Rize İkizdere‘de bulunan İşkencedere Vadisi‘nde Cengiz İnşaat tarafından açılmak istenen taş ocağına karşı çıkan İkizdereli kadınlar çektikleri videolar ile tepkilerini dile getirdi.
Videodaki kadınlardan biri “Ben buralıyım. Burada doğdum burada büyüdüm burada yaşadım. Ancak şu anda doğamı katlediyorlar, ormanımı yok ediyorlar. Neden bize bu çileyi çektiriyorlar?” sorusunu yöneltti.
‘62 yaşındaki annem yerlerde sürüklendi’
Polisin müdahalesi sırasında annesinin yerlerde sürüklendiğini belirten başka bir kadın ise “Biber gazı attıkları zaman annem, 62 yaşındaki kadın yerlerde sürüklendi. Şu anda anneme destek olmaya geldim. O kadın yerlerde sürüklenirken ben perişan oldum. Tek isteğimiz burayı katletmemeleri” ifadelerini kullandı.
‘Müteahhit dur diyoruz sana’
Çay yetiştirdiği bölgede video çeken bir kadın ise burada yetiştirdiği ürünler ile eve ekmek götürebildiğini ancak taş ocağı yapılırsa bunu yapmasının mümkün olmadığını belirtti.
“Ne olursun müteahhit dur diyoruz sana. Başka bir yer bul. Yok etme burayı…Biz çok zor durumdayız. Suyumuz bile yok. Şişeyle su alıyoruz” ifadelerini kullandı.
‘Hatıralarım, çocuklarım var’
İkizdereli bir başka “Taş ocağı olursa her yer mahvolur. Yaşadığımız, büyüdüğümüz, nefes aldığımız yer burası. Taş ocağına hayır diyorum. Ne olursa olsun mücadeleyi bırakmayacağım. Doğa bizim doğamız. O ormanda hatıralarım var, çocuklarım var, annem var, babam var, dedelerim, atalarım babaannelerim var. Herkes ormanın içinde. Üç kuruş için heba ediyorlar” tepkisini gösterdi.
Neler yaşandı?
23 Nisan Cuma günü uygulanan sokağa çıkma yasağını fırsat bilen şirket, jandarma ve polis eşliğinde ağaç kesimlerine başlamıştı. Yasakların bitmesinin ardından kurulan barikatları aşan vatandaşlar İşkencedere Vadisi’ne inmişti.
Çalışmaları engellemeye kararlı olan halk ile kolluk kuvvetleri arasında tartışmalar yaşanmış, köylülere biber gazlı müdahale edilmiş ve sekiz kişi gözaltına alınmıştı. Gözaltına alınan kişiler ise ertesi gün serbest bırakılmıştı.
Sonraki günlerde çevre ilçe ve şehirlerden kişiler de İkizdere halkına destek olmak için bölgeye geldi. İkizdereliler gece-gündüz çalışmaların durdurulması için bölgede nöbet tutuyor.
Halkların Demokratik Partisi (HDP) eski Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş hakkında 17 Mart 2013 tarihinde İstanbul’da yapılan Newroz kutlamasındaki konuşması gerekçesiyle İstanbul 26’ncı Ağır Ceza Mahkemesi tarafından verilen 4 yıl 8 aylık ceza, Yargıtay tarafından onandı. Karar, Kobane Davası’nın ilk duruşmasının görüldüğü 26 Nisan’da verildi.
HDP Hukuk ve İnsan Hakları Komisyonundan Sorumlu Eş Genel Başkan Yardımcısı Ümit Dede, Yargıtay’ın kararına ilişkin yazılı açıklama yaptı. Cezanın hukuksuzca verildiği belirtilen açıklamada, “Yargıtay’ın tam da Kobanî Kumpas Davası’nın görülmeye başlandığı 26 Nisan tarihinde bu kararı onaylamış olması, kararın partimize ve seçilmişlerimize karşı yargı eliyle yürütülen tasfiye saldırılarının bir parçası olduğunu göstermektedir” denildi.
MA‘nın aktardığı açıklamanın devamı şöyle:
“AİHM’nin Demirtaş’ın derhal tahliye edilmesi yönündeki kararının ardından Erdoğan’ın söylediği ‘Biz de karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz’ sözünü talimat olarak kabul eden yargı kurumları, bir kez daha kendilerine verilen siyasi talimatın gereğini yerine getirmiştir. 5 yılı aşkın süredir iktidarın vesayeti altındaki yargı tarafından HDP’ye ve HDP’lilere dönük yürütülen kumpas davalarının tek bir merkezden yönetildiğini, talimatla çalışan yargı mensuplarının ve mahkemelerinin büyük bir uyum içinde çalıştığını gayet iyi biliyoruz. AİHM Büyük Dairesi’nin Demirtaş kararında da oldukça açık ve net bir biçimde açıkladığı üzere Demirtaş’a ilişkin verilen kararlar siyasidir. Taraflı ve bağımlı yargı mensupları tarafından verilen bu karar da hukuken yok hükmündedir. Yargıtay’ın onama kararını 26 Nisan’da vermesi de tesadüf değildir. HDP olarak tüm bu hukuksuzlukları, hem hukuken hem de siyaseten mücadelemizi büyütmenin vesilesi yapacağız. Bu örgütlü kötülüğe karşı kazanacağımıza inancımız tamdır.”
