Ana Sayfa Blog Sayfa 1605

Hakkari Valiliği’nden Newroz öncesinde 15 gün etkinlik ve eylem yasağı

Hakkari Valiliği, kentte gösteri yürüyüşleri, oturma eylemi, basın açıklamaları, açlık grevi, çadır kurma, stant açma gibi eylem ve etkinlikleri 15 gün süreyle yasakladı.

17 Mart 00.01 itibariyle başlayıp 31 Mart 23.59’a kadar sürecek yasak 21 Mart günü kutlanan Newroz için de geçerli.

Valilik ve Kaymakamlık onaylı etkinlikler muaf

Yapılan açıklamada yasağın Toplantı ve Gösteri Yürüyüşleri Kanunu ile İl İdaresi Kanunu’nun ilgili hükümleri gereğince alındığı belirtildi. Valilik ve Kaymakamlık makamlarının uygun göreceği etkinlikler ise yasaktan muaf tutuldu. Yasaklanan eylem ve etkinlikler ise şu şekilde aktarıldı:

Miting, açık yer toplantıları, gösteri yürüyüşleri, oturma ve protesto eylemi, insan zinciri oluşturarak yapılabilecek protesto, yürüyüş ve toplanmalar, halk kürsüleri şeklinde toplantı, toplanmalar, halk toplantıları, ses yayın araçları (taşıt, mobil vb. araçlar) ile yapılabilecek her türlü sesli ve görsel faaliyetler, açlık grevi, çadır kurma, basın açıklamaları, her türlü stant açma, imza toplama, imza kampanyası, dilek feneri, balon uçurtmak, drone, paramotor, planör vb. her türlü hava faaliyetleri, kamu kurum kuruluşları hariç anma toplantısı, anma töreni, konser, şenlik, tiyatro, skeç, sinevizyon, pandomim ve benzeri faaliyetler, meşale yakma, el ilanı, bildiri, broşür dağıtma, afiş, poster asma, sticker yapıştırma türündeki her türlü eylemlerin, etkinliklerin ve faaliyetlerin yapılmasını yasaklama kararı alınmıştır.”

Birleşik Krallık nükleer silah stoklarını artırma kararı aldı

Birleşik Krallık, uzun vadeli dış politika revizyonunun bir parçası olarak nükleer savaş başlığı stoklarının artırılması kararı aldı.

2010 yılında nükleer savaş başlıkları sayısını 180’e indirme kararı vermişti. Bu kararından dönüş yapan hükümet, sayıyı 260’a çıkaracağını duyurdu.

‘Rekabet sanatını yeniden öğreniyoruz’

Dış politika değerlendirmesi sonrası alınan kararlar kapsamında Birleşik Krallık, “dünyanın büyüme motoru” olarak adlandırdığı Hint-Pasifik bölgesine daha fazla odaklanacak. Aynı zamanda Çin‘e yönelik sert tutum da devam edecek.

BBC Türkçe’nin aktardığına göre Başbakan Boris Johnson, yeni stratejiyi milletvekillerine açıklarken Brexit sonrası İngiltere’nin “karşıt değerlere sahip ülkelerle rekabet sanatını yeniden öğrendiğini” ifade etti.

‘NATO’ya bağlıyız’

Brexit sonra Avrupa Birliği’nden bağımsız olarak yürütülecek dış politika konuları için yapılan değerlendirme ve revizyon sonrası konuşan Johnson, “İngiltere’nin NATO’ya ve Avrupa’nın barış ve güvenliğini sağlamaya değişmeyen şekilde bağlı olduğunu” söyledi.

Ana muhalefetteki İşçi Partisi’nin lideri Keir Starmer ise iktidardaki Muhafazakar Parti’yi “geri çekilme dönemini yönetmekle” suçladı ve son on yılda silahlı kuvvetlerin bütçesinden sürekli kesintiler yapılmasını eleştirdi.

Bir yıldan uzun sürede oluşturulan 100 sayfalık değerlendirme raporu, ülkenin 2030’a kadar benimseyeceği dış politika önceliklerini anlatıyor.

