Ana Sayfa Blog Sayfa 1606

Amazonlar şimdiden sera gazı kaynağı haline gelmiş olabilir

*Dharna Noor’un Gizmoda için kaleme aldığı makale Yeşil Gazete tarafından Türkçeleştirildi.

Tarihsel olarak Amazon yağmur ormanları, her yıl atmosferden milyarlarca ton karbonu yakalayarak gezegenin en önemli karbon tutma kaynaklarından biri oldu.

Bilim insanları ise onlarca yıldır Amazon’daki ormansızlaşma sebebiyle bölgenin bir sera gazı kaynağı haline gelebileceği uyarısında bulunuyordu. Yapılan yeni bir araştırma bu korkutucu senaryonun çoktan başladığını ortaya koydu.

Tüm sera gazları incelendi

Frontiers in Forests and Global Change dergisinde perşembe günü yayınlanan çığır açan çalışma, Amazon yağmur ormanlarının en az nefes aldığı kadar sera gazı saldığını öne sürüyor.

Kuzey ve Güney Amerika‘dan 30’dan fazla araştırmacı tarafından yapılan analiz, gezegeni ısıtan tüm gazların kümülatif döngüsünü ortaya koymasıyla bir ilk özelliği taşıyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Karbondioksit ile sınırlı değil

Amazon Havzası’ndaki iklim araştırmasının şimdiye kadar yağmur ormanlarının karbon döngüsüne odaklandığını belirten araştırmacılar, bu çalışmaların ağaçların karbon depolarken atmosferdeki karbondioksiti oksijene dönüştürmelerine ve ateşe verildiklerinde karbonu nasıl serbest bıraktıklarına yer verdiğini söylüyor.

Çalışmada “Ancak eksik olan, diğer önemli biyofiziksel iklim geri bildirimlerinin daha kapsamlı bir değerlendirmesi” ifadeleri yer alıyor.

Metan ve nitröz oksit kaynağı

Her ne kadar terimler birbirlerinin yerine kullanılsa da karbon, biyolojik çeşitliliğe sahip 5,2 milyon kilometrekarelik yağmur ormanında bulunan birçok sera gazından yalnızca birisi.

Son yıllarda araştırmacılar özellikle tropikal sulak alanlardaki ağaçların büyük miktarda kısa vadede karbondan 80 kat daha güçlü bir sera gazı olan metan yaydığını keşfetti. Ormanı çevreleyen rezervuarlar da bir başka metan emisyonu kaynağı.

Toprak ise başka tehlikeli bir sera gazı olan nitröz oksidi tutuyor. Ancak ağaç kesimi ve iklim değişikliği nedeniyle yaşanan bozulmalarda daha fazlası serbest kalıyor.

Fotoğraf: Shutterstock

Ormansızlaştırma hızlandırıyor

Ek olarak çiftçiler, sığır çiftliğine yer açmak için orman yangınları başlattıklarında, sadece karbondioksit değil, aynı zamanda gezegeni ısıtabilecek bir tür partikül madde olan siyah karbon da salıyorlar.

Smithsonian Çevresel Araştırma Merkezi araştırma müdür yardımcısı Patrick Megonigal National Geographic’e yaptığı açıklamada, yazarların yaptığı en önemli şeyin odaklarını karbondioksitin ötesine taşımak olduğunu söyledi.

Ekip, Amazon yağmur ormanlarının iklim üzerindeki etkisine dair bugüne kadarki en kapsamlı değerlendirmeyi geliştirerek, bu sayısız süreç üzerinde daha önce yapılmış düzinelerce çalışmayı inceledi. Sonucunda ormanların Dünya’nın akciğerlerini oluşturduğuna dair klişelere rağmen, emdiğinden daha fazla sera gazı ürettiğini buldular.

İklim krizi etkisi

Amazon’un devam eden yıkımı ise bu eğilimi daha da hızlandırıyor. Ormansızlaşma, ormanın karbon emme kabiliyetini zayıflatıyor ve aynı zamanda toprağı daha da sağlıksız hale getirerek daha fazla azot oksit salmasına neden oluyor. Ve ormansızlaşmanın arkasındaki endüstrilerin çoğunun yol açtığı iklim krizi, bölgedeki ısınmayı artırıyor ve bu etkiyi güçlendiriyor.

Araştırmacılar bütün bunların gezegenin sera gazı dengesinin daha fazla bozulmasına yol açacağı uyarısında bulunuyor.

Rotayı tersine çevirmek için çok geç değil, ancak birçok açıdan yanlış yönde ilerliyoruz. Covid-19 başlayana kadar, küresel sera gazı emisyonları istikrarlı bir şekilde artıyordu. Bu da Amazon da dahil olmak üzere gezegenin daha da ısınmasına neden oluyordu.

