Ana Sayfa Blog Sayfa 1609

Engelli kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan baba ve iki amca ile göz yuman anne tutuklandı

Sakarya’nın Ferizli ilçesinde zihinsel engelli 16 yaşındaki kız çocuğuna cinsel istismarda bulunan öz babası, iki amcası ve aile dışından bir kişi ile bildiği halde istismara göz yumduğu öne sürülen anne tutuklandı. Çocuk koruma altına alındı.

Aile dışından bir kişi de şantajla istismara katılmış

Ardından  ile dışından U.K. adlı kişinin de çocuğa, çektiği müstehcen fotoğraflarla tehdit ederek istismarda bulunduğu ortaya çıktı. Gelen ihbar üzerine harekete geçen Ferizli İlçe Emniyet Müdürlüğü söz konusu kişileri gözaltına aldı. Çocuk koruma altına alınarak Aile ve Sosyal Politikalar İl Müdürlüğü yetkililerine teslim edildi.

Emniyetteki işlemlerinin ardından sevk edildikleri adliyede nöbetçi mahkemeye çıkarılan şüphelilerden baba H.Y ve iki amca cinsel istismar, U.K., şantaj ve cinsel istismar, anne F.Y. ise zihinsel engelli çocuğa yapılan cinsel istismara göz yumma suçundan tutuklandı. 

Danıştay’ın Öğrenci Andı kararına tepkiler: Hukuki süreç sonuna kadar sürdürülecek

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, Danıştay 8. Dairesi’nin Öğrenci Andı’nı kaldıran Milli Eğitim Bakanlığı (MEB) yönetmeliğini iptal eden kararını bozmasına tepkiler gelmeye devam ediyor.

Son olarak MHP lideri Devlet Bahçeli karara çok sert tepki gösterdi. Bahçeli, “Danıştay skandal bir karara imza atmış, milli gerçeklerle çatışmıştır” ifadelerini kullandı.

‘Danıştay skandal bir karara imza attı’

Karara tepki gösteren Bahçeli, Danıştay’ın skandal bir karara imza attığını kaydetti:

Yaklaşık iki yıldır bekletilen bu davanın, bir anda karara bağlanarak servis edilmesi maksatlıdır, marazidir, melun bir hevesin ve hedefin işaretidir. Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun Türk’üm demekten rahatsızlığı hüsran verici bir çarpıklıktır. Nitekim Danıştay skandal bir karara imza atmış, milli gerçeklerle çatışmıştır.

Ülkemizi yeni bir karmaşanın içine çekmeye, anlaşmazlıkları körüklemeye, kutuplaşmayı tahrik etmeye hiç kimsenin hakkı yoktur. Milliyetçi Hareket Partisi Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu’nun henüz açıklanmamış, fakat bir vasıtayla sızdırılmış kararına şiddetle karşıdır.”

‘Hukuki süreç sonuna kadar sürdürülecek’

Öğrenci Andı’nın kaldırılmasına bir tepki de Türk Eğitim-Sen‘den geldi. Türk Eğitim-Sen Genel Başkanı Talip Geylan Twitter hesabından konuyla ilgili şu açıklamalarda bulundu:

Türk Eğitim-Sen, Danıştay 8. Dairenin verdiği ve hukuki geçerliliği olan kararın korunması amacıyla öncelikle Danıştay nezdinde karar düzeltilmesi için girişimde bulunacak, aksi bir durumda ise Anayasa Mahkemesi’ne başvurarak hukuki süreci sonuna kadar sürdürecektir.

Ayrıca şundan da hiçkimsenin şüphesi olmasın ki, Türkiye sevdalısı öğretmenler, Öğrenci Andı’nın ihtiva ettiği anlayış ve değerlerin, geleceğimizin mimarı öğrencilerimize kazandırılmasının teminatıdır.”

Öğrenci Andı’nın 2013 yılında kaldırılmasının ardından Türk Eğitim-Sen düzenlemenin iptali istemiyle Danıştay’a dava açmıştı.

Danıştay 8. Dairesi, Öğrenci Andı’nı kaldıran yönetmelik hükmünü iptal etmişti. Ancak, Öğrenci Andı okullarda yeniden okunmaya başlanmamış ve MEB yürütmenin durdurulmasını istemişti.

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu geçtiğimiz ay dosyayı karara bağladı ve Öğrenci Andı’nın okunmasını yürürlükten kaldıran yönetmeliğin iptaline karar veren Danıştay 8. Dairesi’nin kararı bozdu.

İstanbul’da yeni HES kodu dönemi başladı

Yeni tip koronavirüs (Kovid-19) salgınına karşı mücadele kapsamında İstanbul Valiliği İl Umumi Hıfzıssıhha Meclisi tarafından yeni  kararlar alındı. 11 Mart’ta kararlaştırılan önlemlere göre, tüm kamu kurum ve kuruluşlarının girişlerinde Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı tüm resmi-özel okul ve kuruluşlara girişlerde, sivil toplum kuruluşlarına girişlerde, kahvehane, kıraathane, internet kafe, berber, nikâh salonu, spor salonlarına girişlerde Hayat Eve Sığar (HES) kodunun gösterilmesi zorunluluğu getirildi.

Yeni kararlar doğrultusunda kentteki söz konusu mekanlara HES koduyla girilmeye bugün itibarıyla başlandı. HES kodu bulunmayanlar içeriye alınmayacak. 

Gergerlioğlu için AYM başvurusunun sonucu beklenmeyecek

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun kesinleşen yargı kararı ile ilgili konuşan TBMM Başkanı Mustafa Şentop “Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurunun sonucunu beklemek söz konusu değil” dedi. Şentop, Gergerlioğlu’nun AYM’ye tedbir başvurusu yaptığını ve bunun reddedildiğini söyledi.

Ne olmuştu?

HDP Kocaeli Milletvekili Ömer Faruk Gergerlioğlu hakkında “terör örgütü propagandası yapma” suçundan hakkında verilen hapis cezası, Yargıtay tarafından onanmış ve onanan ve dokunulmazlığının kaldırılması istemiyle fezleke hazırlanmıştı.

