Ana Sayfa Blog Sayfa 1610

Londra’da kadın cinayeti eylemine polis müdahalesi: Dört kişi gözaltında

Birleşik Krallık‘ta 3 Mart akşamı evine gittiği sırada kaçırılarak öldürülen 33 yaşındaki Sarah Everard‘ı anma ve kadına yönelik şiddeti protesto etmek için toplanan kalabalığa polis sert bir şekilde müdahale etti.

Londra Polis Teşkilatı, eylem sırasında kamu güvenliğini korumak amacıyla dört kişinin gözaltına alındığını duyurdu.

Polisin bu müdahalesi ise birçok kesim tarafından eleştirildi.

Polisin uyarısına tepki

33 yaşındaki Everard, geçen hafta Londra’nın güneyindeki Clapham bölgesinde bir arkadaşından akşam saatlerinde evine yürüyerek döndüğü esnada kaçırılmıştı.

Genç kadının cansız bedeni ancak günler sonra Birleşik Krallık’ın doğusunda bulunan Kent bölgesindeki ormanlık alanda bulunmuştu.

Meydana gelen olayla ilgili Wayne Couzens isimli bir polis memuru gözaltına alınırken, kendisine zorla alıkoyma ve cinayet suçlaması yapıldı.

Genç kadını arama çalışmalarında ise polisin Sarah Everard’ın son görüldüğü bölgede yaşayan kadınlara gece yalnız sokağa çıkmamaları uyarısı yapması ise oldukça tepki toplamıştı.

Kadınlar “Sokakları Geri İstiyoruz” (Reclaim These Streets) sloganı altında bir araya gelip, cumartesi akşamı eylem için çağrı yapmıştı.

Kadınların toplanmasına polis müdahalesi

Polisin ülkede koronavirüs salgını nedeniyle düzenlenen kurallar kapsamında eyleme katılanlara işlem yapılabileceği şeklindeki açıklaması üzerine, eylemin düzenleyicileri toplanma çağrısını geri çekerek herkese kapısının önünde mum yakma çağrısı yaptı.

Bu çağrıya rağmen yüzlerce kadın Clapham Common bölgesinde bir araya geldi. Ancak, polis kalabalığa oldukça sert müdahalede bulundu. Bazı kadınların gözaltına alındığı sırada kelepçelendiği ve yerlerde sürüklendiği gözlendi.

Fotoğraf: Reuters

Sokakları Geri İstiyoruz grubundan açıklama

Sokakları Geri İstiyoruz grubu konuyla ilgili yaptığı açıklamada polisin bu şiddetli müdahalesinin kendilerini derinden üzdüğünü ve öfkelendirdiğini kaydetti.

Londra polisinin, erkek şiddetine karşı yapılan bir eylemde kadınlara fiziksel şiddet uyguladığı belirtildi.

Grup, “Kamu düzenini, halk sağlığını ve protesto hakkını korumak polisin sorumluluğudur. Bu gece bunların tamamında başarısız oldular” açıklamasında bulundu.

Polisin müdahalesine tepki

Londra polisinin kadınlara sert müdahalesi birçok kesimin de tepkisini çekti.

İçişleri Bakanı Priti Patel, eylemdeki bazı görüntülerin üzüntü verici olduğunu dile getirirken, konuyla ilgili kendisine bir rapor hazırlanmasını istediğini belirtti.

Londra’nın İşçi Partili Belediye Başkanı Sadiq Khan ise yaşananların kabul edilemez olduğunu kaydederken, Londra Metropolitan Polis Teşkilatı Müdürü Cressida Dick‘in milyonlarca kadının güvenini kaybettiğini dile getirdi ve kendisinden acilen bir açıklama istediğini söyledi.

Avam Kamarası Kadınlar ve Eşitlikler Karma Komitesi Başkanı, Muhafazakar Parti Milletvekili Caroline Nokes, yaşananların şok edici olduğunu dile getirip, Twitter hesabından şu paylaşımda bulundu:

Bu ülkede güvenliği, öldürülen bir kadın için düzenlenen anma törenini ayaklar altına alarak ve başka kadınları yerlerde sürükleyerek değil, rızaya dayalı bir şekilde sağlıyoruz. Londra emniyeti durumu doğru okuyamadı.”

Emniyetten açıklama

Londra Emniyet Müdür Yardımcısı Helen Ball, konuyla ilgili yaptığı açıklamada eylemin virüs bulaştırma riski oluşturduğunu ifade edip, “Polis, insanların güvenliği için hareket etmelidir, yapılacak tek sorumlu şey budur” dedi. Ball, ayrıca şu ifadeleri kullandı:

Asayişi zorla sağlayacak bir eylemde bulunacak bir durumda kalmayı kesinlikle istemedik. Ancak, insanların güvenliğini korumaya yönelik ihtiyacın çok ciddi boyuta ulaşması nedeniyle böyle bir durumda kaldık.”

‘İstifa etmeyi düşünmüyorum’

Londra Metropolitan Polis Teşkilatı Müdürü Cressida Dick, polise yöneltilen eleştirilerin ardından, istifa etmeyi düşünmediğini dile getirip, teşkilata liderlik etmeye daha kararlı olduğunun da altını çizdi.