Fotoğraf: Shutterstock

Son 12 yılın en yüksek seviyesi

Bölgesel düzeyde de işler kötüye gidiyor. Yazarların belirttiği gibi, Brezilya Devlet Başkanı Jair Bolsonaro yönetiminde, Amazon’daki ormansızlaşma oranları 12 yılın en yüksek seviyesine ulaştı. Bu değişiklikler, bölgenin biyolojik çeşitliliği ve on binlerce yıldır orada yaşayan 30 milyon yerli insan için yıkıcı oldu.

Yağmur ormanlarının iklim üzerindeki etkisindeki en büyük faktör, ilerlemeye nasıl karar verdiğimiz. İklim bilimcilerinin açıkça belirttiği gibi, iklim değişikliğiyle başa çıkmak ve gezegensel yıkımı önlemek için hâlâ bir penceremiz var. Bu, emisyonları azaltmak için küresel bir çaba gerektiriyor.

Brezilya’da ufukta bazı olumlu değişiklikler olabilir. Bu haftanın başlarında, Amazon’u görevdeyken korumak için birçok cesur reform başlatan eski Brezilya Cumhurbaşkanı Luiz Inácio Lula da Silva, yolsuzluk suçlamalarından aklandı. Yani Bolsonaro’ya başkanlığı geri almak için meydan okuyabilir.

Çorlu Tren Kazası Davası 7 Eylül’e ertelendi

Çorlu‘da 2018 yılında meydana gelen ve 25 kişinin hayatını kaybettiği, 340 kişinin ise yaralandığı tren kazası davasının 7. duruşması bugün Çorlu Halk Eğitim Merkezi‘nde görüldü.

Kazada yaralanlar ve yakınlarını kaybedenler, ellerinde ölenlerin fotoğraflarıyla duruşmaya geldi.

‘Menfezler ve borular yetersiz’

7. duruşma, Çorlu 1’inci Ağır Ceza Mahkemesi‘nin talebi üzerine bilirkişi olarak atanan Prof. Dr. Hüseyin Yıldırım, Doç. Dr. Hüseyin Onur Tezcan, Dr. Öğretim Üyesi İbrahim Kocabaş, Dr. Öğretim Üyesi İlker Üstoğlu, Araştırma Görevlileri Dr. Haluk Yılmaz ve Dr. Mehmet Ufuk Turan tarafından hazırlanan ek raporun okunmasıyla başladı. Raporda şu ifadelere yer verildi:

Kaza mahallindeki menfezlerin ve boru geçişlerin kapasiteleri, havza debileri için yetersizdir. Ayrıca boru geçişlerin girişleri toprak altında kaldığından çalışmadıkları tespit edilmiştir. Kaza güzergahı üzerinde demiryolu hidrolik sanat yapıları ve akarsu yatak düzenlemeleri, kaza sonrası düzenlemeler dahil günümüz mühendislik hizmetine uygun değildir.

Yapılan incelemeler sonucu çıkan bulgular, demiryolu alt yapısının uygun olduğunu, kazanın meydana gelmesinde alt yapı ile ilgili bir etkinin söz konusu olmadığını göstermektedir. Kazanın meydana geldiği Uzunköprü-Halkalı hattında yapılan incelemeler sonunda yolun alt yapısına ve üst yapısına uygun olduğu ve seyir güvenliğini olumsuz yönde etkilemediği kanaatine varılmıştır.”

Duruşma ertelendi

Müştekiler ve müşteki avukatları son bilirkişi raporunun tespitlerine dayanarak dönemin Türkiye Cumhuriyeti Devlet Demiryolları (TCDD) Genel Müdürü ve Ulaştırma Bakanı’nın yargılanmasını istedi.

Sanık avukatları ise bilirkişi raporunda bahsedilen kusurların giderilmesinin müvekkilinin sorumluluğunda ve görev tanımı içinde olmadığını iddia edip TCDD’nin birçok başvuruya cevap vermediğini, gerçekleri gizlediğini söyledi.

Mahkeme heyeti, ailelerle avukatların isteği üzerine savcılığın ek iddianameyi geliştirmesini talep etti. Duruşma, 7 Eylül 2021’e ertelendi.

‘Adalet yerini bulsun’

Duruşma öncesinde Santral Durağı‘nda aileler bir araya geldi. Aileler ve konunun takipçileri pankart açıp duruşmanın yapılacağı salona yürüdü.

Mahkeme salonu önünde açıklama yapan aileler, sorumluların hak ettikleri cezayı almalarını istedi.

Kızı Bihter Bilgin, kız kardeşleri Emel Duman ve Derya Kurtuluş‘u kaybeden Zehra Bilgin, duruşma öncesi yaptığı konuşmada şunları dile getirdi:

Yeni çıkan bilirkişi raporunda suçlu TCDD olarak gösterilmiştir. Bugün burada bize adaleti verecek olan insanların bunu görmesini temenni ediyorum. Bir mucize olsun, adalet bizi bulsun.”