Sırrı Süreyya Önder beraat etmişti
İstanbul 26. Ağır Ceza Mahkemesi’nde görülen davada, ‘terör örgütünün propagandasını yapmak’ suçlamasıyla Selahattin Demirtaş’a 4 yıl 8 ay, Sırrı Süreyya Önder‘e ise 3 yıl 6 ay hapis cezası verilmişti.
Dosya İstinaf Mahkemesi‘nde iken AİHM, 20 Kasım 2018 tarihli kararında yargılamada ihlal ve Demirtaş’ın derhal serbest bırakma kararı vermiş, Cumhurbaşkanı Erdoğan aynı gün, ‘Karşı hamlemizi yapar, işi bitiririz’ demişti. Bunun üzerine 4 Aralık 2018 tarihinde, bir dosyanın İstinaf Mahkemesi’nde karar verilme süresi yaklaşık bir yıl olduğu halde, Demirtaş’ın dosyası için 40. günde karar verildi ve hakkındaki ceza onandı.
Demirtaş ve Önder ile ilgili 31 Aralık 2018 tarihinde, Anayasa Mahkemesi’ne bireysel başvurular yapıldı. Anayasa Mahkemesi, Sırrı Süreyya Önder’in başvurusunda ihlal kararı verdi, yeniden yapılan yargılamada ise Sırrı Süreyya Önder beraat etti. Demirtaş hakkındaki başvuru ise 16 Eylül 2020 tarihinde kabul edilemez bulundu.
15 Kasım 2019’da Yargıtay’a gönderilen dosya, 26 Nisan’da onaylandı.
BAFTA, (Britanya Film ve Televizyon Sanatları Akademisi) televizyon ödülleri için adaylarını açıkladığını duyurdu.
Small Axe dizisi 15 ayrı kategoride aday gösterildi. Dizi, bu alanda bir rekora imza attı ve HBO yapımı Chernobyl dizisini geride bıraktı.
Ödül töreni 6 Haziran’da
Netflix yapımı The Crown ise 10 ayrı dalda ödüle aday gösterildi.
Television Craft Ödülleri 24 Mayıs, ana kategorideki ödüller ise 6 Haziran’da tarihinde düzenlenecek törenle sahiplerine kavuşacak.
BAFTA adaylarında ana kategoriyi sadece Birleşik Krallık dizileri oluşturuyor. Adaylıklar ise şöyle listelendi:
En İyi Dizi (Drama)
Gangs of London
I Hate Suzie
Save Me Too
The Crown
En İyi Dizi (Komedi)
Ghosts
Inside No. 9
Man Like Mobeen
This Country
En İyi Mini Dizi
Adult Material
I May Destroy You
Normal People
Small Axe
En İyi Kadın Oyuncu
Billie Piper – I Hate Suzie
Daisy Edgar-Jones – Normal People
Hayley Squires – Adult Material
Jodie Comer – Killing Eve
Letitia Wright – Small Axe
Michaela Coel – I May Destroy You
En İyi Erkek Oyuncu
John Boyega – Small Axe
Josh O’Connor – The Crown
Paapa Essiedu – I May Destroy You
Paul Mescal – Normal People
Shaun Parkes – Small Axe
Waleed Zuaiter – Baghdad Central
En İyi Yardımcı Kadın Oyuncu
Helena Bonham Carter – The Crown
Leila Farzad – I Hate Suzie
Rakie Ayola – Anthony
Siena Kelly – Adult Material
Sophie Okonedo – Criminal
Weruche Opia – I May Destroy You
En İyi Yardımcı Erkek Oyuncu
Kunal Nayyar – Criminal
Malachi Kirby – Small Axe
Michael Sheen – Quiz
Michael Ward – Small Axe
Rupert Everett – Adult Material
Tobias Menzies – The Crown
En İyi Kadın Oyuncu (Komedi)
Aimee Lou Wood – Sex Education
Daisy Haggard – Breeders
Dais May Cooper – This Country
Emma Mackey – Sex Education
Gbemisola Ikumelo – Famalam
Mae Martin – Feel Good
En İyi Erkek Oyuncu (Komedi)
Charlie Cooper – This Country
Guz Khan – Man Like Mobeen
Ncuti Gatwa – Sex Education
Joseph Gilgun – Brassic
Paul Ritter – Friday Night Dinner
Reece Shearsmith – Inside No. 9
En İyi Uluslararası Dizi
Little America
Lovecraft Country
Unorthodox
Welcome to Chechnya: The Gay Purge (Storyville)
Sağlık Bakanlığı, ikinci doz Pfizer/BioNTech aşısı olacakların randevularının ertelenmesine yönelik ilk kararın iptal edildiğini duyurdu. Buna göre mevcut randevular korunacak, yeni randevular ise 6-8 hafta arasına verilecek.
Sağlık Bakanı Fahrettin Koca, dün akşam Bilim Kurulu toplantısının ardından yaptığı açıklamada, “Bugün yaptığımız Bilim Kurulu toplantısında aşıyı geliştiren Prof. Dr. Uğur Şahin hocamızın görüşünü alarak BioNTech aşısının iki dozunun uygulanması arasındaki sürenin 6- 8 hafta olarak uygulanmasına karar verilmiştir” demişti. BioNTech aşısı için ikinci randevusu olanlara gönderilen mesajlarda da, randevuların iptal edildiği belirtilerek, ikinci doz için en erken 29 Mayıs’ta randevu alınabileceği bildirildi.