HDP’li Gergerlioğlu, “ifade özgürlüğünün ihlal edildiği” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvuruda bulunmuştu.

‘Sapanca çevre illere su veriyor, kendi halkı ise klorlu su içiyor’

Türkiye’de yer alan göl ve barajlardaki su seviyesi son aylardaki yağmur ve kar yağışlarının da etkisiyle yükselmeye başladı.  Ancak Sapanca Gölü’ndeki su seviyesi hala kritik seviyede.

Sebebi ise göl suyunun Kocaeli’deki Yuvacık Barajı’nı doldurmak için kullanılması ve göl çevresinde kurulu 21 su fabrikasının gölden büyük miktarda içme suyu çekmesi.

‘10 cm bile yükselmedi’

İYİ Parti Sapanca İlçe Başkanı Burhan Arıkan Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Normalde Sapanca Gölü’nde nisan ve mayıs aylarında su seviyeleri artar. Ancak şu anda buradaki yükselme seviyesi 10 cm bile değil” dedi.

Bölgede yaşayan vatandaşlar olarak bu durumun nedenini sorguladıklarını belirten Arıkan, “Öğrendik ki Yuvacık Barajı’na kar yağarken bile su çekilmiş” ifadelerini kullandı.

Sapanca Gölü alarm veriyor

2021 yılı başında göldeki kuraklığın vahim seviyelere geldiğini hatırlatan Arıkan, “Göldeki su seviyesi 2 metre 120 cm kadar düşmüştü. Kıyıda ise 30-40 metre çekilme yaşandı. Kayıklar karaya oturdu” bilgisini paylaştı.

Şimdi de seviyelerin eski hale gelmediğini belirten Burhan Arıkan, “Bu gölü besleyen 6-7 derenin hepsinde su miktarı arttı ama gölde gene bir değişiklik yok” dedi.

21 su fabrikası kurulu

Gölün eski hale gelememesinin en büyük ikinci sebebinin ise göl çevresine kurulu su fabrikaları olduğunu söyleyen Arıkan, “Burada 21 tane su fabrikası kurulu. Bursa İnegöl’den son Türkiye’nin ikinci en büyük su sağlayıcısı” dedi.

Buradaki fabrikaların kaçak su kullanımlarının da yaygın olduğunu söyleyen Arıkan, “Borularla vatandaşın bahçesindeki suyu da kullanıyorlar” bilgisini paylaştı.

Yeni ihaleler yapılıyor

Burhan Arıkan, son olarak Soğucak Yaylası’ndaki bir doğal kaynak suyunun Sakarya Su ve Kanalizasyon İdaresi Genel Müdürlüğü (SASKİ) tarafından 10 yıllığına kiralandığını söyledi. Yıllık 120 bin liraya yapılan ihale 2 Mart Salı günü gerçekleşmişti.

Sapanca Gölü’ndeki su seviyesinin azalmasıyla ilgili SASKİ’ye yazdıklarını ancak henüz bir yanıt alamadıklarını belirten Arıkan, görüşme talebinde de bulunduklarını söyledi. Ayrıca konu İYİ Parti ve CHP’li meclis üyeleri tarafından Belediye Meclisi gündemine de getirildi.

‘Sapanca halkı klorlu suya mahkum ediliyor’ 

Gölün su kullanımı hakkında Sapanca halkına söz hakkı verilmemesini eleştiren Arıkan, “Adı Sapanca Gölü ama biz hiçbir şeyden yararlanamıyoruz” ifadelerini kullandı.

Buradaki suyun birçok ilde kullanıldığını belirten Arıkan, “Nasıl oluyorsa Sapanca halkı gene klorlu suya mahkum kalıyor” tepkisini gösterdi.

‘Endüstriyel amaçlı kullanım kesilmeli’

Sapanca Doğa Savunması tarafından yapılan paylaşımda da “Göl suyunun tarımsal ve endüstriyel amaçlı kullanması derhal kesilmeli” talebinde bulunuldu.

Sapanca Gölü’ndeki su ve kirlilik seviyesinin kritik durumda olduğu hatırlatılan açıklamada “Sayısı 30’u bulan su şişeleme istasyonlarının büyük çoğunluğu kapatılarak, göle suyun ulaşması sağlanmalı. Bölge belediyeleri aracılığıyla depolama alanları tahsis edilmeli ve sadece buralara boşaltım yapılmalı” denildi.

[Hayvan hakları yasası nerede?] Hak savunucuları: Taleplerimiz asgari, ödün verilemez

Haber: Tolga Öztorun

Siyasi parti  temsilcileri ve hayvan hakları alanında çalışma yürüten STK’lerin işbirliğiyle TBMM’de oluşturulan Hayvan Hakları Alt Komisyonu’nun birlikte hazırladığı yeni Hayvan Hakları Yasa Taslağı’nın üzerinden yaklaşık 1.5 yıl geçti. Hayvanseverler ve hak savunucularının ısrarlı takip ve gündemde tutma çabalarına karşın, aradan geçen süre içinde sürekli takvim verilmesine karşın taslak bir türlü Meclis gündemine getirilmedi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan tarafından yasanın takibiyle görevlendirilen AKP Grup Başkanvekili ve Tokat Milletvekili Özlem Zengin’in geçtiğimiz şubat ayında teklifin kısa sürede Meclis’e sevk edileceğini söylemesinin ardından geçen hafta sonu, nihayet hak savunucuları hazırlanan kanun teklifiyle ilgili bilgilendirme yapmak üzere TBMM’de toplantıya davet edildi.

Yaklaşık dokuz saat süren toplantıda; TBMM Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu başkanı Mustafa Yel, komisyon üyelerinden Serap Yahşi, Zeynep Yıldız ve TBMM Tarım, Orman ve Köy işleri Komisyonu başkanı Yunus Kılıç, Komisyon’un hazırladığı taslak üzerinde AKP’nin yaptığı revizelerle birlikte kanun teklifi hakkında bilgilendirme yaptı, STK temsilcilerinden görüşlerini aldı.