Rusya ‘en ciddi tehdit’ olarak tanımlandı

Rapor, ülkede nükleer savaş başlıklarının sayısının artırılmasının sebebini ise “2010’dan bu yana değişen güvenlik durumu” ile açıklıyor. Rusya’yı “en ciddi tehdit” olarak tanımlayan raporda şu ifadeler de yer alıyor:

  • 2030 itibarıyla bir terör örgütünün başarılı bir kimyasal, biyolojik ya da nükleer saldırısı yapması muhtemel
  • İngiltere terör saldırılarına karşı mücadeleyi geliştirmek üzere yeni bir terörle mücadele operasyon merkezi oluşturacak
  • Hükümet, bu on yılın sonunda İngiltere’nin “bilim ve teknoloji süper gücü olmasını” istiyor.

Almanya, 2020 yılı için belirlediği iklim hedeflerine ulaştı

Almanya, 2020 yılı için belirlediği iklim hedeflerine ulaştı. Almanya Çevre Bakanı Svenja Schulze ve Federal Çevre Dairesi (UBA) yetkilileri ülkenin iklim raporunu dün Berlin‘de açıkladı.

Raporda, 2020’deki sera gazı emisyonunun 1990 yılına kıyasla yüzde 40,8, 2019 yılına kıyasla ise yüzde 8,7 oranında düştüğü kaydedildi.

Federal Çevre Dairesi’nin verilerine göre, geçtiğimiz yıl Almanya’da yaklaşık 739 milyon ton sera gazı emisyonu gerçekleşti. Bu rakamın 2019 yılına göre 70 milyon ton daha az olduğu belirtildi.

Emisyonunun azalmasında salgının etkili olduğu düşünülüyor

Federal Çevre Dairesi, sera gazı emisyonundaki düşüşün üçte birinin koronavirüs salgını ve etkileriyle ilgili olduğunu söylüyor.

Ülkede ilkbahardaki kapanma nedeniyle birçok fabrikada üretim durmuş, sosyal mesafe kısıtlamaları sebebiyle otomobil veya uçakla daha az seyahat edilmişti. Tüm bunların da sera gazı emisyonunun azalmasında etkili olduğu tahmin ediliyor.

Federal Çevre Dairesi Müdürü Dirk Messner, koronavirüs salgını yaşanmasaydı da ülkede sera gazı emisyonunda düşme beklediğini dile getiriyor. Ancak, emisyonu 1990 yılına kıyasla yüzde 40 oranında azaltma hedefine ulaşılmasının da zor olacağını ekliyor.

Sosyal Demokrat Partili (SPD) Çevre Bakanı Schulze ise sera gazı emisyonunun azalmasında koronavirüsün etkili olduğunu, ancak bununla birlikte Almanya’da 2019 yılında kabul edilen iklim koruma yasasında kaydedilen ilerlemenin de etkili olduğu dile getirdi.

Bakan Schulze, “Almanya’nın 2020 için belirlediği iklim hedeflerine ulaşması rahat olmam için bir neden değil” diyerek, Avrupa Birliği‘nin (AB) iklim hedeflerini yukarıya çekeceğini ve bunun ülke için de sonuçları olacağını kaydetti. Bakan Schulze, bu nedenle de Almanya hükümetinin rüzgar ve güneş enerjisinin yaygınlaştırılmasıyla ilgili planlarını önümüzdeki 10 yıl içinde iki katına çıkartması gerektiğini vurgularken, 2030 yılına kadar sera gazı emisyonunun 1990 yılına kıyasla yüzde 55 daha az olmasının hedeflendiğini de ekledi.

Federal Çevre Dairesi’nin raporuna göre ise, bu yıl iklim koruma hedeflerine ulaşamayan tek bakanlık İçişleri, İmar ve Yurt Bakanlığı oldu.

Ülkenin iklim koruma adımları yetersiz bulunuyor

Muhalafetteki Yeşiller ve Sol Partiyle birlikte çevre koruma örgütleri de hükümetin iklim koruma konusundaki adımlarını oldukça yetersiz buluyor.