Üzerine TOKİ inşaatı yapılacak Ermeni Mezarlığı’na milletvekili Garo Paylan ve TMMOB heyeti sokulmadı

Ankara Ulus‘ta Ermeni Mezarlığı üzerine TOKİ inşaatı yapılmasını yerinde incelemek isteyen HDP Diyarbakır Milletvekili Garo Paylan, Türk Mühendis ve Mimar Odaları Birliği (TMMOB) Ankara Şube Başkanı Tezcan Karakuş ile beraberindeki heyete polis izin vermedi.  

Üzerine beton dökülen mezarların bulunduğu Hergele Meydanı‘ndaki çalışmaları incelemek isteyen ancak engellenen Paylan, “Ölülerin üzerine beton dökmeyi hangi vicdanlı Müslümanın vicdanı kabul ediyor?” dedi. 

Polisin izin vermediği, sonrasında inşaat iznini ilişkin belgelerin gösterildiği heyetle birlikte açıklama yapan HDP’li vekil şu ifadeleri kullandı:

“Burada yaşayan Ermeni halkı, ölülerini dualarla defnedip, mezar taşları diktiler. O ölülerin mezar taşları yıkılmıştı. Şimdi de o ölülerin mezarları üzerine beton dökülüyor. Bunu hangi vicdan kabul ediyor? Bunu elbette Hristiyan vicdanı kabul etmez, vicdanımız sızlıyor. Peki, ölülerin üzerine beton dökmeyi bu topraklarda çoğunluğu oluşturan Müslümanların vicdanı kabul ediyor mu?” 

İnşaat sırasında bulunan insan kemikleri.

Paylan şöyle devam etti: 

“Ankara bu bölgede kuruldu ve Ankara’nın halkları; Ermeniler, Rumlar, Türkler bu bölgede bir arada yaşadılar.  Burada medeniyet ürettiler ve burada öldüler, ölülerini buraya gömdüler. Bu mekân Ermenilerin mezarlığıydı. Burada yaşayan Ermeniler, bu topraklardan sürüldüler. Dirilere saygı gösterilmedi. Ama geride kalan ölülere de saygı gösterilmedi.

Ölülerin üzerine beton dökeceksiniz, sonra buradaki esnafın dükkanlarını yıkacaksınız; o esnafı buradaki mezarlığın üzerinde dükkân yapıp, ticaret yaptıracaksınız. Buradaki esnafın bunu asla kabul etmeyeceğini biliyorum ama kamu vicdanı bunu kabul ediyor mu? Bu ülkenin vicdanı bunu kabul ediyor mu, göreceğiz.”

‘Kaçak inşaat’ 

İnşaatın kaçak olduğunu belirten Paylan şöyle devam etti:

Mimarlar Odası Başkanımız ve yöneticileri kamu adına buradaki kaçak inşaatın denetimini yapacaklardı ama denetim yapmamız engellendi. Kapısında ne olduğu belli olmayan etrafı çerçevelenmiş bir alan var. Kapısında tabela bile yok, ruhsatı bile yok. Kaçak bir inşaat var burada ve bizim denetimimiz engelleniyor. . 

Bu kaçak inşaata ve kamu vicdanını yaralayan; Ermeni halkının mezarlarının olduğu alana beton dökülmesinin bir an önce durdurulmasını talep ediyorum. Ülkenin yürütmesi, yargısı, meclisi ve sivil toplumu ve en önemlisi Ankara halkı Ermeni mezarlarının üzerine beton dökülmesine dur demelidir. Ankara halkı bu saygısızlığı hak etmiyor.

Önerge de vermişti: Neden durdurmuyorsunuz?

HDP Eş Başkan Yardımcısı Paylan, daha önce de Çevre ve Şehircilik Bakanlığı’nın yanıtlaması istemiyle , TOKİ inşaatında Ermeni Katolik mezarlığının olduğu bölgede insan kemiklerinin bulunması üzerine önerge vermişti. Paylan önergede şunları kaydetmişti:

  • Ermeni mezarlığı üzerine yapılan TOKİ inşaatı neden durdurulmamaktadır?
  • TOKİ’nin Ankara’nın kültürel varlıkları ve kent hafızasını yok ettiğinin farkında mısınız?
  • Anadolu Ermenilerinin kemikleri ve kültürel varlığı üzerine neden beton döküyorsunuz?”

Hava kirliliğinde Türkiye 46’ncı sıraya geriledi

İsviçre merkezli hava kalitesi teknolojisi şirketi IQAir, 2020 Dünya Hava Kirliliği istatistiklerini yayınladı. 106 ülkenin incelendiği raporda Türkiye 46’ıncı sırada yer aldı. Bir önceki sene 43’üncü sırada yer alıyordu.

Metreküp başına düşen ince parçacıklı madde (PM 2,5) yoğunluğu ölçümlerine dayanan verilerde Türkiye’de metreküp başına düşen ortalama PM2,5 yoğunluğu 18,7 olarak verildi.

Hava kirliliğinin en yoğun olduğu kent ise metreküp başına 36 PM2,5 değeriyle Çorum oldu. Çorum’u Erzurum ve Düzce illeri takip etti.

