Ana Sayfa Blog Sayfa 1580

Bakırköy Belediyesi işçileri eylemde: Sorunlarımız masada çözülsün

DİSK Genel-İş ve Bakırköy Belediyesi işçileri, yetki tespitine itiraz eden belediye yönetiminin toplu sözleşme yapmamak için süreci uzatmasına tepki gösterdi.

Bakırköy Özgürlük Meydanı’nda eylem yapan işçiler anayasal hakları olan toplu sözleşmelerinin yapılmasını ve keyfi olarak işten atılan işçilerin geri alınmasını istedi.

Yapılan açıklamada “Bakırköy halkına hizmet eden 1.100 belediye emekçisi olarak tek isteğimiz, kurallı, güvenceli ve toplu sözleşmeli çalışmaktır” denildi.

Neler yaşandı?

Belediye yönetiminin 2018 Nisan ayından bu yana sırasıyla BYUAŞ, MAKRİKÖY ve BAK-PER olmak üzere şirket değişikliğine gitmesi üzerine DİSK Genel-İş toplu sözleşme imzalanması için Çalışma Bakanlığı’ndan yetki tespiti almıştı.

Belediye ise yetki tespitine itiraz etti ve 24 Mart günü gerçekleşen mahkemede de yönetim tekrar itiraz ederek davayı uzatma yoluna gitti.

Fotoğraf: Süreyya Doğan

‘Hakkını arayanlar ücretsiz izne çıkarıldı’

Belediyenin bununla kalmadığı belirtilen açıklamada “Kısa çalışma ödeneği ile esnek çalışma, maaş düşürme, yemek parasını beş liraya indirme, hakkını arayan işçileri ücretsiz izinle işten çıkarma ve sendikadan istifa baskısı ile zorla evrak imzalatma yapılmıştır” denildi.

İşçilerin hali hazırda çalışma şartlarının zorluğu, iş kıyafetleri ve soyunma yerlerinin olmaması, iş yükü, iş güvenliği, kuralsız, güvencesiz ve toplu sözleşmesiz çalışma durumları ile ilgili büyük sorunlar yaşadığı belirtilen açıklamada son uygulamaların koşulları iyice zorlaştırdığı belirtildi.

Fotoğraf: Süreyya Doğan

Talepler dile getirildi

Açıklamada Bakırköy Belediyesi’nin İstanbul’un 39 ilçesi arasındaki en büyük 14’üncü bütçeye sahip olduğu aktarıldı. Belediyenin yaklaşık 590 milyonluk bütçesi var.

Yıllar içerisinde 120 milyon lira olan personel giderinin 90 milyonun altına düşürüldüğünü iddia eden işçiler bu duruma tepki gösterdi. İşçiler taleplerini şu şekilde sıraladı:

  • Bakırköy işçilerinin anayasal hakkı olan toplu sözleşmeleri yapılsın
  • Keyfi olarak işten attığınız işçiler geri alınsın
  • Ücretlerinde kesinti yaptığınız işçilerin ücretleri eski haline getirilsin
  • İşçiler üzerinde yapılan baskılara tehditlere son verilsin
  • Sendikalı olma hakkımıza saygı gösterilsin
  • Sorunlarımız masada çözülsün

İmamoğlu: İstanbul’u mega projeler tahrip ediyor, ‘beton kanal’a karşı duracağız

 

‘Dünyanın en önemli sorunu iklim değişikliği’

Törende konuşan İmamoğlu, dünyanın en önemli sorunun iklim değişikliği olduğunu vurgulayarak, “Bunun en önemli sebebi, insanoğlunun doğaya, çevreye ve kaynaklarımıza verdiği zarar olarak sıralayabiliriz. Bu sürecin farkına varmamız ve hep beraber çözüm bulma zorunluluğumuz var. Bunu, hiç vakit kaybetmeden yapmamız lazım” diye konuştu.

İstanbul’un son iki yılının kurak geçtiğine dikkat çeken İmamoğlu, “Yaşadığımız bu kuraklık tehlikesini, bir uyarı olarak almamız lazım. Ders çıkarıp, önümüze öyle bakmalıyız” dedi. 

‘Beton Kanal, tahribata neden olacak’

“Artık İstanbul’da doğanın, çevrenin talan edilmemesi, heba edilmemesi ve korunması gerekiyor” diyen İmamoğlu, şunları söyledi: 

İstanbul’un doğasını tehdit eden birçok şey yaşanıyor. Sonuç olarak, bir ‘Beton Kanal’ ile İstanbul’un gerçekten büyük bir tahribata sebep olacak bir sürecinin başlangıcını yapanlara karşı da mücadelemizi sürdürüyoruz. Bu, İstanbul’un ‘mega proje’ kavramının da değişmesi gerektiğini ortaya koyuyor.