Bakanlıktan bu sabah yapılan bilgilendirmede ise ikinci doz BioNTech aşısı olacakların randevularının ertelenmesine yönelik kararın iptal edildiği bildirildi. Buna göre mevcut randevular geçerliliğini koruyacak, ancak ikinci doz için yeni aşı randevuları 6 ile 8 hafta sonrasına verilecek.
Bakanlığın randevuları ertelemesi tepkilere yol açmış, hem aşı tedariki hem de iki doz arasındaki sürenin artırılması ile aşının koruyuculuğu konusunda soru işaretleri oluşmuştu.
BioNTech aşısı, İsrail‘de 1 milyon 200 bin kişi üzerinde yapılan araştırmaya göre koronavirüse karşı yüzde 94 koruma sağlıyor. Aşının ilk dozunun yapılmasından 14 ila 20 gün sonra koronavirüs semptomlarına karşı yüzde 57 etkili olduğu saptanmış. İkinci aşılamadan yedi gün sonra ise etkinlik yüzde 94’e yükseliyor.
Almanya’da süre 6 hafta
BioNTech aşısının iki dozunun arasındaki süre ise ülkeler arasında farklılık gösteriyor. İlk dozda da aşının belirli bir koruma sağlaması nedeniyle ve aşı kampanyasının daha hızlı ilerleyebilmesi için bazı Avrupa ülkeleri aşının iki dozu arasındaki süreyi uzatma kararı aldı.
Deutcshe Welle‘nin aktardığına göre, Almanya’da salgınla mücadelede yetkili Robert Koch Enstitüsü‘ne (RKI) bağlı Daimi Aşı Komisyonu (STIKO) BioNTech gibi mRNA yöntemi ile üretilen aşılarda iki doz arasındaki sürenin 6 hafta olmasını tavsiye ediyor. Daha önce aşının iki dozu arasındaki sürenin 3 ila 6 hafta arasında olmasını tavsiye eden STIKO’nun 1 Nisan’da güncellediği aşıya ilişkin tavsiyelerinde de , iki doz arasındaki sürenin 6 hafta olması ile “bireysel koruma etkisinin çok iyi olacağı ve toplum düzeyinde de aşının etkisinin daha büyük olacağı” ifade ediliyor.
Almanya’da Pazar gününe kadar tedarik edilen 29,9 milyon doz aşının, 20,1 milyon dozunu BioNTech aşısı oluşturuyor.
Fransa’da süre uzatıldı
BioNTech aşısını uygulayan ülkelerden Fransa‘da da iki doz arasındaki süre artırıldı. 14 Nisan’dan beri geçerli olan uygulamaya göre, aşının birinci dozu ile ikinci dozu arasındaki süre 4 haftadan 6 haftaya çıkartıldı. Sağlık Bakanı Olivier Veran, iki doz arasındaki sürenin uzatılmasını “Bu bize korumayı azaltmadan daha hızlı aşı yapılmasını sağlayacak” sözleriyle savundu.
Birleşik Krallık’ta 12 hafta
Aşı kampanyasında hızla ilerleme sağlamak isteyen Birleşik Krallık‘ta ise iki doz arasındaki süreyi ilk artıran ülke olmuş, bu süre ocak ayında 12 haftaya çıkarılmıştı.
Karar ülkede büyük tartışmaya yol açtı; Johnson hükümetini savunanlar aşının tek dozunun da belirli oranda koruma sağladığını söylerken, birçok bilim insanı da aşıya dair verilerin üç hafta ara üzerinden hesaplandığını ve süreyi uzatmanın bilimsel olmadığını vurguladı. İngiltere Tıp Derneği (BMA) de 12 haftalık araya karşı çıkarak sürenin en fazla altı haftaya çıkarılabileceği yönünde görüş bildirdi. Ancak, hükümetin Pfizer/BioNTech aşılarının 12 hafta arayla yapılabileceği yönündeki tavsiyesi halen yürürlükte.
ABD’de 21 gün tavsiye ediliyor
ABD‘de ise Hastalık Kontrol ve Korunma Merkezleri (CDC) iki doz arasındaki sürenin en az 21 gün olmasını tavsiye ediyor. CDC, aşının her iki dozunun da BioNTech olması gerektiğine vurgu yapıyor.
CDC’nin internet sitesinde, Pfizer-BioNTech için üç hafta, Moderna aşısı için de bir aylık bir tavsiye süresi olduğunu belirterek, “Eğer tavsiye edilen aralığa uymak mümkün değilse ve aşılamada erteleme kaçınılmazsa, Pfizer-BioNTech ve Moderna aşılarının ikinci dozu en fazla altı haftaya (42 gün) kadar yapılabilir. Şu an için, mRNA temelli Covid-19 aşılarının bu sürenin ötesindeki koruma oranı hakkında sadece sınırlı veriler var” deniliyor.