Yeşiller partili Lisa Badum, çevre dostu yöntemlerle üretilen elektrik enerjisinin yaygınlaştırılması, bununla birlikte iklime zarar vermeyecek sanayi ve elektrikli otomobillere ihtiyaç olduğunu kaydetti.

Sol Partili Susanne Hennig-Wellsow da iklime zararlı makam otomobillerine verilen sübvansiyonların sona erdirilmesi gerektiğini dile getirdi.

Greenpeace‘ten Lisa Göldner, Almanya’nın iklim koruma hedeflerine ulaşmasının asıl nedeninin koronavirüs salgını olduğunu söyledi ve hükümetin kararlarının iklim korumada yeteri kadar etkili olmadığını belirtti.

Çevre Bakanı Murat Kurum: Nüfusumuzun yüzde 70’i deprem riski altında

Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum, TBMM Deprem Araştırma Komisyonu’nda Türkiye’deki deprem riskine ilişkin bir sunum gerçekleştirdi.

Kurum, “Bugün ülkemizde 17 milyon bina, 28.6 milyon konut var. Yaklaşık 6.7 milyonu riskli. Bunun da yaklaşık 1.5 milyonunun acil dönüşüme girmesi gerekiyor” ifadelerini kullandı.

‘Nüfusun yüzde 70’i deprem tehlikesi altında’

Türkiye’nin yüzde 66’sının deprem riskli alanlarda yer aldığını belirten Kurum, “Son bir asırda 90 bin vatandaşımız depremlerde hayatını kaybetti” dedi.

Kurum açıklamasında “Bugün itibariyle baktığımızda; nüfusumuzun yüzde 70’inin ve büyük sanayi tesislerinin yüzde 75’inin deprem tehlikesi altında olduğunu söylememiz mümkündür” ifadelerini kullandı.

‘Afetler içerisinde birinci sırada’

Meydana getirdiği hasar ve can kaybı açısından yüzde 61’lik bir oranla deprem afetinin Türkiye’de yaşanan afetler içerisinde birinci sırada yer aldığını belirten Kurum, “Bundan sonra heyelanlar ve taşkınlar gelmektedir” dedi.

Kandilli Rasathanesi verilerini paylaşan Çevre Bakanı, “Ülkemizde ortalama 18 ayda bir 6,0 ile 6,9 büyüklüğünde deprem meydana gelmektedir” bilgisini sundu.

‘Milli güvenlik meselesi’

Depreme karşı hazırlamanın iki temel yolu olduğuna dikkat çeken Murat Kurum, “İlki mevcut yapı stokunun iyileştirilmesi, güçlendirilmesidir. İkincisi ise yapı üretim sürecinin denetlenmesidir. İlki, mevcut olumsuzluğu azaltırken, ikincisi geleceği kazanmakla ilgilidir. Biz bakanlık olarak her iki yolu da önemsiyoruz” dedi.

Depremle mücadelenin bir milli güvenlik meselesi olduğunu ifade eden Kurum, “Bu meseleyi bir kurtuluş savaşı olarak görmek hepimizin asli vazifesidir. Çünkü milletimizin canından daha mukaddes bir şey yoktur” değerlendirmesine bulundu.

‘1,5 milyon konutun dönüşümü tamamlandı’

Gelecek planlarını anlatan Kurum, “Her yıl 300 bin konut olmak üzere acil dönüşmesi gereken 1.5 milyon konutun dönüşümünü 5 yıl içinde bitireceğiz” bilgisini paylaştı.

Şu ana kadar 1 milyon 500 bin konutun dönüşümünü tamamladıklarını belirten Kurum, kentsel dönüşüm kapsamında 16,5 milyar lira kaynak kullanıldığını söyledi. TOKİ tarafından ise 19 yılda 180 milyar TL yatırımla 1 milyon konut ve 21 bin sosyal donatı üretildiğini aktardı.

Şu anda ise sahada, ülke genelinde yatırım değeri 81 milyar TL olan 272 bin 261 sosyal konut ve kentsel dönüşüm konutunun inşaatının devam ettiğini söyledi.