Dick, müdahale kararının gözden geçirilmesi gerektiğini kabul etse de, eylemde polisin tutumunu savundu:

Gördüğüm kadarıyla ekibim, doğru bir şekilde bunun kamu sağlığına önemli bir risk oluşturan yasadışı bir toplanma olduğunu düşündü. Operasyonda yer almayan herhangi birinin müdahalenin doğruluğu ya da yanlışlığı konusunda bir hükme varabileceğini düşünmüyorum.”

PhotoCup’tan ‘küresel ısınma ve çevre kirliliği’ temasıyla fotoğraf yarışması

Belirli aralıklarla ve farklı temalarda fotoğraf kupaları düzenleyen PhotoCupKüresel Isınma ve Çevre Kirliliği” temalı yeni kupası için katılımcılara çağrı yaptı.

Fotoğraf yarışmalarını dünyada ilk kez kupa formatında düzenleyen PhotoCup’ın yeni kupasına dileyen herkes, kendi çektiği fotoğrafları photocup.com internet adresinden ya da PhotoCup’ın mobil uygulamasından yükleyerek katılabilecek. Son tarih ise 21 Mart Pazar günü.

‘Fotoğraflar bizi kendimizden koruyabilir mi?’

İnsanın, insana ve çevresine en büyük zararı yine kendisinin verdiğini vurgulamak için “Fotoğraflar Bizi Kendimizden Koruyabilir Mi?” sloganıyla düzenlenen “Küresel Isınma ve Çevre Kirliliği” kupasında hem en iyi fotoğrafçıya, en iyi fotoğrafa hem de en iyi oy verene para ödülleri verilecek.

PhotoCup

Oylamaya açılacak

Eleme usulüyle ilerleyen yarışmanın oylaması ise başvuruların sonlanmasının ardından aynı gün başlayacak ve kazanan fotoğrafı hem fotoğraf severlerin hem de fotoğraf eğitmenlerinden oluşan PhotoCup Masters ekibinin oyları belirleyecek.

Küresel Isınma ve Çevre Kirliliği Kupası’nda en iyi fotoğrafçı 750 TL kazanacak. Fotoğrafçıların yanı sıra fotoğrafların da kendi arasında yarıştığı bir sisteme sahip olan PhotoCup’ta bu kupa için, en iyi fotoğraf ödülünü 500 TL olarak belirlenirken, en çok oy alan fotoğraf doğru tahmin eden kişi ise 250 TL almaya hak kazanacak.

Detaylı bilgiye bu adres üzerinden ulaşabilirsiniz.

Covid-19 en kötüsü değil

Bir yılı aşan bir süreden beri dünya Covid-19 pandemisinin pençesinde. Ülkelerin ve bilim insanlarının tüm çabaları henüz bir sonuç verebilmiş değil. 14 Mart tarihi itibarıyla Worldometers sitesinin rakamlarına göre 120.083.250 kişi Covid-19 oldu ve hastalığa yakalananların 2.660.293’ü yaşamını yitirdi. Aynı siteye göre 20.733.828 kişi tedavi altında ve bunların 89.295’nin durumu kritik…

Toplum bağışıklığını sağlamak için dünyada son birkaç aydır uygulanmaya çalışılan aşılama çalışmaları ise kelimenin tam anlamıyla ağır-aksak ve aşıya ulaşımda eşitlikten çok uzak bir ortamda sürdürülmeye çalışılıyor. İşte böyle bir ortamda, geçtiğimiz hafta içinde Covid-19’a karşı ilk aşılardan birini geliştiren Alman BioNTech biyoteknoloji firmasının kurucu ortaklarından Prof. Dr. Uğur Şahin’den oldukça ilginç bir açıklama geldi. Açıklamasının ilk bölümünde Şahin, gelecekte Covid-19’dan daha kötü pandemilerle karşılaşacağımızı söylüyor ve buna hazırlıklı olmamız gerektiğini belirtiyor.

Yeni pandemiler sırada

Aslında küresel iklim krizi nedeniyle değişen iklim, flora ve faunaların ve doğal yaşamla insan arasındaki mesafenin her gün daha da azalmasının gelecekte daha da tehlikeli yeni pandemilerin nedeni olacağı artık bir sır değil. Temel çözümü ise küresel iklim krizinin bir an önce durdurulmasından geçiyor. Ama önümüzdeki dönemde kapitalizmin tüketim uğruna ekolojik tahribata devam edeceği, bunun sonucunda da yeni salgınların gündeme geleceği çok açık. Tabii Şahin bunu tartışmıyor ve hazır olmanın ne anlama geldiğini kendi bakış açısı içinde belirtiyor.

Bloomberg’de yer alan röportajında Prof. Dr. Şahin aşı geliştirmenin yanı sıra ‘üretim kapasitesine’ de dikkat çekiyor. Şahin’e göre bu pandeminin bize gösterdiği en önemli durum, aşı geliştirdikten sonra tüm insanları üç ay içinde aşılayabilecek üretim kapasitesine sahip olmamız gerekiyor olması. Şahin başlangıçta düşük olan üretim kapasitelerini 2022 içinde 3 milyar doza çıkartmaya çalışacaklarını da belirtiyor.

