Ana Sayfa Blog Sayfa 1604

‘Alamos Gold’un Kazdağları’nda 60 saniye dahi kalması hukuken mümkün değil’

Kazdağları Ekoloji Platformu, ruhsat süresi dolmasına rağmen Kazdağları’nı terk etmeyeceklerini söyleyen Kanada merkezli Alamos Gold’un yerli iştiraki Doğu Biga Madencilik hakkında açıklama yaptı.

Çanakkale Orman Bölge Müdürlüğü CİMER başvurusuna verilen yanıtta şirketin izin iptallerinin gerçekleşeceğini ve bölgenin rehabilite edilmesi için planlamalara başlanacağını söylemişti.

Doğu Biga Madencilik’in Genel Müdürü Ahmet Şentürk ise “Kazdağları’ndan hiçbir yere gitmiyoruz, 60 yıllık ruhsat hakkımız var, Türkiye Cumhuriyeti’ne söz verdiğimiz gibi yerin altındaki madeni çıkaracağız” ifadelerini kullanmıştı.

‘Paniğe kapıldılar’

Kamuoyunda büyük yankı uyandıran Kirazlı’nın rehabilite edilmesi çağrısının Doğu Biga’da panik oluşturduğu belirtilen açıklamada “Şirket, çoktan ayağının altından kaçmış bulunan hukuki zemini tahkim etme kaygısıyla art arda açıklamalar yapmaya başladı” denildi.

Açıklamada “Kazdağları’mıza sadece para gözüyle bakan şirketin, halkın bu projeyi istemediğini açıkça göstermesine rağmen böyle bir açıklama yapmasını kınıyoruz” ifadeleri yer aldı.

‘Şirket hukuka aykırı davranıyor’

Kazdağları Ekoloji Platformu şirketin Kirazlı’daki faaliyetlerini dayandırdığı 10 yıl süreli işletme ruhsatının 2009 yılında alındığını ve süresinin 13 Ekim 2019’da dolduğunu hatırlattı.

Maden kanunu 24’üncü maddesinin 2’nci fıkrasında “süre uzatım talebinin uygun görülmesi hâlinde ise en geç ruhsat süre sonundan itibaren bir ay içinde işletme ruhsatının süresi, işletme ruhsatının süresinin bitim tarihinden itibaren uzatılır. Ruhsat süresi dolan ruhsat sahalarında maden işletme faaliyetleri yapılamaz” hükmünün yer aldığı belirtilen açıklamada “Temdit sürecinin hala devam ettiğini iddia eden şirket hukuka aykırı davranmaktadır” denildi.

‘Ruhsat hakkı kalmadı’

Temdit işleminin yapılma süresinin “en geç ruhsat süre sonundan itibaren bir ay olarak belirlendiği” hatırlatılan açıklamada “Yani 2019 kasım ayından sonra ruhsat uzatma (temdit) olanağı hukuken ortadan kalkmış ve süresi dolduğu halde uzatılmayan işletme ruhsatı hukuksal varlığını kaybetmiştir” denildi. Açıklama devamında şunlar söylendi:

Şirketin “altmış yıllık ruhsat hakkı” sahibi olduğu aldatmacasına  gelince; Maden kanunu 24. madde değişik 3. Fıkrası işletme ruhsatları’nın, süre uzatımı dahil toplam süresinden söz eder. Kanuna göre işletme ruhsatı en fazla 10 yıl için verilir. Bu 10 yıllık süre tamamlandığında  öngörülen koşulları sağlayan ruhsatların (yine en çok 10 yıl için) temdit edilebileceğinden söz eder. Toplam süre bu temdit hakkının sonsuza kadar sürmeyeceğini belirtmek için yasaya konmuş bir hükümdür.

’60 günlük hukuku bile kalmadı’

Alamos Gold/Doğu Biga şirketinin Kirazlı’daki ruhsatının süresi içinde temdit edilmediği için  hükmünü yitirdiği belirtilen açıklamada “Şirketin alanda 60 yıl değil, 60 günlük hukuku bile kalmamıştır” denildi.

Açıklama “Bugüne dek olduğu gibi, gönlümüz Kazdağları’nda gözümüz ise doğa düşmanı şirketlerin üzerinde olacak” ifadeleriyle sona erdi.

Ömer Faruk Gergerlioğlu’nun milletvekilliği düşürüldü, Meclis karıştı

 
 
 

HDP ve Deva Partili vekilden protesto…

Kararın okunması sırasında protestolar gerçekleştirildi. Tezkere okunurken milletvekilleri ellerindeki pankartlarla ayağa kalktı. Sıra kapaklarına vuran HDP milletvekilleri “Hak hukuk adalet” sloganı attı. Düşürme kararı yuhalandı. 