Nedir İstanbul’un mega projesi? İstanbul’un mega projesi, sağlıklı, yaşanabilir bir kent var edebilmek. İnsanların doğal çevreyle buluşabilmelerini sağlayabilmek. Çocuklarımızın ve gençlerimizin hayata umutla bakabildikleri bir şehir var edebilmektir esas mega proje. Bunun unsurlarını yerine getirmektir.” 

‘Mega projeler İstanbul’u tehdit ediyor’ 

Bunun uzun soluklu bir mücadele olacağının altını çizen İmamoğlu şu ifadeleri kullandı:

“Önümüzde varsa bazı engeller, tehditler, önümüze dikilen ‘mega proje’ adı altında İstanbul’un geleceğini tehdit edecek unsurlar; bunlara akılla, bilimle, hukukla, kanunla karşı durmak da sorumluluğumuzdur. Belki de dışarıda şövalyelerde dizili olan resimlerde, o karşı duruşu beraber görebiliriz…Büyük işler başarmalıyız, bir zihniyet değişimi var etmeliyiz. Gerçekten çocuklar ve gençler, bu konuda çok daha duyarlı geliyorlar. Onlara hazırlayacağımız iyi bir çevre, iyi bir ortam, geleceği daha teminat altına almış bir şehir ve ülke yapacaktır. 

Ülkü Ocakları ve iklim krizi raporu: Kızıl elmanın yeşile dönmesi mümkün mü?

Ülkü Ocakları Eğitim ve Kültür Vakfı “İklim Krizi ve Türkiye Raporu” isimli bir çalışma yayınladı. İklim krizinin Türkiye ve dünyadaki etkilerine değinilen raporda ulusal, yerel ve bireysel iklim eylem planı önerileri yer alıyor.

Rapor, ultra sağ-milliyetçi siyasal çizgide bulunan Ülkü Ocakları için iklim değişikliği konusunda atılmış ilk adım olma özelliği taşıyor. Peki böyle bir raporun yayınlanması ne anlama geliyor?

Kaçınılmaz olanla yüzleşme

Hollanda’da bulunan Groningen Üniversitesi’nde çevresel planlama alanında öğretim üyesi Dr. Ethemcan Turhan, Yeşil Gazete’ye yaptığı açıklamada raporu, “Kaçınılmaz olanın kaçınılmazlığıyla yüzleşiyorlar” şeklinde değerlendirdi.

1990’lı yıllardan bu yana büyüyen iklim değişikliği tartışmalarında küresel sağ siyasetin konuya iki yönden yaklaştığını belirten Turhan, “Ya meseleye ekonomist bir açıdan yaklaşarak meseleye ‘milli ekonomik çıkarlarımıza zarar verir’ diyerek baktılar ya da doğrudan iklim inkarcılığı yolunu seçtiler” dedi.

‘Argümanlarının geçerliliği kalmadı’

Ancak günümüzde iki yaklaşımın da yetersiz kaldığını söyleyen Dr. Turhan, “Argümanlarının geçerliliği kalmadığı noktada özellikle mevcut sağ popülist dalganın iklim değişikliğini kendi argümanlarına katarak gündemlerine almaya başladıklarını görüyoruz” yorumunu yaptı.

Türkiye’de Paris Anlaşması’nın onaylamayan altı ülke kalmışken “milli çıkar” argümanını kullanmanın milli çıkara zarar verdiğini gördüklerini belirten Turhan, “O yüzden kendi argümanlarıyla harmanlayarak konuyu içselleştirdiklerini görüyoruz” dedi.

Nitekim raporda da “1990’lardan bu yana benimsediğimiz katı hukuki-politik çizgiyi esneterek Paris Anlaşması’na taraf olmak milli çıkarlarımız bağlamında yeniden müzakere edilebilir” ifadeleri kullanılıyor.

‘Küresel gelişmelerden bağımsız değil’

Yayınlanan bu raporun küresel gelişmelerden bağımsız okunamayacağını öne süren Ethemcan Turhan, “Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi (UKIP) eski lideri Nigel Farage’ın bir çevre şirketine baş danışman olarak atandığını görüyoruz. Farage, Brexit’in mimarlarından ve yabancı düşmanlığını körükleyen bir isimdi” örneğini verdi.

Küresel olarak “İklim değişikliği var, bu yüzden ekonomik olarak güçlenirken göçmenlere kapımızı kapatmalıyız” şeklinde daha içe kapanmacı bir yaklaşım olduğunu belirten Turhan, Türkiye’deki gelişmelerin de bununla paralel olduğunu söyledi.

Birleşik Krallık Bağımsızlık Partisi eski lideri Nigel Farage

İklim adaleti ve milliyetçilik yan yana olur mu?

Rapor içerisinde yapılan vurgulardan bir tanesi ise iklim adaleti. İklim krizinin etkilerinin toplumun her kesimini aynı derecede etkilemediği belirtilen raporda “İklim krizinde toplumsal ve siyasal dönüşüm sağlanırken bu dönüşümün adil bir dönüşüm olması gerekmektedir. Bu noktada devlet iklim eylem planını oluştururken ‘iklim adaletini’ gözetmelidir” ifadeleri kullanılıyor.