CDC’nin eski başkanı ve ABD Başkanı Joe Biden‘ın Sağlık Başdanışmanı Anthony Fauci ikinci dozların ertelenmesini riskli bulduğunu söylemişti. Daha fazla Amerikalıyı aşılamak için ikinci dozların ertelenmesinin varyantların yayılmasının önünü açabileceğini, insanları daha korumasız bırakabileceğini ve aşıya güvensizlik yaratabileceğini belirten Fauci tek dozun korumasının ne kadar sürdüğünün bilinmediğini, bilimsel verilerin erteleme kararını desteklemediğini kaydetmişti.
EMA: En fazla 42 gün ara
Avrupa İlaç Kurumu‘nun (EMA) da mevcut tavsiyesi ise Pfizer/BioNTech aşılarının iki dozunun arasında üç hafta, gerekli durumlarda en fazla 42 gün ara verilmesi yönünde.
DSÖ, 21-28 gün tavsiyesini değiştirmedi
Dünya Sağlık Örgütü’nün Stratejik Uzmanlar Grubu (SAGE), ocak ayında yaptığı açıklamada Pfizer/BioNTech aşısının klinik deneylerinde doz aralarının üç hafta (21 gün) olarak incelendiğini vurgulamış, kendi tavsiyelerinin aşının ikinci dozunun 21-28 gün içinde yapılması yönünde olduğunu açıklamıştı.
‘Sıradışı durumlarda’ daha fazla insanın bir doz aşı yaptırabilmesi için ‘en fazla altı haftaya kadar’ erteleme kararı alabileceğini belirten SAGE’in açıklamasında ‘klinik deneylerde çalışılan üç-dört haftanın ötesindeki güvenlik ve koruma oranlarına dair veri olmadığı’ vurgulanmıştı.
Türkiye: 8 hafta tartışılıyor
Türkiye’de ise Pfizer/BioNTech aşısının iki doz arasındaki uygulama süresinin 6-8 haftaya çıkarılması tartışılıyor. Hali hazırda randevusu olanlar en geç 28 gün sonra aşısını olabilecekken, henüz randevu almayanların bekleme süresi iki ayı bulacak. Tedarikte sıkıntılar yaşandığı bizzat Sağlık Bakanı tarafından açıklanmıştı.
Eldeki aşılarla daha fazla insanın aşılanabilmesi için doz aralarının uzatılması, Batı dünyasında da aylardır tartışılan bir konu.
Pfizer/BioNTech: Yüzde 95 koruma üç haftalık ara için
Pfizer ve BioNTech firmaları ise gazetecilerin sorularına verdikleri yanıtlarda, klinik deneylerde aşının üç hafta arayla etkisinin ölçüldüğünü, bu sürenin ötesindeki güvenlik ve koruma oranlarına dair ellerinde bilimsel bir veri olmadığını vurguladı. BioNTech firması, aşı için verilen yüzde 95 koruma oranının iki doz arasında üç hafta ara verilen koşullarda sağlandığını belirtti. Açıklamada, “Aşının güvenliği ve koruma oranı farklı doz araları açısından değerlendirilmemiştir” denildi.
Şahin: Üçüncü doz gerekecek
Almanya’daki Yabancı Gazeteciler Cemiyeti’nin (VAP) dün zoom üzerinden düzenlediği sohbet toplantısında açıklamalarda bulunan BioNTech firmasının kurucusu Prof. Uğur Şahin, Avrupa’da artan koronavirüs vaka sayılarına işaret ederek eldeki aşıların tümünün kullanılması çağrısı yaptı. Şahin, yaz ayları için de uyarıda bulundu.
Sohbet toplantısında üçüncü doz tartışmalarına açıklık getiren Uğur Şahin, aşılarının ilk dozdan ancak 12 gün sonra koronavirüse karşı koruma sağlamaya başladığını, maksimum koruma seviyesine ise ancak ikinci doz aşıdan 7 gün sonra ulaşıldığını anlattı: “Ancak koruma zaman içinde azalıyor. Altı ay sonra sağlanan korumanın yüzde 95’den yüzde 91’e gerilediğini görüyoruz. 8 ay sonra da antikorlar aşikar şekilde azalıyor”
Bu nedenle yüzde yüze yakın bir korumayı sağlayabilmek için üçüncü doz aşıya ihtiyaç olacağını kaydeden Şahin, “9 ay, en geç 12 ay sonra üçüncü doz aşı, korumanın gerçekten güçlendirilmesini sağlayacaktır. Kanımca daha sonra, büyük ihtimalle her yıl ya da 18 ayda bir aşı olunması gerekebilecek” dedi.
Şahin Türkiye ile ilgili sorulara şu yanıtı verdi:
“Türkiye’ye hemen, mümkün olan en çok doz aşıyı vermeyi çok isterdik. Ama bu aşıları bizim üretmemiz gerekiyor. Türkiye Sağlık Bakanı Fahrettin Koca ile haftalardır görüşüyoruz. “İlk dozları gönderdik, şimdi daha fazlasını teslim etmeyi görüşüyoruz. Ama üretim kapasitelerimizi ne oranda buna ayırabileceğimize bakmak zorundayız. Her şey yolunda giderse, Haziran’da 30 milyona yakın doz aşı göndermek istiyoruz. Temmuz ve Ağustos aylarında da ilave dozlar için görüşmeler yürütüyoruz. “
Aşı üretimi için TÜBİTAK‘la görüştüklerini belirten Şahin, üretim faaliyetlerini şimdi başlatsalar bile ancak ancak 2022’de yol almış olabileceklerini kaydetti.