Meclis’te karar öncesi bir de eylem vardı. 22. Dönem AK Parti Milletvekili Abdurrahim Aksoy, Genel Kurul oturumu sırasında oturması yasak olan basın locasında ayağa kalkarak ”Yaşasın özgürlükçü demokrasi. Yaşasın demokratik Türkiye. Kahrolsun otokrasi. Demokrasi istiyorum” sözleriyle Gergerlioğlu kararını protesto etti.

Deva Partisi Kurucular Kurulu Üyesi olan Aksoy, Meclis polisi tarafından salondan apar topar çıkarıldı.

‘Kararı savunacak tek kelime edemediler’

Milletvekilliği düşürülen Gergerlioğlu, oylamanın ardından “Bu anayasayı çiğneyen siyasi bir karar. Bu kararı tanımıyoruz. Ben sadece bir barış paylaşımı yaptım” açıklamasını yaptı.

Gergerlioğlu’nun milletvekilliğinin düşürülmesi, kararın okunmasından çok kısa bir süre sonra TBMM’nin internet sitesine de yansıtıldı. 

Ne olmuştu? 

Yargıtay 16. Ceza Dairesi, Gergerlioğlu’nun sosyal medyadan yaptığı bir haber paylaşımı nedeniyle “terör örgütü propagandası” suçlamasıyla 2 yıl 6 ay hapis cezasına çarptırılmasını öngören yerel mahkeme kararını 19 Şubat’ta onamıştı. Yargıtay’ın onama kararı, geçen hafta Perşembe günü Meclis’e ulaşmıştı.

Kararla ilgili Anayasa Mahkemesi‘ne bireysel başvuruda bulunan Gergerlioğlu, aynı zamanda da “tedbir” kararı alınması talebinde bulunmuştu. Gergerlioğlu’nun bireysel başvurusuyla ilgili süreç devam ederken, tedbir kararı reddedilmişti.

TBMM Başkanı Mustafa Şentop ise Gergerlioğlu hakkındaki bireysel başvurusu sonucunu beklemeyeceklerini açıklamıştı. Anayasaya göre, hakkındaki kesinleşmiş yargı kararı TBMM Genel Kurulu’nda okutulan meclis üyesinin milletvekilli de sona eriyor. 

Gergerlioğlu, karar okunmadan bir gün önce BBC Türkçe‘ye yaptığı açıklamada “Tüm hukukçular bu karara isyan ediyor, bir tane bile doğru bir karardır diyen hukukçuya rastlamadım. Bu karar okunursa, ben kararı tanımayacağım, Genel Kurul’da oturmaya devam edeceğim. İsterlerse beni zorla çıkarsınlar ama buradan da grup toplantı salonunda devam edeceğim” demişti. 

Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi’nden 19 Mart Küresel İklim Grevi’ne çağrı

Ekoloji Birliği Gençlik Meclisi 19 Mart Cuma günü dünyanın dört bir yanında gerçekleşecek Küresel İklim Grevi için çağrıda bulundu.

Yapılan açıklamada “İklim krizinin yarattığı eşitsizlikler ve adaletsizlikler ciddi bir şekilde artmaya devam ediyor. Küresel çapta yaşanan olumsuz gelişmeler; buzullarda yaşanan kırılma ve erime, hava kirliliği, gıda krizi, iklim adaletsizliği vb. konularda geleceğimiz için korkuyoruz” ifadeleri kullanıldı.

‘Türkiye’den ses veriyoruz’

Küresel çağrıya Türkiye’den de ses vereceklerini belirten Gençlik Meclisi, “Sizleri uluslararası iklim grevi gününde Türkiye’nin birçok noktasında düzenlenecek olan basın açıklamalarına davet ediyoruz” çağrısında bulundu. 19 Mart’ta gerçekleşecek grev yerleri ise şu şekilde:

  • İstanbul
    Kadıköy Rıhtım (Atatürk Heykeli Önü)
    Buluşma: 16.30
    Basın açıklaması: 17.00
  • Ankara Kuğulu Park
    Pankart yapımı: 12.00
    Toplanma: 12.30
    Basın açıklaması: 13.00
  • İzmir Alsancak/Türkan Saylan Kültür Merkezi önü
    Buluşma saati: 17.00
  • Çanakkale Truva Atı önü
    Buluşma saati: 18.00
  • Adana Heykelli Park
    Buluşma saati: 12.30

Assos Dostları: Ekoturizmle tarım alanları yapılaşmaya açılacak

Assos Dostları, son zamanlarda Kuzey Ege‘de ekoturizm adı altında bölgeyi tehdit eden yapılaşmalar nedeniyle bir açıklama yayımladı.