Hayvan hakları savunucularının yoğun ısrarına rağmen toplantı öncesinde TBMM iç hukuk kanunları gereği yasa taslağının sivil inisiyatif ile paylaşılmadığı öğrenildi. Ancak STK temsilcileri kanun teklifindeki maddeler üzerine soruları canlı olarak sorabildi. Toplantıda, önümüzdeki hafta meclise sunulacak kanun teklifi ile ilgili hayvan hakları savunucularının uygun bulmadıkları konularda itiraz ve önerilerini dile getirdi.

En zorlu süreç,   şu andan itibaren bu yasanın çıkacağı ana kadar geçecek gibi görünüyor. Zira, çıkacak kanun senelerce değişmeyecek ve yenilenmeyecek. Aktivistler, esas mücadelenin zamanının tam da şimdi olduğuna dikkat çekiyor.

Öneriler, itirazlar…

Hayvan hakları savunucuları yasa taslağını görmedikleri için kanuna ilişkin endişelerini koruyor.  Toplantıya katılan bazı savunuculardan aldığımız bilgiye göre öneriler ve itirazların bazıları şöyle:  

  • Hayvanları Koruma Kanunu’nun ismi aynı kalacak. (Komisyon raporunda kanunun adının Hayvan Hakları Kanunu olarak değiştirilmesi oybirliğiyle kabul edilmişti)
  • Sahipli veya sahipsiz hayvan ayrımını kaldırılacak.
  • Hayvana karşı işlenen suçlar TCK kapsamına alınacak. Bazı suçlara hapis yatarı olan cezalar verilecek. Bir yıl içinde ‘İnsan Hakları Eylem Planı’ kapsamında yapılacak ‘infaz düzenlemesi’ ile suçlular aldıkları ceza oranında hapis yatacak. Ancak bu suçlarda ceza indiriminin uygulanmayacağı garantisi verilmedi.  Ayrıca, vatandaşlar SADECE suç üstü yapılan öldürme, tecavüz gibi suçlarda kolluk güçlerine direk şikâyet edebilecek. Bunun dışındaki ihlallerde şikayetini İl/ilçe Tarım Müdürlüklerine yapabilecek. Yaptığı istihbarı çalışmayla uygun görürse bu müdürlükler suç duyurularında bulunacak.
  • Belediye yetkilileri TCK kapsamında yargılanabilecek. Ancak; bunun için memurları koruma kanunu gereği, ‘İçişleri Bakanlığından Soruşturma İzni’ alınması gerekecek.

  • 20 bin nüfus üstündeki tüm ilçe belediyelerde sokak hayvanı kısırlaştırması ‘asli görevleri’ arasına alınarak, şart olacak. 20 bin nüfusun altındaki yerlerde İl Özel İdareleri bu konuda belediyelere destek verecek.
  • “Yasaklanmış ırk” köpeklerin üretim ve satışı yasak olacak, mevcut evlerde bakılanlar altı ay içinde kısırlaştırılarak kayıt altına alınacak. Barınaklarda hapsedilenler hayvanlar arasında, ailelerden alınanlar geri verilecek.
  • 6. Maddeye dokunulmayacak. (Madde sahipsiz ya da güçten düşmüş hayvanların, öldürülmelerini, güçten düşmüş hayvanların ticarî ve gösteri amaçlı veya herhangi bir şekilde binicilik ve taşımacılık amacıyla çalıştırılmasını yasaklıyor; bu hayvanların hayvan bakımevlerinde tedavi edilip kısırlaştırıldıktan sonra alındıkları ortama bırakılmalarını öngörüyor)
  • Pet shoplarda kedi köpek satılması yasaklanıp katalogdan satışı yapılacak.
  • Sahipli evcil hayvan terk etmenin idari para cezası tahsil edilebilir olması açısından 3000 TL olacak.
  • Hayvan dövüşlerinden SADECE köpek ve horoz dövüşleri yasaklanacak.
  • Yeni yunus parkları açılmayacak. Mevcutlara yeni hayvan getirilmeyecek, mevcut hayvanlar çiplenerek, hayat döngüsünü tamamlayınca buralarda tutulacak.
  • Mevcut hayvanat bahçelerindeki hayvanlar, kafesli sistemleri açılarak daha uygun doğal ortamlara alınacak.
  • Atlı faytonların kalkıp kalkmayacağı konusunda karar merci İl Hayvan Kurulları olacak.

  • Mobil kısırlaştırma kaldırılacak.
  • Kürk üretim ve satışı yasaklanacak.
  • Av ve av turizm Kara Avcılığı Kanunu’na bağlı olması sebebiyle yasada yer almıyor. Bu konuda STK’lar talepte bulundular.
  • Teklifte, evde hayvan sayısında sınırlama yok.  Bu konu yönetmeliğe bırakılacak.
  • Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerde ilgili hiçbir düzenleme yapılmıyor. Bu konuda STK’lar talepte bulundular.
  • Hayvanlı sirkler yasaklanıyor.
  • Okul müfredatına doğa hayvan sevgisi dersi getirilecek, bu konuda pilot çalışma başlatılmış.
  • Borç yüzünden hayvan haczi kaldırılıyor.
  • “Apartman yönetim planında hayvan beslenemez” ibaresinin kat mülkiyeti kanunundan kaldırılmasını talep edildi, ancak kanuna nasıl gireceği belli değil.
  • Endüstriyel hayvancılıkta sıkı denetim talep edildi.
  • Mezbahalarda hayvan kesimlerinde Tekirdağ mezbahasında uygulandığı gibi hayvanların daha az acı çekeceği ve eziyet göreceği yöntemlerin uygulamaya konmaya başlanmasını talep edildi.

