Ana Sayfa Blog Sayfa 1519

Cenevre’deki Kıbrıs görüşmelerinde uzlaşma sağlanamadı, müzakere başka bahara

İsviçre‘nin Cenevre kentinde yürütülen gayri resmi Kıbrıs görüşmeleri, resmi  müzakereye dönüşemedi.  “Kıbrıs sorununun çözümünde resmi görüşmelerin başlaması için yeterli ortak zemin bulamadık” diyen Birleşmiş Milletler (BM) Genel Sekreteri Antonio Guterres, bir çözüm bulunması için girişimlerde bulunmaktan vazgeçmeyeceğini kaydetti. 

Kıbrıs‘taki Türk ve Rum toplumlarının temsilcileri geçen salı Cenevre’de Birleşmiş Milletler (BM) öncülüğündeki gayri resmi toplantıda bir araya gelmişti. Üç gün sürecek toplantılara garantör ülkeler Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık da katılmıştı.

Ancak Türk tarafının “iki devletli çözüm”, Rum tarafının ise “federasyona dayalı çözüm” önerileriyle gittiği görüşmeler öncesi, tarafların ortak zeminde buluşabileceğine fazla şans tanınmıyordu. 

Türkiye, Yunanistan ve Birleşik Krallık’tan dışişleri bakanları, Kıbrıs’tan ise  KKTC lideri Ersin Tatar ile Kıbrıs Cumhurbaşkanı Nikos Anastasiadis‘in katıldığı görüşmelerin ikinci gününde Tatar, altı maddelik bir öneri paketi sundu.

Tatar’ın Guterres’e sunduğu öneriler şöyleydi:

  • Genel Sekreter, Güvenlik Konseyi’nin iki tarafın eşit uluslararası statüsünün ve egemen eşitliğinin güvence altına alındığı bir kararı kabul etmesi için inisiyatif alacaktır. Böyle bir karar, mevcut iki Devlet arasında iş birliğine dayalı bir ilişki kurulması için yeni bir temel oluşturacaktır. ​​​​​​
  • Yukarıda belirtilen düzenlemeyle iki tarafın eşit uluslararası statüsü ve egemen eşitliği sağlandıktan sonra, BM Genel Sekreteri himayesinde karşılıklı olarak kabul edilebilir bir iş birliği anlaşması oluşturmak için sonuç odaklı ve belli bir zaman aralığına dayalı müzakerelere başlayacaklardır.
  • Müzakereler, iki bağımsız Devlet arasındaki gelecekteki ilişkilere, mülkiyet, güvenlik ve sınır düzenlemesinin yanı sıra AB ile ilişkilere odaklanacak.
  • Müzakereler, Türkiye, Yunanistan ve İngiltere’nin yanı sıra uygun olduğu hallerde, gözlemci olarak AB tarafından desteklenecektir.
  • Herhangi bir anlaşma bağlamında, iki Devlet karşılıklı olarak birbirini tanıyacak, üç Garantör Devlet bunu destekleyecektir.
  • Bu müzakereler sonucunda varılacak herhangi bir anlaşma, iki Devlette ayrı olarak eşzamanlı referandumlarda onaya sunulacaktır.

Önerilerin kabul görmemesi ve uzlaşma sağlananamaması üzerine masa dağıldı. Bu görüşme, 2017’de yine İsviçre’de, Crans Montana‘daki görüşmelerin ardından ilk bir araya geliş idi. Ancak bu kez resmen müzakere masası kurulmamıştı. 

BM Genel Sekreteri Guterres, bu konuda iki veya üç ay içinde yeni bir girişimde bulunacaklarını, 5+1 formatında “yakın gelecekte yeniden bir araya gelmek” konusunda mutabık kalındığını açıkladı.

Türkiye Ekonomik İzleme Raporu: Türkiye’de yoksulluğun salgın öncesi seviyelere dönmesi zor

Dünya Bankası‘nın Türkiye’deki son ekonomik gelişmelerle ve beklentilerle ilgili analizleri Türkiye Ekonomik İzleme Raporu‘nun son sayısında yayımlandı.

Raporda, Türkiye ekonomisinin büyük oranda yıl ortasındaki kredi patlaması sayesinde salgın dönemi durgunluğuna rağmen 2020’de küresel olarak büyüyen birkaç ekonomiden biri olduğu ifade edildi.