‘Bina Kimlik Sistemi uygulanacak’

2021 yılının ikinci yarısından itibaren Bina Kimlik Sistemi (BKS) uygulamasına geçileceğini belirten Murt Kurum şu ifadeleri kullandı:

BKS ile tamamlanan her yapıya sertifika niteliğinde QR kodu ve elektronik etiket verilecek. Teknolojik bir levha halinde binaya monte edilecek sertifika sayesinde o binanın teknik bilgilerine rahatlıkla ulaşılabilecek.”

 

BM’den Güney Asya Raporu: Salgın nedeniyle yaşanan aksaklıklar 228 bin çocuğun ölümüne yol açtı

Birleşmiş Milletler‘in (BM) yayımladığı yeni bir rapor, Güney Asya ülkelerinde yaşayan çocukların koronavirüs salgınındaki durumlarını gözler önüne serdi.

Raporda, Afganistan, Nepal, Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka‘nın durumları ele alındı.

Raporda yer alan bilgilere göre, bu beş ülkede beslenme yardımlarından aşılamaya kadar birçok alanda yaşanan aksaklıklar nedeniyle beş yaşın altında 228 bin çocuğun öldüğü tahmin ediliyor.

Ölüm oranlarında artış

Güney Asya’da Covid-19 Pandemisinde Alınan Önlemlerin Doğrudan ve Dolaylı Etkileri” adı verilen raporda Afganistan, Nepal, Bangladeş, Hindistan, Pakistan ve Sri Lanka’daki hükümetlerin stratejilerinin, sağlık, sosyal hizmetler, okullar ve ekonomi üzerindeki etkiler incelendi.

Raporda, 2020 yılında çocuk ölüm oranlarının Hindistan’da yüzde 15,4, Bangladeş’te ise yüzde 13 arttığı kaydedildi. Anne ölüm oranlarında ise Sri Lanka’da yüzde 21,5, Pakistan’da yüzde 21,3 artış oranında artış yaşandı.

Bangladeş ve Nepal’de aşırı yetersiz beslenme tedavisi gören çocukların oranı ise yüzde 80 düştü. Ancak, çocukların aşılanması Hindistan’da yüzde 35, Pakistan’da ise yüzde 65 oranlarında azaldı.

Başka nedenlerden kaynaklı ölümler de arttı

Doğum kontrolüne az erişim ya da hiç erişimin olmaması sebebiyle 400 bini küçük yaştakiler olmak üzere 3,5 milyon istenmeyen gebeliğin yaşandığı tahmin ediliyor.

Koronavirüs salgını sebebiyle sağlık hizmetlerinde meydana gelen aksamalar başka nedenlerden kaynaklı ölümleri de artırdı. Raporda, tüberküloz, sıtma, tifo, HIV/AIDS tedavisi göremeyen ek 5 bin 943 kişinin hayatını kaybettiği bilgisi paylaşıldı.

Güney Asya’da salgının başladığı andan şu ana dek yaklaşık 13 milyon koronavirüs vakası kayıtlara geçerken, salgın nedeniyle 186 bin kişi de hayatını kaybetti.

Bölgede salgına karşı sıkı önlemler alınmış, hastaneler, eczaneler, gıda maddeleri satan dükkanlar hariç diğer işletmeler kapanmıştı.

Akkuyu NGS’nin üçüncü ünitesine reaktör üretimi başladı

Mersin’de inşası süren Akkuyu Nükleer Güç Santrali’nin üçüncü ünitesi için reaktör üretimi başladı.

Akkuyu NGS A.Ş. tarafından yapılan açıklamada Rusya Devlet Atom Enerjisi Kurumu Rosatom‘un mühendislik bölümü Atommash’ın reaktör basınç kabının üretimine geçtiği belirtildi.

Muayene aşaması tamamlandı

AA’nın aktardığı açıklamaya göre ekipman üretiminde, 3D tarayıcı ile yapılan ölçümler dahil olmak üzere muayene aşamaları tamamlandı. İşleme merkezlerinde, ilk koruyucu yüzey işlemi için boru ve flanş bölgesi çıtalarının mekanik olarak işlenmesi yapılıyor.