Açıklamada, bölgenin doğal ve tarımsal zenginliklerine dikkat çekildi ve arazi rantı baskısının hem kamu yönetimi hem de siyasi karar mekanizmalarını, korunması gereken bölgeyi yapılaşmaya açmaya zorladığı belirtildi.

‘Ekoturizmle tarım alanları yapılaşmaya açılacak’

Açıklamada, ekoturizmin kırsal turizm terimiyle ilgili gibi gösterildiğinin, ancak bu yeni kavramla tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasının koşullarının tarif edildiği kaydedildi:

Son dönemde özellikle tarım alanı ilan edilmiş alanlarda çığ gibi çoğalan ekoturizm tesisi patlaması, konuyu bölge sakinlerinin, yetkililerin ve sivil toplum kuruluşlarının dikkatine taşıdı.

Ekoturizm başlıklı yeni bir yapılaşma türünün adı son 6-7 yıldır 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında geçmeye başladı. Konu turizm mevzuatındaki ‘kırsal turizm’ terimi ile ilgili gibi gösteriliyor. Oysa bu yeni kavram ile tarım alanlarının yapılaşmaya açılmasının koşulları tarif ediliyor. Türkiye’de an itibarı ile turizm, tarım veya imar mevzuatlarında ekoturizmin tanımı yapılmamıştır.

Turizm mevzuatımızda ‘kırsal turizm tesisleri’ tarif edilmiştir; ancak ilk kez ve yalnızca 1/100.000 ölçekli çevre düzeni planlarında yer verilen bu ‘ekoturizm’ alanlarının yasa ve yönetmeliklerde tarifi yoktur. Bu yasal boşluğun doldurulması ancak sektör temsilcilerinin, meslek odalarının, akademisyenlerin, hukukçuların bir araya gelerek ekoturizmin yol haritasını ve çerçevesini belirlemeleri ile mümkündür.”

Uluslararası Doğa Koruma Birliği‘ndeki ekoturizmin tanımı ise, “Doğayı ve kültürel kaynakları anlayarak korumayı destekleyen, düşük ziyaretçi etkisi olan ve yerel halka sosyo-ekonomik fayda sağlayan, bozulmamış doğal alanlara çevresel açıdan sorumlu seyahat ve ziyaretler” şeklinde yapılıyor.

Çanakkale’deki ekoturizm uygulamaları

Yapılan açıklamada, Kuzey Ege kıyılarında başlayan ve ekoturizm adı altında yürütülen projelerin uluslararası sahada kabul gören ekoturizm ilke ve amaçlarıyla ve  1/100.000 ölçekli çevre planlarında tanımlanmış olan ekoturizm çerçevesiyle çeliştiği dile getirildi. Çanakkale’deki ekoturizm uygulamalarına da şu örnekler verildi:

  • Mülkiyetin çok hızlı bir biçimde el değiştirme sürecine girmesiyle yerel halkın kendi yaşadığı bölgeden uzaklaşmak zorunda kalması,
  • Yerel aile işletmelerinin yerlerini bölge dışından gelen ve bölgeye yabancı olan büyük işletmecilerin almasıyla bölgenin sosyal dokusunun bozulması,
  • Bazı gayrimenkul pazarlama firmalarınca “ekoturizm imarlı proje alanı” tanıtımlarının yapılması sonucu bölge karakterine uymayan ve birbirine bakarak çoğalan imar faaliyetlerinin teşvik edilmesi,
  • Projelerin “çevreci”, doğayla uyumlu mimari yaklaşımlara sahiplermiş gibi sunulması ve yol açacakları çevresel ve kültürel problemlerin örtbas edilmesi,
  • İmar planı ile doğal alanların bütünselliğinin bozulması; proje alanlarının az bir kısmında yapılaşma olacak gibi görünse de pek çok örnekte alanın tamamının yeni yerleşim niyetinde olanların ihtiyaçlarına göre tasarlanıyor olması,
  • Bu alanların, pazarlama etkinliklerinden de açıkça görülebileceği üzere, ağırlıklı olarak ikinci mesken/yazlık amaçlı “toplu konut siteleri” olarak tasarlanması gibi nitelikler, söz konusu uygulamaların ekoturizmin ilke ve amaçlarıyla çeliştiğini gösteren bazı örneklerdir.