‘Asgari taleplerde geri gidiş kabul edilemez’

Toplantıdan sonra konuştuğumuz, TBMM’deki toplantıya katılan bazı hayvan hakları savunucuları şu görüşleri dile getirdi:  

Yağmur Özgür Güven (Deneye Hayır Derneği Başkanı): Son bir “görüş alma” mahiyetindeki bu toplantıda, STK temsilcileri olarak yasa teklifindeki farklı konulara dair sorular sorduk. Teklifte, hayvan deneyleriyle alakalı yeni bir düzenleme yapılmamış olduğunu öğrenmek şaşırtıcı değildi açıkçası. Dünyada, hayvana eziyete karşı düzenlenen hayvan refahı ya da hayvan koruma başlıklı yasal metinlerin tümünde, deneylerde kullanılan hayvanlara refahçı bir yaklaşımla yapılmış eser miktarda atıf vardır. Bu kanunların özünde özerkliğe saygı ilkesi olmadığı için zaten hiçbiri bir “hayvan hakları kanunu” değildir.

Dolayısıyla, çıkacak olan yasadan da beklentilerimiz asgarî düzeyde ancak bu asgarî taleplerden dahi ödün verilmesi beklenmemeli. Hayvan deneylerinin hemen yarın tümden tarihe gömülmeyeceğini biliyoruz ama eğitimde alternatif yöntemlere geçiş, aile yanına verme programlarının uygulanması ve sokak ya da bakımevlerindeki hayvanların deneylerde kullanılmasının koşulsuz olarak yasaklanması uygulanabilir ve makul bir başlangıç olacaktır.

Yağmur Özgür Güven ve Oğuzcan Kınıkoğlu.

Dr. Oğuzcan Kınıkoğlu (Deneye Hayır Derneği Başkan Yardımcısı): Daha önce Hayvan Hakları Araştırma Komisyonu’nda hayvan deneyleri konusunda ayrıntılı bir sunum yaparak uygulamadaki durumu ve sorunları dile getirmiştik. Bu son toplantıda da üç talebimizi net şekilde dile getirdik. Hem mesleğim gereği hem de bir hayvan hakları savunucusu olarak yurt dışındaki uygulamaları, yenilikleri yakından takip ediyorum. Ne yazık ki biz epey gerideyiz ama bu telafisi mümkün bir durum. Hayvan lehine uygulamalara geçmek, gelenekçi pratik ve ezberlerden ve yeniliğe direnme refleksinden sıyrılarak mümkün olabiliyor ki hayvan hakları alanındaki yasama faaliyetlerinin küresel tarihine baktığımızda da bunu aynen görüyoruz.

‘Kriterimiz, ortaklaşa yazılan rapor’

Av. Deniz Tavşancıl Kalafatoğlu (İstanbul Barosu Hayvan Hakları Merkezi Başkanı): 22 Ekim 2019 tarihinde TBMM Hayvan hakları araştırma raporu yayınlandı. Bu rapor Türkiye’de hayvan haklarını bir noktaya taşıdı. Bizler için artık kriter bu rapor oldu. Bu rapora ne kadar paralel bir yasa çıkarsa bizi o kadar mutlu eder. Raporun içeriğinden uzak bir yasa çıkması bizim için hayal kırıklığı olur.

Görünen odur ki tüm Türkiye’yi bir tek çıtada bir araya toplayabilecek yasanın çıkması şu aşamada mümkün görülmüyor. Kırmızı çizgimize dokunulmadığı taktirde, ki dokunulmadığını söyleyebilirim, hayvanlar mal kapsamından çıkarılıyor canlı oldukları kabul ediliyor. Hayvanları yaralamak öldürmek cinsel saldırılar hayvan dövüştürmek TCK kapsamında hapis cezası ile cezalandırılıyor, sahipli sahipsiz hayvan kavramları ortadan kaldırılıyor Belediyelerin hiçbir yükümlülüklerinin olmadığı 5199 sayılı yasaya cezai yaptırımlar getiriliyor yasaklı ırklar bir nebze olsun rahata eriyor. 6. Maddeye hiç dokunulmuyor.

Ben hayvanları daha iyi korumak adına  bu yasayı kabul etmeme lüksümüz olduğunu kesinlikle düşünmüyorum. Tabii ki de yasa bütüncül olarak ele alınmalıdır. Şu an bahsedilen maddelerin mevcut mevzuattan çok daha iyi olduğunu görüşündeyim. Direndiğimiz her dönem yasa çıkmayabilir. Bu kadar hayvana duyarlı milletvekillerine denk geldiğimiz bu dönemde çıkmayan yasanın bir süre daha çıkamayacağı görüşündeyim.

‘Önümüzde hala uzun bir mücadele var’

Timur Ugan (Dayanışma Hayvan Hakları Federasyonu Başkanı): Hayvan Hakları Yasama İzleme Delegasyonu olarak bilgilendirme toplantısına bizi davet ettiklerinde, kanun teklifi taslağının kamuoyuna açıklanmasını toplantıda bizim de itiraz ve önerilerimizi buna göre dile getirebileceğimizi söyledik. Ancak taslak açıklanmadı. Toplantı açılışında istemimizi tekrarladık tüm tür hayvanlar için yazılan maddelerin okunmasını ve tek tek değerlendirmeyi istedik. TBMM kanun düzenlemelerinde böyle bir usul olmadığı yanıtını aldık. Bunun üzerine yine tüm tür hayvanları ilgilendiren maddeleri tek tek sorarak yanıt almaya çalıştık. Yanıtlara itiraz ve önerilerimizi anlattık.

Yazılı metni görmediğimiz için kesin bir sonuca varmak zor. Ancak kazanılmış haklara dokunulmayacağı gibi iyileştirmeler yapılacağı izlenimi edindik. Yeterli mi elbette değil. Tabi ki yasa yapıcıların üzerindeki baskıları da düşünürsek görmediğimiz taslağın yazımı sırasında hak gaspı doğurabilecek cümleler eklenebilir.  Taslağa TBMM’ye sunumu ve komisyon çalışmaları sırasında da birçok olumsuz ek yapılabileceği endişesi taşıdığımızı da belirttik. Bize göre anlatıldığı kadarıyla birçok eksik ve yanlış içeren kanun teklifi üzerine defalarca aktardığımız taleplerimizi bir kez daha dile getirdiğimiz bir toplantı oldu. Yazılı metni gördüğümüzde ve komisyon aşamasında itiraz ve önerilerimizi bir kez daha dile getirip olumlu değişiklikler yapılmasına çalışacağız. Daha epey uzun bir mücadele var önümüzde. Komisyon aşaması, TBMM kabul aşaması, uygulama yönetmeliği hazırlanması aşaması ve belki yıllar alacak uygulama aşaması…Umut mücadele insanlarının yoldaşıdır. Mücadele edeceğiz.