Uzmanlar ayrıca, çekirdek acil soğutma sisteminin borularını da üretiyor. Kontrol önlemleri, yüzey kaplaması ve kaynak boruları ise daha sonra yapılacak.

330 ton ağırlığa sahip

Reaktör, içine çekirdek ve iç kısımların yerleştirildiği eliptik bir tabana sahip dikey silindirik bir gövdeden oluşuyor. VVER-1200 reaktör basınç kabı ise 330 tonluk ağırlığa, 4,5 metrelik çapa ve 12 metrelik bir yüksekliğe sahip.

Açıklamada görüşlerine yer verilen AEM Teknoloji Genel Müdürü Igor Kotov, Türkiye’nin ilk nükleer santrali Akkuyu NGS için ekipman üretmenin, sipariş portföylerindeki en önemli işlerden biri olduğunu belirtti.

Temel atma töreni bir hafta önce yapılmıştı

Üçüncü ünitenin temel atma töreni Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ve Rusya Devlet Başkanı Vladimir Putin‘in video konferans katılımıyla geçtiğimiz hafta gerçekleşmişti.

Törende açıklama yapan Enerji ve Tabii Kaynaklar Bakanı Fatih Dönmez, Akkuyu’nun, Türkiye’nin yeşil enerji hedefinin parçası haline geldiğini ileri sürmüş ve santralin devreye girdiği zaman Türkiye’nin elektrik ihtiyacının yüzde 10’unu karşılayacağını belirtmişti.

‘Mantıklı bir yatırım değil’

nukleersiz.org Koordinatörü Pınar Demircan ise Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada “Bu sene yayımlanan Nükleer Endüstri Durum Raporu güneş enerjisinin maliyetinin yüzde 89, rüzgar enerjisinin maliyetinin yüzde 70 azaldığını, buna mukabil nükleer enerjinin maliyetlerinin yüzde 26 arttığını gösteriyor” demiş ve bu yatırımın mantıklı olmadığına dikkat çekmişti.

Fatih Dönmez‘in “Nükleer enerjinin çevre dostu olması için elimizden gelen gayreti gösteriyoruz” ifadelerini değerlendiren Demircan,  bu sözün “Nükleer enerjinin çevre dostu olmadığını ve nükleer enerjiyi çevre dostu göstermenin çok gayret gerektiren bir durum olduğunu gösterdiğini” ifade etmişti.

Pendik ve Kartal sahilini deniz salyası sardı: Ekosistemde bir tıkanma var

İstanbul Üniversitesi Su Bilimleri Fakültesi Öğretim Üyesi Prof. Dr. Yelda Aktan, son zamanlarda İstanbul Pendik ve Kartal sahilinde artan ve görenlerde kirlilik endişesi yaratan tabakanın “deniz salyası” (müsilaj) olduğunu kaydetti.

Balıkçıların deniz salyası olarak adlandırdığı tabaka, denizdeki mikroorganizmalar ve atık sularla oluşuyor.

‘Ekosistemde bir tıkanma var’

BirGün‘de yer alan habere göre, deniz salyasıyla ilgili açıklamalarda bulunan Prof. Dr. Yelda Aktan, ekosistemde meydana gelen bir tıkanma sonucu bu canlıların aşırı derecede üremeye başladığını, bunun bazı sebeplerinin de aşırı atık ve kirlilik olabileceğinden şöyle bahsetti:

Bir süredir kıyılarımızda gözleniyordu ancak denizdeki hareketlilik sonucu son günlerde biraz daha ortaya çıktı. Temel olarak söyleyebileceğim aslında doğal organizmalar, denizde yaşayan normal canlıların ortam şartlarındaki bazı bozulmalar sonucunda aşırı artış göstermesinden kaynaklanıyor. Yani ekosistemde bir yerde bir tıkanma var ki bu canlılar, fırsatçı olan türler aşırı derece üremeye başlıyorlar.