‘Bu doğa katliamı hareketine dur diyoruz’

Açıklamada, bölge köylüsünü rantla değil üretimle kalkındıracak bir ekoturizmin destekleneceğinin altı çizilirken, ekoturizmin gerçek amacıyla uygulatmanın toplumun tüm kesimlerinin görevi olduğu belirtildi:

Yerel halkı ve sivil toplum kuruluşlarını, geri dönülmez zararlara yol açacak bu sürece karşı uyarmak istiyoruz. Siyasetin, toplumun daha iyiye ulaştırılması için en önemli araç olduğu gerçeğinden hareketle, parti ayırt etmeksizin tüm siyasilerimize de halkımıza, geleceğimize ve özellikle çocuklarımıza karşı taşıdıkları sorumluluğu hatırlatmayı bir görev olarak görüyoruz.

Ekoturizmi gerçek amacıyla uygulamak ve uygulatmak toplumun tüm kesimlerinin görevi olmalıdır. Aksi takdirde yaşanacak kayıplar, kısa vadede kazanılacak imar rantı ile karşılaştırılamayacak derecede büyük olacaktır. Çanakkale’nin en değerli kaynağı olan ve ekoturizm sayesinde korunup gelişmesi öngörülen doğal ve kültürel mirasın yok olmaması, kültürün ana kaynağı olan yöre halkının elinden alınmaması, kılık değiştirmiş kolonyalist bir imar rantıyla tüketilmemesi gayemizdir.

Bizler aşağıda imzası olan kurum ve yurttaşlar olarak güçlerimizi birleştirdik; bu doğa katliamına ve köylüleri mülksüzleştirme hareketine dur diyoruz. Bölge köylüsünü rantla değil üretimle kalkındıracak bir ekoturizmi destekliyoruz. Köylerin çevresiyle birlikte korunması, yerel halkın refahının gözetilmesi, köylünün üretiminin değer bulması, yerinde kalkınma modelleri geliştirilmesi hepimizin ortak hedefidir. Bu amaçla, kamuoyunu bilgilendirmeyi, kamusal yetkileri olan kurum ve siyasi karar mekanizmalarını uyarmayı, olası mağduriyetleri engellemeyi çağdaş hukuk devletinin kurum ve yurttaşları olarak görev biliyoruz. Konuya ilişkin tüm yasal, hukuki ve demokratik olanakları kullanacağımızı saygıyla duyuruyoruz.”

‘Karikatür paylaştığı için’ gözaltına alınan Enver Aysever serbest bırakıldı

Twitter‘da paylaştığı bir karikatür nedeniyle hakkında açılmış olan bir soruşturmayla ilgili gözaltına alınan gazeteci- yazar Enver Aysever, serbest bırakıldı.

Ne olmuştu?

Gazeteci Enver Aysever hakkında sosyal medya hesabında 20 Mart 2020 tarihinde karikatürist Mehmet Birol Çün‘ün çizdiği karikatürü paylaştığı gerekçesiyle “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla soruşturma başlatılmıştı.

İstanbul Anadolu Cumhuriyet Başsavcılığı tarafından yürütülen soruşturma sonucunda Enver Aysever hakkında iddianame hazırlanmıştı.

İddianamede, Aysever’in sosyal medya hesabından paylaşmış olduğu karikatürün içeriği ile dini değerleri aşağılama kastı ile hareket ettiği öne sürülerek, “Halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” iddiasıyla 9 aydan 1,5 yıla kadar hapis cezası ile cezalandırılması talep edilmişti.

45 yıl sonra Arjantin’de yine çocuklar kayboluyor

Haber: Esin ileri

Margaret AtwoodThe Handmaid’s Tale romanını Arjantin’in kayıp çocuklarından yola çıkarak kaleme almıştı. 1976-1982 yıllarında en az 30 bin çocuğun cunta tarafından ailelerinden koparıldığı ve rejim yandaşı ailelere verildiği biliniyor. Plaza del Mayo büyükanneleri ise 45 yıldır “çalınan” çocuklarını, torunlarını aramak için mücadele veriyor. Bu acı tarihten yola çıkarak yazılan Handmaid’s Tale hikâyesi Arjantin’de gerçek oldu. 

Arjantin’in 3. Tv kanalında hafta içi her gün yayımlanan Telenoche haber programı, Formosa’da çocukları ellerinden alınan kadınlara dair bir dosya hazırladı. 

Paula Bernini’nin haberine göre, polis gece baskınları düzenleyerek 7-8 aylık hamile kadınları topluyor ve 700 kilometre uzaklıktaki eyalet başkentine götürüyor. Sezaryene zorlanan kadınlar çoğu zaman erken doğum yapıyor ve bebekler annelerinden koparılarak özel servislere alınıyor. Kadınlar doğumdan sonra en az 14 gün boyunca çocuklarını göremediklerini iddia ediyorlar.