En fazla kirlilik Bangladeş’te

Dünyada metreküp başına PM2,5 yoğunluğunun en fazla olduğu ülke 77.1 değeriyle Bangladeş olarak belirtildi. İkinci ülke Pakistan olurken hemen arkasından Hindistan yer aldı.

Hava kirliliğinin en az olduğu bölgeler ise sırasıyla Porto Riko, Yeni Kaledonya ve ABD Virjin Adaları oldu.

Havada koronavirüs etkisi

IQAir tarafından yapılan açıklamada “Covid-19’un yayılmasını azaltmak için dünya çapında alınan dramatik önlemlerle tanımlanan bir yılda IQAir, sessiz bir katil olan hava kirliliği konusunda farkındalığı artırmak için 2020 Dünya Hava Kalitesi Raporu’nu yayınladı” denildi.

Raporda koronavirüs salgını sırasında sanayi ve ulaşım kaynaklı emisyonların azalması nedeniyle ölçüm yapılan ülkelerin yüzde 84’ünde ve kentlerin yüzde 65’inde hava kalitesinin 2019’a göre arttığı belirtildi.

Artış ve azalış gösterenler

Raporda geçtiğimiz yıla göre hava kalitesinde düşüş ve yükseliş yaşayan ülkelere de yer verildi. Buna göre PM 2,5 değerlerinde Singapur yüzde 25, Pekin yüzde 23, Bangkok yüzde 20 iyileşme gösterdi.

Değerler, São Paulo’da yüzde 5, Los Angeles’ta yüzde 1, Melbourne şehrinde ise gene yüzde 1 artış gösterdi. Raporda bu artışın en büyük sebebi olarak orman yangınları gösterildi.

 

 

Selahattin Demirtaş Davası: Mahkeme heyeti, AİHM’in Demirtaş kararının Türkçe tercümesini istedi

Edirne Cezaevi‘nde tutuklu bulunan HDP‘nin eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş‘ın Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi‘nin (AİHM) “Derhal serbest bırakılmalı” kararı sonrası ilk duruşması bugün görüldü.

Tutuksuz yargılandığı ana davası Ankara 19’uncu Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülmeye başlanan Demirtaş, duruşmaya Ses ve Görüntü Bilişim Sistemi (SEGBİS) ile bağlandı.

Duruşmayı HDP milletvekilleri Serpil Kemalbay, Saruhan Oluç, Kemal Pekgöz, Hüseyin Kaçmaz, Züleyha Gülüm, Mahmut Toğrul, HDP PM Üyesi Doğan Erbaş ve parti yöneticileri de takip etti.

‘AİHM’in kararı yokmuş gibi davranıyorsunuz’

Duruşmada kimlik tespitinin ardından mahkeme başkanı, dava konusu fezlekeleri okudu. Bunun üzerine Demirtaş’ın avukatı Mahsuni Karaman söz aldı. Karaman, AİHM’in Demirtaş ile ilgili 22 Aralık 2020 yılında verdiği “Derhal serbest bırakılsın” kararını hatırlattı ve şu ifadeleri kullandı:

Uzun uzun Van, Ankara’nın dosyalarını okuyorsunuz. AİHM’nin kararı yokmuş gibi davranıyorsunuz. AİHM kararını dikkate almadan duruşmaya devam edeceğiniz anlaşılıyor. Ancak ben sizden AİHM’nin kararını da zapta geçirmenizi beklerdim ama siz fezlekeleri okuyorsunuz hiçbir şey olmamış gibi.”

Mahkeme başkanı ise “Taleplerinizi daha sonra iletirsiniz” dedi ve fezlekeleri okumaya devam etti.

‘Dünya tarihine geçersiniz’

Medyascope‘tan Özgür Özdemir‘in haberine göre, Selahattin Demirtaş duruşmada şunları söyledi:

Bu yargılamada Anayasa değil seçim kanunu uygulayalım. Siz desteklediğiniz partilerin iktidara gelmesi için aleni siyasi faaliyet yürütüyorsunuz. Sistemin değişmesine yardımcı oldunuz. Tek adam diktatörlüğünün kurulmasına yardımcı oldunuz. Biz Anayasa’yı ve AİHM kararını tanımıyoruz, takmıyoruz’ diyorsunuz. Siyasi sözcüleriniz Erdoğan, Bahçeli ve Soylu söylüyor, siz de bunun gereğini yapıyorsunuz.

İktidar uğruna kendinizi feda etmeyin. İktidar bu seçimde yüzde 99 değişecek. Mecliste yargı komisyonuna çağrılacaksınız. Hakkınızdaki dosyalarımızı sonraki parlamento size soracak. And olsun, hukuk önünde bana yaptığınız her şeyin hesabını soracağım. Size durumumuzu anlatayım. Siz üç hakim ve bizler Ankara’da Atakule’nin altında oturmuş ve ‘Atakule var mıdır yok mudur’ tartışması yapıyoruz.