Aşıların tamamı zengin ülkelere 

Ancak röportajda söylemedikleri de var.  Covid-19’a karşı Dünya Sağlık Örgütü’nden acil kullanım onayı alan ilk aşıyı üreten BioNTech firması, Pfizer ile kurduğu ortaklık ile 2021 üretiminin neredeyse tamamını zengin merkez kapitalist ülkelere sattı. Kamuoyuna yansıyan rakamlara göre 2021 yılı içinde ABD’ye 200, Avrupa Birliği ülkelerine ise 400 milyon doz aşı satan Pfizer/BioNTech’in Dünya Sağlık Örgütü’nün orta gelirli ve fakir ülkelerin aşıya erişimi için kurduğu COVAX sistemine verdiği aşı miktarı ise sadece 40 milyon doz. Yani bu grupta olan ve toplam nüfusları 6 milyara yaklaşan ülkelere 2021 yılı için sadece 20 milyon insanı aşılayabilecek sayıda aşı tahsis etmişler. 

Aşının ücretine gelince ülkeye göre değişmekle birlikte 30 ile 40 $ arası bir rakam olduğu kamuoyuna yansıdı. Yine şirketin başlangıçta aşı için 54 Euro’ya ulaşan daha da yüksek bir ücret talep ettiği Almanya’da kamuoyuna yansımıştı. Diğer taraftan BioNTech hisselerinin aşının zengin ülkelere satılmasından sonra başlayan Frankfurt Borsası’nda yükselişi ise devam ediyor. Şahin ve diğer aşı üreticisi şirketler Covid-19 aşıları üzerindeki patentin kaldırılmasına ve dünyanın her tarafında üretilmesine ise şiddetle karşı çıkıyorlar. Dünya Ticaret Örgütü de onları destekliyor. Yani Şahin’in başlangıçta ‘insancıl’ görünen önerisi temelde kapitalist sistemin içinde yer alıyor,  aşı üreticileri bir an önce toplum bağışıklığını sağlayarak bir an önce pandemiyi bitirmekten çok, daha fazla üretimle daha çok kar peşindeler…

Geliştirilmesi kadar hızla üretilmesi de gerekir

Geliştirilmesi ve üretimden dağıtıma kadar son yaşadığımız olaylar aşının stratejik bir ürün olduğunu bir kez daha ortaya koydu. Şahin’in haklı olduğu nokta, aşının geliştirilmesinin yanı sıra geliştirilen aşının hızla üretilebilmesinin de önemli olduğu konusu. Bu alandaki kapasite de aşının toplumların ortak ürünü olduğu unutulmadan önümüzdeki kısa dönem içinde geliştirilmeli.

Ülkemiz ise son on yıl içinde tam tersini yaptı. 27 Mayıs 1928’de kurulan ve 1930’dan bu yana aşı üreten; 1983’de adı ‘Refik Saydam Hıfzıssıhha Enstitüsü Başkanlığı’na dönüştürülen Sağlık Bakanlığı’na bağlı Hıfzıssıhha Enstitümüz, bu iktidar tarafından ‘sağlıkta dönüşüm politikalarının’ içinde 2011 yılında kapatıldı. Yani gelişmiş ülkeler aşı geliştirme ve üretimi açısından alt yapılarını güçlendirirken, ülkemiz tek kurulu sistemini de ortadan kaldırdı. Bunun sonucunda bugün geldiğimiz nokta ortada: Türkiye parasıyla bile vatandaşı için yeterli aşıya ulaşamayan ülkeler arasında. İnsanımız henüz Dünya Sağlık Örgütü’nden ‘acil kullanım onayı’ almamış, bu onayı almak için bir teşebbüsü bile olmayan tek çeşit aşıya mahkûm edilmiş durumda.

Refik Saydam Hıfzısıhha Kurumu tekrar açılmalı

Son günlerde bu aşının da tedarikinde yaşanan sorunlar nedeniyle  aşılama da son hafta içinde çok yavaşladı; toplam yapılan aşı sayısı 11.023.539, iki doz aşı yapılanların sayısı ise sadece 3.128.429… Yani tam aşılılar nüfusumuzun %4’üne bile ulaşmıyor henüz.  Türk Tabipleri Birliği’nin de Ocak ayında kamuoyu ile paylaştığı açıklamasında belirtildiği gibi:

“Yaşadığımız bu zorlukları bir daha yaşamamak için yabancı sermayeye bağımlı olmadan kendi aşımızı kendimiz üretebilmeliyiz. Çünkü dünya tarihi aynı zamanda salgın hastalık tarihidir. Önümüzdeki yıllarda kapitalizmin ve ülke yönetimlerinin salgın hastalıklardan ders çıkarmayacağı bugüne kadar gelinen noktada aşikâr bir sonuçtur. Dünyada biyolojik ve ekolojik tahribatın önü alınmadığı sürece salgınlar devam edecektir. Bu salgınlardan korunmak için toplumcu, kamusal koruyucu sağlık hizmetlerine öncelik vermek bir zorunluluk halidir. Koruyucu sağlık ve her şeye rağmen sağlıklı bir gelecek için aşı önceliğimiz olmalıdır. Bunun için de somut bir aşı politikamızın olması ve kendi aşımızı üretmemiz birer zorunluluktur. Tüm bu gerekçelerle ülkemizin yıllarca aşı ihtiyacını karşılamış olan Refik Saydam Hıfzıssıhha Kurumu gerekli donanım sağlanarak tekrar açılmalıdır.”