Peki milliyetçilik ile iklim adaleti kavramları yan yana gelebilir mi? Ethemcan Turhan bu soruya şu şekilde yanıt verdi:

İklim adaleti 1990’lardan bugüne kadar enternasyonalist bir yaklaşım belirlemiş bir terim. Bu yüzden hiçbir koşul altında milliyetçilik ve iklim adaletinin uzlaşacağını düşünmüyorum.”

Kimin için iklim adaleti?

İklim adaleti tartışmasının en temelinde eşitsiz coğrafi, tarihsel gelişimle ilgili olduğunu vurgulayan Turhan, “İklim adaleti diyorsak kapitalizmden bahsetmek, toplumsal cinsiyet ayrımından, ırk ayrımından bahsetmek zorundayız. Eğer bu alandan çıkarıp ülkelerin bir araya gelip doğmamış kuşağa adil davranması gibi dar alana hapsedersek terimin içerisini boşaltma riskiyle karşı karşıya kalırız” dedi.

Ethemcan Turhan milliyetçilik ve iklim adaleti kavramlarını konuşurken şu soruların mutlaka sorulması gerektiğini söyledi:

İklim adaleti olsun evet, ama kimin için olsun? Bütün ülkeleri kapsıyor mu? Türkiye’deki Suriyeliler için de geçerli mi? Göçmenler için geçerli mi?

Kılıçdaroğlu: O zorba gidecek, İstanbul Sözleşmesi geri gelecek

CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu, partisinin grup toplantısında yaptığı konuşmada Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden Cumhurbaşkanı kararıyla çıkmasını da gündemine aldı.
 
“Bir kişiye bütün yetkilerin verildiği ülke felaket ülkesidir. Devleti yöneten kadroların asgari düzeyde kendi tarihlerini bilmesi lazım. Eğer Türkiyede TBMM Başkanı Montrö Sözleşmesi‘nin ne anlama geldiğini bilmiyorsa o koltukta oturamaz. Oturmamalıdır. Şimdi efendim ben öyle söylemedim. Bırakın onları!
 
Bir gece yarısı bir kararla TBMM’nin iradesine ipotek kondu mu konmadı mı? Kondu! İstanbul Sözleşmesi ne oldu? Meclis Başkanı’ndan bir haber var mı? TBMM’nin iradesini ipotek altına alamazsın diyor mu, diyemiyor. Neden, koltuğunu bir kişiye borçlu. Bir kişiye hizmet ediyor. AK Parti ve MHP milletvekillerinin tamamı ama tamamı TBMM’de bir kişiye hizmet ediyor. İradesini bir kişiye teslim edenler milletin vekili olamazlar. Sarayın ve milletin vekilleri ayrıdır. Biz milletin vekiliyiz. Bir daha ifade edeyim, o zorba gidecek İstanbul Sözleşmesi geri gelecek!

Cumartesi Annelerinin yargılanmasına tepki

Kinle ve öfkeyle devlet yönetilemeyeceğini kaydeden Kemal Kılıçdaroğlu, Cumartesi annelerine açılan davayı da hatırlattı:

“Cumartesi Anneleri nedir? Veya Diyarbakır’daki anneler. Kimi eşini kimi çocuğunu arıyor. Peki devletin görevi nedir? Bu annelerin taleplerini karşılamaktır. Cumartesi anneleri diyor ki oğlumu arıyorum bari mezarını gösterin. Hak arayan anneleri toplayıp yargılıyorsunuz. Hangi devlet anlayışında bu vardır. Hakkı teslim etmesi gereken devlet kişinin hakkını elinden alıyor. Neden hakkını talep ettin diye mahkemeye çıkarıyorsun… Yargıya müdahale etmenizden itibaren devletin en temel organında çürüme başlar. ”

‘ÇAYKUR’a 210 kişilik mevsimlik işçi kadrosuna 23 bin kişi başvurdu’  

Kılıçdaroğlu, ÇAYKUR’a 210 mevsimlik işçi alınması için açılan ilana 23 bin kişinin başvurduğunu belirterek, “AK Parti’ye oy veren kardeşlerime seslenmek isterim, bu tablodan memnun musunuz? Memnun olmadığınızı biliyorum. İçinizden bazılarınızın çocuklarının çok iyi yerlerde olduğunu da biliyorum; bir değil birden fazla maaş aldıklarını da biliyorum. Ama bu ülkenin evlatları hepimizin evlatlarıdır. Bu ülkenin evlatlarından bir kişi bile işsizse oturup özellikle parlamento çatısı altındakilerin oturup düşünmesi lazım. Niye evlatlarımız işsiz? ” diye sordu. 

Ekonomistler: İklim krizi için acilen harekete geçilmeli yoksa maliyetler çok yüksek olabilir

New York Üniversitesi Politika Enstitüsü tarafından yayımlanan yeni bir araştırmaya göre, dünyanın her yerinden ekonomistler iklim krizinin her yıl trilyonlarca dolar zarara mal olmasını önlemek için acil ve etkili bir biçimde harekete geçilmesi gerektiğini belirtti.