Ancak, raporda Türkiye’nin 2019 yılında yüzde 10,2 olan yoksulluk oranının geçen yıl yüzde 12,2 yükseldiğini ve salgın öncesi seviyelere de geri dönüşün zor olacağı belirtildi.

‘2020 yılında pozitif büyüme performansı sağladı’

Voice Of America‘da yer alan habere göre, salgın sürecinde uygulanan politikalar ve bunların ekonomi etkilerinin 2020 yılının ikinci yarısında ekonomik faaliyetin toparlanmasını sağladığı ileri sürüldü:

Kredileri desteklemeye yönelik önlemler de dikkate alındığında, Türkiye’nin ekonomik destek programının büyüklüğünün gayrısafi yurtiçi hasılaya oranı G20 yükselen piyasa ekonomilerinin ortalamasından daha yüksek olarak gerçekleşmiştir. Bu desteklerin sonucu olarak meydana gelen kredi patlaması ve Haziran ve Temmuz aylarında hareket kısıtlamalarının ve işletme kapatma önlemlerinin gevşetilmesi, ekonomik faaliyetin belirgin bir şekilde yükselişe geçmesini sağlayarak Türkiye’yi 2020 yılında pozitif büyüme performansı sağlayan birkaç G20 ülkesinden birisi haline getirdi.”

‘Yoksullara daha fazla zarar verdi’

Fakat, bu büyümenin beraberinde yüksek enflasyon, uluslararası rezervlerde düşüş, TL’de zayıflama, cari açıkta artış ve şirketlerde yaşanan finansal stresleri getirdiğine vurgu yapılarak şu açıklamalarda bulunuldu:

2020 yılının sonundaki ekonomik canlanma, işgücü piyasalarının bir nebze olsun toparlanmasına yardımcı olurken, özellikle kadınlar, gençler ve düşük vasıflı işçiler olmak üzere birçok çalışan geride kaldı. Bu durumun, yüksek enflasyon ile birlikte, yoksullara daha fazla zarar vermiş olması muhtemeldir.”

Dünya Bankası, 2019 yılında yüzde 10,2 olan yoksulluk oranının 2020 yılında yüzde 12,2’ye yükseldiği tahmininde bulunarak, “Şu anda yoksulluk oranını pandemi öncesi seviyelere geri getirmek bir zorluk teşkil etmektedir.”

‘Türkiye’nin büyüme beklentileri etkilenebilir’

ABD ve diğer gelişmiş ekonomilerin enflasyonda artış işaretleri vermesi sebebiyle bu ülkelerde çok gevşek para politikasına son verileceğine dair piyasa spekülasyonlarının yoğunlaşmasının küresel likiditede Türkiye gibi piyasaların aleyhine istikrar bozucu hareketlere yol açabileceği uyarısında bulunan Dünya Bankası, raporda “Bazı ülkelerde COVID-19 salgınının yeniden yükselişe geçmesi riskleri de küresel toparlanmayı ve Türkiye’nin büyüme beklentilerini etkileyebilir” ifadelerini kullandı.

‘Yeşil toparlanma teşvik edilmeli’

Dünya Bankası Türkiye Ülke Direktörü Auguste Kouam raporla ilgili değerlendirmelerde bulunarak, şu açıklamaları yaptı:

Yeşil toparlanmayı teşvik etmeye ve yeşil bir dönüşümü başlatmaya yönelik önlemler, küresel piyasaların karbon emisyonlarını düşürdüğü bir süreçte Türkiye’yi rekabet bakımından avantajlı bir konumda tutabilir.”

Kouam, daha fazla çeşitlendirilmiş ve daha yeşil mali sistemin dayanıklı ve sürdürülebilir bir toparlanmayı destekleyeceğini dile getirdi.

‘İşgücü piyasasında yaşanan şok, etkiler bırakabilir’

Dünya Bankası Türkiye Ofisi’nden raporu hazırlayan ekibin lideri David Knight da raporla ilgili şu değerlendirmelerde bulundu:

İşgücü piyasasında yaşanan şokun uzun süre kalıcı etkiler yaratması beklenmektedir ve sosyal yardımlarla birlikte aktif ve hedefli işgücü piyasası politikaları özellikle kadınlar ve gençler olmak üzere insanların potansiyellerinin tamamını gerçeğe dönüştürebilmeleri için giderek daha önemli hale gelecektir.”