Bunu tetikleyen faktörleri şöyle sıralayabiliriz; deniz şu anda çok hareketli, bütün kış boyunca dip sularında biriken bir besin tuzu vardı, bu hareketlenmeyle birlikte bunlar yüzeye çıkıyorlar ve yüzeyde de havaların ısınmasıyla birlikte genellikle bahar aylarında görülüyor bu tip artışlar. Uygun sıcaklık ve ışığı da bulduğu zaman aşırı artış gösterebiliyor. Bunlar zaten doğal ortamda bulunan canlılar ama bazı faktörlerdeki değişimler; mesela aşırı atık girdisi gibi etkiler bunların aşırı artışına sebep olabiliyor.

Kirlilik bu dengeyi bozuyor. İstanbul kıyılarında yoğun bir evsel atık var, sadece İstanbul kıyılarında değil Marmara Denizi’ni havza bazında düşünmek lazım, birçok büyük şehir var, bunun dışında endüstriyel faaliyetler var. Bunlardan giren atıklar her ne kadar arıtım tesisleri belediyeler tarafından çalıştırılsa da kontrolsüz giren atıklar da var endüstriyel faaliyetlerden kaynaklanan, dereler yoluyla giren. Bunlar tabi ki bu canlıların artışını tetikliyor.”

‘Habitat kaybına sebep olabilir’

Prof. Dr. Aktan, söz konusu organizmaların herhangi bir toksik salgılamaları durumunda denizdeki canlılar ve insana zarar verebileceğini ifade etti:

Bu canlılar ışıkla yüzeyde buluştuğu için öncelikle yüzeyde gelişim gösteriyor. Fakat bunlar çok kısa ömürlü canlılar, 15 gün, 3-4 hafta sonra yavaş yavaş ölüp dibe çökmeye başlıyorlar. Dibe çöktüklerinde de ayrışmaya devam ediyorlar bakteriyel faaliyetle ve dipte oksijensiz ortam oluşturabiliyorlar. Birinci etkisi bu. Onun dışında eğer bu organizmaları laboratuvar çalışmalarından sonra söyleyebiliriz; herhangi bir toksik salgılayan bir tür varsa, bu salınımla denizdeki canlılara besin zinciri içinde insana kadar uzayan zarar verebilir. Görsel kirlilik oluşturuyor. Dipte çöktüğü zaman balıkların ya da diğer kaçamayan canlıların üzerine örterek habitat kaybına sebep olabiliyor.

Aslında birçok etkisi var. Biz sadece deniz yüzeyini görüyoruz ama tüm suda ve dipte bunun etkisini görebiliriz. Marmara Denizi özellikle Prens adaları dinamik bir sisteme sahip kısa sürede hareketlenmeyle birlikte besin tuzları tükendikten sonra bunlarda yavaş yavaş ölmeye başlayacak. Su hareketleriyle oksijenlenmeyle normale dönecek. Ama su hareketlerinin daha az olduğu bu müsilaj oluşumu ya da balıkçı dilinde ‘salya’ ya da ‘lez’ kıyılara vurup da hareketsiz bölgelerde daha uzun sürebiliyor bunların kaybolması.

Mesela İzmit Körfezi’nde 2007 yılında çok yoğun olarak yaşanmıştı, orası biraz daha hareketsiz bir bölge, su değişim kapasitesi çok fazla değil. Etkileri çok daha uzun olabiliyor. Balıkçılar ’10 yılda bir görülüyor’ diyor. Aslında aradaki yıllarda da zaman zaman gözleniyor ama çok olmuyor. Ama genellikle böyle bir döngüsü var, 2-3 yılda bir tekrarlıyor bu olay. Sadece Marmara Denizi’nde değil Kuzey Ege’de de aynı sorun var. Ama oralar daha dinamik bir yapıya sahip olduğu için çok kalıcı olmuyor. Marmara Denizi çok büyük bir baskı altında hem insan faaliyetleri hem iklimsel değişiminde etkisi var. Sıcaklık normallerinde üzerinde seyrediyor. Bunların hepsi bir etken.”

‘Balıkçılar mağdur durumda’

Sınırlı Sorumlu Kartal Su ürünleri Kooperatifi Yönetim Kurulu üyesi Osman Nuri Özdinar, balıkçıların yaklaşık 1,5-2 aydır avlanamadıkları dile getirerek şu açıklamalarda bulundu:

Balıkçıları mağdur eden, salya şeklinde. Ağları yırtan, denizde balıklara zarar veren, avlanmaya zarar veren denizin bir derdi. Bu vaziyette bir dert oluyor, sıvı oluyor, sonra dibe çöküyor, ölüyor.