Bizi aptal yerine koymanıza izin vermeyiz. Atakule vardır. ‘Bugünkü siyasi atmosferde bu yargılamayı bağımsız sürdürme imkanımız yok. Dolayısıyla bu yargılamayı seçimlere kadar durduruyoruz, Temmuz 2023’e duruşma günü veriyoruz’ dersiniz. Dünya tarihine geçersiniz.”

‘Mehmet Uçum hukuk cahili bir adam’

Demirtaş, ‘AİHM kararı bağlacı değil’ diyen Mehmet Uçum‘u da eleştirdi ve şöyle dedi:

Mehmet Uçum diye hukuk fakültesi mezunu bir arkadaş var, ‘AİHM kararı bağlayıcı değil’ diyor. Tanıyorum Mehmet’i, hukuk cahili bir adam. Saray’dan size talimat yağıyor, siz talimat doğrultusunda karar alıyorsunuz. Ben olsam utanırım.

Hiçbir talebimizi kabul etmeyip AİHM ve AYM kararlarını uygulamayacaksanız dosyayı savcıya verin, akşama doğru kararı verelim. Siz de yorulmayın. Seçime iki sene kaldı, kapı kapı dolaşıp iktidar için oy toplayın. İktidar kaybedecek, ülke düzelecek ama bazıları hukuk önünde hesap verecek. 142 yıl mı ceza verecekseniz? 141 yıl verirseniz hatırım kalır.”

‘Burada daha iyi bir seçim kanunu uygularsınız’

Selahattin Demirtaş, Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyasının da bu dosyayla birleştirilmesini aksi takdirde reddi hakim talebinde bulunacağını söyledi:

Dosyayı erteleyip Bahçeli’ye de selam çakın bakalım, o sizin selamınızı alacak mı? Dokunulmazlıkların kaldırılması Anayasaya aykırı olduğu için AİHM kararında da bu durum tespit edildiğinden bu maddenin iptali için AYM’ye başvurmanızı istiyorum. Eğer umursamıyor ve seçime kitlenmiş durumdaysanız size fırsat vereyim. Ankara 22. Ağır Ceza Mahkemesi’ndeki dosyamı da bu davayla birleştirin. Burada daha iyi bir seçim kanunu uygularsınız. Bunları da yapmazsanız ‘reddi hakim’ talebinde bulunuyorum.”

Demirtaş’ın taleplerinin alınmasının ardından mahkeme heyeti duruşmaya ara verdi.

‘AİHM kararını okusaydınız istifa ederdiniz’

Duruşmanın devamında Selahattin Demirtaş’ın avukatlarından Ramazan Demir şunları söyledi:

Israrla AİHM kararı yokmuş gibi davranıyorsunuz ama dünya döndükçe o karar orada olacak. Mahkemenizin son beş yıldır aracısı olduğu suçları görecekler. AİHM kararını okusaydınız, istifa ederdiniz.”

‘Bu yargılama faaliyetine katılmayacağız’

Avukat Mahsuni Karaman’ın mahkemedeki beyanlarının bir kısmı şöyle:

Size bu kararları aldırıyorlar ama hiçbir zaman bunu açıktan bunu kabul etmiyorlar. Doğrudan talimat aldınız, bu talimatların hepsini biliyoruz. Size talimat getirenler içinden bize de haber getirenler var.

Bu yargılama faaliyetine katılmayacağız. Bunu karara bağlamanız gerekiyor. Duruşmayı şu an bitirin. Adalet Bakanlığı’ndan AİHM kararını isteyin. İhlal tespitine ve mahkemenin bunu gidermesine karar verin.”

Demirtaş’ın avukatlarının, “AİHM’in Demirtaş hakkındaki ihlal kararı dosyaya girmediği sürece yargılama faaliyetlerine katılmayacaklarını” açıklamalarının ardından ise mahkeme heyeti duruşmaya bir süre ara verdi.

AİHM’in kararının Türkçe tercümesi istendi

Aranın ardından mahkeme heyeti, Adalet Bakanlığı’ndan AİHM’in Selahattin Demirtaş kararının Türkçe tercümesinin istenmesi kararına vardı.

Heyet, reddi hakim taleplerini görüşmek üzere duruşmayı 14 Nisan’a erteledi.

‘Sonun Özgecan gibi olacak’ tehdidine indirimli hapis ve tahliye

Sosyal medyada H.K. adlı kadını “Sonun Özgecan gibi olacak” diyerek tehdit eden Samir Balakıshıyev,  “silahla tehdit” suçundan bir yıl üç ay hapis cezasına çarptırıldı, tahliyesine karar verildi.

Balakıshıyev, Tiktok adlı sosyal medya uygulamasında canlı yayın yaparken H.K. hakkında “Onu bulup yakacağım. Özgecan Aslan gibi olacak sonu” demişti. Bu sözleri söylerken elinde kılıç bulunan Azerbaycanlı Balakıshıyev, beş yıla kadar hapis istemiyle hâkim karşısına çıktı.