Yoksulluğun bir ölçüsü olan ve Dünya Bankası tarafından izlenen Gini katsayısı, 2005-2007 yılları arasında Türkiye’deki eşitsizlikte ciddi bir düşüşün olduğunu yansıtsa da bu katsayı 2015’ten beri yükseldi.

ABD eyaletindeki kurtların öldürülmesi için sunulan tasarı kabul edildi

ABD’nin kuzeybatısında yer alan Idaho eyaletinde milletvekilleri eyalete kurt nüfusunun yüzde 90’ını öldürme yetkisi veren bir tasarıyı onayladı.
Bölgedeki çiftçiler tarafından savunulan tasarı, önümüzdeki günlerde vali tarafından da imzalanırsa yasa haline gelecek.

Vali Brad Little yasayı destekleyip desteklemediğine dair herhangi bir açıklama yapmadı. Sözcüsü de imzayı bekleyen tasarılar hakkında yorum yapmaktan kaçındı.

Idaho Temsilciler Meclisi söz konusu tasarıyı 58’e karşı 11 oyla kabul etti. Kurtların koyun, sığır ve diğer çiftlik hayvanlarını yemesinden şikayet eden çiftçiler bu tasarı için uzun süredir baskı oluşturuyordu.

‘Çiftlikleri yok ediyor’

New York Times’ın aktardığına göre tasarıyı destekleyen Idaho Eyalet Senatörü Mark Harris kurtlar hakkında “Çiftlikleri ve vahşi yaşamı yok ediyorlar” ifadelerini kullanmıştı.

Idaho Fish ve Wildlife kurumu 2002 yılında 150 kurt için Kurt Koruma ve Yönetim planı oluşturmuştu. Harris, son sayımda kurt sayısının 10 katından daha fazla arttığını söyledi.

Yaban hayatı koruma grupları tepkili

Öte yandan yaban hayatı koruma grupları Vali’yi tasarıyı veto etmeye çağırdı. Western Watersheds Project üç koruma grubu adına yaptığı açıklamada, “Tasarı kurtları öldürmek için milyonlarca dolarlık kamu fonunu boşa harcayacak. Ayrıca kurtların yeniden nesli tükenmekte olan türler listesine girmesine neden olacak” ifadelerini kullandı.

Gri kurtlar, geçen yıl ABD İçişleri Bakanlığı tarafından Nesli Tükenmekte Olan Türler Yasası’ndan çıkarılmış ve nüfusunun artık koruma gerektirmeyecek kadar iyileştiği belirtilmişti.

AYM’den Gezi’de gözünü kaybeden Sarıkaya kararı: Eziyet edildi, polisler soruşturulsun

Anayasa Mahkemesi (AYM) Gezi Direnişi’nde polisin attığı gaz fişeği nedeniyle sağ gözünü kaybeden Erdal Sarıkaya’nın bireysel başvurusunu karara bağladı. AYM, eziyet yasağının ihlal edildiğine hükmederek, Sarıkaya’ya tazminat ödenmesine karar verdi. Mahkeme, ayrıca sekiz yıldır yargılanmayan polislerin yeniden soruşturulmasına karar verdi.

Açıklanan gerekçeli kararda, Anayasa’nın 17/3. Maddesinde güvence altına alınan eziyet yasağının maddi ve usul boyutu itibarıyla ihlal edildiğine ve kararın bir örneğinin eziyet yasağı ihlalinin sonuçlarının ortadan kaldırılması için yeniden soruşturma yapılmak üzere İstanbul Cumhuriyet Başsavcılığına gönderilmesine hükmedildi.

İstanbul’da bir giyim firmasında güvenlik görevlisi olarak çalışan Sarıkaya,  Taksim Meydanı’ndaki polis müdahalesinde gözünden yaralanmıştı. Aynı gün aldığı sağlık raporuyla savcılığa suç duyurusu yaptı. Görüntüleri inceleyen bilirkişi, 16 polisin ismini belirledi ancak soruşturma izni verilmedi.  Sarıkaya’nın bu karara yaptığı itiraz da reddedildi. Erdal Sarıkaya, bunun üzerine 2017 yılında “Eziyet yasağının ihlal edildiği” gerekçesiyle Anayasa Mahkemesine başvurdu.