‘Devlet ilk adımı atıyor, ikinciyi atmıyor’

Alper Karmış (PADER Yönetim Kurulu Başkanı): Gözlemlerim şu şekilde: Devlet hayvanlar ile ilgili tüm sorunların farkında ancak farkında olmasına rağmen her talebin yerine getirilemeyeceğini savunuyor. Gerek yunus parkları olsun gerekse de hayvanat bahçeleri ile ilgili çözüm önerileri hayvan hakları aktivistlerinin beklediği çözüm değildi. Olumlu çözüm önerilerine rağmen geliştirilmesi gereken yanlar da var. Örneğin “Sokaklar hayvanların evidir” ibaresi dururken nüfusu 20.000’in altında olan ilçelere kısırlaştırma ve rehabilitasyon merkezi açma zorunluluğu getirmiyor. Bu görevi İl Özel İdaresine veriyor. İl Özel İdaresi kurumlarının ne kadar verimli çalışacağı belli değil. Özetle şunu söylemek istiyorum; devlet bir adım atıyor ancak diğer adımı atmıyor. Atılmayan bu adım ise belki de hayvanların refahı için son adım olacak. Bu yasa bir önceki yasaya göre daha etkin olacak ama yeni hali ile umduğumuz etkide olmayacaktır.

‘İnsan merkezli bakış açısı bırakılmalı’  

Av. Melike Özdemir Ballı (izmir Barosu Hayvan Hakları Komisyonu Üyesi): Yasa yapım sürecinde sivil toplumun ve uzmanların aktif katılımı şart bu sebeple katılımcıların tamamına söz verilmesi çok önemliydi ancak konuşma esnasında yapılan müdahaleler ve eşit bir konuşma süresinin belirlenmemiş olması maalesef toplantının verimini düşürdü. Yıllardır her mecrada sözlü ve yazılı olarak bıkmadan dile getirdiğimiz, tüm STK’lerin, 65 baronun, adaletten yana olan herkesin talepleri net ve ortak dolayısıyla sürekli dile getirilen “siz kendi aranızda anlaşamıyorsunuz, yasa bu yüzden çıkmıyor” argümanını kesinlikle doğru bulmadığımı ifade etmek isterim. Söz konusu hayvanların hakları olduğunda yan yanayız ve yasa için ortak taleplerle tek sesiz.

Toplantıya katılan milletvekilleri de çoğunlukla taleplerimize katıldıklarını, bu doğrultuda emek verdiklerini ifade ettiler ancak teklifte ne kadarı ne şekilde yer aldı, komisyonda veya genel kurulda herhangi bir değişiklik yapılacak mı şu aşamada bilemiyoruz o yüzden takipçisi olmaya devam edeceğiz. Adaletin sağlanmasını istiyorsak insan merkezli bakış açısını bir kenara bırakmamız gerekiyor. Yıllardır hak savunucuları tarafından verilen emek ve mücadele artık tam anlamıyla karşılık bulmalı ve hakları ihlal edilen her bir hayvan için bir an önce adalet sağlanmalı.

Neler yaşandı? 

2014 Yılının şubat ayında 5199 Sayılı Hayvan Koruma Kanunu’nun revizesi gündeme gelmişti. Çevre Komisyonu ve kurdukları alt komisyon ile bir Hayvan Hakları Yasası taslağı hazırlandı ancak bu taslak bir türlü Genel Kurul’da oylanmadığı için geçerliliğini yitirdi.

2019 Yılının mayıs ayında beş siyasi partinin temsilcileri bir araya gelerek mecliste Hayvan Hakları Alt Komisyonu kuruldu. Komisyona üniversitelerden temsilciler, bilim insanları, belediyeler, baro temsilcileri ve hayvan hakları alanında çalışan bazı sivil toplum kuruluşu çalışanları davet edildi. Altı aylık bir saha çalışmasının sonucunda otuz dört maddelik yeni bir yasa taslağı Ekim 2019’da meclise sunuldu. Pandemi ilan edilmeden hemen önce hazırlanan bu rapor çıkacak yasanın temellerini oluşturuyordu.

Aradan geçen yaklaşık yıla yaklaşık sürede, sık sık yasanın görüşüleceğine ilişkin en üst düzeyden yapılan açıklamalara karşın, bir türlü meclis gündemine getirilmedi. Hayvan hakları savunucuları, konunun uzmanlarınca hazırlanan ve komisyonda kabul edilen taslak yerine, konuyla ilgisi ve bilgisi olmayan milletvekillerinin farklı endişeler nedeniyle taslakta yapabilecekleri değişiklikten endişe duyuyor. Çıkacak teklif ise önümüzdeki hafta görülebilecek.

 

Biyoenerji temel çözüm olmamalı

İklim krizini bir tek gerçek çözümü vardır: Kömür, petrol ve doğal gaz yakmayı bırakmak. Bunun dışındaki tüm çözüm önerileri içlerinde önemli bir “ama” barındırır. Gezegenimizin ise artık “amalara” ayıracak vakti kalmadı. Eğer birkaç yıl içinde karbondioksit salımlarımızı azaltmak yönünde kalıcı ve büyük adımlar atmazsak gezegendeki bugünkü yaşamı bile sağlayabilmek için çok çaba sarf etmemiz gerekecek.