Aksi durumda ise maliyetlerin, net emisyon azaltımının maliyetlerinden çok daha yüksek olacağı kaydedildi.

Ekonomistler, yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyona ulaşmanın faydalarının, maliyetlerinden daha ağır bastığını ifade ederken, bu görüşler karar vericileri iklim konusunda bilgilendiren popüler ekonomik modellerin, iklim değişikliğinin maliyetlerini hafife aldığına dair kanıtları da destekledi.

‘Acil ve etkili bir şekilde harekete geçilmeli’

Araştırmaya, iklim değişikliği konusunda uzman 738 ekonomistin katıldı. Bu rakam, çalışmayı ekonomistler arasında iklim konusunda yapılan anketlerden şimdiye kadar gerçekleşmiş en büyük anket çalışması haline getirdi.

Anket çalışmasında yer alan bilgiler ise şöyle:

  • Ekonomistlerin yüzde 74’ü, iklim değişikliğiyle mücadele için acil ve etkili şekilde harekete geçilmesi gerektiği yargısına kesinlikle katılıyor. Bu yüzde, anketin bundan önce gerçekleştirildiği 2015 yılındaki yüzde 50 seviyesinin oldukça üzerinde.
  • Ankete katılan ekonomistlerin yüzde 89’u iklim değişikliğinin ülkeler arasındaki gelir eşitsizliğini şiddetlendireceğini belirtiyor. Ankete katılanların yüzde 70’i, ülkeler içerisindeki eşitsizliğin de gezegenin ısınmasıyla artacağını düşünüyor.
  • Ekonomistlerin üçte ikisi, yüzyılın ortasına kadar net sıfır emisyon hedefine ulaşmanın faydalarının, maliyetlerinden daha fazla olacağını dile getiriyor.
  • Ekonomistlerin yaklaşık yüzde 80’i, geçtiğimiz beş yıl içerisinde iklim değişikliğine yönelik endişelerinde artış yaşadığını bildiriyor.
  • Ankete katılan ekonomistlere göre, mevcut ısınma eğiliminin devam etmesi durumunda iklim değişikliğinden kaynaklanan ekonomik zararlar, 2025’e kadar yıllık 1,7 trilyon dolara, 2075 yılına kadar ise yaklaşık 30 trilyon dolara (öngörülen GSYİH’nin yüzde 5’ine) ulaşacak.
  • Bu bulgular, karar vericiler nezdinde dikkate alınan Dinamik Entegre İklim Ekonomi modeli (Dynamic Integrated Climate-Economy model, DICE) gibi ekonomik modellerle zıtlık gösteriyor. DICE, 2100 yılına gelindiğinde faydaların ve maliyetlerin dengelendiği 3,5°C’lik “optimal” sıcaklığa ulaşılacağını öngörüyor.

‘Dönüşüm için önemli bir fırsat penceresi’

Sürdürülebilir Ekonomi ve Finans Araştırmaları Direktörü Bengisu Özenç, iklim değişikliğiyle mücadelede atılacak adımların maliyetinin, iklim değişikliğiyle karşılaşılacak zararların maliyetinden daha düşük olacağı vurgusunun önemli olduğunu ifade etti:

İklim değişikliği ile hızlı ve etkili bir şekilde mücadele edilmesi gerektiğine ve bu yönde atılacak adımların maliyetinin iklim değişikliği nedeniyle karşılaşılacak zararların maliyetinden daha düşük olacağına ilişkin vurgu oldukça önemli.

Özellikle COVID 19 salgının ekonomik etkileri ve sonrası toparlanma politikaları göz önünde bulundurulduğunda, dönüşüm için önemli bir fırsat penceresine sahip olduğumuzu görüyoruz. İklim değişikliğini önlemeye yönelik küresel bir koordinasyon içerisinde alınması gereken önlemlerin, toparlanma politikalarının bir parçası olarak ele alınması bizi daha fazla zaman kaybetmeden sürdürülebilir bir geleceğe yakınlaştırabilecek tek yol olarak görülmelidir.”

New York Üniversitesi Politika Enstitüsü’nün ekonomi direktörü olan ve raporun yazarları arasında yer alan Peter Howard ise “Kariyerlerini ekonomilerimizi incelemeye adamış insanlar, iklim değişikliğinin maliyeti ve potansiyel yıkıcı etkileri konusunda fikir birliğinde. Bu bulgular, iklim değişikliğiyle mücadele kapsamında acilen harekete geçmenin ekonomik getirilerini net olarak gözler önüne seriyor” ifadelerini kullandı.