Zorla sezaryen olan kadınları uyandıklarında başka bir şaşkınlık daha yaşıyor. Kadınlara istekleri dışında doğum kontrol implantı takılıyor ve hiçbir bilgi vermeden ellerine bir kart tutuşturuluyor.

Sabina, o kadınlardan biri. Şubat ayında zorla hastaneye götürülmüş. Wichi yerli halkından olan ve İspanyolca konuşmayan Sabina yerine babası başlarından geçeni şöyle anlatıyor: “Polis kızımı almaya geldi ama o gitmek istemedi. Sabah altıda evi basıp kızımı aldılar. Kızımı bulduk ama 17 gün boyunca torunumu bulamadık.”

İzinsiz doğum kontrol uygulaması

Sabina’ya doğumdan sonra bir çip takılıyor. Direniyor ama “Taktırmazsan buradan çıkamazsın” diye tehdit ediyorlar. Üst kolunun iç tarafına hiçbir açıklama yapmadan bir implant yerleştiriyorlar ve eline bir kart tutuşturuyorlar.

Üzerinde “Implanon: Deri altı kullanım için implant. Bu kartın sahibi progestin içeren bir deri altı kontraseptik kullanmaktadır. Kaza anında çıkarmayın” yazan bu kartı gazetecilere gösteren Sabina kendisine hiçbir açıklama yapılmadığını ve reglden kesildiği için yeniden hamile kaldığını sandığını anlatıyor.  

Kameralara başından geçenleri anlatan kadınlar arasında 14 gün ile 33 gün arasında çocuklarını arayanlar var. Taburcu edildikten sonra 700 km mesafedeki köylerine dönmeyen kadınlar çocuklarını alabilmek için hastane kapısında bekliyor. Birçok kadının şikâyeti aynı yönde: “Verilen bizim çocuğumuz mu emin olamıyoruz.”

İspanyolcayı reddeden gruba baskı

Arjantin’in yerli halklarından olan Wichi’ler ülkenin kuzeyinde yaşıyor. Geçimlerini avcılık, toplayıcılık ve geçici gündelik işlerle sağlayan ve sayıları günümüzde 36 bin civarında olan Wichi’ler Arjantin’in resmi dili İspanyolca’yı reddeden ve kendi dilini konuşan bir grup olarak biliniyor.

Son 100 yıldır yaşam alanları gittikçe daralan bu grup, artan ormansızlaştırma sebebiyle topraksız kalma tehdidiyle karşı karşıya. Özellikle son 20 yıldır bölgedeki diğer yerli halklarla birlikte güçlü bir yaşam hakkı mücadelesi veren Wichi halkına karşı yerel yönetimin baskısı artıyor.

86 kadın dağlarda saklanıyor

Eyalet merkezine 700 km mesafedeki El Potrillo’da yaşayan kadınlar çocuklarını devlete vermemek için dağa kaçmış. Ağaç dallarına tutturulmuş naylon brandalardan barakalar inşa ettikleri barakalarda yaşıyorlar.

Dağda saklanan kadınların gıdaya erişimi yok. Durumu iyi olan kadınlar her gün etraftan yenebilecek otları ve meyveleri toplamaya çıkıyor.

22 yaşındaki Emiliana başından geçenleri ağlayarak anlatıyor: “Dört günlüktü benden almaya çalıştıklarında. Akşamüzeri geldiler ve bebeğin Formosa’ya gitmesi gerektiğini söylediler. Bana iğne yaptılar. Kızımla Formosa’ya gitmek istiyorsam iğne olmam gerektiğini söylediler. Uyandığımda evde tek başınaydım.”

“Altı ve sekiz yaşında iki çocuğum var, onları çok özledim ama korkuyorum” diyor başka bir kadın.

Altı aylık hamile olan bir kadın konuşuyor: “Sabaha karşı ikide bizi almaya geliyorlar, sabah ikide üçte… atlarıyla geliyorlar… polisler..”. Bunları derken elleri titriyor, polisin köyünü basmasından beri ellerindeki titreme geçmemiş.

Üç aydır dağda olan başka bir kadın anlatıyor. “Üç aylık hamileyim. İki oğlum daha var.” Muhabir soruyor, onlarlar nerede diye. “Evimdeler” diyor.

Medya ve muhalefet konuyu gündeme taşıdı

1967’den beri Arjantin’de insan hakları savunuculuğu yapan ve aralık ayında ülkede kürtajın yasallaşmasına giden uzun süreçte mücadele vermiş olan Franja Morada (Mor Şerit) hareketi bir kampanya başlattı.

Muhalefet skandalı senatoya taşıdı. Senatörler ayrıca Kadın Bakanlığı’na dilekçelerle başvurdu. Ancak iktidar suçlamaları yalanlıyor.