Teknolojik medeniyetimizin büyük bir kısmının bu fosil yakıtlar sayesinde oluştuğunu kabul etmeliyiz. Lakin bu ileri teknoloji bizlere artık fosil yakıtlar olmadan da enerji üretebilmemizin de yollarını açtı. Rüzgar ve güneş enerjisi, enerji verimliliği ile birleştiğinde ihtiyacımızın tamamını karşılayacak seviyeye çıkartılabilir. Buradaki engelimiz kesinlikle teknolojik değil. Fakat, kömür, petrol ve doğal gaz hala ucuz kabul edildiğinden bu kaynaklara dayanarak yaşamımızı devam ettirmemiz de çoğunluğa daha makul bir çözüm olarak görünüyor. Oysa kömür, petrol ve doğal gazın hala ucuz olabilmesinin başta gelen sebebi bunların yarattığı dışsallıkların ekonomik sistem içerisinde hesaba katılmamalarıdır. Yani, kömür, petrol ve doğal gazı yakıyoruz ve çıkan duman havaya karışıyor. Biz ise bu dumanın sonrasında nelere yol açtığını ya düşünmüyoruz ya da düşünmek istemiyoruz.

Karbondioksitin ‘dışsallık’ maliyeti

Evde ürettiğimiz çöpü düzenli bir biçimde götürüp belediyenin rahatça toplayabileceği bir yere bırakıyoruz. Ürettiğimiz bu çöp bizim dışsallığımızdır, ama çöpü pencereyi açıp dışarıya atmıyoruz. Bunun iki nedeni var: Birincisi, herkes aynı şeyi yapacak olursa yaşadığımız ortamlar oluşacak başka problemlerin yanında sağlıksız ve dayanılmayacak kokularla dolu hale gelir. Ama ikincisi, bunu yapacak olursak belediye ekiplerinin gelip ceza kesmesi mümkündür. Bundan dolayı da bir dışsallık olan çöpümüzü düzenli bir şekilde bertaraf etmeyi seçiyoruz.

Ne yazık ki yaktığımız kömür, petrol ve doğal gazdan çıkan karbondioksit de benzer şekilde üzerinde yaşadığımız gezegeni yaşanmayacak hale getiriyor. Buna rağmen hemen hemen her evsel veya endüstriyel sistemden çıkan karbondioksit gazını bir dışsallık olarak kabul etmiyoruz. Halbuki karbondioksit de evdeki ya da endüstrideki çöpler gibi bir dışsallık olarak kabul edilse ve belirli kurallara tabi olsa, havaya saldığımız karbondioksit miktarı ciddi biçimde azalırdı.

Sonuç olarak, iklim krizini durdurmanın yolu karbondiokside ciddi bir fiyat biçip kimsenin bedavaya atmosferi kirletmesine izin vermemektir. Ancak kömür, petrol ve doğal gaz üretim sistemleri zaman içerisinde büyük lobiler oluşturup politikayı etkileme gücüne sahip olduklarından politikacıları karbondiokside uygun bir fiyat biçmeye ikna etmek neredeyse imkansızdır. Bugün meclislerde konuşulan 50 avro karbon fiyatı bile gerçeği yansıtmaktan son derece uzaktır.

O zaman sistemler ve politikamız kömür, petrol ve doğal gazın uzun süre daha bizimle beraber olacağı düşüncesine dayandırılıyor. Yani, biz kısa vadede kömür, petrol ve doğal gaz yakmayı bırakmayacağımıza ve saldığımız karbondioksit atmosferi zararlı olacak oranda ısıttığına göre bu karbondioksidi atmosferden çekmenin bir yolunu bulmak zorundayız düşüncesi politikaya hakim oluyor.

‘Negatif salım’ iklim krizine çözüm olabilir mi?

Paris Anlaşması atmosferdeki sera gazı oranının gezegenin ortalama sıcaklık artışının 2 derecenin oldukça altında ve hatta mümkünse 1.5 derecede tutulmasını kabul etti. Ancak bugünkü sera gazı salımlarımızla 2 derecenin altında bir hedefe ulaşmamız mümkün değil. Bu hedefe ancak negatif salım yaparak ulaşabiliyoruz. Negatif salım ise atmosfere karbondioksit salmak yerine atmosferden karbondioksit emmeye dayanan teknolojilere verilen isim. Yalnız unutmayalım, bunlar şu andakine benzer biçimde kömür, petrol ve doğal gaz yakıp, gene de 2 derecenin altında kalmak istersek yapmamız gerekenler. Yoksa kömür, petrol ve doğal gaz yakmayı hızlıca bırakacak olursak 2 derecenin altında kalmamamız için bir neden yok.

Havadaki karbondioksidi emmeye dayanan teknolojilerin, Paris Anlaşması kapsamında en fazla konuşulanı BECCS. Yani, havadan karbondioksidi emen bitkisel ürünler yetiştireceğiz. Bu ürünlerden besin değil yakıt üreteceğiz, sonra da bu ürettiğimiz yakıtı yakarak enerjiye dönüştüreceğiz. Bu sırada çıkan karbondioksidi de tutup havaya salmayacağız. Sonra tuttuğumuz bu karbondioksidi de yer altında bir yerde, bir daha dışarıya çıkamayacak şekilde depolayacağız. 

BECCS (Bio Energy Carbon Capture and Storage), yani havadaki karbondioksidi bitkiler aracılığıyla yakalayıp sonra da buradan enerji üretip çıkan karbondioksidi de yakalayıp depolama yöntemi ya da genel anlamıyla CCS (Carbon Capture and Storage), yani karbondioksidi yakalayıp depolama yöntemi iklim krizinin çözümünü oluşturamaz. Bunun çeşitli nedenleri vardır, ama en önemlisi en sondaki S harfinde, yani saklamada gizli. Hatta belki de gizli bile değil, alenen ortada. Siz bir gazın hiç çıkmayacak bir şekilde depolanmasının ne derece güç olduğunu biliyorsunuz değil mi? Şimdi bir de bunu her yıl atmosfere saldığımız yaklaşık 50 milyar ton karbondioksit için yapmayı deneyin bir de.

Mümkün ama ya maliyet? 