AYM’nin 17 Mart 2021 tarihli kararının gerekçesi bugünkü Resmi Gazete’de yayınlandı.

‘Şiddet uygulanmasına sebep yoktu’

Erdal Sarıkaya’nın şiddete başvurduğuna dair bir kanıt olmadığı, zaten hakkında da bir soruşturma açılmadığı belirtilen gerekçeli kararda şu ifadeler kullanıldı:

“Dolayısıyla başvurucuya yönelik güç kullanılmasının kaçınılmaz hale geldiği kolluk birimlerince ispatlanamamıştır. Olayın koşulları bir bütün olarak değerlendirildiğinde özellikle başvurucuda yarattığı etki nazara alındığında yaralama eyleminin eziyet olarak nitelendirilmesi mümkündür.”

‘Etkili soruşturma yükümlülüğü ihlal edildi’

Soruşturma makamınca izne tabi olmayan suçların soruşturulması için izin prosedürünün işletilmesinin ve bu nedenle sorumluluğu bulunan kişiler hakkında soruşturma yapılmamasının başlı başına kötü muamele yasağının etkili soruşturma yükümlülüğünü ihlal ettiğini ifade eden AYM, olayın sekiz yıldır aydınlatılmamış olmamasını da eleştirdi:

“Dolayısıyla Başsavcılıkça resen ve derhal hareket etme yükümlülüğüne aykırı hareket edilerek maddi gerçeğin araştırılması bakımından gereken özenin gösterilmediği, kaybolması muhtemel delillerin zaman kaybedilmeksizin toplanmadığı ve sorumluların tespit edilmediği, ayrıca makul süratle soruşturmanın tamamlanmadığı dikkate alındığında kötü muamele (eziyet) yasağı kapsamında etkili soruşturma yükümlülüğünün ihlal edildiği sonucuna ulaşılmıştır”

AYM’nin oy birliğiyle verdiği karar gereği, Sarıkaya’ya 3.857.50 TL tazminat ödenecek ve ihlalin sonuçlarının ortadan kaldırılması için polisler hakkında yeniden soruşturma yapılacak.

Diyanet Vakfı’ndan 200 kişilik iftar yemeği

Türkiye Diyanet Vakfı, koronavirüs tedbirleri kapsamında yasak olmasına rağmen Çorum İl Müdürlüğü‘ne bağlı yurtlarda kalan 200 öğrenciye toplu iftar yemeği düzenledi.

Cumhurbaşkanı Recep Tayyip Erdoğan kabine toplantısı sonrasında yaptığı konuşmada “Ramazan ayında toplu iftar ve sahur yapılamayacak” demişti. Daha sonra İçişleri Bakanlığı, tüm illere gönderilen genelgede, yurttaşların toplu katılım gösterdiği iftar, sahur gibi kalabalık grupları bir araya getiren her türlü etkinliğe ve iftar çadırlarına müsaade edilmeyeceği duyurulmuştu.

Bu açıklamalara rağmen, Türk Diyanet Vakfı, Çorum İl Müdürlüğü’ne bağlı yurtlarda kalan 200 öğrenciye toplu iftar yemeği verdi.  200 öğrencinin bir araya geldiği yemek masasında oturduklarını gösteren fotoğraflar, Çorum İl Müftülüğü’nün sosyal medya hesabından “İl müftümüz, KYK’da kalan öğrencilerle buluştu” başlığıyla paylaşıldı.

Soya fasulyesi ve mısır fiyatları sekiz yılın zirvesinde

Soya fasulyesi, buğday ve mısır fiyatları olumsuz hava koşulları ve Çin’in tüketiminin yükselişi tetiklemesiyle sekiz yılın zirvesine çıktı.

Buğday fiyatları Nisan ayında yüzde 21 yükseldi ve 2017’den beri en iyi aylık performansa ilerledi. Mısır fiyatları ikiye katlarken soya fasulyesi fiyatları 11 gün üst üste yükselerek Eylül’den beri en uzun süreli yükseliş serisini kaydetti.

Kuraklık ve aşırı yağışlar

Brezilya ve ABD’de görülen kuraklık, vadeli mısır kontratlarının yükselişinde etkili oldu. Arjantin’deki aşırı yağışlar ise soya fasulyesi hasadını olumsuz etkiledi.