Denizin dibini de, suları da, balıkçıyı da her tarafı mağdur eden bir denizin derdi. Yetkili kurullar bunu araştırıyorlar, artık neticeye bağlanır mı bağlanmaz mı ne şekilde tedbir alınır onu da bilemiyoruz. Balıkçı mağdur durumda. Şimdi lodos oldu bizim bu sahilleri mağdur ediyor, poyraz hava olduğu zaman karşı sahilleri mağdur eder. Sularla akar gider. Suların ısınmasıyla da dibe çöküyor, çöktüğü zaman orada çamura karışıyor, artık balık yuvaları veya denizin dibini ne şekilde etkiler onu da bilemiyoruz.

Şu anda avlanamıyoruz, ilk başta azdı, sonra daha da çoğaldı, şimdi iyice çoğaldı, aşağı yukarı 1.5-2 aydır avlanamıyorlar. Ağlar dibe gelmiyor, ona ilave kurşun, ağırlık bağlıyor dibe batırmak için. Çamur olduğu için ağları yukarıdan aşağıya batırmıyor, yapışıyor ağlara, yüksekte duruyor. Ağlar telef oluyor, kesiliyor, bazen yırtıyor olduğu gibi dibe çöküyor, kopartıp atıyor.”

Instagram, yetişkinlerin yaşı küçük kullanıcılara mesaj atmalarını engelleyecek

Dünyanın en büyük sosyal medya platformlarından birisi olan Instagram, pedofili ve çocuk istismarına karşı mücadele kapsamında politikalarında değişikliğe gitmeye karar verdi.

Buna göre platform yetişkinler ile küçük yaştaki genç ve çocuklar arasındaki etkileşimi kısıtlamak için adımlar atacak.

‘Mesaj atmayı engelleyecek’

Webtekno’nun haberine göre Instagram yetişkinlerin gençlere mesaj atmalarını engelleyecek. Bununla birlikte 18 yaş altı kullanıcılara sürekli mesaj atmaya çalışan yetişkinleri “potansiyel şüpheli” olarak işaretleyecek.

Eğer gençler, yetişkinlere mesaj atmaya çalışırlarsa güvenlik uyarıları karşılarına çıkacak. Küçük yaştaki kullanıcılara “fotoğraf, video ve özel bilgi paylaşımı” konusunda uyarılar gönderip bu görüşmenin tehlikeli olabileceği konusunda bilgilendirme yapacak.

Arsuzlulardan madene tepki: Etkinlikte bulaşan virüs ÇED toplantısında bulaşmaz mı?

Hatay’ın Arsuz ilçesinde yer alan Hüyük Mahallesi’nde açılmak istenen krom madeni projesine karşı çevre dernekleri, sivil toplum kuruluşları ve siyasiler ortak bir açıklama yayınladı.

Yapılan açıklamada bölge halkının itirazlarına rağmen 18 Mart Perşembe günü Çevresel Etki Değerlendirme (ÇED) süreci kapsamında toplantı yapılması planlandığı hatırlatıldı.

Eylem yasak ama ÇED toplantısı yapılıyor

Açıklamada “Orada yaşayan vatandaşların, yaşam savunucularının ve çeşitli sivil toplum kuruluşlarının doğanın ölümü demek olan maden ocağına karşı yaptıkları bütün itiraz ve şikayetleri görmezden gelen yetkililer ülkemizde ve bölgede artan vaka sayıları ve pandemiye rağmen ÇED toplantısını yapmak istiyor” ifadeleri kullanıldı.

Arsuz Kaymakamlığı’nın maden ocağına karşı yapılacak bütün eylem ve etkinlikleri pandemi gerekçesi ile 15 gün boyunca yasakladığı hatırlatılan açıklamada “ÇED toplantısını ise bu yasaklardan muaf tutuyor. Herhangi bir etkinlikte bulaşan virüs ÇED toplantısında bulaşmaz mı?” sorusu yöneltildi.