Buna imkansız demek aslında bilimsel olarak mümkün değil. CCS elbette bilimsel açıdan mümkün, hatta teknolojik açıdan da her geçen gün daha da mümkün olma yolunda ilerliyor. Ancak en önemli sorunumuz pahalı olması. Pahalı olması da kolay kolay kısa vadede çözülebilecek bir problem değil. 50 milyar ton değil de 50 milyon ton karbondioksidi depolayacak olsak ve bununla sorunumuz çözülse, kurtulmamız kolaydı. Ancak yakalayıp depolamamız gereken miktar bunun bin katı olduğunda maliyet çok önemli bir problem oluyor. Biz bugün tüm dışsallıkları gözardı edebildiğimiz için kömür, petrol ve doğal gaz yakıyoruz. “Bunlardan çıkan gazı tutup saklamanın da bu yakıtlar kadar ve hatta bu yakıtlardan fazla maliyeti var” desek ve bu maliyeti tahsil etmeye kalksak, insanların CCS konusundaki fikirleri aniden değişebilir.

Termik santrallerden çıkan karbondioksidi yakalayıp saklamanın maliyeti, üretilen elektriğin maliyetini iki kattan fazla artırıyor. Otomobillerden çıkan karbondioksidi yakalamak çok daha zor ve masraflı. Bundan dolayı ve hukuki sorumluluğu da içine kattığımızda büyüyen dev problemlerle birlikte bir yandan havaya karbondioksit salarken diğer yandan bunu yakalayıp yerin altına tıkmaya çalışmak ekonomik açıdan da çevresel açıdan da uygulanabilir bir çözüm değildir. 

Gelecekte kömür, petrol ve doğal gaz yakmayı bırakıp “Havadaki karbondioksit miktarını nasıl azaltabiliriz?” diyecek olursak, doğal yöntemlerden faydalanmak en önemli çözümlerden biridir. Mesela hızlı büyüyen ağaçları yetiştirip, bunları toprağın altındaki derin çukurlara gömerek havadaki karbondioksidi azaltmak mümkündür. Gene de bu işlem için geniş araziler ve bolca su gerekir.

Aynı problem bugün BECCS için de geçerlidir. Bir de üzerine çıkan ürünü yakıta çevirip araçlarda kullanmayı da ekliyoruz. Unutmayalım, karbondioksidi tutma teknolojisi bugün için sadece termik santraller için geçerlidir. Arabanızda yaktığınız biyodizelden çıkan karbondioksidi tutmak henüz mümkün değil. Bu nedenle de aslında söz konusu olan tarlalardan biyodizel üretip bunu araba yakıtı olarak kullanmak değil bunu termik santrallerde yakarak elektrik enerjisi üretmektir. Bunun da ne derece gereksiz bir çaba olduğunu söylemeye gerek bile yok sanıyorum.

Gıda üretimi ve karbondioksit gömme ikilemi

Ancak daha da önemlisi, bugün bir milyara yakın insan gece yatağa aç girmektedir. Bu insanların yiyeceği gıdayı üretmek ve dağıtmak bugün için kolayca becerebildiğimiz bir şey değildir. Üretilen gıdanın yaklaşık yarısının çöpe gittiğini unutmadan artan nüfusa gıda üretmeye çalışıyoruz. Bu gıda üretimi her geçen gün daha fazla arazi ve su gerektiriyor. Tarımsal üretimde verim artışını düşündüğümüzde çözüm yolu olarak doğal yöntemlerden çok daha fazla kimyasal ve genetik yöntemler karşımıza çıkıyor. Dolayısıyla gıda üretimini artırmak için çıkar yolumuz olarak genelde daha fazla arazi ve daha fazla temiz su kalıyor.

İnsanlığa gıda sağlama yönündeki çabalarımızın yanına bir de iklim krizini önlemek için yakıt olarak kullanılacak bitkileri üretmeyi de katarsak, gıda üretimindeki azalmanın ötesinde neredeyse tüm bölgelerde su stresinde bir artış gözlemleniyor (Nature Communications, DOI: 10.1038/s41467-021-21640-3). 

Bugün insanların yaşadığı bölgelerin 982 milyon hektarlık bölümünde ağır su stresi yaşanıyor. Bu toplam alanın %6.7’sine denk geliyor. Bu yüzyılın sonuna değin karbondioksit salımlarına fazla bir etki etmezsek ve yeryüzü ortalamada 3 oC ısınacak olursa 1579 milyon hektarlık alanda ağır su stresi yaşanmaya başlanacak. Bu da toplam alanın %10.7’si anlamına geliyor. Ancak, eğer BECCS uygulayarak sıcaklık artışını Paris Anlaşması’nda öngörüldüğü gibi 1.5 oC’de tutmayı başarırsak 1939 milyon hektar alan ağır su stresi yaşayacak. Bunun anlamı Dünya’nın %13.2’sinde ağır su stresi yaşanacağıdır.

İşin ilginç tarafı, yapılan analize göre, atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltmaya çalışmadan sadece tarımsal üretime odaklanacak olursak stres altına giren bölgeler ve dolayısıyla da oralarda yaşayan insan sayısı çok daha az olacak.

Elbette biyo-yakıtlar sadece tarımsal ürünlerin bir şekilde yetiştikleri yerlerde yetişmek zorunda değil. Mesela denizde yetişen bazı yosun ve alg türlerinden de benzer şekilde yakıt üretmek mümkün. Ancak bu durumda da Türkiye’nin tüm sera gazı salımını bertaraf edebilmek için kullanılacak alglere gereken alanın büyüklüğü Marmara Bölgesi’nin yüzölçümü kadar oluyor.

Sonuçta, gelecekte az miktardaki uzak mesafeli uçuşlarda yakıt olarak kullanılabilmek üzere, ya da füzyon gibi bir teknolojiden neredeyse sınırsız enerji üretmek mümkün olursa, atmosferdeki karbondioksit miktarını azaltmak için CCS kullanmak düşünülebilir. Ancak bu durumda bile depoladığımız yerden kaçma riski her daim olacaktır. Bugünkü gibi bir yandan kömür, petrol ve doğal gaz yakmaya devam ederken diğer yandan da BECCS gibi teknolojileri kullanmaya çalışmanın halkı kandırmaktan başka bir şey değildir.