Evet, Covid-19 en kötüsü değil, küresel iklim krizinin önüne geçemediğimiz sürece daha tehlikeli pandemilerle karşılaşmamız kaçınılmaz. Artık yeni pandemi ile karşılaşmamız için İspanyol gribinden bugüne olduğu gibi üzerinden 100 yıl geçmesi gerekmeyecek.

Bu pandemi içinde şu ana kadar yaşadıklarımız da kapitalist sistemin bundan ders çıkartmadığı, çıkartmayacağı ve aksine aşı sömürüsü gibi faydalanma yollarını arayacağını gösteriyor. O zaman ülke olarak yapmamız gereken ilk iş, bir an önce Refik Saydam Hıfzıssıhha Kurumunu yeni donanımlarla tekrar açmak ve gelecek için somut bir aşı geliştirme ve üretim politikası geliştirmek. Bunu yaparken de kapitalist sistemin direncine karşı geliştirilen aşıların patent yasalarının dışında bırakılması ve insanlığın ortak malı olabilmesi için uluslararası boyutta mücadele etmeyi de unutmamamız gerekiyor.

Pekin’de son on yılın en büyük kum fırtınası: Dünyanın sonu gibi görünüyor

Çin‘in başkenti Pekin, Gobi çölünden ve kuzeybatı Çin’in bazı bölgelerinden gelen kuvvetli rüzgarlar nedeniyle, son on yılın en büyük kum fırtınasıyla karşı karşıya kaldı.

Çin Meteoroloji İdaresi pazartesi sabahı sarı alarmı duyurdu ve kum fırtınalarının İç Moğolistan‘dan Pekin’i çevreleyen Gansu, Shanxi ve Hebei illerine yayıldığını söyledi.

‘Dünyanın sonu gibi görünüyor’

Başkentte kum fırtınası sebebiyle görüş sınırlı hale geldi. Vatandaşlar ise saçlarını ve yüzlerini kumdan korumak için başlıklar kullanmak zorunda kaldı.

Moda sektöründe çalışan Pekin’de yaşayan 25 yaşındaki Flora Zou, “Dünyanın sonu gibi görünüyor. Bu tür havalarda gerçekten, gerçekten dışarıda olmak istemiyorum” ifadelerini kullandı.

Moğolistan’da 341 kişi kayıp

Çin’in devlet haber ajansı Xinhua’ya göre, şiddetli kum fırtınaları komşu Moğolistan‘ı da vurdu ve en az 341 kişinin kayıp olduğu bildirildi.

Havacılık veri sağlayıcısı Variflight’a göre, Pekin Başkent Uluslararası Havaalanı ve Pekin Daxing Uluslararası Havaalanı‘nda gelen ve giden uçuşların yaklaşık beşte biri, kum fırtınası nedeniyle iptal edildi.

Toz fırtınasına karşı yeşil duvar

Çevre Bakanlığı, kum fırtınalarının güneye Yangtze Nehri deltasına doğru kaymasının beklendiğini ve çarşamba veya perşembe gününe kadar sonlanmasını beklediklerini söyledi.

Çin her yıl mart ve nisan aylarında kum fırtınalarıyla karşı karşıya kalıyor. Başkentte gelen tozu hapsetmek için ağaçlardan büyük yeşil bir duvar oluşturulmuştu. Ayrıca rüzgarı yönlendirmek için hava koridorları oluşturmaya çalışmıştı.

Kazdağları’nın rehabilitasyonu için Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’yla görüşülecek

Tarım ve Orman Bakanlığı tarafından Alamos Gold‘un Kazdağları‘nda altın çıkarma ruhsatı uzatılmadığı için şirketin izninin iptal etmesinin ardından, gözler şirketin alanda tekrar işlem yapıp yapmayacağına ve bölgenin rehabilitasyonuna çevrildi.

Bakanlık, şirketin orman alanında hiçbir işlem yapamayacağını bildirdi ve altın çıkarılabilmesi için de tüm süreçlerin yeniden başlaması gerektiğini ifade etti.

Tarım ve Orman Bakanlığı’ndaki yetkililer, sahanın rehabilitasyonunun da mümkün olduğunu, fakat bunun için öncelikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı‘yla görüşüleceğini kaydetti.

‘Şirketin izni Bakanlık tarafından iptal edildi’

Hürriyet‘ten Aysel Alp‘in haberine göre, Hürriyet’e bilgi veren bakanlık yetkilileri, şirketin ruhsat süresi dolmadan önce Maden ve Petrol İşleri Genel Müdürlüğü’ne (MAPEG) temdit başvurusu yapması ve MAPEG’in bu başvuruyu uygun bularak uzatma kararı vermesi durumunda da şirketin izin süresinin son günü mesai bitimine kadar Orman Bölge Müdürlüğü’ne müracaat etmesi gerektiğini belirtti.