Aşı teminindeki adaletsizliklere ilişkin soruyu da BioNTech CEO’su “Biz kendimize hep şu soruyu yöneltiyoruz. Biz ne yapabilir, nasıl yardım edebiliriz? Aşımıza her yerde ihtiyaç duyulduğunu biliyoruz. Bizim yapabileceğimiz üretim kapasitesini artırmaktır. Sorun lisans vermekle bitmiyor. Çünkü aşı üretimi 20 yıllık bir tecrübeye dayanıyor” diye yanıtladı.
Aşı üretmek için 30’u aşkın ortakla birlikte hareket ettiklerini, bu ağ olmasa 3 milyar dozu aşı üretemeyeceklerini anlatan Şahin, patent hakkından feragat etmenin öyle basit bir konu olmadığını, bu doğrultuda yapılan çağrıları ise “sonu düşünülmeden edilmiş sözler olarak gördüklerini” aktardı.
20 Ocak’ta başkanlık görevini devralan ABD Başkanı Joe Biden, görevdeki 100’üncü gününden bir gün önce ilk kez kongre oturumuna katıldı.
Biden’ın bu ilk konuşmasında arkasına Başkan Yardımcısı Kamala Harris ve Temsilciler Meclisi Başkanı Nancy Pelosi oturdu. Böylece ABD Başkanlık tarihinde bir ilke imza atılarak ilk kez iki koltuk da kadınlar tarafından temsil edilmiş oldu.
Biden konuşmaya, başkan yardımcısı Harris ve Pelosi‘yi selamlayarak başladı.
İki görevde de kadınlar yer alıyor
Tarihsel olarak, Başkan tarafından yapılan bir konuşmada arka koltukta Başkan yardımcısı ve Meclis sözcüsü yer alıyordu. Ancak Biden döneminde ilk kez bu iki pozisyonu da bir kadın temsil ediyor. Harris ise bu iki pozisyondan birinde olan ilk siyah kadın.
‘ABD yeniden yükseliyor’
Biden, Kongre’deki ilk konuşmasında, eğitim, çocuk bakımı ve ailelere yönelik harcama paketini, Covid-19 ile mücadelede alınan yolu ve ABD dış politikasının detaylarını anlattı.
Konuşmasında ABD’nin yeniden yükseldiği mesajını veren Biden “Amerikalılar her zaman ayağa kalkıyor. Bugün yaptığımız şey bu. Amerika yeniden yükseliyor. Korkunun yerine umudu, yalanların yerine gerçeği ve karanlığın yerine ışığı seçmek” ifadelerini kullandı.
‘Büyük Buhran’dan beri en kötü ekonomik kriz’
Biden, şu anda yüzyılın en kötü salgını ve Büyük Buhran’dan bu yana en kötü ekonomik kriz ile karşı karşıya olduklarını söyledi. Biden, “Şimdi görevdeki 100. günümde şunu ülkeme söyleyebilirim ki, Amerika yeniden hareket halinde” ifadelerini kullandı.
AA’nın aktardığına göre “Beyaz ırkçılık bir terörizmdir ve bunu görmezden gelemeyiz” diyen Biden, demokrasiye olan inancı yeniden tesis etmek için çalıştıklarını vurguladı.
Yıllar boyunca birçok başkanın bu kürsüye gelerek, savaş ilanı, barış kutlaması, yeni plan ve olanakların duyurulması gibi konularda konuştuğuna işaret eden Biden, “Bugün buraya krizden ve fırsatlardan konuşmak için geldim. Ülkemizi yeniden inşa etmek ve demokrasimizi yeniden diriltmek konusunda konuşmak için geldim” dedi.
‘Çatışma peşinde değiliz’
Çin ve Rusya ile ilişkilere de değinen Biden, niyetlerinin çatışma başlatmak olmadığını, Putin’e gerilimi yükseltmek istemediklerini ancak eylemlerin sonuçları olacağını belirttiğini kaydetti.
Dış politika konusunda da önemli sözler verdiklerini belirten Biden, “Çin de dahil tüm ülkelerin küresel ekonomide aynı kurallarla oynadığından emin olacağım. Çin Devlet Başkanı Şi ile telefon görüşmesinde kendisine de söyledim, rekabeti memnuniyetle karşılıyoruz ve çatışma peşinde değiliz.” ifadesini kullandı.
Biden, tüm dünyada Amerika’nın çıkarlarını savunmaya devam edeceklerini ifade ederek “Şi’ye Hint-Pasifik bölgesindeki güçlü askeri varlığımızın, tıpkı Avrupa’daki NATO askerleri gibi olduğunu, niyetimizin bir çatışma başlatmak değil, bir çatışmayı önlemek olduğunu bildirdim” bilgisini paylaştı.
Bir dönemin unutulmaz yapımlarından “Çakmaktaşlar“ın ekranları geri döneceği duyuruldu.
Yeniden çekilecek animasyon dizi, Çakmaktaşlar’dan 20 yıl sonrasını konu alacak.
1960-1966 yıllarında altı sezon boyunca ekranda izleyiciyle buluşan Çakmaktaşlar, ilk animasyon dizi olma ünvanını da elinde bulunduruyor.