13 termik santral ve HES projesinin enerji üretim lisansı sonlandırıldı

Enerji Piyasası Düzenleme Kurulu (EPDK) kararıyla aralarında hidroelektrik santral (HES) ve termik santrallerin de yer aldığı 13 enerji projesinin enerji üretim lisansları sonlandırıldı.

Söz konusu karar 9 Mart tarihli Resmi Gazete’de yayınlanarak yürürlüğe girdi.

Çayırhan ve Ayas Termik Santralleri’ne iptal

Kararla birlikte enerji üretim lisansı sonlandırılan termik santraller Ayas Termik Enerji Santrali ve Çayırhan-B Termik Santrali oldu. Ayas’ın Adana Yumurtalık’ta faaliyet gösteren İsken Sugözü Termik Santrali’nin yanına kurulması planlanıyordu.

Çayırhan’daki santralin ise Ankara’nın Nallıhan ilçesinde Kuş Cenneti‘nin yakınına kurulması planlanıyordu. Daha önce projenin gerçekleştirilmesi için yapılan plan değişiklikleri Mimarlar Odası Ankara Şubesi’nin açtığı dava sonucunda iptal edilmişti.

Lisansı sonlandırılan HES’ler

Resmi Gazete’de yayınlanan karar ile üretim lisansları durdurulan diğer projeler ise şu şekilde listelendi:

Tarihler HES, İlhan Regülatörü ve HES, Oylum I-II Regülatörü ve HES, Turnasuyu Enerji Grubu Projesi, Moran Barajı ve HES, İncir Barajı ve HES, Arslanca Regülatörü ve HES, Pervari Barajı ve HES, Kanat Regülatörü ve HES, Dikmen Regülatörü ve HES, Şimşir Regülatörü ve HES.

 

 

Vatandaşlar, HES yapımında yaşanan doğa tahribatının sorumlularını şikayet etti

Haber: Gençağa Karafazlı

Artvin Yusufeli‘nde Hidroelektrik Enerji Santrali (HES) yapmak isteyen Erari Elektromekanik Enerji Sanayi ve Ticaret Limited Şirketi‘nin çalışmaları esnasında patlattığı dinamitlerin yaban hayatına zarar verdiği ortaya çıktı.

Ayrıca, şirketin tünel çalışmalarına da başladığı görüntülendi.

Üç ay önce Erari şirketi yetkilileri, HES yapacakları alana iki tabur asker eşliğinde gelmiş ve çalışmalara başlamıştı. Olayı engellemek isteyen Yaylalar Köyü Muhtarı Fethi Hevek ve vatandaşlara jandarma engel olmuştu.

Sorumlular CİMER’e şikayet edildi

Şirketin yaşam alanlarını yok eden çalışmalarına devam ettiği görüntülerin ortaya çıkması üzerine Demirdöven Köyü ve Yaylalar Köyü sakinleri sosyal medya hesaplarından yaşananlara tepki gösterdi ve sorumluları Cumhurbaşkanlığı İletişim Merkezi‘ne (CİMER) şikayet etti.

Yurttaşlar, Erari şirketine verilen ÇED Raporu’nda yer alan “1 Mart ve 30 Haziran yaban hayatının yavrulama döneminde çalışma yapılacak alanda herhangi bir patlama yapılamaz” maddesine rağmen bölgedeki patlama çalışmalarına devam ettiğine dikkat çekti.

Bununla birlikte, yurttaşlar bazı kurum amirlerinin Erari HES şirketinden öğrenciler için tablet talep etmesini de kınadıklarını dile getirdi.

Muhtarlar ortak açıklama yapmıştı

Demirdöven köyü muhtarı Hafız Aslan Peker ile Yaylalar köyü Fetullah Kantar, şirketin yaptığı çalışmalara dair ortak bir açıklama yapmıştı:

Bu dönem yaban hayatı için yavrulama dönemi. Mart ayına bir şey kalmadı. Bugün itibariyle sayılı çok kısa günler kaldı, şimdi jandarmayı, Yusufeli Kaymakamlığını, kontrol mekanizması DSİ 26. Bölge Müdürlüğü’nü bu konuyu takip etmeleri için uyarıyoruz! Bu dönemde yapılacak patlatmalardan ilgili kurumların sorumlu olacağını buradan ilan ediyoruz. Aksi durumda patlamaların devam etmesi durumunda ilgili adli makamlara suç duyurusunda bulunup bu olayın takipçisi olacağız.”

 

Demirdöven Köyü ve Yaylalar Köyü muhtarlarıyla vatandaşların HES projesinin iptali için açtığı dava, Rize İdare Mahkemesi‘nde devam ederken mahkemenin oluşturduğu bilirkişi heyetinin 24 Mayıs’ta bölgede keşif yapacağı öğrenildi.

Erari şirketi, daha önce de bölgede çalışmalar yapmak için girişimlerde bulunmuş, ancak vatandaşlar tarafından üç kez engellenmişti.

İstanbul Arnavutköy’de dere kırmızıya döndü

Arnavutköy Hadımköy Mahallesi‘nde fabrikalar bölgesindeki dereden akan su kırmızıya büründü. İki gündür derenin renginin kırmızıya döndüğü Hadımköy’de, yurttaşlar endişeye kapıldı.

DHA’nın aktardığına göre dereye karışan kimyasalın fabrikalardan birinden bırakıldığı iddia eden vatandaşlar duruma tepki gösterdi.

Fotoğraf: DHA

Dereye bir fabrika tarafından izinsiz boşaltım yapılmış olabileceğini iddia eden yurttaşlar, derenin yakınında yerleşim yeri ve onlarca fabrikanın bulunduğuna dikkat çekti.

Renginin kırmızıya döndüğü Hadımköy’deki dere, havadan da fotoğraflandı.