Commonwealth Bank of Australia‘da tarım stratejisti olan Tobin Gorey, büyük fiyat hareketleri olduğunu ve bu hareketlerin devam edebileceğini söyledi.

2012’den bu yana en yüksek seviye

Bloomberg’in aktardığına göre Chicago Borsasında soya fasulyesi fiyatları yüzde 0.5 artışla bushel başına 15.475 dolar olarak Kasım 2012’den beri en yüksek seviyeye çıktı.

Mısır fiyatları yüzde 1.7 artışla bushel başına 6.685 dolardan, buğday fiyatları ise yüzde 1.3 artışla 7.4875 dolardan işlem gördü.

Almanya’nın en üst mahkemesi: Hükümet emisyon azaltma hedeflerini artırmalı

Almanya’nın en yüksek mahkemesi, yükselen deniz seviyesinin aile çiftliğini yutmasından endişe eden genç bir kadının başvurusunu değerlendirdi. Genç kadının lehine karar veren mahkeme, hükümetin 2019 iklim değişikliği yasasını sıkılaştırması için yıl sonuna kadar süre verdi.

Almanya Anayasa Mahkemesi perşembe günü açıkladığı kararda yasanın kendi başına gelecek nesillerin haklarını ihlal etmediğini ancak 2031’den itibaren karbon emisyonlarında daha fazla kesinti yapılması için yeterli düzenlemeyi yapmadığını söyledi.

‘Şikayetçilerin özgürlükleri ihlal ediliyor’

Davacılar arasında, Kuzey Denizi‘ndeki Pellworm adasında bir çiftçi ailenin kızı olan Sophie Becksen vardı. Becksen, yükselen deniz seviyesinin alçakta yatan adasını yutacağından ve kendisine hiçbir miras bırakmayacağından korkuyordu.

Fotoğraf: Shutterstock

Mahkeme yaptığı açıklamada, “İtiraz edilen hükümler, bazıları hala çok genç olan şikayetçilerin özgürlüklerini ihlal ediyor. Yasadaki hükümler, büyük emisyon azaltma yüklerini 2030’dan sonraki dönemlere geri döndürülemez bir şekilde yüklüyor” ifadeleri kullanıldı.

Yasa ne vadediyor?

Yasa, Almanya’nın 2030’a kadarki karbondioksit emisyonlarının 1990’dakine kıyasla en az yüzde 55 daha düşük olmasını ve 2050’ye kadar net sıfır emisyona ulaşmasını taahhüt ediyordu.

Söz konusu yasaya Becksen’in de aralarında bulunduğu dört kişi itiraz etmişti. Dava Greenpeace ve Fridays for Future gibi çevre gruplarının desteği ile açılmıştı.

Sağlık Bakanlığı’ndan ikinci doz BioNTech aşısı için yeni açıklama

Türkiye Bankalar Birliği: Tam kapanmada bankacılık hizmetleri kesintisiz sürecek

Türkiye Bankalar Birliği (TBB), 17 gün sürecek tam kapanma sürecinde banka şubelerinin 10.00-16.00 saatlerinde, sayıları banka yöneticileri tarafından belirlenecek şekilde ve makul sayıda personel ile hizmet vereceğini açıkladı.

TBB tarafından yapılan açıklamada, kısıtlama döneminde banka müşterilerinin işlemlerini şube dışı hizmet kanallarından yapmalarının önemli olduğuna da dikkat çekildi.

‘Bankacılık hizmetleri devam edecek’

TBB açıklamasında, bankacılık hizmetlerinin ve ödeme sistemlerinin bu dönem boyunca kesintisiz olarak devam edeceğini kaydetti:

Alınan tedbirlerin başarıya ulaşabilmesi için kurallara hassasiyetle uyulmasının gerekli olduğu aşikardır. Bu bağlamda, kısıtlama süresince banka müşterilerinin işlemlerini şube dışı hizmet kanallarını kullanarak yerine getirmeleri önem arz etmektedir.