Ancak, şirketin ruhsat süresinin dolmasına rağmen, Bakanlık’a yeni ruhsatın gelmediğini ifade eden yetkililer, şu bilgileri paylaştı:

Ya MAPEG’e zamanında başvurmadılar ya da MAPEG başvuruyu uygun bulmadı ki ruhsat uzatım kararı verilmedi. Alamos Gold da izin süresi son günü mesai bitimine kadar ilgili bölge müdürlüğümüze iznin yenilenmesi talebinde bulunamadı. Dolayısıyla da şirketin izni Bakanlıkça iptal edildi.”

Süreç sil baştan

Bakanlık yetkilileri, MAPEG’in Tarım ve Orman Bakanlığı’nın izin iptalinin ardından şirkete ruhsat vermesi durumunda da şu aşamalardan geçileceğini anlattı:

Şirket ilk kez başvuruyormuş gibi tüm prosedürleri yerine getirmesi gerekir. Bize de yeniden izin başvurusunda bulunmalıdır. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’ndan ÇED, valiliklerden gayri sıhhi müessese gibi bir dizi iznin alınması gerekir. Tarım ve Orman Bakanlığı olarak biz de yeniden değerlendiririz, uygun bulursak izin veririz, bulmazsak vermeyiz. İzin vermek zorunda değiliz.”

Önce Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı’yla görüşülecek

“Kesilen 350 bin ağacın, sıyrılan toprağın ardından kel tepeleri rehabilite edecek misiniz, oraları yeniden ağaçlandırmak mümkün olur mu?” sorusunu Bakanlık yetkilileri şöyle cevapladı:

Bizdeki verilere göre kesilen ağaç sayısı 350 bin değil. Ayrıca teşkilatımız öyle zor yerleri ağaçlandırmayı başarıyor ki elbette orayı da yeniden rehabilite edebiliriz. Ama öncelikle Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanlığı ile bir görüşme yapıp bu sahaya ilişkin düşüncelerini öğrenip, ondan sonra yapmamız gerekeni yaparız.”

63’üncü Grammy Ödülleri sahiplerini buldu

Bu yıl 63’üncüsü düzenlenen müzik dünyasının en prestijli ödülü Grammy Ödülleri komedyen Trevor Noah‘ın sunduğu Los Angeles‘teki törende sahiplerini buldu.

Amerikalı rapçi, şarkıcı ve söz yazarı Megan Thee Stallion “En iyi yeni sanatçı” ödülünü aldı. Ayrıca “En iyi Rap şarkısı” ödülünü kazanan ilk kadın sanatçı oldu.

Yılın şarkısı ‘I Can’t Breath’

“Yılın şarkısı” ödülünü H.E.R‘in yazdığı ve Tiara Thomas ile seslendirdiği “I Can’t Breath” şarkısı kazandı. Bu dalda, Black Parade (Beyonce), The Box (Roddy Ricch), Cardigan (Taylor Swift), Circles (Post Malone), Don’t Start Now (Dua Lipa), Everything I Want (Billie Eilish), If the World Was Ending (JP Saxe and Julia Michaels) değerlendirilen diğer aday şarkılardı.

En iyi albüm: Taylor Swift’in Folklore albümü

“Yılın albümü” dalında Taylor Swift‘in “Folklore” albümü ödüle layık görüldü. Üçüncü kez bu ödülü alan Swift’in 2010’da “Fearless” albümü 2015’te ise “1989” albümü “Yılın albümü” ödülünü almıştı.

Bu dalda yarışan diğer albümler şu şekildeydi: Black Pumas (Black Pumas), Everyday Life (Coldplay), Djesse vol. 3 (Jacob Collier), Women in Music Pt. III – (Haim), Future (Nostalgia) Dua Lipa, Hollywood’s Bleeding (Post Malone).

Yılın kaydı ödülü Billie Eilish’in

Öte yandan, “Yılın kaydı” dalında, Black Parade (Beyonce), Colors (Black Pumas), Rockstar (DaBaby featuring Roddy Ricch), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Circles (Post Malone), Savage (Remix), (Megan Thee Stallion featuring Beyonce) şarkılarına karşı Billie Eilish‘in “Everything I Wanted” şarkısı ödülü kazandı.

En iyilerden öne çıkanlar

“En iyi solo performans” dalında Harry Styles‘ın seslendirdiği “Watermelon Sugar” ödüle layık görüldü.

Bu daldaki diğer adaylar ise şu şekildeydi: Yummy (Justin Bieber), Say So (Doja Cat), Everything I Wanted (Billie Eilish), Don’t Start Now (Dua Lipa), Cardigan (Taylor Swift).

En iyi pop-grup performans

“En iyi pop-grup performansı” dalında da ödülü Lady Gaga ve Ariana Grande‘nin seslendirdiği “Rain on Me” şarkısı kazandı.

Pop türünde, “En iyi Pop vokal albümü” ödülünü, Dua Lipa‘nın “Future Nostalgia” albümü aldı.

“En iyi Country Şarkısı” ödülü The Highwomen grubunun seslendirdiği “Crowded Table” şarkısına verilirken, “En iyi Country albümü” ödülü Miranda Lambert‘ın “Wildcard” albümüne verildi.

“En iyi Rock albümü” dalında kazanan The Strokes grubunun “The New Abnormal” albümü olurken, “En iyi Rock Şarkısı” ödülü Brittany Howard‘ın seslendirdiği “Stay High” şarkısına, “En iyi Rock Performansı” ise Fiona Apple‘ın “Shameika” şarkısına verildi.