CDP Türkiye 11. İklim Değişikliği Sanal Konferansı yarın gerçekleşecek

Türkiye çalışmaları Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu tarafından üstlenilen ve dünyanın en büyük çevre raporlama platformu olan Carbon Disclosure Project, (CDP) Türkiye’deki şirketlerin iklim değişikliği ve su riskleri yönetimine dair analiz ve bulgularıyla birlikte 2020 liderlerini CDP Türkiye 11. İklim Değişikliği Sanal Konferansı‘nda açıklayacak.

Sanal konferans 31 Mart Çarşamba günü saat 15.00-17.30 saatlerinde gerçekleşecek.

Konferansın detayları

Konferansta, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) Başkanı Eric Usher, ana konuşmacı olarak yer alacak.

Ayrıca, 20. yılını kutlayan CDP’nin kurucusu ve YK üyesi Paul Dickinson‘un özel mesajı da paylaşılacak.

CDP Türkiye 2020 sonuçlarının açıklanmasının ardından ise “Net Sıfır Emisyona Ulaşmada Piyasaların ve Kamu Politikalarının Rolü” isimli bir panel gerçekleşecek.

Ödül töreni sırasında CDP Türkiye Liderleri ile “Bir Soru Bir Cevap” bölümünün ardından CDP Global A liderleri olan Garanti BBVA ve Tekfen konuşma yapacak.

Sanal Konferans ve Ödül Töreni programı

Açılış Konuşması
Melsa Ararat, PhD, Direktör ve Baş Araştırmacı, Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu

Ana konuşmacı

Erich Usher, Başkan, Birleşmiş Milletler Çevre Programı Finans Girişimi (UNEP FI) Başkanı

CDP İklim Değişikliği & Su Programı 2020 Türkiye Sonuçları

Mirhan Köroğlu Göğüş, Projeler Yöneticisi, CDP Türkiye, Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu

Panel: Net Sıfır Emisyona Ulaşmada Piyasaların ve Kamu Politikalarının Rolü

Alberto Carillo Pineda, Science-Based Targets Direktörü, CDP

Güven Sak, İcra Direktörü, TEPAV Global

Melsa Ararat, PHD, Direktör ve Baş Araştırmacı, Sabancı Üniversitesi Kurumsal Yönetim Forumu

CDP 2020 Sonuçları Ödül Töreni

Paul Dickinson, Kurucu ve YK Üyesi, CDP

CDP Türkiye Liderleri ile “Bir Soru Bir Cevap”

Sabri Arca, Genel Müdür Yardımcısı, Aksa Akrilik

Melikşah Utku, CEO, Albaraka Türk

Hakan Bulgurlu, CEO, Arçelik

Haluk Görgün, Yönetim Kurulu Başkanı & CEO, Aselsan

Haluk Kürkçü, CEO, Brisa

Tanzer Ergül, Yönetim Kurulu Üyesi, Eti Soda

Ali Çalışkan, CEO, Kordsa

Demir Aytaç, Sürdürülebilirlik Komitesi Başkanı, Migros

Nasuh Çetin, Genel Müdür Yardımcısı, Pegasus

Gürkan Hekimoğlu, CEO, Pınar Süt

Gamze Yalçın, Genel Müdür Yardımcısı, Türkiye İş Bankası

İbrahim Öztop, CEO, Türkiye Kalkınma ve Yatırım Bankası

Ahmet Çimenoğlu, Yönetim Kurulu Üyesi, Yapı Kredi

Konferansa katılmak için buradan kayıt yaptırabilirsiniz.

Rapor: 2020 yılında elektrik üretimindeki kömürün payında düşüş yaşandı

Elektrik üretiminin kömür yerine temiz kaynaklarla ikame edilmesini hızlandırmak amacıyla kurulan düşünce kuruluşu Ember tarafından yapılan küresel ölçekli bir araştırmaya göre, 2020 yılında elektrik üretiminde kömür payında rekor bir düşüş yaşandı.

Bu düşüşün, salgının dünya genelindeki elektrik talebindeki artışı durdurmasının yanında, rüzgar ve güneşteki artışın kömürün yerini almasıyla gerçekleştiği kaydedildi.

Fakat, bunun yanında 2015 yılından beri artan elektrik talebi temiz elektrik üretiminde yaşanan büyümeyi geride bıraktı ve fosil yakıt kullanımında artışa yol açtı. Böylece, küresel ölçekte enerji sektörünün emisyonları 2020 yılında Paris Anlaşması’nın imzalandığı 2015’e göre daha yüksekti.

‘Büyük bir dönüşüm gerçekleşmedi’

Ember’in küresel lideri Dave Jones, büyük ölçekli bir dönüşümün henüz gerçekleşmediğini kaydetti:

Elektrik talebindeki artış eğiliminin yeniden hayata geçmesi durumunda, elektrik üretiminde kömürün payının düşmesini sağlamak için dünyanın daha fazla rüzgâr ve güneş enerjisine ihtiyacı olacak. 2021’de Çin, Hindistan ve ABD’de kömür kullanımının şimdiden artmasıyla birlikte, büyük ölçekli bir dönüşümün henüz gerçekleşmediği açıkça görülüyor.”