34 yıllık iktidarın sonucu

Arjantin’in en kuzeyinde, Paraguay’la sınır eyaleti olan Formosa son günlerde manşetlerden düşmüyor. Covid önlemlerine karşı sokağa çıkan ve “çalışmak istiyoruz” sloganları atan halka polis plastik mermi, biber gazı ve coplarla saldırmış, aralarında gazetecilerin de bulunduğu 60’nin üzerinde kişi gözaltına alınmıştı. Hakkında zimmetine para geçirmek ve yolsuzluk suçlamaları bulunan Gildo Insfran, diktatoryal bir rejim kurmak ve kendi polis ordusunu oluşturmak suçlamalarıyla sık sık gündeme geliyor.

1951 doğumlu Insfran, Adalet Partisi’nin adayı olarak 1995’ten beri Formosa eyaletinin başkanı. Ondan önde de 1987-1995 arasında vali yardımcılığı yapan Insfran, Arjantin’de bir eyaletin yönetiminde en uzun görevde kalan kişi olarak tarihe çoktan geçti. 2019 yılında yedinci kez başkanlığa seçildi. Seçim günü tüm eyalette elektrikler kesildi.

Arjantin’in en düşük gelirli eyaleti Formosa’da valinin çevresi ülke ortalamasının bir hayli üzerinde gelire sahip.

İki doz aşı olana karantina uygulanmayacak

Sağlık Bakanlığı Koronavirüs Bilim Kurulu, ‘Temaslı Takibi, Salgın Yönetimi, Evde Hasta İzlenimi ve Filyasyon Rehberi’nde bazı değişiklikler yaptı. Karantinaya alınacak temaslı hasta değerlendirme kriterleri değişti. İki doz aşı olan koronavirüs hastaları, aşılamadan 14 gün sonra, hastalarla temaslı olsalar daa karantinaya girmeleri  gerekmeyecek.

Yeni düzenlemeler şöyle:

  • Kesin COVID-19 tanısı alan kişilerin, enfeksiyon tablosunun PCR test sonucunun pozitif çıktığı tarihten itibaren takip eden 3 ay içerisinde başka bir COVID-19 vakası ile temasının olması durumu, riskli temas olarak değerlendirilmeyecek ve temaslı takibi yapılmayacak. Bu kişilerin 3 aydan sonra gerçekleşen COVID-19 vakası ile temasları değerlendirmeye alınacak.
  • Son üç ay içerisinde laboratuvarda doğrulanmış COVID-19 enfeksiyonu geçirmiş olanların, varyant bir kökenle yeniden enfekte oldukları saptanmaları halinde Sağlık Bakanlığı kurallarına uygun izole edilecek. 
  • Daha önce laboratuvarda doğrulanmış SARS-CoV 2 enfeksiyonu geçiren veya iki doz aşı yaptırıp son dozdan sonra 14 gün süre geçmiş olan kişilerde, hastalık başlangıcı veya aşılama sonrası üç ay içindeki riskli temaslarında (Güney Afrika veya Brezilya varyantı tespit edilen vakalar hariç) karantina gerekmeyecek.
  • Ancak, bakım evinde çalışmak veya yaşlı aile üyelerine bakmak gibi mesleki faaliyetleri riskli gruplarla yakın ilişki gerektirenler ile Güney Afrika veya Brezilya varyantı tespit edilen vakalar ile temaslı olanlara Sağlık Bakanlığı kurallarına göre karantina uygulanacak. 

Van’daki kuraklık tehlikesi uydu görüntülerinde

Geçen yazdan bu yana küresel ısınmaya bağlı yağışların azalması nedeniyle Türkiye’nin birçok bölgesinde kuraklık riski yaşanıyor. Yayınlanan kuraklık haritalarında da bu durum çok net görülüyor. Van‘daki kuraklık tehlikesi de  uydu görüntülerine yansıdı.
 
Geçen yıl Şubat ayı ile bu senenin aynı ay görüntülerini karşılaştıran Yüzüncü Yıl Üniversitesi Su Ürünleri Fakültesi Öğretim Üyesi Dr. Mustafa Akkuş şu değerlendirmeleri yaptı:
 
 “Hem dünyada hem ülkemizde kuraklık ile ilgili korkutucu senaryolar var. Özellikle Meteoroloji Genel Müdürlüğü tarafından belli periyotlarla yayınlanan kuraklık haritalarında Doğu Anadolu Bölgesi ile ilgili ciddi kuraklık tehlikesi olduğunu görüyoruz. Bu tehlikeyi uydu görüntülerinden de çok net bir şekilde görmemiz mümkün. Geçen yılın şubat ayı ile bu yılın şubat ayı görüntülerini incelediğimizde, 2020 yılında Van Gölü Havzası‘nın yüzde 80- 85 oranında karla kaplı. 2021 yılının görüntüsünü incelediğimiz zaman bu oranın yüzde 50’lilere düştüğünü görülüyor.”
 