Bankalar toplum, müşteri ve çalışan sağlığının korunmasına azami ölçüde dikkat ederek, bankacılık hizmetlerini ve ödeme sistemlerini kesintisiz olarak sürdürecektir. Banka şubeleri 10.00-16.00 saatleri arasında, sayıları banka yönetimlerince belirlenecek şekilde ve makul sayıda personel ile hizmet verecektir. Banka müşterileri bölgelerindeki açık şubelere ilişkin bilgiye ilgili bankaların internet sitesi ve diğer iletişim kanallarından ulaşabilirler.”

Çek işlemleri hakkında açıklama

Türkiye Bankalar Birliği, bu dönemde çek işlemlerinin nasıl devam edeceğiyle ilgili de bilgilendirmelerde bulundu:

Çek işlemlerinde, banka şubeleri kısıtlama süresince açık olduğundan banka şubesine gelen müşterinin (çek hamilinin) çekini ibraz ederek, hamil sıfatı ile işlem yapılmasını talep etmesi halinde hesapta para varsa çek ödemesi gerçekleştirilebilecek, çekin karşılığı hesapta mevcut değilse muhatap banka tarafından konuya ilişkin mevzuat hükümlerine göre işlem yapılabilecektir. Sokağa çıkma yasağı nedeniyle hamili olduğu çeki bankaya ibraz edemeyen çek hamilleri ise Türk Ticaret Kanunu’nun 811. madde hükmünden yararlanabilecektir.”

‘Edim süreleri uzatılabilir’

Bunun yanında, tam kapanma süresi boyunca işlem yapılmak istenen banka şubesinin kapalı olması sebebiyle 30 Nisan-14 Mayıs tarihlerinde bankalara olan edimlerini vadesinde yerine getiremeyecek müşterilere, talepleri ve tarafların uzlaşmasıyla edim sürelerinin uzatılması konusunda üyelere tavsiyede bulunulmasına karar verildiğinin altı çizildi.

Edimlerini zamanında yerine getiremeyecek müşterilerin TBB Risk Merkezi‘ne yapılan bildirimlerinin Risk Merkezi Genelgesi’nin Mücbir Haller Uygulaması‘na göre yapılmasının üyelere hatırlatılması ve tavsiyede bulunulmasına ilişkin karar alındığına da vurgu yapıldı.

Dünya genelinde 192 milyon hayvana deney için işkence ediliyor

ABD’de yayınlanan hayvan deneyleri istatistiklerini inceleyen PR servisi B2Press’in paylaştığı verilere göre, dünya genelinde 192 milyondan fazla hayvan, yaşam alanlarından koparılarak laboratuvarlarda tutuluyor.

Hayvanlar üzerinde yapılan deneylerin yüzde 30’undan fazlası orta ve şiddetli acı veren uygulamalar içeriyor. En ağır tablo ise ilaç endüstrisinde görülüyor. İstatistikler, hayvanlar üzerinde test edilen ilaçların yüzde 98’inden fazlasının hiçbir zaman raflara çıkmadığını gösteriyor.

Çin ilk sırada

Online PR servisinin incelediği istatistiklerde, tüm kozmetikler için hayvan testi yapılmasını zorunlu kılan Çin 20,5 milyon ile en çok hayvanı deneylerde kullanan ülke olarak öne çıkıyor.

Hayvanlar üzerinde testlerini en çok kullanan ülkelerden bir diğeri olan ABD’nin laboratuvarlarında ise 22 milyon hayvan araştırma için kullanılıyor.

Kozmetik testlerinde 500 binden fazla hayvanın denek olarak kullanıldığı görülürken, aralarında Norveç, Yeni Zelanda, Hindistan ve Avustralya’nın da bulunduğu 39 ülkede ise kozmetik ürünlerde hayvan deneylerinin yasaklandığı biliniyor.

En çok kullanılan hayvan Gine domuzu

Derlenen istatistikler, deneylerde en çok kullanılan hayvan türlerini de ortaya koyuyor. Klinik öncesi çalışmaların uygulanabilir olması için deneylerde en az 2 tür kullanılırken, 171 bin 406 deneyin parçası olan Gine domuzları yüzde 20,57 ile ilk sırada yer alıyor.

Onları yüzde 16,46’yla tavşanlar, yüzde 11,75’le insanlar hariç primatlar, yüzde 9,49’la hamsterlar ve yüzde 7,29’la köpekler izliyor. Araştırma hayvanlarının çoğu ise herhangi bir hayvan refahı yasası tarafından korunmuyor.