En iyi Rap albümü Nas’ın

Törende, “En iyi Rap albümü” ödülünün kazanan, rapçi Nas‘ın “King’s Disease” albümü oldu.

“En iyi Rap performansı” ve “En iyi Rap şarkısı” ödülünü, Megan Thee Stallion’un Beyonce ile seslendirdiği “Savage” şarkısı kazanırken, Grammy’de ilk kez bir kadın, “En iyi Rap şarkısı” ödülünü almış oldu. Megan Thee Stallion aynı zamanda “En iyi yeni sanatçı” ödülüne layık görüldü.

Dokuz yaşında Grammy ödülü

Beyonce’un kızı Blue Iyvy dokuz yaşında Grammy ödülü aldı

Beyonce ile Jay-Z’nin kızı 9 yaşındaki Blue Ivy Carter’ın, annesi Beyonce ve Wizkid ile çektiği “Brown Skin Girl” klibi “En iyi müzik videosu” ödülünü kazandı.

Carter, Grammy tarihinde ödül alan en genç ikinci kişi oldu. 2002’de sekiz yaşındaki Leah Peasall, “The Peasall Sisters” grubu ile içinde yer aldığı “O Brother, Where Art Thou?” albümü “Yılın albümü” seçilmişti.

 

Çorlu tren faciası davasında üç yılın ardından ek bilirkişi raporu hazırlandı

Tekirdağ’ın Çorlu ilçesinde 25 kişinin hayatını kaybetmesine, 328 kişinin ise yaralanmasına sebep olan tren katliamında sorumluların yargılanması istemiyle açılan davada hazırlanan ek bilirkişi raporu mahkemeye ulaştı.

İlk bilirkişi raporunda söz konusu tren yolunda halen var olan menfezlerde her an yeni bir facia olma ihtimalinin yüksek olduğu uyarısı yapılmıştı. TCDD yetkililerinden bunun için bir an önce önlem alınması da istenmişti.

Sözcü’den İsmail Saymaz’ın haberine göre, Çorlu tren faciası için sunulan ek rapor Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi’nin talebi üzerine altı uzman tarafından 26 Şubat günü hazırlandı.

‘Günümüz mühendislik hizmetine uygun değil’

Raporda “Kaza mahallindeki menfezlerin ve boru geçişlerin kapasiteleri, havza debileri için yetersizdir. Ayrıca boru geçişlerin girişleri toprak altında kaldığından çalışmadıkları tespit edilmiştir” denildi.

Çorlu tren faciası

Güzergâhtaki demiryolu hidrolik sanat yapıları ve akarsu yatak düzenlemesinin kaza sonrası iyileştirmeler dahil, günümüz mühendislik hizmetine uygun olmadığı vurgulandı. Ayrıca gerekli sayıda yol ve geçit kontrol memuru çalıştırılmadığı belirtildi.

Asli kusurlular

Bu çerçevede, demiryolu altyapısı ve sanat yapılarında olağanüstü hava koşulları ile ilgili önlemleri almayan ve meteorolojik durum ile gerekli koordinasyonu sağlamayan TCDD Genel Müdürlüğü Ar-Ge Birimi, Merkez ve 1’inci Bölge Demiryolu Emniyet ve Risk Yönetimi müdürlüklerinin asli kusurlu olduğu vurgulandı.

Demiryolu altyapısını yenilemelere uygun hale getirmeyenlerin, yeterli yol ve geçit kontrol memuru istihdam etmeyenlerin de asli kusurlu olduğu belirtildi.

 

Greenpeace Akdeniz: Pandeminin birinci senesinde hava kirliliği alarm veriyor

Greenpeace Akdeniz, koronavirüs pandemisinin birinci yılında “Pandeminin birinci senesinde hava kirliliği alarm veriyor” isimli bir açıklama yayımladı.

Metinde, salgının ilk günlerinde hava kirliliğinin azaldığı, doğadaki insan kaynaklı tahribatın en aza düştüğüne dair haberlerin yer aldığı, ancak hava kirliliği verilerinin durumun böyle olmadığını ortaya koyduğu kaydedildi.

Bazı illerdeki hava kirliliği ölçüm sonuçları

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı‘nın 1-11 Mart tarihlerinde Türkiye’deki hava kirliliği ölçümlerine göre, ülkenin dört bir noktasında 11 gün boyunca hava kirliliği değerlerinin en az dört gün, olması gereken günlük sınır değerlerin çok üzerinde olduğu kaydedildi.

1-11 Mart tarihlerinde bazı şehirlerden alınan çarpıcı partikül madde (PM10 ve PM2.5) ölçüm sonuçları ise şöyle oldu:

İstanbul

Mecidiyeköy, Esenyurt, Sultangazi ve Alibeyköy’de 11 günlük ölçümün yedi gününde hava kirliliği ölçüm sonuçlarının limit değerlerin üzerinde olduğu bilgisi paylaşıldı. Alibeyköy’de 9 Mart tarihinde hava kirliliği ölçüm sonuçları sınır değerin neredeyse dört katıydı.