‘Su kıtlığı kapıda’

Dr. Akkuş, bu durumun yaz aylarında çiftçilerin suya en çok ihtiyacı olduğu ve inci kefallerinin üreme göçü döneminde su kıtlığına yol açacağını söyledi:

“Yaz aylarında akarsu ve derelerimizde su olması, kış aylarında dağlara yağan kara bağlı. Eğer kışın dağlarımıza bol miktarda kar yağarsa bu karlar yavaş yavaş eriyerek, yaz aylarında akarsuları besliyor. Fakat şu an içinde bulunduğumuz durum itibarıyla özellikle Van Gölü’nün güney tarafında Enginsu Çayı Su Toplama Havzası’nda hemen hemen hiç kar olmadığını görüyoruz. Bu, yazın bu dereyi besleyecek olan sular yok demektir. Tabii kar olmamasının en büyük etkeni şüphesiz küresel ısınma. Isınan dünyada kar yağışı yağmur olarak yağıyor. Fakat bizim için önemli olan kar yağışı.”

‘İnci kefallerine üreyecek su kalmayabilir’

Bütün akarsuların çok önemli olduğunu fakat Van Gölü Havzası’ndaki akarsuların çok daha önemli olduğunu belirten Akkuş şu ifadeleri kullandı:  “Buradaki akarsular, dünyada sadece Van Gölü’nde yaşayan ve her yıl 15 Nisan ile 15 Temmuz tarihleri arasında akarsulara göç eden inci kefallerinin üreme habitatı. Yaz aylarında yaşanan kuraklık yüzünden bölgede 15 bin insanın geçimini sağladığı inci kefallerinin üreyebilecekleri su olmaz. Gerekiyorsa barajlardaki suyu biriktirmeliyiz çünkü temmuz ayına geldiğimizde akarsuların debileri şimdiki debilerinin belki de onda birine düşecek. Adeta akarsu yatağı karaya çıkacak gibi bir durum ortaya çıkacak.”  

Yetkililerin şimdiden gerekli tedbirleri alması gerektiğini kaydeden Dr. Akkuş, “Bu durum böyle olursa hem çiftçiler için hem de inci kefali için ilerleyen yıllarda çok ciddi tehlikelerle karşı karşıya kalırız. DSİ ve diğer kurumlara çok ciddi görevler düşüyor. Vahşi denilen salma sulamadan bölgemizde derhal vazgeçilmesi gerekiyor. Daha modern sulama sistemlerine geçilmesi gerekiyor” dedi. 

Bodrum plajlarında yine beyaz kum tartışması

 
 

Muğla Çevre Koruma Vakfı (MUÇEV) üyesi Güney Şirin de uygulamanın deniz canlılarını yok ettiğini bildirerek şunları kaydettii:

“Deniz ekosistemine büyük zarar veriliyor. Maldivler’deki görüntünün benzerini kuvars tozu sağlıyor. Ayaklarına kurşun sıkıyorlar. Buraya gelen turist, mermer tozu ve kuvarsın sağlığa zarar verdiğini çok iyi biliyor. Bunları gördüklerinde, tatil için gelmeyeceklerdir. Bir yandan sürdürülebilir yaşamı yok ettikleri gibi turizmi de baltalıyorlar. Bu tür uygulamaların durdurularak yetkililerin de harekete geçip, görevini yapmasını bekliyoruz” dedi.

Doğal olmayan her şeyin kötü olduğunu ifade eden Bodrum Otelciler Derneği (BODER) Genel Sekreteri Orhan Kavala ise, ilgili kurumların denetimlerini sürdürdüğünü kaydederek, “Geçen yıl da bu olay gündeme gelmişti. Çok fazla olmasa da az sayıda yine yapıldığını duyuyor ve görüyoruz. Bodrum’un doğal imajının bozulmaması lazım. Dünyada, Bodrum doğal güzellikleriyle tanındı. Böyle uydurma şeyler Bodrum’un imajına ve doğasına zarar verir” diye konuştu.