İstanbul 39. Asliye Ceza Mahkemesi’ndeki duruşmada savunmasında özür dileyen tutuklu sanık Balakıshıyev, şöyle konuştu: “13 Şubat’ta Tiktok’tan canlı yayın yaparken, ‘Esmer’ isimli bir kişi konuk oldu. Onunla anlaşmalı kurgu düzenledik. İnsanların ilgisini çekip, izleyici kitlesine sahip olmak istedim. Bu sırada canlı yayına Hacer isimli kadın konuk oldu. İstem dışı, anneme hakaret ettiğini duydum. Annemi trafik kazasında kaybetmiştim. Bunun üzerine kendisine şov ve korkutma amaçlı birtakım sözler söyledim.  Bu sözleri söylerken elimde sahte bir kılıç vardı.” 

“Babam kızdı, özür dilerim’

Balakıshıyev, sözkonusu yayından sonra babasının kendisine kızdığını ve kadınla canlı yayın yaparak ondan özür dilediğini söyledi, beraatini talep etti. 

Savcı mütalaasında sanığın sözleriyle “tehdit” suçunu, silahın korkutucu gücü ile işlediğinin anlaşıldığını belirtti ve Balakıshıyev’in ‘silahla tehdit’ suçundan iki ila beş yıl arasında hapisle cezalandırılmasını istedi. Mütalaanın ardından H.K. Şikayetçi olmadığını söyledi. Duruşma sonunda sanık ‘silahla tehdit’ suçundan iki yıl hapse mahkûm edildi. Mahkeme heyeti ‘ilk haksız hareketin kimin tarafından gerçekleştirildiği anlaşılamadığı’ gerekçesiyle cezayı bir yıl üç aya indirdi, sanığın tahliyesine karar verdi.

19 yaşındaki üniversite öğrencisi Özgecan Aslan, 11 Şubat 2015’te Mersin‘in Tarsus ilçesinde minibüsle evine giderken Suphi Altındöken, Fatih Gökçe ve Necmettin Altındöken isimli erkekler tarafından işkence edilerek öldürülmüştü. 

 

‘Fransa’da ortaya çıkan yeni Covid-19 varyantı PCR testlerinde tespit edilemiyor’

Fransa‘nın Bretagne bölgesinde ortaya çıkan yeni tip koronavirüs varyantının PCR testinde tespit edilemediği açıklandı. Fransız Bölgesel Sağlık Müdürlüğü, yeni mutasyonun sekiz kişide ortaya çıktığını duyurdu. 

Yapılan PCR testlerinde, virüsün tespit edilemediğini belirten yetkililer, buna karşın yapılan ilk araştırmalar sonrası söz konusu varyantın orijinal virüsten daha bulaşıcı veya öldürücü olmadığını kaydetti. 

Sağlık Genel Müdürlüğü, söz konusu sekiz kişinin Covid-19 enfeksiyonunu düşündüren tipik semptomlar gösterdiğini ancak nazofaringeal örneklerde RT-PCR testlerin sonucunun negatif çıktığını; seroloji veya derin solunum örneklerinde ise PCR testlerin pozitif çıktığını ifade etti.

Bu durumda burundan yapılan klasik PCR testleri, yeni varyantı tespit edemiyor. 

Birleşik Krallık varyantı da yayılıyor

Sağlık Genel Müdürlüğü, doktorlara gönderdiği yazıda, “bu varyantın alt tanıya yol açan virolojik testler tarafından tanınmamasına neden olup olmayacağını belirlemek için çalışmalar yürütülüyor” ifadelerine yer verdi.

Fransa’da vakalar artmaya devam ederken, Başbakan Jean Castex geçen hafta, Birleşik Krallık kaynaklı Covid-19’un mutasyonlu türünün vakaların yüzde 60’ını oluşturduğunu ifade etmişti.

Tehlikeli varyantlar çoğalıyor

Sars-Cov-2 virüsü, geçen yıl ortaya çıktığından beri çok sayıda mutasyon geliştirdi. Bunlar arasında en tehlikeleri ise Birleşik Krallık, Brezilya ve Güney Afrika varyantları. 

Birleşik Krallık’ta geçen eylülde tespit edilen varyantın orijinal virüsten yaklaşık yüzde 50 daha bulaşıcı olduğu düşünülüyor. İngiliz varyantı, Türkiye‘de de yaygın olarak görülüyor. 

İlk olarak ocak ayında Brezilya Amazonlarını ziyaret eden bir Japon gezginde tespit edilen Brezilya varyantının da orijinalinden daha bulaşıcı olduğuna ve dünya çapında yayıldığına dikkat çekiliyor. Mevcut koronavirüs aşılarının bu varyanta karşı etkili olamayacağı yönünde bazı endişeler de bulunuyor. Ancak aşı üreticisi firmalar, İngiliz ve Brezilya varyantına karşı aşıların kolaylıkla uyarlanabileceğini söylüyor. 