Rüzgar ve güneş elektrik sistemine entegre ediliyor

Raporda, günümüzde küresel ölçekte üretilen elektriğin yaklaşık onda birinin güneş ve rüzgardan üretildiği belirtildi:

Rüzgar ve güneş, salgına rağmen 2020’de %15 (+314 TWh) artarak dirençli bir büyüme gösterdi. Bu artış, İngiltere’nin tüm yıl ürettiği elektrik miktarından daha fazla. Günümüzde küresel ölçekte üretilen elektriğin yaklaşık onda biri güneş ve rüzgârdan üretiliyor; bu durum aralarında Hindistan (%9), Çin (%9,5), Japonya (%10), Brezilya (%11), ABD (%12) ve Türkiye’nin (%12) de yer aldığı G20 ülkelerinde de kendini gösteriyor. Avrupa, rüzgar ve güneşin nasıl hızla inşa edilebileceğine ve elektrik sistemine entegre edilebileceğine dair güven vererek dünyaya öncülük ediyor. Rüzgar ve güneş enerjisinin payı Almanya’da %33’e ve İngiltere’de %29’a ulaşıyor.

Rüzgar ve güneş enerjisindeki büyüme, kömür enerjisini yüzde 4’lük (-346 TWh) rekor düşüşüne yol açıyor. Bununla birlikte, Uluslararası Enerji Ajansı tarafından ortaya konulan modeller, dünyanın 2050 yılına kadar net sıfır emisyon saldığı hedef kapsamında, kömürden elektrik üretiminin her yıl yüzde 14 düşmesi gerektiğini ortaya koyuyor. Elektrik talebindeki artışın yeniden hayata geçtiği durumda, kömürdeki düşüşün devamlılığı rüzgar ve güneş enerjisinde önemli ölçüde hızlanmayı gerektiriyor.”

Çin, elektrik üretiminde artış gösterdi

Ancak, Çin elektrik üretiminde önemli artış gösteren tek G20 ülkesi oldu. Çin’i kömür üretiminde takip eden dört ülke Hindistan (-%5), Amerika Birleşik Devletleri (-%20), Japonya (-%1) ve Güney Kore (-%13) ise 2020 yılında kömürün payında düşüş yaşadı.

Çin, şu anda kömürden elektrik üretiminin yarısından fazlasından (yüzde 53) sorumlu durumda.

Tüm bunlar olurken, salgının gerçekleştiği yıl elektrik sektöründen kaynaklanan emisyonlar, Paris Anlaşması‘nın imzalandığı 2015’e kıyasla halen yaklaşık yüzde 2 daha yüksek.

2015’ten bu yana ise elektrik talebi yüzde 11 arttı. Ancak bu artış, temiz elektrik üretimindeki artışı geride bıraktı. Sonuç olarak, doğal gazdan üretilen elektrik yüzde 11 artış gösterdi ve kömür üretimindeki düşüş yüzde 0,8 ile sınırlı kaldı.

‘Çin, artışı sınırlandırmakta zorlanıyor’

Ember’in kıdemli analisti Dr. Muyi Yang, yaşananları şöyle değerlendirdi:

Bazı ilerlemelere rağmen Çin, halen kömür üretimindeki artışı sınırlandırmakta zorlanıyor. Hızla artan elektrik talebi, kömür kullanımını ve emisyonları artırıyor. Talep artışının daha sürdürülebilir şekilde gerçekleşmesi, Çin’deki kömür santrallerinin özellikle de en verimsiz santralleri aşamalı olarak kapatmasını sağlamanın yanı sıra, ülkenin iklim hedeflerine ulaşması adına birçok fırsat sunuyor.”

Türkiye’yle ilgili bulgular

Raporda, Türkiye için önemli bulgular da yer aldı. Raporda yer alan bilgiler ise şöyle:

  • Kömürden elektrik üretimi art arda iki yıl düşüş gösterdi. Ancak bu 7 TWh azalmanın esas nedeni, elektrik talebindeki büyümenin son iki yılda geçici bir duraklama dönemine girmiş olmasıdır. Talep, 2020 yılında yalnızca yüzde 0,6 oranında artmıştır. 2020 yılında doğal gazdan elektrik üretiminde yaşanan artış da kömürün üretiminin daha geri planda kalmasına neden olmuştur.
  • Rüzgar ve güneş enerjisi, 2020 yılında Türkiye’deki üretimin %12’sini oluşturdu. Bu oran, dünya ortalaması olan %9,4’ün bir miktar üzerinde olmasının yanında ABD’de gerçekleşen orandan bile yüksektir. Dünyada rüzgâr ve güneş enerjisinin üretim payı, son beş yılda iki katına çıkmış iken, Türkiye yaklaşık yüzde 4’ten yüzde 12’e yükselerek etkileyici bir biçimde üç kat artış elde etmeyi başarmıştır.
  • Türkiye, 2015 yılından bu yana elektrik üretiminde kömürün payının arttığı yalnızca üç G20 ülkesinden biridir. Doğal gazın yerini, ondan daha kirli bir yakıt almaktadır. Dünya genelinde kömürden elektrik üretiminde, 2015 yılında yüzde 38’lik bir oran elde edilmişken, 2020 yılına gelindiğinde bu oran yüzde 34’e düşmüştür. Öte yandan Türkiye’de kömürün payı yüzde 29’dan yüzde 34’e yükselmiştir. Türkiye’nin kömürden elektrik üretiminin 2015 yılından 2020 yılına yüzde 39 oranında artmasıyla birlikte Türkiye, G20 ülkeleri arasında en büyük artış gösteren ikinci ülke olmuştur.