Ankara

Siteler ilçesinde 11 günün sekizinde, Sincan ilçesinde ise 11 günün altısında ölçüm sonuçlarının limitin üzerinde olduğu belirtildi. Siteler’de 5 Mart tarihinde hava kirliliği limit değerin yaklaşık altı kat üzerindeydi.

İzmir

Gaziemir ilçesinde dört gün boyunca limit değerler aşıldı.

Zonguldak

Ölçümün yapıldığı 11 gün gün boyunca hava kirliliğinin Kozlu ve Trafik istasyonunda 10 gün limit değerlerin üzerinde olduğu vurgulandı. Çatalağzı‘nda dokuz gün, Kuzyaka‘da sekiz gün hava kirliliği limit değerlerin üzerindeydi.

Bursa

Bursa’nın ilçeleri Kültürpark‘ta dokuz gün, İnegöl‘de sekiz gün, Uludağ‘da ise beş gün hava kirliliği limit değerlerin üzerindeydi. Ayrıca, İnegöl ilçesinde 10 Mart’ta sınır neredeyse dört kat aşıldı.

Maraş

İkisinin aktif olduğu ve planlanan beş kömürlü termik santralin bulunduğu Elbistan ilçesinde 11 günün tamamında hava kirliliği rakamları sınırın üzerindeydi.

Edirne

Bu ilde de 11 günün 10’unda limit değerler aşıldı.

Şırnak

11 günün yedisinde hava kirliliği, limit değeleri aştı.

Konya

Selçuklu ilçesinde 11 günün sekiz gününde rakamlar, limit değerin üzerindeydi.

‘Kaybedecek zamanımız yok’

Rakamları değerlendiren Greenpeace Akdeniz İklim ve Enerji Proje Sorumlusu Gökhan Ersoy, partikül madde kirliliğinin birçok ilde çok yüksek olduğuna vurgu yaparak şunları ifade etti:

Hava kirliliği ölçümlerinden bahsederken kirliliğe neden olan temel partikül maddeler; PM10 ve PM2.5’tan bahsediyoruz. Türkiye’de PM10 ölçümleri görece daha yaygın bir şekilde yapılıyor ve bu konuda belirlenmiş bir limit değer var. Ne yazık ki sonuçlara baktığımızda bu değerin sıklıkla aşıldığı fakat buna karşın bir önlem alınmadığı görülüyor. Diğer yandan PM10’dan çok daha küçük olan ve insan sağlığı için büyük tehditler barındıran PM2.5 için ölçümler çok çok sınırlı ve belirlenmiş bir limit değer yok. Buna rağmen sınırlı sayıdaki PM2.5 ölçüm istasyonları DSÖ’nün belirlediği günlük limit değerlerin üstünde kirlilik yoğunluklarını gösteriyor.

Hava kirliliğinin bu derece yüksek olduğu şehirlerde hızla partikül madde kirliliğine karşı harekete geçilmesi gerekiyor. Kirliliğe neden olan enerji üretimi yöntemlerinde kararlı bir dönüşüme gidilmesi hem iklim krizi ile hem hava kirliliği ile mücadelede artık bir mecburiyet. Diğer yandan büyükşehirlerde kirliliğin ana kaynaklarından olan trafik yoğunluğu konusunda da yerel yöneticilerin üzerlerine düşeni yapmaları ve kararlı adımlarla toplu taşıma ve bisiklet kullanımının artması üzerine çalışmaları gerekiyor. Eğer pandemiden sonra da maske takmak istemiyorsak kaybedecek zamanımız yok.”

Fotoğraf: Caner Özkan

‘Ölçümler düzenli yapılmalı’

Bursa’ya Temiz Hava Girişimi’nden Burak Kamış ve Pınar Vatansever ise kömür ve egzoz dumanının da en az sanayi endüstrisi kadar havayı kirlettiğine dikkat çekerek şu açıklamalarda bulundu:

Öğrendik ki; kömür ve egzoz dumanı da en az sanayi kadar havamızı kirletiyor. Hava ölçüm istasyonlarının bazı günler kapatıldığını biliyoruz. Bu istasyonların her gün çalışması lazım ki ne soluduğumuzu bilelim. PM2.5’un limitinin belirlenmesini ve ölçümlerin düzenli yapılmasını istiyoruz.”

Plastik poşetlere ‘çevreci’ sloganlar

Çevre ve Şehircilik Bakanlığı poşetlerde yer alacak logo ve sloganlara ilişkin detayların yer aldığı “Sıfır Atık Logosu ve Çevreci Slogan Kullanım Kriterleri” başlıklı bir duyuru yayımladı.

Duyuruya göre, ücretlendirme uygulamasına tabi tutulan plastik poşetlerin çift kat kalınlığı 40 mikron üzerinde olacak ve mutlaka barkod taşıyacak. Yeni yılla birlikte plastik poşetlerden alınan 25 kuruşluk ücrete ise zam yapılmayacak.

Sıfır Atık logosu kullanılacak

AA’nın haberine göre plastik poşetlerin etiketlenmesi ve işaretlenmesine ilişkin yükümlülükler hem plastik poşet üreticilerinin hem de satış noktalarının sorumluluğunda olacak.