Hikaye, Çakıl Çakmaktaş’ın etrafında şekillenecek
Play Tuşu‘nda yer alan habere göre, Bedrock‘ta babası Fred Çakmaktaş‘ın emeklilik vaktinin gelmesinden dolayı kendini kariyerine adayacak yetişkin bir kadın olma yolunda adımlar atan Çakıl Çakmaktaş‘ın ana eksende olduğu hikayelere yer verilecek.
Yetişkin bir kadın olarak izleyicinin karşısına çıkacak Çakıl Çakmaktaş’ı Elizabeth Banks seslendirecek. Banks, dizinin baş yapımcılığını da üstleniyor.
Bedrock’un senaryosunu ise deneyimli isim Lindsay Kerns kaleme alacak.
Çakmaktaşlar, 1994 ve 2000 yıllarında iki filmle beyaz perdede de yer almıştı.
Daha sonra ise dizinin izleyiciyle yeniden buluşması için girişimlerde bulunulmuş, ancak senaryonun beğenilmemesi üzerine rafa kaldırılmıştı.
Oxfam kadınların koronavirüs pandemisinden orantısız bir şekilde daha çok etkilendiğini gösteren bir rapor hazırladı. Rapora göre dünya genelinde kadınların geçen yıl toplam 800 milyar dolarlık bir gelir kaybı yaşadı.
Oxfam, kadınların gelir kaybının 98 ülkenin toplam gayri safi yurt içi hasılasından fazla olduğunun altını çizdi.
CNN’de yer alan habere göre, Uluslararası Oxfam’ın Genel Direktörü Gabriela Bucher raporla ilgili “Covid-19 pandemisi kaynaklı ekonomik çöküşün etkisi, orantısız bir biçimde daha düşük maaşlı, az güvencesiz işlerde temsil edilen kadınlar üzerinde daha büyük oldu. Hükûmetler kadınların işlerini ‘gözden çıkarılabilir’ bir yere koydu. Kayıtlı istihdamda en az 800 milyar dolarlık bir kayıp oldu” dedi.
‘Güvencesiz işleri etkiledi’
Oxfam, söz konusu kaybın kayıtlı istihdama dair tahmini bir sonuç olduğunu, kayıt dışı ekonomide milyonlarca kadının daha işini kaybettiğini vurguladı. Bucher, “Covid-19, kadınları iş gücündeki son kazanımlarına darbe vurdu” dedi.
Oxfam, küresel ölçekte kaybedilen 64 milyondan fazla işin kadınlar tarafından olduğunu gösterdi. Kadınların iş gücünde karşılaştığı eşitsizlik pandemiden önce de gündemde olan bir sorundu. Birleşmiş Milletler verilerine göre kadınlar erkeklerin kazandığı her bir dolar karşılığında 77 cent kazanıyor.
Türkiye Cumhuriyet Merkez Bankası (TCMB) Enflasyon Raporu bilgilendirme toplantısı TCMB Başkanı Şahap Kavcıoğlu‘nun sunumuyla online olarak gerçekleştirildi.
2021 yıl sonu enflasyon tahminini 2.8 puanlık güncellemeyle yüzde 12,2’ye yükselttiklerini açıklayan Kavcıoğlu, yüzde 7 olan 2022 sonu enflasyon tahmininin de yüzde 7.5’a yükseltildiğini belirtti.
Merkez Bankası ocak ayında 2021 yıllık enflasyon tahminini yüzde 9.4 olarak açıklamıştı.
Kavcıoğlu, toplantıda şunları söyledi: “Bir önceki rapor dönemine göre TL cinsinden ithalat fiyatlarına bağlı güncelleme 1.8 puan, gıdadaki yüksek seyir 0,4 puan yukarı itti. Yönetilen yönlendirilen fiyatlar büyük ölçüde haberleşme hizmetleri ÖİV artışı ve tütündeki vergi ayarlaması yansımalarıyla enflasyon tahmini 0,1 puan yukarı çekti. Ayrıca toplam talep koşullarının öngörülenden güçlü seyri çıktı açığında yapılan güncelleme yılsonu tahminine 0.4 puan artırıcı yönde katkıda bulundu. Enflasyon ana eğiliminde gözlenen artış 2021 yıl sonu tahminin 0.1 puan yükseltti.”
‘İstihdam artışı büyümenin gerisinde kaldı’
Konuşmasında istihdam artışının büyümenin gerisinde kaldığını söyleyen MB Başkanı, “Bu gelişmede konaklama yiyecek eğlence kültür gibi hizmet sektörlerinin salgından olumsuz etkilenmesi ve işgücüne katılmadaki artış etkili olmaktadır. Yılın ikinci yarısında aşılamanın devamıyla salgına bağlı olumsuzlukların hafiflemesi hizmet sektörlerine yönelik görünümün iyileşmesi, turizmin hız kazanmasıyla istihdam imkanlarının genişlemesi bekleniyor” dedi.