Otel yetkilisi: Döktüğümüz beyaz kum sertifikalı

Plajına döktüğü beyaz kumun kuvars tozu olduğu öne sürülen Güvercinlik’teki otelin yetkilisi ise yaptığı yazılı açıklamada şunları söyledi: 

“Mavi bayraklı plajımızda kullanılan beyaz kumu, sertifikalı-onaylı bir üreticiden temin ettik. Çevre ve Şehircilik Bakanlığı tarafından Maden Tetkik ve Arama Genel Müdürlüğü’ne (MTA) gönderilen numunemiz incelendi. İnsan sağlığına dair herhangi bir olumsuz durum teşkil etmediği tespit edildi. Güvercinlik Koyu bölgesi daha öncesinde balık çiftlikleri atıklarıyla balçığa dönüşmüştü. Yaptığımız dip temizliği çalışmaları sonrasında burada yeniden bitki canlılığının başladığını gözlemledik.”

Geçen yaz da Yalıkavak ve Gündoğan mahallesindeki oteller sahile kuvars tozu sermiş, ihbar üzerine bölgeye gelen ekipler otellere para cezası keserek, tozların plajdan kaldırılmasını sağlamıştı. Yapılan araştırmalar sonucunda da serilen kumun sağlığa zararlı silis kumu olduğu ortaya çıkmıştı. 

CHP’li Bekaroğlu: Yeşil Yol ısrarının nedeni ne, mahkeme kararını uygulayın!

Haber: Gençağa Karafazlı

Danıştay tarafından iptal edilen ve yürütmenin durdurulması kararı verilen Yeşil Yol ile ilgili Rize İl Özel İdaresi‘nin 2025 yılına kadar 12 adet yol ihalesi yapacak olmasıyla ilgili Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum‘un yanıtlaması istemiyle yazılı soru önergesi veren CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, soru önergesini yeniledi.

CHP’li Bekaroğlu, Bakanın önergeye verdiği cevapta, il müdürlüklerine “Mahkeme kararlarına uygun işlem tesis etmeleri” yönünde verdiği talimatı da hatırlattı ve Rize Valiliği ile İl Özel İdaresi‘nin yargı kararlarını uygulamadığı gibi Bakanın talimatını da dinlemediğini belirtti.

Aralık 2020’de hazırlanan 2020-2024 Stratejik Planı’nda yer alan yatırım programında Yeşil Yol ısrarını sürdüren Rize İl Özel İdaresi ile Valilik, mahkeme kararlarını uygulamadığı gibi Çevre ve Şehircilik Bakanı’nın “Mahkeme kararlarını uygulayın” şeklindeki talimatını da dinlemedi.

‘Bölge halkı yetkililere güvenini yitirdi’

Mehmet Bekaroğlu, bölge halkının mahkeme kararlarını uygulamayan yetkililere güvenini yitirdiğini, mahkeme kararlarının da artık bir etkisinin olmadığı hissine kapıldığını vurguladı ve şunları dile getirdi:

Yeşil Yol kapsamında bulunan, yaylaları tahrip eden yol inşaatları mahkeme kararlarına ve Bakan’ın ‘Mahkeme kararlarına uyulması’ talimatına rağmen devam etmektedir.

Yeşil Yol projesinin uygulayıcı kuruluşu olan Doğu Karadeniz Projesi Bölge Kalkınma İdaresi Başkanlığı’nın (DOKAP) 2021-2023 Eylem Planı Belgesi’nde yaylalarda yeni yol inşaatlarından söz edilmiyor olsa da Rize İl Özel İdaresi’nin Aralık 2020’de hazırlamış olduğu 2020-2024 Stratejik Planı’nda ‘Turizm Yolları ve Yeşil Yolların Yapımı’ başlığı altında 2025 yılına kadar 12 adet yol ihalesi yapılacağı belirtilmektedir.”

Bakana yöneltilen sorular

CHP İstanbul Milletvekili Mehmet Bekaroğlu, Çevre ve Şehircilik Bakanı Murat Kurum’un yanıtlaması istemiyle şu soruları yöneltti:

  1. Rize İl Özel İdaresi, Stratejik Belgede belirtildiği gibi yeşil yol kapsamında yeni yol ihaleleri yapacak mıdır?
  2. Yargının iptal ve yürütmeyi durdurma kararlarına rağmen Rize İl Özel İdaresi’nin yeşil yol ısrarının nedeni nedir?
  3. Bakan olarak mahkeme kararlarının uygulanması yönünde verdiğiniz talimatı Rize İl Özel İdaresi’nin yerine getirmeme sebebi nedir?
  4. Rize Valiliği ile İl Özel İdaresi; Türkiye Cumhuriyeti Hükümetinin, Anayasasının, Yasalarının ve Yargısının üzerinde yahut dışında mıdır?
  5. Mahkeme kararlarını uyarınıza rağmen uygulamayan Rize İl Özel İdaresi ve Rize Valiliği hakkında soruşturma açacak mısınız?