‘Türkiye’nin kömür riski son bulmuş değil’

Raporun yazarlarından Kıdemli Enerji Analisti Sarah Brown, Türkiye’nin kömürden elektrik üretiminin iki yıl boyunca bir miktar düşse de kömür riskinin son bulmadığını kaydetti:

Kömürden elektrik üretimi, üst üste iki yıl boyunca bir miktar düşüş göstermiş olsa da Türkiye’nin kömür riski son bulmuş değil. Rüzgar ve güneş enerjisi üretimindeki artış umut vadediyor.

Fakat bu artış yalnızca elektrik talebindeki sınırlı artışı karşılamaya yetecek düzeyde oldu. Türkiye’yi önümüzdeki on yıllık süre içinde, özellikle elektrik talebi arttıkça, kömürden üretimi düşürmek gibi önemli bir görev beklemektedir.”

Yeşiller Partisi’nden İklim Zirvesi öncesi hükümete çağrı: Paris Anlaşması’nı onaylayın

Yeşiller Partisi, Amerika Birleşik Devletleri ev sahipliğinde 22-23 Nisan tarihlerinde gerçekleşecek İklim Zirvesi öncesinde Türkiye hükümetine çağrıda bulundu.

ABD Başkanı Joe Biden aralarında Türkiye’nin de bulunduğu 40 ülke liderini çevrimiçi olarak düzenlenecek İklim Zirvesi’ne davet etmişti. Biden’ın koltuğa oturmasının üzerinden iki ay geçmesine rağmen Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan ile kurduğu tek diyalog ise bu oldu.

‘İlk temasın iklim krizi için olması şaşırtıcı değil’

Yeşiller Partisi tarafından yapılan açıklamada “Hükümet yeni Amerikan yönetimi ile diyalog kurmanın yollarını ararken ilk temas iklim değişikliği hakkında oldu” denildi.

İklim krizi mücadelesinin partinin temel politika alanlarından biri olduğu vurgulanan açıklamada “Dolayısıyla bu çağrı iklim değişikliğinin yıkıcı etkileri konusunda uyarılarını sürekli yineleyen bizler için şaşırtıcı değil” ifadeleri kullanıldı.

‘Türkiye hala Paris Anlaşması’nı onaylamadı’

Türkiye’nin Paris Anlaşması’nı onaylamayan altı ülkeden biri olduğu hatırlatılan açıklamada “Bu vesileyle parti programımızın ilgili bir bölümünü paylaşmak ve Paris Anlaşması’nı onaylama çağrımızı tekrarlamak istiyoruz” denildi ve şu ifadeler kullanıldı:

Yeşiller olarak, bilim insanlarının, iklim hareketinin ve genç aktivistlerin çağrılarına kulak veriyor, iklim krizini durdurmak ve etkilerini azaltmak için üzerimize düşen sorumluluğu yerine getirmeye hazır olduğumuzu ilan ediyoruz.

Sera gazı salımlarını hızla artıran Türkiye, artık uluslararası iklim anlaşmalarında istisnalar arayan bir devlet olmayacak, Paris Anlaşması’na taraf olarak sorumluluğuna sahip çıkacak ve 2050’de sıfır emisyon hedefine yönelik bir azaltım politikası belirleyecek.

‘Yeşiller olarak sesleniyoruz’

İklim değişikliğine neden olan sera gazı salımlarını radikal bir şekilde azaltacak politikalar uygulayacağız. Enerji, sanayi, ulaşım, kent, yerel yönetim, göç, sağlık, sosyal haklar, tarım ve gıda başta olmak üzere bütün politika alanlarını iklim kriziyle mücadele amacıyla uyumlu hale getireceğiz. Paris Anlaşması’nda belirtilen küresel ısınmayı 1,5 derecede sınırlama hedefine bağlı kalacağız ve 2050’ye kadar fosil yakıt kullanımını tamamen terk etme hedefi doğrultusunda, ekonomide derin bir karbonsuzlaşmayı amaçlayacağız.