Aralık 2020’de Doğu Cape eyaletinde ortaya çıkan Güney Afrika varyantının ise daha öldürücü olduğu ve bazı aşıların etki etmediği belirtiliyor. Güney Afrika hükümeti, Oxford/AstraZeneca koronavirüs aşısının kullanımını askıya alan ülkeler arasındaydı. 

AYM ‘hak ihlali’ demişti: Gazeteci Hakan Aygün’e 7.5 ay hapis cezası

Gazeteci Hakan Aygün hakkında, “Ey IBAN edenler” ifadesiyle ilgili açılan davanın karar duruşması bugün Bodrum 3. Asliye Ceza Mahkemesi‘nde yapıldı.

Savcılık, Aygün hakkında, Anayasa Mahkemesi’nin, bir ay tutuklu kalması nedeniyle hak ihlaline uğradığına karar vermesine rağmen, ceza talebinde bulundu. Mahkeme heyeti ise Aygün hakkında 7 ay 15 gün hapis cezası kararı verirken, hükmü 5 yıl süreyle erteledi.

Hakan Aygün kararın ardından T24′e konuştu: 

“Anayasa Mahkemesi kararı ve IBAN ayeti tweet’ini attığımın saptanamamasına rağmen hayatımın ilk hapis cezası olarak 7 ay 15 gün verildi, hükmün uygulanması geri bırakıldı. İtiraz yolu açık, sonu belli; AYM olmazsa AİHM’den döner.” 

Ne olmuştu?

Hakan Aygün hakkında, Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan‘ın koronavirüs salgını nedeniyle canlı yayında IBAN numarası verip bağış kampanyası başlatması sonrası Twitter hesabından “IBAN suresi ayet 1 ey IBAN edenler… Biz size ayrı bankalardan IBAN numaraları verdik ki IBAN edesiniz diye, hiç şüphesiz ki ahiret gününde IBAN edenle IBAN etmeyenler ayrılacaktır!” paylaşımı yaptığı gerekçesiyle soruşturma açılmıştı.

2 Nisan’da gözaltına alınan Hakan Aygün, 31 Mart 2020’de tutuklandı. “Halkı kin ve düşmanlığa alenen tahrik” ve “halkın bir kesiminin benimsediği dini değerleri alenen aşağılama” ile suçlanan Aygün, 6 Mayıs 2020’de görülen ilk duruşmada tahliye edildi.

Dava sürecinde başvurduğu Anayasa Mahkemesi, 1 ayı aşkın süre tutuklu kalan Aygün için “hak ihlali” kararı verdi. 12 Ocak 2021 tarihli kararda, Aygün’ün tutuklanmasının ‘hukuki olmaması nedeniyle kişi hürriyeti ve güvenliği hakkının’ ihlal edildiğine hükmetti.

Aygün’e 40 bin lira manevi tazminat ödenmesi gerektiğinin vurgulandığı kararda, paylaşımların kamu düzeni açısından ne şekilde somut bir tehlikeye sebebiyet verdiğinin anlaşılamadığı belirtildi.

İzmir’de tarihi binaya PVC doğrama

İzmir‘in ilk saat kulesinin bulunduğu, 2’inci Abdülhamit döneminden kalma tarihi binaya kaçak PVC doğrama yaptırıldığı ortaya çıktı.

Çivi dahi çakılması yasak olan 131 yıllık tescilli binaya yedi ay önce taşınan TCDD 3’üncü Bölge Müdür Yardımcısı Cüneyt Can‘ın talebiyle balkon PVC doğrama ile kaplatılmak istendi.

İzin alınamayınca kaçak yapıldı

Cüneyt Can

ANKA’dan Mustafa Akbaş’ın haberine göre talep ilk olarak Kültür ve Tabiat Varlıklarını Koruma Kurulu’na iletildi. Gelen yanıtta koruma altındaki tescilli tarihi binada hiçbir işlem yapılamayacağı bildirildi.

Ancak koruma kurulunun itirazına rağmen, Can ve ailesinin taşınmasından 1 ay sonra, tarihi binada inşaata başlandı. Kaçak olarak yapılan inşaat için de TCDD’de çalışan müteahhit Davut Ö.’nün görevlendirildiği iddia edildi.

CHP İzmir Milletvekili Atila Sertel yaptığı açıklamada “Bu tarihi binada TCDD Müdür Yardımcısı Cüneyt Can oturuyor. Fransızlar’dan kalma tarihi bir bina burası. Yanında da saat kulesi bulunuyor. Bölge Müdür Yardımcısı lojman olarak kullanılan bu tarihi binaya taşındıktan sonra pimapen yaptırıyor. Kendi zevkine ve keyfine göre balkonunu kapatarak tarihi binaya zarar veriyor” dedi.

‘Eski haline getirin’

SİT kurulundan izin alınmadan çivi dahi çakılmaması gerektiğini hatırlatan Sertel, “Tarihi binayı komedi haline getiriyorlar. Tıpkı Bodrum Kalesi’ni Sünger Bob haline getirdikleri gibi… Bu binaya yaptıkları da aynı. Yakıştığını düşünen varsa buyursun söylesin” ifadelerini kullandı.