Plastik poşetlerde “çevreci slogan ve Sıfır Atık logosu” poşetin en büyük yüzey alanında kullanılacak. Plastik poşetlerin yüzeylerinde “Sıfır Atık logosu” bulundurulmasında asli sorumluluk, satış noktalarına verildi.

Sıfır Atık logosu, Bakanlığın web sitesinde gösterilen örneğe uygun olarak yüksek konsantrasyonlu tek renk veya renkli kullanılabilecek. Logo, zorunlu bulundurulduğu yüzey alanın en az yüzde 15’ine yerleşecek büyüklükte olacak.

Plastik poşetlerde çevreci slogan dönemi
Fotoğraf: AA

Sloganlar Bakanlık sitesinden seçilecek

‘Çevreci’ sloganlar da Bakanlığın web sitesinde gösterilen örneklerden seçilerek, yüksek konsantrasyonlu tek renk veya renkli kullanılabilecek.

Sloganlar zorunlu bulundurulduğu yüzeyin en az yüzde 65’ine eşit alana yerleşecek büyüklükte olacak. Slogan kelimeleri ayrılmayacak ve cümle bütünlüğü bozulmadan okuma kolaylığı sağlayacak şekilde farklı yerleşimlere sahip olabilecek.

‘Çevreci’ sloganlar belli oldu

Plastik poşetlerde kullanılacak ‘çevreci’ sloganlar, “Daha sağlıklı bir çevre için Sıfır Atık”, “Geleceğimize değer katmak için Sıfır Atık”, “Sağlıklı yaşam, temiz çevre ile olur. Sende Sıfır Atık hareketine katıl”, “Daha sağlıklı bir çevre için Atıklar Geri Dönüşüme”, “Çevreni sahiplen, plastik poşeti doğaya atma”, “Sıfır Atık hareketine katıl, Plastik poşeti doğaya atma”, “Sıfır Atık hareketine katıl, aşırı tüketimden kaçın”, “Sıfır Atık hareketine katıl, atıkları geri dönüşüme gönder”, “Kağıt, cam, metal, plastik atıklarımız için geri dönüşüm kutularını kullanalım”, “Geleceğini çöpe atma, Sıfır Atık ile geleceğine sahip çık”, “Sorumlu tüketim için Sıfır Atık”, “Sıfır Atıkla israfa hayır”, “Sıfır Atıkla hediyeniz gelecek olsun” şeklinde belirlendi.

1 Temmuz’a kadar geçiş süreci

Bakanlık, yeni düzenlemelere uygun poşetlerin mevcut uygulamaya dahil edilmesi için 1 Temmuz’a kadar geçiş süreci belirledi. 1 Ocak 2022 itibarıyla bu kriterleri sağlamayan poşetlerin satışı yasaklanacak.

Barkodu olmayan poşetlere ücret ödenmemesi gerektiği noktasında uyarıda bulunan Bakanlık, kriterlere uymayan ve barkodu olmayan poşetleri satan ya da farklı ücret talep eden satış noktalarının mutlaka ALO 181 ihbar hattına bildirilmesi gerektiği uyarısında bulundu.

Amazon cinsel kimliği ‘akıl hastalığı’ olarak gösteren kitapları satmayacak

Dünyanın en büyük satış platformuna sahip teknoloji şirketi Amazon, cinsiyet ve cinsel kimlikleri “akıl hastalığı” olarak niteleyen kitapları satmayacağını açıkladı.

BBC’nin aktardığı habere göre, ABD’de Cumhuriyetçi Senatörler, Amazon’a muhafazakâr bir yazarın kitabını neden platformdan kaldırdığını sordu.

Cumhuriyetçilerden tepki

Ryan Anderson tarafından yazılan “When Harry Became Sally” (Harry, Sally Olduğunda) isimli kitap, yayınevi Encounter Books‘un sitesinde “Anderson, medyanın cinsiyet akışkanlığını tasviri ve cinsiyet disforisiyle yaşamanın üzücü gerçekliği arasındaki zıtlığı ortaya çıkarıyor” ifadeleriyle tanıtıldı.

Kitabın Amazon’dan kaldırılmasının ardından Cumhuriyetçi dört senatör, platformdan kararının nedenini açıklamasını istedi. Senatörlerin sorduğu başka bir soru ise “Bu adım Amazon platformlarında muhafazakâr sesler ve içeriğe karşı daha büyük bir kampanyanın parçası mı?” oldu.

‘Tüm perakendeler seçimlerini kendi yapar’

Senatörlerin sorusuna Amazon’un yanıtı “Tüm perakendeciler müşterilerine ne sunacakları konusunda kendi kararlarını verebilirler. Müşterilerimize farklı görüşler içeren içerikler sunuyoruz. Mağazalarımızda erişilebilen içeriklerin ne olduğunu her zaman dikkatle inceliyoruz. LGBTİ+’yi bir akıl hastalığı olarak çerçeveleyen kitapları satmamayı seçiyoruz” oldu.

Yazar Anderson ve yayınevi, Amazon’un kararına “Önemli konularda tartışma zeminini kapamaktan iyi bir sonuç çıkmaz” yanıtını verdi.

ABD Temsilciler Meclisi, geçen ay LGBTİ+ ayrımcılığını yasaklayan bir yasayı onaylamıştı. Yasanın Senato’dan geçmesi gerekiyor.