‘Aşılanma hızlanınca cari denge iyileşecek’
Sanayide yatırım iştahının olumlu sinyaller verdiğini ve yatırım talebinin güç kazandığını öne süren Kavcıoğlu, cari dengenin de ikinci çeyrekten itibaren iyileşmeye başlayacağını söyledi:
“İkinci yarıda aşılamanın etkisiyle vaka sayılarının azaldığı görünüm turizm faaliyetlerini ve dış dengeyi destekleyecek. Uluslararası kısıtlamalar ve arz kısıtlı sektörlerde ihracat imkanlarını önemli ölçüde genişletti. Tedariklerin ülkemize kaydırılmasıyla hazır giyim ve tekstil başta belli sektörlerde ihracat ilave büyüme kazandı. Otomotiv başta hammadde ve ekipman yetersizliğine yol açtı üretimi ve ihracatı etkiledi. Yılın ikinci yarısında salgına bağlı koşulların iyileşmesiyle arz kısıtlarının zamanla giderileceğini tahmin ediyoruz.”
Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı, Tebuk, Riyad, Taif ve Cidde şehirlerinde bulunan ve Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı‘na bağlı okulları kapatma kararı aldı. Karar, okullara yazılı olarak bildirildi.
Dammam ve Abha şehirlerinde bulunan ve Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların da Suudi Arabistanlı yetkililer tarafından ziyaret edildiği, benzer kapatma kararlarının sözlü olarak iletildiği ifade edildi.
Mekke ve Medine’deki okullar da kapanacak
AA‘da yer alan habere göre, Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı tarafından okullara gönderilen kararda, “Eğitim yılı sonunda okullardaki faaliyetlerin sonlanacağı, öğrencilerin diledikleri okullara kayıt yaptırmaları hususunda kolaylık sağlanacağı, konuyla ilgili velilerinin bilgilendirilmesi gerektiği” ifadeleri yer aldı.
Ayrıca, Mekke ve Medine’deki Türkiye Milli Eğitim Bakanlığı’na bağlı okulların da aynı uygulamaya tabi tutulduğu belirtildi.
Öğrenciler mağduriyet yaşayabilir
Bazı diplomatik kaynaklar, bu okulların kapatılması durumunda burada öğrenim gören 2 bin 256 öğrencinin yeterli düzeyde Arapça bilmedikleri için Suudi Arabistan Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda eğitimlerine devam etmeleri halinde mağduriyet yaşanacağını kaydetti.
Ülkede faaliyetleri sonlandırılan okullar ise Riyad Uluslararası Türk Okulu, Cidde Uluslararası Türk Okulu, Tebük Uluslararası Türk Okulu, Dammam Uluslararası Türk Okulu, Taif Uluslararası Türk Okulu, Abha Uluslararası Türk Okulu, Mekke Uluslararası Türk Okulu ve Medine Uluslararası Türk Okulu oldu.
Doğada yavru hayvanların ve ebeveynlerin samimi anları her gün görülemiyor. Bunun da bir sebebi var.
Yeni doğmuş bebekleri olan anneler genel olarak tetikte oluyorlar. Bu yüzden bu kareleri yakalayabilmek de kendinizi onların yerine koymayı ve güvenlerini kazanmayı gerektiriyor.
Nesli tükenen türleri çekti
Yukarıdaki fotoğrafı yakalayan Suzi Eszster, dünyanın dört bir yanındaki çeşitli hayvan ve yavruları fotoğraflayan ödüllü bir vahşi yaşam fotoğrafçısı. Aynı zamanda kendi koleksiyonunu içeren ve çoğu nesli tükenmekte olan hayvanlarda oluşan bir kitabı var.
Gizmodo’nun aktardığına göre Eszster, “Bence tüm hayatlar önemli. Ancak bilhassa nesli tükenmekte olan veya kritik seviyede olan türlerin yeni üyeleri çok önemli sayılır ve belgelenir. Gerçekten ve gerçekten çok önemlidir” ifadelerini kullanıyor.
Kenya’daki Masai Mara Ulusal Koruma Alanı’nda bir aslan yavrusu.
İlgisi çocukluktan başladı
Eszter, çocukluğundan beri vahşi yaşam fotoğrafçısı olmak istediğini söyledi. En büyük destekçilerinden biri kendi annesiydi, şu anda anneleri ve bebekleri fotoğraflamakta uzmanlaştığı için komik bulduğu bir gerçek. Ancak Eszter, annesinin “hiç de doğa insanı olmadığını” söyledi. Yine de bu, annesini, kızının vahşi yaşam fotoğrafına olan ilgisini teşvik etmekten asla alıkoymamış.
Bir Borne orangutanı ve iki buçuk yaşındaki bebeği.
İlk kamerası olan Pentax IQ Zoom’u altı yaşındayken aldığını hatırlıyor. Onu ailenin kedi ve köpeklerini fotoğraflamak için kullanıyormuş. Eszter büyüdükçe sincaplara ve kuşlara yöneldi. Okulda korktuğunu ve uyum sağlamadığını hissettiği için de doğada olmaya ve hayvanlarla birlikte olmaya yöneldi.
Bir anne bizon, bebeğiyle Montana’daki Yellowstone Milli Parkı’nda oynuyor.
Önde gelen kadın fotoğrafçılardan
Yıllar geçtikçe Eszter, fotoğrafçılığa olan ilgisini tam zamanlı bir mesleğe dönüştürdü. Bugün, önde gelen birkaç kadın vahşi yaşam fotoğrafçısından biri. Genç kızlara ücretsiz doğa fotoğrafçılığı atölyeleri sunan, kar amacı gütmeyen Girls Who Click‘i kurdu.