TCDD Genel Müdürlüğü’ne seslenen Sertel, “Bu bina size babanızdan kalmadı. Burası lojman olarak kullanılabilir, ama buraya çivi bile çakamazsınız. Böyle pimapenle kapatarak tarihi binaya zarar veremezsiniz. Tarihe, kültüre saygınız olması lazım. Bunu derhal eski haline çevirmeniz lazım” çağrısında bulundu.

Almanya’da iki eyalette Yeşiller ve SPD’den seçim başarısı

Almanya’nın Baden-Württemberg ve Rheinland-Pfalz eyaletlerinde geçen pazar günü eyalet seçimleri yapıldı. Baden-Württemberg’de Yeşiller, Rheinland-Pfalz’da ise Sosyal Demokrat Parti (SPD) sandıktan birinci çıkmayı başardı. Başbakan Angela Merkel‘in partisi Hırıstiyan Demokrat Birlik (CDU) ise Federal Meclis seçimlerine yaklaşık altı ay kala her iki eyalette de tarihinin en kötü sonuçlarını aldı.

DW Türkçe‘nin aktardığına göre, seçim sonuçlarının belli olmasının ardından gözler, koalisyon görüşmelerine çevrildi. İki eyalette de SPD, Hür Demokrat Parti (FDP) ve Yeşiller’in koalisyon hükümeti oluşturması mümkün. Bunun gerçekleşmesi halinde ikinci sırada gelen CDU, ana muhalefet rolünü üstlenecek.

Her iki eyalette de sağcı popülist AfD partisi ise bir önceki seçimlere oranla oy kaybına uğradı.

Baden-Württemberg’de Yeşiller’in zaferi

Baden-Württemberg’de Eyalet Başbakanı Winfried Kretschmann liderliğindeki Yeşiller seçimi açık ara farkla kazanırken CDU tarihteki en düşük oy oranını aldı. Resmi olmayan sonuçlara göre oy dağılımı şu şekilde:

  • Yeşiller: %32,6 (2016 yılındaki son seçimlere göre + %2,3)
  • CDU: %24,1 (- 2,3)
  • SPD: %11,0 (- 1,7)
  • FDP: %10,5 (+ 2,2)
  • AfD: %9,7 (- 5,4)

Bu beş parti dışında hiçbir parti eyalet parlamentosuna girmeyi başaramadı. Baden-Württemberg’de Yeşiller ile CDU arasındaki mevcut koalisyon hükümetinin sürmesi sayısal olarak mümkün. Ancak hükümet kurma görevini üstlenecek olan Yeşiller’in önünde SPD ve FDP ile de koalisyon kurma seçeneği bulunuyor. Kretschmann hangi ihtimali tercih ettiklerini belirtmedi, ancak CDU, SPD ve FDP ile koalisyon görüşmeleri yapacağını açıklamakla  yetindi.

Rheinland-Pfalz’da SPD’nin zaferi

Rheinland-Pfalz eyaletinde ise Eyalet Başbakanı Malu Dreyer seçimi kazanmayı başardı. CDU bu eyalette ilk kez yüzde 30 bandının altına gerileyerek tarihin en düşük sonucunu aldı. Resmi olmayan seçim sonuçları şu şekilde:

  • SPD: %35,7 (- 0,5)
  • CDU: %26,5 (- 4,1)
  • Yeşiller: %9,3 (+ 4,0)
  • AfD: %8,3 (- 4,3)
  • FDP: %5,5 (- 0,7)
  • Freie Wähler: %5,4 (+3,2)
Rheinland-Pfalz Eyalet Başbakanı Malu Dreyer (sağda) eşiyle birlikte
Rheinland-Pfalz Eyalet Başbakanı Malu Dreyer (sağda) eşiyle birlikte.

Bu partiler dışında hiçbir parti Mainz’daki eyalet parlamentosuna girmeyi başaramadı.

Rheinland-Pfalz’da SPD, Yeşiller ve FDP’den oluşan koalisyon hükümetinin devam etmesi muhtemel. Eyalet Başbakanı Dreyer seçim sonrası yaptığı açıklamada “Bu koalisyonun mükemmel olduğu ve sürmesinden memnuniyet duyacağım konusunda herhangi bir şüpheye yer bırakmadım” diye konuştu. CDU’nun eyalet başbakanı adayı Christian Baldauf ise partisinin “güçlü bir muhalefet” oluşturmak istediğini söyledi.

Almanya’nın iki eyaletinde yapılan seçimler ülkede pandemi koşullarında yapılan ilk seçimler oldu. Seçmenlerin birçoğu oyunu seçim merkezlerinde değil mektupla kullandı. Katılımın ise beş yıl önce yapılan seçimlere göre büyük oranda düştüğü gözlendi. Baden-Württemberg’de seçimlere katılım yüzde 63,7 olurken, Rheinland-Pfalz’da katılım yüzde 64,1 olarak kaydedildi.