‘Doğamıza sahip çıkacağız’

Açıklamada “Buradan yetkililere bir kez daha sesleniyoruz bu aldığınız kararı geri çekin, Arsuz’da maden ocakları istemiyoruz. Doğamıza, suyumuza, ormanlarımıza ve yaşam alanlarımıza sahip çıkacağız” çağrısında bulunuldu.

Metne imzacı olan kurum ve bireyler ise şu şekilde sıralandı: Cemevi, Akad
Tunceliler Dayanışma Derneği, Culhalılar Yardımlaşma Derneği, İnsan Hakları Derneği, Arsuz Dayanışma Ağı, Höyük Mahalle Dayanışması, Yaşam Platformu, İskenderun Kadın Platformu, Bakkallar ve Bayiler Odası, Sosyal Haklar, Egitim-iş, Eğitim-sen Arsuz Temsilciliği, Tüm Emekli-sen, Sol Parti, Emep, TKP, TİP, SYKP, HDP, CHP, Milletvekili Suzan Şahin, Milletvekili Barış Atay Mengüllü, Milletvekili Tülay Hatimogilları Oruç, Milletvekili Serkan Topal, CHP Hatay Büyükşehir Belediye Meclisi Üyesi İskenderun Belediye Meclisi Grup Başkan Vekili Ali Mutlu, Arsuz CHP Belediyesi Meclis Üyeleri Saadet Berkyürek ve Mustafa Gökpınar, Mimar Ercüment Kimyon.

Dersim Belediyesi’nde LGBTİ+’lere bir gün Onur Haftası izni verildi

Dersim Belediyesi, Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’na (DİSK) bağlı Türkiye Genel Hizmetler İşçileri Sendikası (Genel-İş) ile toplu sözleşme imzaladı.

Sözleşmeyle kadrolu çalışan 63 kişinin ücretlerine 1 Mart 2021 tarihinden itibaren geçerli olmak üzere yüzde 20 zam yapılırken sosyal haklarda da iyileştirme sağlandı.

İmza törenine, Belediye Başkanı Fatih Mehmet Maçoğlu, Belediye Başkan Yardımcıları Canan Ay Doğan ile Ümit Kaya, DİSK Genel İş Tunceli Temsilcisi Şükran Yılmaz Koç ve işçiler katıldı.

Kadınlara regl ve menopoz izni

Kadınlar, 8 Mart Dünya Kadınlar Günü ve 25 Kasım Kadına Yönelik Şiddetle Mücadele Günü’nde bir gün süreyle idari izinli sayılacak.

Kadın işçilere, her ay bir gün regl ve menopoz izni verilecek. Disiplin kurulunda en az bir kadın üye yer alacak.

LGBTİ+’lere Onur Yürüyüşü izni

LGBTİ+ bireylere Onur Haftası’nda bir günlük izin verilecek.

Kadın işçilere ve LGBTİ+ bireylere yönelik cinsel taciz ve cinsel saldırı vakalarında kadın ve LGBTİ+ bireylerin beyanı esas alınacak.

Sosyal haklar

Evlenen işçiye 10, eşi doğum yapan işçiye 5, çocuğu evlenen veya sünnet olan işçiye 3, eşi, çocuğu, anne, baba veya kardeşi ölen işçiye 10 iş günü ücretli izin verilecek.

Eşi, çocuğu, kardeşi, anne ya da babası bir sağlık kuruluşunda yatarak tedavi gören işçiye, yakınına refakat edebilmesi için sağlık kuruluşundaki tedavi süresi kadar, doğum yapan kadın işçiye doğumdan önce ve sonra sekizer olmak üzere 16 hafta izin verilecek.

İşçilere resmi kuruluşlardaki işlerini izleyebilmeleri amacıyla, ayda bir gün ücretli sosyal izin verilecek. Yıl içinde bu izinden hiç yararlanmamış işçilerin yıllık ücretli izinlerine, 6 iş günü eklenecek.

Yüksek lisans mezunlarına net 456,00 TL yükseköğrenim pirimi ödenecek.