Eszter, ayrıca Kuzey Amerika Doğa Fotoğrafçılığı Derneği tarafından yılın seçkin fotoğrafçısı ödülüne layık görüldü. Bu ödül son 24 yılda yalnızca bir kadına verilmişti.
Bir anne fil bebeğini Masai Mara Ulusal Koruma Alanı’nda taşımak için hortumunu kullanıyor.
Güven ilişkisi gerektiriyor
Yavru hayvanların ve ailelerinin fotoğraflarını çekmek için dünyayı dolaşmak çocuk oyuncağı gibi görünse de, durum böyle değil. Bir vahşi yaşam fotoğrafçısı olmak, amansız bir sabır ve hayvanla bir güven ilişkisi geliştirmeyi gerektiriyor.
Kendisini annelerin yerine koymanın önemli olduğunu dile getiren Estzer annelere stresli veya korkutucu bir şekilde yaklaşmamak gerektiğini söylüyor.
Kosta Rika’daki Cahuita Ulusal Parkı
’14 saat boşuna beklediğim oldu’
Leopar yavrularıyla yakın zamanda yaşadığı bir deneyimi anlatan Estzer, yavrular beş haftalıkken başlayıp 18 aylık olana kadar yaptığı çalışmayı şu sözlerle anlattı:
14 saatin geçtiği günler vardı. Küçük bir yüzün gülümsediğini görmeyi umarak 14 saat boyunca bir termit tümseğine baktığımı ve hiçbir şey olmadığını hatırlıyorum.”
Eszterhas’a göre, ayılar meraklı hissettiklerinde arka ayakları üzerinde zıplama eğiliminde.
Bazı hayvanlar daha zor
Bazı hayvanların bir görüntüde yakalanması diğerlerine göre çok daha zor. Çakal gibi utangaç hayvanlarla çalışmak inanılmaz derecede zor olabiliyor. Çakallar söz konusu olduğunda Eszter, ilk fotoğrafını çekmeden önce çakalların varlığına alışmasının 17 gün sürdüğünü söyledi.
Oraya ulaşmak için arabasını her gün hayvanların inine biraz daha yaklaştırdı. Bu, alışkanlık haline getirme olarak bilinen bir işlemdi. Sabah bölgeye gidiyor ve gece gidiyordu çünkü aracı çalıştırmak bile rahatsız edici olabiliyordu.
Sıcak, sıkışık bir arabada 14 saat kalmak ve tuvaleti kullanmak için dışarı çıkmak çakalların onu koklayacağı anlamına geldiği için su şişelerine işemek demekti.
Kanada’daki Wapusk Ulusal Parkı’nda çekilen bu fotoğrafta yer alan kutup ayısı yavruları, mağaradan yeni çıkmış ve dünyayı ilk kez görüyor.
‘En büyük tehlike insanlar’
Herhangi bir hayvanla tehlikeli bir durum yaşayıp yaşamadığı sorulan Eszter şu cevabı verdi:
Hayvanlar tahmin edilemez, ancak insanlar hayvanlardan çok daha öngörülemez. Ve bunu söylemek oldukça üzücü. Ama bu benim işim için insanlar en büyük tehlike.”
Bu şempanze, yaklaşık bir yaşında ve Uganda’nın Kibale Ulusal Parkı’nda yaşıyor.
Çalışırken, birinin onu kaçırmaya çalıştığını belirten Estzer bu durumdan kaçmayı başardığını söyledi. Başka bir olayda, 12 sarhoş korucu onu “kaçak avcılıktan” tutuklamaya çalıştı, ki bu açıkça doğru değildi ve başka niyetleri olduğu açıktı.
Hindistan’daki Bandhavgarh Ulusal Parkı’nda doğum ininin hemen dışında dört yavrusundan ikisini tutan bir kaplan anne.
Eszterhas, Hindistan hükümeti tarafından yakından korunan vahşi bir kaplan inini fotoğraflamasına izin verilen birkaç fotoğrafçıdan biri. İzin aldıktan sonra annesi doğum yapana kadar 18 ay nöbet tuttu.
Hindistan’daki Bandhavgarh Ulusal Parkı‘nda muhteşem bir mağarada olduğunu söylediği kaplanın inini bulması yaklaşık 10 gününü aldı. Anne çok rahat olmasına rağmen, yavrular utangaçtı ve ona alışmaları yaklaşık bir hafta sürdü. Koşulların üstesinden gelmek de kolay değildi. Muson mevsimiydi ve sıcaklıklar 46 dereceye kadar yükselmişti. Estzer, bütün bu çabaya değdiğini söyledi.
Eszterhas’a göre liman fokları insanlara alışkın değildir ve oldukça utangaçlar. Onları çekmek için gizli fotoğrafçılık yapmak zorunda kaldı.
Yıllar geçtikçe Eszterhas, çekimleriyle başkalarından daha fazla yardım almayı da öğrendi. Kariyerinin başlarında, her şeyi tek başına yapıyordu, çünkü öncelikle kayıtsız bir bütçe üzerinde çalışıyordu.
Şu anda ise yerel ekonomilere ve topluluklara para kazandırmaya yardımcı olmak için izleyiciler ve rehberler kiralayabiliyor.
Antarktika’da deri değiştirme veya bebek tüylerini kaybetme sürecinde olan bir Adélie pengueni