarmak için hayvana zarar verip vermeyeceği gibi konular hayvan hakları aktivistleri ve hayvanseverlerin endişelendiği başlıklar arasında.  

 

 

Greenpeace: Fukuşima’daki radyasyon temizleme çalışmaları yetersiz

Greenpeace, Fukuşima nükleer felaketinin 10. yılında iki yeni rapor yayımladı.

Fukuşima’daki radyasyon seviyelerini inceleyen “Fukuşima 2011-2021” başlıklı ilk raporda, Iitate ve Namie’da radyasyon temizleme çalışmalarının yetersiz kaldığı, bununla birlikte Radyasyondan Arındırma Özel Bölgesi‘nin yüzde 85’inin temizlenmediği ortaya kondu.

Fukushima Daiichi Nükleer Santralinin Devre Dışı Bırakılması” isimli ikinci raporda da, nükleer santralin devre dışı bırakılması planının, 30-40 yıl içinde başarıya ulaşmasının mümkün olmadığı kaydedildi.

‘Boş hayallerle vakit kaybedilmemeli’

Greenpeace Doğu Asya Kıdemli Nükleer Uzmanı Shaun Burnie, hükümetin ve Tokyo Elektrik Enerji Şirketi‘nin (TEPCO) gerçek dışı hayallere son verip harekete geçmesi gerektiğine dikkat çekti:

Hala Fukushima Daiichi bölgesinin yüzyılın ortasına kadar ‘yeşil alan’ statüsüne döndürülebileceğini iddia ediyorlar. Hükümetin ve TEPCO’nun on yıllık gerçek dışı hayalleri sona ermeli. Acilen yeni bir plan hazırlanmalı ve daha fazla boş hayallerle vakit kaybedilmemeli.”

‘Halk, artan bir kanser riskine maruz bırakılıyor’

Fukuşima 2011-2021 raporunun önemli bulguları ise şöyle:

  • Greenpeace, hükümetin temizlemekten sorumlu olduğu Radyasyondan Arındırma Özel Bölgesi’ndeki 840 kilometrelik alanın büyük kısmının hala radyoaktif sezyum barındırdığını ortaya koydu.
  • Hükümetin kendi verilerinin analizi de bu bölgenin sadece yüzde 15’inin temizlendiğini gösteriyor.
  • Japon hükümetinin uzun vadeli temizleme hedefi olan saat başına 0.23 milisievert seviyesine birçok bölgede ne zaman ulaşabileceğine dair bir takvimi yok. Vatandaşlar, on yıllar boyunca yıllık önerilen maksimum 1 mikrosiverti aşan radyasyona maruz kalacak.
  • Özellikle Namie ve Iitate olmak üzere, tahliyenin 2017’de kaldırıldığı bölgelerde, radyasyon seviyeleri güvenli sınırların üzerinde kalıyor ve halk artan bir kanser riskine maruz bırakılıyor. Halk sağlığı açısından tahliyelerin kaldırılmaya devam etmesi kabul edilemez.
  • 2018 yılına kadar, Radyasyondan Arındırma Özel Bölgesi’nin temizliği için on binlerce işçi istihdam edildi. Greenpeace’in daha önceki raporunda belgelediği gibi çoğu düşük ücretli taşeron işçiler, sınırlı ve etkisiz bir temizleme programı uğruna haksız bir radyasyon riskine maruz kaldı.
Fotoğraf: Greenpeace

’30-40 yıl içinde yeşil alana döndürülmesi imkansız’

Fukushima Daiichi Nükleer Santralinin Devre Dışı Bırakılması’nın öne çıkan maddeleri ise şunlar oldu:

  • Üç Reaktör Basınç kazanı içinde ve altında kalan yüzlerce ton nükleer yakıt atığının geri alınması için güvenilir bir plan yok. Bu ciddi bir inceleme gerektiriyor.
  • Reaktör soğutmasında su kullanılması ve yeraltı suyunun kontamine olması, dolayısıyla kazanlarda da bu kontamine suyun birikimi, yeni bir yaklaşım benimsenmedikçe artmaya devam edecek.
  • Nükleer kirliliğe maruz kalmış tüm materyaller, süresiz olarak sahada kalmalı. Fukushima Daiichi halihazırda bir nükleer atık depolama sahası ve uzun vadeli olarak böyle kalması gerekiyor.
  • Hükümetin mevcut planına göre 30-40 yıllık bir zaman diliminde bölgenin yeşil alana döndürülmesi imkansız.