Ayrıca, Akkuyu’da ilk nükleer santralin temelini atan, Kazdağları’nı maden şirketlerine satan, daha önceki felaketlerden dersini almamış ve geçerli bir iklim politikasına sahip olmayıp fosil yakıtlara bağımlı bir ülke olmanın sorumluluğunu Türkiye’nin daha fazla kaldıramayacağını biliyor ve Yeşiller olarak sesleniyoruz: İklim için #ParisiOnayla

Küresel rüzgar gücünde tüm zamanların rekoru kırıldı

Küresel Rüzgar Enerjisi Konseyi (GWEC) çalışmasına göre küresel rüzgâr enerjisi gücü geçtiğimiz yıl 93 GW artış göstererek toplamda 742,7 GW’a ulaştı. Böylece rüzgar enerjisi 2020 yılında şu ana kadarki en yüksek yıllık büyümeye ulaşmış odlu.

Yeşil Ekonomi’nin aktardığına göre kümülatif gücün 707,4 GW’lık bölümünü karasal, 35,3 GW’lık bölümünü ise kıyı ötesi rüzgâr santralleri oluşturdu.

Beş yılda 469 GW artış beklentisi

Çalışmada geçtiğimiz yılki artışın, bir önceki yılın yüzde 53 oranında üstünde olmak ile birlikte tüm zamanların en yüksek rakamı olduğunun altı da çizilirken gelecek beş yılda ise toplamda 469 GW daha artış yaşanacağı öngörüsü paylaşıldı.

Bununla birlikte 2050 yılında karbon nötr olma ve küresel ısınmayı, sanayileşme öncesine göre 2 derecenin altında tutmak için kurulum hızının gelecek 10 yılda üç kat artması gerektiğine de vurgu yapıldı.

Fotoğraf: Shutterstock

Çin liderlikteki arayı açıyor

Geçtiğimiz yıl karasal alanda devreye giren yeni güç bakımından Çin 48.940 MW ile ilk sırada gelirken, ikinci sıradaki ABD’de 16.913 MW, üçüncü sıradaki Brezilya’da 2.297 MW güç devreye girdi. Türkiye ise 1.224 MW yeni kurulu güç ile en fazla kurulum yapılan sekizinci ülke oldu.

Bu artışlar sonrası karasal rüzgâr enerjisi alanında Çin 278.324 MW kurulu güç ile lider konumunu güçlendirirken, ikinci sıradaki ABD’deki güç 122.275 MW’a, üçüncü sıradaki Almanya’da ise 55.122 MW’a ulaştı.

Kıyı ötesinde kurulu rüzgar santralleri

Kıyı ötesi alanda ise Çin 3.060 MW yeni güç ile geçtiğimiz yıl kıyılarında en fazla rüzgâr enerjisi gücünün devreye girdiği ülke oldu. İkinci sıradaki Hollanda kıyılarında 1.493 MW, üçüncü sıradaki Belçika’da ise 706 MW güç devreye girdi.

Sıralamada Birleşik Krallık 483 MW yeni güç ile dördüncü, Almanya ise 237 MW yeni güç ile beşinci sırada geldi.

Kıyı ötesi alandaki kümülatif güç bakımından ise Birleşik Krallık 10.206 MW ile ilk sıradaki konumunu sürdürürken, ikinci sıradaki Çin 9.996 MW’a, üçüncü sıradaki Almanya 7.728 MW’a, dördüncü sıradaki Hollanda 7.728 MW’a ve beşinci sıradaki Belçika 2.262 MW’a ulaştı.

Cüneyt Özdemir bir tweetini 10 bin dolara sattı

Gazeteci Cüneyt Özdemir‘in NFT (non-fungible token) ile satışa çıkardığı bir tweet 10 bin dolara satıldı. Özdemir, 26 Mart tarihinde “Bu tweet bir ‘SANAT ESERİ’dir!“ şeklinde bir tweet paylaşmış ve söz konusu tweeti NFT ile satışa çıkarmıştı.

Cüneyt Özdemir, “Türkiye’nin en pahalı twitini sattık” ifadeleriyle satışı n gerçekleştiğini duyurdu ve elde ettiği geliri Darüşşafaka‘ya bağışlayacağını söyledi.

Tweetin satışa sunulduğu internet sayfasında “@izzetpinto78” adlı bir kullanıcının tweet için 10 bin dolar değerinde Ethereum ödediği belirtiliyor.

NFT nedir?

NFT’ler tıpkı Bitcoin ve diğer kripto para birimleri gibi, blockchain (blok zinciri) teknolojisini kullanıyor ve yapılan alışverişler bu teknoloji üzerinden kayıt altına alınıyor.

Böylece hem GİF’ler, şarkılar, tweetler gibi dijital içeriklerin satılması mümkün oluyor hem de dijital eserlerin daha sonraki el değişimlerinde de ilk satıcı komisyon almaya devam edebiliyor.

Twitter’ın kurucusu Jack Dorsey tarafından atılan ve platformdaki ilk tweet olma özelliğini taşıyan gönderiyi 2,9 milyon dolara (yaklaşık 23 milyon TL)  Türkiyeli iş insanı Sina Estavi satın almıştı.