Yeni bir eylem planı geliştirilmeli

Greenpeace, konuyla ilgili açıklamasında santralin devre dışı bırakılması için robot teknolojisi de dahil olmak üzere, yeni bir eylem planının geliştirilmesi gerektiği üzerinde durdu:

Fukushima Daiichi Nükleer Santralinin devre dışı bırakılması için işçilerin radyasyon riskine maruz kalmalarını engelleyecek robot teknolojisi dahil yeni bir eylem planı geliştirilmeli.

Radyoaktif hale gelmiş su miktarının daha da artmasını önlemek için, nükleer yakıt artığının soğutulması su yerine havayla sağlanmalı.

Fukushima Daiichi sahası derin bir hendek inşası ile yeraltı suyundan izole edilmiş bir ‘kuru ada’ haline getirilmeli.”

Şubat’ta altı gazeteciye 26 yıl hapis

Dicle Fırat Gazeteciler Derneği (DFG), 2021 yılı şubat ayı hak ihlalleri raporunu açıkladı. Gazetecilere yönelik baskıların hız kesmediğinin belirtildiği raporda, neredeyse her gün gazetecilerin gözaltı, tutuklama, soruşturma, dava, hapis cezası, ajanlık dayatması, saldırı ve tehditler yaşadığı belirtildi.

Raporda, şubat ayında gazetecilere yönelik yaşanan hak ihlalleri şöyle sıralandı:

“6 gazeteci gözaltına alındı, 1 gazeteci tutuklandı, 2 gazeteci saldırıya uğradı, 8 gazeteciye kötü muamele, 2 gazeteciye tehdit, haber takibi yapan 2 gazeteci olaylı bir şekilde engellendi, 4 soruşturma, 11 dava, 6 gazeteciye toplam 26 yıl hapis cezası verildi, 2 gazeteciye cezaevinde kötü muamele, 174 habere ve 3 internet sitesine erişim engeli, toplam 85 gazeteci tutuklu.

‘Karanlık şubat’

Yargının gazetecilere yönelik yaklaşımları nedeniyle “karanlık” olarak değerlendirilen şubat ayı raporunda şu ifadeler kullanıldı:

“Yargı bu konuda iktidardan bağımsız bir yerde durmuyor, hatta söz konusu gazeteciler olduğunda iktidara bağımlı bir hale geliyor. İktidar kanadını rahatsız eden her haber, görüntü veya fotoğraf için yargı vakit kaybetmeden harekete geçiyor ve gazeteciler hakkında soruşturmalar başlatılıyor, davalar açılıyor. Gazeteciler neredeyse her gün hâkim karşısına çıkarılıyor. Raporda da yer verdiğimiz üzere, şubat ayında 36 dosyadan 72 gazetecinin hâkim karşısına çıktığını görüyoruz. Yargıyı basın emekçilerine karşı ‘sopa’ görevi görmekten vazgeçmeye çağırıyor, haber yapmanın suç olmadığını gazetecilerin temel görevi olduğunu hatırlatıyoruz.” 

Raporda, tutuklu tüm gazetecilerin bir an önce özgürlüklerine kavuşmasını talep edildi, “Eğer reform söylemlerinde samimilerse ilk adım olarak cezaevindeki gazetecileri serbest bırakmakla başlayabilirler” denildi. 

Mermer ocağı yüzünden mağdur olan köylüler, kışı evlerinden uzakta geçirdi

Isparta‘nın Sütçüler ilçesinde mermer ocağının döktüğü molozlar yüzünden heyelan riski oluşması sebebiyle evleri boşaltılan Yeşilyurt köylüleri, kışı yakınlarının yanında ya da öğrenci yurdunda geçirdi.

Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı‘nın (AFAD) yaptığı konteynerlerde yaşamak istemeyen köylüler, “Biz evlerimizin yapılması için bir yer seçtik, orası da mermer ocağı ruhsatının içindeymiş. Sağımız solumuz mermer ocağı, geri kalanı orman. Bir yere gidiyoruz, ‘mahalleli sizi istemiyor’ diyorlar. Biz mermer ocağının dibinde kaldık. Bir an önce bizim sorunumuz çözülsün istiyoruz” dedi.

Yeşilyurt köyünde dokuz mermer ocağı faaliyette

Yusuf Yavuz‘un haberine göre, Sütçülerliler Dayanışma Platformu, şubat 2021 tarihiyle Yeşilyurt köyünde toplam dokuz mermer ocağının faaliyette bulunduğunu açıkladı.

Üç yeni mermer ocağının daha açılması beklenirken, beş yeni ruhsat sahası da ihaleye çıkarılacak.

Toplam 360 mermer ocağı ruhsatının verildiği Sütçüler ilçesinin, önemli bir kısmının madencilik faaliyeti için kullanıldığı ifade ediliyor.

Köylüler, evlerini terk etmek zorunda kaldı

Köye bağlı Mandallar Mahallesi’nde yıllardır faaliyet gösteren mermer ocaklarının döktüğü tonlarca mermer atığı, köylülerin tarım arazilerine ve evlerine zarar vermiş; oluşan basınç sebebiyle de zeminde kaymalar meydana gelmişti.

Sorunun çözülmesi için geçtiğimiz ocak ayında Sütçüler Kaymakamlığı‘na başvuran köylüler, daha sonra evlerinden çıkmıştı.

28 aileden evlerinin boşaltılması istenirken, ailelerin bir kısmı yakınlarının yanına, bir kısmı da öğrenci yurduna yerleşmişti.

Ancak, aradan yaklaşık bir buçuk ay geçmesine rağmen, köylüler mağduriyetlerinin giderilmediğini söyledi.

Fotoğraf: Yusuf Yavuz

Mahallenin boşaltılmasına neden olan mermer ocaklarına yönelik bir yaptırımın yapılmamasından şikayet eden köylüler, mahallenin afet bölgesi ilan edileceğini belirtti ve uğradıkları zararın tazmin edilmesini istedi.

Köylüler, ev yapmak için arazi bulamıyor

Köylüler, kendilerine yeni ev yapılması için buldukları arazinin başka bir mermer ocağının ruhsat sahası içinde kaldığını belirtiyor.

Mağdur bir köylü, yaşadıklarını şöyle anlattı:

Biz bir yer seçtik orası olmadı. Muhtar, ‘Orası benim ruhsat sınırımın içinde kalıyor ama sorun değil’ dedi. Daha sonra çevirdi ‘Ben 5-6 yıl sonra mermer keserim buradan’ dedi. Biz de ’10 yıl sonra buradan da göçüreceksiniz, ne anlamı kaldı o zaman’ dedik. ‘Olabilir’ dedi. Burada, muhtarda ki yetki kaymakam da yok, biz böyle görüyoruz.”

Bölge sakinleri, sorunlarını konuşmak için Isparta Valiliği‘nden randevu talep ettiklerini, ancak olumlu yanıt alamadıkları kaydetti.

Fotoğraf: Yusuf Yavuz

Afet bölgesi ilan edilebilir

Resmi kaynaklar ise, Yeşilyurt köylülerinin mağdur edilmemesi için her türlü tedbiri aldıklarını kaydetti.

Yeşilyurt köyünde zeminde kaymalar, evlerin duvarlarında ise çatlakların oluştuğu Mandalar Mahallesi ile ilgili hazırlanan rapor, İçişleri Bakanlığı aracılığıyla Cumhurbaşkanlığı’na iletildi.

Yapılacak değerlendirmelerin ardından mahalle, afet bölgesi ilan edilebilir. Afet bölgesi ilan edilmesi durumunda ise bu alanda konut ya da iş yeri inşa edilemeyecek ve hiçbir şekilde yerleşime izin verilmeyecek. Uygun görülmesi halinde köylülerin tapulu arazilerinde tarımsal üretim yapmalarına izin verilebilecek.